Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
Anabilim Dalı

Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı

Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty

2.108

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihin sonu ve medeniyetler çatışması tezlerinin karşılaştırmalı analizi

1989'lu yıllarda gündemde yer edinmiş olan Tarihin Sonu ve Son İnsan çalışması, bir sonraki dönemlerde Medeniyetler Çatışması teziyle sorularına cevap almıştı. Fukuyama bu çalışmasında, özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından da etkilenerek, Komünizm anlayışının yenildiğini, nihai anlamda Liberal Demokrasi'nin galip geldiğini, bundan sonrasında da artık bu anlayışın dünyaya hakim olacağını dile getirmiştir. Ancak onun bu fikri Tarihin Sonu deyiminden de etkilenilerek, Sıcak Savaş olayının bir daha kesinlikle yaşanmayacağı şeklinde yorumlanmış, Fukuyama'yı ütopist düşünür olarak görenler olmuştur. Halbuki burada, Tarihin Sonu deyiminden, Sıcak Savaş olaylarının artık sonlanacağı anlaşılmamalıdır çünkü bunun haricinde bahsedilen bir olgu daha vardır ki bu olgu Liberal Demokrasidir. Bu kavram hakikaten de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ABD'nin Tek Hegemon Güç şeklinde tarih sahnesinde kalmasıyla zaten vücut bulmuştur. Fukuyama'nın bu çalışmasını ele alan, Huntington'ın Medeniyetler Çatışması tezinde ise; geçmişten günümüze savaş durumunun insanlık tarihinde etkin olduğu, bu düzenin bu şekilde hasıl olduğu ve böyle de devam edeceği dile getirilmiştir. Huntington burada tıpkı Edward Said gibi Müslüman toplumları hakkında geçen kötü sıfatlardan da bahseder. Bu toplumun uyuşuk, hazıra konan, çalışmak konusunda tıpkı asalak misali davrandıklarını çeşitli şekillerde anlatmışlardır. Sonuç olarak her iki düşünür de tarih boyunca yaşanılmış olayları farkı perspektiflerle analiz ederek bilim adına katkıda bulunmuş popüler isimlerden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Liberal Demokrasi, Medeniyetler Çatışması, Tarihin Sonu, Soğuk Savaş, Komünizm, Tek Hegemon Güç.

HegemonyaKomünizmLiberal demokrasi+2
Gül Çiğdem
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afrika'da bir ulus-devlet inşa süreci: Zambiya ve Kenneth Kaunda

Avrupa için Coğrafi Keşifler, sadece mistik dünyalara ulaşmanın romantik bir macerası değil, aynı zamanda materyalist bir zenginliğin de temel anahtarıydı. Yüzlerce yıl süren savaşlar ve ağır siyasi krizlerden bunalan Avrupa, bu sorunları aşmanın yollarını aramış ve bunu da hem uzak doğu da hem de uzak batı da yeni dünyalar keşfederek çözüleceğine inanmıştır. İşte Afrika sömürgeciliği Batı'nın böyle bir arayışa başladığı dönemlerde ortaya çıkmıştır. Ümit Burnu'nu dolaşarak yeni dünyanın ve uzak doğunun gizemli zenginliklerine ulaşmak isteyen Batı, giriştiği emperyalist maceranın ilk aşamasında Kıtayı lojistik amaçlı basit bir durak olarak görmüştü. Ancak zaman geçtikçe Kara Kıta, Batı için basit bir durak olmaktan çıkmıştır. Sanayi Devrimiyle birlikte Batı için Afrika hem doğal hem de beşeri kaynaklar bakımından doğal bir sömürü alanı haline gelmiştir. Batı, Afrika'nın zenginliklerine beşeri ve doğal kaynaklarını büyük bir iştahla sömürerek işe başladı. Önce kölelik yoluyla ucuz insan gücüne, ardından da yer altı ve yer üstü kaynaklarına saldırdı. Bunu yaparken kendi içindeki rekabeti bütün acımasızlığıyla Kıtaya taşıdı. Yapay sınırlar ve uluslar kurdu. Böylece Afrika'nın bütün doğasında onarılmaz yaralar açtı. İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde Kıta umutsuzca kendi kurtarıcılarını beklemekteydi. Kıtanın diğer siyasi coğrafyalarında olduğu gibi Zambiya'da sömürgeciliğin verdiği az gelişmişlikten kurtulmak ve modern uluslara dünyasında yerini almak için Kenneth David Kaunda gibi özgün bir lideri çıkarmıştır. İşte bu tez Afrika Kıtasının sömürgecilik dönemlerini ve daha sonra kurulmaya başlayan ulus devletlerini Zambiya ve Kenneth Kaunda örneğinden yola çıkarak incelemeye çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: Zambiya, Afrika, Sömürge, Kenneth Kaunda.

AfrikaAfrika ülkeleriDevlet inşaası+6
Betül Şengül
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Başkanlık sistemlerinde ve parlamenter sistemlerde dış politika anlayışı ve işleyişi: ABD ve Türkiye(1982 Anayasası) örneği

Türkiye'nin uluslararası konumu, dünyanın en sorunlu bölgeleri olan balkanlar, Orta Asya ve Ortadoğu'nun tam merkezi konumundadır. Diğer tarafta Batı ve İslam ile eski doğu bloğu ve batı bloğunun arasında kritik bir bölgededir. Her medeniyetten harmanlanan bir kültürü içinde barındıran Türkiye'nin bu özelliği hem avantaj hem de dezavantaj yaratmaktadır. Kültürel zenginliğin olması ülkenin dış politikasının kapsamını genişletirken, aynı özellik iç politikada dış etkilere imkân sağlamaktadır. Bu farklı kültür ve değerlerin parlamenter sistemin siyasi mücadelesinde birbirlerinden kopup ayrışmasına sebep olmaktadır. Bu ayrışmalar sistem içinde var olan rekabetten dolayı birbirinin önüne geçmek için karşıt bir politika izleyerek aradaki uçurumu daha da açmaya sebep olmaktadır. İç politika bu hale gelirken dış politika doğal olarak göz ardı edilir ve kritik bir bölgede olan bir ülkenin böyle bir lüksü olmamaktadır. Bu çalışmada Türkiye'nin dünyanın en kritik coğrafyasında bulunmasının getirdiği külfetleri taşımakta zorlandığını ortaya koyulmaktadır. Çoğu hükümet sistemiyle alakalı aynı sorunları yaşamasına rağmen bir türlü çözüm üretilememiştir. Bir asırdır bu kısır döngü durmadan denendi ve başarı sağlanamadığı ortaya koyulmaktadır. Özellikle dış politika üzerinden ABD başkanlık sistemini ve Türkiye parlamenter sisteminin dış politikasını karşılaştırıp hangi sistemde uygulanan dış politika daha etkin? Sorusuna cevap bulmaya çalışılmaktadır. Bununla beraber Türkiye'nin bu sorunlu bölgelere yakın olmasının dış politikasında daha hızlı karar alması gerektiği kanaatine varıldığından, başkanlık sisteminin hızlı karar mekanizmasına sahip olmasından dolayı Türkiye için gerekli olduğu kanaatine varılmaktadır. Anahtar kelimeler: Başkanlık Sistemi, Parlamenter Sistem, Dış Politika, Türkiye, Amerika, Karar Mekanizması

Amerika Birleşik DevletleriAnayasa 1982Anayasa+7
Serdal İlbaş
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihsel süreçte Rusya'nın Kuzey Kafkasya politikası

Önemli bir noktada bulunan Kafkasya, özellikle Rusya gibi büyük güçlerin yıllar boyunca odak noktası olmuştur. Jeopolitik ve jeostratejik bir bölge olan Kafkasya, bu büyük güçlere karşı yıllar boyu mücadele vermiştir. Bölge, coğrafi olarak Güney ve Kuzey Kafkasya olarak ikiye ayrılmıştır. Bu tezde Kuzey Kafkasya bölgesinin tarih boyunca Rusya'ya karşı verdiği mücadele ele alınmıştır. Rusya'nın Kuzey Kafkasya'daki hâkimiyet çabaları uzun süre devam etmiş olsa da Soğuk Savaş sonrasında SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Kuzey Kafkasya'da bulunan etnik gruplardan bazıları Rusya içerisinde özerk cumhuriyetler haline gelirken bazıları da bağımsızlıklarına kavuşmuştur. Rusya'nın yayılmacılık politikası başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fakat günümüzde hala, Kuzey Kafkasya halkları üzerindeki politikalarına devam etmiştir. Kuzey Kafkasya halklarının, 1850 yılından itibaren Osmanlı Devleti'ne yaptıkları zorunlu göç hareketleri sonucunda, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti'nde geniş bir nüfusa sahip olmuşlardır. Tezimde, Kuzey Kafkasya'da bulunan etnik gruplar tek tek ele alınıp, mücadeleleri ve sonuçları konu edilmiştir. Ayrıca, Rusya'nın tarihsel sürecindeki gelişmeler sonucunda değişen, Kuzey Kafkasya politikalarına geniş bir şekilde yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, Rusya, 1864 Çerkez Sürgünü, Abhazya, Kuzey Kafkasya Coğrafyası, Kuzey Kafkasya'da Etnik Kökenler

AbhazyaEtnik azınlıkEtnik gruplar+5
Meltem Yıldırım
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sahra altı Afrika'da politik ve ekonomik bir güç olarak Güney Afrika Cumhuriyeti

Uluslararası İlişkiler anlamında güç, tanımlaması zor olduğu kadar da önemli bir kavramdır. Gücün tanımı, unsurları ve yöntemi değişkenlik gösterse de küresel olarak güce sahip olmak daima hedef durumunda olmuştur. Zaman içinde ülkelerin güç mücadelesinin şekil değiştirmesiyle birlikte yumuşak güç kavramı ortaya çıkmış ve ülkelerin güç yarışı kültürel, bilimsel, sosyal ve teknolojik alanlara doğru yönelmeye başlamıştır. Ekonomik ve askeri güçleriyle doğrudan bir sert güç uygulaması yerine bu kaynaklarının da desteğini alarak yumuşak güç unsurlarıyla bölgesel ya da küresel güç elde etmeye çalışan ülkelerin sayısı artış göstermektedir. Afrika kıtasında, özellikle Sahra altı Afrika'da kayda değer gelişmeler gösteren Güney Afrika Cumhuriyeti bölgesel güç olma hedefinde ilerlemektedir. Apartheid rejiminden sonra ekonomik, politik ve askeri açılardan gelişim göstermeye başlayan ülke, bölgesel olarak bakıldığında oldukça iyi bir ilerleme sergilemiştir. Ayrıca Güney Afrika Cumhuriyeti'nin bölgesel ve küresel örgütlerde etkin roller üstlenmesi de bölgesel güç olma yolunda ilerleyişinin bir göstergesi olarak nitelendirilebilir. Bu nedenle tezin içeriği, Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Sahra altı Afrika'da bölgesel güç olma hedefi özellikle politik, ekonomik ve askeri gücü temel alınarak oluşturulmuştur.

AfrikaApartheidAskeri+7
Melis Ağarı
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de narko terörizm ve uluslararası düzeyde uyuşturucu ile mücadele

Terörizm ve terör olayları ülkeler açısından farklılıklar gösterse de birçok ülke için tehlike ve tehdit unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Terör olayları ilk olarak insanoğlunun var oluşu ile birlikte Habil ve Kabil kardeşlerinin birbirleri ile olan mücadeleleri ilk örnek olarak sunulabilir. Toplumlar oluştukça devlet yapıları ortaya çıktıkça terör olguları bağımsızlık mücadeleleri bir takım iç savaş ve yıkımlara neden olmuştur. Bu çalışmada terörizm, terör örgütleri ve ülkemizde faaliyet te bulunan narko terör yapısı incelenmeye çalışılmıştır. Dünya'da ve ülkemizde üretimi bir şekilde gerçekleşen veya transit güzergâh üzerinde olan ülkemiz coğrafyası kullanılarak geçişi sağlanan uyuşturucu maddelerine karşılık nasıl ve ne şekilde önlem alınacağı üzerine durulmaya çalışılmıştır. Ülkemizde uyuşturucu ile mücadele kapsamında adli kolluk görevi bulunan Emniyet teşkilatı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı'nın yapmış olduğu hem kendi birimlerince hem de ortaklaşa koordineli bir şekilde bu mücadelede ele geçirilen ürünlerin yakalamaları incelenmiş olup; eksik yanları ele alınarak daha hızlı ve etkin yakalama önerileriyle sonuçlandırılmıştır. Uyuşturucu ile mücadele noktasında sadece ülkemiz kendi organları ile değil uluslar arası düzeyde Avrupa devletleri ve diğer Dünya devletleri ile koordineli bir şekilde çalışmalarını sürdürmektedir. Ülkeler arası oluşturulan anlaşmalar ile uyuşturucu ile mücadele noktasında hızlı ve etkili müdahaleleri ile etkinlikleri artırmaya çalışılmaktadır.

