Çankaya University
Discipline

Public Law

Çankaya University

1,653

Archived Theses

1

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Törenin ekonomi politiği

Orta Asya göçerleri göçer üretim tarzı altında örgütlenirler. Hareketli üretim araçları üzerinde sürü formunda hakimiyet kurmuş olan toplumsal formasyonlarda, üretim aracının özgün doğası ve sürü formunun belirleyici etkileri göçer üretim tarzı adını verdiğimiz yapısal formasyona vücut verir. Göçer üretim tarzında sürüler üzerinde aile hakimiyeti, otlak ve su kaynakları üzerinde ise kolektif hakimiyet söz konusudur. Üretim tarzının iktisadi belirleyenleri Orta Asya göçerlerini askeri bir formda örgütlenmeye zorladığı ve iç sömürü üretim tarzının yapısal koşullarınca engellediği için göçer üretim tarzı dairesindeki toplumsal formasyonlarda sınıflaşma, ön sınıf aşamasında kesilmektedir. Sürü formu ve otlak-su kaynaklarının paylaşım sorunu göçer üretim tarzı dairesinde yaşayan toplulukları soy bağına dayanan örgütlenmeler kurmaya zorlar. Söz konusu örgütlenmeler aileleri obalara, obaları uruklara, urukları boylara ve tüm bu sayılan unsurları boylar arası iş birliği örgütlenmesi adını verdiğimiz yapısal formasyona bağlar. Göçer üretim tarzında siyasal örgütlenmenin temel katmanı olan boylar arası iş birliği düzeni hareketli ve göreli olarak özerk üretici birimler arasındaki paylaşım sorunlarını çözmek ve üretici birimleri dış sömürü, savunma ve ticaret alanlarında bir araya getirmek işlevini üstlenir. Göçer üretim tarzı dairesindeki toplumsal formasyonlarda iç sömürü ilişkileri gelişmediği, toplum savaşçılık etrafında örgütlendiği ve bu bağlamda da sınıf egemenliği tebarüz etmediği için normatif pratikler hukuk biçimini edinmezler. Göçer üretim tarzının ön-sınıf yapısı bağlamında normatif pratikler bir sınıfın egemenliğini değil göçer toplulukların ön sınıf düzeni içinde yeniden üretilmesi işlevini üstlenirler. Sanayi devrimi öncesinde doğal koşulların insan etkinliği üzerindeki yoğun belirleyiciliği altında söz konusu yeniden üretim işlevi büyük ölçüde yaşam stokunun sürü formunda yeniden üretim gereksinimi etrafında biçimlenir. Yaşam stokunun yeniden üretim gereksiniminin normatif pratikler üzerindeki belirleyici etkisi töreyi meydana getiren pratiklerin yaşam stokunun yeniden üretim gereksinimi etrafında gelişen zorunluluk ve düzenlilik ilişkiler etrafında somutlaşmaları ile neticelenmektedir. Yaşam stokunun belirleyiciliği altında gelişen normatif pratikler ön sınıf aşamasındaki göçer toplumlarında egemen bir sınıfın menfaatlerini temsil etmezler. Töreyi oluşturan pratikler bir sınıfın egemenliğinin izlerinden ziyade ön sınıflar arasındaki sınıf mücadelelerinin belirleyiciliğine tabidirler.

Devlet teorileriEkonomi politikalarıGöçebelik+7
Ozan Giray Şahin
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Vergi Hukuku açısından kişisel verilerin korunması

Kişisel verilerin korunması ve bu hususta verisi işlenen kişilere tanınan haklar, günümüzde önemi gittikçe artan ve ülkeler tarafından çeşitli çözüm önerileri getirilmek istenen konulardan birisini oluşturmaktadır. Nitekim teknolojinin de gelişmesiyle birlikte, kişisel verilerin işlenmesi hem çok daha kolay hale gelmiş hem de işlenen veri sayısı çok daha fazla artmıştır. Çalışma kapsamında, öncelikle kişisel verilerin korunmasına ilişkin kavramsal açıklamalara ve kişisel verilerin korunması hakkının niteliğine ilişkin tartışmalara yer verilmektedir. Kişisel verilerin korunması, küresel bir konu olduğundan, kişisel verilerin korunması hukukunun gelişiminin değerlendirilmesi de önemlidir. Bu çerçevede, mevzuatımıza da etki eden uluslararası kaynaklar ele alınmıştır. Ülkemizde ise, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasa'nın 20. maddesinin 3. fıkrasına eklenen hüküm çerçevesinde, kişisel verilerin korunması bir hak olarak Anayasa'da açıkça yer almaya başlamıştır. 2016 yılında da, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu çerçevede, çalışma kapsamında 6698 sayılı Kanun'un getirdiği düzenlemelere de ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Söz konusu Kanun ile getirilen düzenlemeler, vergi mükellefleri açısından da önemlidir. Nitekim uluslararası kaynaklara da benzer şekilde, Kanun ile kişisel verileri işlenen gerçek kişilere oldukça önemli haklar tanınmaktadır. Çalışma kapsamında da, vergi mükelleflerinin kişisel verilerin korunmasına ilişkin hakları, vergi konularına ilişkin istisnalar ışığında ele alınmaktadır.

Kamu hukukuKanunlar 6698 sayılıKişisel Verilerin Korunması Kanunu+5
Pınar Nur
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 15. maddesi uyarınca taraf devletlerin sözleşme'den kaynaklanan yükümlülüklerinin azaltılması (Derogasyon)

Sözleşme'nin 15. maddesi taraf devletlere, belli koşulların gerçekleşmesi halinde Sözleşme ve Eki Protokollerde güvenceye bağlanan hak ve özgürlüklerin korunmasına ilişkin yükümlülüklerini azaltma (derogasyon) imkânı tanımaktadır. Mahkeme içtihatlarına bakıldığında da, AİHS'in 15. maddesine başvurma konusunda taraf devletlere geniş bit takdir payının (the margin of appreciation) tanındığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, askıya alma (derogasyon) sınırsız ve denetimsiz bir biçimde uygulan(a)mamaktadır. Altını çizmek gerekir ki istisnai / kriz halleri taraf devletlere, günümüz çağdaş demokrasilerinin olmazsa olmazları olarak: demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına dayanan yönetim temellerini aşındırmaya yönelik açık bir çek (carte blanche) vermemektedir. Sözleşme'nin 15. maddesinin 2. fıkrasında da, taraf devletlere askıya almaya başvurduklarında uymaları gereken birtakım maddi ve usuli koşullara yer verilmiştir. Askıya almaya başvurulduğu durumlarda da Konsey organlarınca iki tür denetim / gözetim gerçekleştirilmektedir: İlk olarak Strazburg Mahkemesi önüne gelen başvurularda, taraf devletlerin Sözleşme'nin 15. maddesinin gereklerine riayet edip etmedikleri nazarında, alınan / alınacak tedbirlerin yalnızca durumun gerektirdiği ölçüde tedbirler olup olmadığı, haklı bir mazeret / zaruret hâli görülüp görülemeyeceği, bu mazeretin geçerli olup olmadığı ile ulusal düzeyde yeterince gerekçelendirilip gerekçelendirilmediğini denetlemektedir. İkinci olarak Konsey'in kimi uzmanlık birimleri de denetim / gözetim gerçekleştirmektedir. Mezkûr çalışmada, bölgesel bir insan hakları koruma sistemi öngören AİHS özelinde, savaş, seferberlik, askeri darbe teşebbüsü (15 Temmuz darbe teşebbüsü) salgın hastalık (COVID-19) veya ağır ekonomik bunalım gibi ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike durumunda uygulanmak zorunda kalınan, bir bakıma taraf devletler yönünden bir can simidi niteliğinde olan "olağanüstü hallerde Sözleşme'den doğan yükümlülüklerin azaltılması / askıya alma / derogasyon" müessesesi inceleme konusu yapılmıştır. Söz konusu bu inceleme sürecinde özellikle Konsey'in yargılama makamı olarak başta Strazburg Mahkemesi'nin kararları olmak üzere Konsey'in diğer organlarının derogasyona yönelik rapor, görüş, açıklama gibi çalışmaları ile Türk Anayasa Mahkemesinin Türkiye'de ilan edilen OHAL kapsamında alınan tedbirlere / kısıtlamalara yönelik başvurularda vermiş olduğu kararlar analiz edilmiştir. Uygulamanın aksayan yönleri ise ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Askıya alma / yükümlülüklerin azaltılması (derogasyon), Olağanüstü hal, 15 Temmuz darbe teşebbüsü, Olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türk Anayasa Mahkemesi.

Avrupa İnsan Hakları SözleşmesiDerogasyonKamu hukuku+3
Muhammed Taha Büyüktavşan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu

Neo-liberal politikalarla devlet yapılanmasında bir dönüşüm yaşanmıştır. Bu dönüşüm uluslararası örgütler ve sermaye kuruluşları tarafından önerilen yapısal uyum paketleri ve düzenleyici reformlar çerçevesinde meydana gelmiş ve geleneksel devlet yapılanmasında bir kopuş yaşanmıştır. Türkiye'de bağımsız düzenleyici kurumlar ve üst kurullar olarak bilinen yapısal biçimler ülke ekonomilerinin birbirine eklemlenmesi hedefine yönelik oluşturulmuştur. Önemli alanların yönetiminin teslim edildiği bu kurullar yönetişim tipi örgütlenme modeline örnek teşkil etmektedir. Kurullar, sermaye ilişkilerinin yoğunlaştığı küreselleşmeye aracılık eden yapısal biçimler olarak varlığını sürdürmektedir. Türkiye'de, uluslararası ekonomiyle bütünleşmeyi sağlayacak ve sermaye açısından kolaylaştırıcı düzenlemelere öncülük edecek bir yapı olarak Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) kurulmuştur. Daha sonra yatırım ortamını iyileştirme çalışmalarına katkı sağlayacak Yatırım Danışma Konseyi (YDK) oluşturulmuştur. YOİKK platformu ve YDK çok uluslu şirketler ve uluslararası finans kuruluşlarının aktörlerini bir araya getirerek, yatırımcıların taleplerinin ve isteklerinin idarede ve yasal mevzuatta karşılanmasına yönelik faaliyetlerde bulunmaktadır. YOİKK, bu faaliyetleri farklı alanlar için oluşturulmuş teknik komitelerle, yeni adıyla çalışma gruplarıyla yürütmektedir. Yatırım mevzuatı ve yatırımla ilgili idari işlemleri eylem planları vasıtasıyla yeniden düzenleyen bu yapının, toplumsal ilişkileri dönüştürme kapasitesi bulunmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'yle değişime uğrayan yapı, çalışmalarına devam etmesine rağmen eski etkinliğini yitirmiştir. Bu çalışmada kurullar, YOİKK ve YDK'nın çalışmaları, yapıları, oluşturulmalarında etkili olan politikalar, devlet idaresindeki dönüşümü anlamak maksadıyla incelenmiştir.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıKamu hukukuKuruluş+4
Esra Topal
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Türk Anayasa Mahkemesi kararları kapsamında mülkiyet hakkı ve kamulaştırma

Temel bir insan hakkı olan mülkiyet hakkı zaman içerisinde farklı formlarda ortaya çıkmış ve dinamikliğini daima korumuştur. Günümüzde sosyal devlet anlayışının etkisiyle mülkiyet hakkı sınırlanabilir bir hak olarak kabul edilmektedir. Kamulaştırma işlemi ise bu hakka müdahale yollardan biridir. Ancak özel mülkiyet hakkına verilen önem de devam etmektedir. Nitekim anayasal düzeyde güvencesi olan mülkiyet hakkına müdahale biçimlerinden Kamulaştırma da yine Anayasada düzenlenmiştir. Bu bağlamda mülkiyet hakkı düzenlemesi ulusal ve uluslararası düzenlemelerde sınırlanabilir bir temel hak olarak yer almıştır. Söz konusu form elbette ki belirli bir sürecin sonucu olarak olgunlaşmıştır. Ancak özel mülkiyet ile bu hakka müdahale biçimlerinden Kamulaştırma, hala yargı organlarının sıklıkla incelediği bir konudur. Dolayısıyla güncelliği devam etmekte ve mülkiyet hakkı ile hakka müdahale arasında adil denge gözetmek üzere, yargı organlarınca da geliştirilen ölçütler oluşmaktadır. Sonuç olarak çalışmanın konusu ve sorununu; mülkiyet hakkının varlığı, hakkın kapsamının gelişimi, sosyal devlet formundaki kamulaştırma işleminin meşruiyet koşulları ve buna ilişkin düzenlemeler ile yargı organlarının kararları oluşturmaktadır. Anahtar Sözcükler Mülkiyet Hakkı, Kamulaştırma, Türk Anayasa Mahkemesi Kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları

Anayasa MahkemesiAvrupa İnsan Hakları MahkemesiKamu hukuku+5
Merve Güneş
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni nesil teknolojilerden insansız hava aracı ve özel hayatın gizliliğinin korunması

