
16
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Galaxy elma çeşidinin yonga ve İngiliz aşılarıyla M9 ve M 26 elma klonal anaçlarına aşılanarak bir yılda fidan eldesi
Bu çalışma, Afyonkarahisar'da 2006 -2007 yıllarında yürütülmüştür.Çalışmada köklü M 9 ve M26 elma anaçları üzerine Fuji Kiku -8 ve Galaxy elmaçeşitleri Yonga ve İngiliz aşı yöntemleri kullanılarak iç mekanda aşılanmıştır. Her biraşı yöntemi ve her bir dikim zamanı için Mart ayı başında 3 tekerrürlü ve hertekerrürde 20 aşılı bitki kullanılmıştır. Bitkilerin bir kısmı Mart ayındakiaşılamalardan hemen sonra dikilmiş, bir kısmı ise +4 Co lik depoya konulmuş veNisan ayında araziye dikilmiştir. Deneme süresince, aşı tutma oranları, fidan boyu,sürgün çapı, anaç çapı ve sürgün boyu gibi özelliklerin ölçümleri yapılmıştır.Dikim zamanı bakımından,1 aylık depolama sonrasında veya direk araziyedikim yapılmasının; aşı tutma oranı, genel gelişme ve fidan kalitesi açısından barizetkisi görülmemiştir. Aşı tutma oranlarında İngiliz aşısı Yonga aşıya göre dahabaşarılı olmuştur. Anaçlardan M26'nın kök çürüklüğüne M 9'dan daha duyarlıolduğu görülmüştür. Sonuç olarak Mart ayında aşılanan fidanlardan bir yıl sonrafidan elde edilmiştir. Bunun ölü sezon denilen bir zamanda yapılması atıl duran işgücü ve materyalin kullanılması imkanını sağlamıştır.
Bazı üzüm çeşit ve anaçlarının ampelografik ve moleküler karakterizasyonu
Bu araştırmada, ulusal ya da uluslar arası öneme sahip olan 59 üzüm çeşidi ile dünyada yaygın olarak kullanılan 20 Amerikan asma anacının ampelografik ve moleküler yöntemlerle karakterizasyonu yapılmıştır. Ampelografik çalışmalar kısmında genotipler, uluslar arası asma tanımlama listelerinden seçilen 44 özellik kullanılarak 2 yıl süreyle (2006 ve 2007) incelenmiş ve uluslar arası yöntem birliğiyle oluşturulan listelerde gösterildiği gibi, her özelliğe ilişkin tanımlamaları gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, elde edilen bulgular rakamsal bilgiye dönüştürülmüş ve NTSYSpc 2.1 programında ?mean character differences? katsayılarına göre UPGMA analizleri yapılmıştır. Moleküler çalışma kapsamında ise 60 ISSR primeri taranarak en uygun 20 primer seçilmiştir. ?Jaccard? katsayısı kullanılarak, genotipler arası benzerlik analizleri DNA düzeyinde soyağacı üzerinde değerlendirilmiştir.Genotipler arasında, ampelografik özellikler bakımından büyük farklılıklar saptanmıştır. Bunun sonucu olarak, genotipler soyağacı üzerinde Amerikan asma anaçları ile üzüm çeşitlerinden oluşan 2 kola ayrılmış ve bu kollar üzerinde çok sayıda alt sınıflar oluşmuştur. Çalışmada seçilen 20 ISSR primeri 185'i polimorfik olmak üzere toplam 194 bant üretmiştir. Primer başına toplam bant sayısı 15 ile 5 arasında değişirken, polimorfik bant sayısı 4 ile 14 arasında olmuştur. Primerlerin tamamında % 75 ve üzeri polimorfizm oranı saptanmıştır. Genotipler arasındaki genel benzerlik indeksi değerleri 0.97 ile 0.25 arasında değişmiştir. ISSR primerlerine göre elde edilen soyağacı, genotiplerin gerek farklı değerlendirme şekillerine sahip çeşit gruplarının dağılımı ve gerekse genetik kompozisyona bağlı dallanma pozisyonlarına göre ampelografik soy ağacı ile benzerlik göstermiştir. Her iki yöntemle elde edilen soy ağacı üzerinde genotipler, öncelikli olarak genetik orijinlerine bağlı kalarak dağılım göstermiş ve alt sınıfların oluşumunda ise öncelikli değerlendirme şekilleri ile coğrafi orijinlerinin de etkisi görülmüştür.