Kolluk örgütleriNarkotik suçlarNarkotikler+3
Canan Altıntaş
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orta Asya uluslararası akarsu sorununun Uluslararası Hukuk bakımından değerlendirilmesi

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminde Orta Asya ülkeleri planlı ekonomik ve siyasi bir yapı içinde merkezden yönetiliyordu. Birlik içindeki ülkelerin tamamı birliğin ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılandırılmıştı. 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlıklarını kazanan Orta Asya Cumhuriyetleri arasında bölge kaynaklarının paylaşımı ile ilgili sorunlar yaşanmaya başladı. Bu sorunlardan en önemlisi, birlik dağıldıktan sonra uluslararası akarsu niteliği kazanan su kaynaklarının kullanımı ve paylaşımı sorunudur. Bağımsızlığını kazanan Orta Asya Cumhuriyetleri'nin suya olan ihtiyaçlarının artması, su kaynaklarının ulaşım dışı amaçlar için kullanılmaya başlanması ve faydalanabilecekleri su kaynaklarının başka ülkelerin sınırları içinde yer alması su kaynaklarının kullanımı ve paylaşımı sorununa sebep olmuştur. Bu tezde Orta Asya'daki uluslararası akarsuların ulaşım dışı amaçlar için kullanımı sorunu uluslararası hukukun kaynaklarından yararlanılarak çözülmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda öncelikli olarak birinci bölümde uluslararası akarsu kavramının uluslararası hukuktaki yeri ele alınmıştır. Daha sonra uluslararası akarsular sorununun çözümü için kaynak oluşturabilecek, uluslararası antlaşmalar, uluslararası teamüller, uluslararası akarsular ile ilgili temel ilkeler, doktrinler ve örnek mahkeme kararları incelenmiştir. Orta Asya uluslararası akarsu sorununun detaylı olarak ele alındığı ikinci bölümde; bölgedeki uluslararası akarsular hakkında bilgi verilerek, aşağı kıyıdaş- yukarı kıyıdaş ülkeler açısından su sorunu ve kıyıdaş ülkelerin soruna yaklaşımları değerlendirilmiştir. 1997 yılında Birleşmiş Milletler tarafından imzalanarak kabul edilen Uluslararası Akarsuların Ulaşım-dışı Kullanımı Hukukuna İlişkin Sözleşme, bu tezin temel kaynağı olarak ele alınıp, bu çerçevede Orta Asya uluslararası akarsu sorunu uluslararası hukuk bakımından değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası hukuk, Uluslararası akarsular, Orta Asya.

AkarsularOrta AsyaSu sorunu+2
Damla Ersoy
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği ve Şanghay işbirliği analizi çerçevesinde Türkiye

Değişen dünya düzenini göz önüne aldığımızda Soğuk Savaş Sonrası oluşan, uluslararası konjonktüre "tek kutuplu dünya düzeni" olarak geçen uluslararası sistem, Amerika Birleşik Devletlerinin uluslararası arenada güç ve prestij kaybetmesiyle, Avrasya'da güçlenen ve özelliklede ekonomik anlamda gelişen Rusya ve Çin ile birlikte artık etkinliği kaybetmeye başlamıştır. Dünya yeni bir uluslararası sisteme doğru ilerlerken "iki kutuplu dünya düzenine mi?" yoksa "çok kutuplu dünya düzenine mi?" geçileceği soru işaretleri içerisinde Rusya ve Çin'in başını çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü ismini uluslararası arenada daha fazla duyurmaya başlamıştır. Amerika'nın da bir NATO üyesi olup, her ne kadar bazı görüşler de ters düşse de, Avrupa Birliği ile ikili ilişkileri göz önünde bulundurarak dünyanın yeni iki kutbunun Şanghay İşbirliği Örgütü ve Avrupa Birliği olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu siyasi düzlemde iki kutbun tam arasında kalan Türkiye ise kendi politikasını göz önünde bulundurarak bu iki kutuptan birisinde yer almak isteyecektir. Bilindiği gibi son elli yılda Türkiye; Avrupa Birliğine girmek için gerekli adımları atmaya çalışmış, fakat tam manasıyla istediği sonuca ulaşması mümkün olmamıştır. Avrupa Birliğinin ekonomisinin gittikçe gerilemesi ve Türk halkının birliğe tam üyelik umudunun kırılması gibi nedenlerin birikimi sonucu Türkiye de alternatif olarak Şanghay İşbirliği Örgütü konuşulmaya başlamıştır. Her ne kadar tarihi boyunca Rusya ve Çin ile çok yakın ilişkiler içinde olunmasa da örgütün diğer üyeleri Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan ile tarih ve köken bağıda gözden kaçırılmaması gereken bir unsurdur. Ayrıca Şanghay İşbirliği Örgütü kuruluşundan önce ve sonra bu devletlerin ihracat ve ithalat temelli ekonomileri de incelendiğinde örgütün, üye devletlerin ekonomilerine nasıl büyük bir fayda sağladığı göz önüne serilmektedir. Tüm bu gelişmeler ışığında bu çalışmada Soğuk Savaş sonrası dünya tarihi incelenmeye çalışılmış ve uluslararası sistemde ki değişimler ile birlikte "yükselen kutup Şanghay İşbirliği Örgütü" Türkiye çerçevesinden incelenmiş ve olası bir Türkiye – Şangay yakınlaşmasının yeni dünya düzenini ne denli değiştireceği hakkında çıkarımlarda bulunmayı amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: Şanghay İşbirliği Örgütü, Avrupa Birliği, Türkiye, Kutup, Dünya Düzeni

Avrupa BirliğiTürkiyeYeni dünya düzeni+1
Sefa Çoşkun
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası göç kavramı çerçevesinde Türkiye'de göç yönetimi

Tarih boyunca savaşlara, barışlara, birçok yıkım ve yeni oluşumlara sahne olan dünyamız gittikçe önemi artan bireysel ve kitlesel göç hareketlerine de sahne olmaktadır. Hem göç alan hem de göç gönderen ülkelerin ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal yapılarını etkileyen uluslararası göç, uluslararası işbirliği içerisinde yönetilmesi gereken önemli bir konudur. Uluslararası göç ile dil, din, kültür gibi konularda birbirinden farklı yapıya sahip bireylerin aynı ortamı paylaşmasıyla beraber iletişim ve uyum gibi sorunlar ortaya çıkmakta ve toplumsal denge bozulmaktadır. Bu çerçevede her ülkenin, kendi yarar ve öncelikleri doğrultusunda göç politikası geliştirmesi önemlidir. 18. yüzyılın son çeyreğinden günümüze kadarki tarihi süreç içerisinde geniş bir coğrafyaya ve zengin bir etnik yapıya sahip olan Osmanlı Devleti ile onun halefi olan Türkiye Cumhuriyeti birçok kitlesel göç hareketiyle karşı karşıya kalmıştır. Türkiye, ulus-devlet kuruluşunun temellerinin atıldığı ilk yıllarda Türk soyundan ve Türk kültüründen olanların göçüyle başlayan ve küreselleşmenin etkisi, komşu ülkelerde meydana gelen iç karışıklıklar ve Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlaması sonucu yabancıların göçüyle devam eden göç hareketlerini iskân politikaları, mübadeleler ve göç kanunları gibi çeşitli araçlarla yönetmeye çalışmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde uluslararası göç konusu ele alınırken, ikinci bölümde 18. yüzyıldan günümüze kadar Türkiye'ye yapılan göçler anlatılmış ve son bölümde Türkiye'nin göç yönetimi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Göç, Göç Yönetimi, Göç Politikaları, Türkiye'nin Göç Yönetimi

GöçlerUluslararası göçUluslararası ilişkiler+2
Nevin Akdoğan
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

AB'nin Asya pasifik politikası: Çin örneği

20. yüzyılda dünya üzerinde yaşanan gelişmelere ve değişen küresel şartlara bağlı olarak dönemin uluslararası ilişkiler aktörleri arasına yenileri eklenmiştir. Bu çerçevede ortaya çıkan ve bugün hala sistemin en etkili aktörleri arasında yerini koruyan aktörlerden biri de Avrupa Birliği'dir. AB'nin ortaya çıkmasının temel nedenlerini Avrupalı devletlerin İkinci Dünya Savaşı sonunda bozulan ekonomilerini düzeltme ve Avrupa'yı savaşsız bir şekilde kontrol edebilme arzusu oluşturmuştur. Bu yüzyılda ortaya çıkan bir diğer önemli aktör ise 1949 yılında yeniden doğan ve Asya-Pasifik'ten yükselen, dünyanın süper gücü olmaya aday aktörü konumuna erişen Çin Halk Cumhuriyeti'dir. Bu iki önemli aktör dünya sahnesine çıktıklarından beri birbirlerine karşı ekonomik, siyasi ve askeri olmak üzere çeşitli politikalar izlemektedirler. Bugün gelinen noktada iki aktör de zirveye oynamak istemektedir. AB bölgesel bir örgütten küresel bir aktöre, Çin ise Asya-Pasifik'te güçlü bir devletten ziyade süper bir güce dönüşmektedir. Çok kutuplu dünya düzeninin yaşandığı bu dönemde uluslararası aktörler arasındaki denge sağlama çabaları da derinleşmektedir. Temelleri yaklaşık 60 yıl önce atılan ve bugün sistemin en etkili aktörlerinden biri olan AB de, sistemdeki bu güç ve denge yarışında yerini almaktadır. Bu nedenle Asya-Pasifik coğrafyası AB'nin ilgisini yoğunlaştırdığı alanlardan biri haline gelmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası, Güvenlik, Asya Pasifik, Çin, Ticaret

Asya Pasifik bölgesiAvrupa BirliğiUluslararası ilişkiler+2
Zehra Ayvaz
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde XVI. yüzyıl Osmanlı deniz gücünün analizi

Bu çalışmamızda Deniz Hakimiyeti Teorisi Çerçevesinde, XVI. Yüzyıl Osmanlı Deniz Gücü'nü, Akdeniz ve Hint Deniz Yolları özelinde analizi edecektir. Bu yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun deniz gücü alanında Deniz Hakimiyeti Teorisi'nin temel varsayımlarına uygun bir şekilde hareket edilip edilmediği konusu üzerine değerlendirmelerde bulunulacaktır. XVI. Yüzyıl Osmanlı Deniz Gücünü analiz edilir iken, Deniz Hakimiyeti Teorisi'nin temel varsayımlarından ve uygulama alanlarından yararlanılacaktır. Çünkü doğası itibari ile bu teori XX. yüzyıl başlarında ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı bu teoriyi oluşturan deniz gücü araçları, değişim ve dönüşüme uğramışlardır. Dolayısıyla teorinin temel varsayımlarını ve uygulama alanlarını XVI. yüzyıl deniz koşullarına uygun bir şekilde analiz etmeye çalışılacaktır. Bu çalışmanın ana konusu, XVI. yüzyılda Akdeniz ve Hint Okyanusu'nda gerçekleşen Osmanlı deniz savaşlarının Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde analizi olacaktır. Bu çerçevede ilk bölümde deniz hakimiyetinin kavramsallaşma süreci ve XVI. yüzyıl dünya deniz gücü analiz edilecektir. İkinci bölümde ise Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde XVI. yüzyıl Osmanlı deniz gücü detaylı bir şekilde analizi yapılacaktır. Bu analiz yapılır iken birinci bölümde ele alınan Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde deniz gücü ve unsurları açısından değerlendirilecektir. Böylece XVI. yüzyıl Osmanlı deniz gücünün Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde başarılı bir deniz gücü olup olmadığı analiz edilecektir. Anahtar Kelimeler: Deniz Hakimiyeti, Deniz Gücü, Deniz Gücü Araçları, Osmanlı İmparatorluğu, Deniz Savaşları ve Deniz Seferleri.