Askeri amaçlar için üretilen insansız hava aracının (İHA), birey kullanımına kadar olan evrimi ve gelişimi hayatın her alanına nüfuz etmeye devam etmektedir. İHA'lara entegre edilebilen faydalı yükler, uçuş süresinin uzunluğu, insan faktörünün nerdeyse sıfıra inmesi gibi avantajları sayesinde kamu güvenliğinin ve huzurunun sağlanması için polis teşkilatı tarafından da İHA kullanımı son yıllarda çarpıcı biçimde artmaktadır. Türkiye'de Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesindeki Havacılık Dairesi Başkanlığı 2018 yılı itibari ile 81 ilde İHA büro amirliklerinin kurulumu tamamlanmış olup gelecek vizyonu olarak her geçen gün İHA kapasitesini arttırmaktadır. ABD'de yaşanan 11 Eylül saldırısından sonra "tehlikenin tehlikesini önlemek" proaktif polislik anlayışı olarak benimsenmektedir. Tehlikenin önlenmesi ancak gelişmiş gözetim teknolojileriyle mümkün olmaktadır. Bu bağlamda polis tarafından aslında her an var olduğunu bildiğimiz ama aslında çoğu zaman göremediğimiz yeni nesil araçlarla yoğun bir gözetim teknolojisi kullanılmaktadır. Bilimdeki yenilikler, teknolojinin ilerlemesi bunun sonucu olarak, daha sofistike teknolojik kapasite, yalnızca artan verimlilikle değil, aynı zamanda ahlaki değerlerle, politik ve hukuki ilerlemeyle de ilişkilidir. Günümüzde gözetim teknolojilerinin yaygın ve yoğun kullanılması bireylerin, tüm hareket ve davranışlarının her zaman izleniyormuş gibi kendilerini ayarladıkları bir öz disiplin etkisini, Jeremy Bentham'ın kurguladığı ve Michel Foucault tarafından anlatılan "Panopticon" metaforunu beraberinde getirmektedir. Bu nedenle, özel hayatın gizliliği ve kamu güvenliği arasındaki değer çatışması, kolluğun yeni nesil gözetim araçlarından olan İHA kullanarak kapsamlı gözetiminden kaynaklanan en önemli etik sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Kolluğun İHA kullanımının her geçen gün yaygınlaşması ve kullanılan teknolojinin daha sofistike hale geleceği dikkate alındığında özel hayatın gizliliğine müdahale olabilecek durumların ihtimali artmaktadır. Kolluğun yetkilerini, bireyin haklarını belirlemek bu bağlamda özel hayatın gizliliği ile kamu güvenliğini arasındaki hassas dengenin sağlanmasında büyük önem arz etmektedir. Anayasa tarafından korunan temel ve hak hürriyetlere, olabilecek sınırlamaların ancak kanunla düzenlenebileceği noktasından hareketle, kolluğun İHA kullanımı ile ilgili kanuni düzenleme yapılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada insansız hava araçlarının kamu güvenliğinin sağlanmasına yönelik artan önemine değinilmiş, bu bağlamda insansız hava araçlarıyla ilgili mevzuatta ve güvenlik yönetimi alanlarında kapsamlı düzenleme yapılması ihtiyacının ortaya konulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Güvenlik önlemleriKamu hukukuPolis+5
Mehmet Enes Yılmaz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi Usul Hukukunda elektronik tebligat

Vergilendirme aşamalarından biri olarak tebliğ; mükelleflere, vergisel yükümlülüklerini ve ödevlerini bildirme amacı taşımaktadır. Tarh edilen vergi, tebliğ ile mükellefe bildirilir. Bu bildirim üzerine mükellefin hukuki yollara başvurma süresi başlar. Görüldüğü üzere tebliğ aşaması, mükellef haklarının korunmasında, büyük öneme sahiptir. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin, günlük hayatın her alanında olduğu gibi vergilendirme aşamalarında da kullanılmasıyla elektronik vergilendirme kavramı, ortaya çıkmıştır. Böylece mükellefler, birçok vergi ödevini internet üzerinden yerine getirebilmektedir. Elektronik vergilendirme faaliyetlerinden biri de vergilendirmeye ilişkin evrakların elektronik ortamda tebliğ edilmesidir. Elektronik ortamda tebliğ usulü, 2010 tarihinde, VUK'a 107/A maddesinin eklenmesiyle yasalaşmıştır. 107/A maddesinin hükmüne göre, elektronik tebliğ usulüne dair çeşitli usul ve esasları belirleme yetkisi Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığı bu yetkiye dayanarak, 2015 yılında, 456 Sıra No'lu VUK Genel Tebliği'ni yayınlamıştır. Elektronik ortamda tebliğ kısaca; VUK'a göre mükellefe tebliğ edilmesi gereken belgelerin, elektronik tebligat sistemi aracılığıyla, muhatabın internet vergi dairesi bünyesinde oluşturulacak elektronik tebligat adresine, vergi idaresi tarafından iletilmesi olarak tanımlanabilir. Elektronik tebliğ, modern tebliğ olarak da isimlendirilebilir. Elektronik ortamda tebliğ usulünün birçok faydası vardır. Özellikle klasik tebliğ usulleriyle karşılaştırıldığında elektronik tebliğ usulü çok daha işlevseldir. Bunun yanında, düzenlemenin yeni olmasından dolayı birtakım eksikliklerin bulunması normaldir. Çalışmada, elektronik tebliğ usulünün güçlü olduğu yönlerden bahsedildiği kadar eksik yönleri de tespit edilmiştir. Ayrıca, tespit edilen bu eksiklikler hakkında öneriler sunulmaya çalışılmıştır.

Elektronik tebligatKamu hukukuTebligat+3
Muhammed Hakan Okçu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İdarenin yargı dışı denetim yollarının etkinliği

Hukuk devleti ilkesi, idarenin hukuka aykırı hareket etmesini önlemek maksadıyla denetim faaliyetinin varlığını zorunlu görmektedir. İdarenin denetlenmesi mecburiyeti idari işlemlerin hukuka uygunluk karinesinden yararlanmasına engel olmaz. Bu sebeple hukuka uygunluk karinesinden yararlanan ve icrai işlem gerçekleştirme yetkisine sahip olan idarenin gerçekleştireceği eylem ve işlemlerin denetlenmesi hukuken zorunludur. Söz konusu denetimin esası yargılamaya dayansa da günümüzde yargı dışı denetim yolları kendi varlıklarını göstermekte ve önemini artırmaktadır. Ancak yargı dışı denetim yolları kural olarak kararlarında bağlayıcılık taşımasa da yargısal denetime kıyasla cazip imkânlar sunmaktadır. Bu nedenle başta Batı hukuk sistemlerinde ombudsmanlık kurumu ve benzer insan hakları kurumları etkinliklerini pekiştirmektedir. Bu gelişmeler karşısında Türkiye, yargı dışı denetim yolları arasında yer alan idari ve siyasi denetimlerde işlevsel açıdan katkılara sahipken ulusal düzeyde insan hakları kurumlarının oluşturulmasında geç kalmıştır. Özellikle son on yılda ülkemizde yeni insan hakları kurumları kurulmuş olmasına rağmen söz konusu kurumların yapısal ve işlevsel açıdan bazı eksiklikleri bulunmaktadır. Bu çalışma idarenin yargısal ve yargı dışı yollarla denetim farkları kapsamında yargı dışı denetim yollarının (özellikle kurulan yeni insan hakları kurumlarının) yapısal ve işlevsel etkinliklerini konu edinmektedir.

Bilgi edinme hakkıDenetimDenetim sistemleri+6
Ömer Can Baş
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yargısal içtihatlar ışığında alacağın tahsili amacıyla işlenen yağma suçu

Alacaklıların hukuki ilişkiye dayanan alacaklarını tahsil etmek amacıyla borçluya yönelik cebir ve/veya tehdit içeren fiilleri suç olarak kabul edilmiş, hukuki yollara başvurarak alacağını tahsil etmeyen failin cezalandırılması öngörülmüştür. 765 sayılı TCK'da kendiliğinden hak alma (ihkak-ı hak) suçu olarak düzenlenmişken, 5237 sayılı TCK'da kendiliğinden hak alma suçuna yer verilmemiş; fakat malvarlığına yönelik suçlar açısından failin hukuken korunan bir alacağını tahsil etmek amacıyla hırsızlık veya dolandırıcılık suçunu işlemesi halinde bu suçlardan verilecek cezalarda alt ve üst sınır belirlenmek suretiyle ceza indirimi belirlenmiştir. Ancak failin alacağını tahsil etmek amacıyla cebir veya tehdit kullanması halinde farklı bir düzenleme getirilerek failin yağma suçundan değil, kasten yaralama ya da tehdit suçundan ötürü cezalandırılacağı belirtilmiştir. Fail ile mağdur arasındaki borç ilişkisinin meşru bir zeminde bulunması failin TCK' da düzenlenen alacağın tahsili amacıyla işlenen hırsızlık(md.144), dolandırıcılık (md.159 ) ve yağma (md.150/1) hükümlerinden yararlanabilmesinin temel şartıdır. Bu nedenle hukuken korunan alacağın hukuken geçerli bir alacak olması, failin ve mağdurun bu borç ilişkisinin tarafı olması gerekmektedir. Hukuki ilişkinin tarafı olmayan kişiler yönünden ise hırsızlık (md.141-142), dolandırıcılık (md.157-158), yağma (md.148-149)suçlarına yönelik hükümlerin uygulanması söz konusu olmaktadır. Malvarlığına yönelik suçlardan hırsızlık ve dolandırıcılık yönünden, bu suçların alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde suçların niteliğinde bir değişiklik olmamakta, daha az cezayı gerektiren hal teşkil etmektedir. Ancak durum TCK md.150/1 düzenlemesinde farklıdır. TCK md.150/1 de düzenlenen alacağın tahsili amacıyla işlenen suçun, yağmanın özel hali olduğu öğreti ve yargı kararlarında ifade edilmekte ise de, bu durumda failin hangi suçu işlediği belirsizdir. TCK md.150/1 de, yağma suçunun hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde, fail hakkında kasten yaralama veya tehdit suçlarına ilişkin hükümlerin uygulanacağı düzenlenmiştir. TCK md.150/1 başlığı daha az cezayı gerektiren hal olmasına karşın ilgili maddede, yağma suçundan verilecek cezada indirim yapılması öngörülmemiştir. Çalışmamızda öğreti ve yargı kararları çerçevesinde farklı görüşlere yer verilerek, tartışmalı hususlar değerlendirilmek suretiyle hükmün hukuki niteliği ortaya konularak uygulamaya katkı sağlanması amaçlanmıştır.

Alacak hakkıKanunlar 5237 sayılıTahsilat+5
Tuğba Uçak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yabancı yatırımlar ve kamu hizmeti

Bu tez neoliberal devlet döneminde kamu hizmeti kavramı ve kamu hizmetinin örgütlenmesinde yaşanan değişimin idare hukuku boyutunda ele alınması ve Türkiye açısından bahsi geçen değişimlerin değerlendirilmesine ilişkindir. Çalışmada kamu hizmetleri teknik bakımdan incelenmeye, genel bir tanıma oturtulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte özellikle doktrine hakim olan kamu hizmeti yaklaşımına günümüz siyasal süreci göz önüne alınarak alternatif bir bakış açısı geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede milli/yabancı yatırım hukukunun düzenlenmesinde siyasal tercihlerin önemi ve hukukun da buna göre şekillendiği anlaşılmaktadır. Türkiye'de hukuk sisteminin yapısal olarak değiştirilme sürecinin hem esas gayesi hem de bu dönüşümün belirleyeni niteliğindeki yabancı yatırım kavramı, emperyalizmle ilişkilendirilerek hukuka sosyolojik yaklaşımlar üzerinden bir açıklama geliştirilmiştir. Buradaki esas amaç ise yabancı yatırımlara bakıştaki değişikliği anlama ve anlamlandırma çabasından ileri gelmektedir. Anahtar Sözcükler: Yabancı yatırımlar, kamu hizmeti, artı değer, sermayenin serbest dolaşımı, iktisadi kamu hizmetleri.

Ekonomi politikalarıKalkınmaKamu hizmetleri+5
Barış Ramazan Atıcı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lekelenmeme hakkı kapsamında internete erişimin engellenmesi

İnternet ortamında kişilik haklarının korunması, internetin gelişimiyle beraber güncelliğini ve önemini korumakta ve tazelemektedir. İnternetin teknik özelliklerinden kaynaklanan yapısı ve kitle iletişim araçlarındaki yeri, interneti ifade ve basın özgürlüğünün kullanımı noktasında çekici kılmaktadır. Ancak giderek bu özgürlüklere daha fazla müdahale edilmeye başlandığı görülmektedir. İnternete erişimin engellenmesi ile 5651 sayılı Kanun kapsamında yapılan bu müdahalelerin büyük bir çoğunluğunu kişilik haklarının korunması gayesi oluşturmaktadır. Kişilik haklarından biri olan ve giderek daha fazla mütalaa edilen lekelenmeme hakkı, kişinin masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkının korunması ile kişinin itibarının korunmasına hizmet etmektedir. Lekelenmeme hakkı kapsamında internete erişimin engellenmesi uygulamalarının internet ortamında ifade ve basın özgürlüğünün sağladığı menfaat ile çatışması ve yarışması sebebiyle dengenin sağlanması gerekmektedir. Anahtar Sözcükler İnternet, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, kişilik hakları, lekelenmeme hakkı, erişimin engellenmesi.

