
43
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Kripto varlık piyasalarında sürü davranışının test edilmesi
Bitcoin'in kullandığı teknoloji ve kazandığı değerden dolayı, araştırmacıların incelediği bir araştırma alanı, kripto varlıkların oluşumuna önemli katkıları olmuştur. 2008 yılında Bitcoin'in tanıtılmasıyla kripto varlıkların oluşum süreci başlamıştır. Kripto varlıkların kullandığı temel teknoloji blok zincir teknolojisidir. Bu teknoloji günlük yaşantıda ve gelecekte radikal değişiklikler getireceği düşünülmektedir. Kripto varlıkların nasıl hareket ettikleri, ne oldukları üzerine yorum yapabilmek için Davranışsal Finans ile açıklanmaya çalışılmıştır. Davranışsal finans alanı finans disiplini içinde yapılan çalışmalarla 19.yy. sonunda ön plana çıkmıştır. Davranışsal finans alanı yatırımcıların her zaman rasyonel davranmayacaklarını yatırım kararlarını alırken çeşitli eğilimlerin etkisiyle hareket edecekleri bilgisini vermektedir. Çalışma sonucunda davranışsal finans alanı eğilimlerinden sürü davranışının kripto varlık piyasasında var olup olmadığı tespit edebilmek üzere kesitsel mutlak sapma (CSAD) analizi gerçekleştirilmiştir. Analize dahil edilen değişkenler ilk 11 kripto varlığın 8 tanesidir, bunlar kripto varlık piyasasının %80'ini temsil etmekteler. Çalışmada 01.01.2018 – 27.11.2023 tarihlerini kapsayan dönemdeki analize konu edilen varlıkların günlük açılış değerleri kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analizin sonucunda formülde yer alan sürü varlığının ölçümünde baz alınan ( Rm,t2) katsayısı (α2) sıfırdan büyük ve istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. Dolayıyla kripto varlık piyasasında belirtilen dönemde sürü karşıtı davranış sergilendiği sonucuna ulaşılmıştır.
İnsani gelişme endeksinin ülkelerin borsaları üzerine etkisi: G-20 ülkeleri üzerine bir inceleme
Bu çalışmada, G-20 ülkelerinin insani gelişme endeksinin seçilmiş borsa endeksleri üzerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla 1994 ve 2022 yılları arasındaki G-20 ülkelerinin insani gelişme endeksi ve bu ülkelerin en yüksek işlem hacmine sahip olan borsa endeksleri seçilmiştir. Investing.com, Tradingview.com, UNDP ve Finance.yahoo.com adreslerinden alınan yıllık veriler ile oluşturulan veri setine en uygun yöntem olan panel veri analizi uygulanmıştır. Uygulanan analiz neticesinde insani gelişme endeksleri ile borsa endekslerinin arasında anlamlı bir ilişki olup insani gelişme endekslerindeki değişimlerin borsa endekslerine neden olduğu sonucuna varılmıştır. İnsani gelişme endeksleri geliştikçe bireylerin borsa endekslerine yatırım yaptığı ve borsa endekslerinin geliştiği görülmektedir.
Ma'mûretü'l-Azîz vilayeti vakıfları muhasebe kayıtları:1868-1869 tarihli Muhasebe-i Evkâf-ı Hümayûn defteri üzerine bir inceleme
İlhanlılardan aldığı merdiven kayıt yöntemini devlet muhasebe sisteminde 500 yılı aşkın bir süre boyunca kullanan ve Tanzimat ile birlikte çift taraflı kayıt yöntemini kullanmaya başlayan Osmanlı Devleti'nin muhasebe kayıt düzeni ve uygulamalarına ilişkin zengin bir arşive sahip olduğu bilinmektedir. Tüm bu zengin arka planın Osmanlı Devleti muhasebe uygulamalarının gelişimine tanıklık ettiğini söylemek mümkündür. Osmanlı Devleti arşivlerinden günümüze kadar ulaşan çok sayıdaki muhasebe belgelerinin yanı sıra yıllık hesapların düzenlenmesine ilişkin muhasebe defterleri, kontrol amaçlı rapor defterleri, insanlar arasındaki hukukî ilişkilere dair kayıtları içeren şer'iyye sicilleri ve sosyal hayatın önemli bir parçası olan vakıflara ait vakıf defterleri Osmanlı Devleti muhasebe uygulamalarına ışık tutmaktadır. Bu tez çalışmasında Hicri 1285 (Miladi 1868-1869) tarihli Muhasebe-i Evkâf-ı Hümâyûn Defterinin incelenmesi ve Osmanlı Devleti vakıf muhasebesi uygulamaları açısından öneminin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Çalışma söz konusu dönemde Ma'mûratü'l-Azîz Vilayeti ve bağlı kazalarındaki vakıf faaliyetleri, vakıflara ilişkin gelir ve giderlerinin tespiti ve bunların muhasebe kayıtlarının değerlendirilmesi açısından önem arz etmektedir. Nitel araştırma yaklaşımlarından biri olan belgesel araştırma yöntemi ve arşiv araştırmasına dayanan bu tez çalışmasında öncelikle XIX. yy'da Osmanlı Devleti'ne ilişkin genel bilgiler sunulmuş ve Osmanlı Devleti'nde vakıf müessesesi detaylıca açıklanmıştır. Daha sonra T.C. Başkanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı arşivinde bulunan defterin transkripsiyon çalışması yapılmış ve sadeleştirilerek defterde yer alan muhasebe kayıtlarından örnekler sunulmuştur. Ayrıca defterde yer alan bilgiler ışığında bölgelere göre vakıflar ve gelir gider dağılımlarının tespiti yapılmış ve istatistiki bilgiler de sunulmuştur. Söz konusu dönemde kayıtların sistematik olarak tutuluyor olması, bütçe mantığı ile gelir gider eşitliğinin sağlanması ve Ma'mûratü'l-Azîz Vilayetine bağlı 132 vakfın muhasebe kayıtlarının tek bir defterde toplanması, Osmanlı Devleti muhasebe organizasyonun gücü ve kayıt kültürünün olgunluğu açısından bir gösterge olarak kabul edilebilir.
Firma performansını etkileyen faktörler: MSCI Türkiye Endeksine giren imalat sektörü firmaları üzerine bir uygulama
Bu çalışmanın amacı, firma performansını etkileyen faktörler ile bu performans göstergeleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Firma performansının göstergeleri olarak verimlilik, kârlılık, büyüme ve piyasa performansı ölçütleri ele alınmış; bu göstergelere etki eden faktörler ise mali yapı oranları, faaliyet oranları ve likidite oranları olarak belirlenmiştir. Araştırmada, MSCI Türkiye Endeksi'nde yer alan firmaların zamana ve birimlere göre analiz edilmesi için Panel Veri Analizi kullanılmış ve uygun modeli belirlemek adına Hausman testi uygulanmıştır. Hausman testi sonuçlarına dayanarak Sabit Etkiler Modeli'nin en uygun model olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırma bulgularına göre, alacak devir hızı, FVAÖK marjı ve nakit oranı değişkenlerinin katsayıları istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. Ancak, brüt kâr marjı ve öz sermaye kârlılığı arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Cari oran ve öz sermaye kârlılığı arasında negatif bir ilişki gözlemlenmiştir. Ayrıca, hisse başına kâr ile öz sermaye kârlılığı arasında pozitif bir ilişki olduğu, kaldıraç oranı, kısa vadeli borçlar ve likidite oranı gibi değişkenlerin öz sermaye kârlılığı üzerindeki etkilerinin sırasıyla negatif ve pozitif yönde olduğu ortaya konulmuştur. Sonuç olarak, çalışma, firma performansı üzerinde etkili olan değişkenlerin farklı performans göstergelerine nasıl etki ettiğini analiz ederek literatüre katkı sağlamaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Performans, Firma Performansı, İmalat Sektörü, Aktif Kârlılık, Öz Sermaye
Türk muhasebe kültürünün söylemsel temsili: Atasözleri ve deyimler çerçevesinde muhasebe temel kavramlarının kültürel analizi
Bu tez çalışmasında; muhasebe temel kavramlarının, Türk kültürünün sözlü anlatım biçimleri olan atasözleri ve deyimler aracılığıyla değerlendirilmesi ve bu kavramların kültürel düzlemdeki yansımalarının ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu amaçtan hareketle, Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından yayımlanan atasözleri ve deyimler sözlüğü esas alınarak yapılan incelemede, muhasebenin 12 temel kavramı ayrı ayrı değerlendirilmiş; her kavramla anlam ilişkisi kurulabilecek sözlü kültür öğeleri belirlenmiş ve bu öğeler kavramsal açıdan analiz edilmiştir. Çalışmada sadece kavramlarla atasözleri arasında yüzeysel bir eşleştirme yapılmamış, aynı zamanda söz konusu atasözlerinin taşıdığı kültürel anlamlar, kültür boyutları çerçevesinde değerlendirilerek muhasebe temel kavramlarının kültürel eğilimlere ne ölçüde örtüştüğü ortaya koyulmuştur. Çalışmada Türk kültüründe yerleşik olan bazı değerlerin ve sözlü kültür unsurlarının muhasebe anlayışını doğrudan veya dolaylı olarak etkilediği sonucuna varılmıştır. Bu tez çalışmasının, muhasebe uygulamalarının kültürel boyutlarını anlamaya katkı sağlaması ve muhasebe disiplinine kültürel bir bakış açısı kazandırması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Muhasebe Kültürü, Muhasebe Temel Kavramları, Atasözleri, Deyimler
Finansal küreselleşmenin çevre kirliliği üzerindeki asimetrik etkisinin Kuznets Eğrisi hipotezi çerçevesinde incelenmesi: Türkiye örneği
Yıllar içerisinde süregelen çeşitli teknolojik, sanayi ve finansal gelişmeler küreselleşme kavramını ön plana çıkarmıştır. Küreselleşmenin bir alt dalı olan finansal küreselleşme, dünya çapında finansal piyasaların ve sermaye hareketlerinin giderek daha fazla birbirine entegre olması sürecini ifade eder. Bu, sermaye akışlarının ve finansal işlemlerin ülkeler arasında hızla ve daha serbest bir şekilde gerçekleşmesini sağlar. Küreselleşmenin çevre kirliliği üzerindeki etkisi birçok iktisatçı tarafından araştırılmış ve çok yönlü sonuçlar elde edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, gelişmekte olan bir ülke olan Türkiye örneği üzerinden finansal küreselleşmenin çevre kirliliği üzerindeki etkisinin asimetrik bir biçimde analiz edilmesidir. Çalışmada 1970-2020 döneminin yıllık verilerinden yararlanılmıştır. Zaman serilerinin durağanlık özellikleri, ADF (Augmented Dickey-Fuller) birim kök testi kullanılarak analiz edilmiştir. İkinci aşamada, değişkenler arasındaki uzun ve kısa dönemli ilişkiler NARDL (Non-linear Autoregressive Distributed Lag) yöntemi ile incelenmiştir. NARDL, zaman serileri arasında hem uzun dönem eşbütünleşme ilişkilerini hem de kısa dönem dinamiklerini değerlendiren esnek bir modeldir. Bu yöntem, değişkenler arasındaki etkileşimlerin doğrusal olmayan yönlerini de göz önünde bulundurarak, daha kapsamlı ve gerçekçi sonuçlar elde edilmesine olanak tanır. Böylece, araştırmanın kapsamı genişletilerek, değişkenlerin uzun vadeli ilişkileri hakkında derinlemesine bilgi sağlanacaktır. Sonuçlar, Türkiye'de finansal küreselleşmenin artması çevre kirliliğinin artmasına yol açmaktadır. Diğer bir bulgu ise, ekonomik büyüme ile çevresel kalite arasındaki ilişkiyi inceleyen Çevresel Kuznets Eğrisi hipotezinin Türkiye için geçerli olduğudur.