Güneydoğu Anadolu bölgesi pamuk ekim alanlarındaki avcı böceklerden Orius spp. (Hemiptera: Anthocorıdae)'nin popülasyon gelişiminin belirlenmesi, en yaygın türün biyolojik özellikleri ve bazı pestisitlerin bunlara etkileri
Bu çalışmada Güneydoğu Anadolu Bölgesi pamuk ekim alanlarındaki avcı böceklerden Orius spp., yoğunlukları, popülasyon gelişimleri, en yaygın türün biyolojik özellikleri ve bazı pestisitlerin laboratuvar ve tarla koşullarındaki yan etkileri belirlenmiştir.Çalışma sonucunda Anthocoridae familyasına ait Orius albidipennis (Reuter), Orius horvathi (Reuter), Orius vicinus (Ribaut), Orius niger Wolff ve Orius laevigatus (Fieber) olmak üzere toplam 5 tür belirlenmiştir. Bunlardan O. albidipennis Türkiye faunası için ilk kayıt olup, çalışmanın yapıldığı alanlarda 2005-2006 yıllarında ortalama % 91.98 bulunma oranıyla en hakim tür olarak saptanmıştır. Avcı böcek popülasyonu çalışmanın yapıldığı her iki yılda da Ağustos ayı ortalarında tepe noktası oluşturmuştur. Çalışmada O. albidipennis'in 25±1 oC sıcaklık ve % 65±5 orantılı nem koşullarında ortalama yumurta açılma, ergin öncesi gelişme, preovipozisyon, ovipozisyon, postovipozisyon süreleri ve ergin dişi ömrü sırasıyla 4.14±0.75, 13.98±1.28, 3.72±0.81, 26.22±2.88, 7.37±1.39 ve 37.31±1.79 gün bulunmuştur. Yumurtlama periyodu boyunca dişi başına bırakılan ortalama yumurta sayısı 85.07±10.64 adet ve yumurta açılma oranı % 69.01±6.29 olarak bulunmuştur. Denemeye alınan pestisitlerin laboratuvar koşullarında O. albidipennis nimf ve erginlerine genel olarak zararlı, yumurtalarına orta zararlı; tarla koşullarında ise avcı böcek nimf ve erginlerine yine orta zararlı oldukları belirlenmiştir.
Peroksit düzeyi farklı yağ içeren rasyonlara likopen katkısının etlik piliçlerde büyüme performansı, kan metabolitleri ve karkas ölçütleri üzerine etkileri
Bu çalışma, peroksit düzeyi farklı yağ içeren rasyonlara likopen katkısının etlik piliçlerde büyüme performansı, kan metabolitleri ve karkas ölçütleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Bir haftalık 80 erkek etlik civciv (Ross-308), herbiri 20 hayvandan oluşan dört yemleme grubuna ayrılmışlardır. Hayvanlar beş hafta süreyle bazal rasyon (kontrol grubu), peroksitli (6.0-8.0 meq/kg) yağ içeren, 400 mg/kg Likopen (%0.8 likopen içeren Lyc-O-Mato®) içeren, 400 mg/kg Likopen+peroksitli (6.0-8.0 meq/kg) yağ ilaveli rasyonlarla beslenmişlerdir.Deneme sonu itibariyle peroksit düzeyi farklı yağ içeren rasyonlara likopen katkısının etlik piliçlerde yem tüketimi, canlı ağırlık kazancı, yemden yararlanma oranı, abdominal yağ birikimi ve karkas ağırlığı üzerine etkisi olmamıştır (P>0.05). Buna karşılık karaciğer ağırlığı rasyondaki likopen katkısı ile artmıştır.Kas doku ve deride TBA düzeyi likopen alan grupta önemli düzeyde düşük bulunmuştur (P<0.01). Rasyona ilave edilen likopen, plazma trigliserid konsantrasyonunu artırmıştır. Plazmada total antioksidan kapasite likopen alan grupta önemli düzeyde yüksek iken, plazmadaki lipit peroksidasyon düzeyi rasyonun okside yağ içeriğiyle yükselmiştir.Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, peroksit düzeyi yüksek yağlı rasyonlara likopen ilavesinin etlik piliçlerin antioksidan kapasitelerini ve lipid peroksidasyon düzeylerine etki ettiğini ve likopen ilavesinin bağışıklık sistemini iyileştirme potansiyeline sahip olduğunu göstermiştir.