Erişim engellemeKamu hukukuKanunlar 5651 sayılı+6
Güneş Çetinel
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası deniz hukukunda hakkın kötüye kullanılması ve uluslararası andlaşmalar bağlamında uygulanması

Ulusal hukuk düzenlerinde iyiniyetin korunmasına yönelik en önemli araçlardan biri olan hakkın kötüye kullanılması yasağı uluslararası hukukun kaynaklarını ortaya koyduğu kabul edilen Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesi doğrultusunda "medeni milletlerce tanınan hukukun genel ilkeleri" kapsamına girmektedir. Bu doğrultuda hakkın kötüye kullanılması yasağının, "genellik" yani farklı hukuk sistemlerinde kullanılma ve "medeni milletlerce tanınma" olmak üzere iki farklı niteliği haiz olması gerekmektedir. Ulusal hukuk sistemlerinde özellikle mülkiyet hakkının bir başkasına kötüniyetle zarar verecek şekilde kullanılmasının engellenmesi amacını taşıyan hakkın kötüye kullanılması yasağı, uluslararası hukukta ise devletlere tanınan hakların başka devletlerin zararına olacak şekilde kullanılması ihtimalini ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda, tahkim mahkemeleri ve uluslararası mahkemeler tarafından da hakkın kötüye kullanılması yasağına, her ne kadar doğrudan dayanılmasa da, yargılama sürecinde ya da kararlarda yer verilmiştir. Buna ek olarak, uyuşmazlıklara taraf olan Birleşik Krallık ve Panama gibi devletler de dava dilekçelerinde bu yasağa atıf yapmışlardır. Özellikle 20. yüzyılın ilk yarısı itibariyle başlayan uluslararası deniz hukukunun kodifikasyonu faaliyetlerinde hakkın kötüye kullanılması yasağı da çeşitli açılardan kendine yer bulmuştur. Bu doğrultuda, başlarda yalnızca açık denizdeki canlı kaynakların korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik olarak açık denizde balıkçılık serbestisinin sınırlandırılması amacıyla ele alınan hakkın kötüye kullanılması yasağı, sonraki dönemde oldukça detaylı ve uluslararası deniz hukukunun tam ve kesin bir şekilde düzenlenmesi amacını taşıyan 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'yle, 300. madde kapsamında uluslararası deniz hukukunun tümüne uygulanabilecek bir genel ilke haline getirilmiştir. Anahtar Sözcükler Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, Hukukun Genel İlkeleri, İyiniyet ilkesi, Kötüniyet, Uluslararası Deniz Hukuku, Uluslararası Hukukun Kaynakları

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku SözleşmesiDeniz hukukuHukuk+5
Gökey Saraçyakupoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde bütçe hakkının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

İngiltere'de 1215 yılında Magna Carta ile ortaya çıkan bütçe hakkı; "kamu gelir ve giderlerinin miktarı ve türünün belirlenmesi ve onaylanması" olarak tanımlanmaktadır. Bütçe hakkının süjesi olan halk bu hakkın kullanım yetkisini domgrafik koşullar nedeniyle kendi seçtiği temsilcilere devretmiştir. Bu bakımdan parlamentolar bütçe hakkına değil, bütçe yetkisine sahiptir. Yasama organının yürütme organı karşısındaki konumuna bağlı olarak etkinlik düzeyi değişen bu yetki, hükümet sistemleri açısından farklılık göstermektedir. 2017 Anayasa değişikliği ile parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesi dolayısıyla bütçe hakkı etkinliği Türkiye açısından da değişim göstermiştir. Çalışmanın birinci bölümünde bütçe ve bütçe hakkı kavramı ve bütçe hakkının tarihsel gelişimi incelenmiştir. Bütçenin hukuki niteliği ve bütçe hakkının unsurlarından hareketle bütçe hakkının etkinliğini artıran faktörlere ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur. Etkinlik kavramı çalışmada iktisadi açıdan kullanılmamaktadır. İkinci bölümde farklı hükümet sistemlerinden seçilen örnek ülkelerin bütçe hakkı etkinlikleri karşılaştırmalı olarak incelenerek söz konusu ülkelerin bütçe hakkı etkinliği artıran hususlar karşılaştırmalı olarak tespit edilmiştir. Üçüncü bölümde ise değişen hükümet sistemi ile birlikte değişim gösteren bütçe süreci ve bütçe sürecine etki eden yeni süjeler itibariyle etkilenen bütçe hakkı etkinliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur. Farklı hükümet sistemlerine sahip ülkelerdeki bütçe hakkı etkinliği ile karşılaştırmalı olarak yeni hükümet sisteminde bütçe hakkı etkinliğini sağlamaya yönelik çözüm önerileri ortaya konulmuştur.

BütçeBütçe hakkıCumhurbaşkanlığı hükümet sistemi+3
Oğuzhan Tokgöz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vergi hukukunda hata kavramı ve düzeltme yolu

Vergilendirme işlemlerinde yapılan hatalar, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile öngörülen düzeltme yolu ile giderilebilmektedir. Düzeltmenin konusunu aynı Kanun ile tanımlanan vergi hataları oluşturmaktadır. Düzeltme yolunun öngörülmesindeki amaç, vergi hatalarının sebebiyet verdiği hukuka aykırılıkların, yargılama yoluna gidilmeksizin hızlı ve pratik bir şekilde giderilmesidir. Ancak düzeltme yoluyla giderilebilecek vergi hatalarının kapsamının belirlenmesine ve düzeltme başvurusunun reddi halinde yargı yoluna başvuru usulünün ne şekilde olacağına ilişkin hususların yanlış değerlendirilmesi halinde, ilgililerin hak kaybına uğraması söz konusu olabilir. İdari aşamada çözüm yöntemi olarak öngörülen bu yola ilişkin olarak; vergi hatalarının kapsamının belirlenmesi, düzeltme başvurusu ile başvurunun reddi halinde yargı organlarına başvuru usulünün incelenmesi bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır.

HataHata düzeltmeKamu hukuku+4
Didem Hande Kılıç
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şartı

Anayasa Şikâyeti, ülkemizde oldukça yeni bir müessese olup 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren yürürlüktedir. "Bireysel başvuru" olarak ifadesini bulan bu anayasal hak, temel hak veya hürriyetleri kamu gücü tarafından ihlal edilen kişilerce, hak ihlali iddiasının iç hukukta öngörülen tüm başvuru yolları tüketildikten sonra son çare olarak Anayasa Mahkemesi'nde açılan bir dava ile ileri sürülmesidir. Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından biri olan "olağan kanun yollarının tüketilmiş olması" şartının kapsam ve sınırlarının tartışıldığı bu çalışmada, uygulamada ortaya çıkan sorunlar, kuralın uygulanmadığı veya uygulanamayacağı durumlar etraflıca ele alınmaktadır. Çalışma boyunca, bireysel başvurunun insan haklarının korunmasına hizmet eden bir başvuru yolu olması esasında yol alınmış ve özün usule hâkim olması gerektiği savunulmuştur. Bireysel başvuruda bulunmadan önce tüketilmesi gereken başvuru yollarının tüketilmemesi, çoğu zaman bu konudaki bilgi ve tecrübenin yeterli olmamasından kaynaklanmaktadır. Bu çalışma ile bireysel başvuru sisteminin etkin uygulanmasına katkı sağlanması amaçlanmaktadır.

Anayasa MahkemesiBireysel başvuruDavalar+3
Özlem Öztürk Atalar
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası Örgütler Hukuku açısından Afrika Birliği ve kıtadaki etkinliği

19. yüzyılda, Avrupa kıtasında siyahlar arasında Pan-Afrikanizm çağrısı yükselmiş ve çoğu Afrika ülkesinin bağımsızlığından sonra bu çağrı, Avrupa'dan Afrika'nın içlerine kaymıştır. Afrikalı liderler bu amaca çeşitli yollarla ulaşmaya çalışmışlar ve bu girişimler Casablanca Bloku, Brazzaville Bloku ve Monrovia Grubunun kurulmasıyla sonuçlanmıştır. 1963 yılında kıtanın insanlarını bir araya getirerek ortak çıkarlara yönlendirmek, Afrika kıtasının bağımsızlığını sağlamak, salgın hastalıkların ve iç savaşların ortadan kaldırılmasını gerçekleştirmek için Afrika Birliği Örgütü kurulmuştur. Ancak Soğuk Savaş sonrası uluslararası ilişkilerde meydana gelen değişimler, örgütü çağa ayak uyduran, kıtanın uluslararası toplumdaki konumunu ve ağırlığını koruyan bir şekle dönüştürmeye zorlamıştır. 2001 yılında, Afrika Birliği Örgütü'nün yerini almak üzere Afrika Birliği kurulmuştur. Bu çalışmada Afrika Birliği'nin ortaya çıkış süreci, uluslararası örgütler içindeki yeri, organları, üyelik yapısı ve kıtanın sorunları karşısındaki etkinliği ele alınmıştır. Afrika Birliği, uluslararası hukukun önemli bir alt alanı olan uluslararası örgütler hukuku çerçevesinde çeşitli yönleriyle incelenmiştir. Ayrıca Afrika Birliği'nin temel belgelerinde yapılan düzenlemeler doğrultusunda, örgütün uygulamadaki durumu da değerlendirilmiştir.

Afrika Birliği ÖrgütüUluslararası hukukUluslararası ilişkiler+2
Ahmadou Dıakıte
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ceza muhakemesi hukukunda karakter delili

Ceza muhakemesinde karakter delili muhakemenin konusu olan vakıalar dışındaki davranışlar ile eğilime ilişkin delillerdir. Anglo-Amerikan Hukuku'ndaki karakter delili kullanım yasaklarına karşılık; Kıta Avrupası Hukuku'nda karakter deliline ilişkin kısıtlamalara yer verilmemektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da herhangi bir yasak öngörülmemektedir. Tez kapsamında öncelikle karakter kavramı çeşitli disiplinlerin yardımıyla tanımlanmaya çalışılırken; karakterin ceza muhakemesinde neden önemli olduğu vurgulanmaktadır. Karakter deliline ilişkin doğrudan düzenleme yapılmamış olmasına karşın Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki genel düzenlemeler ve öğretideki görüşlerden hareketle karakter delilinin ispat hukukundaki yerini tespit etmek amaçlanmıştır. Bu çerçevede çalışmada emare vakıa olarak karakterin ispat hukukunda çeşitli kurumlarla ilişkisi ortaya konulmaktadır. Son olarak Anglo-Amerikan Hukuku ve Kıta Avrupası Hukuku'nun karakter delili yaklaşımlarındaki farklılıklar izah edilmektedir. Anglo-Amerikan Hukuku'nda karakter delilinin leh ve aleyhine görüşlere yer verilerek Türk ceza muhakemesi hukukunda düzenleme yapılmasına gerek olup olmadığı belirlenmeye çalışılmaktadır.

Ceza mahkemesiCeza muhakemesi hukukuDelil+3
Asena Kamer Usluadam
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hükümlü veya tutuklunun hak kullanımının ve beslenmesinin engellenmesi suçları (TCK M. 298)

Temel haklar insan olmaktan kaynaklanmakta olup, özgürlüğün kısıtlanmasının mecburi kıldığı ölçüde sınırlandırmanın haricinde, tutuklu veya hükümlünün hak ve özgürlüklerine müdahale edilememektedir. Tutuklu ve hükümlülerin, haklarına ulaşabilmesi çoğu koşulda devletin hakları doğrudan sağlamasıyla mümkün olup, kişilerin özgürlüğünün kısıtlı olması, hukuki statüleri, bulundukları kurum ve şartlar sebebiyle tutuklu ve hükümlü hak ihlaline açık bulunmaktadır. Bu sebeple, öncelikle hak ve özgürlüklerin sağlanması, ardından hukuki koruma mekanizmalarının mevcudiyeti önem arz etmektedir. Çalışmanın konusu Türk Ceza Kanunu'nun 298. maddesinde yer alan 'hak kullanımını ve beslenmeyi engelleme suçları' olup, çalışmada öncelikle tutuklu ve hükümlülerin ilgili suçlar kapsamında korunan hakları, ardından ilgili suç tipleri unsurları bakımından incelenmektedir. İlgili suç tipinin işaret ettiği açlık grevi uygulaması da suç tipiyle ilişkili olarak ayrı bir bölüm altında incelenmekte olup, tutuklu ve hükümlünün açlık grevi uygulaması ve açlık grevine müdahale hukuki boyutuyla, özgür bireylerin sahip olduğu ilgili hak ve özgürlükler ile karşılaştırılarak değerlendirilmektedir. Tutuklu ve hükümlülerin haklarının öncelikle hem kanunen hem pratikte sağlanması önem arz etmektedir. Buna göre TCK'da tutuklu ve hükümlülerin haklarının korunmasına yönelik olarak ayrıca suç tipinin yaratılması bu önem ve gerekliliğin bir sonucudur. Çalışma nihayetinde varılan sonuca göre, özellikle açlık grevine zorunlu müdahale hususunda, tedaviye rızaya ilişkin olarak tutuklu ve hükümlülere özgür bireylerden farklı olarak kısıtlı hak ve özgürlük alanı yaratıldığı görülmektedir. Bu bağlamda tutuklu ve hükümlü kişilerin devlet koruması altında olmasının yanı sıra, devlet iktidarının gereği özgürlüklerinin kısıtlı bulunması da, zorunlu olarak yaşatılmalarına ilişkin olarak mevzuatta farklılığa yol açmaktadır.

