Çanakkale Onsekiz Mart University
Department

Ziraat Bölümü

Çanakkale Onsekiz Mart University

54

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Melisa (Melissa officinalis L.) genotiplerinin in vitro ve in vivo koşullarda tuz stresine yanıtlarının belirlenmesi.

Bu çalışma, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü ve Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü Doku Kültürü ve Biyoteknoloji laboratuarlarında 2011-2012 yıllarında yürütülmüştür. Denemde, Kazdağı florasından toplanan Melissa officinalis altissima, Çanakkale yöresinde yetiştirilen yerel hat Melissa officinalis L. ve İtalyan kökenli hat Melissa officinalis L. olmak üzere üç melisa (oğulotu) genotipi kullanılmıştır. Araştırmada, melisa bitkisinin (Melissa officinalis L.) in vitro ve in vivo koşullarda tuz stresine yanıtlarını ve iki yetiştirme ortamında ölçülen karakterler arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. İlk olarak, steril in vitro bitkilerden elde edilen aksiller sürgünler kullanılarak, melisa genotiplerinin farklı yoğunluklarda NaCl eklenmiş MS besi ortamlarına yanıtları incelenmiştir. Bu in vitro denemesinde tuz yoğunluğunun artışı ile ölçülen tüm karakterlerde azalma görülmüştür. Örneğin, bitki boyu, en yüksek tuz uygulamasında (%1,00), kontrole göre %13 olmuştur. Ayrıca tuzluluğa verdikleri yanıt bakımından genotipler arasında önemli farklılık belirlenmiştir. İn vitro koşullarda yapılan korelasyon analizinde, ölçülen bütün karakterlerin yüksek ve önemli düzeyde birbiriyle ilişkili olduğu belirlenmiştir. İkinci aşamada ise, in vitro koşullarda çoğaltılan bitkiler in vivo koşullara aktarılarak, burada uygulanan tuz yoğunluklarına yanıtları incelenmiştir. Burada kontrol grubuna göre %0,4 tuz yoğunluğunda bitki yaş ağırlığı %66'ya düşmüştür. Bitki bünyesindeki iyon dengesine bakıldığında, tuz uygulaması ile bazı mineral maddelerin miktarında artış, bazılarında azalma görülmüştür. Tuzun etkisi ile protein miktarında azalma, toplam fenolik madde miktarında artış belirlenmiştir. İn vitro ve in vivo koşulların karşılaştırılması amacıyla yapılan korelasyon analizinde, in vitro bitki boyu ile in vivo bitki bünyesindeki sodyum miktarı (-0,712) arasında negatif yönlü önemli bir ilişki tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bu önemli korelasyonlar melisada in vitro tuzluluk testleri, in vivo koşullar öncesi, genotiplerin yanıtları hakkında bazı bilgiler vereceği belirlenmiştir.

Tarla bitkileri
Gökhan Aydın
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Galaxy elma çeşidinin yonga ve İngiliz aşılarıyla M9 ve M 26 elma klonal anaçlarına aşılanarak bir yılda fidan eldesi

Bu çalışma, Afyonkarahisar'da 2006 -2007 yıllarında yürütülmüştür.Çalışmada köklü M 9 ve M26 elma anaçları üzerine Fuji Kiku -8 ve Galaxy elmaçeşitleri Yonga ve İngiliz aşı yöntemleri kullanılarak iç mekanda aşılanmıştır. Her biraşı yöntemi ve her bir dikim zamanı için Mart ayı başında 3 tekerrürlü ve hertekerrürde 20 aşılı bitki kullanılmıştır. Bitkilerin bir kısmı Mart ayındakiaşılamalardan hemen sonra dikilmiş, bir kısmı ise +4 Co lik depoya konulmuş veNisan ayında araziye dikilmiştir. Deneme süresince, aşı tutma oranları, fidan boyu,sürgün çapı, anaç çapı ve sürgün boyu gibi özelliklerin ölçümleri yapılmıştır.Dikim zamanı bakımından,1 aylık depolama sonrasında veya direk araziyedikim yapılmasının; aşı tutma oranı, genel gelişme ve fidan kalitesi açısından barizetkisi görülmemiştir. Aşı tutma oranlarında İngiliz aşısı Yonga aşıya göre dahabaşarılı olmuştur. Anaçlardan M26'nın kök çürüklüğüne M 9'dan daha duyarlıolduğu görülmüştür. Sonuç olarak Mart ayında aşılanan fidanlardan bir yıl sonrafidan elde edilmiştir. Bunun ölü sezon denilen bir zamanda yapılması atıl duran işgücü ve materyalin kullanılması imkanını sağlamıştır.