16. yüzyılDeniz Hakimiyeti TeorisiDeniz güvenliği+4
Furkan Duman
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının uluslararası ilişkilerdeki rolü: Türkiye örneği

Ekonominin günümüzde önemli hale gelmesi uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının da önemini arttırmıştır. Ekonominin bu denli önemli bir yer ettiği dünyada kredi derecelendirme kuruluşları da verdikleri notlarla belirleyici bir rol üstlenmektedirler. Ekonomik güç beraberinde siyasi gücü de getirmektedir. Bu bağlamda ülkelerin derecelendirme kuruluşlarından aldıkları yatırım yapılabilir seviyede bir not ülkeyi hem siyasi prestij hem de ekonomik açıdan olumlu yönde etkilerken yatırım yapılamaz seviye de bir not hem ekonomik açıdan hem de siyasi prestij açısından olumsuz etkilemektedir. Derecelendirme kuruluşlarının sahip oldukları bu potansiyel güç ise onları uluslararası alanda önemli bir aktör haline getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Derecelendirme, Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşları, Uluslararası İlişkiler, Kredi Notu, Türkiye, Yatırım, Ekonomik Kriz, Ekonomi, Siyasi Prestij, Küreselleşme

DerecelendirmeDerecelendirme kurumlarıKredi derecelendirme+5
Çağla Karaçıbık
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

21. yüzyılda yeni bir güvenlik sorunu: İklim mültecileri

21. yüzyılda küresel sorunların en büyüklerinden biri olan iklim göçü, uluslararası ilişkiler için de yeni bir güvenlik sorunu ve çalışma alanı olarak ortaya çıkmıştır. Bu tezin amacı, bir güvenlik sorunu olarak iklim mültecilerine yaklaşımda geleneksel uluslararası ilişkiler kuramlarının önerdiği yaklaşımların yetersizliğini ortaya koymak, bununla birlikte yeşil teorinin güvenlik anlayışını başta iklim göçü olmak üzere küresel güvenlik sorunları ile mücadele etmek için iyi bir alternatif kuram olarak önermektir. Bu bağlamda, öncelikle kuramsal çerçeve ortaya konduktan sonra sırasıyla iklim değişikliği ve iklim göçü sorunları geniş bir ölçekte değerlendirmeye alınarak kuramsal karşılaştırma pratiğe dökülmüştür. Küresel sorunları "ekolojiyi temel alan bir güvenlik yaklaşımı" ile değerlendirmenin normatif ve pratik değeri ortaya konulmuştur.

21. yüzyılGöçlerGöçmenler+3
Fatih Bilal Gökpınar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
10
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Effects of international political crises on national economies: Effects of the Russia-Ukraine war on Türkiye's economy as a case study

In the last two decades, the world economy has faced numerous regional and global challenges, including the 2008 Global Financial Crisis and the COVID-19 pandemic. These crises have had a negative impact on the global economy, but have also provided opportunities for some countries. In addition to the crises of the past, the post-pandemic economies had to face a tougher challenge as a result of Russia's attack on Ukraine in February 2022. In this period, a stagflationary environment prevailed in world economies, with inflation increasing on the one hand and growth declining on the other. Türkiye is inevitably affected by this crisis due to its geographical proximity to the countries involved in the war and its commercial relations and strategic cooperation in the tourism, agriculture, energy and defense sectors. The war led to a spike in food inflation in Türkiye, an increase in the exchange rate and record high energy prices. On the other hand, Turkish UAVs and UCAVs were purchased by Ukraine and used against Russia. The recognition of Türkiye's military technology has increased. By these means, Türkiye's exports in the military industry increased and new agreements were signed with other countries. Similarly, the importance of the Middle Corridor through Türkiye has increased due to the diversion of transportation activities through the Northern Corridor as a result of the sanctions against Russia. An increase has been observed in the transportation of goods via Türkiye. The aim of this study is to investigate how international political conflicts and crises affect interdependent national economies in states that have become more dependent on the globalization process. In this framework, as a case study, the effects of the Russia-Ukraine war on the Turkish economy within the scope of 5 sectors are analyzed. This study concludes that the war has created various difficulties for some sectors of the Turkish economy, but at the same time, the economic indicators of some sectors have been positively affected by the war.

Hakan Taşdemir
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The soft power strategy and instruments in foreign policy of Turkey (2002 – 2017)

One of the most studied subjects of the international relations discipline is the power concept and all aspects of it. Power concept is considered in two basic approaches as hard power and soft power. Public diplomacy, one of the most important aspects of soft power is turning public and intelligentsia of another country to its advantage and trying to impress them through policies of this nation. From this point of view, it can be seen that public diplomacy and soft power complement each other. Soft power concept taking place in Turkish foreign policy, recently, in discourse and practice, is accepted as an important factor for Turkey to implement its long-term plans. Also, public diplomacy methods are applied in these policies. It is intended by this method to improve prestige of our country at international platform. In this study, the public diplomacy instruments of Turkey as the Coordinating Office of Public Diplomacy, the Turkish Radio and Television Corporation, the Directorate General of Press and Information, the Turkish Cooperation and Coordination Agency, the Presidency for Turks Living Abroad and Related Communities, Yunus Emre Institute and other institutions with similar purposes are described. The level of contribution of these institutions on the image of Turkey and how efficiently soft power is used through these institutions of Turkey are mentioned. Key Words: Soft Power, Turkey, Public Diplomacy

DiplomacyTurkish foreign policyInternational relations+2
Yahya Karataş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Birleşmiş Milletler barış misyonlarının uluslararası çatışmaların çözümündeki rolü: UNFICYP, UNIIMOG ve UNSMISörnekleri

BM örgütünün en temel görevi; uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumaktır. Bu görevi doğrultusunda, uluslararası güvenliği tehdit eden durumlarda çeşitli yöntemlerle soruna müdahale etmektedir. BM barış gücü misyonları, BM'nin çatışma çözümü yöntemleri arasında önemli bir yere sahiptir. BM Güvenlik Konseyi'nce görevlendirilen barış gücü misyonları, çatışan taraflar arasında konuşlandırılan çok taraflı güçlerdir. Fakat her çatışma alanında faaliyetleri ve sorunun çözümüne etkileri aynı olmamaktadır. Bu çalışmanın amacı; BM barış gücü misyonlarının uluslararası çatışmaların çözümündeki rolünü araştırmaktır. Çalışmada, BM barış güçlerinin uluslararası çatışmaların çözümündeki rolü, üç örnek olay çerçevesinde incelenmiştir. UNFICYP, UNIIMOG ve UNSMIS örneklerinin karşılaştırılarak BM barış gücü misyonlarının hangi durumlarda daha etkin olduğu açıklanmıştır. Çalışmada varılan sonuç ise bir barış gücü misyonunun başarısını etkileyen en önemli unsurların, uluslararası toplumun ve çatışan tarafların desteğine sahip olmasıdır. Nitekim UNIIMOG, uluslararası toplumun ve çatışan tarafların ortak barış isteği ile oluşturulmuş, bahsi geçen diğer örneklere kıyasla daha başarılı olmuştur.

BarışBarış gücüBarışçı çözüm+5
Simge Kıvıl
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Post-kolonyal feminizm açısından savaşta kadın: Bosna örneği

Post-kolonyal feminizm 1980'lerden sonra doğmuş ve feminist uluslararası ilişkiler kuramının üçüncü dalga hareketine dahil olmuş bir teoridir. Post-kolonyal feminizm klasik Batı feminizmin sadece orta sınıf beyaz kadınını ele aldığı yaklaşımlarını sorunsallaştırmıştır. Aynı zamanda liberal siyaset biliminde yer alan temel kavramları yapı-bozuma uğratmıştır. Milliyetçi ve militarist düşünce sistemine karşı çıkan teori, Batılı gözlerle Batı dışı toplumların konumunu anlamaya çalışmış, Batılı feministlerin Batı dışı toplumlardaki kadınların sorunlarını homojenleştirmesini ve ötekileştirmesini ise eleştirmiştir. Bu tezde, Batılı feministlerin Bosna Savaşı'na ve buradaki kadınların deneyimlerine yönelik yaklaşımları analiz edilerek, kadınların savaşları farklı şekillerde deneyimledikleri ileri sürülmektedir. Çalışmada feminist yaklaşımların yeni savaşlar argümanına, kimlik unsuruna ve savaş söylemlerine karşı bakış açısı da Bosna Savaşı üzerinden ele alınmaktadır. Çalışma bu teorik noktaları birleştirerek toplumsal cinsiyetin savaş zamanlarında siyasi liderler, iktidar ve medya tarafından nasıl kullanılabileceğine ve arka planda yatan motivasyonlara ışık tutmayı ummaktadır. Bosna-Hersek toplumundaki geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin savaşın gidişatını nasıl etkilediği ve ayrıca toplumsal cinsiyet ilişkilerinin savaştan hemen önce ve savaş sırasında nasıl değiştiği araştırılmaktadır. Savaşta kadın olgusunun Bosna Savaşı üzerinden feminist analizi ise, devlet-merkezli milliyetçi politikaların toplumsal cinsiyet kimlikleri boyunca ürettiği iktidar ilişkilerini açığa çıkarması nedeniyle önemlidir. Diğer bir ifadeyle bu tez, Bosna Savaşı'ndaki cinsel şiddetin sadece bireye yöneltilmiş fiziksel şiddet eylemleri olarak görülemeyeceğini, saldırıya uğrayan bireylerin bedeni üzerinden toplumun kültürünün hedef alındığını, milliyetçi ve militarist uygulamaların var olan toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini derinleştirdiğini ve kadınların savaşları farklı şekillerde deneyimlediklerini savunmaktadır.

Bosna SavaşıBosna-HersekKadınlar+5
Elif Dilan Tütmez
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Rejim güvenliği bağlamında Kuzey Kore'nin nükleer faaliyetleri ve bölgesel yansımaları

Kuzey Kore, öncelikli amacı rejim güvenliğini sağlamak olan nükleer silahlara sahip bir devlettir. Nükleer silahlara rejim güvenliğinin destekleyici bir unsuru olarak önem veren Kuzey Kore, 2006 yılında ilk nükleer denemesini gerçekleştirmeden önce de rejim güvenliğini sağlayabilmiştir. Bu çalışmada, Kuzey Kore'nin nükleer faaliyetleri rejim güvenliği yaklaşımı çerçevesinde, ideolojik siyasi kültürünün temeli olan Juche ve askerî politikası olan Songun kavramlarından yararlanılarak açıklanmaktadır. Kuzey Kore'nin nükleer silahlara sahip olmadan önce de rejim güvenliğini sağlamış olması, nükleer kapasitesi olmadan da rejimin varlığını sürdürebileceğinin en önemli göstergesidir. Bununla beraber, Kuzey Kore siyasi ve ideolojik sistemi göz önünde bulundurulduğunda, nükleer silahların rejim güvenliğinde büyük önem taşıyan, tamamlayıcı bir konuma sahip olduğu görülmektedir. Kuzey Kore nükleer faaliyetlerine devam etmekle yıllarca uluslararası arenadaki nükleer silahların yayılmasının önlenmesi çalışmalarına meydan okumuştur. ABD ve BM öncülüğündeki nükleer silahlardan arındırma politikaları, Kuzey Kore'nin nükleer faaliyetlerinin durdurulması girişimlerinde yetersiz kalmıştır. Ayrıca, bu çalışmada, Çerçeve Anlaşması ve Altı Taraflı Müzakere görüşmeleri gibi çoklu mutabakat süreçlerinden yararlanarak, ABD'nin nükleersiz bir Kuzey Kore oluşturma yaklaşımları açıklanmaktadır. Çalışma, uygulanan politikaların Kuzey Kore'yi nükleersizleştirmede başarısız olduğunu iddia etmektedir. Kuzey Kore'nin, ABD girişim ve yaptırımlarına rağmen nükleer faaliyetlerine devam ederek nükleer silah sahibi bir güç olması, nükleer gücünden vazgeçmeyeceğinin en önemli göstergesidir.

