
160
Archived Theses
6
DOIs Assigned
4%
DOI Rate
Archived Theses
İfade Özgürlüğü: İçeriği ve Sınırları
Temel hak ve özgürlükler demokratik sistemin temelini oluşturur. İnsan haklarına önem verilmesi, demokrasinin işlerliği açısından son derece önemlidir. Demokrasiyi otoriter sistemlerden ayıran temel fark çoğulculuk ve insan haklarıdır.Demokratik sistemin temel noktalarından biri olan çoğulculuk, ancak ifade özgürlüğünün olabildiğince geniş tutulmasıyla gerçekleştirilebilir. Azınlığın korunması ve azınlığa iktidar olma şansının sağlanabilmesi için ifadenin mümkün olduğunca sınırlandırılmaması gerekir. Bunun yanında ifade özgürlüğü de diğer özgürlükler gibi mutlak değildir. Çağdaş hukuk sistemi içerisinde her ülkede kimi durumlarda sınırlandırılması gerekir.İfade özgürlüğü sınırlandırılırken son derece titiz davranılmalıdır. Sınırlama ancak ifadenin bireye ve topluma zarar verdiği noktalarda gerçekleşebilir. Demokraside hürriyetler kural, sınırlandırma istisnadır. Dolayısıyla ifade özgürlüğü olabildiğince dar bir çerçevede sınırlandırılmalı ve hukuk sistemi içerisinde yer alan sınırlandırmanın kurallarına uyulmalıdır.
Türkiye'de milletvekillerinin parti değiştirmelerinin siyasi sonuçları: Yeni Türkiye Partisi örneği
Bu çalışmada Türk siyasi tarihi incelenerek, genel seçim sonuçları bağlamında ortaya çıkan parlamento yapılarında daha sonra yaşanan değişiklikler değerlendirilmiştir. Milletvekillerinin parti değiştirmelerinin yol açtığı siyasi sonuçlar araştırılarak, bu olayların hükümetlerin kurulması ve düşmesinde oynadığı rol ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca, 18 Nisan 1999 genel seçimi sonuçları doğrultusunda oluşan 21. dönem TBMM'nde yaşanan siyasi gelişmeler bağlamında; DSP içinde yaşanan liderlik mücadelesi ve sonrasında DSP'nin bölünerek YTP'nin ortaya çıkmasının siyasi sonuçları araştırılmıştır. 2001'de yaşanan ekonomik kriz, sonrasında Kemal Derviş'in ekonomiden sorumlu devlet bakanı olarak Türkiye'ye getirilmesi, DSP'deki liderlik mücadelesi, Derviş'in CHP'ne katılması gibi olayların DSP'yi ve DSP'nin bölünmesiyle kurulan YTP'ni yıprattığı ve bunun da 3 Kasım 2002 genel seçim sonuçları itibariyle sadece Ak Parti ve CHP'nin TBMM'ne girmesi ve Ak Parti'nin tek başına iktidara gelmesini etkilediği saptanmıştır.
