
1.183
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Anaerobik parçalanma ve biyogaz üretimi
Bu çalışmada, sığır dışkısının mezofilik şartlar altında hidroliz ve metan reaktörleri kullanılarak biyogaz üretim verimliliği araştırılmıştır. Çalışmanın ilk basamağında Çukurova Üniversitesi Çiftliği'nden temin edilen sığır dışkısında Toplam Kjeldahl Azotu, Amonyak, Katı Madde, Organik Madde, pH belirleme ve Alkalinite deneyleri ile karakterizasyon çalışması yapılmıştır. Geri dönüşümün olmadığı reaktörlerde katı ve hidrolik alıkonma süreleri (KAS/HAS) eşittir. 8 litre hacme sahip olan hidroliz reaktörünün pH değeri 5.80'dir ve oda sıcaklığında işletilmiştir. 2.5 L hacme sahip olan metan reaktörü ise 38 oC sıcaklık ve pH 7.5'te işletilmiştir. Metan reaktörü %5, %10 ve %15 organik katı madde yüklemeleri ile çalıştırılmıştır. Hidroliz reaktörünün işletmeye alınmasının 8. gününde toplam katı madde miktarında bir değişim gözlenmezken uçucu katı madde için %11 giderim ve uçucu yağ asit konsantrasyonunda %45 artış gözlenmiştir. Toplam Katı Madde (TKM) giderimi açısından herhangi anlamlı bir değişim gözlenmezken, 20. günün sonunda toplamda %16 Toplam Uçucu Katı Madde (TUKM) giderimi tespit edilmiştir. 20. günde uçucu katı madde gideriminin yalnızca %16'ya yükselmesi 8 günlük katı alıkonma süresinin hidroliz reaktörü için yeterli olduğunu göstermektedir. Metan reaktöründeki her organik yükleme süresi 8 gündür. 7 gün boyunca biyogaz üretimleri ile birlikte toplam katı, uçucu katı, toplam ve bikarbonat alkalinitesi ve uçucu yağ asitleri günlük olarak takip edilmiştir. Hidroliz reaktöründen metan reaktörüne %5, %10 ve %15 organik yükleme gerçekleştirilerek dışkının gaz üretim potansiyeli araştırılmıştır. Metan reaktöründe biriken gazın bileşimi Gas chromatography (GC) cihazı ile belirlenmiştir. Metan reaktöründe %5, %10, %15 organik yükleme sonucunda biyogaz metan yüzdesi ve UKM giderim yüzdeleri sırası ile %38, %61, %80 ve %11, %14,67, %16 olarak gözlenmiştir. Kümülatif biyogaz miktarları %5, %10, %15 organik yükleme için sırası ile 5321 ml/gün, 16655 ml/gün ve 29128 ml/gün olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma, sığır dışkısının biyogaz üretimi için verimli bir kaynak olduğunu göstermekte olup biyogazın gerek enerji eldesi gerekse ısı yoluyla kullanımı ile muazzam bir enerji tasarrufu sağlanabileceği konusunda literatüre ışık tutmuştur.
Tekstil endüstrilerinde kullanılan boyar maddelerin ileri oksidasyon yöntemleriyle atıksudan giderimi
Bu çalışmada, tekstil endüstrisi boyama proseslerinde yaygın olarak kullanılan Reactive Black 5 (RB5) boyar maddesinin sulu çözeltideki giderimi araştırılmıştır. Bunun için ileri oksidasyon yöntemlerinden ozonlama ve fotooksidasyon (ozonlama+UV) yöntemleri kullanılmış ve elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Ayrıca pH, ozon dozu ve başlangıç boyar madde konsantrasyonu gibi değişkenlerin ozonlama prosesi ve boyar madde giderimi üzerine etkisi incelenmiştir. Çalışmada elde edilen verilere dayalı olarak ozonlama ve ozonlama+UV proseslerinde boyar madde gideriminin tahmin edilebilmesi için matematiksel modeller geliştirilmiştir. %95 güven düzeyinde pH-temas süresi, boyar madde-temas süresi ve ozon dozu-temas süresi değişkenleri ile boyar madde giderimi tahmin modelleri oluşturulmuştur.
Sepiyolitin Adana Organize Sanayi Bölgesi (AOSB) atıksuyundaki organik ve inorganik parametrelerin fiziko-kimyasal yöntemlerle (pıhtılaştırma-yumaklaştırma ve/veya adsorpsiyon) gideriminde kullanımının araştırılması
Bu çalışmada Eskişehir bölgesinden temin edilen 4 farklı sepiyolitin (SCN-1, SCN-2, SCN-3, SCN-4) Adana Organize Sanayi Bölgesinden alınan atıksularda koagülant olarak etkinliği, koagülant olarak yaygın kullanılan demir klorürle karşılaştırılarak incelenmiştir. Laboratuvar ortamında Jar Test düzeneğinde gerçekleştirilen pıhtılaştırma ve yumaklaştırma işlemlerinde sepiyolitin koagülant olarak etkinliğinin kimyasal bileşenine ve pH'a bağlı olarak değiştiği belirlenmiştir. Yapılan Jar Test deneylerinde kalsiyum içeriği yüksek olan SCN-1 sepiyoliti (%66.6 CaO) KOİ gideriminde demir klorür ve diğer sepiyolitlere göre daha etkili sonuçlar vermiştir. AKM, Renk ve Bulanıklık parametrelerinde ise silisyum ve demir içeriği yüksek olan SCN-4 sepiyolitinde (%72,3 SiO2, %15 Fe2O3) demir klorür ve diğer sepiyolitlerden daha yüksek arıtma verimleri elde edilmiştir.
Selülozik atıkların parçalama yöntemleri ile geri dönüştürülebilirliği
Son yıllarda hızlı nüfus artışı ve değişen çevre koşulları tüketicilerin ihtiyaçlarını arttırmıştır. Buna bağlı olarak, doğal kaynakların tüketimi ve oluşan atık miktarı artmıştır. Bu durum doğal kaynakların verimli kullanılması zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. Bunun sonucunda çevre dostu, sürdürülebilir, geridönüşüm ürünlerinin önemi ortaya çıkmıştır. Yürütülen bu tez çalışmasında; mevsimsel döngülerden veya çeşitli çevresel faktörlerden kaynaklı oluşan selüloz içerikli bitkisel atıkların geri dönüştürülebilirliği tespit edilmiş, atık materyalden yeni çevre dostu ürünler üretilerek atık oluşumu azaltılmıştır. Bitkisel atıkların geri dönüştürülebilirliği işlemi için atık palmiye yaprak ve sapları kullanılmıştır. Bitkisel atığa çeşitli biyolojik, fiziksel ve kimyasal yöntemler uygulanmıştır. Selülozik atık havuzlama, alkali-asidik termal parçalama, ağartma gibi kimyasal işlemlerden geçirilmiş, lignin, hemiselüloz, pektin gibi yapı taşları sistemden uzaklaştırılmış ve selüloz içeriği yüksek çeşitli materyaller elde edilmiştir. Palmiye atıklarının hem yaprak hem de sap kısımları için ayrı ayrı biyolojik, fiziksel, kimyasal yöntemlerle, çeşitli dozlar uygulanarak farklı iplik formları, lif formları, pamuk formları ve kağıt formlarında ürünler üretilmiştir. Her form birbiriyle karşılaştırılmış, bu işlemler için uygun olan ve uygun olmayan kimyasallar tespit edilmiş, her işlem için optimum süre, sıcaklık gibi faktörler belirlenmiştir. Yapılan deneysel çalışmalarda genel olarak; uygun kimyasalların tespiti, çözelti sıcaklığı, bekleme süresi, çözelti pH' ı, sisteme beslenen atık kütlesi, çözelti konsantrasyonu gibi parametrelerin etkileri üzerine odaklanılmıştır. Üretilen selüloz içeriği yüksek materyallerin karakteristik özelliklerini tespit edebilmek için bu ürünler XRD (X-Ray Diffraction), selüloz tayini, SEM (Scanning Electron Microscope), su tutma kapasitesi, % su emiciliği gibi çeşitli analizlere tabi tutulmuştur. Deneysel çalışmaların sonucunda, üretilen farklı ürünlerin kendilerine özgü karakteristik özellikleri belirlenmiştir. Bu özellikleri doğrultusunda kullanılabileceği alanlar da tespit edilmiş ve sonuçlar kısmında listelenmiştir.
İklim değişikliğinin Çukurova bölgesi su kaynakları üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi
İklim değişikliğinin nedenlerini ve sonuçlarını değerlendirmek amacıyla, Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) kapsamında hazırlanan dördüncü değerlendirme raporuna göre (AR4), yeryüzünde pek çok bölgenin yağış ve özellikle sıcaklık değerlerinde istatistiksel açıdan anlamlı değişimler öngörülmektedir. Bu tez çalışmasında, iklim değişikliğinin Çukurova Bölgesinin su kaynakları üzerine olması beklenen muhtemel etkiler değerlendirilmiştir. Çalışma periyodu olarak 1970 – 2017 yılları arasındaki 47 yıllık süre seçilmiştir. Adana istasyonunda; Ocak, Şubat, Nisan ve Kasım aylarında minimum sıcaklıklarda, önemsiz azalmalar, bu ayların dışında kalan, diğer aylarda ise minimum sıcaklıklarda artma eğilimi görülmüştür. Çalışmaya konu olan meteoroloji istasyonlarının sıcaklık dizilerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış ve yağış dizilerinde anlamlı bir azalış tespit edilmiştir. Ayrıca yıllık toplam yağış miktarlarındaki azalış yönündeki eğilim kıyı ve orta bölümlerde kalan istasyonlarda daha belirgin iken kuzey bölümde kalan istasyonlarda azalma belirsizdir. Elde edilen bu verilere dayanarak, Doğu Akdeniz Bölgesi'nde yer alan Çukurova Bölgesinin su kaynakları ile ilgili yüzey akışı, sıcaklık ve yağış gibi hidrolojik bileşenlerin iklim değişikliği kapsamında maruz kalabilecekleri tehlike ve riskler tahmin edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İklimsel Tehlikeler, İklim Risk Analizi, Doğu Akdeniz
Bir üniversite hastanesinde mevcut atık yönetimi uygulamalarının değerlendirilmesi ve geliştirilmesi
Üniversite hastaneleri sunmuş oldukları sağlık, uygulama ve araştırma faaliyetleri sonucu evsel, ambalaj, tıbbi, tehlikeli ve radyoaktif türde ve yüksek miktarlarda atık üretiminin gerçekleştiği, çevreyi kirletici etkiye sahip sağlık kuruluşlardır. Bu kuruluşlarda oluşan tehlikeli atıkların ilgili yasal mevzuatlara uygun olmayan şekilde yönetiminin sağlanması, çevre ve halk sağlığı açısından önemli risklerin oluşmasına sebebiyet verecektir. Çalışmanın gerçekleştirildiği üniversite hastanesinde, yıllık ortalama 595.230 kg tıbbi atığın üretildiği tespit edilmiş, oluşan bu atığın Adana İl'inde yıllık üretilen tıbbi atığın ortalama %23,16'sını oluşturduğu görülmüştür. Çalışma kapsamında, 1200 yatak kapasitesine sahip Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Sağlık Uygulama Araştırma Merkezi'ndeki mevcut atık yönetimi uygulamaları ve atık yönetim süreçleri mevzuat kapsamında değerlendirilmiş, elde edilen bulgular çerçevesinde atık yönetim süreçlerinin iyileştirilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur. Sağlık kuruluşunun atık yönetim politikalarında yapılan değişimlerle atık miktarının ve atık bertaraf maliyetlerinin azaldığı görülmüş, hasta başına oluşan atık miktarının 2014-2016 yılı arasında ortalama 0,94 kg/kişi/gün ve 2017-2019 yılı arasında 0,68 kg/kişi/gün olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca günlük yatak başına oluşan ortalama atık miktarının ise 2018 yılında 1,51 kg/yatak/gün, 2019 yılında ise 1,43 kg/yatak/gün olduğu saptanmıştır.
İklim değişikliğinin Seyhan havzası su kaynakları üzerindeki etkilerinin swat modeli ile değerlendirilmesi
Su kaynakları gerek ekolojik fonksiyonları korumada gerekse de sosyal ve ekonomik kalkınmayı sürdürmede önemli bir role sahiptir. Bu rol; özellikle iklim değişikliğinin Seyhan havzası gibi su kaynakları üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğu, Akdeniz bölgelerinde geçerliliğini korumaktadır. Bu çalışmada, Seyhan havzasının su kaynakları üzerindeki gelecekte iklim değişikliğinin yarattığı değişimleri Toprak ve Su Değerlendirme Aracı (SWAT) kullanılarak ölçümlenmesi ve değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Seyhan Havzası'ndan gelen aylık akarsu akımı SWAT modeline göre simüle edilmiştir. Model parametrelerini kalibre etmek için 1988–1997 serisinden akış ölçümleri ve 1998–2000 serisinden ölçümler model validasyonu için kullanılmıştır. SWAT modeli performansı kalibrasyon [korelasyon katsayısı (R2) = 0.69, Nash Sutcliffe verimliliği (NSE) = 0.63,] ve validasyonda (R2 = 0.70, NSE = 0.60) bu sonuçlar, oluşturulan modelin akım simülasyonlarına başarıyla uygulanabileceğini göstermiştir. Hidrolojik modelleme için IPSL-CM5 Modeli verileri kullanılarak beş bayas düzeltme yöntemi kullanılarak, değerlendirilmiştir. En iyi performansı gösteren dağılım haritalaması (DM) ve Yağışta Güç Dönüşümü (PT) daha ileri analizler için kullanılmıştır. Model sonuçları, Seyhan Havzasının ortalama akarsu akımının gelecek dönem için (2045-2080) RCP 4.5 ve RCP 8.5 senaryoları altında normal değerlerinden sırasıyla % 65 ve % 85' e kadar düşebileceği, verilerden elde edilen anlamlı sonuçlara göre analiz edilerek, öngörülmektedir.