Balistik füzelerKitle imha silahlarıKuzey Kore+4
Fatma Yasemin Çokgüçlü
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Examining the legitimacy of the sanctions imposed on Zimbabwe regarding international law

The use of sanctions is not a new phenomenon in the discipline of International relations. However, with the disappearance of the Cold War, Western countries increasingly started to adopt sanctions as the means to attain their foreign policy interests. The main objective of this research is to examine the sanctions imposed on Zimbabwe by the European Union (EU) and the United States of America (USA) in the context of international law. The USA crafted its first batch of sanctions on Zimbabwe in 2001 through the Zimbabwe Democracy and Economic Recovery Act (ZIDERA) and the Presidential Executive Order, which derives its legal basis from the USA statutory instrument (International Economic Emergency Powers Act (IEEPA) in 2003. On the other hand, the EU introduced sanctions on Zimbabwe utilising the Cotonou Agreement as its legal basis. In addition, the EU used the Treaty of European Union, which advocates for the Common Foreign and Security Policy (CFSP). Therefore, the focus of this research lies on highlighting the legitimacy of such sanctions on Zimbabwe, which is a member of the United Nations (UN), and yet the UN did not take any sanction measures to address such grievances as laid down by the EU and the USA. The thesis argued that unilateral sanctions imposed on Zimbabwe are illegitimate based on the principle of non-interference in the internal affairs of another state, equality of sovereign states and the International Law Commission on the Responsibility of States for Internationally Wrongful Act. The sanctions are negatively affecting Zimbabwe to carry out its duties and obligations as a sovereign state. On the same note, International Law Commission drafts are regarded as non-binding in international law.

United States of AmericaEuropean UnionUnited Nations+5
Matora Hupıle
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun rolü

Uluslararası Uyuşmazlıkların Çözümünde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun Rolü başlıklı tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, teze yönelik destek nitelikte teorik alt yapı oluşturulmuş ve Birleşmiş Milletler'in yetkileri, görevleri ve kurumsal yapısı ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun kurumsal yapısı özet nitelikte incelenmiş ve Genel Kurul'un uluslararası uyuşmazlıkların çözümüne yönelik etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bölümde ayrıca BM Genel Kurulu'nun yetkileri ve görevleri tez konusuyla ilişkilendirilerek aktarılmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise ilk iki bölümdeki açıklamalar, bilgiler ve değerlendirmeler doğrultusunda özellikle uluslararası uyuşmazlıkların çözüm yolları sunulmuş ve Genel Kurul'un uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde üstlendiği rol örnek nitelikteki uyuşmazlıklarla açıklanmaya çalışılmıştır.

Birleşmiş MilletlerGenel kurulUluslararası Hukuk+2
Hilal Önal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk – Rus güvenlik ilişkilerinde bir rekabet ve işbirliği alanı olarak Karadeniz

Karadeniz, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından küresel ve bölgesel aktörlerin önem verdiği bir alan olmuştur. Yaşanan siyasi gerginlikler ve çatışmaların gölgesinde, istikrarsızlığa yol açabilecek gelişmelere karşı devletlerin bir araya gelerek güvenlik ve işbirliği ortamı yaratılmasına önem verilmiştir. Rusya-Gürcistan Savaşı ve Rusya ile Ukrayna arasında krize neden olan gelişmeler sonucunda yaşanan kırılmalar devletler arasında olası çatışma ihtimalini gözler önüne sermiştir. Bu durum Karadeniz'in barış, güven ve istikrarına yönelik belirsizliği önlemede işbirliği fırsatlarına daha fazla önem verilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Karadeniz'in önemli aktörlerinden arasında yer alan Türkiye ve Rusya'nın ilişkileri havzada yaşanan gelişmelerden etkilenmesine rağmen 2000'lerden itibaren siyasi ve ekonomik alanlarda birlikte hareket ederek işbirliğinin geliştirilmesine önem verilmiştir. Bu çalışmada Karadeniz Havzası'nda yaşanan gelişmeler ışığında Türkiye ve Rusya'nın güvenlik ilişkilerine olan etkisi incelenmiştir. Havzadaki artan istikrarsızlığa karşı Türkiye ve Rusya ilişkilerinde mutlak kazançlarını ön planda tutarak geliştirilen işbirliğiyle birlikte havza güvenliğinin sağlanabileceği önerilmiştir. Bu durumun hem Türkiye hem de Rusya'nın ilişkilerinde işbirliği fırsatlarının değerlendirilmesine imkân sağlayabileceği düşünülmektedir.

GüvenlikGüvenlik politikalarıKaradeniz+7
Serhat Bayrak
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

'A most voluble proponent of anti-western multi-faceted foreign policy'? Ahmet Gündüz Ökçün as Turkey's foreign minister (1978-1979)

This thesis seeks to introduce Ahmet Gündüz Ökçün, Turkey's foreign minister in the 42th government (1978-1979) and discuss his role in Turkey's foreign policy decision making in one of the most tumultuous periods in Turkey's relations with the West. Notwithstanding vast Turkish foreign policy literature, there are yet only few studies on individual actors in foreign policy making in the history of Republican Turkey. Given the historical bureaucratic weight of Turkey's foreign ministry in Turkish foreign policy making during the Cold War period, Ahmed Gündüz Ökçün's non-conventional rise from academia to foreign ministry and his distinct role as foreign minister have remained understudied. This thesis aims to narrow down this gap by studying Ahmet Gündüz Ökçün in a period during the Cold War when Turkey's western foreign policy orientation came under immense strain. While engaging Ökçün's actorness, this thesis seeks to go beyond traditional biographical studies by critically discussing the role of individuals and their beliefs/worldviews on Turkey's foreign policy at a particular time, that is Cold War, when systemic pressures on Turkish foreign policy was arguably the highest. To do so, this thesis examines all of Ökçün's writings before he became foreign minister, considers his speeches/statements during his ministry of foreign affairs, uses interviews conducted with diplomats who worked with him or knew him while he was foreign minister, and finally takes advantage of telegrams used for official communication between US Embassy in Ankara and Washington.

MinistersMinistry of Foreign AffairsTurkish foreign policy+3
Tahir Kaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği'nin bölgesel gelişmeye etkisi: İspanya ve İngiltere örneği

Avrupa Birliği sosyal, ekonomik ve kültürel olarak çok farklı yapılara ve geçmişe sahip ülkelerden tarafından oluşmuştur. Ülkelerin sahip olduğu bu farklılıklar ulusal anlamda olduğu gibi bölgesel anlamda da kendini hissettirmektedir. AB kurulduğu tarihten günümüze kadar bölgesel gelişmişlik farklılıkları konusunda hassas davranmış ve son derece önemli politikalar üretmiştir. AB tarafında oluşturulan bu politikalar, zamanla genişleyen ve büyüyen bu yapıda gün geçtikçe önemini artırmaktadır. Bölgesel gelişme ile ilgili belirlenen politikaların hayata geçirilmesinde, ülkelerin sahip oldukları yerel aktörler, kalkınma ajansları ve politikaların hayata geçirilebilmesi için oluşturulan fonlar çok önemli bir rol oynamaktadır. Gerçek anlamda bir birliğin ortaya konabilmesi için bölgesel gelişme ile ilgili farklılıkların azaltılmasının öneminin farkında olan AB, bu konuda sürekli yeni politikalar ortaya koymaktadır. Bahsettiğimiz tüm bu hususlar ışığında, Bu çalışmada, AB gibi örgütlerin ülkelerin bölgeleri arasında var olan gelişme farklılıklarını ortadan kaldırıcı bir etkiye sahip olup olmadığı incelenmektedir. Bu amaçla çalışmada, demokrasileri Avrupa ortalamasının üzerinde gelişmiş olan İngiltere ve İspanya'nın Avrupa Birliği üyelikleri öncesi ve sonrası durumları ile üye olduktan sonra almış oldukları fonlar incelenecek ve bunların ülkelerin bölgesel gelişmelerine olan etkileri üyeliklerinden sonraki dönem için araştırılacaktır. Anahtar Sözcükler: Avrupa Birliği, NUTS, Bölgesel Gelişme, AB Fonları

Avrupa BirliğiBölgesel kalkınmaFonlar+4
Serkan Kara
Altınbaş University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin refakatsiz sığınmacı çocuklara yönelik politikalarının insani güvenlik bağlamında değerlendirilmesi

Bu tezde, Uluslararası İlişkiler disiplininde güvenlik kavramının kapsamı geleneksel güvenlik anlayışının zaman içerisinde insani güvenlik anlayışına evrilen süreçleri ele alınmıştır. 1990'lı yıllarda, devlet merkezli güvenlik anlayışı yerini insan ve toplum merkezli güvenlik anlayışına bırakmıştır. Güvenliği insanlar üzerinde korku yaratan her türlü durum ya da temel ihtiyaçlarının karşılanamaması olarak ele aldığımızda, özellikle 2011'den sonra ortaya çıkan iç savaş, çatışma, ekonomik yoksunluk ve göç hareketleri güvenlik çalışmalarını düzensiz ve zorunlu göç alanına odaklamıştır. Bu çalışmada insani güvenliğe yönelik uluslararası anlaşmalar ve ulusal mevzuat çerçevesinde çocukların eğitim, barınma, bakım, sağlık ve güvenli yaşama haklarının yerine getirilmesi ve insani güvenliğe yönelik imzalanan anlaşmalara taraf olan devletlerin refakatsiz sığınmacı çocuklara yönelik sorumluluklarını yerine getirip getirmemesi konusunda ülke olarak yapmış olduğu çalışmalar değerlendirilerek, son yıllarda Türkiye'nin düzensiz göçe maruz kalan ülke olması, bir insani güvenlik meselesi olarak kavramsallaştırılan göçün refakatsiz sığınmacı çocuklar üzerinde yarattığı güvenlik algısı, Türkiye'nin refakatsiz sığınmacı çocuklara yönelik bakış açısı ve izlediği politikalar ele alınacaktır.

Göç politikalarıGöçlerGüvenlik+6
Arife Ermiş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amerika Birleşik Devletleri- Çin Halk Cumhuriyeti ilişkileri

Bu tezde, Amerika Birleşik Devletleri'yle (ABD) Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasındaki ilişkilerin gelişimi ele alınarak dış politika kavramı çerçevesinde değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu çerçevede Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında iki devlet arasındaki politik, ekonomik ve güvenlik boyutlu ilişkilerin incelenmesiyle bu ilişkilerdeki olumlu ve olumsuz gelişmelerin belirlenmesi; 11 Eylül 2001 tarihindeki terör saldırılarından sonra başlayan yeni süreçte ikili ilişkilerin değerlendirilmesi ve son olarak da bu ilişkilerin hem ABD hem de ÇHC dış politikası bağlamında incelenmesi bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Tezde, hem ABD'nin hem de ÇHC'nin temel dış politika öncelikleri ve sorunları kapsamında iki devlet arasındaki ilişkilerin bilimsel analizi yapılmıştır. Bu bağlamda iki devlet arasındaki ilişkiler başlangıçta ÇHC'nin uyguladığı tek bir tarafa yaslanma politikasından dolayı rakiplik çerçevesinde gelişim göstermişse de 1970'lerde yumuşayarak yakınlaşma dönemine girmiş ve 1980'lerde de özellikle ÇHC'de ekonomik reformların gerçekleştirilmesi gibi olumlu gelişmelerle yakınlaşmadan iş birliği sürecine yönelmiştir. Fakat ÇHC'de gerçekleşen Tiananmen olayları, ikili ilişkilerin bozulmasına ve 1990'larda belirsizlik döneminin yaşanmasına neden olmuştur. 2000'lere gelinirken de ikili ilişkiler olumlu gelişmelerle tekrar canlanma dönemine girmiş ve 2010'larda ise ticaret savaşlarıyla daha rekabetçi bir hâle gelmiştir. Bu durum, hem ÇHC'nin yürüttüğü ekonomi politikasına hem de ABD'nin Asya-Pasifik'e ve özellikle de ÇHC'ye yönelik politikasına dayandırılabilir. Böylece ÇHC'nin yürüttüğü ekonomi politikasının etkisi, dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü hâline gelerek ABD'ye rakip olmasına yol açmıştır. ABD'nin Asya-Pasifik'e ve özellikle de ÇHC'ye yönelik politikasıysa çıkarlarına ve hedeflerine uygun olarak inşa edilmiş ve yürütülmüştür. Anahtar Kelimeler: ABD, ÇHC, Asya-Pasifik, yakınlaşma, iş birliği, canlanma, ticaret savaşları.