Hisse senedi piyasasında teknik analiz ve temel analiz uygulamaları: BIST 50 üzerine bir inceleme
Son zamanlarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanların borsaya olan ilgisi artmıştır. Dünyada yaşanan hastalıklar, savaşlar ve doğal afetler gibi olaylar sonucunda enflasyonist hareketler yaşanmıştır. Yatırımcılar tasarruflarının ve yatırımlarının değerini koruyabilmek için borsaya yönelmiş ve Borsa İstanbul'a olan ilgi artmıştır. Ancak birçok yatırımcı borsa hakkında bilgisi olmadan yatırım yaparak ciddi kayıplar yaşamıştır. Borsada yatırım yapmak için en yaygın kullanılan hisse senedi analiz yöntemleri, temel analiz ve teknik analiz yöntemleridir. Teknik analiz, geçmişteki fiyat hareketlerinden faydalanarak geleceği tahmin etmeye çalışmaktadır. Teknik analiz geçmişte olan fiyat hareketleri gelecekte de tekrarlanacağını iddia derken, geçmişte yatırımcıların aldıkları kararlar ve yapılan hatalardan dolayı belirli şekiller ortaya çıkmaktadır. Temel analiz, finansal tabloların, endüstrinin ve ekonominin analiz edilmesi esasına dayanmaktadır. Hisse senetlerine yatırım yapmak isteyen yatırımcılar, temel analiz yaparken, şirketlerin zayıf ve güçlü yönlerini ortaya çıkarabilmek için finansal tablolardan faydalanmakta ve şirkete yatırım yapılıp yapılmayacağı konusunda karar vermektedirler. Bu çalışmanın amacı, BIST 50 indeksinde işlem gören firmalar için teknik analiz ve temel analiz yöntemlerini kıyaslayarak, hangi analiz yönteminin daha karlı sinyaller ürettiğinin belirlenmesidir. BIST 50 indeksinde işlem gören hisse senetleri için teknik analiz kapsamında SMA, RSI ve MACD indikatörleri ve temel analiz kapsamında PD/DD, F/K ve FD/FAVÖK oranları alım satım sinyallerinin tespitinde incelenmiştir. Elde edilen bulgular, temel analiz kapsamında PD/DD, F/K ve FD/FAVÖK oranlarından kar elde edilebildiğine ve FD/FAVÖK oranının, diğer oranlara göre çok daha fazla getiri sağladığına işaret etmiştir. Yine, temel analiz kapsamında ikinci en yüksek kar F/K oranıyla ve en düşük kar ise PD/DD oranıyla elde edildiği tespit edilmiştir. Öte yandan çalışmada teknik analiz kapsamında, MACD, RSI ve SMA indikatörlerinin üçünden de kar elde edilebildiği bulgusuna varılmış ve MACD indikatörünün daha fazla hissede oransal karlı sonuçlar elde ettiği bulgusuna varılmıştır. Kısaca, hem teknik analiz hem de temel analizde elde edilen karların birbirine yakın olduğu ve bir analiz yönteminin diğerinden daha üstün olmadığı tespit edilmiştir. Bir diğer ifadeyle, indikatörlerin ve oranların tamamı başarılı olduğu için, bir yatırım yapılacağı zaman her iki analiz yönteminin de kullanılması önerilmektedir
Finansal sıkıntının G7 ülkelerinin finansal gelişmişlik, risk ve büyüme üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, G-7 ülkelerinde finansal sıkıntının finansal gelişmişlik, finansal risk ve büyüme oranları üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Çalışmanın dönemi 2010-2024 olup yıllık veriler kullanılmıştır. Çalışmanın bağımsız değişkeni, literatürde ülkelerin finansal açıdan etkilendiği kabul edilen göstergelerden Temel Bileşenler Analizi (TBA) ile türetilen Finansal Sıkıntı Endeksi'dir. Bağımlı değişkenler ise Finansal Gelişmişliği temsilen G-7 Ülkelerinin En Fazla İşlem Gören Borsa Endeksinin logaritmik hali, CDS primleri ve Büyüme (GSYİH%) oranlarıdır. Yöntem olarak, değişkenler arasındaki uzun vadeli eşbütünleşik ilişkinin incelenmesi amacıyla Westerlund eşbütünleşme testi uygulanmış; değişkenler arasındaki ilişkinin yönü ve katsayılarının belirlenebilmesi için ise AMG ve CCE katsayı tahmincilerinden yararlanılmıştır. Her üç modelde de değişkenler arasında uzun vadeli eşbütünleşik ilişki tespit edilmiştir. AMG ve CCE katsayı tahmincilerine göre Fransa, Almanya, Japonya ve ABD'de Finansal sıkıntının, ülkelerin finansal piyasaları üzerinde negatif etkisinin olduğu görülmektedir. Almanya, İtalya ve Japonya için ise finansal sıkıntının ülke finansal riskleri üzerinde eş yönlü bir etki yarattığı tespit edilmiştir. Son olarak da ülkelerde yaşanan finansal sıkıntının ülkelerin büyüme oranları üzerinde etkili olmadığı görülmektedir. Bu bulgular, borsa ve CDS gibi kısa vadede dalgalanmalara duyarlı göstergelerin finansal sıkıntıdan etkilendiğini; buna karşın orta ve uzun vadede tepki vermesi beklenen büyüme değişkeninin finansal sıkıntıya anlamlı bir tepki vermediğini ortaya koymaktadır.
Finansman ve muhasebe alanındaki teknikler ve Türkiye'deki üniversitelerde bilgisayarlı muhasebe uygulamaları üzerine bir araştırma
1973 yılında Bretton Woods Sisteminiin çökmesiyle ülkeler, paralarını ABD doları karşısında dalgalanmaya bırakmışlardır. Böylece mal ve hizmet fiyatları, faiz oranları döviz kurlarında dalgalanmalar meydana gelmeye başlamıştır. Bunun sonucund uluslararası piyasalarda faiz, fiyat ve kur riskleri ortaya çıkmıştır. Bu riskleri ortadan kaldırmak için yeni teknolojilerin verdiği olanaklardan da yararlanarak bazı teknikler geliştirilmiştir. Son yıllarda türev piyasalar veya türev ürünler olarak ifade edilen kavramlar bu arayışların sonucuolmuştur. Türev ürünler olarak, swaplar, gelecek sözleşmeleri, opsiyonlar ve forward sayılabilir. Swap sözleşmeleri, tezgahüstü veya organize borsalar dışında işlem gören finansal türevler olarak da yer alır. Tezgahüstü işlemler, borsalar dışında, bankalar ile müşteriler arasında yapılan, tutar vade ve diğer koşulların ihtiyaçlarına göre belirlenir. Son zamanlarda swap sözleşmelerinin hızlı gelişme nedenlerinden birinin de opsiyonlarla birlikte kullanılması olduğu söylenebilir Gelecek sözleşmeleri(future contract) ise belli miktardaki bir malın veya menkul kıymetlerin, bu günden gelecekteki bir tarihte belirlenmiş bir fiyat üzerinden tesliminiveya teslim alınmasını hükme bağlar. Gelecek sözleşmeleri organize borsalarda işlem görür ve söz konusu organize borsalar, gelecek piyasaları olarak adlandırılır. Opsiyon sözleşmeleri; döviz kuru, faiz, menkul kıymet ve emtia üzerinden yapılmaktadır. Opsiyon, bir ürünün fiyatı bu günden sabitlenmek koşuluyla, ileri bir tarihte satmak ya da satın almak üzere alıcı ve satıcı arasında yapılmaktadır. Ayrıca opsiyonlar çok küçük bir sermaye ile çeşitli ürünler üzerine büyük tutarlarda yatırım yapma olanağı vermektedir. Vadeli Vadeli işlemler olarak da adlandırılan forward işlemler, ileri bir tarihte söz konusu olacak herhangi bir malın, vadesi, fiyatı ve miktarı bu günden tespit edilmek sureti ile sözleşmeye bağlandığı işlemler veya sözleşmelerdir. Vadeli işlemler genellikle döviz ve faiz üzerine yapılır. Son yıllarda uluslararası yeni finansman tekniklerinden Leasing, Factorin ve Forfaitingin kullanım alanı hızla yaygınlaşmaktadır. Geleneksel finanslama yöntemlerine göre oldukça yeni bir yöntem olan finansal kiralama ile kiralayanın, kiracının talebi üzerine bir malı satın alarak kullanım hakkını kiracıya teslim etmekte, kiracıda malı satın almanın finansman sorunundan kurtulmaktadır Teknolojide her alandaki gelişmelerin birbirlerini desteklemesi sonucu gelişmeler daha da hızlanmakta ve çeşitlenmektedir. Gelişen ve çeşitlenen teknoloji araçları, muhasebe ve finansman alanında da yeni teknik ve yöntemlerin doğmasına ve gelişmesine imkan vermekte ve kullanımalanı her geçen gün artmaktadır. Eğitim teknolojisi araçlarından bilgisayarlar olmaksızın artık muhasebe işlemleri imkansız hale gelmiştir. Bilgisayarlar; verilen veriler doğrultusunda muhasebenin temel görevlerinden, kaydetme, sınıflandırma ve rapor etme görevlerini de büyük ölçüde yerine getirmekte, yorumlama görevlerini kolaylaştırmaktadır. Bilgisyarın daha bilinçli ve verimli kullanıması durumunda daha kolay, güvenli, hızlı ve daha ucuz maliyetli alternatif çözümlerin üretimesi imkanları sürekli var olacaktır.
Öğretmenlerin online (Çevrimiçi) satın alma davranışlarının hedonik ve faydacı tüketim kalıplarına göre incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, öğretmenlerin online (çevrimiçi) satın alma davranışlarının hedonik ve faydacı tüketim kalıplarına göre incelenmesidir. Çalışmada hedonik tüketim boyutları olarak Arnold ve Reynolds'un (2003) macera için alışveriş, sosyal etkileşim, rahatlamak için alışveriş, başkalarını mutlu etmek için alışveriş ve değer alışverişi boyutları ele alınmıştır. Faydacı tüketim boyutları olarak Martinez-Lopez ve diğerleri (2014)'nin kolaylık, maliyet tasarrufu, bilginin kullanılabilirliği, ürün seçimi, ödeme kolaylığı ve sosyallik eksikliği boyutları ele alınmıştır. Veriler Kütahya il merkezinde ilk, orta ve lise kademesinde görev yapan öğretmenlerden toplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda öğretmenlerin daha çok başkalarını mutlu etmek için ve ürün çeşitliliği için çevrimiçi alışveriş yaptıkları ortaya çıkmıştır. Buna ek olarak, başkalarını mutlu etmek için alışveriş boyutu ve rahatlamak için alışveriş boyutları ile öğretmenlerin cinsiyetleri arasında anlamlı farklılıklar belirlenmiştir. Öğretmenlerin medeni durum ve yaşlarına göre ise hedonik tüketimin tüm boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu ortaya çıkmıştır. Kolaylık ve zaman tasarrufu, özelleştirilmiş ürün ve hizmetler, ürün çeşitliliği ile öğretmenlerin medeni durumları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Öğretmenlerin yaşlarına göre faydacı tüketimin tüm boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevrim İçi Alışveriş, Hedonik Tüketim, Faydacı Tüketim
Özel eğitim kurumlarında muhasebe eğitimi alanında öğrencilerin karşılaştıkları sorunlar ve çözüm önerileri
Bu araştırmanın amacı özel eğitim kurumlarında muhasebe eğitimi alan öğrencilerin muhasebe eğitiminde karşılaştıkları sorunları belirlemek ve buna ilişkin çözüm yolları ortaya koymaktır. Araştırma, nicel olarak düzenlenmiş olup tarama modellerinden biri olan genel tarama modelinde bir çalışmadır. Kütahya Merkez'de özel eğitim kurumlarına devam eden 150 öğrenci araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırma kapsamına alınacak öğrencilerin saptamasında amaçlı örnekleme kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan öğrencilerin muhasebe eğitiminde karşılaştıkları sorunların belirlenmesinde anket tekniğinden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programından yararlanılarak uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında betimleyici istatistikler, Bağımsız Örneklemler T Testi, Tek Yönlü Anova Testi ve Ki Kare Testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, özel eğitim kurumundaki muhasebe eğitimini öğrencilerin olumlu bulduğu bulunmuştur. Özel eğitim kurumlarında yaşanan sorunlara ilişkin olarak katılımcıların çoğunluğunun kurumdaki alan dal ve becerilere yönelik hizmetleri kısmen yeterli gördüğü bulunmuştur.