İklim değişikliğinden kaynaklı çevresel sorunların Adana tarımı üzerindeki risk analizi
Bu çalışmada risk matris analizi baz alınarak iklim değişikliği ile değişen hava parametreleri ile meydana gelen çevre sorunlarının Adana tarımına olan risk analizi yapılmıştır. Risk matrisi adımları aşama aşama uygulanarak bir risk matrisi tablosu ortaya çıkarılmıştır ve yorumlanmıştır. İklim değişkenlerinin belirlenmesi ve risklerinin kestirilmesi çalışmanın çekirdeğini oluşturmaktadır. İklim değişikliği değişkenliği güven düzeyi; IPPC 5. Değerlendirme Raporu (IPCC, 2013) ve Meteoroloji 6. Bölge Müdürlüğü'nden temin edilen 1970-2017 yılları arasındaki verilerin gözden geçirilmesiyle; projeksiyon ve tahminlere duyulan güven düzeyi ise bölgesel anlamda Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nce yürütülen projeksiyon çalışmaların gözden geçirilmesi ile küresel anlamda ise IPCC 5. Değerlendirme Raporu (IPCC, 2013) gözden geçirilmesi ile elde edilmiştir. Risk matrisinde bulunan tüm hücreler Adana ili bölgesinin tarım bağlamında kilit faktörler üzerindeki etkiyi belirtmiştir. Belirtilen iklim değişikliği değişkenlerinin etkisi "yüksek" ile "düşük" arasında değişmektedir. Matristeki 13 (%34) hücre "yüksek" etki, 22 (%58) hücre "orta" etki olarak kaydedilirken 3 (% 7,9) hücre Adana ili tarım sektörü üzerindeki kilit faktör öğeleri üzerinde "düşük" etki kaydetmiştir. Bu sonuçlar iklim değişikliği etkenlerinin Adana ili tarımı üzerinde olumsuz etkileri olacağını ortaya çıkarmıştır.
Çimento üretim sektöründe ISO 14001 çevre yönetim sisteminin enerji kazanımı ve iklim değişikliği üzerine etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışma üç aşamalı olarak yürütülmüştür. İlk aşamada, çimento sektöründe faaliyet gösteren bir endüstriyel kuruluşta ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi kurulmuş ve uygulamaya geçirilmiştir. İkinci aşamada, ISO 14001 yönetim sisteminin kuruluşun enerji tüketimi ve emisyon salınımında nasıl bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Son olarak ise ISO 14001 uygulanması sonucu elde edilen veriler ile kuruluşun enerji kazanımı ve iklim değişikliğine katkısı ortaya konulmuştur. ISO 14001 kurulumu ve uygulanması amacıyla bir ekip ve bir plan oluşturulmuş, çalışmalar bu plan çerçevesinde yürütülmüştür. ISO 14001 yönetim sistemine enerji tüketimleri ve emisyon salınımlarının eklenmesi ile yanma emisyonlarının 6811,87 ton CO2 azaldığı hesaplanmıştır ve tesiste kurulu elektrik üretim kapasitesi 9,9 MWh olması planlanan WHR projesi başlamıştır. CO2 tasarrufuna ek olarak, fosil yakıt kazancı elde edilerekte doğal kaynakların verimli kullanımına katkı sağlanmıştır. Çimento endüstrisinde, üretim sürecinde ön ısıtıcının ve soğutucudan çıkan ısının ve atık malzemelerin geri kazanımı ile enerjiden büyük oranda tasarruf edilebileceği bu çalışmada ortaya konulmuştur. Enerji verimliliğinin iyileştirilmesinin, elektrik ve yakıt tüketiminden kaynaklı CO2 salınımını azalttığı tespit edilmiştir. Kurulan yönetim sistemi ile tesis bünyesinde proaktif çevre kültürü oluşturulmaya başlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevre Yönetim Sistemi, Çimento, Enerji, Çevre, İklim Değişikliği
Tekstil boyar maddelerinin adsorpsiyon ile gideriminde aktif karbon/maghemit kompozitinin kullanılması
Bu çalışmada distile sudan ve sentetik tekstil atıksuyundan Reaktif Black 5 (RB5)'in adsorpsiyon ile gideriminde toz aktif karbon/maghemit kompoziti (MKTA) kullanılmıştır. Adsorpsiyon süreci üzerine başlangıç RB5 konsantrasyonu, pH ve MKTA dozu gibi çeşitli parametrelerin etkisi araştırılmıştır. Belirli şartlar altında distile sudan RB5 giderimi ∼%97 olarak tespit edilmiştir. Distile sudan ve sentetik tekstil atıksuyundan 100 mg/L RB5 gideriminde MKTA adsorpsiyon kapasiteleri sırasıyla 84,7 ve 54,55 mg/g olarak bulunmuştur. Langmuir izotermi MKTA'nın maksimum adsorpsiyon kapasitesini orta derece bir R2 değeri ile (0,962) 232,55 mg/g olarak tahmin etmiştir. Adsorpsiyon verisi freundlich izotermine 0,978 R2 değeri ile uyum göstermiştir. Yapılan çalışmanın sonuçları MKTA'nın tekstil atıksularından renk gideriminde potansiyel bir adsorbent olacağını göstermiştir.
Tekstil endüstrisi ağırlıklı organize sanayi bölgesi atıksuyu ve gerçek tekstil endüstrisi atıksuyunun fizikokimyasal yöntemlerlerle arıtılmasının incelenmesi
Günümüzde hızlı nüfus artışı ve değişen çevre koşulları tüketicilerin ihtiyaçlarını arttırmıştır. Buna bağlı olarak endüstrilerden kaynaklı oluşan atıksu miktarları da artmıştır. Bu çalışmada; tekstil endüstrisi ağırlıklı organize sanayi bölgesi atıksuyu ve münferit tekstil endüstrisi atıksuyu numuneleri üzerinde fizikokimyasal yöntemlerle arıtılabilirliği araştırılmıştır. Bu çalışmada gerçek tekstil endüstrisi atıksuyunun ve tekstil ağırlıklı organize sanayi bölgesi atıksuyundan numuneler alınarak, fizikokimyasal yöntemlerle arıtılabilirliklerinin incelenmesinde farklı koagülantlar kullanılarak arıtılabilirlik çalışması yapılmıştır. Kullanılan koagülantların renk ve KOI giderimindeki etkinlikleri araştırılarak birbirleriyle kıyaslanmıştır. Magnezyum klorür koagülantı kullanılarak tekstil ağırlıklı organize sanayi bölgesi atıksuyunda %92 renk giderimi, %36 KOI giderimi, gerçek tekstil endüstrisi atıksuyunda %97 renk giderimi, %83 KOI giderimi sağlanmıştır. Kullanılan yöntemler incelendiğinde her iki endüstri için fizikokimyasal proses ile magnezyum klorür (〖MgCl〗_2) koagülantı kullanılarak en iyi renk ve KOI giderim verimi elde edilmiştir. Bunlara ilaveten, gerçek tekstil endüstrisi atıksuyu için aynı endüstride oluşan reçine rejenerasyon atığı koagülant olarak kullanıldığında %85 renk giderim verimi, %69 KOI giderim verimi sonucu elde edilmiştir. Maliyet ve uygulanabilirlik açısından değerlendirildiğinde reçine rejenerasyon atığının koagülant olarak kullanılmasının tercih edilebilir olduğu görülmektedir. Deneysel çalışmaların sonucunda, gerçek tekstil endüstrisi atıksuyu ile tekstil ağırlıklı organize sanayi bölgesi atıksuyu arıtımında kullanılan koagülantların renk ve KOI giderimi kıyaslanarak etkinliği incelenmiştir. Bu özellikleri doğrultusunda kullanılabileceği tespit edilmiştir.
Seyhan ilçesi meskûn mahallerde su kayıplarının azaltılması için hidrolik modelleme çalışması
Adana ili şebeke hattı esas alındığında, su kaybının en yüksek olduğu Adana ili Seyhan ilçesi Mıdık, Hadırlı, Akkapı, Bey ve Barbaros bölgelerinde su kayıplarının azaltılması ve basıncın ayarlanması (kalibrasyonu) için hipotetik olarak çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışma şebekelerde basınç planlaması için bir kılavuz niteliğinde olacak şekilde hazırlanmıştır. Çalışılan bölgenin coğrafik ve topoğrafik durumu, nüfusu ve nüfus yoğunluğu gibi bilgilerden yararlanılmış ve saha çalışmaları ile desteklenmiştir. Yapılan modelleme çalışması ile basınç düşürücü vananın çapı belirlenmiş ve sonrasında yapılacak basınç ayarlamaları ile şebeke kalibrasyonu elde edilmiştir. Su şebekesine gelen hattın cazibeli akış olduğu dikkate alınmıştır. Hipotetik modelleme çalışması EpaNet v2.0.0.12 programı kullanılarak yapılmıştır. Adı geçen bölgelere ait şebekelerde basınç değişimleri belirlenmiş ve profilleri oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ölçülebilir Alt Alanlar, Hidrolik Modelleme, Basınç Düşürücü Vana, Basınç Değişimi
Kalsiyum peroksit ile sentetik tekstil atıksularından renk giderimi
Bu çalışmada, Reaktif Black 5 (RB5) boyar maddesinin simule tekstil atıksuyundan (STA) gideriminde çevre dostu ve düşük maliyetli bir oksidan kalsiyum peroksit'in (CaO2) potansiyel kullanımı araştırılmıştır. Sentezlenmiş CaO2'nin spesifik morfolojisi, element analizi, partikül boyutu dağılımı, kristal fazlarının tanımlanması ve yüzey fonksiyonel grupları sırasıyla, Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Enerji Dağıtıcı X-ışını (EDX), Lazer Kırınımı (LD), Brunaure Emett–Teller yöntemi (BET), X-ışını Kırınımı (XRD) ve Fourier İletim Kızılötesi (FTIR) analizleriyle incelenmiştir. X-ışını Kırınım analizi sentezlenen oksidanı, tetragonal kristal yapı ile CaO2 olarak doğrulamıştır. FTIR spektroskopisinin parmak izi bölgesinde O─Ca─O'nun bükülme titreşimine karşılık gelen sinyal tespit edilmiştir. Temas süresi, pH, başlangıç RB5 konsantrasyonu ve CaO2 miktarları gibi çeşitli bağımsız parametrelerin renk giderme üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Çalışmanın sonuçları, pH, başlangıç boya konsantrasyonunun ve CaO2 miktarlarının RB5'in degradasyonu üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermiştir. RB5'in CaO2 ile giderilmesinde optimum pH değeri 7 olarak belirlenmiştir. 300 mg/L RB5'in %96,93 verimle giderilmesi için 2,0 g CaO2'nin yeterli olduğu bulunmuştur. Ayrıca STA'dan %82,8 Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOİ) giderim verimi 2,0 g CaO2 ile elde edilmiştir. Deneysel veriler, RB5 degredasyon kinetiğini anlamak için yalancı birinci derece kinetik modele uygulanmıştır. Bu çalışmanın sonuçları, CaO2'nin reaktif tekstil boyalarının etkili bir şekilde gideriminde çevre dostu ve düşük maliyetli bir oksidan olarak kullanılabileceğini göstermiştir.
Bir petrokimya tesisi için atık kabul tesisi tasarımı ve sıfır atık uygulamaları
Liman trafiğinin ve deniz ticaretinin artması, gemi kaynaklı atık miktarlarının artmasını da beraberinde getirmektedir. Çoğu devlet MARPOL 73/78 Sözleşmesini ve eklerini uygulamakta ve olası deniz kirliliğinin önlenmesi adına gemi kaynaklı atıkların ve kargo atıklarının toplanması amacıyla limanlarında atık kabul tesisi kurmalarını istemektedirler. Petrokimya tesislerinin çoğunda Atık Kabul Tesisi mevcut olup sıfır atık anlayışı ile işletilmektedir. Fakat gemilerin büyük çoğunluğu Atık Kabul Tesisinin kapasitesinin altında atık vermektedir. Toplanan atık miktarının yetersiz olması nedeniyle, Türkiye'de bulunan çoğu atık kabul tesisi fazla kapasiteye sahiptir. Bu nedenle bu tesislerin önemli bir kısmı atıl kalmış veya kullanışsız durumdadır. Ayrıca, arıtılan hacim ne kadar az ise birim işleme maliyeti de o kadar yüksek olmaktadır. Bundan dolayı atık kabul tesislerinin birleştirilerek ya da bölgesel tesisler oluşturularak tek bir tesis üzerinden atıkların alınması ve işletilmesinin uygun olacağı tespit edilmiştir.