Farklı çilek (Fragaria Sp.) genotiplerinin demir (Fe) noksanlığına karşı duyarlılığının belirlenmesi
Demir noksanlığı günümüzde hem bitkilerde hem de insanlarda yaygın olarak ortaya çıkan birbeslenme problemidir. Problemin dünya nüfusunun yaklaşık yarısını etkilediği ve ülkemizde de ciddiboyutlarda yaygınlık gösterdiği bilinmektedir. Toprak ve bitkideki Fe noksanlığının verim ve kalitedeönemli düşüşlere yol açtığı bilinmektedir.Türkiye'nin değişik bölgelerinden toplanan çok sayıda toprak örneğinde yapılan analizleregöre Fe eksikliği % 27'lik bir oranla Zn'dan sonra en yaygın olan mikro element eksikliği sorunudur.Bu çalışma, Türkiye'nin bitkisel üretim amaçlı kullanılabilir alanının yaklaşık % 25'inde (7.5 milyonhektar) Fe eksikliğinin olabileceğine işaret etmektedir. Demir eksikliğinin bitkilerde ortaya çıkışıtürden türe ve hatta aynı türün genotipinden genotipine farklılık göstermektedir. Demir noksanlığınaoldukça duyarlı türlerden biri de çilektir. Ülkemizde çilek yetiştiriciliği konusunda son yıllarda hemalan hem de üretim bakımından önemli artışlar sağlanmıştır. Ancak, ülkemizde Fe noksanlığının budenli yaygın olması ve çileğin Fe'ce yetersiz beslenmeye karşı toleransta çok hassas olması çilekyetiştiriciliğinde önemli verim kayıplarına yol açmaktadır. Söz konusu beslenme problemine karşıalınabilecek önlemlerin başında gübreleme yoluyla bitkilerin Fe ve diğer elementlercezenginleştirilmesidir. Ancak, bu yöntemin oldukça pahalı olduğu ve çevre dostu bir yöntem olmadığıbilinmektedir. Bu yöntemin alternatifi, Fe noksanlığına karşı dayanıklı yeni genotiplerin bulunmasıdır.Bu tez çalışmasının temel amacı, çilek gen kaynaklarını temsil eden ve dünya koleksiyonuiçinden seçilerek süper çekirdek koleksiyonuna ait 23 genotip, su kültürü koşullarında Fe'li ve Fe'sizolarak yetiştirilerek Fe noksanlığına karşı dayanıklılıkları test edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda Fenoksanlığına karşı en dayanıklı ve en duyarlı genotipler seçilmiş ve bu seçilen genotiplerde Fenoksanlığına karşı dayanıklılıkta rol oynayan fizyolojik ve morfolojik mekanizmalar da saptanmıştır.Sonuçlar Fe alımı, Fe-Redüktaz enzim aktivitesi gibi etkenlerin Fe'e karşı duyarlılık/dayanıklılık içinönemli değişkenler olduklarını ve dayanıklılıkta rol oynadıklarını doğrulamaktadır. Bu çalışmayla Fenoksanlığına karşı dayanıklı genotipler bulunarak çilek yetiştiriciliğinde Fe'li gübre kullanımınınazaltılması hedeflenmektedir.
Bazı yerli kayısı genotiplerinin fenolojik, morfolojik ve pomolojik özellikleri ile genetik ilişkilerinin ve kendine uyuşmazlık durumlarının moleküler yöntemlerle belirlenmesi
Kayısı yetiştiriciliğinde uzun yıllar tohumla çoğaltmanın yapılması nedeniyle Anadolu'da geniş genetik kaynaklar oluşmuştur. 1974 yılında Malatya Meyvecilik Araştırma Enstitüsü'nde bir Kayısı Gen Kaynakları Parseli oluşturulmuş ve ülkemizdeki önemli yerli ve yabancı kayısı çeşit ve tipleri bu parselde toplanmıştır.Yürütülen çalışma ile bu gen kaynağında bulunan, ülkemizin önemli bazı yerli kayısı çeşit ve tiplerinden 94 tanesinde fenolojik, morfolojik ve pomolojik özellikler belirlenmiş ve uluslar arası UPOV kriterleri değerlendirmeye alınmıştır. UPOV'a göre, Ağerik meyve kabuğunda tüylülük olmayan tek genotip olarak belirlenmiştir. Elde edilen veriler ile Alkaya, GÜ-52 ve çok geç olgunlaşan Levent gibi kayısılar tescil ettirilebilecek konuma ulaştırılmıştır.Çalışmada toplam 96 genotipte de ISSR, RAPD ve SSR yöntemleri kullanılarak kayısıların moleküler düzeyde parmak izleri, genetik farklılıkları ve akrabalık durumları ile kendiyle uyuşma durumları belirlenmiştir. Bu yöntemler içinde en yüksek polimorfizm oranına %98 ile SSR'da rastlanırken, bunu %88 ile ISSR ve %77 ile RAPD yöntemleri izlemiştir. ISSR tekniğinden 145'i polimorfik toplam 164 bant, RAPD tekniğinde 99'u polimorfik toplam 130 adet bant, SSR'da ise 83'ü polimorfik toplam 84 bant elde edilmiştir. Çalışmada 16 adet SSR, 20'şer adette ISSR ve RAPD primeri kullanılmıştır. SRc-R ve SRc-F primer çiftleri ise kendine verimlilik allelinin belirlenmesinde kullanılmış, 33 kayısıda Sc alleli olduğu saptanmıştır. Hacıhaliloğlu, Kabaaşı, Çataloğlu, Soğancı, Hasanbey gibi ülkemizin önemli kayısılarında Sc (kendine verimlilik) alleli bulunmadığı görülmüştür.
