
36
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Akılcı ilaç kullanımı uygulamalarının tıp etiği açısından değerlendirilmesi
Akılcı olmayan ilaç kullanımı, ülkemizde olduğu kadar dünyada da önemli sağlık problemleri arasındadır. İdari açıdan yasal boyutunu belirlemek ve hazırlamak açısından sağlık politikası hazırlayanları, sağlık hizmet sunumu açısından hekimi, ilaçların sağlanması açısından eczacıyı, ilaç kullanımı açısından hastaları etkilemekte olan bu yanlış kullanım son 50 yıl içerisinde her bir paydaşın aktif sorumluluklarının tartışıldığı ve etik açıdan değerlendirmelerin yapıldığı önemli bir konu haline gelmiştir. Bu nedenle konunun özellikle tıp etiği açısından değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Küresel bir problem olan akılcı olmayan ilaç kullanımına karşı Dünya Sağlık Örgütü de bireysel ve toplumsal bağlamda çözüm önerileri getirmiş olmasına rağmen henüz tam olarak etkin bir çözüme ulaşılamadığı görülmektedir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle akılcı ilaç kullanımının günümüzdeki yeri ve önemi, küresel çapta neler yapıldığı, ülkemizde ne gibi önlemler alındığı literatürde araştırılmıştır. "Akılcı İlaç Kullanımı", "Akılcı Olmayan İlaç Kullanımı", "Akılcı Antibiyotik Kullanımı", "Tıp Etiği", "Akılcı İlaç ve Etik" başlıkları belirlenmiş ve bu başlıklarda yazılmış makale ve tez çalışmaları çeşitli arama motorlarında taranmıştır. Yapılan tarama sonucunda ilgili başlıklarda toplam 4663 makale, 95 tez çalışması bulunmuştur. Ancak bu çalışmalarda akılcı ilaç kullanımı konusunun tıp etiği açısından değerlendirilmediği saptanmıştır. Ayrıca çalışmaya katkı sağlaması amacıyla Bursa Eczacılar Odası Başkanı Ecz. Okan Şahin ile "Akılcı İlaç Kullanımı"na yönelik bir röportaj gerçekleştirilmiş ve çalışmayı destekler cevaplara varıldığı gözlenmiştir. Bu çalışmada akılcı ilaç kullanımı uygulamaları tıp etiği açısından değerlendirilmiş, tıp etiğine ilkelerine uygun olmayan ilaç kullanımının hem sağlık hem ekonomik boyutuyla problem olabileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca AİK desteklemek amacıyla da çeşitli öneriler geliştirilmiştir
Gebelik sürecinde tıbbi aydınlatma
Bu tezin amaçları, öncelikle gebelerin gebelik ve gebeliğin tıbbi takibi süreçleri hakkında ne ölçüde bilgilendirildiğini saptamak; ikinci olarak onların bilgilendirilme beklentisinin ve gebeliği izleyen sağlık profesyonellerinin bilgi verme eğiliminin derecelerini belirlemek; üçüncü olarak da çağdaş tıbbın ve tıp etiğinin bir gereği olan bilgilendirme görevi çerçevesinde bir durum değerlendirmesi yaparak önerilerde bulunmaktır.Araştırma, Mersin il merkezinde yaşayan, ilk gebeliğinin 36. haftasında ya da üstünde olan, Mersin Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde, Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi'nde, Mersin il merkezindeki sağlık ocaklarında ve Mersin Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi'nde, Mersin'deki özel sağlık merkezlerinde takip edilen, araştırmaya katılmayı kabul eden 102 gönüllü gebe üzerinde yürütülmüştür. Katılımcılarla yüz yüze görüşme yapılmış ve kendilerine 63 sorudan oluşan veri toplama formu uygulanmıştır.Literatürle büyük ölçüde uyumlu olduğu görülen bulgular genel olarak değerlendirildiğinde, sağlık profesyonellerinin kendi işlerinin aksamadan yürümesine katkı sağlayacak bilgileri aktarma konusunda titiz davrandıkları, sadece gebelerin bilgi birikimine katkı sağlayacak aktarımlar konusunda ise aynı titizliği göstermedikleri görülmektedir. Bu çerçevede özellikle ilaç kullanımı, aşılar, incelemelerin zamanında yapılması ve gebenin öz bakımı üzerinde durulmaktadır. Prenatal testler konusunda açıkça görüldüğü üzere, uygulamanın zamanında yapılmasını sağlamaya yönelik bilgi aktarımı söz konusu olmakla birlikte, testin gerekçesi ve sonuçları hakkında bilgilendirme aynı ölçüde yapılmamaktadır. Gebelerin çağdaş tıp etiği çerçevesinde, öngörülen düzeyde bilgilendirilmediğini söylemek mümkündür.