I. ve II. Körfez Savaşları dönemi Türkiye- ABD ilişkileri
İngilizler tarafından isimlendirilmiş olan Ortadoğu bölgesi özellikle sanayi devriminin gerçekleşmesiyle ve petrol yatakları bakımından zengin olması aynı zamanda kültürel ve tarihi açıdan manevi anlamda önem taşıması sebebiyle uluslararası alanda ele geçirilmesi veya üzerinde söz sahibi olunması gereken bir bölge olarak günümüze kadar önemini korumuştur.Soğuk Savaş sonrasında yaşanan iki kutuplu dünyadan tek kutuplu dünyaya geçiş ve yumuşama döneminin ardından tek süper güç olarak karşımıza çıkan ABD, Ortadoğu üzerindeki amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla bölgede dengeleri kendi lehine çevirecek politikalar izlemeye başlamıştır. Türkiye de yakın coğrafik özellikleri neticesinde olayların dışında kalamamıştır. Ayrıca Türkiye özellikle 1991 yılında yaşanan Körfez Krizi ile o yıllara kadar izlemiş olduğu aktif tarafsızlık politikasını terk ederek ABD yanlısı politika benimseyerek olayların içinde bulunmuştur.1991 yılında ABD müttefiki ülke pozisyonunda yer alan Türkiye, Kuzey Irak ve PKK konusunda politikalarının çatışması sebebiyle politikalarında birtakım değişiklik yapmaya başlamıştır. 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgal etmesinin meşruiyeti oldukça tartışılan bir durum yaratmıştır. Bu anlamda Türkiye, güçlü bir Kürt Devleti'nin kurulma tehdidiyle karşı karşıya bulunduğundan ve işgali meşru olarak nitelendiremediğinden askeri anlamda ABD'nin taleplerini gerçekleştirmemiştir. Ancak, daha sonraki dönemlerde almış olduğu kararlarla kendi güvenliğini ön planda tutarak ABD'nin bazı isteklerinin yerine getirilmesi konusunda kararlar almıştır.Ortadoğu'da yaşanan ve özellikle ABD ve Irak'ın savaşı olarak nitelendirilebilecek olan I. ve II. Körfez Savaşı dönemlerinde ABD ve Türkiye arasında yaşanan gelişmeler ile Türkiye'nin bu iki savaşta izlemiş olduğu politikalar paralel değil de değişken nitelik taşımıştır.Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, Amerika Birleşik Devletleri, Irak, I. Körfez Savaşı, II. Körfez Savaşı, Türkiye
Transatlantik güvenlik mimarisi bağlamında Türkiye'nin karar alma mekanizmalarının analizi; 1 Mart Tezkeresi örneği
İkinci Dünya Savaşı sonrasında iki zıt ideolojiye sahip olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasındaki mücadele sonucu başlayan Soğuk Savaş, iki büyük savunma örgütünün doğuşuna sahne olmuştur. SSCB öncülüğünde 1955 yılında kurulan Varşova Paktı'nın aksine, ABD öncülüğünde 1949 yılında kurulan NATO Soğuk Savaş'tan galip çıkarak, varlığını Soğuk Savaş sonrasında da sürdürmeye devam etmiştir. Birçok Batı Avrupalı devletin ve Türkiye'nin de içinde yer aldığı NATO, Soğuk Savaş sonrası dönemde yeni tehdit algılamaları çerçevesinde yeni roller edinerek, savunma örgütünden güvenlik örgütüne dönüşmüştür.Soğuk Savaş'ın ardından ABD'ye bağımlılığı azalan ve ekonomik gücünü, dış politika ve güvenlik alanıyla bütünleştirip, uluslararası sistemde daha etkin olmayı hedefleyen AB üyeleri, Soğuk Savaş döneminde NATO'nun Avrupa ayağının güçlendirilmesi amacıyla kurulan Batı Avrupa Birliği'ni AGSP'ye dönüştürmüş, böylelikle Avrupa'da ayrı bir güvenlik yapılanmasına gidilmiştir.Bu yapılanma NATO'nun kurucusu ve lideri olan ABD'yi endişeye sevk etmiştir. Özellikle 11 Eylül 2001'de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'a yapılan saldırıların ardından ulusal güvenlik stratejisini değiştiren ABD'nin, NATO'yu kendi çıkarları doğrultusunda kullanma girişimi, AB üyesi bazı devletlerin tepkisiyle karşılanmış ve Irak Savaşı'yla NATO içerisindeki çatlak derinleşmeye başlamıştır.Irak Savaş'ında Türkiye, savaşa karşı AB'nin öncü güçleri Fransa ve Almanya yanında yer almıştır. Bu tezde, ABD dış politikasını dönüşüme zorlayan transatlantik çatlağın, 1 Mart Tezkeresi özelinde Türk dış politikası karar alma sürecine etkisi ortaya konulacaktır.Bu tezin yazımında entelektüel birikimiyle yol gösteren değerli danışmanım Doç. Dr. Hüsamettin İnaç'a, tez yazım sürecinde desteğini esirgemeyen arkadaşım Serdar Ülbayi'ye ve yaşamım boyunca, sevgi ve fedakârlıkla birlikte emek veren babam Yusuf Güngör'e ve annem Saniye Güngör'e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.Anahtar Kelimeler: Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikaları, Karar alma, NATO, Soğuk savaş, Tezkere.