Türker Eryılmaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Çukurova soğan üretim alanlarında görülen yabancı otların öneminin ve bazı herbisitlerin yabancı otlanma ile soğan verimine olan etkilerinin araştırılması

Bu çalışma, Adana, Hatay ve Mersin illerini kapsayan soğan (Allium cepa L.) üretim alanlarındaki yabancı ot türlerini ve soğanda kullanılan farklı herbisitlerin yabancı otlanma ile soğan verimine olan etkilerini belirlemek amacı ile 2006 ? 2007 yılları arasında yürütülmüştür. Yabancı ot türlerini belirlemek amacı ile, bahsedilen 3 ilin soğan üretim alanlarına doğru hatlar halinde gidilmiş ve her 10 km'de bir rastlantısal olarak durularak en yakın soğan tarlasına girilmiştir. Her tarlada dört adet 1 m2'lik çerçeve atılarak çerçeveler içerisindeki yabancı ot türleri sayılmış ve kaplama alanları belirlenmiştir. Farklı herbisitlerin yabancı otlanmaya ve soğan verimine olan etkilerinin araştırılması için ise, aralarında yaklaşık 35 km mesafe bulunan Karataş'a bağlı Yüzbaşı köyü ile İncirlik Çimento Fabrikası yanındaki 2 farklı soğan tarlasında 6 karakter ve 4 tekerürden oluşan denemeler Tesadüf Blokları Deneme Deseni'ne göre kurulmuştur.Yapılan araştırmalar sonucunda 30 bitki familyasına ait 105 adet yabancı ot türü belirlenmiştir. Sahip oldukları yabancı ot tür sayılarına göre en geniş 3 familya sırası ile şöyle olmuştur: Asteraceae (17), Graminaeae (14) ve Leguminosae (9). Araştırmalarda belirlenen yabancı ot türlerinin 57 tanesinin rastlama sıklığı % 10'un üzerinde olurken ilk 5 sırayı Medicago polymorpha L. (% 84), Convolvulus arvensis L. (% 74), Avena sterilis L. (% 68), Chenopodium album L. (% 66) ve Sinapis arvensis L. (% 66) almıştır.Yabancı ot mücadelesinde kullanılan karakterlerinin soğan verimlerine olan etkilerine bakıldığı zaman en iyi verim yabancı otsuz kontrol parsellerinden (16.2a kg/m2) elde edilmiş, bunu takiben ise sırası ile Oxadiazon (11.9b kg/m2), Oxyfluorfen (11.7b kg/m2), Pendimethalin (10.0c kg/m2), Tepraloxydim (9.6c kg/m2) ve yabancı otlu kontrol (9.1c kg/m2) gelmiştir. Yabancı otların sürekli olarak elle çekilmesi ile yapılan mücadelenin, yabancı otlu parsellere göre % 76.3'lük verim artışına neden olması, soğan yetiştiriciliğinde yabancı ot mücadelesinin çok önemli olduğunu ortaya koymuştur.Anahtar Kelimeler: Yabancı ot, Allium cepa L., Oxadiazon, Oxyfluorfen

Ramazan Gürbüz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye orjinli yabani diploid buğday (T. monococcum spp. boeoticum) populasyonlarının morfolojik ve moleküler karakterizasyonu