Amerika Birleşik DevletleriAsya Pasifik bölgesiAsya ve Pasifik Ekonomik İşbirliği+4
Süeda Özdemir Çimen
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye'nin güvenlik anlayışı ve politikaları

Bu tezde, Uluslararası İlişkiler disiplini içinde güvenliğin kapsamı ve zaman içerisinde dönüşümü incelenmiştir. Özellikle güvenliğin Soğuk Savaş dönemiyle Soğuk Savaş sonrası döneme ve bu dönemlerin şartlarına göre değişiklik göstermesi, disiplin içinde herkes tarafından kabul görmüş bir tanımının yapılmasını güçleştirmiştir. Zira güvenlik olarak Soğuk Savaş döneminde sadece askerî tehditler algılanırken Soğuk Savaş sonrası dönemdeyse askerî tehditler ikinci planda kalmıştır. Değişen uluslararası sistemle birlikte güvenlik tehditleri de çeşitlenmiştir. Türkiye'de de Soğuk Savaş döneminde güvenlik olarak sadece askerî tehditler algılanmaktayken Soğuk Savaş sonrası dönemdeyse hem bu algı devam etmiş hem de en önemli güvenlik tehdidi olarak benimsenmiştir. Türkiye'nin güvenlik kültürüyle güvenlik politikalarının kurumsal yapısı ve dayanağı,sadece askerî tehditleri içeren geleneksel güvenlik anlayışının benimsenmesinde ve bu anlayış çerçevesinde hem Soğuk Savaş döneminde hem de Soğuk Savaş sonrası dönemde uygulanan güvenlik politikalarında etkili olmuştur.Bu tezin amacı, Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye'nin dış ve güvenlik politikasının hem geleneksel hem de değişen güvenlik anlayışı çerçevesinde incelenerek değerlendirilmesi ve analiz edilmesidir.Bu çerçevede 1990'larda ve Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde Türkiye'nin güvenlik politikalarında hem askerî hem de bölgedeki diğer devletlerle iş birliği yöntemleri uygulandığına ulaşılmıştır.

GüvenlikGüvenlik kültürüGüvenlik politikaları+1
Aslıhan Türkmen
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karabağ krizinin uluslararası medyaya yansımasının Gündem Belirleme Kuramı üzerinden analizi

Karabağ sorunu, 1994'te Rusya'nın aracılığıyla Azerbaycan ve Ermenistan arasında Bişkek Antlaşması imzalanmıştır. Daha sonrasında sayısız kez bildiride ihlaller meydana gelmiştir. Gerçi bu ateşkes öncesinde gerçekleşen çatışmanın nedeni olarak iki yeni kurulan devletin toprak anlaşmazlığından kaynaklandığı düşünülmüştür. Aslında iki taraf arasındaki Karabağ sorunun çözüme ulaşması adına birçok öneride sunulmasına rağmen çözümsüz kalmayı sürdürmüştür. Tarafların yaşadığı bu problemin nedenleri arasında "birbirine karşı güvensizlikleri, kimliklerini yitirme, korku, tehdit, intikam, düşmanlık algısı" gibi etmenler gösterilmiştir. Ancak 27 Eylül 2020'de iki ülke arasında Karabağ çatışması yeniden gün yüzüne çıkmıştır. Tam olarak 44 gün sürerken Rusya'nın aracı olmasıyla 10 Kasım'da ateşkes antlaşması onaylanmıştır. Bu süreç, uluslararası basında yer alarak dünya kamuoyunda kendine yer edinmiştir. Çalışmada Karabağ krizinin, uluslararası basın organlarından CNN, BBC ve Sputnik'te 1 Nisan-13 Aralık 2020 tarihleri arasındaki haber metinlerinin ele alınışı analiz edilmiştir. Haberler incelenirken Kitle İletişim Kuramlarından biri olan Gündem Belirleme Kuramı kullanılmıştır. Zaten bu çalışmayı yapmaktaki amaç, konuyla alakalı 2020'deki yazınlarda uluslararası basında yer alan haberlerin Gündem Belirleme Kuramı aracılığıyla ele alınmadığının fark edilmesidir. Analiz sonucunda konu en fazla Sputnik haberlerinde yer alırken en az CNN haberlerinde yer bulmuştur. Bu çalışma neticesinde her ne kadar üçlü basın grubu tarafsızlığını korumak istemiş olsa da hala aralarındaki sorun hakkında literatür kadar yeterli bilgiye sahip olmadıkları kanısına varılmıştır. Ancak mevcut durumu basın nasıl ele alırsa kamuoyunun da tutumunda birtakım gözle görülür değişimlere de denk gelinmiştir.

Dağlık Karabağ SavaşıGündem belirlemeKarabağ+5
Mihriban Çakır
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir iç ve dış politik aktör olarak Hizbullah

Bu çalışma etnik ve dini farklılıkları ile öne çıkan 18 resmi mezhebin bulunduğu Lübnan'ın en etkin güçlerinden biri olan Hizbullah'ı bir iç ve dış politik aktör olması bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaca uygun olarak çalışma ilk olarak Hizbullah'ı ortaya çıkaran tarihi ve sosyal etkenlerle birlikte Hizbullah'ın sosyolojik ve ideolojik temellerine dair bir inceleme yapmış, akabinde Hizbullah'ı iç ve dış politik aktör olarak yürüttüğü faaliyetleriyle birlikte tarihsel anlatım ve literatür tarama yöntemleri çerçevesinde yorumsamacı bir yaklaşımla ele almıştır. Türkçe ve İngilizce dillerinde birincil ve ikincil kaynaklardan faydalanan çalışma Uluslararası İlişkiler disiplininde 20. yüzyıldan itibaren yoğun bir şekilde gündeme gelen aktörlük kavramını Hizbullah'ı daha iyi tanımlaması nedeniyle iç ve dış politik aktörlük olmak üzere iki farklı şekilde kullanmıştır. Bulgular sosyal, kültürel, ekonomik ve askeri faaliyetleriyle öne çıkan Hizbullah'ın Lübnan siyasal hayatında kilit bir rolü olan bir iç politik aktöre; İsrail'e karşı olan mücadelesi ve Suriye İç Savaşı sırasında daha da belirginleşen bağımsız dış politika reflekslerine de sahip müstakil bir dış politik aktöre dönüştüğünü ortaya koymuştur. Çalışma ayrıca Lübnan devletinin resmi olarak tarafsız kaldığı kimi dış politik olaylarda dahi kendi politik amaçlarını yürütme kabiliyetini gösteren, bu çerçevede operasyonel adımlar atabilen Hizbullah'ın böyle bir konuma nasıl gelebildiğini Lübnan devletinin kendine has koşullarından da kaynaklanan yönüne de vurgu yapmıştır. Anahtar Kelimeler: Hizbullah, Şiilik, Lübnan, siyasal aktör, İslami Direniş,

HizbullahLübnanSiyasi aktör+1
Engin Eren
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neo-Gramşiyan hegemonya yaklaşımı çerçevesinde çevreci hareketin evrimi

Küreselleşme ile birlikte kitlesel üretim ve tüketimdeki muazzam artış, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başta iklim değişikliği olmak üzere sınır ötesi çevre sorunlarını uluslararası toplumun gündeminin merkezine yerleştirmiştir. Gün geçtikçe doğayı ve canlı yaşamını daha fazla tehdit eden ekolojik sorunlar, birçok bilim dalında olduğu gibi 1970'lerden itibaren Uluslararası İlişkiler disiplini çerçevesindeki tartışmaları aynı ölçüde biçimlendirmeye başlamıştır. Günümüzde iklim krizinin küresel siyasette kapladığı alanın genişlemesiyle birlikte çevreye ilişkin hassasiyetler birçok alandaki akademik ve disiplinlerarası çalışmaların önemli bir bileşeni haline gelmiştir. Ana akım Uİ kuramları üzerinden iklim krizine yönelik olarak bugüne dek yapılan analizler, konunun dar bir kapsamda ele alınmasına yol açmıştır. Bu çalışmada kullanılan eleştirel kuramsal çerçeve doğrultusunda iklim değişikliği ile çevreci hareketlerin evrimi ilişkisi incelenmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde yakın dönem çevre sorunlarının siyasal tarihine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise bu alanda görüşlerini ortaya koyan bazı ana akım kuramsal yaklaşımlar ele alınmıştır. Dördüncü bölümde, iklim krizinin uluslararası ekonomi, siyaset ve sosyoloji üzerindeki yansımaları eleştirel kuram altında neo-Gramşiyan "hegemonya" kavramı ekseninde incelenmiştir. Bu bölümün kalanında Avrupa Yeşil Mutabakatı üzerinden AB ile Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik ilişkinin son dönemdeki seyri neo-Gramşiyan hegemonya boyutuyla ele alınmıştır.

HegemonyaNeo-GramscianÇevre hareketleri+2
Hamid Tatcı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küresel mücadele içinde yemen ve insan hakları ihlalleri

Yemen, küresel mücadelenin merkezinde yer alan ve insan hakları ihlallerinin yoğun olarak yaşandığı bir ülke. Yemen'de 2014 yılında başlayan ve Husi isyancıların başkent Sana'yı ele geçirmesinin ardından hızla genişleyen iç savaş, çatışma ortamı yaratmıştır. Bu savaş, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ile Husi isyancılar arasında şiddetli çatışmalara dönüştü. İran destekli Şii Husi isyancılar ile Suudi destekli Sünni hükümet güçleri arasındaki çatışma, geniş kapsamlı bölgesel etkileri olan mezhepsel çatışmalarla körüklendi. İran'ın Husilere verdiği destek, bölgede mezhepsel bölünmelere ve çatışmalara yol açmıştır. Suudi Arabistan'ın Yemen'e askeri müdahalesi İran'ın etkisini sınırlama çabalarıyla bağlantılıdır. Bu çatışma Suudi Arabistan ve İran arasındaki bölgesel rekabetin bir parçasıdır ve bölgede daha geniş bir güvenlik tehdidi oluşturmaktadır. Yemen'deki insani kriz, dünyadaki en büyük insani krizlerden biri olarak kabul edilmektedir. Savaş ülkede büyük bir yıkıma ve yerinden edilmeye neden olmuştur. Gıda, su, sağlık hizmetleri ve temel ihtiyaçlara erişimde ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Özellikle çocuklar ve kadınlar bu krizden en çok etkilenen gruplar. Uluslararası yardım çağrılarına rağmen insani yardım yetersiz kalmaktadır. Bu çalışmanın amacı, küresel mücadelede Yemen'deki insan hakları ihlallerine odaklanarak, Yemen iç savaşının temel dinamiklerini, mezhep çatışmalarını, çatışmanın bölgesel etkilerini ve Yemen'deki insani krizi analiz etmektir. Olayların tarihsel arka planını sunmakta, çatışmanın nedenlerini analiz etmekte, bölgesel etkilerini değerlendirmekte ve Yemen'deki insani krizin derinlemesine bir incelemesini yapmaktadır.