Bireysel emeklilik şirketlerinde fon kaynak kullanım analizi
Dünyada gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin ortak sorunlarında olan sosyal güvenlik sorunu özellikle 1980'lerde ön plana çıkmaya başlamış ve ülkeler çeşitli politikalar benimseyerek gerekirse de mevcut politikalarını değiştirerek sosyal güvenlik sistemindeki aksaklıkları giderme ve bu sitemi yeniden yapılandırma yolunda ciddi gelişmeler kaydetmişlerdir. Ülkemizde de, aynı sorunlarla karşılaşılmış ve bu aksaklıkları giderecek 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu uygulamaya konulmuştur. Kanun ile hem mevcut sosyal güvenlik sistemin aksaklıklarının giderilmesi için ihtiyaç duyulan reformun önemli bir adımı atılmış, hem de sermaye piyasasındaki kurumsal yatırımcı etkisinin artırılması için önemli bir aşamaya gelinmiştir.Sistem ile amaçlanan bireylerin emeklilik döneminde ek bir gelir sağlanarak refah düzeylerinin artırılması için bugünden yapacağı belirli ve düzenli katkılarının emeklilik fonlarında değerlendirilmesi esasına dayanmaktadır. Bu sistemin düzenleyici ve uygulayıcı taraflarınca önem verilmesi gereken nokta, ülke ekonomisinin ve piyasaların gelişmesi veya devlet hazinesine kaynak yaratılmasının ötesinde, bu sisteme sadece emeklilik dönemlerinde tatmin edici bir gelir elde edebilmek amacıyla girmiş olan katılımcıların birikimlerinin bu amaç doğrultusunda yatırıma yönlendirilmesinin sağlanmasıdır. İlk etapta sistemin bu görevi yerine getirilmeli daha sonra ise sistemden orta ve uzun vadede beklenen diğer makroekonomik gelişmeleri görmek ve değerlendirmek gerekir.
Portföy oluşturma ve portföy yönetiminde etkinlik ve etkinliğin artırılmasına yönelik alternatif stratejiler
Portföy oluşturma ve portföy yönetimi özellikle finansal piyasaların gelişmesiyle gündeme gelen bir konu olmuştur. Ülkemizde finansal piyasalarda işlem gören enstrümanların azlığı yakın zamana kadar yatırımcıları bireysel olarak portföy oluşturmaya yöneltmişti. Ancak son birkaç yıldır özellikle sermaye piyasasında görülen değişmeler, portföy yönetiminde kurumsallaşmayı gündeme getirmiştir. Sermaye piyasasına yeni enstrümanların girmesi, işletmelerin halka açılmasının özendirilmesine paralel borsada işlem gören hisse senetleri sayısındaki artış, yatırımcıları portföylerini daha profesyonelce yönetmeye sevketmiştir. 1993 yılında Sermaye Piyasası Kurulu'nca portföy yönetimine izin verilmesiyle, yetki belgesi alan kuruluşlarca portföy yönetim hizmeti verilmeye başlanmıştır. Günümüzde de, bu hizmet ağırlıklı olarak bankalar ve aracı kurumlar tarafından verilmektedir. Profesyonel portföy yönetiminde uygun yatırım araçlarının seçimiyle en yüksek getirinin elde edilmesi amaçlanmakta; bu amaca ulaşmak için de çeşitli stratejiler geliştirilmektedir. Aktif ve pasif olmak üzere iki grupta incelenebilecek bu stratejiler, portföy yönetiminde etkinlik ve etkililiğin artırılmasında en büyük yararı sağlamaktadır.
İşletme yönetiminin kontrol fonksiyonunun bağımsız dış denetim üzerindeki etkileri
Faaliyetlerini küresel bir piyasa ortamında sürdürmek durumunda olan işletmeler, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşmak, öngörülmüş karı elde etmek ve gelecek dönemlere başarılı geçişler yapabilmek için, işletme biliminin gerekli kıldığı düzenlemeleri yapmak, denenmiş yönetim ve denetim ilkelerini en iyi biçimde uygulamak zorundadırlar.Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş, işletmelere değer kazandıran etmenlerde önemli değişmelere neden olmuştur. Yatırımcılar karar alırken, artık, işletmenin gelecek yıllarda içinde bulunacağı finansal ve faaliyet durumunu bilmek istemektedirler. Çünkü, bilgi toplumu işletmelerin varlıklarını devam ettirebilmeleri ve işlerinde başarılı olabilmeleri için yeni yeteneklere ve güce sahip olmaları gerekli kılmaktadır.İşletmede kurulacak olan kontrol sistemlerinin, kontrol mekanizmalarının verilerinden yararlanarak tutarlı kararlar alınabilmesi için nelerin kontrol edileceğinin önceden saptanması gerekmektedir. Sahip olduğu varlıkları ile bu varlıkların kaynakları ve kar amacı işletme için büyük önem taşımaktadır. Bunların üzerinde etkili olabilecek her bir faaliyet, her bir hareket mutlaka kontrol edilmelidir. İşletmede kurulacak bir iç kontrol sistemi hem yönetimin hem de iç denetimin işini kolaylaştırmaktadır. Mevcut iç kontrol sisteminin ve bunun bir fonksiyonu olan iç denetimin etkin kılınması halinde, bu durum bağımsız dış denetimin kısa sürede düşük maliyetle ve başarılı bir şekilde sonuçlanmasını mümkün kılmaktadır.Anahtar Kelimeler: İşletme, Yönetim, İç Kontrol, İç Denetim, Bağımsız Denetim.
Essays on central bank foreign exchange reserve adequacy in emerging market economies
A simple analysis of IMF's ARA metric implied excess reserves-to-GDP ratio suggests that despite some of the EM countries holding reserves close to ARA metric implied levels, some countries' holdings diverge to a great extent. The first essay of this thesis shows that GDP, broad money, and trade balance augmented with 3-month of imports reflect the reserve holding decisions of central banks to a great extent. This metric mitigates the inherent problem of the IMF's ARA metric to overestimate the adequate level of reserves for some EM countries while underestimating for others, at least from the central banks' perspective. Although studies that attempt to explain the observed hoarding behavior of EMEs are abundant, research on whether the levels of foreign exchange reserves are excess or not is scarce. The second essay of this thesis attempts to identify the level of international reserves deemed adequate by the market using several reserve adequacy measures and the EM external debt market. The results suggest that the market assesses the IMF's ARA metric to overestimate the level of adequate reserves to a great extent. More importantly, hoarding reserves beyond adequate levels is not optimal since it is not rewarded by the market. For EMEs, holding relatively high or excess foreign exchange reserves is a way of limiting the adverse impact of external shocks. However, hoarding of international reserves may be distortionary to global financial stability and may be costly given the conservative approach of reserve authorities to reserve portfolio management. In the third essay of this thesis, we develop a simple framework that may help EMEs minimize the costs associated with holding excess reserves. CDS contracts are incorporated into the decision rule as contingent claims linked to sudden stops. The suggested framework provides the much-needed external liquidity in bad states and can be extended to include contingent claims linked to global factors for hedging the systematic risk component while a portfolio of CDS contracts on the external debt of comparable countries can be used for hedging the idiosyncratic risk component.
Sınır ötesi banka birleşmelerinin ve satın almalarının finansal etkileri
Sınır ötesi banka birleşmeleri ve satın almaları; hedef ülkenin mali politikalarına engel oluşturma, kriz döneminde krizi tetikleyen uygulamalarda bulunma, bir baskı grubu oluşturarak ülkenin izleyeceği politikaları yönlendirme, sağlıksız bir rekabet ortamı oluşturabilme, ülke içinde kaynak dağılımını sınırlama, satın alan tarafın ülkesinde gerçekleşen krizden dolayı hedef bankaların finansal durumunu etkileme veya batmasına neden olma gibi ülke ekonomisini etkileyebilecek negatif etkileri nedeniyle önemli bir yer arz etmektedir. Sınır ötesi banka birleşmelerini ve satın almalarını tetikleyen güdüler arasında, müşteriyi takip etme, savunma, pazar fırsatlarından yararlanma, riski dağıtma ve/veya azaltma, bilgi maliyetlerinin yüksek olması, otorite sınırlamalarının kaldırılması, ortak köken, etkinlik arttırma beklentisi, bankalarda bilişim teknolojilerinin maliyetlerinin yüksek olması, kapsam, ölçek ekonomilerine ulaşma ve sinerji beklentileri, yeni bir ülkede pazara giriş stratejisi, özelleştirme sonrası satın alma işleminden kâr elde etme beklentisi, hedef ülke göstergeleri (GSYİH yükselme beklentisi, bankacılık hizmetlerinin kullanım düzeyi, bankacılık sektöründe kârlılık oranları) yer almaktadır. Birleşmelerin ve satın almaların performanslarını ölçmek için pazar temelli hissedarların getirilerini hesaplama yöntemi, finansal tabloları temel alan çalışmalar, yöneticilere yapılan anket ve klinik çalışmalar yöntemleri kullanılmaktadır. Bankalarda finansal tabloları temel alan analizlerde ise oran analizi, parametrik yöntemler (Stochastic Frontier Approach, Distribution-Free Approach, Thick Frontier Approach gibi) ve parametrik olmayan yöntemler (Data Envelopment Analysis, Free Disposal Hull) kullanılmaktadır. Çalışmamızda, Türkiye'de gerçekleşen üç sınır ötesi banka satın almasının (Denizbak, Finansbank, ING Bank (Oyak Bank)) finansal etkilerinin incelenmesi amacıyla bir tür oran analizi olan CAMELS analizi kullanılmıştır. Sınır ötesi satın alınma öncesi üç yıl ve satın alınma sonrası üç yıl dönemlerinde, mevduat bankalarının ortalamalarına kıyasla üç bankanın performans gelişimi analiz edilmiştir ve üç bankanın sonuçları birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Araştırma sonuçlarında satın alınma öncesi ve sonrası dönemde üç bankanın bilgilerinde benzerlikler saptanmıştır. Üç bankanın performansının satın alınmadan sonraki üç yıllık dönemde azaldığı görülmüştür. Bununla birlikte üç bankanın satın alınmadan önceki dönemdeki performansları mevduat bankaları ortalamaları üzerindeyken, satın alınma sonrası dönemde üç bankanın performansının mevduat bankalarının altına düştüğü saptanmıştır. Hedef bankalarda satın almadan sonra gerçekleşen performans düşüşünün, sınır ötesi birleşme ve satın almaların negatif etkilerinin yanı sıra satın alınma sonrası dönemin 2008 kriz dönemine rastlaması ve satın alan bankaların krizden derinden etkilenmiş olmalarından da kaynaklanabileceği düşünülmüştür. Türkçe anahtar kelimeler: 1-Sınır Ötesi Banka Birleşme ve Satın Almaları 2-Bankacılık 3-Performans Ölçümü 4-CAMELS Analizi 5-Yabancı Banka 6-Denizbank 7-Finansbank 8-ING
Ayakkabı sektöründeki KOBİ'lerin finansman sorunları ve Manisa bölgesinde bir uygulama
ÖZET Son yıllarda gelişmiş ülkelerdeki ayakkabı ve deri imalat sanayinde faaliyet gösteren işletmelerin üretimlerini işgücü maliyeti düşük olan ülkelere kaydırma eğilimleri Türkiye için özellikle ayakkabı imalat sanayinde önemli fırsatlar doğurmuştur. Bu çalışmada Manisa İli'nde ayakkabı imalat sektöründe faaliyet gösteren küçük ve orta boyutlu işletmelerin finansman sorunları incelenmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Öncelikle genel olarak KOBÎ'lerin tarihsel gelişimi, özellikleri ve tanımları teorik olarak, daha sonra ayakkabı imalat sektörünün Türkiye ekonomisindeki yeri, dış ticareti, dünya ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerindeki durumu, gümrük birliğinin sektöre etkisi ele alınmıştır. Son olarak sektörün sorunlarını belirlemek amacıyla bir anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasının sonucunda Manisa İli'ndeki ayakkabı imalat sektöründeki finansman sorunlarının genellikle Türkiye'deki sektör sorunları ile paralellik gösterdiği, ancak altyapı, işyeri seçimi, kalifiye eleman konularında sorunların bir ölçüde aşıldığı görülmüştür. Çalışmanın son bölümünde anket çalışmasının sonuçlarına da dayanarak ayakkabı imalat sektöründeki sorunların çözümüne yönelik önerilere yer verilmiştir.