Açlık greviBeslenmeHükümlüler+4
Seren Demirdöven
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası hukukta kişilik kavramı ve uluslararası örgütlerin hukuki kişiliğinin sonuçları

Günümüzde devletler ve uluslararası örgütler uluslararası hukukun kişileri olarak kabul edilmektedir. Ancak uluslararası hukukun ilk dönemlerinde yalnızca devletler uluslararası hukuk kişisi olarak kabul edilmekteydi. Uluslararası örgütlere hukuki kişilik atfı ise 20. yüzyılda gerçekleşmiştir. Bireyler uluslararası hukukun kişisi olmamakla birlikte uluslararası ceza yargılamaları ve insan hakları hukuku bakımından çeşitli hak ve yükümlülükleri söz konusudur. Hükümet dışı kuruluşlar ve çok uluslu şirketlerin uluslararası hukuk üzerinde etkisi son yıllarda önemli ölçüde artmıştır. Ancak bu tür oluşumlar uluslararası hukuki kişiliğe sahip değildir. Uluslararası örgütler, 19. yüzyılın sonlarında devletler arasında ticari ve ekonomik bağımlılığın artması sonucunda ortaya çıkmıştır. Uluslararası örgütler devletler tarafından kurulmuş olmalarına rağmen ayrı bir uluslararası hukuki kişiliğe sahiptir. Uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği, Uluslararası Adalet Divanı'nın 1949 yılında BM Hizmetinde Uğranılan Cismani Zararın Tazmini Danışma Görüşü'nde kabul edilmiştir. Uluslararası hukuki kişiliğin mevcut olması uluslararası örgütün hak ve yükümlülüklere sahip olması anlamına gelir. Bu hak ve yükümlülükler andlaşma yapma yetkisi, uluslararası sorumluluk ve ayrıcalık ve bağışıklıklara sahip olma ile yakından ilişkilidir. Anahtar Sözcükler: Hukuki kişilik, uluslararası hukuki kişilik, uluslararası örgütler, uluslararası hukuk kişileri, uluslararası kamu hukuku

Hukuki kişilikKişilikUluslararası Hukuk+1
Nergiz Emir
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Temel bir insan hakkı olan adil yargılanmanın unsuru olarak gerekçeli karar hakkı

Temel hak ve özgürlükler öncelikle düşünsel alanda, daha sonra anayasalarda ve uluslararası sözleşmelerde yer alan tarihsel bir hukuk mirasıdır. Günümüzde bireyin özerk yapıda sahip olduğu birtakım yaşam standartlarının belirlenmesi, hukuk düzeni tarafından tanınan hak ve özgürlükler ile mümkün olmaktadır. Diğer yandan hak ve özgürlükler, girift ilişkilerden oluşan toplumsal yapıda sıklıkla çeşitli ihlallere maruz kalmaktadır. Devletin en temel yetkilerinden olan ve hukuki uyuşmazlıkların giderilmesi için görev yapan yargı erki, kişilerin hak ve özgürlüklerini koruyan yegane merciidir. Yargılamanın taraflar için eşit koşullarda ve belirli haklar çerçevesinde yürütülmesi temel bir insan hakkı olan adil yargılamayı oluşturur. Temel bir insan hakkı olan adil yargılama, her bireyin kendisi hakkında verilen nihai kararın gerekçeli olmasını zorunlu kılar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin geliştirdiği içtihatlar çerçevesinde gerekçeli karar, adil yargılamanın temel bir unsuru olması yönüyle hak niteliğinde görülmektedir. Bu tezde gerekçeli karar hakkının, temel hak ve özgürlükler nosyonunda sahip olduğu önemli işlevin altı çizilmektedir. Bu bağlamda gerekçeli kararın, temel hak ve özgürlükler adına hukuk düzeninde erişilen nihai nokta olduğu vurgulanmaktadır.

Adil yargılamaAdil yargılanmaAnayasa+5
Ömer Faruk Atagün
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı

Anayasa Mahkemesinin Anayasa'ya uygunluk denetimi ya da bireysel başvuru sürecinde verdiği kararlarının bağlayıcılığı ve dolayısıyla da bu kararlara uygun davranılmasının zorunluluğu noktasında kuşku yoktur. Öte yandan Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılık özelliğinin karar gerekçelerini de kapsayıp kapsamadığı konusunun doktrinde ve Anayasa Mahkemesi kararlarında tartışıldığı görülmektedir. Bununla birlikte söz konusu husus uygulamada birçok ilave sorunlu alan oluşturmaktadır. Örneğin Yüksek Mahkeme'nin yorumlu ret kararlarının bağlayıcılığı sorunu da karar gerekçelerinin bağlayıcı olup olmamasına bağlıdır. Bunun nedeni Anayasa Mahkemesinin, denetim konusu kuralın hangi şekilde yorumlandığı zaman Anayasa'ya aykırı olmayacağını mezkûr kararların gerekçe kısmında açıklamasıdır. Ayrıca doktrinde gerekçelerin bağlayıcılığı, yasa koyucunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş kuralı tekrar yasalaştırıp yasalaştıramayacağı özelinde de tartışılmaktadır. Çalışmamızda, Anayasa Mahkemesi kararlarının özellikle gerekçe kısımlarının etkisinin belirlenmesi hususundan kaynaklı uygulamada çıkan sorunlar, doktrindeki görüşler ve Anayasa Mahkemesi kararları ışığında incelenmiştir.

AnayasaAnayasa MahkemesiAnayasa yargısı+2
İbrahim Çorum
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri: Türkiye ve Fransa mukayesesi

Türkiye'de siyasi yapıyı büyük ölçüde dönüştüren 2017 Anayasa değişiklikleri, pek çok alanda farklı yönleri itibariyle çalışılmaktadır. Bunun başlıca sebebi olarak, asli kuruculuğa ilişkin yeni ve kapsamlı tercihler barındıran bu reformun, aynı zamanda çözülmeyi bekleyen çeşitli belirsizlikleri de bünyesinde taşıyor olması gösterilebilir. Bu bağlamda akla gelen ilk kavramlardan biri de kuşkusuz Cumhurbaşkanlığı kararnameleridir. Nitekim yürütme organına Anayasanın tanıdığı asli düzenleme yetkisini anlatan bu normlar bakımından, gerek hukuki yapısı, mahiyeti ve özellikleri gerekse yargısal denetimi cihetiyle önemli soru işaretleri belirmiş ve bu durum, hem doktrin hem de uygulama zemininde duraksamalara yol açmış hâldedir. Dolayısıyla, sistemin işleyişi açısından hayati değeri haiz olan bu araçların, tanımlanıp anlamlandırılması ve tabi oldukları hukuki rejimin açıklığa kavuşturulması zorunluluk arz etmektedir. Literatürde giderek bu ihtiyacı karşılamaya dönük yeni çalışmalar ortaya çıkmakta ve bu yolda bilimsel tartışmalar yürütülmektedir. Bahse konu araştırmalara göz atıldığında, genellikle ya sırf Türkiye'de kabul edilen sistemin teşrih edilmeye çalışıldığı veya bir başkanlık sistemi olması itibariyle çoğunlukla ABD'de uygulanan başkanlık kararnameleriyle bir karşılaştırmaya girişildiği görülmektedir. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin hukuki rejimine ilişkin belirsizliklerin açıklığa kavuşturulmasında, karşılaştırmalı hukuk verilerinin yararlı olacağına katılmamak mümkün değildir. Zira ABD'de başkanlık sisteminin uygulanması esnasında tebarüz eden ve belirgin bir istikrar kazanan kararnameler rejiminin bütün yönleriyle ele alınmasının, böyle bir araştırmadan ilk beklenen veriler arasında yer alacağı kuşkusuzdur. Ne ki bunun yanı sıra, yürütme kararnamelerinin başkanlık rejimleri dışındaki örneklerini araştırmanın da büyük imkânlar sağlayacağı aşikârdır. Bu örnekler içinde en dikkat çekeni ise, Fransa'da V. Cumhuriyet rejimiyle birlikte yerleşen tecrübedir. Gerçekten Fransız sisteminde gerek anayasal hükümler, gerek yargı içtihatları, gerekse akademik çalışmalar yönüyle, onlarca yıla yayılmış mühim bir birikim bulunmakta ve sistemin içerdiği belli başlı çözümler, bizim henüz tartışmaya başladığımız soruların cevaplandırılmasına katkı sağlamaya namzet görünmektedir. Bu yönüyle, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin diğer örneklerden başka Fransız sistemiyle de mukayesesinin literatüre soluk getireceği söylenebilir. Bu çalışmada, Fransız sisteminde yürütmenin düzenleyici işlemlerini araştırdıktan ve tespit ettikten sonra, bu incelemeden elde edilen mukayeseli verilerin yeni Türk sisteminde karşı karşıya kalınan problemlere uygulanmasının mümkün olup olmadığı ve hâlen mevcut olan belirsizliklere bir çözüm getirip getirmeyeceği sorgulanmaktadır. Bu kapsamda özellikle düzenleme yetkisinin ülkemizdeki gelişim süreci ile Fransa'da kararnamelerin izlediği tarihi seyir arasında benzerlikler keşfedilmiştir. Bunun gibi yeni sistemde ortaya çıkan bazı önemli soruların cevaplandırılması yolunda, Fransız sisteminin incelenmesiyle erişilen bulguların yol gösterici olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiCumhurbaşkanıFransa+3
Abdülsamet Güller
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vergi usul hukukunda tebliğ kurumu

Türk vergi hukukunda, verginin tahakkuk etmesi tebliğe bağlanmış olup, vergiye ilişkin yükümlendirici işlemlere karşı başvurulacak yasal yolların süresi tebliğ ile başlamaktadır. Yükümlülerin nezdinde vergisel sonuçların doğması ve verginin tahsil edilebilirliği bakımından son derece önemli bir yere sahip olan tebliğe ilişkin hükümler, Vergi Usul Kanunu'nda düzenlenmektedir. Her gün işletilen bu hükümlerin uygulamasında çeşitli sorunlarla karşılaşılmakta ve bu durum çeşitli ihtilaflara yol açmaktadır. Dolayısıyla vergi hukukunda çok sayıda yargı kararının konusunu teşkil etmektedir. Aynı zamanda, sorunların çözümü için zaman zaman yasama organı tarafından mevzuatta değişiklik yapılmaktadır. Özellikle mevzuat ve içtihatta meydana gelen değişikliklere odaklanılan çalışmada, Türk vergi usul hukuku bağlamında tebliğin kavramsal içeriği, kaynakları, hukuki niteliği, unsurları ve yöntemleri ile kendisine bağlanan sonuçlar ele almaktadır. Gümrük vergilerinin tebliği, Vergi Usul Kanunu hükümleri yerine Tebligat Kanunu hükümlerinin uygulanması nedeniyle, çalışmanın kapsamı dışında bırakılmıştır.

TebligatTürk vergi hukukuVergi Usul Kanunu+1
Barış Can Erdemir
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Kent hukukunun ekonomi politiği: Türkiye örneği

Çalışmanın amacı, küresel ölçekte değişim değeri ve rekabetteki yeri ile tanımlanmaya başlayan kentlerin birikim açısından barındırdığı olanakları ve bu olanakların sermaye kesimi lehine kullanımını imkân dahiline sokan hukuki düzenleme sürecini araştırmaktır. Bu araştırmayı ise Düzenleme Okulu'nun kavramsal çerçevesinden yararlanarak normlardan yola çıkarak değil normların düzenlediği ilişkilerin bilgisi ile yapmayı hedeflemiştir. 1980 sonrasında başlayıp 2000'li yıllarda etkisi belirginleşen neo-liberal dalga, kurumları ve pratikleri ile hukuki dönüşüme yön vermeye devam etmektedir. Kentsel süreçleri de etkileyen bu dönüşüm, birikimin verili yer ve zamandaki gereklerine uygun biçimleri yaratmaktadır. Sınıf mücadelesi ile şekillenen süreç, metalaştırma ve piyasa menfaatinin toplum menfaatinin üstüne çıkması ile sonuçlanmakta ve etkilerini kentsel alanda en belirgin biçimiyle göstermektedir. Çalışmada emeğin kazanımlarının tasfiyesinin sosyal hakları zayıflatırken beraberinde devletin kamusal işlevlerini de zayıflattığı vurgulanarak çeşitli hukuki biçimler altında görünür olan idari karar ve örgütlenme biçimlerinin de dönüştüğü ortaya konmaktadır. Devlet alanı içerisinde sermayenin temsilinin artması ve bunu mümkün kılan dönüşümler kentleri de, toplumun çoğunluğunu oluşturan emekçi kesimlerin talepleri yerine piyasanın istikrarlı işleyişini güvence altına alacak şekilde yapılandırmaya başlamıştır. Tezde kente ilişkin hukukun dönüşümü de bu bağlamda teknik bir süreci ifade etmeyip anılan sürecin bir uzantısı olarak ele alınmıştır.