Mayassa Fahım Fahım Alı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taliban yönetiminde Afganistan'ın geleceği ve güvenlik etkileri

Güney Asya-Orta Asya ve Ortadoğu'nun kesiştiği jeopolitik bir bağlantı noktasında bulunan Afganistan, tarih boyunca Avrasya'ya egemen olmak isteyen büyük güçlerin ilgisini cezbetmiştir. Bu kapsamda Afganistan'da 1979-1988 yılları arasında Sovyetler Birliği'nin işgali gerçekleşmiş; fakat bu süreçte Sovyetler Birliği, Mücahitleri yenememiş ve Afganistan'dan çekilmek durumunda kalmıştır. Sovyetler Birliği'nin Afganistan'dan çekilmesinin ardından Mücahitlerin iktidarı paylaşamaması ise ülkeyi iç savaş sürüklemiş ve bu ortamda Taliban, düzeni sağlayan bir aktör olarak algılanmaya başlamıştır. Bununla birlikte birinci Taliban döneminde, Afganistan'ın adeta açık bir hapishaneye dönüştüğü görülmüş, hak ve özgürlükler askıya alınmış ve ülkede "İslam Emirliği" adı altında Peştun-Diyobendi hegemonyası teşkil edilmiştir. Bu süreçte uluslararası toplumdan tecrit edilen Afganistan'ın terör örgütleri için bir güvenli liman haline geldiği de görülmüştür. Nitekim 11 Eylül 2001 tarihinde terör örgütü El Kaide tarafından düzenlenen saldırıların ardından ABD, "Sonsuz Özgürlük Operasyonu" kapsamında Afganistan'ı işgal etmiştir. 20 yıl süren Amerikan işgaline rağmen Afganistan'da sağlıklı bir düzen inşa edilememiş ve Taliban rejimi devrilse de Taliban yok edilememiştir. Bu durumda, Afganistan'da ulus inşasının başarısızlığı ve işgal dönemi yönetimlerinin yolsuzluklarla anılması etkili olmuştur. Daha sonra da Taliban'ı yok edemeyeceğini gören Washington, Taliban'la müzakere süreci yürütmüş ve nihayetinde 29 Şubat 2020 tarihinde Doha Antlaşması imzalanmıştır. ABD'nin söz konusu anlaşmaya uygun olarak 31 Ağustos 2021 tarihinde Afganistan'dan çekilmesi ise Afganlar arası müzakereler sonuçlanmadan gerçekleşmiş ve Taliban kısa süre içerisinde Kabil'i ele geçirmiştir. Böylece Afganistan'da ikinci Taliban dönemi başlamıştır. Fakat Taliban içerisindeki güç merkezlerinden Hakkani Ağı'nın El Kaide terör örgütüyle ilişkileri sürmektedir. Diğer taraftan terör örgütü DEAŞ'ın kolu olan ISKP de Afganistan'ı istikrarsızlaştırmaktadır. Dahası Taliban karşıtı silahlı direniş yürüten Penşir Hareketi de varlığını sürdürmektedir. Bu da Afganistan'ın güvenliğini ve geleceğini tartışmaya açmaktadır. Bu tezde de Afganistan'ın güvenlik durumu olası senaryolar çerçevesinde incelenmektedir

İşletme başarısı
Zubaeda Fahmı Qasım Qasım
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası deniz hukuku bağlamında Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikalarının değerlendirilmesi

Doğu Akdeniz tarih boyunca coğrafi, siyasi ve ekonomik olarak büyük bir öneme sahip olmuştur. Bölgenin geçiş güzergâhı olmasının yanı sıra son yıllarda keşfedilen hidrokarbon rezervleri küresel ve bölgesel dinamiklerin yeniden şekillenmesine neden olmuştur. Doğu Akdeniz'de yıllardır devam eden meselelere değişen dinamikler eklenince çözülmesi zorlaşan yeni uyuşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Uyuşmazlıkların çözümü noktasında uluslararası hukukun en eski ve köklü dallarından biri olan uluslararası deniz hukukuna başvurulmaktadır. Üç tarafı denizlerle çevrili, Doğu Akdeniz'in en uzun kıyıya sahip ülkesi olan Türkiye deniz alanları sınırlandırması bakımından uluslararası deniz hukukuna uygun olarak politikalar oluşturmuştur. Bu çalışma ile Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikasına dair kazanımlarına ne gibi katkı sağlanabileceği üzerinde durulmuştur. Bu çerçevede dünyada bulunan benzer uyuşmazlıklar ve Türkiye lehine olan mahkeme kararları irdelenerek Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de haklı olduğunu ileri sürdüğü noktaların uluslararası deniz hukuku kapsamında ifade edilmesi amaçlanmıştır. Daha önce tartışılmayan, üzerinde durulmayan ancak Türkiye için ciddi bir koz olan iç bükey kıyı hali ve ters tarafta kalan adaların durumu mahkeme kararları ışığında incelenerek Türkiye'nin iddiaları hukuki gerekçelerle anlatılmaya çalışılmıştır. Uluslararası hukukun dış politikanın ayrılmaz bir parçası olduğu anlayışından hareketle Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin ortaya koyacağı argümanlar tartışılmıştır.

Uluslararası deniz hukuku mahkemesi
Olcay Aymaz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amerika Birleşik Devletleri-Irak ilişkileri (2003-2021)

Bu tezde, Amerika Birleşik Devletleri'yle Irak arasındaki ilişkilerin hem boyutu hem de 2003-2021 dönemindeki gelişimi incelenmiştir. Özellikle ikili ilişkilerin, ABD'nin Orta Doğu'daki hem rekabeti hem de çıkarları açısından değerlendirilmesinin yapılması bu tezin temel amacını; 2003 Irak-ABD Savaşı'nın nedenleriyle siyasi ve hukuki dayanaklarının tespit edilerek değerlendirilmesi, savaştan hemen sonra başlayan işgal döneminde iki devlet arasındaki politik, ekonomik ve askerî ilişkilerin incelenmesiyle bu ilişkilerdeki olumlu ve olumsuz gelişmelerin belirlenmesi ve son olarak da 15 Aralık 2011 tarihinde ABD askerlerinin geri çekilerek üsten son ABD bayrağının indirilmesiyle başlayan işgal sonrası dönemde yaşanan yeni süreçte ikili ilişkilerin değerlendirilmesi bu tezin konusunu oluşturmuştur. Tezde, ikili ilişkilerin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulduğu argümanı ileri sürülmekle birlikte bu ilişkilerin niteliği konusunda ABD'nin çıkarlarının korunması için bu ilişkilerin tüm boyutlarını kapsayan geniş bir çerçevede yürütüldüğü sonucuna ulaşılmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri
Zaid Jaafar Mohammed Mohammed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Enerji ve kritik altyapı güvenliğinin siber boyutu: Stuxnet saldırısı

Siber ortam her geçen gün genişlemekte ve siber saldırılar uluslararası alana yayılmaktadır. Bu sayede savaşın değişen boyutu ile modern savaşın unsurları arasında yer alan siber ortam, kritik enerji altyapılarının güvenliğini etkilemekte, ulusal ve uluslararası krizlere neden olabilmektedir. Bu çalışma, enerji güvenliğinin siber boyutuna ilişkin olarak kritik altyapılara yönelik siber saldırıların ulusal ve uluslararası güvenlik üzerindeki etkilerine odaklanmaktadır. Bu bağlamda çalışma, Stuxnet vakasından yola çıkarak enerji sektörünün siber uzayda karşılaştığı saldırıları, güvenlik teorileri çerçevesinde, dış politikanın bir aracı haline gelerek incelemektedir. Siber saldırılardaki artış ve bu saldırıların sonuçları, kritik altyapıların siber güvenliğinin önemine işaret etmektedir. Çalışmada enerji sektöründeki siber tehditler ve siber güvenlik yöntemleri, sektörde kullanılan bilgi güvenliği zafiyetleri ve bu zafiyetlerin yol açtığı tehlikeler ele alınmaktadır. İran'ın yaptırımlarla kontrol altına alınmaya çalışılmasına rağmen, ABD ve İsrail'in ortak operasyonuyla İran'ın nükleer tesislerine gerçekleştirilen (henüz resmi olarak üstlenilmeyen) Stuxnet siber saldırısının nedenleri, İran'ın saldırıyı önleyememesinin nedenleri, Soğuk Savaş'ın nükleer tehdidinin hala devam edip etmediği ve İran'ın nükleer kapasite arttırma ihtiyacının nedenleri çalışmanın araştırma sorularını oluşturuyor. Stuxnet saldırısının ülkemizde yeterince çalışılmamış olması, siber-uzay, güvenlik ve enerji alanlarındaki gelişmelerin dinamizmi tez konusunun seçilme nedenlerini ifade etmektedir. Yerel çalışmalardaki yetersizlik ve multidisipliner özelliği çalışmanın özgün bir niteliğe sahip olduğunu göstermektedir.

EnerjiGüvenlikSiber saldırı
Bünyamin Halit Küskü
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Latin Amerika'da ABD dış politikasının neoklasik realizm çerçevesinde incelenmesi: Obama ve Trump örnekleri

Realizm, uluslararası ilişkiler teorileri arasında en eski teorilerden biridir. Klasik neorealizm, değişkenleriyle dış politika analizinde kullanılan bir analiz yöntemidir. Birçok değişken etrafında şekillenen ABD dış politikası, neoklasik realizmle analiz oldukça elverişlidir. ABD ile Latin Amerika arasındaki ilişki, uzun yıllardır kültürel, tarihsel ve coğrafi normlara dayalı olarak sürdürülmüştür. ABD'nin Latin Amerika'ya yönelik dış politikası güvenlik, ekonomik ve politik çıkarlara dayanmaktadır. ABD için, çıkarları doğrultusunda hareket eden siyasi yapılarla ilişkilerini sürdürmek önemli olmuştur. ABD başkanlarının karakteristik özellikleri ve algıları da farklı bakış açılarına yol açabilir. Latin Amerika'da Obama ve Trump, bu bakış açılarıyla benzer ve farklı politika algıları sunmuşlardır.

Fatmanur Kiraz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mısır'ın Nil politikası

Mısır, Nil Havzası'nın aşağı havzasında yer alan bir ülke olarak diğer havza ülkelerine kıyasla Antik Çağlardan itibaren özdeşleştiği Nil Nehri'nin sularından daha çok yararlanan ülke olmuştur. Bu durum küresel ölçekteki diğer nehir havzalarıyla karşılaştırıldığında istisnai bir durumdur. 1929 ve 1959 tarihli anlaşmaları Nil suyunu kullanmasında Mısır'a avantaj sağlamak suretiyle bir statüko oluşturmuştur. Nil'in stratejik önemi, bu statükoyu korumak için her dönemde çeşitli stratejiler ve yöntemler geliştiren Mısır'ın Nil Havzası ile ilgili iç ve dış politika kararlarını ve eylemlerini şekillendirmiştir. Bu çerçevede çalışmanın amacı Nil Nehri'nin Mısır'ın iç ve dış politikasında ne denli önemli bir yer tuttuğunu tarihsel süreç, cumhuriyet dönemi devlet başkanlarının söylemleri, uygulamaları ve yaklaşımları bağlamında ortaya koymaktır. Türkçe, Fransızca, İngilizce ve Arapça kaynaklardan yararlanan çalışmada tarihsel anlatım ve literatür tarama gibi nitel araştırma yöntemleri kullanılmış, devlet biçiminin monarşiden cumhuriyete dönüşmesi sonrasındaki Cemal Abdülnasır ile Abdülfettah el Sisi arasındaki döneme yoğunlaşmış, devlet başkanlarının vizyon ve öncelikleri

Politika
Amoun Gamal Abdourahman
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Önleyici meşru müdafaa doktrini çerçevesinde ABD'nin Irak'a müdahalesinin uluslararası hukuka uygunluğu

11 Eylül saldırıları ve arkasından ABD'nin önce Afganistan, daha sonra da Irak'a müdahaleleriyle beraber uluslararası toplumun en fazla tartıştığı konulardan biri önleyici meşru müdafaa olmuştur. Ancak söz konusu kavramla alakalı ne uluslararası geçerliliği olan bir anlaşma yapılmış ne de bir teamül kuralı oluşturulabilmiştir. Bu yüzden bu kavram, bazı müdahalelerde veya kuvvet kullanma tehditlerinde tekrar gündeme gelmeye devam etse de meşru olup olmadığı ve meşru ise sınırlarının ne olduğu belli değildir. Bu yüzden şuan için yapılabilecek en makul değerlendirme, meşru müdafaa kavramı hakkındaki düzenlemelere ve değerlendirmelere bakılarak önleyici meşru müdafaa kavramının buna uygun olup olmadığını irdelemektedir. Ancak uluslararası toplum bu belirsizlik bir an evvel sonlandırarak bu konuda bir uluslararası düzenleme yapmalı ya da emsal bir karar ortaya koyabilmelidir.