Vadeli işlem ve opsiyon borsalarında tarımsal ürünlere dayalı vadeli işlem sözleşmeleri Türkiye uygulamalası
Piyasa koşullan içerisinde kar elde etmek amacıyla faaliyet gösteren taraflar, ekonomik koşulların sebebiyet verdiği belirsizlikleri ve bunun paralelinde oluşan riskleri mümkün olduğunca minimize etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla çeşitli finansal araçlar oluşturulmakta ve taraflar bu finansal araçlar vasıtasıyla beklentilerinin gerçekleşmesine engel olabilecek belirsizliklerden kendilerini bertaraf etmeyi planlamaktadırlar. Vadeli işlemler piyasası da bu finansal araçlardan biridir. İlk olarak 19.yüzyıl başlarına oluşturulan bu piyasalar temelinde risk transferini barındırmakta ve ileride oluşabilecek risklerden kendilerini korumayı amaçlayan taraf ile (Hedger), bu riski salın alarak kar elde etmeyi planlayan taraf (Spekülatör) arasında bir denge kurarak risk transferinin gerçekleşmesine imkan tanımaktadır. Yatırımcıların gelecekteki belirsizlikler karşısında oluşabilecek kayıplardan korunmalarında risk yönetiminde kullanılan finansal vadeli araçlar tanıtılarak bu araçların çeşitleri ve önemi üzerinde dumlmaktadır. Vadeli işlem piyasaları ülkemizde kuruluş aşamasındadır. İlk olarak tarımsal ürünlerde pamuk ve buğday ile faaliyete geçirilmesi düşünülen bu piyasaların geçerlilik kazanabilmesi için öncelikle tarım ürünlerinin fiyat akışına devletin müdahalesinin durdurulması gerekmektedir. Vadeli işlem piyasalarının faaliyete geçmesiyle gerek spekülatörlerin gerekse risklerini en aza indirmek isteyen tüccarların katkılarıyla borsada hareket ve likidite sağlanacaktır. m
Factoring işlemlerinin muhasebeleştirilmesi ve rasyolara olan etkisi
Reel kesimin büyümeye başlamasıyla birlikte piyasada yeni finansal tekniklerin kullanımının gereksinimi ortaya çıkmıştır. Gerek yurt içi gerekse yurt dışına mal ve hizmet sunan firmalar kaynak ihtiyaçlarını zamanında karşılayabilmek ve alacaklarının tahsil edilememe riskini ortadan kaldırmak için alternatif finansman yöntemlerine başvurmuşlardır.Özellikle 1980'den sonra önem kazanmaya başlayan factoring işlemi ülkemizde de uygulama alanı bulmuş ve hızlı bir şekilde yaygınlaşmıştır. Factoring ile firmalar alacaklarını zamanında tahsil edebilmekte ve nakit akımını da kolaylıkla gerçekleştirebilmektedirler. Bu nedenle factoring işlemi firmaların kısa vadeli alacak haklarının devredilerek nakit akışının sağlanması açısından büyük önem taşır.Bu tezin amacı bir finansman tekniği olan factoring'i incelemeyi ve factoring'in kullanılmasının firmaların rasyolarına etkisini açıklamayı kapsamaktadır
İmalat sanayisinde firma etkinliğinin ölçümü ve finansal analizi : (1996-2006 dönemi)
Üretim, mal ve hizmetlerin yapıldığı süreci ifade eder. Üretim yönetimini de bunun ışığında kullanılacak kıt kaynaklarla, maksimum çıktı, kalite ve zaman şartlarına uygun en optimal üretimi gerçekleştirmek şeklinde tanımlanabilir. Günümüz koşullarında artan rekabet ortamı, reel sektörün etkinliklerini dikkate alarak değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla reel sektörde yer alan firmaların rekabet edebilmesi ve başarılı olabilmesi için, sürekli olarak etkinlik ölçümlerini yapmaları önemli olmaktadır.Veri zarflama analizi, çok sayıda girdi ve çıktı değişkenlerinin belirlenmesinden yola çıkılarak, etkinlik düzeylerinin hesaplanmasında kullanılan matematiksel programa dayalı, parametrik olmayan ölçüm tekniğidir.Bu çalışmada Türkiye'de imalat sanayisinde faaliyet gösteren sektörlerin etkinlik ölçümleri 1996-2006 dönemi itibariyle veri zarflama analizi (VZA) yöntemiyle incelenmiş ve finansal açıdan değerlendirilmiştir. Yapılan analiz sonucunda etkin olan ve etkin olmayan sektörler tespit edilmiş ve sektörlerin etkinliklerini artırabilmesi için gerekli önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: İmalat sektörü, Etkinlik ölçümü, Finansal analiz, Veri zarflama analizi
Batık kredilerin hesaplanması ve ekonomik krizlerin batık kredilere etkisi
Çalışmamamızda ilk olarak ekonomik kriz olgusu anlatılacak, krizin özellikleri, oluşumu, nedenleri ve çeşitleri sınıflandırılarak anlatılacaktır. Daha sonra çalışmada kullanılması düşünülen iktisadi değişkenlerden, cari açık, borçlanma ve büyüme kavramları detaylı bir şekilde ifade edilecektir.Çalışmanın ikinci bölümünde batık kredilerin hesaplama yöntemleri üzerinde durulacaktır. Batık kredilerin önceden doğru olarak tahmin edilmesi, hâsılatın doğru olarak tahminine yardımcı olacağı gibi, diğer bilanço kalemlerinin yönetimine katkı sağlayacağı açıklanacaktır. Alacakların firmanın varlıkları içerisindeki ağırlığı arttıkça batık kredilerin tahmini konusunda da daha gerçekçi çalışmaların yapılması zorunlu olmaya başlamıştır. Bu amaçla geleneksel muhasebe uygulamalarında kullanılmakta olan yöntemlerin yanında, niceliksel bazı tekniklerde geliştirilmiştir. Çalışmamızda, tahmin yöntemleri bu gelişmeye paralel olarak Klasik Yöntemler ve Markov Zincirler Yöntemi olarak gruplandırılmış, Türkiye'deki durumu vurgulamak yönünden de Vergi Usul Kanunu'ndaki düzenlemeler de incelenmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde, ilk iki bölümde teorik olarak anlatılan batık kredileri hesaplama yöntemleri ile enflasyon değişkenleri arasındaki ilişki birlikte değerlendirilecektir. Bu bağlamda öncelikle 1998 ? 2008 yıllarında İMKB' ye kote olan şirketlerin şüpheli ticari alacakları ile ilgili yılda gerçekleşen cari fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla arasında regresyon yöntemi ile ilişki aranacak ve açıklanmaya çalışılacak, ardından 1998-2008 yılları arasında T.C. Merkez Bankası tarafından yayınlanan genel sektör bilançolarında yer alan şüpheli alacaklar ile ilgili yıllar arasında gerçekleşen cari fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla arasındaki ilişkinin araştırılacak ve alt sektörlerin şüpheli alacakları ile cari fiyatlarla gayri safi hasıla arasındaki ilişki açıklanmaya çalışılacaktır.
Profesyonel futbolun vergilendirilmesi ve Avrupa'nın beş büyük ligi ile süper ligin vergi bakımından TOPSIS yöntemi ile karşılaştırılması
"Profesyonel Futbolun Vergilendirilmesi ve Avrupa'nın Beş Büyük Ligi ile Süper Ligin Vergi Bakımından TOPSIS Yöntemi İle Karşılaştırılması" adlı çalışmada temel amaç, globalleşen dünya çerçevesinde gündeme gelen futbolcuların bonservis işlemleri esnasında oluşan yüksek bedeller ve bu bedellerin futbol kulüpleri veya oyuncular bakımından vergiye tabi olma durumunun incelenmesi ve bu durum neticesinde meydana gelen sorun ve oluşabilecek sorunlara Avrupa'nın beş büyük ligindeki örnek yaklaşımlarla birlikte değerlendirerek çözüm önerileri sunmaktır. Çalışmada, spor ve spor faaliyetlerinde bulunan kurum ve kuruluşların tarihsel serüveni incelenerek, geçmişten bugüne ayrıntılı olarak değerlendirilmeye çalışılacaktır. Türkiye'de amatör spor dalında olan kurum ve bireylerden vergi alınmamaktadır. Fakat profesyonel sporculardan ve kurumlardan ücret geliri elde edildiği için vergi alınmaktadır. Bu nedenle çalışmada vergisel anlamda ne gibi avantajlara ya da dezavantajlara sahip olunduğu incelenmeye çalışılacaktır. Profesyonel futbolcuların elde etmiş oldukları ücret gelirlerinin neler olduğu ve bu gelirlerin hangilerinin ücret sayılıp sayılamayacağı belirtilerek, hangi kanunlara göre vergiye tabi olacakları farklı ülkelerdeki uygulamalarla TOPSIS analizi ile karşılaştırılarak, değerlendirilmeye çalışılacaktır. Aynı zamanda Türkiye Süper Lig kapsamında bulunan üç büyükler olarak bilinen Fenerbahçe Spor Kulübü, Galatasaray Spor Kulübü, Beşiktaş Spor Kulübü'nün bilançoları değerlendirilerek Türkiye adına kazandırdıkları vergi gelirlerinin karşılaştırılması incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Profesyonel Futbol, TOPSIS, Profesyonel Futbol Vergilendirmesi
Sigorta işletmeciliğinde katkı ve fayda planlamasının karşılaştırmalı olarak analizi ve örnek uygulama
İlgili tez çalışmasının temel amacı, belirli fayda planı ve belirli katkı planının karşılaştırılmasıdır. Bu kapsamda karşılaştırmaya temel olan unsur getiri oranı riskidir. Getiri oranının sabit koşullar altında ve belli bir dönem sonra farklılaşması koşullarında katkı payı, emekli maaşı, aktüeryal yükümlülük, toplu ödeme ve stopaj kesintileri üzerine etkisi incelemeye çalışılmıştır. Diğer bir ifade ile beklenen getiri oranının farklılaşmasını ifade eden getiri oranı riskinin katılımcı, emeklilik şirketi ve devlet üçlüsü üzerine etkisi incelenmiştir. Daha sonra da yeni bir emeklilik planı önerisinde bulunulmuştur.İlgili örnek uygulama, iki emeklilik planının aynı koşullarda karşılaştırılabilirliğinin sağlanması amacıyla bireysel emeklilik sistemi esas alınmış uygulama örneği sisteme ait kurallara bağlı kalınarak geliştirilmiştir. Örnek uygulama kapsamında, özel emekliliğe katılmayı gönüllü olarak isteyen 18?46 yaş arasındaki erkek bireyler alınmıştır. Bu bireylerin belirli fayda planında çalışma dönemi maaşının son üç döneminin ortalamasının %90'ını emekli maaşı olarak almak isterken, belirli katkı planında ise çalışma dönemi maaşının %10'unu katkıda bulunmak istedikleri varsayılmıştır. Bu amaçla aktüeryal dengelerin kurulmasında ?Bireysel Sabit Prim Yöntemi? uygulanırken, aktüeryal yükümlülük hesaplamalarında ise ileri doğru yöntem uygulanmıştır.Uygulama sonuçlarında ise, belirleri fayda planlarında, sabit getiri oranı koşullarında getiri oranındaki artışın katkı payı tutarını, aktüeryal yükümlülüğü, toplu ödeme tutarını ve dolayısıyla stopaj tutarlarını azalttığı, emekli maaşı tutarını etkilemediği tespit edilmiştir. Getiri oranının 10. dönemde farklılaşması durumunda ise, katkı payı tutarı ve emekli maaşı, katılımcıya yapılan toplu ödemeler ve stopaj kesintilerinin bundan etkilenmediği ancak, emeklilik şirketinin aktüeryal yükümlülüğünü etkilendiği tespit edilmiştir. Belirli katkı planında ise, sabit getiri oranı koşullarında, getiri oranındaki farklılaşmanın katkı payı ödemelerini etkilemediği ancak getiri oranındaki artışın emekli maaşlarını, aktüeryal yükümlülüğü, toplu ödemeleri ve stopaj ödemlerini artırdığı, getiri oranının 10. dönemde arttığı koşullar altında ise, katkı payı ödemelerinin ve aktüeryal yükümlülüğün bu farklılaşmadan etkilenmediği, emekli maaşının, toplu ödemelerin ve stopajın artış gösterdiği tespit edilmiştir. Önerilen yeni planda ise, sabit getiri oranı koşullarında belirli fayda planı sonuçlarını verirken 10. dönemde farklılaşan getiri oranı koşullarında katılımcının katkı payı ödemeleri getiri oranı ile ters yönlü hareket ederken, emeklilik şirketinin aktüeryal yükümlülüğü ve emeklilik maaşı etkilenmemektedir. Bu etki prim ödeme döneminde devam etmekte, prim ödeme dönemi sona erdiğinde ise belirli fayda planındaki gibi sonuçlar doğurmaktadır. Ancak getiri oranı riskinin sadece katılımcıya ya da sadece emeklilik şirketine yüklenmesi engellenmektedir. Böylece getiri oranı riski bakımından daha adil bir emeklilik planı yapısı ortaya koymaktadır.