Sıfır atık yönetim sistemi ve adana büyükşehir belediyesi sıfır atık uygulamasının değerlendirilmesi
Bu çalışmada atık yönetim sistemi olarak Sıfır Atık Yönetim Sistemine geçilmesinin gerekliliği ile ilgili Dünyada ve Türkiye'de sistemin işleyici hakkında politikalar, mevzuatlar değerlendirilerek bu konuda yapılan çalışmalar ile ilgili literatür taraması yapılmış olup Adana Büyükşehir Belediyesine ait idari hizmet binalarında sistemin uygulanmasıyla birlikte geri dönüşümü mümkün olmayan atıklar ve geri kazanılabilir nitelikteki atıkların kaynağında ayrı toplanması gerektiği değerlendirilmiştir. Bu amaçla 12 aylık dönem dikkat alınarak toplam geri dönüştürülebilen atıklar ile geri dönüşümü mümkün olmayan atıkların ayrı ayrı toplanma miktarları tespit edilmiştir. 137.992 kg atık toplanıp, bu atıkların 119.009 kg'ı kentsel atık toplama sistemine dahil edilip entegre katı atık bertaraf tesisine gönderilirken, 21.983 kg'ı geri dönüşebilir nitelikte atık olup lisanslı firmalara teslim edilerek geri dönüşüm sürecine girmiştir. Böylece entegre katı atık bertaraf sahasına giden atık miktarı azaltılmış olup toplam geri kazanılabilir nitelikteki atık miktarlarında da %16 oranında artış olduğu belirlenmiştir. Ayrıca %95 güven aralığında geri dönüşebilir nitelikteki atıkların ve geri dönüşümü mümkün olmayan atıkların hizmet birimlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p<0.05). Belediye personellerinin çalışma ortamlarında olduğu gibi evlerinde de bu yaklaşımı uygulamaya başladığı gözlemlenmiştir. Sıfır Atık Yönetim Sistemi uygulamaları sonucunda Adana Büyükşehir Belediyesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı onayıyla verilen "Sıfır Atık Belgesi" almaya hak kazanmıştır. Ülkemizde kamu/özel kurum ve kuruluşların Sıfır Atık Yönetmeliğine uygun olarak sorumluluklarını yerine getirmesi, kentsel atık yönetim sistemini yürüten belediyelerin Sıfır Atık Yönetim Sistemine uygun teknolojileri benimsemesi, bireylerin de bu anlayışı yaşam biçimi haline getirmesiyle ekonomik, çevresel ve sosyal etkilerinin kısa vadede görüleceği düşünülmektedir.
Indoor air quality evaluation at marketplaces in Istanbul, Turkey, during COVID-19 lockdown
Throughout the 2019 novel coronavirus (COVID-19) pandemic, Turkey used strict lockdown policies to contain illness transmission. While quarantine regulations improved outdoor air quality, they deteriorated indoor air quality. This study shed insight on a time frame where people have spent their indoor times in places other than their homes. With indoor air quality (IAQ) is regarded as one of the top five environmental threats to public health, the majority of factors affecting IAQ have been considered whenever possible. For this study, Indoor air samples were obtained at four different marketplaces within 13 weeks during the COVID-19 Pandemic in Istanbul, Turkey. All indoor air quality data including carbon dioxide (CO2), relative humidity (RH), temperature, particulate matter (PM2.5, PM10), and volatile organic compounds (VOCs) were collected. Also, statistical analysis and explanations were conducted on all concentrations and compared to global guidelines. Keywords: Indoor Air Quality, COVID-19, Lockdown, Marketplaces.
Sulu çözeltilerden adsorpsiyonla boyar madde giderimi için palmiye (Washingtonia filifera) ağacından elde edilen liflerin kullanımının araştırılması
Kristal Viyole toksik ve kanserojen etkileri bilinen ve birçok endüstride kullanılan bir boyar maddedir. Bu çalışmada, Kristal Viyole boyar maddesinin adsorpsiyonla sulu çözeltilerden giderimi için Washingtonia filifera türü palmiye ağacından elde edilen liflerin adsorban olarak kullanımı araştırılmıştır. Adsorpsiyon verimi üzerinde başlangıç adsorbat konsantrasyonu, adsorban dozu, pH gibi parametrelerin etkisi incelenmiştir. En yüksek giderim verimi %95.55; maksimum adsorpsiyon kapasitesi 85.91 mg/g olarak bulunmuştur. Adsorpsiyon üzerinde pH etkisinin incelenmesinde, kristal viyole boyar maddesinin maksimum adsorpsiyon kapasitesine pH 8'de ulaşıldığı tespit edilmiştir. Adsorbanın BET, SEM ve EDS analizleri yapılmıştır. BET yüzey alanı 4.1484 m2/g; ortalama gözenek genişliği 6.8563 nm; ortalama gözenek hacmi mezo gözenekler için 0.00413 cm3/g, mikro gözenekler için 0.00017 cm3/g olarak bulunmuştur. SEM görüntülerinde silika gövde de denilen stegmata yapıları gözlenmiştir. Langmuir, Freundlich, Temkin ve Dubinin-Raduskevich izotermleri çalışılmış, çalkalamalı sistemleri en iyi açıklayan izoterm Temkin (R2=0.9692); karıştırmanın olmadığı sabit faz sistemlerini en iyi açıklayan izoterm Freundlich (R2=0.9643) olmuştur. Kinetik süreçleri en iyi açıklayan denklemin yalancı ikinci dereceden kinetik model olduğu tespit edilmiştir.
Arıtılmış atık suların çayır ve meralarda kullanım olanaklarının araştırılması
Arıtılmış atık suların yeniden kullanımı söz konusu olduğunda bu suyun kullanım amacına uygun olup olmadığı esas konu haline gelmektedir. Özellikle sulama alanlarında, meyve ve sebze yetiştiriciliğinde ve çayır-mera alanlarının sulanmasında yüksek seviyede arıtma işlemi ve güvenirlilik gerekmektedir. Sulu tarımda kullanılması planlanan arıtılmış atık suların, çevre ve halk sağlığına yönelik olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi için bu suların kullanımı ile ortaya çıkması muhtemel patojen veya kimyasallardan kaynaklanan risklerin iyi değerlendirilmesi gereklidir. Bu çalışmada, Adana Seyhan Batı Atıksu Arıtma Tesisi çıkış sularının analiz sonuçları kullanılarak, Adana bölgesinde bulunan çayır ve mera alanlarına uygulanabilirliği ilgili mevzuat ve yönetmeliklerde belirtilen parametreler referans alınarak karşılaştırılmış olup, diğer tüm riskler açısından yönetme stratejileri ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Evsel nitelikli atıksular, arıtılmış atıksuların tarımsal sulamada kullanılabilirliği, çayır, mera
Konya-karaman bölgesinde kömür sahalarında yeraltı su kalitesinin ve membran uygulamaları ile arıtılabilirliğinin değerlendirilmesi
Çalışma alanı Konya İli Karapınar İlçesi sınırları içerisinde Maden Tetkik Arama (MTA) kurumuna ait ruhsat sahasında olup geniş bir kömür yayılımına sahiptir. Söz konu sahada yeraltı işletmeciliği açısından sorun teşkil edebilecek yeraltı suyunun drenajına yönelik hidrojeoloji ön etüt ve detay etüdü yapılmış, sonraki yıllarda bu bölgede yapılacak kömür üretimi faaliyetleri esnasında karşılaşılabilecek olası hidrojeolojik etkileri tespit edilmiş, bu etkilerin çevre ve halk sağlığı açısından uygun ve ekonomik şekilde çözülmesi için membran uygulamalarının uygunluğunu değerlendirmiştir. Membran uygulaması ile birlikte seçici çöktürme ön işlemi de kullanılarak bu su akımlarından değerli madenleri zenginleştirerek kazanma imkanlarını çalışmak da önemli hedeflerdendir. Bu işlemler neticesinde elde edilecek arıtılmış suyun alıcı ortamlara deşarjda uygunluklarının ve madencilik faaliyetlerinde farklı alanlarda kullanımlarının değerlendirilmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yeraltı Suyu, Membran, Kömür Sahası, Tuzluluk Giderimi, Anyonlar, Katyonlar
Aktif çamur sistemlerine nano materyal ilavesi ile sentetik tekstil atıksularından renk gideriminin araştırılması
Bu çalışmada, yeni bir adsorpsiyon/biyosorpsiyon hibrit sistemi olan Magnetit/Aktif Çamur (M/AÇ) sürecinin, Reaktif Kırmızı 195'in (RK195) simüle tekstil atıksuyundan (STA) gideriminde potansiyel kullanımı araştırılmıştır. Magnetitin karakterizasyonunu Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Enerji Dağıtıcı X-ışını (EDX) ve Fourier İletim Kızılötesi (FTIR) ve Özgül Yüzey Alanı (BET) analizleri ile araştırılmıştır. RR195 giderim çalışmaları magnetit ve Magnetit/Aktif Çamur hibrit prosesi ile ayrı gerçekleştirilmiştir. RR195'in magnetit üzerine adsorpsiyon mekanizması Freundlich izoterm modeli (R2=0,999) ile tanımlanmıştır. RR195 için magnetitin maksimum deneysel adsorpsiyon kapasitesi 65,28 mg/g olarak hesaplanmıştır. M/AÇ hibrit prosesinde farklı konsantrasyonlarda karışık sıvıda askıda katı madde (MLSS) ve farklı magnetit dozları eş zamanlı kullanılmıştır. Deneysel çalışmalar, MLSS konsantrasyonu ve magnetit dozunun artmasıyla RR195 giderim veriminin arttığını göstermiştir. M/AÇ hibrit prosesi ile STA'dan RB19 gideriminde optimum MLSS konsantrasyonu 4000 mg/L olarak tespit edilmiştitr. 4000 mg/L MLSS içeren aktif çamur ile 90 dakika sonunda RR195 giderim %76,10 iken, aktif çamur prosesine 0,5 gram magnetit ilave edilmesi ile bu verim %99,5'e yükselmiştir. 1,0 g magnetit/4000 mg/L MLSS hibrit prosesi ile Kimyasal Oksijen İhtiyacı giderim verimi %94,32 olarak belirlenmiştir. Magnetit partikülleri, M/AÇ hibrit proses uygulamasının ardından harici bir manyetik alan uygulaması ile STA'dan kolayca ayrılabilmektedir.
Simule tekstil atıksuyundan reaktif blue 21 boyar maddesinin fe2o3-toz aktif karbon/cao2 hibrit prosesi ile gideriminin araştırılması
Bu çalışmada, simüle tekstil atıksuyundan Reactive BLUE 21'in (RB21) giderilmesinde yeni bir adsorpsiyon/oksidasyon hibrit prosesi olan Manyetit-Toz Aktif Karbon (M-AK) ve Kalsiyum Peroksitin (CaO2) eşzamanlı olarak olarak kullanım potansiyeli araştırılmıştır. M-AK ve CaO2'nin karakterizasyonu, Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), Enerji Dağıtıcı X-ışını (EDX), X-ışını Kırınımı (XRD) ve Fourier İletim Kızılötesi (FTIR) ve Özgül Yüzey Alanı analizleri ile ortaya koyulmuştur. RB21 giderim çalışmaları, M-AK, CaO2 ve M-AK/CaO2 hibrit prosesi ile ayrı ayrı gerçekleştirilmiştir. RB21'in giderimi üzerine M-AK ve CaO2 dozlarının etkisi araştırılmıştır. RB21'in M-AK adsorpsiyonundan elde edilen veriler 0.984 R2 değeri ile Langmuir izoterm modeline uyum göstermiştir. Langmuir izotermi, M-AK'ın maksimum adsorpsiyon kapasitesini 178,54 mg/g olarak tahmin etmiştir. RB21'in CaO2 ile oksidasyonuda optimum pH değeri 10 olarak tespit edilmiştir. Deneyler, 100 mg/L RB21'in %99 verimin üzerinde giderilebilmesi için 0,6 g CaO2'nin gerekli olduğunu göstermiştir. RB21'in CaO2 tarafından oksidasyonu, ikinci dereceden kinetik model ile açıklanmıştır. RB21 hibrit proses ile gideriminde optimum koşulları belirlemek için farklı miktarlarda M-AK ve CaO2 eş zamanlı kullanılmıştır. 0,04 g M-AK ve 0,2 g CaO2 ile 45 dakika içerisinde RB21 giderim verimleri sırasıyla %24,4 ve %55,7 olarak elde edilmiştir. Öte yandan hibrit proseste eşzamanlı olarak 0,04 g M-AK ve 0,2 g CaO2 kullanılmasıyla 45 dakika içerisinde RB21 giderim verimi %99,44 olarak hesaplanmıştır. Ayrıca, hibrit süreç ile yüksek verimde Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOİ) giderimi (%92,4) elde edilmiştir.