Onur Gökçe
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vekâlet savaşları ve vekâlet savaşları ekseninde ABD-YPG ilişkilerinin bölgeye etkisi

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte dünyada yenidünya düzeni kurulmaya çalışılmıştır. Büyük güçler, kendi hedeflerini uygulayabilmek amacıyla yöntem değişikliğine gitmek zorunda kalmışlardır. Bu çalışmayla birlikte, değişen dünya düzeninde büyük devletlerinin stratejilerinde ne gibi değişikliğe gittikleri incelenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda literatürdeki nitel çalışmalar incelenerek devletlerin sahada kendilerinden ziyade bölgedeki etnik, dini, ideolojik görüşlü grupları destekleyerek aktif olmaya çalıştığı "vekâlet savaşları" döneminin ortaya çıktığı görülmüştür. Bu çalışmada öncelikli olarak savaş kavramı, savaşın nedenleri ve savaşın tarihsel süreç içinde yaşadığı değişim ve dönüşümü incelenmiştir. Bununla birlikte değişen süreç içinde savaşın da sebepleri değişmiştir. Mevcut çalışmada, bu durum da derinlemesine ele alınmıştır. Ayrıca değişen ve dönüşen savaş kavramı neticesinde günümüzde yeni savaş türlerinin ortaya çıktığı görülmüştür. Çalışmanın diğer kısmında ise ortaya çıkan bu yeni savaş türlerinden vekâlet savaşı kavramı, vekâlet savaşı aktörlerinin niteliği, vekâlet ilişkisinin niteliği, vekâlet savaşının motivasyonu, terör örgütleri ve vekâlet savaşlarının bağlamı ele alınmış; müteakiben Arap Baharı sonrası bölgede meydana gelen istikrarsızlık ve PKK'nın Suriye uzantısı olan PYD/YPG terör örgütünün ortaya çıkışı incelenmiştir. Bununla birlikte adı geçen örgütün vekâlet savaşı kavramı altında ABD ile olan asil-vekil ilişkisine odaklanılmıştır.

Talat Sevinç
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çin Halk Cumhuriyeti'nin "Bir Kuşak Bir Yol" projesi kapsamında Karabağ Savaşı

Bu tez, Çin Halk Cumhuriyeti'nin "Bir Kuşak Bir Yol" Projesi ile II. Karabağ Savaşı'nın etkileşimini ve bu etkileşimin Kafkasya'nın güvenliği ve kalkınması üzerine etkilerini incelemektedir. Tez, Çin Halk Cumhuriyeti'nin hem bölgesel hem de küresel bir güç olarak nasıl konumlandığını, "Bir Kuşak Bir Yol" Projesi aracılığıyla bölgesel kalkınma ve güvenlik yapıları üzerindeki etkilerini ve bu sürecin II. Karabağ Savaşı'nın dinamikleriyle nasıl iç içe geçtiğini ele almaktadır. Bulgular, "Bir Kuşak Bir Yol" Projesinin bölgesel kalkınmayı teşvik etme potansiyeline rağmen, bölgesel güvenlik meselesinde yeni gerilimler yarattığını göstermektedir. Tez, Çin Halk Cumhuriyeti'nin dış politikası ve "Bir Kuşak Bir Yol" Projesinin, bölgesel çatışmalar üzerindeki etkilerini ortaya koyarak bölgesel güvenlik politikalarının yeniden değerlendirilmesi için önemli bilgiler sunmaktadır.

Kafkasya
Yunus Emre Koç
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amerika Birleşik Devletleri çevresel güvenlik politikalarının iklim kriziyle mücadeleye etkisinin incelenmesi

Soğuk Savaş döneminde devlet odaklı ve askeri güç temelinde oluşturulan politikalar, savaş sonrasında devletler arasında oluşan ekonomik bağlantılar, iletişim ve teknolojideki ilerlemeler ışığında oluşan konjonktür güvenliği sadece askerî açıdan ele almanın dönemin farklılaşan sorunlarını çözme konusunda yeterli olmayacağını ortaya koymuştur. Bu süreçte Kopenhag Okulu güvenlik kavramının içeriğini siyasal, sosyal, ekonomik ve çevresel güvenlik sektörleri çerçevesinde ele almış ve genişletilmiş bir güvenlik tanımının oluşturulmasına öncülük etmiştir. Sanayi devrimi sonrası kömür ve petrol gibi fosil yakıtların yoğun olarak kullanımı atmosferde sera gazlarının artmasına yol açarak küresel ısınma ve iklim değişikliğinin oluşmasına neden olmuştur. Oluşan çevresel bozulmanın küresel alana etki eden boyutları ve çatışmalara neden olma potansiyeli çevresel güvenlik fikrini doğurmuş ve birtakım girişimleri beraberinde getirmiştir. Sera gazı üretiminde tarihsel sorumluluk anlamında ilk sırada gelen ülkelerden biri olan Amerika Birleşik Devletleri, küresel müzakereler sırasında izlediği tutumla diğer ülkeleri de etkilemiş, iklim kriziyle mücadele çabalarının yavaşlamasına ya da etkisiz hâle gelmesine neden olmuştur. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri'nin iklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarına katılımı yapılacak uygulamaların başarıya ulaşmasında elzem kabul edilmiştir. Bu çalışmada, 1990 yılı sonrası Amerika Birleşik Devletleri'nin iklim kriziyle mücadeledeki rolüne yönetime gelen başkanların izledikleri politikaların küresel müzakerelerin başarısına olan etkisi incelenmiştir.

Çevresel güvenlik
Serap Kocaoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Başarısız devlet olgusu ve radikal terörizm ile mücadele : Somali ve el Şebab örneği

Bu çalışma, Başarısız Devlet Olgusu ve Radikal Terörizm ile Mücadele Somali ve El Şebab örneği üzerinden incelemektedir. Somali, başarısız devlet yapısının ve radikal terörizm etkileşiminin canlı bir örneği olarak değerlendirilmektedir. Muhammed Siad Barre rejiminin 1991'de devrilmesinin ardından Somali çeşitli rakip gruplar ve klanlar arasında uzun süreli bir iç savaşa sürüklendi. Bu durum, sömürgecilik döneminden modern bir devlete geçişte başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ülke, iç savaş, korsanlık, açlık ve terör gibi kavramlarla özdeşleşmiştir. Somali'deki devlet başarısızlığı, bireylerin güvenliğini doğrudan tehdit eden El Şebab terör örgütünün ortaya çıkmasını ve yayılmasını etkilemiştir. Terörün küresel bir tehdit hâline gelmesiyle birlikte terörizmi tetikleyen veya şiddetlenmesine neden olan koşulların belirlenmesi, sürdürülebilir bir barış ortamının sağlanması açısından hayati önem taşımaktadır. Başarısız devletler, ulus devlet modelinin kusurlu bir versiyonu olarak tanımlanır ve terörist grupların güvenli alanlar bulabileceği ve kriz bölgelerinin oluşabileceği ortamlar yaratır. Bu analizin temel amacı, başarısız devletler, radikal terörizm ve kırılgan bağlamlarda özellikle Somali gibi örneklerde barış ve güvenlik oluşturma çabaları arasındaki karmaşık ilişkileri derinlemesine anlamaktır. Somali'de şiddet ve kaos ortamının hâkim olduğu, 1991 yılından bu yana başarısız devlet yapısının devam ettiği görülmektedir. Bu dönemde Somali devletinin başarısızlığını etkileyen siyasi, sosyal ve ekonomik faktörler detaylı bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca Somali hükûmetinin El Şebab'a karşı stratejisi de detaylı bir şekilde ele alınmıştır.

Abass Idrıss Abdallah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği`nin düzensiz göç yönetimi politikaları kapsamında Polonya

İnsanlık tarihinin en belirgin özelliği olan göç, son yıllarda hem kaynak ülkeler için hem de varış ülkeleri için birbirinden farklı sonuçlara neden olmaktadır. Avrupa Birliği (AB) için yüksek nitelikli göç yanında mavi yakalı çalışanları kapsayan göçe yönelik ihtiyaç artarken, düzensiz göçün sınırlandırılması bir başka gündem konusu olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle Arap Baharı olarak adlandırılan ayaklanmalardan sonra, AB sınırlarının giderek artan bir biçimde düzensiz göçle karşı karşıya kalması ile Birlik politikalarının işlevsiz kalması, Birliği yeni politika arayışına girmesine neden olmuştur. AB düzeyinde düzensiz göçe yönelik artan endişelere paralel olarak, Birliğe üye devletlerin de iç siyasetlerinin düzensiz göç karşıtı söylemlerle şekillendiği ve aşırı sağ partilerin bu söylemleri kullanarak daha etkili bir şekilde siyasette var oldukları görülmektedir. AB kurucu devletleri yanında, 2004-2007 yıllarında AB'ye katılan ülkelerde de hızla yükselişe geçen aşırı sağ partiler Avrupa`da göçmen karşıtlığının temel göstergesi olmuştur. Bir başka deyişle, AB'nin düzensiz göçle mücadele için gerek ortak AB politikalarıyla gerekse üçüncü ülkelerle iş birliğine dayalı dışsallaştırma politikası kapsamında aldığı tedbirler bir yana, düzensiz göç konusu AB üye devletlerinin iç siyasetlerinde temel belirleyici haline gelmiştir. 2019 yılında olduğu gibi 2024 yılı haziran ayı başında gerçekleştirilen Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aşırı sağın yükselişinin Avrupa çapında da güçlendiği görülmektedir. Bu çerçevede, düzensiz göçe yönelik olarak Birlik düzeyinde ortak bir politika yaratma çabaları, üye devletlerin iç siyasetlerinin etkisiyle de şekillenmiş ve 2015 yılı sonrasında Birliğin aldığı tedbirler daha da sertleşmiştir. Birlik 2015 yılında Suriye`den düzensiz göç için etkin bir çözüm bulamamışken, Rusya`nın 2022 yılı şubat ayında Ukrayna`yı işgali ile başlayan savaş, AB`ye yönelik Ukrayna kaynaklı yeni bir göç dalgasına yol açmıştır. Bu göç dalgası, AB politikalarında üye devletlerin iç siyasetlerinin belirleyiciliğini değerlendirmek için yeni bir olanaktır. Bu tezde, genelde AB, daha spesifik olarak Polonya'nın Suriye iç savaşı kaynaklı ve Ukrayna kaynaklı düzensiz göçe yönelik tutumları incelenmiştir. Bu kapsamda, gerek 2015 yılı sonrası Suriye kaynaklı, gerekse 2022 yılı itibariyle Ukrayna kaynaklı düzensiz göçe yönelik yaklaşımı şekillendiren iç politika unsurları ele alınmıştır.