İşletmelerde riske yönelik denetim ve raporlanması
İşletmelerde Riske Yönelik Denetim ve Raporlanması, Doktora Tezi, Ankara, 2008.Günümüzde işletmelerin faaliyet alanlarının genişlemesi ve ürün çeşitlerinin çoğalması nedeniyle karşılaşabilecekleri riskler çok fazla oranda artmıştır. Dünyada yaşanan global krizler ve rekabet koşulları, işletmeleri ve piyasaları birtakım önlemler almaya zorlamıştır. Bunda, özellikle 2000'li yıllarda gelişmiş ülkelerde yaşanan işletme skandallarındaki muhasebe hata ve hilelerinin de önemli etkileri olmuştur. Son yıllarda işletmelerin şeffaf bir şekilde raporlama yapmalarını sağlayabilmek ve bilgi alıcılarını doğru bilgilendirmek için, işletme çapında risk yönetimi ve riske yönelik denetim yapılması zorunlu hale gelmiştir.Bu nedenle tezin amacı, riske yönelik denetim yapılma gerekliliğini ortaya koymak ve bunun nasıl yapılacağı konusunda açıklamalar yapmaktır. Riske yönelik denetim işletmenin sadece geçmişinin değil, geleceğine yönelik bilgilerinin (risk ve belirsizliklerinin) de sürekli bir biçimde denetimidir. Riske yönelik denetim için işletmenin çevresinin, faaliyette bulunduğu sektörün ve işletme faaliyetlerinin topluca analiz edilmesi gerekmektedir. Bunu yapabilmek için bir bağımsız dış denetçinin, sadece muhasebe bilmesi yeterli değildir. Denetçinin, muhasebe bilgilerinin yanı sıra işletmenin diğer fonksiyonlarına ilişkin bilgilerine, bilgi teknolojilerine, işletmenin faaliyette bulunduğu sektörün ve ülkenin yapısı ile ilgili konulara da hakim olması gerekmektedir.Çalışmada öncelikle, muhasebe denetiminin fonksiyonları, finansal bilginin önemi ve geleneksel muhasebe denetiminin özellikleri üzerinde durulmuştur. Daha sonra, riske yönelik denetim yapılabilmesi için bilinmesi gereken işletme riskleri geniş bir şekilde açıklanmıştır. Risk ve belirsizlik kavramı, risk çeşitleri ve risk yönetimi uygulamaları ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve riskler tez açısından yeniden sınıflandırılmıştır.Çalışma kapsamında ayrıca, riske yönelik denetimin özellikleri ve geleneksel denetimden farklılıkları, ülkemizde ve dünyada risk raporlaması ve denetimi hakkındaki mevzuat ve uygulamalar açıklanmıştır.Çalışmanın son kısmında, hisse senetleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören ve imalat sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin risklilik analizine ilişkin uygulama yapılmıştır. Analizde 89 adet işletmenin 2003-2007 yıllarındaki 15 ara dönemine ait 20 farklı finansal oran kullanılmıştır. Uygulamada Edward I. ALTMAN tarafından ilk kez 1968 yılında uygulanmış ve sonraki yıllarda da birçok çalışmada kullanılmış olan çoklu regresyon analizi baz alınmıştır. Temel amaç, imalat sektöründeki işletmelerin durumunu belirlemek ve bir erken uyarı sistemi geliştirebilmektir. Bu amaca ulaşabilmek için oluşturulan verilere, faktör analizi ve diskriminant analizi yöntemleri uygulanmıştır. Uygulama sonucunda işletmelerin risk derecelemesi yapılmış ve yeni bir işletme hakkında denetçinin fikir sahibi olabilmesi için fonksiyon geliştirilmiştir.Bu tez sonucunda, işletmelerin ve ekonominin gelişmesiyle risk çeşitlerinin de artacağı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, işletmelerin risklerle yaşamayı öğrenmesi ve riskten korunma yöntemlerini daima geliştirmesi gerekir. Bunun için, her işletmenin risk yönetim merkezi oluşturması, iyi bir iç kontrol istemi kurması, yeterli ve kaliteli bir şekilde iç ve dış denetim yapılmasını sağlaması gerekmektedir. İşletmelerin; üretim, pazarlama, insan kaynakları, finansman, bilgi teknolojileri gibi alanlarda karşılaşabileceği riskleri tespit edip, gerekli önlemleri alması ve bu risklerle, alınan önlemleri faaliyet raporu ile kamuoyuna açıklaması gerekmektedir.İşletmelerin bilgilerinin ve geleceğine ilişkin risklerinin şeffaf bir şekilde kamuoyuna sunulabilmesi için, bu verilerin bağımsız dış denetçiler tarafından denetlenmesi zorunluluktur. Sonuçta, işletmelerin sunacağı faaliyet raporlarında yer alan bilgilerin güvenilirliğinin, geleneksel denetimle değil de ancak riske yönelik denetimle yeterli ve etkili bir şekilde denetlenebileceği ortaya çıkmıştır. Gelecek yıllarda dünyada, riske yönelik denetim uygulamaları hızla yayılacaktır.Anahtar Sözcükler1.Risk-Bazlı Denetim2.Risk Raporlaması3.Risk Yönetimi4.Denetim Riski5.Uluslararası Denetim Standartları
Özel emeklilik fonları ve sermaye piyasası üzerine etkileri
Sosyal güvenlik sistemlerinin temelinde, genç ve sağlıklı çalışan nüfustan yaşlınüfusa bir gelir transferi düşüncesi yatmaktadır. Sözkonusu sistem sosyal güvenlikprimlerinin tutarına, fonların yönetimine ve nüfusun yapısına son derece duyarlı biryapı göstermektedir.Teknolojik gelişmeler, sağlıklı beslenme ve sağlık alanındaki ilerlemelersonucunda insan ömrünün uzaması her aktif sigortalıya daha çok pasif sigortalıdüşmesine yol açmaktadır.Başarılı bir sosyal güvenlik sistemine sahip bir ülkede aktif/pasif sigortalıdengesi1/7 iken Türkiye'de bu oran 2003 yılı itibariyle 1.7 çalışana 1 emekli olaraktespit edilmiştir. Ülkemizde bütçe açıklarının GSMH'ya oranı %9 civarındaseyretmektedir. Bütçe açıkları içerisinde sosyal güvenlik açıklarının payı ise %30-35aralığındadır. Mevcut yapı ve yaşanan ekonomik darboğazlar incelendiğindetamamen devletin finansmanı temeline dayalı bir sosyal güvenlik sistemininaksaklıklar yaşaması doğaldır.Ülkemizde sosyal güvenliğe ilişkin olarak yaşanan problemlerin benzerleri dahaönce gelişmiş veya gelişmekte olan birçok ülkede de yaşanmıştır. Emeklilik yaşınınyukarı çekilmesi veya emekli aylıklarının tutarının düşürülmesi gibi çözümler sorunudaha da kronik hale getirmekten öteye gidememiştir. Uzun süreli araştırmalarsonucunda sosyal güvenliğin özellikle de emeklilik sisteminin özelleştirilmesiningerektiği tespit edilmiştir. Bu kapsamda 1981 yılında tam bir reform yapılarak Şilisosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesine gidilmiştir. Sözkonusu reformunneticeleri son yirmi yıl içerisinde daha sağlıklı gözlemlenebilir hale gelmiştir. Kamuemeklilik programlarına alternatif olan özel emeklilik planı uygulaması yanındangiltere gibi devlet yanında özel emeklilik programı uygulamasını yürüten ülkeler debulunmaktadır.Özel emeklilik fonlarının devletin üzerindeki finansman yükünün hafifletmesininyanında ülke ekonomisine farklı katkıları da mevcuttur. Öncelikle adıgeçen fonlarkatılımcıların bireysel olarak yatırım yapamayacakları alanlara ulaşmalarınısağlayarak sermayenin tabana yayılmasını sağlamaktadırlar. Ülkemiz gibi sığsermaye piyasasına sahip ülkelerde emeklilik fonları aracılığı ile yatırımenstrumanları çeşitlenip biriken fonlar neticesinde ulusal tasarruf ve dolayısıyla dayatırımlar artacaktır.dünyanın en büyük fonlarına sahip ülkesi olan ABD'de özelemeklilik fonlarının GSMH'ya oranı %85 seviyelerine kadar ulaşması bunun birgöstergesidir.Ülkemizde, Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu başta MaliyeBakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve SermayePiyasası Kurulu olmak üzere ilgili tüm kesimlerin görüş ve önerilerinindeğerlendirildiği ortak bir metin ve sosyal güvenlik reformunun bir parçası olarakTBMM tarafından 28 Mart 2001 tarihinde kabul edilmiş, 7 Nisan 2001 tarih ve 24366sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Kanun, yayımı tarihinden itibaren 6 ay sonra7 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Süreç içerisinde mevcut yapı içerisinde faaliyet gösteren sigorta şirketleribireysel emeklilik alanında faaliyet göstermek için Hazine Müsteşarlığına ruhsatbaşvurusunda bulunmuş ve sistem işlemeye başlamıştır. 4697 sayılı Kanunun ileçeşitli vergi kanunlarında değişikliğe gidilmiş ve sisteme katılım cazip halegetirilmiştir.İzleyen yıllarda sistemde çalışan personelin eğitim kalitesinin yükseltilmesi,sisteme aktarılan bilgilerin devamlı ve sağlıklı hale getirilmesi, fonların sürekli olarakdenetlenmesi, kamuoyunun fonların getirileri ve portföy yapıları hakkında sürekliolarak bilgilendirilmesi, fona giriş çıkışların kontrol altına alınması ve halkınbilinçlendirilmesi neticesinde uzun yılardır gelişmiş birçok ülkede başarılı sonuçlarıgözlemlenen özel emeklilik fonlarının Türk sosyal güvenlik sisteminin kronikleşensorunlarına çözüm getireceği kuşkusuzdur.