Çalışma, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü'nde, 51 yabani kaplıca (T. monococcum ssp. boeoticum), 2 kaplıca (T. monococcum ssp. monococcum) ve 2 T.urartu genotipi arasındaki morfolojik, tarımsal ve moleküler farklılıkların saptanması amacıyla, 2006-07 yetiştirme mevsiminde yürütülmüştür. Moleküler karekterizasyon için ISSR (Tekrarlanan Basit Baz Dizilimi Arası) DNA markırları kullanılmıştır.Araştırma sonucunda genotipler arasında, çalışmada incelenen bitki boyu, 100 tohum ağırlığı ve tohum uzunluğu gibi morfolojik ve tarımsal özellikler bakımından yüksek bir varyasyon olduğu saptanmıştır. Moleküler karekterizasyonda en yüksek polimorfik ISSR primerlerini bulmak için, 35 ISSR primeri, 7 kaplıca genotipinde ön taramaya tabii tutulmuştur. Seçilen en polimorfik 16 ISSR primeri toplam 88 band üretmiş ve bunların 79 adedi polimorfik olarak bulunmuştur. ISSR verileri kullanılarak Jaccard's katsayısı, NTSYSpc2.1 bilgisayar paket programı vasıtasıyla hesaplanmıştır. Jaccard's benzerlik katsayısına göre, çalışılan genotipler arasındaki benzerlik 0.43 ile 0.95 arasında değişmiş olup, ortalaması 0.73 bulunmuştur. Benzerlik indeksine göre oluşturulan dendogramda A ve B olmak üzere 2 farklı grup oluşmuştur. A grubu kendi içerisinde 2 gruba ayrılmış ve B grubunda sadece T. urartu genotipleri yer almıştır. Araştırma sonucunda T. monococcum ssp. monococcum genotipi Karacadağ/Diyarbakır populasyonlarıyla genetik olarak yakın bulunmuş ve Karacadağ/Diyarbakır bölgesinin diploid buğdayın ilk kültüre alındığı yer olduğu bir daha doğrulanmıştır.Anahtar Kelimeler: T. monococcum, Morfolojik Özellikler, Tarımsal Özellikler, ISSR Markörleri

BuğdayDNA parmak iziDNA probları
Hüsnü Aktaş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı üzüm çeşit ve anaçlarının ampelografik ve moleküler karakterizasyonu

Bu araştırmada, ulusal ya da uluslar arası öneme sahip olan 59 üzüm çeşidi ile dünyada yaygın olarak kullanılan 20 Amerikan asma anacının ampelografik ve moleküler yöntemlerle karakterizasyonu yapılmıştır. Ampelografik çalışmalar kısmında genotipler, uluslar arası asma tanımlama listelerinden seçilen 44 özellik kullanılarak 2 yıl süreyle (2006 ve 2007) incelenmiş ve uluslar arası yöntem birliğiyle oluşturulan listelerde gösterildiği gibi, her özelliğe ilişkin tanımlamaları gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, elde edilen bulgular rakamsal bilgiye dönüştürülmüş ve NTSYSpc 2.1 programında ?mean character differences? katsayılarına göre UPGMA analizleri yapılmıştır. Moleküler çalışma kapsamında ise 60 ISSR primeri taranarak en uygun 20 primer seçilmiştir. ?Jaccard? katsayısı kullanılarak, genotipler arası benzerlik analizleri DNA düzeyinde soyağacı üzerinde değerlendirilmiştir.Genotipler arasında, ampelografik özellikler bakımından büyük farklılıklar saptanmıştır. Bunun sonucu olarak, genotipler soyağacı üzerinde Amerikan asma anaçları ile üzüm çeşitlerinden oluşan 2 kola ayrılmış ve bu kollar üzerinde çok sayıda alt sınıflar oluşmuştur. Çalışmada seçilen 20 ISSR primeri 185'i polimorfik olmak üzere toplam 194 bant üretmiştir. Primer başına toplam bant sayısı 15 ile 5 arasında değişirken, polimorfik bant sayısı 4 ile 14 arasında olmuştur. Primerlerin tamamında % 75 ve üzeri polimorfizm oranı saptanmıştır. Genotipler arasındaki genel benzerlik indeksi değerleri 0.97 ile 0.25 arasında değişmiştir. ISSR primerlerine göre elde edilen soyağacı, genotiplerin gerek farklı değerlendirme şekillerine sahip çeşit gruplarının dağılımı ve gerekse genetik kompozisyona bağlı dallanma pozisyonlarına göre ampelografik soy ağacı ile benzerlik göstermiştir. Her iki yöntemle elde edilen soy ağacı üzerinde genotipler, öncelikli olarak genetik orijinlerine bağlı kalarak dağılım göstermiş ve alt sınıfların oluşumunda ise öncelikli değerlendirme şekilleri ile coğrafi orijinlerinin de etkisi görülmüştür.