Osmanlı'dan günümüze Türk bürokratlarının eğitimi ve bürokrasi teorileri çerçevesinde değerlendirilmesi
Her ne kadar olumsuz etkileri en aza indirilmeye çalışılsa da, günümüz dünyasının en etkin yapılarından biri olan bürokrasi, devlet kavramıyla birlikte ortaya çıkmıştır denilebilir. Çalışmamızda bürokrasi ile ilgili birçok tanıma yer verilmiş, tarihî süreç içerisindeki gelişimi ele alınırken, Türk bürokrasisi ve Türk bürokratlarının eğitimi ve yetiştirilmesi konusunun, Osmanlı'dan başlayarak günümüze kadarki seyrinin incelenmesi amaçlanmıştır.Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde bürokrasi kuramı; tarihçesi, sınıflandırılması ve bürokrasiye dönük yaklaşımlar ele alınmış, ikinci bölümde; Osmanlı Devleti'nde Bürokrasi başlığı altında, Osmanlı devlet yapısındaki bürokratik oluşumlar ve bu dönemin bürokratlarını eğitme işini üstlenen Enderun Mektebi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, Tanzimat dönemi ve sonrası Türk bürokrasisi çerçevesinde; Tanzimat dönemi, II. Abdülhamid dönemi, II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemi bürokrasileri ve bürokratik eğitimleri irdelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Bürokrasi, Osmanlı Bürokrasisi, Türk Bürokrasisi, Bürokrat, Bürokratların Eğitimi, Enderun, Mülkiye
Doğu-batı bağlamında kentleşme sürecine ilişkin eleştirel bir yaklaşım
Kentler, tarih boyunca insanoğlunun askeri, ekonomik, siyasal ve entelektüel ilgisini çekmiş, onu anlamak, onun içerisinde yer almak ve dahası onu merak etmek arsında gidip gelen duygularla kentler inşa edip yıkmışlardır. Kentlerin etkileri, ona bakanda kendisini hayran bırakan özelliklerinde kendisini göstermektedir. Dünyanın yedi harikasının tümünün kentlerde olması bu açıdan tesadüf değildir.En yaratıcı fikirlerin ortaya atıldığı, en güzel binaların inşa edildiği mekânlar olan kentleri anlamak oldukça karmaşık ve zor bir süreçtir. Çalışmada kentler tarihsellikleri içerisinde yaşadıkları çelişkileri, gelişimleri ve mücadeleleri içerisinde ele alınmaktadır. Kent tarihi, siyasal bir açıdan ele alınan ve çifte standarda açık bir özellik göstermektedir. Bu çifte standardı üreten, batı merkezli modernist yaklaşımın uzantısı olarak değerlendirilebilir. Çalışma içerisinde kentleşme süreçlerinin anlatımında yalnız batı kentlerini kapsayan kısmı eleştirilmiş, doğu kentlerinin tarihsel gerçekliği ortaya konmaya çalışılmıştır.Kentlilik bilincinin oluşumu ve kentlerin siyasi karakteri, doğu batı ekseninde meydana gelen karşıtlığın hem nedeni hem de sonucu olarak ifade edilecektir. Çalışmada doğunun tarihsel konumu ve doğu kentlerine bakış bu bağlamda eleştirilerek, doğu kentlerinin özelliklerine değinilmiştir.İnsanoğlunun doğaya en büyük meydan okuması olarak kentler, zaferleri, yenilgileri, inanışları simgeleyen büyük bir imaj olarak, insanoğlunun tarihi kadar eski, yaşanılan zaman kadar güncel ve geleceği hayal etmek kadar fantastiktir.Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Kentleşme, Küreselleşme, Modernizm, Post-modernizm, Sanayi Devrimi, Oryantalizm.