Avrupa Birliği ve üye ülkelerde çevre muhasebesi uygulamaları
174 ÖZET Ekonomik sistemler, mal ve hizmet üretebilmek için büyük ölçüde doğal kaynakları kullanmakta ve bu kaynakları tüketerek ve yıpratarak, atıklar dökerek, doğal ve mimari estetik değiştirerek sonuçta insan yaşamını etkilemektedirler. Çevre kirlenmesiyle yaşam kalitesi düştüğünden insanların refah düzeylerini yükseltmek için günümüzde büyüyen ekonomiye değil, gelişen ekonomiye ama kaliteli yaşamı da beraberinde getiren ekonomik değerlere ihtiyaç vardır. Çevre muhasebesi, sürdürülebilir kalkınma kavramı çerçevesinde, ekonomik değerlere ulaşmada bir araç olmakta ve içinde bulunan ekonomik sistemin gelişmişlik düzeyini belirleyen gayri safi milli hasılanın doğru ve güvenilir bir şekilde hesaplanmasına yardım etmeyi hedeflemektedir. Yapılan bu çalışmada, yeni ortaya çıkan ve halen gelişmekte olan çevre muhasebesi kavramının tanımı, hem işletme, hem de ulusal çevre muhasebesini içerecek şekilde yeniden yapılmıştır. Çevre muhasebesinin muhasebe sistemi içerisindeki yeri, çeşitli açılardan ele alınmış ve düzenlenmiştir. Çevre muhasebesinin işletmeler ve ülkeler düzeyindeki uygulamaları, Avrupa Birliği üyeleri çerçevesinde incelenmiş, Avrupa Birliği üyeleri dışındaki ülkelerdeki uygulamalara da değinilmiştir. Son olarak Türkiye'de çevre muhasebesinin durumu ve bu konuda şu ana kadar yapılmış olan çalışmalar, genel olarak ele alınmıştır.
Sermaye şirketlerinin birleşmesi ve vergisel ilişkilerinin muhasebe uygulaması
Birleşme, birden fazla işletmenin tek bir tüzel kişilik altında toplanmasıdır. Günümüzde önemi gittikçe artan şirket birleşmeleri hakkında hem hukuk hem de muhasebe alanında günümüz koşullarına uyacak şekilde gerekli düzenlemelerin yapılması büyük önem taşımaktadır. UFRS' de şirket birleşmeleri satın alma ve menfaatlerin birleşmesi yöntemleri olmak üzere iki şekilde muhasebeleştirilmektedir. Bu iki yöntem birbirinin alternatifi değildir. Eğer alıcı taraf belirlenebiliyorsa satın alma yönteminin kullanılması zorunludur. Alıcı taraf belirlenemiyorsa menfaatlerin birleşmesi yöntemi kullanılabilir. Fakat menfaatlerin birleşmesi yöntemi bazı ülkelerin muhasebe standartlarında yasaklanmış bazılarında ise ağır koşullara bağlanmıştır. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sermaye şirketleri ve birleşme işlemi TTK açısından ele alınarak tanıtılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde ise birleşmenin özellikle ekonomik ve finansal nedenleri incelenmiş ayrıca vergisel boyutu açkılanmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise gerek UFRS gerek TMS açışından şirket birleşmeleri ele alınmış ve UFRS' de yer alan yöntemler kullanılarak muhasebeleştirilmeye çalışılmıştır.
Sendikalarda uygulanan muhasebe sisteminin tek düzen muhasebe sistemine uygulanması ve örnek uygulama
Sendikalar insan hayatının daha iyi bir şekilde idamesi için gerekli ekonomik ve sosyal imkanları sağlamaya dönük kollektif mücadele araçlarıdır. Sendikalar ticari ve sınai işletmeler gibi kâr amacı gütmezler. Ancak faaliyetlerini sürdürebilmek için gelir elde etmek durumundadır. Elde etmiş olduğu gelirleri kanunun öngördüğü şekilde tüzel kişiliğin amacı doğrultusunda harcamak, kalan kısmını da en iyi ve en güvenilir şekilde değerlendirmek durumundadır. Bu tezle önerilen hesap planı, sendikalarda kurulu bulunan muhasebe sisteminin tekdüzen hesap planına uygun tutulmasını sağlamak amacıyla düzenlenmiştir. Böylelikle aynı muhasebe dili kullanılacak, bu da gerek sendikalar arasında, gerekse sendika merkezi ile şubeleri arasında uygulama birliği sağlayacaktır. önerilen hesap planında daha önce uygulanan "işçi ve işveren sendika ve konfederasyonların devletçe denetlenmesine ilişkin tüzük" ile sendika ve konfederasyonların uymakla zorunlu oldukları hesap planı çerçevesine istinaden tekdüzen hesap planı tebliği 7/B seçeneği esas alınmıştır. Muhasebenin usul ve esasları içinde yer alan kavramlara göre, sendikalarda maliyet hesapları 6 'lı hesap gruplarında değil, 7/B seçeneği esas alınarak izlenmesi uygun olacağı, elde edilen gelirlerin dönemsellik ilkesi göz önüne alınarak tahakkuk esasına göre yapılması gerekliliği, maddi duran varlıklarla ilgili olarak amortisman uygulanmasının ve yeniden değerleme yapılması, karşılıkların ve reeskont uygulamalarının yapılması gerekmektedir. Bundan dolayıdır ki, ticari kuruluşlardan farklı olarak sendikalar, özel kanunları doğrultusunda bir muhasebe düzenine sahip olup, bu manada uymakla yükümlü oldukları tekdüzen muhasebe sisteminde bile farklı kayıtların yapıldığı, muhasebenin temel kavramlarına, genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine aykırılıklar olduğu saptanmıştır Sendikaların mevcut muhasebe uygulamalarına göre dönem sonlarında düzenleyecekleri mali tabloların güvenilir, doğru ve gerçek bilgileri içermesi açısından muhasebe uygulamalarının tezimizde önerildiği gibi olması gerektiği kanısındayız.
Avrupa Topluluğu 4. yönergesi ve tekdüzen muhasebe sisteminin temel finansal tablolar yönünden karşılaştırılması
Bu çalışmada Avrupa Topluluğu 4. Yönergesi ile Ülkemizde Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan ve ekonomi ile ilgili tüm organizasyonları kapsamına alan "Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğleri" kamunun bilgi ihtiyacına cevap vermesi yönünden karşılaştırılması yapıldı. Yukarıda bahsedilen her iki düzenlemede de yer alan; finansal tablolar, Genel Kabul Görmüş Muhasebe ilkeleri yönünden karşılaştırıldı. Birinci bölümdeki genel açıklamalarda, kamunun bilgi ihtiyacı, bu ihtiyacın karşılanma yöntemleri ve bu doğrultuda Avrupa Topluluğu ve Ülkemizde yapılan düzenlemeler incelendi. İkinci bölümde, düzenlemelerin kapsamları ve getirilen temel muhasebe kavramları karşılaştırıldı. Üçüncü bölümde ise, her iki düzenlemede uygulamaya konan bilançolar ve gelir tabloları; şekil ve içerik açısından karşılaştırıldıktan sonra, her iki düzenlemede yer alan farklı tablolar incelendi ve Ülkemizdeki düzenlemelerin, Avrupa Topluluğu 4. Yönergesi ile uyumluluğu araştırıldı.
Sigortacılığın özel bir dalı hayat sigortacılığı
ÖZET Sigorta, aynı veya benzer nitelikteki riskle karşı karşıya bulunan çok sayıda insanın tek başlarına karşılayamayacakları riskleri birlikte karşılamak amacıyla oluşturdukları bir kurumdur. Hayat sigortası ise hem bir tasarruf aracı olması, hem de geleceğin güvence altına alınmasını sağlayan sigortacılığın özel bir dalıdır. Hayat sigortasının amacı rizikonun gerçekleşmesi karşısında potansiyel kazancın kaybolmasını önlemektir. Bu açıklamalardan sonra hayat sigortacılığının insanlar için ne kadar önemli bir faaliyet olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Türkiye'de ki sosyal güvenlik kurumlarının Türk halkına verdikleri sosyal güvenlik hizmetlerinin çok yetersiz ve sınırlı kaldığı da bir ger çektir, işte bu noktada Türkiye'de ki özel hayat sigortacılığının gelişmiş ve ekonomileri istikrar gösteren ülkelerdeki hayat sigortacılığı faaliyetlerini örnek alıp, Türk insanının bu konudaki taleplerini gerçek anlam da karşılayacak seviyeye gelmesi gerekmektedir. Bu tezde sigortacılık, özellikle de hayat sigortacılığı ile ilgili temel teorik bilgiler verildikten sonra, ayrıca bu konuda Türkiye'de ki uygulamaları, gelişmiş ve ekonomileri istikrar gösteren ülkelerdeki uygu lamalarla karşılaştırmak suretiyle, hayat sigortacılığının Türkiye'de ne aşamada olduğu, bunun nedenleri ve neler yapılması gerektiği incelen meye çalışılmıştır. 11
Entegre raporlama ilkeleri çerçevesinde Türkiye ve Dünya örnekleriyle bir inceleme
Günümüzde bilgiye erişimin teknolojik gelişmelerle birlikte kolaylaşması bilgiye olan talebi de giderek arttırmaktadır. Kuruluşların paydaşları ile iletişim araçlarından olan kurumsal raporlamalardaki kapsam da değişen bu duruma ayak uyduracak şekilde, mevcut raporlara gelen yeni düzenlemeler ve de yeni tür raporlama çeşitleriyle gün geçtikçe genişlemektedir. Tüm paydaşların karar alma ve görüş edinme süreçlerinde finansal bilgiler artık tek başına yeterli değildir. Günümüzde sadece mevcut finansal durum ve ilgili dönemin finansal performansı değil, gelecekte yaratılabilecek olası değerlerin tahmin edilmesi ve paydaşlara iletilmesi de bir gerekliliktir. Gelecekte yaratılacak bu değer ile ilgili kişiler, finansal veriler ile finansal olmayan verilerin birleştirilmesi sonucunda oluşacak kriterlere göre karar verme eğilimindedirler. Bu eğilim, bir kuruluşun stratejisi, kurumsal yönetim ve finansal performansı ile sosyal, çevresel ve ekonomik çevresi arasındaki ilişkiyi gösteren, kuruluşun değer yaratmak için neler yapılabileceğinin anlaşılabilir ve sade bir biçimde sunulmasını amaç eden entegre raporları doğurmuştur. Bu tezde, Türkiye ve Dünya'da entegre raporlama yapan şirketlerin söz konusu raporlarının, bulunduğu ülke ve sektörleri düzeyindeki belirleyicileri ışığında incelenip, tespitlerden faydalanılarak entegre raporların standartlaşamaması eleştirileri Entegre Raporlama Çerçevesi özelinde sorgulanacaktır. Bu inceleme sonucunda da, ülkelerarası karşılaştırılabilir ve şirket düzeyindeki belirleyiciler fark etmeksizin kullanılabilir bir raporlamada, entegre düşüncenin özüne uygun en iyi uygulama örnekleri sunulacaktır. Tüm bu tartışmaların ve araştırmaların odak noktası, kuruluşların paydaşlarına, kendi ihtiyaçlarına uygun, etkin ve kaliteli bir entegre rapor sunma çabalarında hangi hususlarda ne gibi farklılaşma yarattıklarının; diğer taraftan ise hangi hususlarda standartlaşıp benzer uygulamalara gidildiğinin ortaya çıkarılması olacaktır.