KarakterizasyonÜzüm
Ali Sabır
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Güneydoğu Anadolu bölgesi pamuk ekim alanlarındaki avcı böceklerden Orius spp. (Hemiptera: Anthocorıdae)'nin popülasyon gelişiminin belirlenmesi, en yaygın türün biyolojik özellikleri ve bazı pestisitlerin bunlara etkileri

Bu çalışmada Güneydoğu Anadolu Bölgesi pamuk ekim alanlarındaki avcı böceklerden Orius spp., yoğunlukları, popülasyon gelişimleri, en yaygın türün biyolojik özellikleri ve bazı pestisitlerin laboratuvar ve tarla koşullarındaki yan etkileri belirlenmiştir.Çalışma sonucunda Anthocoridae familyasına ait Orius albidipennis (Reuter), Orius horvathi (Reuter), Orius vicinus (Ribaut), Orius niger Wolff ve Orius laevigatus (Fieber) olmak üzere toplam 5 tür belirlenmiştir. Bunlardan O. albidipennis Türkiye faunası için ilk kayıt olup, çalışmanın yapıldığı alanlarda 2005-2006 yıllarında ortalama % 91.98 bulunma oranıyla en hakim tür olarak saptanmıştır. Avcı böcek popülasyonu çalışmanın yapıldığı her iki yılda da Ağustos ayı ortalarında tepe noktası oluşturmuştur. Çalışmada O. albidipennis'in 25±1 oC sıcaklık ve % 65±5 orantılı nem koşullarında ortalama yumurta açılma, ergin öncesi gelişme, preovipozisyon, ovipozisyon, postovipozisyon süreleri ve ergin dişi ömrü sırasıyla 4.14±0.75, 13.98±1.28, 3.72±0.81, 26.22±2.88, 7.37±1.39 ve 37.31±1.79 gün bulunmuştur. Yumurtlama periyodu boyunca dişi başına bırakılan ortalama yumurta sayısı 85.07±10.64 adet ve yumurta açılma oranı % 69.01±6.29 olarak bulunmuştur. Denemeye alınan pestisitlerin laboratuvar koşullarında O. albidipennis nimf ve erginlerine genel olarak zararlı, yumurtalarına orta zararlı; tarla koşullarında ise avcı böcek nimf ve erginlerine yine orta zararlı oldukları belirlenmiştir.

Musa Büyük
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Bütün ve taze doğranmış domateslerde farklı derim sonrası uygulamaların muhafaza süresi ve kalite üzerine etkileri

Bu çalışma 2005 ve 2006 yıllarında Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümünde yürütülmüştür. Farklı olgunlukta derimi yapılan bütün ve taze doğranmış Zorro domates çeşidinde farklı uygulamaların muhafaza süresi ve kalite üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla bütün olarak muhafaza edilen domateslerde olgun yeşil ve pembe olum aşamasında derim yapılarak kontrol, 125, 250, 500 ve 1000 nl/l 1-MCP, %2 ve %4 CaCl2 uygulamaları ve modifiye atmosfer paketlerde (MAP) 35 gün süreyle 12°C'de muhafaza edilmiştir. Taze doğranmış domateslerde ise pembe ve kırmızı olum aşamasında derimi yapılarak 100 ppm sodyum hipoklorit içeren solüsyona batırıldıktan sonra ekvatoral olarak yaklaşık 7 mm kalınlığında dilimlenmiştir. İlk ve son dilimler atılarak kalan dilimler %1 ve %2 CaCl2 solüsyonuna batırma, modifiye atmosfer poşetlerde ve hiçbir işlem yapılmadan polystren ambalaj kaplarına yerleştirilerek 2°C'de 14 gün muhafaza edilmiştir. Bütün domateslerde 7 gün, taze doğranmışlarda 2 gün aralıklarla ağırlık kaybı, sertlik/elastikiyet, renk, suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM), titre edilebilir asit (TA), SÇKM/TA, etilen miktarı, likopen, klorofil, C vitamini, poligalaktronaz aktivite, indirgen şeker, çürüme, sızan su miktarı belirlenmiştir.Çalışma sonucunda bütün olarak muhafaza edilen domateslerde 500 ve 1000 nl/l 1-MCP uygulamalarının olgunlaşmayı geciktirdiği ve kalite özelliklerini koruyarak meyvelerin muhafaza ömrünü uzattığı belirlenmiştir. Modifiye atmosferde muhafaza edilen domateslerin özellikle ağırlık kaybı ve sertlik yönünden en iyi sonuçları verdiği tespit edilmiştir. Taze doğranmış domateslerde %1 CaCl2 uygulamasının kalite özelliklerinin korunmasında etkili olduğu sonucuna varılırken, çürümenin azaltılmasında modifiye atmosfer paketlemenin en etkili yöntem olduğu belirlenmiştir.