HukukKamulaştırmaKentler+4
Rabia Beyza İnan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk ceza hukukunda sarkıntılık suçu

İnsanlar, her ne kadar sosyal varlıklar olmaları sebebiyle toplum içerisinde yaşamaya ve fiziksel veya sözel olarak diğer bireylerle iletişimde olmaya bir bakıma zorunlu olsalar da, herkesin kendine özgü sınırları olan, dışardan herhangi bir müdahale kabul edemeyeceği özgürlük alanı mevcuttur. Bu çalışmada da detaylı olarak, kişilerin özgürlük alanlarından cinsel özgürlük alanlarına ilişkin açıklamalar yapılmıştır. İnsanların sınırlarını kendisinin oluşturduğu ve içerisinde bazı duyguları da barındıran bu alanın korunmasına hukuken de önem verilmiş olup özgürlük alanları ulusal ve uluslararası geçerliliği olan birçok belge ile koruma altına alınmıştır. Bu belgelerin başında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Anayasası gelmektedir. İç hukuktaki yasal düzenlemelere bakıldığında Türk Ceza Kanunu ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar başlığı altında çeşitli hükümler ile cinsel dokunulmazlıklarının ve cinsel özgürlüklerinin kapsamlı olarak koruma altına alınmış olduğu görülmektedir. TCK ile hüküm altına alınmış bulunan cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, toplum içerisinde yaygın olarak karşılaşılan suçlardandır. Bu suçların işlenmesiyle birlikte kişi özgürlükleri zarar gördüğü gibi toplumsal hayatta var olan güven ilişkileri de zarar görmektedir. Hukukumuzda, işlenen bu suçlara ilişkin olarak, yaşanmış olayları da göz önünde bulundurarak, failin ve mağdurun yaşına, sosyal çevresine, dış etkenlere ve bunun gibi cezayı etkileyebilecek birçok etmeni nazara alarak düzenleme yapılması yoluna gidilmiştir. Çalışma kapsamında, öncelikle cinsel özgürlüğü ihlal eden suçlara ilişkin temel açıklamalarda bulunulmuş, bu suçların özellikle hukukumuzdaki tarihi gelişimine değinilmiştir. Akabinde tez çalışmasının konusu sarkıntılık fiili olduğundan özellikle cinsel saldırı ve cinsel istismar suçları baz alınarak, daha az cezayı gerektiren sarkıntılık fiili ile ilgili Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşler ışığında, açıklama yapılmıştır. Ayrıca, sarkıntılık fiilinin hukukumuzda tanımlanmamış ve ayrı bir suç olarak düzenlenmemiş olması sebebiyle hangi fiillerin bu kapsamda değerlendirileceği hususunda karışıklığın olduğu da bir gerçektir. Bu nedenle hukukumuzda sarkıntılık fiili ile ilgili ayrı bir düzenleme yapılarak hem bu karışıklığın giderilebileceğinden hem de ceza hukuku bakımından caydırıcılığının artacağından bahsedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sarkıntılık, Cinsel Saldırı, Cinsel İstismar, Söz Atma, Dokunma

Ceza hukukuCinsel istismarCinsel saldırı suçu+6
Saliha Dilara Başaran
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi hukukunda izaha davet kurumu

Devlet, vergi hukukunda mükellefe birtakım imkânlar sunan çeşitli mekanizmalar yaratarak vergi gelirlerinin hazineye en kısa sürede intikalini sağlamayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, 2016 yılında 6728 sayılı Kanun ile vergi hukuku sistemimize giriş yapan ve 2017 yılında uygulanmaya başlanan izaha davet kurumu bahsi geçen mekanizmalardan biri olarak ihdas edilmiştir. Özü itibariyle izaha davet kurumu ile vergiyi ziyaa uğrattığından şüphelenilen mükellefler belli koşullar altında konuya ilişkin olarak izahta bulunmaya davet edilmekte ve izahın değerlendirilme sonucuna göre mükelleflere birtakım imkânlar sağlanmaktadır. İzaha davet kurumunun vergi hukukunda yeni bir kurum olması nedeniyle tüm yönleriyle incelenmesi ihtiyacı doğmaktadır. Daha çok yeni bir kurum olmasına rağmen, kurumun 2020 yılında 7194 sayılı Kanun ile birtakım değişikliklere uğraması da bu ihtiyacı pekiştirmektedir. Söz konusu ihtiyacın giderilmesine bir katkı sağlamak adına, izaha davet kurumunun çeşitli yönleriyle incelenmesi ve eleştirel bir değerlendirmesinin yapılması amacını taşıyan bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde izaha davet kurumu hakkında genel bilgilere yer verilmiş olup; öncelikle kurumun işleyiş açısından genel bir çerçevesi çizildikten sonra, izaha davet kurumunun tarihsel süreci, amacı ve hukuki niteliğine ilişkin tespit ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. İzaha davet kurumunun yapısal bir analizine yer veren ikinci bölümdeyse; izaha davet kurumu kapsamı, yetki unsuru, koşulları bakımından inceleme konusu yapılırken, kurumun sonuçları ilgili olduğu ölçüde mükellefler hakları kapsamında da tartışılarak değerlendirilmiştir.

Hukuksal yorumlarKanunilikMükellef hakları+7
Asucan Odçıkın
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hukukun piyasalaşma uğrağı olarak alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ve arabuluculuk kurumu

Alternatif uyuşmazlık çözümü ve arabuluculuk ülkemiz özelinde yaklaşık son yirmi, dünyada ise altmış yıldır hukuk ve yargı gündemini meşgul etmektedir. Klasik yargılama sistemi olan dava usulünün artık küreselleşen dünyada uyuşmazlık çözümü için tek yol olmadığı doktrinde dile getirilmektedir. Hakim eğilime göre mahkemelerde davaların çok uzun sürmesi, yargılama masraflarının pahalılığı, dava yolunun hantallığı gibi sorunlar kökten halledilmesi gereken problemlerdir. Mevcut sorunlar doğru olmakla birlikte, bunların ele alınış biçimi ve bunlara getirilen reçeteler, neoliberal dönüşümün dinamikleriyle oldukça paralel yürümektedir. Bu doğrultuda bir kamu hizmeti olarak uyuşmazlık çözümü gittikçe özelleşmekte ve piyasalara devredilmektedir. Yargılama da artık kapitalist üretim tarzındaki çoğu ilişki ve nesne gibi bir metaya dönüşmektedir. Parası olanın adalete kavuşabilmesi, alternatif uyuşmazlık çözümü ve arabuluculuk vesilesiyle daha da kolaylaşmaktadır.

Alternatif uyuşmazlıkArabuluculukDönüşüm+3
Burak Yücekaya
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Neoliberal dönemde cezalandırmanın değişen amacı ve faile bakış açısı

Suç teşkil eden bir fiil karşısında bu fiilin failine uygulanan ceza yaptırımının hem uygulanma biçimi hem de uygulanma amacı tarihsel dönemlere göre farklılıklar göstermiştir. Nihayetinde devletin ideolojik araçlarından biri olan cezalandırmanın şeklinin ve amacının izlediği bu seyir, modern devletin doğuşu ve geçirdiği sosyoekonomik değişimlerle oldukça bağlantılıdır. Buradan hareketle tez kapsamında, merkez kapitalist ülkelerde Keynesyen refah devleti ve neoliberal devlet dönemleri arasındaki toplumsal yapı ve hakim cezalandırma anlayışının karşılaştırması yapılacak, dönemlerin sosyoekonomik özelliklerinin cezanın amacına nasıl etki ettiği ele alınacak, son olarak yaşanan değişimin ülkemiz bazında ne derece benzerlikler taşıdığı tartışılacaktır.

CezaCeza yaptırımıIslah+2
Beyzanur Baruş
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda hâkimin yasaklılığı reddi ve çekinmesi

Hâkimin tarafsızlığı sadece hâkimlerin bir niteliği değildir, aynı zamanda sanığın ceza muhakemesinde kabul gören en temel haklarından biridir. Bu nedenle adil yargılanmanın temel unsuru olan bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkını kullanmasında sanığa tanınan imkânlardan biri hâkimin reddini talep edebilmektir. Yine hâkim de belirli hallerin varlığında davaya bakmaya zorlanamaz. Bu nedenle hâkimin çekinmesi de kabul edilmiştir. Bu çalışmada 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda (CMK) düzenlenen hâkimin tarafsızlığının güvenceleri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Alman Ceza muhakemesinde yer alan düzenlemelere paralel olarak, CMK'da yapılan düzenlemelere göre hâkimin belirli hallerin varlığında davaya bakmasında tarafsız olmayacağı karine olarak kabul edilmiştir. Bu hallerin varlığında hâkimin davaya bakması yasaktır. Bu yasağa rağmen hâkimin davaya bakması açıkça hukuka aykırı olarak kabul edilmiş ve kararın bozulması gerektiği düzenlenmiştir. Yine hâkimin yargılama sırasında tarafsız davranamayacağına ilişkin şüphenin ortaya çıkması halinde, kanun koyucu taraflara hâkimi reddetme imkânı tanımaktadır. Burada hâkimin tarafsız olamayacağının kesin delillerle ispat edilmesine gerek bulunmamaktadır. İnceleme yapacak mercii bunu vicdani kanaati ile değerlendirecektir. Hâkim, davaya bakmaktan yasaklı olduğu halleri kendisi öncelikle gözetmek zorundadır. Böyle bir halin varlığında resen davadan çekinmesi gerekmektedir. Yine hâkimin tarafsız davranamayacağını düşündüğü hallerin bulunması halinde, çekinmesini talep etmesi de mümkündür. Hâkimin çekinme talebi yetkili merci tarafından incelenerek, karara bağlanır. Bu çalışmada hâkimin yasaklılık halleri tek tek göz önüne alınarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Yine hâkimin reddine ve çekinmesine ilişkin usul kuralları geçmişte yer alan düzenlemelerle değerlendirilmiştir. Konuya ilişkin AİHM kararları ve karşılaştırmalı hukuk yönünden de değerlendirme yapılmaya çalışılarak, 5271 sayılı CMK'da yer alan düzenlemelere ilişkin eleştiriler ve öneriler sunulmuştur.

Ceza Muhakemeleri Usul KanunuHakimin reddiKanunlar 5271 sayılı+2
Sezin Duygu Tuncer
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İdarî yaptırımlarda lehe kanun ilkesi

İdarenin düzeni koruma yükümlülüğünü yerine getirebilmek için başvurduğu araçlardan birisi de idarî yaptırımlardır. Ülkemizde idarenin yaptırım uygulama yetkisine ilişkin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun yanı sıra birçok özel kanunda da kurallar vardır. İdarenin bu yetkisini kullanırken tesis ettiği yaptırım kararlarının hukukî denetimi yargı organları tarafından gerçekleştirilmektedir. İdarî yaptırımların yargısal denetiminde göz önünde bulundurulması gereken hususlardan biri de kanunların zaman bakımından uygulanması kuralıdır. Bu kural, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesinde düzenlenmiştir. Maddede temel olarak, işlendiği tarih itibarıyla suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimsenin cezalandırılamayacağı ve suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise ilgilinin lehine olan kanunun uygulanacağı öngörülmektedir. Ancak söz konusu genel kural dışında kanun koyucunun başkaca bir düzenleme yapmaması hâlinde maddî olay bağlamında lehe kanun ilkesinin uygulanıp uygulanamayacağını tespit etmek yargı organlarının görevidir. Kabahatler Kanunu'nun 5. maddesinde, Türk Ceza Kanunu'na yapılan genel atıf dışında idarî yaptırımlarda lehe kanun ilkesinin uygulanmasına yönelik esasen özel bir kural bulunmamasından dolayı yargı organlarının yorumu önem kazanmaktadır. Bu nedenle, lehe kanun ilkesinin olaya özgü koşullar çerçevesinde farklı yargısal yorumlarıyla karşılaşmak mümkündür. Çalışmanın amacı, idarî yaptırımların kavramsal çerçevesini irdelerken yargı organlarının lehe kanun ilkesi yorumunu ortaya koymaktır. İdarî yaptırımlarla ve lehe kanun ilkesiyle ilgili değerlendirme yapılırken doktrin ve yargı organlarının güncel kararları incelenmiştir. Böylece, yaptırım hukukunda yargı organları tarafından yeknesak ve değişmez nitelikte lehe kanun değerlendirmesi yapılmadığına yönelik genel bir çerçeve çizilmiştir.

CezaKabahatlarKabahatler Kanunu+4
Şahap Kaymak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnsanlığın ortak mirası ve Antarktika'nın hukuksal statüsünün belirlenmesi

Antarktika, Antarktika Antlaşması temelinde oluşturulan Antarktika Antlaşması Sistemi çerçevesinde yönetilmektedir. Uluslararası deniz yatağının insanlığın ortak mirası olduğunu öngören Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 1982 yılında kabul edilmesiyle birlikte, insanlığın ortak mirası kavramının Antarktika'ya da uygulanması tartışılmaya başlanmıştır. Antarktika'nın tabi olduğu hukuksal rejimle ilişkili olan bu tartışmalar, özellikle Antarktika Sorusu gündem maddesi kapsamında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nezdinde cereyan etmiştir. Bu çalışmada, "Antarktika insanlığın ortak mirası mıdır?" sorusu üzerinden yola çıkılarak, kıtanın hukuksal statüsünü belirlemek amaçlanmıştır. Antarktika'nın hukuksal statüsünün belirlenmesinde ise mekânsal açıdan ülkesel egemenlik, vesayet altındaki ülke, res nullius ve res communis olarak sıralayabileceğimiz dört temel rejim üzerinden hareket edilmiştir.

AntarktikaAntlaşmalarHukuki statü+2
Melis Yüksel
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de askerlik hizmetinin düzenlenmesi

Askerlik hizmeti kamu hizmeti ve yurttaşlık yükümlülüğüdür. Bu hizmet toplumsal bütünlüğün korunmasında ve yurttaşlık bilincinin yaygınlaşmasında işlev edinir. Dolayısıyla, askerlik hizmeti bir üstyapı kurumudur. Üretim ilişkilerinin değişiminden ve kapitalist üretim ilişkileri içindeki birikim rejimlerinin dönüşümünden etkilenmiştir. 1970`lerden itibaren dünya bir krize girmiştir. Bu kriz sonucu fordist birikim rejiminden post fordist birikim rejimine geçilmiştir. Kamu hizmetleri giderek metalaşmaya başlamıştır. Askerlik hizmeti de bir kamu hizmeti ve üstyapı kurumu olduğundan bu durumdan etkilenmiştir. 1970`lerde Avrupa ülkelerinin orduları, neoliberal ideolojinin verimlilik, maliyet gibi argümanları öne sürülerek, zorunlu askerlik hizmetinden profesyonel ordu sistemine geçmeye başlamışlardır. Türkiye`de de bu konudaki önemli adımlar 1980`li yıllarda atılmıştır. Bu çalışma Türkiye`de askere alma sisteminin dönüşümünü açıklanan yöntem bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır.