Pandemi döneminde Adana'daki çeşitli bölgelerde iç ve dış mekân hava kalitesinin bazı parametreler bakımından incelenmesi
Teknolojinin gelişmesi, nüfusun artması buna bağlı çarpık ve düzensiz yapılaşmanın artması hava kirliliğini tetiklemektedir. Pandemi şartları sonrası iç ve dış ortam hava kalitesi ve havalandırma daha da önem kazanmıştır. İnsanlar vakitlerinin büyük kısmını kapalı alanlarda geçirdiği için iç ortam hava kalitesinin insan sağlığını etkilemeyecek düzeyde tutulması önemlidir. Bu çalışma, Adana ilinde bulunan 4 farklı ilçede (Seyhan, Yüreğir, Sarıçam ve Çukurova) gerçekleştirilmiş olup ölçümler 6 ay sürmüştür. Her ilçede bir istasyon seçilerek iç ve dış ortamda günde 3 kez (saat 10:00, 13:00, 16:00'da) karbondioksit, bağıl nem ve sıcaklık ölçümleri elle taşınan karbondioksit ölçüm cihazı ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen ölçümler Matlab 2019rd programı kullanılarak grafiklere dönüştürülmüş ve IBM SPSS 26 bilgisayar programı ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Sonuçlar varyans analizi (ANOVA), Tukey HSD ve Hockberg testleri kullanılarak yorumlanmıştır. Ölçüm sonuçlarına göre iç ortam karbondioksit ve bağıl nem miktarının kişi sayısı ile arttığı görülmüş olup hem dış hem iç ortamda çevresel faktörlerin ölçüm alınan istasyonlarda etkili olduğu görülmüştür. İstasyonlardaki iç ortam karbondioksit değerlerinin genel olarak 1000 ppm lik ASRAE Standardına uyduğu dolayısıyla insan sağlığı açısından iç ortam hava kalitesinin yeterli olduğu tespit edilmiştir. Detaylı yorum ve tartışmalar bulgular ve tartışma kısmında yapılmıştır.
Mardin ilinde katı atık yönetim planı
Bu çalışmada; çevre ve insan sağlığı açısından risk oluşturan ve yönetimsel açıdan ciddi bir sorun haline gelen 'katı atık' problemine dikkat çekmek ve kurumsal düzeyde Mardin Büyükşehir Belediyesi (MBB) örneğinden hareketle; katı atık yönetimi (KAY) konusundaki planlama ve uygulama süreçlerini ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasının hazırlanması sürecinde; yazılı ve görsel kaynaklar ile internet kaynakları taranmış, MBB'nin tabi olduğu kanun, yönetmelik ve yönergeler incelenmiş ve alan çalışmasında; Mardin bölgesindeki yetkili ve sorumlu kişilerle yüz yüze görüşülmüş ve bölgedeki katı atık yönetimi faaliyetleri incelenerek kapsamlı bir saha araştırması yapılmıştır. Bu doğrultuda, öncelikle atık ve katı atık tanımları yapılmış, İlimize ait mevcut atık yönetimi özetlenmiş, mevcut atık durumu ve katı atık miktar ve karakterizasyonu ortaya konulmuştur. Oluşan katı atıklar, çeşitli bertaraf yöntemleri açısından değerlendirilmiştir. Katı atık yönetim sistemi için gelecek yıllara ait nüfus ve katı atık projeksiyon hesaplamaları ve mevcut atık durumu ortaya konulmuştur. Ayrıca, tez çalışması ve sonucunda katı atıkların toplaması, taşınması, geri dönüşüm, geri kazanım sistemleri için en doğru katı atık yönetim sisteminin tespitine çalışılmıştır.
Gaziantep ilinde bazı hava kirleticilerinin ölçümü, modellenmesi ve değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Gaziantep ilinin, hava kalitesi ve iklim değişikliğinden etkilenme durumu analiz edilmiş ve alınacak önlemler tartışılmıştır. Bu amaçla 2015-2020 yılları arasında 30 noktada özellikle kış dönemlerinde NO2 ve SO2 için 5 ölçüm dönemi pasif örnekleme yapılmıştır. Pasif örnekleme verilerinin istatistiksel analizlerinde SPSS 17 programı kullanılmış olup, veriler arasında anlamlı bir istatiksel ilişki olduğu belirlenmiştir. Söz konusu veriler SigmaPlot sürüm 11.0 programı ile analiz edilmiş olup NO2 ve SO2 parametreleri için korelasyon katsayıları (R2) sırasıyla 0,9999 ve 0,9762 olarak hesaplanmıştır. Pasif örnekleme verileri doğrusal yapay sinir ağı (ANN) ve doğrusal olmayan yapay sinir ağı (NARX-ANN) regresyon algoritmalarına göre değerlendirilerek, en uygun modelin doğrusal olmayan NARX-ANN yapısının, Bayesian Regularization Algoritması (NO2 için R2=0,8785, SO2 için R2=0,9021) olduğu anlaşılmıştır. Modelleme çalışmaları sonucunda SigmaPlot ile yapılan modellemede elde edilen sonuçların R2 değerinin 1'e yakın olması; geliştirilen bu model ile daha güvenilir sonuçlar elde edilebileceği göstermektedir. Gaziantep ilinde yapılan sera gazı hesaplama çalışmaları sonucu toplam 10,05 milyon ton CO2e sera gazı salınımı hesaplanmış ve şehirdeki toplam sera gazı salınımının %35'sini sanayi sektörünün oluşturduğu tespit edilmiştir. Hava kalitesi ve iklim değişikliğinin kontrol altına alınabilmesi amacıyla yerel ve ulusal ölçeklerde uyum ve azaltım eylem planlarının hazırlanması, belirlenen azaltım eylemlerinin fiyat/performans odaklı yöntem ve teknolojilerin belirlenerek hayata geçirilmesi gerekmektedir.
Reaktif black 5 boyar maddesinin CaO2 ile oksidasyonu üzerine farklı parametrelerin etkisinin araştırılması
Bu çalışmada, farklı şartlar (pH, CaO2 dozu, anyon dozları) altında çevre dostu ve kuvvetli bir kimyasal oksitleyici olan kalsiyum peroksit (CaO2) kullanımı ile Reaktif Black 5 (RB5) boyar maddesinin giderimi çalışılmıştır. Laboratuvar şartlarında sentezlenen CaO2'in karakterizasyonu, Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM), X-ışını Spektroskopisi (EDX), X-ışını Kırınım Difraktometresi (XRD) ve Fourier transmisyon kızılötesi spektroskopisi (FTIR) analizleri ile ortaya koyulmuştur. 100 mg/L RB5'in gideriminde, uygun pH'ın belirlenmesi için 9 farklı pH (4-12) ve 5 farklı CaO2 dozunun etkisi için (0,1-0,9 g) deneysel çalışmalar yapılmıştır. CaO2 ile RB5 gideriminde pH 10'da optimum CaO2 dozu 0,5 g olarak tespit edilmiştir. 0,5 g CaO2 ile 100 mg/L RB5 oksidasyonunda pH 10'da 120 dakika sonunda %91,12 giderim verimi elde edilmiştir. Bu şartlarda 10 farklı konsantrasyonlarda (100-1000mg/L) farklı anyonların (Cl-, CO32-, HCO3-, PO43-, SO42-, NO3-, NO2-) varlığının RB5 giderimi üzerine etkileri incelenmiştir ve 1000 mg/L anyon dozlarında RB5 giderim verimleri sırasıyla %67,7, %67,7, %55,5, %14,4, %59,7, %87,12, %78,7 olarak hesaplanmıştır. Cl-, CO32-, HCO3-, PO43-, SO42- anyonlarının giderimi olumsuz yönde etkilediği ancak NO3- ve NO2-'in ise önemli derecede bir etkisinin olmadığı ortaya konulmuştur. CaO2 ile RB5 oksidasyonunda farklı parametrelerin renk giderimi üzerine etkisi Çoklu Lineer Regresyon (ÇLR) Metodu ile doğrulanmıştır. ÇLR modeline göre RB5 giderim verim grafiğinden elde edilen R2 regrasyon katsayısı 0,9189 olarak bulunmuştur.
Adana ili için coğrafi bilgi sistemleri ve analitik hiyerarşi prosesi kullanılarak güneş enerjisi santrali yer seçiminin optimizasyonu
Günümüzde gün geçtikçe insan faaliyetleri ve endüstriyel faaliyetler için gereken enerji miktarının artması, buna karşın mevcut kaynakların tükenmekte olması; mevcut enerji kaynaklarına oranla daha sürdürülebilir ve çevreci kaynaklar olan yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılmasını kaçınılmaz kılmıştır. Ülkemizin güneş enerjisi bakımından büyük potansiyele sahip olduğu düşünüldüğünde güneş enerjisi yatırımlarının arttırılması ile mevcut kaynak sıkıntısının doğru yönetilmesine katkı sağlanabilecek ve enerji konusunda dışa bağımlılık azaltılabilecektir. Bu çalışmada güneş enerjisi potansiyeli dikkate alındığında iyi bir enerji kaynağı alternatifi olan güneş enerjisinden, Adana ili bazında faydalanabilmek adına güneş enerjisi santralleri için uygun yer seçimi yapılması hedeflenmiştir. Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Analitik Hiyerarşi Prosesi kullanılarak güneş enerjisi santralleri için en uygun alternatif alanları belirlemek üzere yer seçimi çalışması yapılmıştır. Konuyla ilgili mevzuat, literatürdeki veriler ve uzman görüşleri dikkate alınarak bir dizi analiz gerçekleştirilmiş, en uygun yer seçimi yapmak adına güneş enerjisi santral verimliliği ve çevresel etkiler dikkate alınarak iki adımlı bir yaklaşım uygulanmıştır. Kullanılan yöntemin hem verimlilik hem de çevresel etkiler bazında karar verme odaklı olması bakımından farklı yenilenebilir enerji kaynakları için de referans olarak kullanılabilecek bir çalışma olacağı öngörülmektedir. Buna ek olarak çalışmanın kentin güneş enerjisi bazında mevcut potansiyelinin ortaya konulması ile güneş enerjisi kullanımını ve doğru yer seçimi ile doğru kaynak yönetimini teşvik edeceği düşünülmektedir.
Simüle tekstil atıksularından reaktif black 5 ve kimyasal oksijen ihtiyacı gideriminde ardışık Fe2O3 -toz aktif karbon/aktif çamur sürecinin kullanılması
Bu çalışmada, simüle edilmiş tekstil atıksuyundan Reaktif Black 5 (RB5) ve Kimyasal Oksijen İhtiyacının (KOİ) giderilmesi için Maghemit (Fe2O3) Kaplı Toz Aktif Karbon (MAK) ve Aktif Çamur prosesinin (AÇ) ardışık kullanımı araştırılmıştır. Toz aktif karbon (TAK), MAK ve maghemitin yüzey fonksiyonel grupları Fourier transmisyon kızılötesi spektroskopisi (FTIR) (Jasco, FT/IR-6700) ile araştırılmıştır. Karışık Çözelti Askıda Katı Madde (MLSS) konsantrasyonunun RB5 ve KOİ giderimi üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Deneysel çalışmalar, birbirini takip eden MAK/AÇ işleminin tekstil atıksuyundan RB5 ve KOİ gideriminde yüksek verimliliğe sahip olduğunu göstermiştir. MAK'ın RB5 için adsorpsiyon kapasitesi 143,6 mg/g olarak belirlenmiştir. Koble-Corrigan izotermi adsorpsiyon sürecini başarıyla tanımlamıştır. Ardışık MAK/AÇ (maghemit kaplı toz aktif karbon/aktif çamur prosesi) işleminin adsorpsiyon aşamasında, 3,75 g/L MAK ile RB5'in tamamen uzaklaştırılması sağlanmıştır. İkinci aşamada toplam KOİ gideriminin yaklaşık %99' unun 3000 mg/L MLSS içeren aktif çamur ile elde edildiği belirlenmiştir.
Zeytinyağı üretim tesislerinde tesis içi kontrol, üretim - atıksu ilişkisinin değerlendirilmesi: Hatay örneği
Bu çalışmada, Hatay'da bulunan zeytinyağı fabrikalarının üretim sistemlerine göre oluşan atık miktarları ve türleri karşılaştırılmıştır. Hatay'da 103 tane (50 adet 2 fazlı, 53 adet 3 fazlı) kontinu sistemle çalışan zeytinyağı fabrikası bulunmaktadır. 2 fazlı sistemlerden sulu pirina+yağ oluşurken 3 fazlı sistemlerden pirina+karasu+ yağ oluşmaktadır. Fabrikalardan kaynaklanan atıkların miktarları TÜBİTAK MAM Çevre ve Temiz Üretim Enstitüsü tarafından "Zeytin Sektörü Atıklarının Yönetimi" Projesi ile hazırlanan program ile hesaplanmıştır. Sonuçlara göre 2 fazlı sistemle çalışan fabrikalardan toplam 4.300 ton/gün sulu pirina, 1.250 ton/gün atıksu oluşacaktır. 3 fazlı sistemlerle çalışan fabrikalardan toplam 3.720 ton/gün kuru pirina, 5.501,4 ton/gün karasu oluşacaktır. 3 fazlı sistemden oluşan atıksu (karasu+atıksu) 2 fazlı sistemde oluşan atıksudan 4-5 kat daha fazladır.