Uluslararası denetim ve güvence standartları çerçevesinde geleceğin denetimi
Bu çalışma, Uluslararası Denetim ve Güvence Standartları başlığı altında yer alan ISAE 3400 Geleceğe Yönelik Finansal Bilgilerin İncelenmesi Standardı çerçevesinde bu bilgilerin sınıflandırılması, hazırlanması, raporlanması ve incelenmesi sürecini araştırmaktadır. Çalışmada, çeşitli ülkelerin standartlara yakınsama çalışmaları doğrultusunda düzenledikleri mevzuat ve tartışma raporları incelenerek, işletme yönetimi ve meslek mensuplarının bu süreçteki rol ve sorumluluklarını belirlemek amaçlanmaktadır. Buna göre, meslek mensuplarının bu çerçevedeki rolü ile ilgili çeşitli konulardaki tartışmaların süregeldiği tespit edilmiş ve geleceğe yönelik finansal bilgilerin doğal yapısı gereği daha detaylı tanımlamalar içeren kılavuzların geliştirildiği gözlenmiştir. Bundan hareketle, Türkiye'de genel olarak geleceğe yönelik finansal bilgilerin incelenmesi konusuna meslek mensuplarının yaklaşımlarını ve ileriye yönelik beklentilerini araştırmak amacıyla uygulanan anket çalışması ile mevcut durumunun tespiti yapılmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre, meslek mensupları geleceğe yönelik finansal tabloların bağımsız denetim sürecine tabi olması gerektiğini ve böylece kullanıcılara verilen güvence seviyesinin belli düzeyde artacağını öngörmüşlerdir. Buna ek olarak, bu standardın uygulama sürecinde ülkemizde karşılaşılabilecek en büyük zorluk, işletme yönetimlerinin konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması, risk ve belirsizliklerin bu süreçte güçlükle yönetilmesidir. Çalışmanın önemli sonuçlarından bir diğeri ise meslek mensuplarının geleceğe yönelik finansal bilgilerin tümünün finansal tablolarda bir bütün olarak yer almasından yana olmalarıdır. Anahtar Kelimeler: Güvence Standartları, Geleceğe Yönelik Finansal Bilgi, ISAE 3400
Mermer sektöründe üretim kayıplarının maliyetlere etkisi: Van ilinde bir uygulama
Mermer sektöründe faaliyet gösteren işletmeler, doğal bir hammaddeye bağımlı olarak faaliyetlerini gerçekleştirmektedir. Bu sebeple üretim yapısı oldukça karmaşık ve sektöre has birtakım zorlukları bulunmaktadır. Karmaşıklığın büyük bir kısmı, ayrı safhalarda gerçekleşen üretim sırasında ortaya çıkan firelerden oluşmaktadır. İstenilen mermer ürününün elde edilmesi için tercih edilen kesim biçimi ya da ebatlanması durumu, fire miktarını önemli ölçüde etkilemektedir. Mermer sektöründe üretim, birbirini izleyen safhalarda gerçekleştiği için kullanılan sistem "safha maliyet sistemi"dir. Bu çalışmada amaç, mermer sektöründe faaliyet gösteren işletmenin üretimi sırasında ortaya çıkan fire miktarlarını, safha maliyet sisteminde ele almaktır. Ayrıca araştırma kapsamına üretim sırasındaki süreçte bozuk, kusurlu veya artık olarak ortaya çıkan, tam fire olarak ifade edilmeyip belirli aşamalardan geçerek mamul hale gelebilen durumlar da girmektedir. Bu durumlarda ilave maliyetlere katlanılması söz konusu olmuştur. Araştırma, Van ilinde faaliyet gösteren bir mermer işletmesinden alınan verilerle gerçekleştirilen çalışma olmasına rağmen, blok mermerde her bir safhada ortaya çıkan fire oranları verileri için Afyon Ticaret Odası verileri baz alınmıştır. Bunun nedeni, Van Ticaret Odası'nın ve dolayısıyla Van ilindeki mermer işletmesinin her bir safhada oluşan fire oranlarına ilişkin verilerinin, gerekli hesaplamaları yapmak için yetersiz olmasıdır. Ayrıca Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki diğer Ticaret Odası verilerinin de yeterince ayrıntılı olmadığı görülmüştür. Uygulama yapılan işletme verileri üzerinde baz alınan fire oranları ile üç ayrı safhadaki firelerin belirlenmesi, maliyetlerin hesaplanması ve işlemlerin muhasebeleştirilmesi amaçlanmıştır.
Kredi risk yönetim aracı olarak KOBİ kredileri için alternatif kredi skorlama model önerisi ve uygulama
Bankalar açısından en önemli amaç, risk yönetimi ilkelerine uygun hareket ederek kaynak hareketlerinden doğan karı en fazlalaştırmaktır. Kredi riski, bankalar ve finansal kuruluşların karşılaştıkları başlıca risklerden biridir. Yeni Basel-II Uzlaşısıyla birlikte, bankalar ve finansal kuruluşlar iç derecelendirmeye dayanan yaklaşımla risk yönetimi yöntemlerini geliştirme olanağına sahiptirler. Bankacılık sektöründe kredi süreci düşünüldüğünde, kredi fiyatlaması, risk bazlı kredi kararı ve teminatlandırma açısından en önemli yenilikçi yaklaşımlardan birisi kredi skorlama yaklaşımıdır. Kredi skorlama yaklaşımının kurulumu ve kullanımı, kredi operasyonlarında kolay ve hızlı karar almayı kolaylaştırdığı için hızla artış göstermektedir. Diğer taraftan, kredi skorlama yaklaşımı konusunda hangi yaklaşımın en iyi yaklaşım olduğu konusunda ortak bir fikir birliği söz konusu değildir.Bu tez çalışmasının amacı, risk değerlendirmesinin büyük ölçekli işletmelere göre daha zor olduğu KOBİ'ler için alternatif bir model öngörüsünde bulunmaktır.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun yerel yönetimlere getirdiği yenilikler
Günümüzde dünyada ve Türkiye'de sanayileşme ve yeni teknolojiler üretme bağlamında özel sektörde hızlı gelişmeler vukuu bulurken bu büyüme ve gelişmeler karşısında Kamu kesimi büyük sıkıntılar yaşamaktadır. Bu sıkıntılar karşısında Dünya genelinde gelişmiş ülkelerin mali yönetimlerini bir reform sürecine tabi tuttuğu görülmektedir. Dünya genelindeki bu gelişmeler neticesinde, ülkemizde de dünya uygulamalarına ayak uydurabilecek bir mali yönetim reformu yapılması gereği zorunlu hale gelmiştir. Bu bağlamda kamu kaynaklarının daha iyi ve rasyonel kullanımı konusu ön plana çıkarılarak bunların daha etkin, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılması amacıyla kamu maliyesi alanında birçok reformlar yapılmıştır.Bu reformların en önemlisi ?5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu?nun çıkartılıp yasalaştırılması olarak gösterilebilir. Çıkarılan bu kanun sayesinde kamu kaynakları daha etkin ve verimli kullanılabilecekken, hesap verebilirlik ve mali saydamlık sağlanabilecektir. Bununla birlikte Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde de müstakil bir başlık altında ele alınan kamu mali kontrol sistemi, tarama sürecinde ve katılım müzakerelerinde bir kilometre taşı olmaktadır.Bu çalışmamızda, çıkarılan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun Türk Bütçe Sistemi'ne getirdiği yenilikler ve Türk Mali Sistemi'ne olası etkileri yerel yönetimler perspektifinden incelenmiş, bu konuda öne çıkan sorunlar tartışılmıştır. Bununla birlikte kanunun BUSKİ'de nasıl uygulandığı ekler kısmında verilerek kanunun daha iyi anlaşılabilmesi amaçlanmıştır.Çıkarılan 5018 Sayılı Kanun ile aynı işlevi gören 1050 sayılı eski kanun arasında yapılan karşılaştırmalar neticesinde, yeni kanunla birlikte kamu sektöründe şeffaflık kavramının bütünüyle sağlandığı, iyi işleyen bir hesap verme mekanizmasının kamuda yer bulduğu, bütçe bütünlüğünün sağlandığı ve bütçelemeden önce yapılan stratejik planlar sayesinde kaynak-hizmet ve maliyet-fayda analizleri yapılarak gereksiz harcamaların önüne geçilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir.
Finansal teknoloji uygulamalarının bankacılık kredi riskleri üzerindeki etkisi: 2018-2023 dönemi için Irak finansal sektöründen ampirik kanıtlar
This study aims to investigate the influence of financial technology on credit risks in the Iraqi financial sector, as significant improvements have been observed in the Iraqi financial system over the last decade. The onion research model has been used to draft the methodological aspects of this study. Credit risks (the dependent variable) have been measured using Total Cash Credit, Overdraft Accounts, Paid Capital, Late Debit Payments, Loans, and Advances, while financial technology (the independent variable) has been measured using Total Electronic Payments, the Number of NassPay Transactions, NassPay Volume, the Number of Asia Hawala Transactions, Volume of Asia Hawala, the Number of Zain Transactions, and the Volume of Zain Cash Transactions. The data were collected monthly from 2018 to 2023, with all measurements for both variables sourced from the official website of the Iraqi Central Bank. This study reached several conclusions, the most significant being that Iraq's financial system has improved since 2021 due to rising oil production and global oil prices, which have strengthened government spending on public services and infrastructure. In addition to enhancing financial inclusion, efforts to modernize the banking sector, stabilize the currency, and expand digital banking have also attracted international investment. With ongoing reforms and investments in FinTech staff training, the future appears cautiously optimistic. The most important recommendation is that research on the impact of fintech on banking credit risks in Iraq should be conducted after 2023, focusing on micro-level case studies and comparisons with other developed fintech hubs. Future studies should explore blockchain and artificial intelligence applications, assess the effects of regulations, and provide policy recommendations. Moreover, examining financial inclusion, cultural attitudes, user behaviors, and economic conditions will offer a comprehensive risk assessment. To enhance understanding and decision-making, innovative approaches to risk management should be explored, along with fintech-bank collaborations and the development of quantitative models that include stakeholder perspectives.
Muhasebede kurumsallaşma süreci: Türkiye'deki gelişmeler, Azerbaycan için öneriler
Kurumsallaşma, bir kurumun oluşma basamaklarını, kuruluşunun arka planında yatan mantığı ve işleyiş biçimini kavramsallaştırma sürecindeki önemli bir kavramdır. İşletmelerde, özellikle küçük işletmelerde, kurumsallaşma amacıyla oluşturulan sistem, rekabetçi ve yenilikçi bir yaklaşım adına, işletmenin en uygun olduğu dönemde gerçekleştirildiğinde kuruma birçok katkısı olacaktır. Muhasebe, işletme dalları içinde en eskisi ve bilgi sistemi olarak en gelişmiş olanıdır. Muhasebenin kurumsal yapısını oluşturan kavramsal çerçeve, ilkeler, kayıt kuralları ve muhasebe kayıt ve raporlama süreci ile ilgili düzenlemeler oldukça kapsamlıdır. Türkiye'de muhasebenin yasal statüye kavuşması ile ilgili düzenlemeler, 1990'lı yıllardan itibaren yapılmıştır. Türkiye'de meslek unvanları; serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavir olarak belirlenmiştir. Meslek mensupları, meslek odaları ve bunların bağlı olduğu meslek birliği: TÜRMOB çatısı altında örgütlenmiştir. Azerbaycan'da muhasebe mesleğinin durumunu ortaya koymak amacıyla 15 açık uçlu soru ile bir araştırma yapılmıştır. Azerbaycan'da kamu ya da özel sektörde muhasebe ile ilgili 10 kişiye bu sorular ulaştırılmış ve dört meslek mensubundan cevap alınmıştır. Azerbaycan'da muhasebe mesleği baş muhasebeci ve serbest muhasebeci (serbest denetçi) unvanları ile düzenlenmiştir. Meslek örgütlenmesi ise henüz tam teşekkül etmemiştir. Mesleki uygulamalar, Milli Mali Mevzuat çerçevesinde yürütülmektedir. Azerbaycan 1991'de bağımsız bir cumhuriyet haline geldikten sonra ekonomik alandaki gelişmeler, milli maliye ve muhasebe politikalarının uluslararası standartlara uyumlu hale getirilmesine olan ihtiyacı iyice artırmıştır. Azerbaycan'da da bu konuda birçok adımlar atılmıştır. Ancak muhasebede kurumsallaşma süreci ve uluslararası standartlara ulaşmak için yapılması gereken birçok çalışma vardır. Bunun için bu alanda eğitim kurumları ve eğitim programları geliştirilmeli, uluslararası standartlara uygun bir müfredat geliştirilmelidir. Bu alanda yapılacaklar için seminer ve kurslar düzenlenmelidir. UMS ve UFRS konularında bilgisi olan, yurtdışında bu alanda eğitim almış ya da eğiticilik yapmış kişilerden oluşan bir uzman grup kurulabilir. Muhasebe alanında literatüre katkı sağlayacak araştırmalar yapılarak metodolojik altyapı ile ilgili sorunlar giderilebilir. Anahtar Sözcükler: Azerbaycan, Muhasebe mesleği, Kurumsallaşma, Uluslararası muhasebe standartları.