Güneydoğu Anadolu bölgesinde, farklı dozlarda uygulanan çinko (ZnSO4) gübresinin makarnalık buğday çeşitlerinde verim, verim unsurları ve kalite özelliklerine etkisi
Bu çalışma, 2007/2008 yetiştirme periyodunda, Diyarbakır ve Elazığ ekolojik koşullarında, yaygın bir şekilde üretilen ve ürünü değişik şekillerde tüketilen, Aydın 93, Balcalı 2000, Fırat 93 ve Sarıçanak 98 makarnalık buğday çeşitlerinde farklı dozlarda (0, 1, 2, 3 ve 4 kg/da) uygulanan çinkonun (ZnSO4) dane verimi ve verim unsurlarına etkisini belirlemek amacıyla ele alınmıştır.Araştırma sonucunda her iki lokasyonda uygulanan çinko dozlarının, makarnalık buğday çeşitlerinde dane verimi ve hektolitre ağırlığı üzerine olumsuz etkisi görülmüştür. Dane verimi 113 - 201 kg/da arasında değişim gösterirken en yüksek dane verimi, Diyarbakır lokasyonunda çinko dozunun uygulanmadığı Sarıçanak 98 çeşidinden (201 kg/da) elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarına bağlı olarak aşırı çinko yetersizliği görülmeyen alanlarda makarnalık buğdaylarda verim kaybının söz konusu olmadığı saptanmıştır.Yetiştirme sezonu boyunca iklim koşulları uzun yıllardan farklı geçtiğinden dolayı uygulanan çinko dozlarının, verim ve verim unsurları üzerindeki etkisi tam olarak belirlenememiştir.Anahtar Kelimeler: Makarnalık Buğday, Çinko Dozları, Verim ve Verim Unsurları
Saf ve karışık çeşit ekiminin pamuk (Gossypium hirsutum L.) bitkisinde verim ve lif kalitesine etkisi
Bu çalışma pamuk bitkisinde saf ve karışık çeşit ekimleri arasındaki verim vebazı lif kalite özellikleri yönünden oluşacak farklılıkların incelenmesi amacıylayürütülmüştür. Çalışma tesadüf blokları deneme desenine göre üç yinelemeli olarakkurulmuştur.En yüksek kütlü pamuk verimi 323 kg/da ile SG-125 ve DPL 499 çeşitlerininkarışık ekiminde, en düşük kütlü pamuk verimi ise 237 kg/da ile DPL 419 ve SG-125çeşitlerinin karışık ekiminde elde edilmiştir. En yüksek lif verimi 142 kg/da ile SG-125 ve DPL 499 çeşitlerinin karışık ekiminde, en düşük lif verimi ise 107 ve 104kg/da ile DPL 419 çeşidinin saf ekimi ile DPL 419 ve SG-125 çeşitlerinin karışıkekimlerinde elde edilmiştir.SG-125 ve DPL 499 çeşitlerinin karışımlarında, SG-125 çeşidinin saf ekimidüzeyinde kütlü pamuk ve lif verimi düzeyine ulaşılması ürünün güvenliği açısındanönerilebilecek bir karışım şeklidir.SG-125 ve DPL 499 çeşitlerinin karışımlarında, DPL 499 çeşidinin saf ekimidüzeyinde lif kopma dayanıklılığı düzeyine ulaşılmıştır. DPL 419 ve SG-125çeşitlerinin karışımlarında ise düşük lif inceliği düzeyine ulaşılması, istenilen lifinceliği değerinin elde edilebilmesi açısından önerilebilecek bir karışım şeklidir.Anahtar Kelimeler : Pamuk, Saf Ekim, Karışık Ekim, Verim, Lif Kalitesi
Türkiye'nin farklı bölgelerinden alınan kök-ur nematodu türlerinin (Meloidogyne spp.) tanısı ve bazı kök-ur nematodu populasyonlarının virülentliğinin belirlenmesi