Sektörel bazda geri dönüştürülebilir atık ile üretim arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Son yıllarda hızlı nüfus artışı, teknolojik gelişmeler, sanayileşme ve kentleşmeler sonucu katı atık miktarında ve türünde ciddi artışlar görülmüştür. Bunun sonucunda ortaya çıkan çevre kirliliğinin azaltılması ve kontrol altına alınması en önemli günümüz sorunlarındandır. Atıklar sadece doğayı değil toplumu, aileyi ve bireyi de olumsuz yönde etkilemektedir. Doğadaki kaynaklar hızla tükenmekte ve ekolojik denge bozulmaktadır. Toprağa kontrolsüz olarak terk edilen katı atıklar yer altı ve yer üstü su kaynaklarının da kirlenmesine neden olmaktadır. Atıkların meydana getirdiği sorunlar tahminimizden daha ciddi boyutlardadır. Sürdürülebilir bir çevre için kaynakların sınırlı miktarlarda bulunması insan geleceğini tehdit etmekte ve sürdürülebilirlik için çevrenin korunması önem arz etmektedir. Dolayısıyla gerek çevre kirliliğinin önlenmesi gerekse doğal kaynakların ve hammadde tüketiminin bilinçli kullanılması için katı atık yönetim sistemleri oluşturulmuştur. Uygun bertaraf yöntemleri ile katı atık sorunları minimize edilmektedir. Bu anlamda karşımıza geri dönüşüm kavramı çıkmaktadır. Katı atıklar geri dönüştürülerek doğal kaynaklar korunabilir, hammadde tüketimi azalır ve ekonomik olarak büyük kazançlar sağlanabilir. Katı atıklar uygun bir şekilde değerlendirilmediği zaman kaybolan ekonomik bir değerdir. Bu çalışmada üretim sürecinde oluşan katı atıkların geri kazanımı incelenmiştir. Tesisler seçilirken sektör çeşitliliğine dikkat edilmiş olup atık ile geri kazanım ilişkisi değerlendirilmiştir.
Anaerobik membran biyoreaktörde (anMBR) nanopartiküllerin çöp sızıntı suyu arıtımına ve membran performansına etkisi
Son yıllarda araştırmacılar, yeni teknolojilerin geliştirilmesi ile birlikte çöp sızıntı sularının (ÇSS) biyolojik arıtım verimini arttırmak amacıyla membran biyorektör (MBR) proseslerinin üzerine yoğunlaşmışlardır. Fakat membran kirliliği bu prosesin en önemli dezavantajını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, membran kirliliğini azaltmaya yönelik stratejiler geliştirilmiştir. Sıfır değerlikli demir (SDD) ve titanyum dioksit (TiO2) nanopartikül maddelerin MBR içerisinde kullanılması membran kirliliğini azaltmada ve arıtım performansını iyileştirmede kullanılan yenilikçi stratejiler arasında yer almaktadır. Bu tez kapsamında, farklı operasyonel koşullar altında SDD ve TiO2 nanopartiküller anaerobik membran biyoreaktör (AnMBR) içerisine ilave edilerek ÇSS' nin arıtım ve membran performansı araştırılmıştır. Sistem performansı üç farklı aşamada değerlendirilmiştir. İlk iki aşamada, nanopartikül maddelerin sentezlenmesi ve karakterizasyonları belirlenmiştir. Daha sonra, son aşamada AnMBR' e SDD ve TiO2 farklı işletme koşullarında (50-300mg/L) ilave edilerek arıtım ve membran performansı değerlendirilmiştir.Çalışma bulguları değişen SDD ve TiO2 işletme koşulları sistem performansı için önemli rol oynadığını göstermiştir ve 100mg/L SDD, 300mg/L TiO2 konsantrasyonları optimum olarak belirlenmiştir. SDD ve TiO2 için tıkanma hızları 0,012mbar/dk ve 0,01mbar/dk olarak belirlenmiştir ve buna karşılık gelen membran performansları %68 ve %75 oranında azaldığı gözlenmiştir. Sonuç olarak; nanopartikül maddelerin AnMBR' de kullanılması hem arıtım performansını arttırdığını hem de membran performansını iyileştirdiği gözlemlenmiştir.
Aşağı Seyhan Ovası'ndaki YD3 drenaj kanalının ve Akyatan lagününün su kalitelerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Akyatan Lagünü ile 3 nolu Yüreğir Drenajı (YD3 drenaj kanalı) su kaliteleri arasındaki etkileşimin belirlenmesi amacıyla 2018 yılı Haziran ayında, 2020 yılı Ocak ayında, 2021 yılı Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Haziran, Temmuz, Ağustos ve Ekim aylarında ve 2022 yılı Mayıs ve Ağustos ayları olmak üzere on iki dönem boyunca lagün ve kanal üzerinde kırk dört adet numune bölgesinde arazi çalışması gerçekleştirilmiştir. pH, elektriksel iletkenlik (Eİ), tuzluluk, toplam çözünmüş katı madde (TÇK), çözünmüş oksijen (ÇO), sıcaklık, askıda katı madde (AKM), kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ), alkalinite, klorür, fosfor, renk ve bulanıklık olmak üzere 13 adet su kalitesi parametresi izlenmiştir. Akyatan lagününde ilgili parametrelerin dağılımının izlenmesi amacıyla Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılarak bölgesel dağılımlar belirlenmiştir. Ayrıca Haziran 2018 döneminde lagünün derinleştirilmesi için bir inceleme yapılarak Mayıs 2022 ve Ağustos 2022 dönemlerinde lagün ve YD3 drenaj kanalının su kalitesi nütrient bazlı değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, Akyatan lagününde pH, ÇO, sıcaklık, KOİ, alkalinite, klorür, fosfor, renk ve bulanıklık değerlerinin, YD3 drenaj kanalında ise bu çalışmada incelenen on üç adet parametrenin dönemsel olarak değiştiği tespit edilmiştir. Akyatan lagününde Eİ, tuzluluk, TÇK, KOİ ve klorür parametreleri bölgesel olarak değişirken YD3 kanalında ise pH ve fosfor değerlerinin bölgesel olarak değiştiği anlaşılmıştır. Yapılan değerlendirmede, Akyatan lagünü ve YD3 drenaj kanalının özellikle fosfor parametresinin yüksek olması sebebiyle orta kalite su sınıfına girdiği görülmüştür.
Adana ili içme suyu kalite indeksinin belirlenmesi
Su kalite indeksleri son yıllarda su kalitesini değerlendirmek için kullanılan önemli bir yöntemdir. Temel mantığı pek çok parametre içeren su kalitesinin basit bir sayı halinde ifade edilmesi temeline dayanır. Tüm Dünyada su kalitesinin değerlendirilmesinde son derece önemli bir kriterdir. Benzer bir çalışmada Adana ili içme suyu temin edilen kaynaklara yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Adana ili su kalitesi (Seyhan, Yüreğir, Sarıçam, Çukurova) içme suyu kalite indeksi iki metod ve on beş su kalite parametresi pH, elektriksel iletkenlik (EC), bulanıklık, tuzluluk, toplam çözünmüş katı madde (TDS), çözünmüş oksijen, klorür (Cl), nitrat (NO3), sülfat (SO4), fosfat (PO4), demir (Fe), alüminyum (Al), sodyum (Na), kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg) kullanılarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuca göre Kanada su kalite indeksi 84,6, British Columbia su kalite indeksi 81,6 olarak hesaplanmıştır. Bu çalışma, Adana ilinde içme suyu kalite sınıfının iyi olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Su Kalite Parametresi, Kanada Su Kalite İndeksi, British Columbia İndeksi, Su Analizi.
Tekstil endüstrisi atık sularının yeniden kullanımına yönelik membran teknolojilerinin araştırılması
Tekstil endüstrisi gibi aşırı su tüketen sektörler için atıksuların arıtılarak yeniden kullanılması son yıllarda büyük ilgi çekmekte ve gelecekte de bir zorunluluk haline geleceği öngörülmektedir. Bu kapsamda atıksuların arıtılması ve yeniden kullanılmasına ilişkin ulusal ve uluslararası hedefler ve standartlar sürdürülebilir bir su kullanımı için sürekli güncellenmektedir. Bu çalışma, tekstil atıksularının membran teknolojileri ile arıtılabilirliğini ve yeniden kullanılma imkânlarını araştırmaktadır. Çalışmada Ultra Filtrasyon (UF), Nano Filtrasyon (NF) ve Ters Ozmoz (TO) membranları kullanılarak dört farklı arıtma senaryosu uygulanmıştır. İlk iki senaryoda, ön arıtma olmadan UF/NF/TO ardışık sistemi hem düşük basınç (sırasıyla 2, 6 ve 10 bar) hem de yüksek basınç (sırasıyla 5, 10 ve 15 bar) altında işletilmiştir. Son iki senaryoda ise, ön arıtma olarak koagülasyon ve sonrasında düşük basınç altında UF/NF/TO ve NF/TO sistemleri çalışılmıştır. Tüm arıtma senaryoları için kurulan sistemlerin akı ve geri kazanım oranları ile KOİ, AKM, Renk, TÇKM ve Eİ performansları incelenmiştir. Tekstil endüstrisi atıksularının yeniden kullanım kriterleri dikkate alındığında, ön arıtmasız yüksek basınçlı UF/NF/TO, ön arıtmalı düşük basınçlı UF/NF/TO ve NF/TO performanslarının yeterli olduğu tespit edilmiştir. Ön arıtmasız yüksek basınçlı UF/NF/TO sisteminde herbir membrandan elde edilen ortalama akılar sırasıyla 41,93, 67,76 ve 77,45 L/m2.saat; ön arıtmalı UF/NF/TO için sırasıyla 259,29, 35,2 ve 84,8 L/m2.saat; ön arıtmalı NF/TO için ise sırasıyla 62,48 ve 92,32 L/m2.saat olarak tespit edilmiştir. Bu üç farklı sistemin geri kazanım oranları sırasıyla %64, %66 ve %69'dur. Yüksek basınçta işletilen ön arıtmasız UF/NF/TO sisteminde Eİ, TÇKM, AKM, KOİ ve Renk giderimleri sırasıyla %88,82; %88,94; %100; %97,26; %99,82 olarak bulunmuştur. Ön arıtmalı UF/NF/TO ve NF/TO sistemleri için ise sırasıyla %96,17 ve %96,62 Eİ; %96,15 ve %96,57 TÇKM; %100 ve %100 AKM; %97,94 ve %97,8 KOİ; %99,99 ve %100 Renk giderimi sağlanmıştır. Suyun yeniden kullanımı için uygunluğu tespit edilen membran sistemlerinin ilave olarak ölçek büyütme ve maliyet analizi değerlendirmeleri de yapılmıştır. Yapılan hesaplamalar sonucunda, ön arıtmasız yüksek basınçlı UF/NF/TO sistemi 11.539.831,55 € ilk yatırım maliyeti ve 1,66 €/m³ işletme ve bakım maliyeti ile en uygun sistem olarak önerilmiştir.
Atık anaerobik refrakter çamurlarından fosfor geri kazanımı ve biyokömür eldesi
Bu çalışmada Adana ili Yüreğir ilçesinde yer alan evsel atıksu arıtma tesisinden alınan iki farklı formdaki anaerobik olarak çürütülmüş evsel atıksu çamurundan (AÇEAÇ) fosfor geri kazanımı ve biyokömür eldesi gerçekleştirilerek atıktan kullanılabilir yeni ürünlerin elde edilmesi amaçlanmıştır. Fosfor gerikazanımı çalışmalarında H2SO4 ile gerçekleştirilen asidifikasyon işlemi ile pH 2'de çamur bünyesindeki toplam fosforun %58.7'si çözünür forma geçirilmiştir. Çözünür formdaki fosfor, NaOH ve Ca(OH)2 çözeltileri kullanılarak alkali çöktürme yöntemi ile çökelti formunda geri kazanılmıştır. Her iki baz ile pH 8'de çamurdaki toplam fosforun %60'ı geri kazanılmıştır. Elde edilen çökeltilerin %17'ye varan fosfor içeriği ile endüstride ham madde olarak kullanılan düşük dereceli karbonik fosfat kayaçlarına alternatif olarak kullanılabilecek bir ham madde olduğu belirlenmiştir. Biyokömür eldesi çalışmasında ise, 300, 400, 500, 600 ve 700oC sıcaklıklarda kurutulmuş AÇEAÇ numuneleri piroliz işlemine tabi tutulmuşlardır. Piroliz sıcaklığı arttıkça elde edilen biyokömürlerin, uçucu katı madde (UKM) (%44.9'dan %15.1'e) ve sabit karbon içeriklerinin (%2.3'ten %0.9'a) azaldığı, kül içeriklerinin (%52.8'den %84'e) ise arttığı belirlenmiştir. Kütlece biyokömür elde verimi ise 300oC piroliz sıcaklığında %72.6 iken 700oC'ye yükseldiğinde %47 olarak hesaplanmıştır. Düşük piroliz sıcaklıklarında elde edilen biyokömürlerin yüzeylerinin daha yüksek sıcaklıklarda elde edilen biyokmürlerin yüzeylerine göre daha pürüzlü ve heterojen yapıda olduğu görülmüştür. Piroliz sıcaklığının yükselmesi ile birlikte biyokömürlerdeki gözenekliliğin arttığı belirlenmiştir. Elde edilen biyokömürler üzerinde gerçekleştirilen FTIR analizlerinde C=C ve –OH fonksiyonel gruplarına rastlanmıştır. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde biyokömürlerin yüzeylerinde fosfat, tekstil boyası ve ağır metalleri adsorplayacak özelliklerde olduğu ve bu nedenle hem atıksu arıtımında hem de tarımsal uygulamalarda kullanılabilecek uygun bir ürün olduğu sonucuna varılmıştır.