Ferhan Küçükbasmacı Sabır
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

İklim değişimi sürecinde aşağı Seyhan ovasında sürdürülebilir arazi ve su yönetimi

Bu çalışmanın amacı, Doğu Akdeniz bölgesinde yer alan ve Türkiye'nin ilk sulama projelerinden biri olan, büyük ölçekli Aşağı Seyhan Ovası (ASO) sulama alanındaki arazi kullanımı, sulama ve drenaj sistemleri, ve toprak tuzluluğu gibi öğelerin tarihsel gelişim içerisinde gösterdikleri değişimleri, olası iklim değişikliği senaryolarıyla birlikte irdelemektir.Çalışmada, arazi ve laboratuvar ölçümleri ve anket çalışmaları ile elde edilen sonuçlar farklı modellerle yorumlanmış ve değişeceği öngörülen iklim etmenlerinin 2070' li yıllar için projeksiyonları yapılmıştır.Ovada, sulamaya 1960'lı yıllarda başlanmış ve o zamandan günümüze değin sulama sistemlerinin yıpranması, bitki deseninin değişmesi ve su yönetiminin sulama birliklerine devri gibi yapısal değişiklikler sulama randımanının düşmesine neden olmuştur. Sulama sistemlerinin devamlı akış yaklaşımına göre planlanmış olmasına karşın, çiftçilerinin gece sulaması yapmaması, sulama işletmeciliğini yürüten sulama birliklerinin sulama kanallarındaki suyu yeterince kontrol edememeleri gibi nedenlerle de ovada sulama randımanı % 40 gibi düşük bir düzeye ulaşmıştır.nun yıllık dalgalanmasının, geçmişte mevsimsel pikler oluşturmasına karşın son 20 yılda sulamada kullanılan su düzeyinin artması, sulama periyodunun uzaması ve drenaj kanallarının düzeltilmesi-iyileştirilmesi gibi nedenlerle mevsimsel pikler kaybolmuştur. Ayrıca, son 20 yılda tuzluluğundaki azalma da bu durumu doğrulamaktadır. IMPAM modeli kullanılarak yapılan analizde, sulama döneminde kanallardan oluşan sızmaların, topraktaki makro gözenekler yardımı ile derinlere sızarak, nun yükselmesine katkıda bulundukları belirlenmiştir. Bununla birlikte, tabansuyu hareketi üzerinde arazi kullanımının etkisinin, iklim değişikliğinin oluşturduğu etkiden daha fazla olduğu saptanmıştır. Sulamada gereğinden fazla su kullanılması ile toprak profilindeki tuzun yıkanması ve iyi projelendirilmiş drenaj kanalları ile bu tuzun uzaklaştırılmasıyla son 20 yılda kıyı kesimleri de dahil tuzlu alanlarda ovanın topoğrafik eğimene de bağlı olarak sulamanın yapıldığı uzun süreçte tuzlulukta azalma saptanmıştır. Ancak henüz sulama sistemlerinin inşa edilmemiş olan bölümünün kimi kısımlarında yüksek düzeyde tuzluluk saptanmıştır.Yapılan projeksiyonlarda, ovaya düşecek yağış miktarında % 42- 46 oranında bir azalma olacağı ve bu azalmanında kış aylarına rastlayacağı tahmin edilmiştir. Yağışta oluşacak bu önemli düzeydeki azalma sulama suyu gereksinimini arttıracak ve sulama süresinin erken ilkbaharda başlayıp geç sonbahara kadar uzamasına neden olacaktır. Var olan durumda yaklaşık 150 cm çevresinde kalıcı bir düzeyde olduğu saptanan yüksek düzeyi yağışların azalması ile 2070 li yıllarda düşebilecektir.Ancak henüz sulama sistemleri inşa edilmemiş 4. bölümde, etkili bir tarla içi drenaj ağı yapılmazsa, varolan yüksek problemi sulamanın artması ile çok ciddi boyutlara ulaşabilir. Söz konusu alanlar için diğer bir alternatif ise ekonomik değeri yüksek tuzcul (halofit) bitkilerin ekimlerinin ilgili kuruluşlarca desteklenip yaygınlaştırılmasıdır. Bu nedenlerle, gelecekte ovada yapılacak rehabilitasyon çalışmalarında, potansiyel arazi kullanım değişikliğinin dikkate alınması gerekmektedir. Buna bağlı olarak, ovada varolan ve tuzlanmaya neden olan arazi kullanımı ve sulama/ drenaj ağınının gelecekteki sorunları karşılayabilecek düzeye getirilmesi,başka bir deyişle sistemdeki iyileştirme çalışmasının, toprak çeşitleri ve yüzey-yüzey altı topoğrafyalarının da dikkate alınarak ayrıntılı ve daha uzun süreli bir ' Tuz Riski' izleme ve değerlendirme çalışmasıyla birlikte yürütülmesi gerekmektedir. Sonuçta, söz konusu çalışmanın sürdürülebilir arazi ve su yönetim programının tamamlayıcısı olması gerekmektedir.Anahtar kelimeler : Aşağı Seyhan Ovası, Sulama, , Tuzluluk, İklim Değişimi