Askere almaAskerlikFordizm+3
Ekin Cansun Çılga Koç
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

2017 Anayasa değişiklikleri sonrası TBMM'nin yürütmeyi denetim araçları

Uzun tarihsel tecrübelere dayalı olarak gelişen siyasi iktidarın sınırlanması düşüncesi bugün liberal demokratik düzenin vazgeçilmez bir ilkesi haline gelmiştir. Sınırlı iktidar arayışına cevap verebilmek için anayasa yargısı ve idari yargı marifetiyle yasama ve yürütme organlarının gerçekleştirdiği işlem ve eylemler yargısal denetime tabi tutulmuştur. Diğer taraftan 20. yüzyıldan itibaren siyasal sistemdeki ağırlığı giderek artan yürütme organının denetimi sadece yargısal denetimle sınırlı tutulmamış yüksek temsil gücüne sahip bir kuruluş olarak parlamentolar da hükümetlerin demokratik siyasal denetimi konusunda önemli işlevler üstlenmişlerdir. Yasama organlarının yaptığı denetim parlamentoların toplumsal muhalefetin temsilcilerine ev sahipliği yapması nedeniyle çoğulcu demokratik düzenin gelişimine de katkı sağlamaktadır. Meclis, yürütme organını hem genel anlamda kanun yapma tekeli, hükümet bütçesini üzerindeki kontrol yetkisi ve ihtisas komisyonları aracılığıyla hem de daha özelde sahip olduğu klasik denetim araçları olan soru, genel görüşme, meclis araştırması ve soruşturması yoluyla denetleyebilmektedir. Böylece yasama erki hem hükümeti doğrudan denetleyerek hem de denetim faaliyeti sırasında oluşturduğu alternatif bilgi kaynaklarıyla kamuoyu oluşumunu katkı sunarak siyasi iktidarın hesepverirliğini ve şeffaflığını sağlamaktadır. Böylece kadim bir ihtiyaç olan siyasi iktidarın sınırlanarak keyfi davranışlarının önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu tez böylesi önemli bir fonksiyonu karşılama iddiasına sahip TBMM'nin denetim mekanizmalarını 2017 Anayasa değişikliği sonrası oluşan yeni hukuki düzlem ve yeni hükümet sistemi çerçevesinde incelemektedir. Çalışma neticesinde TBMM'nin denetim araçlarının etkinliğine ilişkin sorunlar sebepleriyle ortaya konulmuş ve çözüm önerileri getirilerek Meclisin denetim kapasitesinin geliştirilmesine katkı sunulması amaçlanmıştır.

AnayasaAnayasa değişiklikleriDenetim+3
Mert Hüseyin Akgün
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Rekabetin Korunması Hakkında Kanun kapsamında uygulanan idari para cezaları

Ekonomik düzen özü itibariyle bir rekabet arenası olup, çağdaş demokrasilerde devlet rekabete ilişkin hukuk kuralları öngörmek suretiyle mal ve hizmet piyasalarında faaliyette bulunan teşebbüslerin kâr amacıyla güçlerini kötüye kullanma eğilimlerini önlemekte, rakipler arasındaki rekabetin yok etme savaşına dönüşmesini engellemekte ve oyunun kuralarına uygun şekilde oynanmasını temin etmektedir. Hukuk kuralının belirleyici niteliği ise kurala aykırı davranışın yaptırıma bağlanmasıdır. Zira yaptırım, yasaya uygun davranılmasını sağlamanın temel aracıdır. Türk rekabet hukukunun temelini teşkil eden 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un mal ve hizmet piyasalarında rekabet ortamını tesis etme ve koruma amacını gerçekleştirebilmesi de ancak caydırıcı nitelikte bununla birlikte adil ve orantılı bir yaptırım sisteminin varlığıyla mümkün olabilir. 4054 sayılı Kanun'da öngörülen maddi hükümlerin etkili şekilde uygulanabilmesini temin etmek amacıyla Kanun kapsamında ikili bir yaptırım sistemi benimsenerek özel hukuk karakterli yaptırımlar ile kamu hukuku karakterli yaptırımlara yer verilmiştir. Kamu hukuku karakterli yaptırımlardan olan ve rekabet politikasının hayata geçirilmesinde en etkili araçlardan birini teşkil eden idari para cezaları, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un "Kurulun Yetkileri" başlıklı ikinci bölümünün 16 ve 17. maddelerinde usule ve esasa ilişkin hükümlerin ihlali halinde, süreli veya anlık olarak uygulanan idari para cezaları şeklinde düzenlenmiştir. Rekabet Kurulu tarafından yürütülen soruşturmalar neticesinde Kanun'u ihlal ettiği tespit edilen teşebbüs veya teşebbüs birliklerine ya da bu birliklerin üyelerine ve belirli şartların varlığı halinde teşebbüs veya teşebbüs birliğinin yöneticilerine ya da çalışanlarına uygulanan ve yüksek meblağlara ulaşabilen idari para cezaları, caydırıcılığın temininde önemli bir role sahiptir. Bu çalışmada, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'da düzenlenen idari para cezaları, taşıdığı idari yaptırım niteliğinden hareketle tabi olduğu temel ilkeler bağlamında, 4054 sayılı Kanun ve ikincil mevzuatta yer alan düzenlemeler ile bu düzenlemelerden ve Rekabet Kurulu uygulamalarından kaynaklanan hukuka aykırılık tartışmaları temelinde, ilgili Kurul ve yargı kararlarına yer verilmek suretiyle ele alınmış ve tartışmalı hususlarda çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler Rekabet Hukuku, İdari Yaptırımlar, İdari Para Cezaları.

RekabetRekabetin Korunması Hakkında KanunRekabetin korunması+2
Sibel Öztürk
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları

Bu çalışmada 5237 sayılı TCK'da yer alan devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları ele alınmıştır. Çalışmamızın ilk bölümünde gizlilik, sır, gizli bilginin konusu, güvenlik kavramları ile gizli bilginin süjesi olarak istihbari bilgilerin, bilimsel bilginin, özel hayata veya kişisel verilere ilişkin bilgilerin, soruşturmanın, devletin ekonomik mahiyet taşıyan bilgilerin gizliliği ele alınmıştır. Bu bölümde ayrıca şeffaflık kavramı ve kavramın gelişimi, kamu yönetiminde şeffaflık, son olarak da gizli bilginin konusu olarak güvenlik kavramı ve kavramın tarihi ele alınmıştır. Çalışmamızın 2. bölümünde devlet sırrı kavramı ve kavramın ortaya çıkışına ilişkin tarihsel süreç ele alınmış, gizli bilgiye devlet sırrı hüviyetinin kazandırılması yöntemi, sır kategorileri, devlet sırrı gerekçesiyle temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına yer verilmiştir. Ayrıca yine bu bölümde bilgi edinme hakkı, mahremiyet hakkı, hukuk devleti, adil yargılanma hakkı açısından devlet sırrı kavramı incelenmiştir. 3. bölümde devlet sırrı kavramına yer veren TCK dışındaki mevzuata değinilmiştir. Bu hükümlerden bazıları sır kavramını temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması veya ceza muhakemesindeki süreçler bakımından, bazıları ise ticari sır, meslek sırrı, bankacılık sırrı olarak ele almıştır. Sonraki bölümde devlet sırrı açısıdan mukayeseli hukuktaki durum, anayasal boyut, bilgi edinme hakkı, kişisel verilerin korunması gibi farklı perspektiflerden detaylandırılmaya çalışılmıştır. 5 ve 6. bölümlerde çalışmanın konusu oluşturan suçlar; korunan hukukî değer, unsurları, suçun özel görünüş biçimleri, soruşturma, kovuşturma, yaptırım ve zamanaşımı alt başlıklarında incelenmiştir. Son bölümde ise, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu perspektifinden irdelenmiştir.

CasuslukDevletDevlet sırları+5
Uğur Arslan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çevre hakkı çerçevesinde İran'ın Urmiye Gölü'ndeki uygulamaları

Günümüzde çevre hakkı hızla gelişimini tamamlayan, üçüncü kuşak haklar içerisinde bulunan bir insan hakkıdır. Çevre hakkının bu kadar ön planda olması öncelikli olarak yaşanan çevre sorunlarının öneminden kaynaklanmaktadır. Ayrıca çevre sorunları incelendiğinde ulusal sınırları aşan niteliğinin bulunduğu yaygın şekilde kabul gören bir durumdur. Bu sebeple çevre hakkı sadece ulusal hukukun değil, sınırları aşan şekilde insan haklarının ve uluslararası hukukun konusunu oluşturmaktadır. İran'ın Güney Azerbaycan Bölgesi'nde bulunan Urmiye Gölü ve çevresi, son 50 yıldır çevre sorunları ile karşı karşıyadır. Bu konu hakkında durumun ciddiyetini bildiren çalışmalar genel olarak kuruma sebepleri ve çözüm başlıkları üzerinde durmaktadır. Etkin havza yönetiminin bulunmaması, kalkınma amaçlı devlet müdahalesi ve iklim değişikliği, genel kuruma sebeplerini oluşturmaktadır. Kalkınma amaçlı yapılan barajlar ve yol inşası ayrıca tarımda kendi kendine yetme politikası gereği planlanan projeler, gölün bugünkü durumuna gelmesindeki en önemli sebeplerdir. Yapılan çalışmalarda, devletin müdahalelerinin etkileri açık bir şekilde de belirtilmiş olmasına rağmen İran, gölün kurumasını engellemek için gerekli ve etkili adımları atmamaktadır. Urmiye Gölü'nün durumunu ortaya koyan çalışmaların olmasının yanında, benzer felaketi yaşayan Aral Gölü'nün durumu da Urmiye Gölü ve çevresindeki ekosistem için örnek oluşturmaktadır. Çevre hakkının korunmasını amaçlayan uluslararası çevre hukukunun kaynakları, antlaşmaların temelini oluşturan ilkeler ve imzalanan sözleşmelerdir. Bu ilkeler ve sözleşmeler kapsamında İran'ın Urmiye Gölü ve çevresindeki uygulamaları incelenecek ve çevre hakkı ihlalleri tespit edilecektir.

Kamu HukukuUrmiye GölüÇevre duyarlılığı+3
Hilal Ceyhan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Demokratik sistemlerde temsilde adalet ilkesinin gerçekleştirilmesi

Yöneten- yönetilen ilişkisi bağlamında karar alma süreçleri ve vatandaşların karar alma süreçlerine katılımı anayasa hukukunun önemli konuları arasında yer almaktadır. Antik Yunan'daki doğrudan demokrasi anlayışının artan nüfus ve genişleyen toprak parçaları nedeniyle uygulanamaz hâle gelmesi, temsili demokrasinin zorunlu olarak uygulanmasındaki en önemli nedenlerdendir. Demokratik sistemlerde siyasi iktidarın meşruiyet kaynağını seçimler oluşturmaktadır. Dört bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde demokratik sistemlerde temsilin kurumsallaşması incelenecektir. Bu bağlamda demokrasinin geçirdiği dönüşüme yer verilerek demokrasi kavramına yüklenen anlam ifade edilecektir. Ardından siyasal temsil olgusunun tarihsel süreçteki gelişimi ve egemenliğin kullanımı bağlamında temsili demokrasi anlayışına ve emredici vekâlet teorisine yer verilecektir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, demokratik araçların temsilde adalet ilkesine yansıması bağlamında öncelikle siyasi partilerin demokratik sistem üzerindeki belirleyicilikleri anlamlandırılacaktır. Seçim kavramı anlamlandırılırken seçme hakkı ve seçim sistemlerine ilişkin tarihsel olarak Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ayrıntılı bir biçimde yer verilecektir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise seçim sistemlerinde temsilde adalet ilkesiyle bağdaştırılması tartışılan yönetimde istikrar ilkesine yer verilecektir. İstikrar kavramının türleri ifade edilirken özellikle demokratik siyasi sistemin istikrarı ile hükümet istikrarı arsındaki farka değinilecektir. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde ise temsilde adalet ilkesini zayıflatan olgular ifade edilecektir. Seçme hakkına ilişkin kısıtlamalar, aday olma yasakları, seçim barajları, gerrymandering uygulamaları ve parti içi demokrasi kavramlarına yer verilerek, Türkiye'deki görünümleri ifade edilecektir.

AdaletDemokrasiKamu Hukuku+2
Hatice Derya Ormanoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şangay Konvansiyonu kapsamında terörizm suçu

İnsanlık tarihi kadar eski olan ve halen tüm dünyayı yıldıran terörizm günümüzde tüm dünya devletlerinin gündeminde olan bir olgudur. Son 25 yıldır dünyada terörizme karşı ciddi anlamda çalışmalar yürütülmektedir. Ne var ki, bu tehdide karşı yapılan mücadelelerde şu ana kadar çok ciddi anlamda başarılı sonuçlar elde edilememiştir. Zira her geçen gün gelişen teknolojiyle beraber teröristler tarafından gerçekleştirilen terör saldırılarında da yeni yöntemler kullanmaktadır. Bu çalışmada, küresel güç ilişkileri bağlamında terörizmin değişen anlamı ile uluslararası hukukta terörizmin düzenlenmesi, özelikle Şangay İşbirliği Örgütüne üye ülkeler arasındaki "Terörizm, Aşırılık ve Ayrılıkçılığa Karşı Mücadele Konvansiyonu" bakımından ele alınacaktır. Çalışmaya konu olan Konvansiyon, terörizmle mücadelede güçlenmeye başlayan önleyici stratejinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Şangay İşbirliği Örgütü'nün bu Konvansiyonunun temelinde sınır güvenliği ve üye devletlerde ortaya çıkan bölgesel terör gruplarına karşı yapılan işbirliği yer almaktadır. Bu işbirliği kapsamında üye devletlerin iç hukuk mevzuatını değiştirmeleri, aralarında tek kabul görmüş terörizm tanımını oluşturarak terörle mücadele çalışmalarının daha etkili hale getirilmesi amaçlanmaktadır.Anahtar Kelimeler: Terörizm, Aşırılıkçılık, Ayrılıkçılık, Şangay İşbirliği Örgütü, Uluslararası Hukukta Terörizm.