Türkiye, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'nde çevre ve enerji politikalarının analizi
Toplumların gelişiminde enerji tüketimi önemli bir rol oynamaktadır. Yenilenebilir Enerji Kaynakları günlük yaşam için hayati önem taşımaktadır ve enerji ile sanayi ürünleri, ekonomik büyümenin anahtarıdır (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2022). Bu nedenle, bir ülkenin enerji sektörünü yönetenler, enerjinin kesintisiz, güvenilir, zamanında, temiz ve ekonomik bir şekilde teminini sağlamak, aynı zamanda enerji kaynaklarını çeşitlendirerek enerji güvenliğini artırmak zorundadırlar. Klasik enerji kaynakları ve eski teknolojilerin çevreye verdiği zararları önlemek ve enerjiye erişimi temin etmek amacıyla "sürdürülebilir kalkınma" kavramı ortaya çıkmıştır (Pamir, N 2005). Gelişmiş toplumlar, enerji kaynağı teminini ve üretimini esas alan planlamalardan vazgeçerek, enerji-ekonomi-ekoloji dengesini (3E) titizlikle gözeterek kaynak çeşitliliğini ve jeopolitik gerçekleri hesaba katan enerji güvenliği modellerini benimsemeye başlamıştır (Enerji Poltkaları ve Küresel Gelişmeler, emo.org.tr). Son yirmi yılda Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri arasında enerji talebinin en hızlı arttığı ülkelerden biri olmuştur (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2022). Bu dönemde, elektrik ve doğalgaz talebindeki artışa bağlı olarak Türkiye, dünyada Çin'den sonra ikinci sırada yer almıştır. Dünya üzerinde ispatlanmış petrol ve doğal gaz rezervlerinin yaklaşık %60'ına komşu bir bölgede bulunan Türkiye, bölgesel bir doğal gaz ve elektrik pazarı haline gelmiştir. Ancak, Türkiye enerji ihtiyacının yaklaşık %74'unu dışarıdan temin etmektedir (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2013). Türkiye'nin enerji stratejisinin çok yönlü yapısı ve enerjiye olan dışa bağımlılığı, uluslararası ilişkilerin bu alandaki önemini vurgulamaktadır. ABD'nin enerji politikaları da dünya genelinde büyük etkilere yol açmaktadır. Özellikle enerji kaynaklarının kullanımı, enerji ticareti ve enerji bağımsızlığı gibi konularda ABD'nin aldığı kararlar, küresel enerji piyasalarını etkilemektedir (Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2022). ABD'nin enerji politikaları, uluslararası ilişkilerde önemli bir role sahiptir ve özellikle enerji ihracatı ve ithalatı konularında diğer ülkelerle ilişkileri etkilemektedir. Bu tez calismasinda, Türkiye, ABD, AB icin incelenen tüm senaryolar ve calismalarda net sıfır karbon hedefine ulasilabilmesi icin yenilenebilir enerjiye geçis imkanları belirlenmeye çalışılmıştır. Türkiye, Avrupa Birliği Ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri için yenilenebilir enerjiye geçişin; güçlü yönleri, zayıf yönleri, fırsatlar, ve tehditler EnergyPLAN ve SWOT analizi yöntemleri ile incelenmiştir
Otomotiv endüstrisi için karbon ayak izi hesaplamaları, değerlendirilmesi ve azaltım yöntemlerinin araştırılması
Karbon ayak izi, doğrudan veya dolaylı olarak üretilen sera gazı emisyonlarının toplam miktarıdır ve genellikle karbondioksit eşdeğeri (CO2e) ile ifade edilir. İnsan faaliyetlerinin yanı sıra, mevcut her tür kurum ve kuruluşun, uluslararası sera gazı emisyonlarına önemli etkisi bulunur. İklim değişikliği, belirli bir yerdeki sıcaklık ve yağış düzenleri gibi değişken iklim değerlerinin, geçmiş değerlerle karşılaştırıldığındaki önemli ölçüde değişikliklerini ifade eder. Çoğunlukla İklim Değişikliğine katkıda bulunan sera gazı emisyonlarından kuruluşların sorumlu olduğu göz önüne alındığında, onların etkilerini azaltmadaki rolleri çok önemlidir. Bu çalışmada, Adana il sınırları içerisinde bulunan bir otomotiv fabrikasının Karbon Ayak İzi miktar hesaplamaları yapılmış, değerlendirilmiş ve karbon ayak izi azaltım yöntemleri ortaya koyulmuştur. Çalışılan operasyonel, kurumsal ve sosyal faaliyetleri detaylı olarak analiz edilerek, karbon ayak izi kapsamında değerlendirilebilecek faaliyetler belirlenmiştir. Kapsam 1, 2 ve 3 emisyonları, "ISO 14064-1 Sera Gazı Standartı" baz alınarak hesaplanmış olup, "Sera Gazları Protokolü: Kurumsal Muhasebe ve Raporlama Standardı" çerçevesinde operasyonel kontrol prensibi kullanılmıştır. Hesaplamalar sırasında karbon dioksit (CO2), CH4, N₂O'ların karbondioksit eşdeğer faktörleri tercih edilmiştir. Küresel Isınma Potansiyeli (GWP) katsayıları, Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli'nin 5. Değerlendirme Raporundan (IPCC AR5), Emisyon faktörleri ise Sera Gazı Protokolü (Greenhouse Gas Protocol), DEFRA 2021 ve 2022, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Ulusal Sera Gazı Raporu (NIR), Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü (EIE), T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, IPCC AR5 kaynaklarından elde edilmiş olup, küresel ısınma katsayılarıyla çarpılma sonucu bileşik ton CO2-e verileri hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar fabrikadan kaynaklanan karbon ayak izinin %34,4'ü kapsam 1, %14'ü kapsam 2 ve %52'sinin kapsam 3 emisyonlarından kaynaklandığını göstermiştir. Tesisin karbon ayak izi azaltımının sağlanabilmesi için, hem enerji eldesinde hem de şirket faaliyetleri ve üretimlerinde yeşil enerji kullanımın yaygınlaştırılması, şirket içerisinde kullanılan araçlarda fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kaynakları tercih edilmesi, üretim ve lojistik kaynaklı ulaşım faaliyetlerinde daha çevreci ve düşük emisyonlu yöntemlere geçilmesi, atıksuların tekrar kullanımı gibi iyileştirmeler sonucunda, fabrika emisyonlarının %45'inin önüne geçilebileceği sonucuna varılmıştır.
Ağır metallerle kirlenmiş topraklarda yenilikçi yöntemlerle elektro fitoremediasyonu
Ekosistemin kendini yenileme yeteneğinin, insan müdahalesi sonucu azalması hava ve su ortamının kirlenmesine neden olduğu gibi toprak kaynaklarının da kirlenmesine neden olmuştur. Ayrıca topraklarda bulunan ağır metaller, çok yüksek yoğunluk nedeniyle toksisiteye sahip ve kanserojen etkisi gösterebilen birinci tehlikeli madde kirleticiler olarak tanınmaktadır. Bu kirleticilerin çevrede bulunması, insanlar, bitkiler ve hayvanların sağlığı üzerinde her zaman olumsuz etkilere neden olmuştur. Kirlenmiş toprakların kimyasal ve fiziksel metotlarla temizlenmesi ekonomik olarak yüksek maliyetler gerektirdiğinden, bunların yerine ucuz alternatif olarak kabul edilen teknikler kullanılmaktadır. Bu teknikler kirlenmiş toprakların iyileştirilmesi amacıyla bitkilerin kullanıldığı ve ağır metallerin giderilmesinde kullanılmaya başlanılan fitoremediasyon, elektro fitoremediasyon, elektro kinetik yöntemleridirler. Bu çalışma kapsamında, Pb, Cd, Cr, Cu ve B elementleri ile kirlenmiş toprakların farklı çalışma koşullarına sahip dört çeşit saksı oluşturulmuştur. Toplamda 12 adet saksı bulunmaktadır ve bu saksılardan dördü farklı kontrol gruplarını temsil etmektedir: fitoremediasyon, elektro fitoremediasyon, elektro kinetik ve örnek numuneler. Bu hedefle Pb, Cd, Cr, Cu ve B elementleri ilave edilmiş topraklara, maş, ayçiçeği ve kanola bitkileri 30 gün boyunca 30 V voltaj ve 4 saat sürekli DC akımının aynı periyodik uygulamasını kullanılarak incelenmiştir. Grafit elektrotların kullanımı, ağır metallerin daha iyi uzaklaştırıldığını göstermiştir. Elektrik stimülasyonu ile fitoremediasyon sisteminde pH'da orta derecede bir artış gözlendi. Ayrıca elektro fitoremediasyon deneyinde an fazla Cr, Cu, B ayçiçeği bitkisinde ve an fazla Cd, Pb kanola bitkisinde emilmiş olup ve yalnız fitoremediasyon deneyinde an fazla Cr, Cu ve B maş bitkisinde ve Cd, B ayçiçeği bitkisinde emilim görülmüştür. Sonuçlara göre elektrik akımı ayçiçeği bitkisi üzerinde etkisi daha fazladır. Sonuçlara dayanarak bitkilerin kilogram kuru ağırlığı başına aldıkları ağır metal elementleri miktarlarının ICP cihazı kullanılarak tespit edildiğini göstermektedir. Bu sonuçlar, ağır metallerle kirlenmiş toprakların arıtılmasında elektro-fitoremediasyon tekniğinin umut verici olduğunu göstermektedir.
Bir reaktif tekstil boyasının CaO2 temelli oksidasyon süreçleri ile giderimi
Tekstil boyası içeren atık suların gelişmiş oksidasyon süreçleri aracılığıyla çevre dostu yöntemlerle arıtılması, ekolojik ve çevresel sağlık için hayati önem taşımaktadır. Kalsiyum peroksit (CaO2), güçlü oksitleme yetenekleri ile çevre dostu bir oksidan olarak öne çıkmaktadır. CaO2'nin atık sulardaki tekstil boyalarını oksitleme potansiyelinin incelenmesi, çevre dostu arıtma yöntemlerinin yaygınlaştırılmasını ilerletebilir. Bu çalışmada, RB222 tekstil boyasının oksidasyonunda sadece CaO2, UV/CaO2, Fe2+/CaO2 ve UV/Fe2+/CaO2 süreçlerinin etkinliğini araştırmaktadır. Bu süreçler için optimal koşullar belirlenmiş ve CaO2 dozajının en etkili bağımsız değişken olduğu ortaya çıkmıştır. pH 10 değerinde ve 1,0 g CaO2 dozu kullanılarak, CaO2 ve UV/CaO2 süreçleri sırasıyla 100 mg/L RB222 için %79,80 (180 dakika) ve %90,40 (120 dakika) renk giderim verimliliklerine ulaşmıştır. Fe2+/CaO2 ve UV/Fe2+/CaO2 süreçleri için optimum pH ve Fe2+/CaO2 oranı sırasıyla, 2,50 ve 0,40 olarak tespit edilmiştir. Bu koşullar altında, Fe2+/CaO2 40 dakikada 0,125 g CaO2 ile tam renk giderimini başarmış, UV/Fe2+/CaO2 ise aynı sonucu 10 dakikada 0,0625 g CaO2 ile elde etmiştir. Cl-, SO42-, ve PO43- gibi anyonların RB222 oksidasyonu üzerinde olumsuz etkileri olduğu bulunmuştur. Termodinamik analizler, tüm süreçlerde oksidasyon reaksiyonlarının endotermik olduğunu göstermiştir. CaO2 kullanılarak yapılan çalışmalar, RB222'nin giderilmesi için yüksek potansiyeline işaret etmektedir. Bu bulguların, etkili ve çevre dostu bir yaklaşım sunarak, boyar madde içeren atık su arıtımında önemli faydalar sağlaması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Tekstil Boyası, Kimyasal Oksidasyon, Kalsiyum Peroksit
Sentetik tekstil atıksularında MgO2 ile boyar madde oksidasyonu
Tekstil boyası içeren atık suların gelişmiş oksidasyon süreçleri aracılığıyla çevre dostu yöntemlerle arıtılması, ekolojik ve çevresel sağlık için büyük önem taşımaktadır. Magnezyum peroksit (MgO2), güçlü oksitleme potansiyeli ile çevre dostu bir oksidan olarak öne çıkmaktadır. MgO2'in atık sulardaki tekstil boyalarını oksitleme potansiyelinin incelenmesi, çevre dostu arıtma yöntemlerinin yaygınlaştırılmasını ilerletebileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada amaç, RB5 tekstil boyasının oksidasyonunda Fe2+/MgO2 prosesinin etkinliğini araştırmaktır. Fe2+/MgO2 süreci için optimum pH ve Fe2+/MgO2 oranı sırasıyla, 2,50 ve 0,40 olarak tespit edilmiştir. Bu koşullar altında, 200 mg/L RB5 çözeltisi için, Fe2+/MgO2 60 dakikada 0,04 g MgO2 ile tam renk giderimi elde etmiş bulunmaktadır. MgO2 kullanılarak yapılan çalışmalar, RB5'in giderilmesinde yüksek potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Bu bulguların, etkili ve çevre dostu bir yaklaşım sunarak, boyar madde içeren atık su arıtımında önemli faydalar sağlaması beklenmektedir
Evsel atıksuların dinamik membran biyoreaktörü ile arıtımının laboratuvar ölçeğinde incelenmesi
Bu tez çalışmasında, evsel atıksuların arıtımında dinamik membran (DM) teknolojisinin uygulanabilirliği laboratuvar ölçekli bir dinamik membran biyoreaktör (DMBR) sistemi kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmada laboratuvar şartlarında hazırlanmış sentetik evsel atıksu kullanılmış ve sistem performansı kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ), askıda katı madde (AKM), filtrasyon akısı ve transmembran basınç (TMB) parametreleri üzerinden değerlendirilmiştir. Deneysel çalışmalar sonucunda kontrol reaktöründe 3000 MLSS konsantrasyonunda %83–94 ve 4000 MLSS konsantrasyonunda %85–91 KOİ giderim verimleri elde edilmiştir. DMBR sisteminde ise 3000 MLSS konsantrasyonunda %82–99, 4000 MLSS konsantrasyonunda %91–98 KOİ giderim verimleri elde edilmiştir. AKM giderim verimleri %95'in üzerinde elde edilmiştir. DM tabakası oluşumundan sonra reaktörün çıkış suyu bulanıklık gideriminin kontrol reaktörüne göre daha iyi olduğu görülmüştür. Proses işletiminde, 3000 MLSS'de 13–23 L/m²·h aralığında 4000 MLSS'de ise 9–23 L/m²·h aralığında akı değerleri ölçülmüştür. TMB değerlerinin işletme süresi boyunca kademeli olarak arttığı, ani fouling davranışının gözlenmediği tespit edilmiştir. Artan MLSS konsantrasyonlarının dinamik membran oluşumunu hızlandırdığı, ancak yüksek MLSS seviyelerinde TMB artış hızının yükseldiği belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, dinamik membran teknolojisinin evsel atıksu arıtımında yüksek arıtma verimi, kontrol edilebilir filtrasyon davranışı ve düşük işletme maliyeti potansiyeli sunduğunu göstermektedir. Bu yönüyle DMBR sistemleri, konvansiyonel membran biyoreaktörlere ve klasik biyolojik arıtma sistemlerine ekonomik ve sürdürülebilir bir alternatif olarak değerlendirilmektedir.