Çevre muhasebesi
ÖZET 2000'li yıllarda muhasebe uygulamalarında yaşanacak e n önemli gelişmelerden birisinin de çevre muhasebesi alanında olacağı tahmin edilmektedir. Globalleşme süreci içine giren dünya ülkelerinde, ekonomik sosyal ve teknolojik gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıkan çevresel sorunlar, dünyanın geleceğini sürekli artan boyutlarda tehdit etmeye başlayınca, çevre olgusu insanlığın gündemindeki yerini gecikmeli de olsa almış ve çevresel bilincin hızlı bir şekilde yerleşmesine neden olmuştur. Bu gelişmeler kapsamında geleneksel kalkınma modelleri yeniden tartışılmaya ve çevre faktörünü dikkate alan yeni kalkınma anlayışları ile alternatif ekonomik yaklaşımlar geliştirilmeye başlanmıştır. Yine bu gelişmelerle birlikte uluslararası muhasebe uygulamalarının; özellikle maliyet ve yönetim muhasebesi sistem ve tekniklerinin çevre için de bir gereksinim oluşu çevre muhasebesi kavramını ortaya çıkarmıştır. Nitekim çevre muhasebesinin gerek makro açıdan gerekse mikro açıdan temel amacı çevresel konuların muhasebe sistemine entegrasyonudur. Çevresel bilgilerin muhasebe sistemi içinde öngörülmesi veya muhasebenin kapsamının bu bilgileri de içerecek şekilde genişletilmesiyle, ekonomik faaliyetlerde çevreye öncelik verilmesi ve böylece çevresel sorunların önlenmesine muhasebenin katkısının sağlanması amaçlanmaktadır. XIV
Kaynak tüketim muhasebesinin kalite maliyetleme sistemi ile bütünleşik kullanılması ve geleneksel maliyetleme sistemleri ile karşılaştırılması: Bir lojistik işletmesinde uygulama
Günümüz yoğun rekabet ortamında işletmelerin varlıklarını sürdürebilemeleri bu rekabet ortamıyla başa çıkabilmelerine ve sürdürülebilir rekabet üstünlüğü sağlayabilmelerine bağlıdır. İşletmelerin rekabette üstünlük sağlamaları ve bu üstünlüğü sürdürülebilmeleri için kaliteden ödün vermeden maliyetleri olabildiğince düşürmeleri gerekmektedir. Kaliteden ödün vermeden maliyetlerin en aza indirilmesi, işletme yöneticilerinin aldıkları doğru kararlar sonucunda ortaya çıkmaktadır. Alınan kararların doğruluğu, kararlara temel oluşturan bilgi ve verilerin doğru ve detaylı olamasına bağlıdır. Geleneksel muhasebe yöntemleri işletmeye yöneticilerinin alacakları kararlara destek oluşturacak veriler üretmesi için geliştirilen yöntemlerdir. Ancak bu maliyet yöntemlerinin doğru, detaylı ve güvenilir maliyet verisi sağlamada yetersiz kalması, yeni maliyet yöntemleri geliştirilmesine sebep olmuştur.bu arayışlar sonucunda kendinden önceki maliyetleme yöntemlerinin güçlü yönlerini bünyesinde toplayan kaynak tüketim muhasebesi yöntemi geliştirilmiştir. Bu çalışmada kaynak tüketim muhasebesi, kalite maliyetleme sistemleri ile bütünleşik olarak lojistik alanında faaliyet gösteren bir işletmeye uygulanmış ve geleneksel maliyetleme yöntemi ile karşılaştırmalı analizi yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda kaynak tüketim muhasebesinin amortisman uygulamasında tarihi maliyetler yerine, yenileme maliyetlerini kullanması, atıl kapasitenin hesaplanarak atıl maliyetlerin birim maliyetlere yüklenmemesi ve faaliyet bazında maliyet tespiti yapabilmesi gibi özelliklerinden dolayı daha doğru, detaylı ve güvenilir sonuçlar ortaya koyduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca kaynak tüketim muhasebesinin kalite maliyet sistemleri ile uygulanması, kalite maliyet sistemlerinin daha etkin ve verimli kullanılmasına katkı sağladığı görülmüştür.
Malatya ili maden, tarım ve turizm sektöründe yatırım potansiyelinin tespiti ve Malatya ekonomisine etkisinin analizi
Bu çalışmanın amacı, Malatya ilinin tarım, turizm ve maden sektörlerinin mevcut ve potansiyel durumunun analizinin yapılması ve bu doğrultuda hangi sektör veya sektörlerin en verimli yatırım alanı olduğunun tespit edilmesidir. Analizde kullanılacak veriler ilgili sektörlerin Malatya ekonomisine katkı sağlayacağı düşünülen ekonomik ölçütlerdir. Çalışmanın ilk bölümünde Malatya'nın tarihi, sosyoekonomik durumu ve jeopolitik konumu hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise İl'e ait tarım, turizm ve maden sektörleri ile ilgili mevcut durum tespit edilmiştir. Çalışmanın son aşamasında ise tezin ana amacı olan Malatya'nın alternatif yatırım alanlarını bulmaya yönelik veriler derlenmiş, uygulanacak analiz yöntemleri belirlenmiş ve analiz sonuçları çerçevesinde en uygun yatırım alanı veya alanları tespit edilmiş ve önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Malatya, Yatırım Alanları, Panel Veri Analizi, Topsis Yöntemi
Fırat Kalkınma Ajansının Malatya bölgesindeki işletmelere 2013-2015 yılları arasında verdiği finansal destekler
Değişen dünya koşullarında ülkeler bütün bölgeleri ile komple bir kalkınmışlık seviyesi yakalamak arzusu içerisindedirler. Bu amaçla oluşturulan kalkınma ajanslarının ilk örnekleri Avrupa'da görülmekle birlikte Türkiye'de 1990'lı yıllarda faaliyetlerine başlamışlardır. Kalkınma ajanslarının ana amacı, ülke içerisinde kalkınması amaçlanan bölgeleri belirleyerek bu bölgelerin mevcut durumlarını tespit etmek ve mevcut durumu destekleyici çalışmalar yaparak bölgesel kalkınmışlık farklılıklarını ortadan kaldırmaktır. Merkezi Malatya ilinde bulunan Fırat kalkınma Ajansı 25.07.2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 14.07.2009 tarih ve 15236 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla kurulmuştur. Araştırma Malatya ilinde bulunan Fırat Kalkınma Ajansından 2013-2015 yılları arasında finansal destek almış 19 işletme üzerinden yürütülmüştür. Proje desteği alan işletmelerin aldıkları destek ile kapasite ve finansal durumlarında, personel sayılarında ve işletme verimliliklerinde sağladıkları avantajların tespit edilmesi amacıyla yapılan çalışmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen anket formunda 30 adet soru bulunmaktadır. Anket formu ile elde edilen verilerin yüzde ve frekans değerleri tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, kalkınma ajansından temin edilen proje desteklerinin işletmelerin istihdam, üretim ve işletme kapasitesi, teknoloji kullanım durumu, ürün kalitesi ve çeşitliliği, hammadde siparişlerinde artış ve işletmelerin rakiplerine karşı rekabet avantajı elde etmesine olumlu yönde katkı sağladığı tespit edilmiştir.
Canlı varlıkların değerlemesi ve tarımsal faaliyetler (TMS 41) standardına göre muhasebeleştirilmesi
Tarım insaların her zaman ihtiyaç duyduğu bir sektör olduğu için ihtiyaca yönelik değişerek ve gelişerek hayatımızdaki yerini korumaktadır. Tarımsal ürünlere olan ihtiyacı karşılayabilmek için tarım alanındaki faaliyetler artan nüfus, kentleşme, küreselleşme ve teknolojik gelişmeler gibi değişikliklere bağlı olarak profesyonelleşerek devam etmektedir. Profesyonelleşen tarım sektöründeki işletme yapılarıda bu gelişmelere göre değişiklik göstermektedir. İşletme yapılarının büyümesi gibi değişiklikler tarımsal faaliyetlere özgü muhasebe standartları ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. 2005 yılında çıkan Türkiye Muhasebe Standartlarından 41 nolu Tarımsal Faaliyetler Standardı Türkiye'de uygulanmaya başlamıştır. 2005 yılı sonrasında TMS 41'de birkaç defa düzenlemeler yapılmıştır. Son düzenleme 15/01/2019 tarihinde gerçekleşmiştir. 2011 yılı itibariyle de zorunlu olarak TMS'ye uygun defter tutulmaya başlanmıştır. Bu çalışmada Türkiye Muhasebe Standartları ve Vergi Usul Kanunu Kapsamında ele alınan değerleme ölçülerinden bahsedilmiştir. TMS 41'in uygulanma şartlarına değinilmiştir. Tarımsal faaliyetler altında sınıflandırılan bitkisel üretim ve hayvansal üretim çeşitlerinin üretim miktarlarının Türkiye'deki ürün bazlı artış ve azalışları gösterilmiştir. Tarımsal faaliyet çeşitlerinin hepsinin ayrı muhasebe hesapları altında kayda alınması için akademisyenler tarafından tekdüzen hesap planına tarımsal faaliyetlerle ilgili bazı hesaplar eklenmesi önerilmiş ve bu hesaplar altında muhasebeleştirilme işlemleri detaylandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: TMS 41 Tarımsal Faaliyetler Standardı, Canlı Varlıklar, Değerleme, Canlı Varlıkların Muhasebeleştirilmesi, Tarımsal Faaliyet
Maliyet hesaplama teknikleri ve faaliyet tabanlı maliyetleme: Sigara üretim tesisi uygulaması
Doğru maliyet bilgisi işletmelerin hem operasyonel hem de fnansal riskinin belirlenmesi, karlılık, planlama, kontrol, strateji belirleme ve karar verme gibi bir işletme için hayati önem taşıyan konularda yöneticilere yol göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda bir işletme için en uygun maliyetleme yöntemini seçmek geçmişten günümüze muhasebeciler, yöneticiler ve akademisyenler tarafından birçok kez ele alınan ve sıkça tartışılan bir konu haline gelmiştir. Günümüzün üretim organizasyonları, önceki yıllara göre çok daha karmaşık bir hale gelmiştir. Her ne kadar üretim sistemleri pazarın değişen ihtiyaçlarını karşılamak için değişmiş olsa da, birçok organizasyonda iç yönetim muhasebe sistemleri ve bilgi sistemleri değişmeden, olduğu haliyle kalmıştır. Bunun bir sonucu olarak da yöneticiler ve muhasebeciler, geleneksel maliyet sistemlerinden memnuniyetsizliklerini ve modern üretim ortamındaki uygunluklarına ilişkin endişelerini dile getirmişlerdir. Faaliyet tabanlı maliyetleme, geleneksel maliyetleme sistemlerine bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada bir sigara üretim işletmesindeki maliyetler, hacim tabanlı maliyetleme ve faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemleri uygulanarak ayrı ayrı analiz edilmiş ve şirketin pazarlama ve satış politikaları ile ürünlerinin müşteri grubu özellikleri dikkate alınarak karlılık analizi yapılmıştır. Sonuçlar faaliyet tabanlı maliyetleme ve hacim tabanlı maliyetleme yöntemlerinin farklı maliyet ve dolayısıyla karlılık bilgileri ortaya koyduğunu göstermiştir. Farklı maliyetleme yöntemlerinin ulaştırdığı farklı sonuçlardan yola çıkılarak, maliyet analizi yöntemi tercihinin karlılık, fiyatlandırma, hedef kitle, pazarlama politikalarının belirlenmesi gibi işletmeye ait verilmesi gereken her tür stratejik kararda anahtar bir rol oynadığı sonucuna ulaşılmaktadır.