KonvansiyonSuçTerör+3
Aylin Uzel
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Parada sahtecilik suçu

''Parada sahtecilik suçu'', günümüzde teknolojik yenilikler sonucu gün geçtikçe artmakta ve daha farklı bir boyut kazanmaktadır. Ülke ekonomileri ve kamunun güveni için ciddi bir tehdit unsuru olmaya devam etmektedir. Bu kapsamda, incelenen suç tipi, sadece ulusal düzeyde değil uluslararası düzeyde de mücadele edilmesi gereken bir konu olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Nitekim, bu durum da ülkeleri işbirliği yapmaya ve bu konuda çeşitli önlemler almaya itmektedir. Bu sebeple, ülkemizde de 765 sayılı Türk Ceza Kanunu zamanında olduğu gibi yine yoğun bir uygulama alanı bulmuştur. Ancak, buna rağmen doktrinde bu suç tipi üzerinde yeterli çalışma da yapılmadığı gözlenmiştir. Her ne kadar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmeden önce konuyla ilgili öğretide birtakım doyurucu çalışmalar olsa da iki kanunda yer alan düzenlemeler birçok yönden farklılık içermektedir. Bu sebeple eskiden oluşan doktrinel çalışmalar ve uygulamalardan yararlanma imkânı oldukça kısıtlıdır. Anılan eksikliklerin giderilmesine kısmen de olsa katkı sağlayabilmek amacıyla hazırlanan çalışmamızda, tartışmalı noktalar ön plana çıkarılmak suretiyle, suça ilişkin temel kavramlar, suçun yapısal unsurları incelenmiş; bu kapsamda ''sahte üretim'', ''sürüm yeteneği'' gibi bu suç açısından önem arz eden kavramlar detaylı şekilde irdelenmiştir. Ayrıca, çalışma yapılırken konuya ilişkin örneklere ve güncel vakalara sık olarak olarak başvurulmakla birlikte; özellikle Yargıtay içtihatlarına da mümkün olduğunca yer verilmeye çalışılmıştır. Son olarak, suçun özel görünüş şekilleri, yaptırımı ve ceza muhakemesi sürecinde gösterdiği bazı özellikler ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Parada sahtecilik, sürüm yeteneği, ekonomi, kamu güveni.

Kamu hukukuKanunlar 5237 sayılıPara+3
Engin Tekin
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bağımsızlık sonrası Kazakistan'ın uluslararası terörizmle mücadeledeki tutumu: Hukuki bir bakış

Terörizm, modern dünyada ulusal nitelikte karşılaştığımız ciddi bir sorun olmanın yanında küresel bir boyut da kazanmıştır. Terör saldırıları gittikçe daha kapsamlı bir şekilde, modern silahlar kullanılarak insan sağlığına zarar verme ve ciddi yaşam tehdidi oluşturma amacıyla düzenlenmektedir. Toplumsal, milli, dini ve diğer çatışmaları çözmek için yasal yollardan ziyade terör tercih edilmeye başlanmıştır. Bütün bunlar, "uluslararası terörizm" olgusunun bilimsel alanda daha dikkatli araştırılmasına yol açmıştır. Bugüne kadar evrensel bir ölçekte geçerli tanımı yapılamayan terör ve terörizm kavramları konusunda görüş farklılıklarına rastlanmasının sebebi teknik değil siyasi bir nitelik taşımaktadır. Uluslararası hukukta genel kabul gören bir tanım yapılamamış olması çerçevesinde terör ve terörizm kavramları hakkındaki farklı yaklaşımlara çalışmamızda yer verilmiştir. Terörizm, ulusal sınırları aşarak uluslararası boyut kazanan ulusötesi bir olgu haline gelmiştir. Bu sebeple uluslararası terörizm kavramı da çalışmamızın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Küresel ve ulaşılabilir çok taraflı mekanizmalara sahip olduğu için terörizme karşı alınması gereken önlemler, en çok Birleşmiş Milletler aracılığıyla alınmaktadır. Ayrıca terörizmle mücadele, bölgesel düzeyde Şangay İşbirliği Örgütü, Bağımsız Devletler Topluluğu, Kollektif Güvenlik Antlaşması Örgütü gibi uluslararası örgütlerin işbirliğiyle de yerine getirilmektedir. Çalışmamızda, Birleşmiş Milletler ve Şangay İşbirliği Örgütü bünyesinde kabul edilen terörizmle mücadele ile ilgili antlaşma ve belgeler, konunun temelini oluşturmaktadır. Ayrıca bu belgelere ve antlaşmalara dayanarak, Kazakistan'ın iç hukukundaki terörizmle mücadele alanında yürürlükte bulunan Ceza Kanunu, Terörizmle Mücadele Kanunu, Aşırılıkçılıkla Mücadele Kanunu, Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilen Gelirlerin Yasallaştırılması ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun ile ilgili değerlendirmeler yapılacaktır. Bunun yanı sıra, çalışmamız boyunca ortaya çıkan hukuki zemin çerçevesinde, Kazakistan'ın terörizmle mücadeledeki tutumu ele alınacaktır. Anahtar Sözcükler: Uluslararası Hukuk, Terör, Terörizm, Uluslararası Terörizm, Birleşmiş Milletler, Şanghay İşbirliği Örgütü, Kazakistan iç hukuku

BağımsızlıkBirleşmiş MilletlerHukuk+4
Dana Kaskabayeva
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçları

Tez çalışmamın ilk bölümünde uyuşturucu ve uyarıcı madde kavramları açıklanmış, bazı uyuşturucu madde çeşitleri incelenmiş ve Türk Hukuku'ndaki uyuşturucu ve uyarıcı maddeler ile ilgili düzenlemelere değinilmiştir. İkinci bölümünde, uyuşturucu ve uyarıcı maddelerle mücadele amacıyla imzalanan uluslararası sözleşmeler incelenmiştir. Üçüncü bölümünde, Türk Ceza Kanunu'nda uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarının unsurları, nitelikli halleri, özel görünüş biçimleri ile etkin pişmanlık halleri incelenmiş, Yargıtay kararlarından faydalanılmış, suçların yaptırımı, muhakeme usulleri ve zamanaşımı sürelerine değinilmiştir. Sonuç bölümünde ise tez çalışmamda detaylı olarak incelediğim hususlar özetlenerek değerlendirilmiştir

Narkotik suçlarTürk Ceza KanunuTürk ceza hukuku+1
Rojda Ballıkaya
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi

Örgütlü suçların, gelişen teknolojinin etkisi ile hızla artması ve örgütlerin de daha dirençli hâle gelmesi, devletlerin yeni yöntemler geliştirmesine ve ceza muhakemesi hukukunda modern koruma tedbirlerinin doğmasına neden olmuştur. Bu koruma tedbirlerinin başında ise gizli soruşturmacı görevlendirilmesi gelmektedir. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da bu tedbire dair düzenlemeler yapılarak gizli soruşturmacının hangi usule uyularak, hangi hallerde ve şartlarla görevlendirilebileceğine dair kurallar konulmuştur. İşte bu çalışmamızda gizli soruşturmacı kavramının anlamı, bu kavramın benzer kavram ve koruma tedbirlerinden farkı incelenecek, ardından gizli soruşturmacının hangi şartlarla görevlendirilebileceği, mukayeseli hukuktaki düzenlemeler ve yargı kararları da dikkate alınarak değerlendirilecektir. Ayrıca, bu kişinin faaliyetlerinin sınırları, gizli soruşturmacının başvurabileceği tedbirler ve elde edeceği delillerin nasıl değerlendirileceğine dair önemli tartışmalar mevcuttur. Ayrıca gizli soruşturmacının bünyesinde bulunduğu örgütün fiillerine katılmasının mümkün olup olmadığı, eğer böyle bir eylem gerçekleşirse gizli soruşturmacının sorumluluğunun ne olacağı da üzerinde durulan meselelerdir. İşte bu çalışmamızda biz de doktrinde bu konularla ilgili tartışmalara yer verecek ve yargı kararları ışığında kendi görüşlerimizi de ifade edeceğiz. Anahtar Kelimeler: Koruma tedbirleri, örgütlü suçlar, gizli soruşturmacı, gizli tanık, kuvvetli şüphe

Ceza Muhakemeleri Usul KanunuCeza hukukuCeza muhakemesi hukuku+4
Fevzican Bingül
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnançsızlar açısından inanç özgürlüğü ve Türkiye'deki uygulama sorunları

Başta İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi olmak üzere birçok uluslararası insan hakları metninde korunan inanç özgürlüğü, negatif boyutuyla inanmama hakkını da içerir. Dolayısıyla bir dine inananların yanında inançsızlar da bu hakkın süjesi konumundadır. Çalışmanın ilk bölümünde, inanç özgürlüğü inançsızlar açısından değerlendirilmiştir. İnanç özgürlüğünün kapsamında yer alan inanmama, inancı değiştirme, açığa vurma ve öğretme hakları, inançsızlar açısından incelenmiştir. İkinci bölümde ise din odaklı inanç özgürlüğü anlayışının Türkiye'deki inançsızlar üzerindeki etkileri; Diyanet İşleri Başkanlığı, zorunlu din dersleri ve eğitim politikaları, yüksek ezan sesi, nüfus kayıtlarında yer alan din hanesi ve inançsızlar üzerindeki toplumsal baskı odağında açıklanmıştır.

Din eğitimiDin kültürü ve ahlak bilgisi dersiDiyanet İşleri Başkanlığı+7
Hazal Ocaklı
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hekimlerin hasta mahremiyeti kapsamında sır saklama yükümlülükleri ve cezai sorumlulukları

Bu çalışmada, hekimlerin hasta mahremiyetinden doğan sır saklama yükümlülükleri ve bu kapsamdaki cezai sorumlulukları incelenmiştir. İlk bölümde, mahremiyet kavramına değinmeden önce insan hakları, sağlık ve hasta hakları inceleme altına alınmıştır. İkinci bölümde ise mahremiyet kavramına değinilerek, özellikle kişisel sağlık verileri detaylıca incelenerek Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'ndaki eksiklikler eleştirilmiştir. Üçüncü bölümde, hekimlerin sır saklama yükümlülüklerine yer verilerek, söz konusu yükümlülüğün istisnai halleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde, sır saklama yükümlülüğünün ihlali halinde hekimin Türk Ceza Kanunu nezdinde hangi cezai sorumluluklarının meydana gelebileceği üzerinde durulmuş ve Türk Ceza Kanunu'nun 135,136,137,138. maddelerine değinilerek birtakım eleştiriler getirilmiştir. Son bölümde ise, HIV/AIDS hastalarının mahremiyet haklarına yer verilmiş ve hastalığın eşe/eş adayına bildirimine ilişkin hekimleri etik ikilemde bırakan bağlayıcı düzenlemelerin eksikliğine değinilmiştir.

Cezai sorumlulukDoktor-hasta ilişkileriDoktorlar+5
İlayda Karaçay
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle malvarlığına karşı işlenen suçlar

İnternet araçlarının ve teknolojinin gelişimiye birlikte insanlar arasındaki etkileşim de hızla artmıştır, bunun sonucunda uyuşmazlıkların artması da kaçınılmaz olmuştur. Teknolojinin gelişimiyle birlikte malvarlığına karşı işlenen suçlarda da bazı değişimler ortaya çıkmıştır. Geçmiş yıllarda, failin mağdur ile yüz yüze gelmesi ve failin ikna kabiliyetiyle işlenmesi mümkün olan dolandırıcılık suçları; özellikle internet ve sosyal medya kullanımının yaygınlaşması, bankacılık işlemlerinde bilişim sistemlerinin kullanılmasının artması sonucunda daha kolay bir şekilde işlenmeye başlamıştır. Basit ve kaba hırsızlık suçları ise teknolojik gelişimle birlikte internet üzerinden gerçekleşmektedir. Dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarının işlenişinde bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması; failin mağdura ulaşmasında bilişim sistemlerinin sağladığı kolaylık ve hız ile daha kolay olması, faillerin bilişim sistemlerini kullanarak kendisini saklamasının daha kolay oluşu, bir seferde çok fazla sayıda mağdura ulaşabilmesi gibi sebeplerle nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Çalışmamızın amacı; dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarının bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle oluşan nitelikli halini ayrıntılı bir şekilde incelemektir. Böylece, bir fiilin dolandırıcılık ve hırsızlık suçunu veya bu suçların incelemeye konu nitelikli halini oluşturup oluşturmayacağı hususunu tespit edebilmek amaçlanmaktadır. Bu nedenle çalışmamızda; dolandırıcılık ve hırsızlık suçlarının temel şekli ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulmuştur. İncelemeye konu nitelikli hal ile ilgili kavramlar ve bu nitelikli halin oluşma koşulları, teorik açıklamalar ve uygulamadan örnek Yargıtay kararları ele alınarak ayrıntılı olarak incelenmiştir. Ayrıca incelemeye konu suçlarda soruşturma usulleri ile soruşturmada karşılaşılan güçlükler, bu hususta dikkat edilmesi gereken hususlar Türk Hukuk Doktrini ile Yargıtay kararları ışığında değerlendirilmiştir.