Kübra Aydın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Cumhuriyeti–Cibuti Cumhuriyeti ilişkileri

Türkiye Cumhuriyeti'nin Cibuti Cumhuriyeti'yle ilişkilerinin tarihi, Osmanlı Devleti dönemine kadar gitse de ikili ilişkilerin başlangıcı, Türkiye Cumhuriyeti'nin 1977'de Fransa'dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmesinden sonra Cibuti Cumhuriyeti'ni tanımasına dayanmaktadır. Diplomatik ilişkilerin kurulmasıysa Cibuti Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını kazanmasından otuz beş yıl sonra, yani 2012'de Cibuti Cumhuriyeti'nin Ankara'da, 2013'te de Türkiye Cumhuriyeti'nin Cibuti'de Büyükelçilik açmasından itibaren başlamıştır. İkili ilişkilerdeki gerçek ivme de Türkiye Cumhuriyeti'nin Afrika açılımı politikası çerçevesinde bu tarihten itibaren gerçekleşmiştir. Bu bağlamda tezin çalışılmasındaki amaç, Türkiye Cumhuriyeti'yle Cibuti Cumhuriyeti arasındaki politik, ekonomik, askerî, sağlık ve eğitim alanlarındaki ilişkilerinin incelenmesi ve bu ilişkilerdeki seviyenin belirlenmesidir. Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti ile Cibuti Cumhuriyeti arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasından itibaren bugüne kadar yaşanan gelişmelerin incelenmesi ve ayrıca Türkiye Cumhuriyeti'nin Cibuti Cumhuriyeti'ndeki etkisinden dolayı bu devletin Türkiye Cumhuriyeti için öneminin belirlenmesi bu tezin kapsamını oluşturmuştur. Özellikle son on yılda ikili ilişkilerin gelişimi hızlanarak iş birliğine yönelmiştir. Bu bağlamda ikili ilişkilerin gelişiminden yapılan çıkarım, bu iki devlet arasında oluşan iş birliğidir.

Youssouf Robleh Ahmed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hazırlanan Irak Kürt bölgesel yönetimindeki siyasi partilerin dış politika algılarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada IKBY içerisinde faaliyet gösteren siyasi partilerin IKBY'nin dış politikasını belirleyen aktörler, dış politikasını etkileyen faktörler, bölgesel ve küresel güçlerle olan ilişkiler konularındaki görüşlerine dair değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmada görüşme yöntemi kullanılmış olup bu çerçevede başkan danışmanı, üst düzey parti yetkilileri, milletvekili, gazeteci gibi seçkin parti üyelerinden oluşan 6 siyasi partiden 12 kişiyle görüşülmüştür. Görüşülen kişilere IKBY'nin dış politikasını belirleyen aktörlerin kimler olduğu, dış politikasını etkileyen faktörlerün neler olduğu, bölgesel ve küresel güçlerle ilişkiler yanı sıra özel olarak Türkiye'ye dair düşünceleri sorulmuştur. Böylelikle IKBY'deki siyasi partilerinin dış politikaya dair algılarının bir projeksiyonu çıkarılmaya çalışılmıştır.

Bölgesel politikalar
Saz Ahmed Abdulla Jabarı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

AK parti dönemi Türkiye Cumhuriyeti ile ABD ilişkileri: Güvenlik odaklı ortaklıktan ayrışmaya (2002-2020)

Bu tez, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki ilişkilerin Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) döneminde stratejik ortaklıktan stratejik ayrışmaya gitmesinin nedenlerini incelemektedir. Tezde, AK Parti hükûmeti döneminde ikili ilişkilerin stratejik ortaklıktan çeşitli konularda karşıtlığa dönüşmesinin nedenlerinin incelenmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Tezde elde edilen bulgular, bölgesel ve küresel gelişmeler olduğu kadar her iki ülkedeki iç politik gelişmelerin ikili ilişkilerin gelişimini olumsuz etkileyen temel faktörler olduğunu göstermektedir. Buradan yola çıkarak tezde, hem bölgesel ve küresel gelişmelerin hem de ABD ve Türkiye'deki iç siyasal gelişmelerin devam etmesi hâlinde ikili ilişkilerin olumsuz seyredeceği ileri sürülmektedir.

Emrullah Demir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suriye ekseninde Türkiye-ABD ilişkileri

Bu tez, 2011-2024 yılları arasında yaşanan Suriye'deki iç savaş sürecinde Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki ilişkilerin stratejik ortaklıktan ayrışmaya gitmesinin nedenlerini incelemektedir. Tezde, Suriye iç savaşı sürecinin ikili ilişkilere etkilerinin incelenmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Tezde elde edilen bulgular, Suriye'deki iç savaş sürecinin Türkiye'yle ABD arasındaki ikili ilişkileri ciddi bir şekilde etkilediğini ve bu ilişkiler Suriye ekseninde kırılmaya neden olduğunu göstermektedir. Buradan yola çıkılarak tezde, Türkiye'yle ABD'nin 2011-2024 yılları arasında yaşanan Suriye'deki iç savaş sürecine bakış açılarındaki farklılıklarından dolayı ikili ilişkilerde güven eksikliğinin oluşmasına yol açtığı ileri sürülmektedir.

Ayşe Nur Yatı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arap Birliği'nin, Orta Doğu ve bölge dengeleri üzerindeki etkisi (1945-2006)

Arap Birliği'nin kurulmasının etkileri, on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkan milliyetçi harekete dek geri götürülebilir. 19. ve 20. yüzyıl arasındaki dönem, Batı ülkelerinde milliyetçi hareketlerle yayılan millileştirme eğilimleri, milletlerin etnolinguistik bir temelde tanımlanmasına yol açmıştır. Bu durum Osmanlı Devleti'ni de oldukça etkilemiş ve millileşmemiş toplumların millet olma talepleri ve eğilimleri artarak Osmanlı Devleti'nin ortadan kaldırılmasına neden olmuştur. Daha sonra Arap Milliyetçileri, I. Dünya Savaşı'nın sonunda İngiltere ve Fransa'nın sömürge yönetimlerine dâhil olmuşlardır. I. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere ve Fransa'nın mandası altında kalan Araplar, milliyetçi hareketlerinin amacını değiştirmiş ve bu kez manda yönetimlerine karşı tavır almıştır. Yedi ülke ve Filistinlilerin temsilcilerinin katıldığı İskenderiye Protokolü'yle Arap Birliği'nin temeli teşkil edilmiştir. Arap Birliği, 22 Mart 1945 tarihinde kurulmuş olup, o tarihten bu yana 22 üye ile faaliyetlerine devam eden siyasi bir örgüttür. Arap Birliği, kuruluşundan sonra birçok zorlukla ve birbirini takip eden olaylarla karşı karşıya kalmıştır. Bu bağlamda Orta Doğu'nun ve Bölge dengelerinin, Arap Birliği'nin kuruluşundan 2006'ya dek incelendiği bu Tez içerisinde; Arap-İsrail Savaşları, Arap devletleri arasındaki çatışmaları, Amerika'nın Irak'a müdahalesi ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)'nün kurulması gibi gelişmelerde Arap Birliği'nin işlevi incelenmiştir. Arap Birliği'nin Orta Doğu ve Bölge dengesi üzerindeki etkisi dikkat alındığında; Birlik'e üye devletlerin özel çıkarlarının ortak çalışma, birlikte hareket etme ve Birlik'in savunulması fikrini çürütecek neticeler verdiği görülmektedir. Ayrıca bu Tez Arap Birliği'nin yapısından kaynaklanan bu sorunlarının yapısal analizine de eğilmektedir. Anahtar Kelimeler: Arap Milliyetçiliği, Ortadoğu, Arap Birliği, İskenderiye Protokolü, Diğer Hareketler.

Arap BirliğiOrta DoğuOrta Doğu politikası+5
Hamze Guırreh Den
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İran İslam Cumhuriyeti dış politikasında Şiiliğin rolü

İran İslam Cumhuriyeti dış politikası üzerine yapılan çalışmalar devrim sonrasında Şiilik çerçevesinde oluşturulan anayasal kurumların etkisini göz ardı etmiştir. Bu çalışmanın amacı 1979 Devrimi sonrasında mezhepsel temeller üzerinden şekillenen anayasal kurumların İran dış politikasını belirlemede ne ölçüde etkili olduğunu ortaya koymaktır. Disiplinlerarası yaklaşımla ele alınan bu çalışma Şiiliğin ortaya çıkışını, siyasi gelişimini, İran'ın tarihsel sürecini ve 1979 Devrimi ile birlikte kurulan anayasal düzeni ve sonrasındaki dış politik anlayışını Şiilik ekseninde ele almıştır. Bu çerçevede Türkçe ve İngilizce kaynaklar ile incelenen dönemin gazete ve dergileri gibi süreli yayınlarından faydalanılmıştır. Bu çalışma Şiiliğin İran'ın dış politikasında son derece etkili olduğunu ortaya koymakla birlikte ülkenin dış politik yaklaşımlarının tamamen Şiilik eksenli olmadığını, kimi zaman reel politik bir yaklaşımı da içerdiğini göstermiştir.

MezheplerUluslararası ilişkilerUluslararası politika+3
Oğuz Can Caferoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği'nin iklim değişikliği politikaları kapsamında İsveç ve Polonya örnekleri

1980 sonrası dönemde, iklim değişikliğinin dünya için giderek büyüyen bir tehdit olduğunun farkına varılmıştır. Bu tehdide karşı küresel anlamda pek çok antlaşma, protokol ve konferanslar yapılmıştır. Gerçekleştirilen bu faaliyetler, iklim krizine karşı önlem amacıyla düzenlenmiştir. Avrupa Birliği (AB), uzun süredir çevre politikalarına verdiği önemle bilinmektedir. Uygulanan çevre politikaları ile iklim değişikliği konusunda da mücadele verilmeye başlanmıştır. Buna rağmen, AB içinde üye devletlerin, iklim krizine karşı farklı tutumları bulunmaktadır. İsveç, AB üyeliğinden önce de çevre politikalarına verdiği önemle bilinmektedir. Polonya ise, AB iklim politikalarına uyumda yavaş ve daha sorunlu bir yaklaşıma sahiptir. Bu tezde, AB'nin iklim politikaları ve AB içinde İsveç'in çevre ve iklim politikaları konusundaki örnek uygulamaları ve bu alanda öncü olması, Polonya'nın ise bu politikalara uyumdaki sorunları karşılaştırmalı olarak değerlendirilecektir.

Avrupa BirliğiPolonyaUluslararası ilişkiler+4
Betül Metin
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güvenlik sektörü reformu kapsamında Afganistan Polis Teşkilatının yeniden inşası

Bu çalışmanın temel amacı, Devlet İnşası ve Güvenlik Sektörü Reformu kapsamında Afganistan Ulusal Polisinin (ANP) yeniden inşa sürecinde izlenen politikaları incelemektir. Bu analiz, inşa sürecindeki başarısızlığa eleştirel bir bakışa sahiptir. Afganistan Orta Asya'nın stratejik olarak önemli bir devletidir. Bu nedenle konum olarak önemli bir noktadadır. Konumu sebebiyle bugüne kadar egemen güçlerin müdahalelerine ve işgallerine maruz kalmıştır. Bu işgaller ve müdahaleler neticesinde devlet yapılanması zarar görmüş istikrarlı bir devlet varlığı gerçekleşmemiştir. 2001 yılında Taliban'ın 11 Eylül saldırılarını üstlenmesinin ardından gerçekleşen ABD ve koalisyon güçlerinin müdahalesi ile Taliban Rejimi'ne darbe vurulmuştur. Taliban'ın sonrasında devletin yeniden inşası için ABD baş aktör olmak üzere pek çok devletin katkılarıyla çeşitli toplantılar düzenlenmiştir. Bu toplantılar neticesinde alınan kararlar ile devletin inşasında pek çok ülke destek verme taahhüdünde bulunmuştur. Öncelikle geçiş hükümeti kurulmuş ve Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Akabinde meclis seçimleri yapılmış demokratik hak ve özgürlükler konuşulmaya, tartışılmaya başlanmıştır. Tüm bu gelişmeler ile birlikte devletin de tüm kurum ve kuruluşlarıyla yeniden inşası süreci başlatılmıştır. Diğer tüm eksikliklerin giderilmesi adına ülkede karışıklığın son bulması elzemdir. Bu amaçla güvenlik sektörünün reform çalışmalarıyla güçlendirilmesi öncelikle hedef olarak görülmektedir. Bu süreçte güvenlik, sağlık, eğitim ve idari ve siyasi yapılanmalar da başlatılmıştır. Bu çalışmada, Afganistan devletinin yeniden inşası süreci ve bu süreçte Afganistan Polis Teşkilatının yeniden yapılanması sürecindeki başarısızlığın nedenleri incelenmektedir.

AfganistanDevlet inşaasıGüvenlik+5
Gökhan Yürük
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00