Sürdürülebilir kent kavramına farklı bir bakış olarak yavaş şehirler (Cittaslow): Seferihisar örneği
Sürdürülebilirlik, ekosistemdeki yenilenemez kaynakların gelecek nesillere aktarılabilmesi için, insanın ekosistem üzerindeki olumsuz etkilerinin sistemin taşıma kapasitesinin üzerine çıkmayacak düzeyde tutulması olarak tanımlanmaktadır. Sürdürülebilir kent ise, değişim ve gelişimin devamlılığını sağlamak amacıyla sosyo-ekonomik çıkarların çevre ile ilgili kaygılarla uyumlu hale getirildiği yerlerdir. Bu tanımlardan hareketle kentlerin sürdürülebilirliğini sağlamak için farklı yaklaşımlar geliştirilmiştir.Bu çalışmada sürdürülebilir kentleşme kavramına farklı bir bakış olarak ?Cittaslow (Yavaş Şehir)? yaklaşımı incelenmiştir. Bu çerçevede ilgili literatürün taranması yoluyla Yavaş Şehirleri ortaya çıkaran nedenler tespit edilmiş ve Yavaş Şehir olmak isteyen şehirlerin yerine getirmek zorunda olduğu kriterler ortaya konulmuştur. Ayrıca Cittaslow hareketinin tarihsel süreci ve dünya çapında yayılma durumu örneklerle incelenmiştir.Elde edilen veriler ve bilgiler ışığında, Cittaslow kriterlerinin sürdürülebilir kent bağlamında şehirleri fiziksel ve sosyo-kültürel olarak nasıl etkilediğini belirleyebilmek için Seferihisar incelenmiştir. Bu bağlamda Cittaslow'un sürdürülebilir bir kent modeli olarak ortaya konulup-konulamayacağı tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Cittaslow, Seferihisar, Sürdürülebilir Kent, Sürdürülebilirlik, Yavaş Şehir
Avrupa Birliği kimlik oluşumuna çözüm olarak Avrupa Birliği anayasası
Kendine özgü yapısı olan Avrupa Birliği, yirminci yüzyılda Avrupa'yı ve tüm dünyayı etkileyen iki dünya savaşının yarattığı felaketlerin bir daha yaşanmaması için düşünülmüş bir Birliktir. Avrupa Birliği zamanla kayda değer bir ilerleme göstererek gerek ulusal gerekse uluslar-üstü alanda etkilidir ve denetim yetkisine sahiptir. Uluslar-üstü güç haline gelen Avrupa Birliği başlangıçta altı kurucu ülkeden oluşurken genişleme süreciyle birlikte artan üye sayısı Birliğin revizyona gitmesini zorunlu hale getirmiştir. Bu durumda AB'nin kurumsal işleyişinin daha esnek ve şeffaf olmasını ve üye devletlerin Birliğe olan aidiyet duygularının artmasını AB Anayasası gerçekleştirebilecektir. Ancak Avrupa Birliği Anayasası'nın geçerliliği üye devletlerin iradesine dayanmaktadır. Bu çalışmanın amacı AB Anayasası ile AB kimliği arasındaki bağın tartışmaya açılmasıdır. Tarihsel süreç içerisinde edinilen deneyim ve bilgiler AB'nin geleceğini şekillendirmede önemli yer tutar. Bu doğrultuda AB kimlik oluşturma politikalarının tarihsel süreci ve AB Anayasası'nın oluşum sürecinde yaşanılanlar irdelenmektedir. Çalışma konusu olan ?AB kimlik Sorununa Çözüm Olarak AB Anayasası? dört bölümde analiz edilmeye çalışılmıştır. İlk bölümde, genel anlamda kimliğin ne ifade ettiği, nasıl oluştuğu, oluşum sürecinde etken olan unsurlar ile AB ortak kimlik oluşturma ihtiyacının nereden kaynaklandığı açıklanmaya çalışılmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise AB kimliği oluşumunda önemli bir yere sahip olan AB Anayasası ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, sosyoloji ve hukuk bağlamında AB'nin AB kimliği oluşumu üzerindeki siyasi etkisi irdelenmektedir. Dördüncü bölümde ise, AB üye ülkelerin ulusal kimliklerinin ortak kimlik oluşturma çabalarında yarattığı sorunlar değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmenin ardından AB Anayasası'nın Türkiye AB üyelik sürecinde oluşturduğu anayasal sorunlar üzerinde durulmuştur. Çalışma sonuç bölümünde genel bir değerlendirmeyle son bulmuştur.