Organik atık yönetimi ve kompost üretim süreçlerinin incelenmesi
Küresel anlamda ülkelerin en önemli sorunlarından biri de atık yönetimidir. Atıklar kendi içinde çeşitli türlere ayrılmıştır. Organik atıklar da bu türlerden bir tanesidir. Organik atıklar hacimli olduklarından ve çabuk bozunmaya uğradıklarından yönetilmesi zor bir atık türüdür. Bu atıkların iyi yönetilmemesi düzenli depolama sahalarının yükünü arttırdığından, bu sahaların kullanım ömrünü azaltmaktadır. Bu çalışmada Adana ilinde oluşan organik atık yönetim süreçleri ile kompost tesislerinin üretim yöntemleri araştırılmıştır. Adana ilinde bulunan Seyhan ve Yüreğir belediyelerine ait kompost tesislerinin üretim süreçleri ve üretim miktarları gibi veriler kıyaslanmıştır. Süreçlerde yaşanan problemler ve aksaklıklar her yönü ile ele alınarak değerlendirme yapılmıştır.
Karbon ayak izi hesaplaması: Çimento fabrika örneği
Bu tez kapsamında; çimento sektöründe faaliyet gösteren bir fabrikanın 2023 yılı verileri kullanılarak Kapsam 1, Kapsam 2 ve Kapsam 3 karbon ayak izi miktarları hesaplanmış ve tCO2 cinsinden emisyon değeri bulunmuştur. Hesaplamalar sırasında CO2, N2O ve CH4 emisyon gazları göz önünde bulundurulmuştur. Hesaplamalar sonucunda, Kapsam 1 için 1.207.582 ton CO2, Kapsam 2 için 80.123 ton CO2 ve Kapsam 3 için 138.042,87 ton CO2 olmak üzere toplamda 1.425.748 ton CO2 oluştuğu hesaplanmıştır. Bu doğrultuda karbon ayak izi emisyonunun %84,70 lik oran ile Kapsam 1, %9,68 lik oran ile Kapsam 2 ve %5,62 lik oran ile Kapsam 3'e ait olduğu belirlenmiştir. Kapsam 1 emisyon miktarlarının azaltılması kapsamında 4 farklı senaryo oluşturulmuştur. Senaryo 1'de; 17.927 ton CO2 emisyonun azaldığı, Senaryo 2'de; 204.622,92 ton CO2 emisyonun azaldığı, Senaryo 3'te; 33.778,68 ton CO2 emisyonun azaldığı ve senaryo 4'te; 56.296,87 ton CO2 emisyonunun azaldığı hesaplanmıştır. Kapsam 2 emisyon miktarının azaltılması kapsamında; elektrik ihtiyacının yenilebilir enerji kaynağı olan güneş enerjisinden karşılanması konusunda senaryo oluşturulmuştur. Senaryoya göre; güneş panellerinin kullanımı ile 760 tCO2 emisyonun azalabileceği hesaplanmıştır. Kapsam 3 emisyon miktarının azaltılması için; başta lojistik faaliyetler olmak üzere daha çevreci ve sürdürülebilir önlemlerin alınması ile Kapsam 3 emisyon miktarlarının azalabileceği öngörülmüştür.
İklim değişikliğinin Seyhan Havzası su kaynakları üzerindeki olası risklerinin meteorolojik verilere dayalı olarak değerlendirilmesi
İklim değişikliğinin su kaynaklarına etkisinin değerlendirilmesinde, su kaynaklarına etki eden risk unsurlarının belirlenmesi için çok fazla alt kriterin bulunması, karar vermesi, analizi ve çözümü oldukça zor olan bir sorun dizisi oluşturmaktadır. Bu sorun dizisinin çözülmesine yönelik olarak Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemlerinin kullanımı giderek önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) tabanlı Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemlerinden Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemi kullanılarak Seyhan Havzası sınırları dâhilindeki su kaynaklarına etki edecek risk unsurlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın veri analiz aşamasında, araştırma kriterlerinin ağırlık değerlerinin belirlenmesi amacıyla AHP ikili karşılaştırmaları yapılmıştır. Elde edilen ağırlık değerlerinin kullanılmasıyla CBS yazılımı üzerinde Weighted Overlay analizi yapılarak araştırma sahasında meteorolojik kuraklık, şiddetli yağış, sıcak hava dalgası riski taşıyan ve bu risklere etki eden topografya etkisi altında kalan alanlar haritalandırılarak tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda, ana risk unsurları için yapılan AHP analizinde öncelik ağırlıkları sıralaması, %55,79 ile meteorolojik kuraklık, %26,33 ile şiddetli yağış, %12,19 ile sıcak hava dalgası, %5,69 ile topografya olarak bulunmuştur. Havzanın %11,7'sini kapsayan güney ve kıyı kesimlerinde çok yüksek meteorolojik kuraklık riski, %8,5'ini kapsayan orta kesimlerinde yüksek şiddetli yağış riski, %1,3'ini kapsayan güney ve kıyı kesimlerinde çok yüksek sıcak hava dalgası riski, %0,8'ini kapsayan güney orta kesimlerinde yüksek derecede topografya etkisi tespit edilmiştir. Elde edilen risk haritaları değerlendirildiğinde, havza genelinde, en riskli alanların, meteorolojik kuraklık için Karataş, Seyhan, Yüreğir, Sarıçam ve Çukurova ilçelerinde, şiddetli yağış için Feke ve Aladağ ilçelerinde, sıcak hava dalgası için Karataş ilçesinin batı bölümünde bulunduğu, topografya yönünden en çok etkilenen alanın Çukurova ilçesinde bulunduğu belirlenmiştir. Bu bölgelerde, sektörel etkilerin azaltılması, tarımsal sulamaların kısıtlanması ve yeni teknolojiler kullanılarak su tüketimlerinin azaltılması yönünde yapılacak iyileştirmeler, arıtılmış atıksuların yeniden kullanımını destekleyen sistemler kurulması ve iklim değişikliği uyum faaliyetleri ile su kaynakları için tehlike oluşturan risk unsurlarının şiddetinin azaltılabileceği sonucuna varılmıştır. Keywords: Risk analizi, AHP, CBS, Seyhan Havzası, Su kaynakları
H2'e dayalı membran biyofilm reaktörde (MBfR biyolojik metanizasyon prosesi ile CO2'nin yakalanması ve dönüştürülmesi
Bu tez çalışmasının amacı biyometan prosesini kesikli anaerobik membran biyofilm reaktörde (AnMBfR) optimize etmektir ve bu çalışma iki farklı aşamadan oluşmaktadır. Çalışmanın ilk aşamasında anaerobik kesikli reaktörler farklı H2:CO2 (v:v) oranlarında (4:1-3:1-2:1-1:1) ve farklı sıcaklıklarda (37 ve 55 °C) işletilmiştir. Bu aşamada optimum H2:CO2 oranı ve sıcaklık sırasıyla 4:1 ve 55 °C olarak bulunmuştur. Aynı zamanda optimum koşullarda çıkış gazında en yüksek metan (CH4) konsantrasyonu %81, hidrojen (H2) kullanım verimi ve karbondioksit (CO2) dönüşüm verimi ise sırasıyla %96 ve %98 olarak bulunmuştur. Çalışmanın ikinci aşamasında ise değişen H2:CO2 (v:v) oranının (4:1-5:1), sıcaklığın (37-55 °C) ve gaz besleme sürelerinin (60-90-120-150 dk.) AnMBfR performansı üzerinde etkisi araştırılmıştır. Çalışma bulguları değişen H2:CO2 oranının, sıcaklığın ve gaz besleme sürelerinin kesikli olarak işletilen AnMBfR'da biyometan üretimi için önemli bir rol oynadığını göstermiştir ve optimum gaz besleme süresi, H2:CO2 oranı ve sıcaklık sırasıyla 120 dk., 4:1 ve 55 °C olarak belirlenmiştir. Ayrıca optimum koşullarda çıkış gazında bulunan en yüksek CH4 konsantrasyonu %83 olarak elde edilmiş ve sıvı fazda çözünürlüğü oldukça düşük olan H2 çıkış gazında tespit edilmemiştir (%100 H2 kullanım verimliliği). Optimum koşullarda CO2 dönüşüm verimi ise %86 olarak elde edilmiştir. Sonuç olarak, sistem de membran kullanılması H2'nin sıvı fazda tamamen çözünmesine ve CH4 konsantrasyonunda artışa sebep olmuştur. Anahtar Kelimeler: Biyolojik biyogaz yükseltme, Anaerobik membran biyofilm reaktör, Biyometan.