Kök-ur nematodu türleri (Meloidogyne spp.) tüm dünyada bitkisel üretimde önemli verim ve kalite kayıplarına sebep olmaktadır. Bu çalışmada Türkiye Kök-ur nematodu türlerinin saptanması amacıyla, farklı alanlardan 79 adet Kök-ur nematodu populasyonu toplanarak moleküler ve morfolojik yöntemlerle teşhis çalışması yapılmıştır. Elde edilen Kök-ur nematodu populasyonları bir yumurta paketi ile hassas domates `Simita F1' çeşidi üzerinde saflaştırılmıştır. Saflaştırılan yumurta paketlerinden elde edilen ikinci larva dönemindeki bireylerinden DNA izolasyonu yapılmış, türe spesifik primerlerle PCR kurularak Meloidogyne türleri teşhis edilmiştir. Aynı zamanda her populasyona ait ikinci dönem larvaların ve hassas domates bitkilerinin köklerinden elde edilen dişi bireylerin vulva kesitlerinden daimi preparatlar yapılarak morfolojik yöntemlerle de teşhis çalışmaları yapılmıstır. Moleküler ve morfolojik yöntemlerle yapılan teşhis sonucunda 4 türün M. incognita, M. arenaria, M. javanica ve M. chitwoodi, ülkemizde yaygın olduğu tespit edilmiştir. Türkiye genelinden elde edilen 79 Kök-ur nematodu populasyonundan 22 adedinin M. incognita, 21 adedinin M. arenaria, 28 adedinin M. javanica ve 8 adedinin de M. chitwoodi olduğu saptanmış olup, bunların bulunma oranları sırasıyla, % 28, % 27, % 35 ve %10 olarak saptanmıştır. Bu türlerden M. chitwoodi Türkiye nematod faunası için yeni kayıt niteliğindedir. Patates örneklerinden elde edilen Kök-ur nematodlarının tamamının M. chitwoodi olduğu tespit edilmiştir. Tespit edilen Meloidogyne türlerinin illere ve ürün gruplarına göre dağılımı ülkemiz tarımı için önemli bilgiler sunmaktadır. 8 adet M. incognita, 13 adet M. arenaria ve 7 adet M. javanica populasyonlarının virülentliği Picasso ve Malike F1 domates çeşitlerinde incelenmiştir. Sonuçlarda denemeye alınan hiçbir populasyonun virülent olmadığı saptanmıştır.
Buğday ekim alanlarında kullanılan bazı herbisitlerin buğday sonrası ekilen kültür bitkilerine yan etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada buğday alanlarında kullanılan bazı Acetolactate synthase enzim engelleyici (ALS) herbisitlerin farklı topraklardaki kalıcılığı ile buğday hasadından sonra aynı yıl ekilen münavebe bitkileri pamuk, soya, mısır ve mercimeğe yan etkileri araştırılmıştır. Herbisitler uygulandıktan yaklaşık dört ay sonra ekilen pamuk ve mısır bitkisinin verimine yönelik olumsuz bir etki göstermezken, sadece Triasulfuron+Dicamba (0.51+8.19 g e.m./da) etkili maddeli herbisitin buğday sonrası ekilecek soya bitkisinin verimine yönelik olumsuz etki gösterebileceği saptanmıştır. Ceylanpınar'da yapılan denemede Triasulfuron+Dicamba, Mesosulfuron methyl+ Iodosulfuron methyl sodium (0.9+0.18 g e.m./da), Propoxycarbazone sodium (7 g e.m./da), Mesosulfuron methyl+ Propoxycarbazone sodium (1,13+1,68 g e.m./da) ve Sulfosulfuron (0.19 g e.m./da) etkili maddeli herbisitlerin buğday hasadı sonrası aynı yıl ekilen münavebe bitkisi mercimeğe olumsuz etki yapabileceği belirlenmiştir. Bioassay çalışmalarında organik madde içeriği yüksek olan killi tın toprak yapısına sahip Hacıhasan ile Balcalı deneme tarlalarının organik madde içeriği düşük ve kil oranı yüksek olan Ceylanpınar ve Oymaklı deneme tarlalarındaki topraklara göre herbisitleri daha kısa sürede parçaladığı tespit edilmiştir.