Entegrasyon teorileri çerçevesinde Türk Devletleri Teşkilatının siyasi ve ekonomik açıdan incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Türk Devletleri Teşkilatı'nın (TDT) bölgesel entegrasyon sürecini siyasal, ekonomik ve kurumsal boyutlarıyla incelemek ve gelecekteki entegrasyon potansiyelini değerlendirmektir. Çalışmada, TDT'nin tarihsel gelişimi, kurumsal yapısı ve temel politika alanları bölgesel entegrasyon teorileri çerçevesinde ele alınmıştır. Bu kapsamda Türk Dünyası 2040 Vizyon Belgesi, TDT'nin resmî dokümanları, ulusal ve uluslararası raporlar ile akademik çalışmalar incelenmiştir. Araştırma kapsamında üye devletlerin ekonomik yapıları, Orta Koridor ve Zengezur Koridoru gibi ulaştırma projeleri ile Türk Yatırım Fonu'nun bölgesel entegrasyona katkıları değerlendirilmiştir. Ayrıca Rusya, Çin, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve İran gibi küresel ve bölgesel aktörlerin TDT entegrasyonuna yönelik yaklaşımları analiz edilmiştir. Bulgular, TDT'nin kültürel iş birliği temelli bir yapıdan ekonomik ve stratejik iş birliğini önceleyen daha kurumsallaşmış bir bölgesel organizasyona dönüşme sürecinde olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte ekonomik farklılıklar, jeopolitik rekabet ve kurumsal sınırlılıkların entegrasyon sürecini zorlaştırdığı belirlenmiştir. Sonuç olarak TDT'nin Avrasya'da önemli bir entegrasyon potansiyeline sahip olduğu, ancak bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi için ekonomik ve kurumsal iş birliğinin daha da güçlendirilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
Hegemonya krizi ve Türk sağı: Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti örneği
Siyasi rejimler ile devlet arasındaki kopmaz bir ilişkinin olduğunu savunulan bu tezde siyasi rejimlerin sınırlarını, rejimlerin değişim dinamiklerinin hangi toplumsal ve tarihsel temeller üzerinde oturduğunu Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır. Soğuk Savaşın yoğun olduğu bir dönemde kurulun bu hükümet, yükselen popülist sol dalga ile mücadele etmiş, hegemonyanın konsolidasyonunu amaçlamış, ancak bunu istediği ölçüde başaramamıştır. Bununla birlikte özellikle devlet personel politikası, sağ siyasi rejimlerin karakteristik yapısını ortaya koymuştur. Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti soğuk savaşın en yoğun olduğu dönemlerde kurulmuştur. Bu hükümetler, islamcı ve milliyetçi sağın muhafazakar-liberal sağ öncülüğünde yükselen emekçi ve popülist sol hareketlere karşı oldular. Daha sonraki sağ hükümetlerin de ideolojik öncüsüydüler..Hem hakim sınıfların yapısının değişmesi hem de sermaye birikim biçiminin bir bunalıma doğru gitmesinin önlenemez habercisiydi. Ama esas olarak sınıf mücadelesi ile siyasi rejimin ve devlet ilişkisinin önemli bir göstergesiydi.