Sevgi Donma
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Peroksit düzeyi farklı yağ içeren rasyonlara likopen katkısının etlik piliçlerde büyüme performansı, kan metabolitleri ve karkas ölçütleri üzerine etkileri

Bu çalışma, peroksit düzeyi farklı yağ içeren rasyonlara likopen katkısının etlik piliçlerde büyüme performansı, kan metabolitleri ve karkas ölçütleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Bir haftalık 80 erkek etlik civciv (Ross-308), herbiri 20 hayvandan oluşan dört yemleme grubuna ayrılmışlardır. Hayvanlar beş hafta süreyle bazal rasyon (kontrol grubu), peroksitli (6.0-8.0 meq/kg) yağ içeren, 400 mg/kg Likopen (%0.8 likopen içeren Lyc-O-Mato®) içeren, 400 mg/kg Likopen+peroksitli (6.0-8.0 meq/kg) yağ ilaveli rasyonlarla beslenmişlerdir.Deneme sonu itibariyle peroksit düzeyi farklı yağ içeren rasyonlara likopen katkısının etlik piliçlerde yem tüketimi, canlı ağırlık kazancı, yemden yararlanma oranı, abdominal yağ birikimi ve karkas ağırlığı üzerine etkisi olmamıştır (P>0.05). Buna karşılık karaciğer ağırlığı rasyondaki likopen katkısı ile artmıştır.Kas doku ve deride TBA düzeyi likopen alan grupta önemli düzeyde düşük bulunmuştur (P<0.01). Rasyona ilave edilen likopen, plazma trigliserid konsantrasyonunu artırmıştır. Plazmada total antioksidan kapasite likopen alan grupta önemli düzeyde yüksek iken, plazmadaki lipit peroksidasyon düzeyi rasyonun okside yağ içeriğiyle yükselmiştir.Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, peroksit düzeyi yüksek yağlı rasyonlara likopen ilavesinin etlik piliçlerin antioksidan kapasitelerini ve lipid peroksidasyon düzeylerine etki ettiğini ve likopen ilavesinin bağışıklık sistemini iyileştirme potansiyeline sahip olduğunu göstermiştir.

Ahmet Olğun
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Sera topraksız domates yetiştiriciliğinde kimyasal ve organik gübrelemenin karşılaştırılması

Bu çalışmada, inorganik-sentetik ve organik gübreleme sera topraksız domates yetiştiricilinde karşılaştırılmıştır. Elde edilen verilere göre, organik gübreler kullanılan domates bitkileri sentetik?inorganik gübreler kullanılan domates bitkilerine göre büyüme parametrelerinde, verimde ve meyve iriliğinde düşük değerler oluşturmuştur. Meyve kimyasal kalitesi bakımından organik ve inorganik beslenme arasında SÇKM ve titre edilebilir asitlik bakımından önemli farklılık belirlenmez iken, meyvenin vitamin C içeriği bakımından da organik kaynaklı beslenen domatesler istatistiksel olarak düşük bulunmuştur. Yaprak analizleri sonuçlarına göre bitkiler N, P, K, Ca, Mg, Fe, M n, Zn ve Cu ve Na bakımından yeterli beslenir olarak gözlemlenmiş, bununla birlikte yapraklarda Na içeriği yüksek bulunmuştur. Deneme tamamlandığında, bitkilerin yetiştirildiği perlit ortamında besin elementleri ve iyonları bakımından analiz yapılmış ve ortamda Na Cl ve SO4 iyonlarının, topraksız yetiştiricilik ortamları için yüksek konsantrasyonlarda olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, serada topraksız teknikler kullanılarak organik kaynaklı bitki besleme ile domates yetiştirirken, kullanılan organik gübrelerin içeriğinin tam olarak tespit edilmesi gerektiği kanısına varılmıştır. Bu gübreler içerisinde bazı toksik iyonlar fazla olabileceği düşünülmüştür. Bu toksik iyonların artan miktarları bitki büyüme ve verimliliği ile meyve kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir.

Abdullah Bozköylü
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00