Bilişim sistemleriBilişim suçlarıDolandırıcılık+2
Murat Aytekin
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk ve Amerikan Ceza Hukukunda tüzel kişilerin sorumluluğu

Tüzel kişiler bugün tüm dünyada ekonomik ve sosyal hayatın bir gerçeği olarak önemli roller üstlenmektedir. Suçla mücadele ve cezalandırma noktalarında tüzel kişilere uygulanacak yaptırımlar ise her ülkenin kendi iç dinamiklerine göre şekillenmekte, kimi ülkeler tüzel kişileri cezalandırmaktayken kimi ülkeler ceza dışı yaptırımlar uygulamaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde tüzel kişi kavramı, unsurları, hukuki niteliği, türleri, kazanılması, sona ermesi incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ceza hukukunda tüzel kişi kavramı, tüzel kişilerin ceza sorumluluğuna ilişkin teoriler, bu sorumluluğun tarihsel gelişimi, Türk ve Amerikan ceza hukuklarında ve mukayeseli hukuklarda tüzel kişilerin ceza sorumluluğu meselesi incelenmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise tüzel kişilerin ceza muhakemesindeki konumu ve rolü, tüzel kişiler hakkında uygulanabilecek yaptırımların neler olduğu hususları hem Türk hem de Amerikan ceza muhakemesi hukuku bağlamında incelenmiştir.

Amerikan hukukuCeza hukukuCeza yaptırımı+6
Gözde Kaçmaz Keskin
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu kaynakları ve kamu kaynaklarının verimli kullanılması ilkesi

Devletler, sahip olduğu sorumluluk ve yetki alanı ile en iyi ve kaliteli hizmeti en hızlı şekilde vatandaşına ulaştırmakla görevlidir. Kuşkusuz bu hizmet sunumunda kaynağa ihtiyaç duymaktadır. Bu kaynaklar nakdi gelir getiren kaynaklar olabileceği gibi niteliği gereği kamu kaynağı görevi gören, olumlu dışsallığı olan mallar da olabilir. Bunun yanında, doğal kaynaklarımız ve insan kaynağımızın etkili, ekonomik ve verimli değerlendirilmesi de önem arz etmektedir. Geçmişten bugüne artan nüfus ve çeşitlenen ihtiyaçlar sebebiyle devletler ellerindeki kaynakları daha etkili, ekonomik ve verimli kullanma yolları aramış, bunlara ek olarak yeni kaynak arayışlarına yönelmiştir. Kuşkusuz, bu arayış zamanla hukuki düzenlemeleri de beraberinde getirmiş, anayasa ve yasalarda birçok kanuni düzenlemeye gidilmiştir. Bu düzenlemelerin ne kadar yeterli olduğu, eksik yanları ve yürürlükte olan düzenlemelerin ne kadar uygulanabildiği tezimizin önemli tartışma noktalarından biri olacaktır. Bunun yanında, plansız bütçe yönetimleri ve kontrolsüz kamu harcamaları da kamu kaynaklarının israf edilmesine sebep olmaktadır. Tezin birinci bölümünde, kamu kaynakları tasnifi yapılarak kamu kaynaklarının verimli kullanılmasından kısaca bahsedilecek ikinci ve üçüncü bölümlerde ise sırası ile Anayasa'da yer alan hükümler ve kamu yönetimi çerçevesinde kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması üzerine değerlendirme, tespit ve çözüm önerileri sunulacaktır.

Kamu gelirleriKamu hukukuKamu kaynaklarının dağıtımı+3
Toprak Kocaman
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yargı kararları ışığında dolandırıcılık suçu

Dolandırıcılık suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun Özel Hükümler başlıklı ikinci kitabının kişilere karşı suçlar başlıklı ikinci kısmının malvarlığına karşı suçlar başlıklı onuncu bölümünde 157,158 ve 159. maddelerinde düzenlenmiştir. Dolandırıcılık suçunun basit hali TCK'nın 157'nci maddesinde, nitelikli halleri TCK'nın 158'inci maddesinde, daha az cezayı gerektiren hal ise TCK'nın 159'uncu maddesinde düzenlenmiştir. Bu tez çalışmamız yedi başlıktan oluşmaktadır. Birinci başlıkta dolandırıcılık kavramının tanımı ve mevzuatımızdaki düzenlemesi ile tarihsel gelişimi açıklanmıştır. İkinci başlıkta suçla korunan hukuki değer açıklanmıştır. Üçüncü başlıkta dolandırıcılık suçunun unsurları açıklanmıştır. Dördüncü başlıkta suç ve cezaya etki eden nedenler açıklanmıştır. Beşinci başlıkta dolandırıcılık suçunun özel görünüş şekilleri açıklanmıştır. Altıncı başlıkta dolandırıcılık suçunun benzer hukuka aykırılıklardan ayrımı açıklanmıştır. Yedinci başlıkta suçun yaptırımı ve yargılama usulü açıklanmıştır. Bu açıklamalar yapılırken doktrinde kabul gören görüşler ile Yargı kararlarının birlikte analizleri yapılmıştır.

Yavuz Aşkın
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Veri odaklı finansal teknolojiler ve kişisel verilerin korunması hukuku

Teknoloji uzun zamandır finansal hizmetlerde kullanılmaktadır. Geleneksel bankacılık sistemleri gelişen teknoloji ile sayısallaşma sürecine girmiştir. Günümüzde bireyler tarafından üretilen büyük veri kümeleri ile gelişen teknolojinin birleşimi finansal hizmetleri değişime uğratmıştır. Verilerin daha verimli şekil de kullanılması ile müşterileri hakkında daha fazla bilgiye sahip olan şirketler ihtiyaçlara uygun ve spesifik ürün ve hizmetler sunabilmiştir. Gelişen teknoloji ile müşterilerin hizmet sağlayıcılardan talep ettikleri hizmetin niteliği değişmiştir. Daha hızlı, ekonomik ve bireysel hizmetler alan müşteriler, geleneksel bankacılıktan da bu hizmetleri talep etmişlerdir. Müşterilerin talepleri ve gelişen teknolojinin finans sektörüne entegre edilmesi ile finansal teknolojiler meydana gelmiştir. Finansal teknoloji şirketleri ("FinTek", "FinTech") ve teknolojik finansal şirketlerin ("TekFin", "TechFin") meydana getirdiği değişim ile finans sektöründe müşteri hakkında elde edilen verinin önemi daha da artmıştır. Veri ve teknoloji, finansal ürün ve hizmetlerin gelişim sürecine yön vermektedir. Geleneksel bankalar ya da finansal hizmet sağlayıcılar tarafından sunulan ürün ve hizmetlerin yenilik, teknoloji ve müşteri odaklı bir yaklaşımla sunulması finansal teknoloji, bunu gerçekleştiren şirketler ise FinTek şirketleridir. TekFin şirketleri ise büyük teknoloji şirketleri olup, kendilerine ait geniş müşteri, ürün ve hizmet platformlarını kullanarak finans sektörüne girmektedirler. Amaçları geniş müşteri kitlelerinin finansal ihtiyaçlarını bünyelerindeki teknoloji ile karşılayabilmektir. Verinin finans sektöründe kullanımı hem finansal kurumlar hem de müşteriler için avantajlar yaratmaktadır. Finansal kurumlar müşterileri hakkında daha fazla bilgiye sahip olduğundan politikalarını ve ürünlerini müşterilerinin beklentilerine göre düzenleyebilmektedir. Müşteriler ise kişiselleştirilmiş tavsiyelerden ve hizmetlerden yararlanabilmektedir. FinTek şirketleri geleneksel bankacılığın piyasa talebine yetişemediği alanlara çözüm önerileri sunarken aynı zamanda geleneksel bankacılık hizmetlerinden yararlanamayan bireylerin finansal katılımını sağlamaktadır. Bunun yanında daha ucuz ve hızlı ürün ve hizmetleri çoğu zaman bankalar ile iş birliği içerisinde sunmaktadırlar. Büyük teknoloji şirketlerinin finans sektörüne girmesi olarak adlandırılan TekFin şirketleri ise sahip oldukları sermaye, müşteri kapasitesi ve teknolojik gelişime hakimiyetleri ile bankalarla rekabet edecek seviyede olup piyasada tekelleşme tehlikesini en çok barındıran şirketlerdir. Bu iki şirket türünün farklı özellikleri olmasına rağmen en önemli ortak noktaları sundukları ürün ve hizmetlerin müşterilerinden edindikleri verilere göre şekilleniyor olmasıdır. Finans sektöründe kişisel verilerin kullanımı bazı olanaklar getirdiği gibi çeşitli riskleri de barındırmaktadır. Bireylerin farkında olarak ya da olmayarak paylaştığı verileri birçok analize ve algoritmaya konu olmaktadır. Yapay zekâ sistemleri ve makine öğrenimi algoritmaları ile büyük miktarlarda veri işlenebilir ve analiz edilebilir. Bu işleme ve analiz faaliyetleri sonucunda şirketler tarafından eyleme dönüştürülebilir çıkarım ve öngörüler oluşturulabilir. Şirketler bu çıkarım ve öngörüleri müşterileri üzerinde aldıkları kararların merkez noktası haline getirmektedirler. Finans sektöründe yer alan öngörücü analiz için kullanılan algoritmaların işlediği veriler doğru ve güncel olmalı, önyargı ve ayrımcılık unsurları içermemelidir. Bireylerin güncel sosyoekonomik durumlarından geleceklerine dair karar veren algoritmalar denetime açık, şeffaf ve hesap verilebilir olmazsa önyargı ve ayrımcılığın devamına ve kurumlar tarafından sistematik hale getirilmesine sebep olabilir. Kişisel verilerin toplanması ve işlenmesinin muhtemel olumsuz yönleri dikkate alındığında, ilgili kişinin rızasının açık olması ve kişisel verinin bilgilendirme sonucu alınması çok önemlidir. Ancak bu kadar karmaşık ve teknoloji ağırlıklı işlemlerin içeriği söz konusu olunca bireyin tam anlamıyla bilgilendirilmesi güçlükler içermektedir. İlgili kişinin rızasının hangi şartlar altında alındığı, ürün ve hizmetler karşılığında kişisel verilerin takas edilip edilmediği sorunsalı ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma kapsamında finansal kurumlarının ticari amaçlarla kişisel veri işleme faaliyetleri incelenmiştir. Mevzuat incelemesi Avrupa Birliği bakımından Genel Veri Koruma Tüzüğü ile İkinci Ödeme Hizmetleri Direktifi üzerine, Türk hukuku bakımından ise Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Bankacılık Kanunu ve Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile, teknolojinin finans sektörüne etkisi, bununla birlikte ortaya çıkan yeni aktörler, bu yeni aktörlerin verileri hangi şartlar altında işlediği, büyük veri ve öngörücü analiz ile bireyler üzerinde alınan kararların hukukun üstünlüğü, demokratik toplum ve bireyin özgürlüğü kavramları ile çatışmasının incelemesi yapılmıştır.

Eylül İlke Şimşek
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Marka hakkı ve marka hakkına karşı iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz suçu

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatın her alanında yenilikler ortaya çıkmaktadır. Bu yenilikler sadece ekonomi alanında veya hayatı kolaylaştırmaya yönelik olmayıp hukuk alanında da güncel gelişmeler sürmektedir. Özellikle 20. Yüzyılın sonu ve 21. Yüzyılın başı ile birlikte klasik hukuk alanlarının yanı sıra bilişim, fikri ve sınai haklar, kişisel veriler gibi birçok yeni ihtisas alanları ortaya çıkmıştır. Ticari hayatın bu teknolojik gelişmeler ile birlikte global bir hal alması ve kıtalar arası yeni ekosistemlerinde oluşmasıyla, tacirlerin veya firmaların kendi ürettiği mal veya hizmet ile ilgili olarak diğer mal veya hizmetlerden ayrılması ve bu yönüyle fark yaratması bilinci oluşmuştur. İşte üretilen bu mal veya hizmetlerin diğer mal veya hizmetlerden tüketici nezdinde ayrışabilmesi için ortaya marka ve bu alanda yaşanan uyuşmazlıkların çözümü için marka hukuku ortaya çıkmıştır. Kanun koyucunun özel bir kanun ile düzenlediği bu alan neticesinde tacirlerin veya şirketlerin ürettiği mal veya hizmeti nihai tüketiciye sunarken kullandığı işaret güçlü koruma altına alınmıştır. Ekonomide yaşanan gelişmeler üreticiler için ucuz ürün üretme, tüketiciler içince ucuz ürüne ulaşma düşüncesi yaratmaktadır. Bu nedenle bir ürünün orjinalinin yanı sıra benzer işareti taşıyan ve aslında ayırt edilemeyecek taklitleri de söz konusu olmaktadır. Bir özel hukuk alanı olan marka hakkını düzenleyen Sınai Mülkiyet Kanunu'na bir ceza yaptırımı olarak marka hakkına tecavüz suçunun konulması da bu korumanın bir sonucudur. Çalışmanın birinci bölümünde marka hakkı, markanın doğumu ve işlevi anlatılacaktır. İkinci bölümünde ise kanunda düzenlenen marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz suçunun unsurları incelenecektir. Son bölümde ise bu suça ilişkin özel görünüş biçimleri ile muhakemesi ve suçun yaptırımı incelenmektedir.

Mert Kemal Alioğlu
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00