Adana ili içme suyu kalitesine trihalometanların etkisinin incelenmesi
Temiz ve sağlıklı suya erişim geçmişten günümüze artarak devam eden bir ihtiyaçtır. Sudan kaynaklı hastalıkların önlenebilmesi için dezenfeksiyon prosesleri uygulanmaktadır. Dezenfeksiyon yöntemleri arasında en yaygın olarak klorlama yöntemi kullanılmaktadır. Klorlama; uygun maliyetli olması, kolay uygulanabilmesi, bakiye olarak bırakılabilmesi gibi avantajaları ile oldukça tercih edilen bir yöntemdir. Bunun yanında klorlama sonucunda sularda oluşan dezenfeksiyon yan ürünleri bu yöntemin en önemi dezavantajıdır. Trihalometanlar (THM) dezenfeksiyon yan ürünleri içinde oldukça önemli bir yere sahip bileşiklerdir. Bu çalışma ile Adana ili içme sularında THM'lerin varlığı belirlenerek, su kalitesine etkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında Adana ili merkez ilçelerden (Seyhan, Yüreğir, Çukurova ve Sarıçam) her birinden 3 numune analiz noktası belirlenmiştir. Toplamda 12 analiz izleme noktasından her ay numuneler alınarak Eylül 2023 – Ağustos 2024 arasında analizler gerçekleştirilmiştir. Numuneler; kloroform, bromoform, dibromoklorometan, bromodiklorometan ve toplam THM parametreleri ile pH, iletkenlik, klorür, bromür, sülfat parametreleri yönünden analiz edilmiştir. THM bileşikleri analiz edilirken aynı zamanda diğer parametreler ile ilişkisi incelenmiştir. THM bileşiklerinin trend analizi ile aylık, mevsimsel ve yıllık değişimler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma neticesinde elde edilen veriler ulusal ve uluslararası sınır değerler ile kıyaslanmıştır. Adana içme suyunda THM seviyelerinin ulusal sınır değer olan 100 µg/L'yi aşmadığı görülmüştür. Bununla beraber bazı noktalarda uluslararası sınır değer olan 80 µg/L'ye ulaştığı görülmüştür. THM seviyelerinde mevsimsel olarak dalgalanmalar olduğu görülmüştür. Sonuç olarak içme suyundaki THM seviyelerinin düzenli olarak kontrol ve takip edilmesinin gerektiği ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca su kaynaklarında THM oluşumunun önlenmesi, arıtım sürecinde THM gideriminin artırılması, THM oluşumunu önlemek amacıyla alternatif dezenfeksiyon yöntemleri ve teknolojileri kullanılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Su kalitesi, Dezenfeksiyon, Trihalometanlar, Dezenfeksiyon Yan Ürünleri
Bira sanayi atıksularının elektrokoagülasyon yöntemi ile ileri arıtımının araştırılması
Bu tez çalışmasında, bira sanayi atıksuyunun alüminyum ve paslanmaz çelik elektrotlar ile yapılan elektrokoagülasyon yöntemiyle ileri arıtımı araştırılmıştır. Elektrokoagülasyon deneylerinde, elektrotların farklı konfigürasyonları için optimizasyon çalışmaları yapılmış ve her bir konfigürasyon için optimum işletme süresi, başlangıç pH'ı ve akım yoğunluğu, KOİ giderim verimleri esas alınarak belirlenmiştir. Deneylerde işletme süreleri 10-60 dakika (10, 20, 30, 40, 50, 60) arasında, pH aralıkları 4-9 (4, 5, 6, 7, 8, 9) arasında ve akım yoğunluğu 25-100 A/m2 (25, 50, 75, 100) arasında seçilmiş ve bu parametreler her bir elektrot konfigürasyonu için optimize edilmiştir. Optimizasyon çalışmaları sonucunda, alüminyum-paslanmaz çelik elektrot çifti için optimum koşullar; işletme süresi 30 dk, başlangıç pH'ı 4, akım yoğunluğu 100 A/m2 ve kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) giderim verimi % 81.5 olarak bulunmuştur. Paslanmaz çelik-paslanmaz çelik elektrot çifti için bu değerler; 50 dk, pH 6, 100 A/m2 ve %95.43 KOİ giderim verimi olarak belirlenmiştir. Alüminyum-alüminyum elektrot çifti için optimum koşullar; 30 dk, pH 5, 100 A/m2 ve %81.15 KOİ giderim verimi elde edilirken, paslanmaz çelik-alüminyum elektrot çifti için optimum koşullar; 40 dk, pH 5, 75 A/m2 ve yaklaşık % 96 KOİ giderim verimi tespit edilmiştir. Deney sonuçları, paslanmaz çelik-alüminyum (%96 KOİ giderimi) ve paslanmaz çelik-paslanmaz çelik (%95.43 KOİ giderimi) elektrot konfigürasyonlarının en yüksek giderme verimine ulaştığını göstermiştir. Paslanmaz çelik-alüminyum elektrot konfigürasyonu için toplam askıda katı madde (AKM) %65.52, renk %78.56 ve bulanıklık %90 giderim verimleri, paslanmaz çelik-paslanmaz çelik elektrot konfigürasyonu için elde edilen (AKM %48.28, renk %54.51 ve bulanıklık %64) giderim verimlerinden daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca enerji tüketimi açısından yapılan değerlendirmede, paslanmaz çelik-alüminyum elektrot çifti ile 1m3 atıksuyun arıtımı için harcanan enerji 5.7 kWh, paslanmaz çelik-paslanmaz çelik elektort çifti için ise 11.83 kWh olarak hesaplanmıştır.
Bir kumaş üretim tesisinin karbon ayak izinin belirlenmesi ve iyileştirme önerileri
Dünya geneline bakıldığında ülkeler, küresel ısınmanın etkilerinin tespitini yapmak, bu etkilerin ölçüsünü değerlendirmek ve bu etkileri en aza indirmek amacıyla çeşitli çalışmalar yürütmektedir. Bu faktörler, enerji tüketen ve karbon salınımına sebep veren faaliyetlerin belirlenmesi, karbon emisyonlarının hesaplanması ve iyileştirmeye yönelik önlemlerin alınmasını içeriğine almaktadır. Tekstil sektörü de dünyada karbon emisyonuna sebep veren sektörlerden biri olarak görülmektedir. Tekstil ürünleri, pek çok farklı endüstride kullanılmaktadır ve üretim süreçlerinde atmosfere pek çok farklı çeşitte gazlar salmaktadır. Salınan bu gazlar, sera gazı emisyonlarına yol açan gazları içermektedir. Sera gazı salınımlarının çevreye karşı etkisinin ölçümü "karbon ayak izi" hesaplamasıyla yapılmaktadır. Bu çalışmada Adana ilindeki dokuma ve konfeksiyondaki üretim aşamalarına sahip bir tekstil firmasındaki karbon ayak izi hesaplamaları Tier metodu ile yapılmış, değerlendirilmeye alınmış ve karbon ayak izini azaltmaya yönelik alternatif yöntemler Karbon Ayak İzi (KAİ) azaltım yöntemleri geliştirilmiştir. Firmanın operasyonel ve kurumsal faaliyetleri detaylı bir şekilde incelenmiş, karbon ayak izi açısından değerlendirilebilecek süreçler belirlenmiştir. Kapsam 1, 2 ve 3 emisyonlarının hesaplamaları "ISO 14064-1 Sera Gazı Standardı" temel alınarak yapılmıştır. Hesaplama sırasında karbon dioksit (CO2), metan (CH4) ve azot oksit (N₂O) gibi sera gazlarının karbondioksit eşdeğer faktörleri kullanılmıştır. Araştırmadan edinilen verilere göre, atmosfere salınan karbon ayak izi miktarı, üretilen ürün başına 6,26 ton CO2e/ton olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tekstil Sektörü, Karbon Ayak İzi, Sera Gazları
İklim değişikliğinin tarımsal kapasiteye etkisi
Bu çalışma, Akdeniz Bölgesi Adana İlinde buğday bitkisi için CROPWAT yazılımı kullanılarak bitki su tüketimi ve sulama yönetimi teorik veriler üzerinden değerlendirilmiş ve meteorolojik veriler kullanılarak günlük evapotranspirasyon (mm(toplam)) hesaplamaları yapılmıştır. Elde edilen çıktılar, Adana koşullarında buğday bitkisinde yürütülen bir arazi denemesinden elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmış ve CROPWAT programı kullanılarak teorik olarak elde edilen sonuçların uygunluk gösterdiği "CROPWAT Modelinin Çıktıları" başlığı altında belirlenmiştir. Ayrıca, çalışmada iklim modeli verileri kullanılarak gelecekteki dönemler için bitki su tüketimi ve sulama yönetimi değerlendirilmiş; analizler, artan sıcaklık ve azalan yağışın etkisiyle bitki su ihtiyacında ve sulama suyu gereksiniminde belirgin bir artış olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonuçlar, tarımsal üretim süreçlerinde sulama stratejilerinin yeniden düzenlenmesinin önemini vurgulamaktadır.
Sınırda karbon düzenleme mekanizması kapsamında (SKDM) risk analizi ve maliyet değerlendirilmesi: kalıp demir sektörü örneği
Bu tezde Türkiye'nin kalıp demir sektörü, enerji yoğun yapısı nedeniyle Avrupa Birliği'nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamında ciddi finansal ve operasyonel risklerle karşı karşıya olması durumu değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, 2016–2022 Kapsam 1 karbondioksit eşdeğeri CO2 emisyon verileri analiz edilmiş, SKDM uyumluluğuna ilişkin maliyetler hesaplanmış ve tedarik zinciri riskleri Stratejik Faktör Analizi (SFA) çerçevesinde değerlendirilmiştir. Çalışmada kullanılan karbon fiyatlandırma projeksiyonları, AB Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) karbon fiyatlarının 2022'de 100 €/ton CO₂ seviyesinden 2027'de 133 €/ton CO₂ seviyesine ulaşacağını öngörmektedir. Yapılan analizlere göre, SKDM maliyetleri açısından değerlendirildiğinde, sektörün toplam karbon maliyetlerinin 2022'de 10,7 milyon € iken, 2027'de 15,7 milyon €'ya yükselmesi beklenmektedir. SFA yöntemiyle yapılan risk analizi, sektörün karşı karşıya olduğu en büyük risklerin karbon yoğunluğu (%36 risk skoru), enerji güvenilirliği (%34 risk skoru) ve tedarikçi uyumu (%21 risk skoru) olduğunu göstermiştir. Sonuçlar, karbon yoğunluğu ve enerji güvenilirliğinin sektördeki en yüksek riskler olduğunu ortaya koymuş, SKDM maliyetlerinin artışıyla AB pazarında rekabet gücünün düşme riskini vurgulamıştır. Karbon azaltımı, tedarikçi çeşitlendirmesi, yenilenebilir enerjiye geçiş ve yeşil finansmana erişim gibi stratejiler önerilmiştir.
Türkiye havacılık sektöründe karbon emisyonları ve yönetimi
Türkiye havacılık sektörü, ekonomik büyüme ve ulusal kalkınma açısından önemli katkılar sunmakla birlikte, karbon emisyonları bakımından çevresel sorunlar doğurmaktadır. Son yıllarda hava trafiğinde yaşanan artış ve yeni havalimanlarının hizmete girmesi, sektörel sera gazı emisyonlarının kayda değer düzeyde yükselmesine neden olmuştur. Bu bağlamda, Türkiye'nin uluslararası çevre politikaları ve iklim değişikliğiyle mücadele hedefleri doğrultusunda, havacılık kaynaklı karbon emisyonlarının etkin şekilde izlenmesi ve yönetilmesi giderek daha büyük bir önem taşımaktadır. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) tarafından geliştirilen "Carbon Offsetting and Reduction Scheme for International Aviation" (CORSIA) programı, uluslararası havacılıktan kaynaklanan karbon emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve denetlenmesi amacıyla oluşturulmuş küresel bir piyasa temelli mekanizmadır. Söz konusu program, emisyonların sınırlandırılması ve dengelenmesine yönelik ortak bir çerçeve sunarak, sürdürülebilir havacılık uygulamalarının yaygınlaştırılmasını hedeflemektedir. Türkiye, CORSIA'ya gönüllü katılım sağlayarak, uluslararası uçuşlardan kaynaklanan emisyonlarını azaltma ve dengeleme yönünde taahhütte bulunmuş; böylece küresel iklim politikalarına uyum sağlama iradesini ortaya koymuştur. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO), her yıl havacılık sektörüne ait karbon emisyonlarını hesaplama sürecinde çeşitli yapısal ve teknik zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu hesaplamaların doğruluğu, büyük ölçüde uçuş verilerinin güncelliği, güvenilirliği ve bütünlüğüne bağlıdır. Uçak tipi, taşıma kapasitesi, uçuş mesafesi ve operasyonel koşullar gibi değişkenler, emisyon tahminlerini karmaşıklaştıran temel faktörler arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'nin ulusal düzeyde doğru ve tutarlı emisyon envanterleri oluşturabilmesi adına, havacılık verilerinin sistematik olarak toplanması, analiz edilmesi ve doğrulanmasına yönelik altyapı ve kurumsal kapasitesini güçlendirmesi büyük önem taşımaktadır. Bu araştırma kapsamında, Türkiye havacılık sektörüne ilişkin mevcut emisyon verileri kapsamlı biçimde analiz edilmiş; ulusal ve uluslararası düzeyde yürürlükte olan politika ve düzenlemeler detaylı biçimde incelenmiştir. Özellikle CORSIA'nın temel ilkeleri, amaçları ve uygulama mekanizmaları değerlendirilerek, söz konusu sistemin havacılık kaynaklı emisyonların azaltılmasına yönelik nasıl bir stratejik çerçeve sunabileceği irdelenmiştir. Ayrıca, Türkiye'nin CORSIA kapsamındaki yükümlülükleri ve bu yükümlülüklerin yerine getirilebilmesi için atılması gereken kurumsal ve teknik adımlar ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular, Türkiye'nin havacılık sektöründe karbon emisyonlarının azaltılması yönünde kayda değer ilerlemeler sağlayabileceğini göstermektedir. CORSIA'nın etkin biçimde uygulanması, hem ulusal iklim hedeflerine ulaşılmasını hem de uluslararası çevre standartlarıyla uyumun sağlanmasını mümkün kılmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'deki havacılık sektörüne yönelik karbon emisyonu yönetimi, çevresel sürdürülebilirlik bağlamında ele alınmış ve Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) tarafından geliştirilen Karbon Dengeleme ve Azaltma Programı (CORSIA) ile IPCC tarafından önerilen Tier tabanlı emisyon hesaplama yöntemleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmada, yalnızca CORSIA'nın sektöre entegrasyonu değil, aynı zamanda Tier 1, Tier 2 ve Tier 3 düzeylerindeki metodolojik yaklaşımların hesaplama hassasiyeti, veri gereksinimleri ve uygulanabilirliği bağlamında değerlendirilmesi gerçekleştirilmiştir. Bu doğrultuda, havacılık sektöründeki paydaşlara emisyonların hesaplanması, azaltımı ve etkin yönetimi konusunda yöntemsel bir çerçeve sunulması amaçlanmıştır. Araştırma, emisyon azaltım stratejileri geliştirme konusunda sektöre somut öneriler sunarken, Türkiye'nin uluslararası havacılık politikalarına uyum sürecine katkı sağlamayı ve bu alandaki konumunu güçlendirmeyi hedeflemektedir. Çalışma, çevresel sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik politikaların oluşturulmasına katkıda bulunmasının yanı sıra, hem akademik literatüre metodolojik düzeyde katkı sunmakta hem de uygulayıcılar için karar destek niteliği taşıyan pratik bir rehber işlevi görmektedir.