Hemşirelik eğitiminde etik
Sağlık bilimleri alanında gösterilen üç temel etkinlik, araştırma, uygulama ve eğitimdir. Bunlardan özellikle araştırma ve uygulama etkinliklerinin etik boyutu üzerinde çok durulmasına karşın, eğitimin etik boyutu daha az ilgi çeken bir konu görünümündedir.Eğitim, bireyin davranışlarında onun kendi yaşantıları üzerinden ve bilinçli-denetimli olarak istendik davranış değişikliği meydana getirme sürecidir. Etik, insan tutum ve davranışlarının iyi ya da kötü olma yönünden değerlendirilmesi; bilinçli eylemler bağlamında nelerin iyi olduğunun ve iyinin ne olduğunun sorgulanmasıdır.Tez çerçevesinde yürütülen araştırmanın amacı bir yandan hemşirelik eğitiminde öğretim elemanlarının hangi etik ilkelere öncelik verdiklerinin ve hangi etik sorunlarla ne sıklıkta karşılaştıklarının belirlenmesi; diğer yandan etik derslerinin içerik, süre, yöntem açısından değerlendirilmesi ve öğretim elemanlarının etik eğitimi alma durumlarının saptanmasıdır. Araştırma hemşirelik eğitimi veren on okulda görev yapan 134 öğretim elemanı üzerinde yürütülmüştür. Veriler katılımcı bilgileri, eğitim etiği ve etik eğitimi ile ilgili üç bölümde toplam 28 soru içeren anket formu ile toplanmıştır.Araştırmada katılımcıların görevlerini yerine getirirken etik ilkeleri göz önünde bulundurdukları buna rağmen tanıklık ve deneyim düzeyinde etik dışı öğretim elemanı davranışlarına rastladıkları; etik eğitiminin bu alanda uzman olmayan öğretim elemanları tarafından ve genellikle entegre sistemin bir parçası olarak verildiği, etik dersi içeriğinin okuldan okula değiştiği belirlenmiştir. Bu sonuçlar itibariyle, hemşirelik okullarında öğretim elemanlarına etikle ilgili bilinç ve duyarlılık düzeylerini arttırma olanağı sağlanması ve etik derslerinin standart hale getirilmesi uygun olacaktır.
Tıp etiği çerçevesinde geriatri ve gerontoloji alanlarında umut yönetimi
Geriatri ve gerontoloji son onyıllarda tıptaki ağırlığı giderek artan alanlar, umut yönetimi ise tıp dünyasının yeni yeni tanıyıp benimsemeye başladığı bir uygulamadır. Her tıbbi eylemin, dolayısıyla tıbbi eylemleri barındıran her tıp alanının ve her tıbbi uygulamanın tıp etiğinin ilgi alanında yer alması çerçevesinde, geriatri-gerontoloji etiğinden ve tıpta umut yönetimi etiğinden söz etmek olanaklıdır.Tez çalışması, biri ağırlığını arttıran bir alan diğeri yeni yaygınlaşan bir uygulama olmaktan ötürü ilgi çekici olan geriatri-gerontoloji ile tıpta umut yönetiminin kendilerine özgü etik boyutlarının kesişim kümesine odaklanmıştır. Farklı durumlardaki yaşlı hastaların umutlarını yönetme süreçlerini irdelemeyi, en uygun eylem biçimlerini ve olası sorunları belirlemeyi amaçlamaktadır.Tez çerçevesinde konunun ele alınmasında genelden özele doğru üç aşamalı bir gidiş benimsenmiştir. İlk olarak geriatrinin-gerontolojinin ve umut yönetiminin kendi adlarına ne oldukları üzerinde durulmuş; ikinci olarak her birinin etik boyutları ayrı ayrı ele alınmış; üçüncü olarak da bu iki etik boyut bir arada değerlendirilmiş ve kavramsal-kuramsal tartışmanın yanı sıra konuyu somutlaştırmak amacıyla bir dizi örnek vaka analiz edilmiştir.
Fiziksel şiddete uğramış kadınlar ve tıptan beklentileri: Kadın hasta hakları çerçevesinde bir değerlendirme
Kadına yönelik şiddet, kadın hasta hakları, kadının insan hakları ve halk sağlığı açısından günümüzde tüm dünyada önemli ve yaygın bir problemdir. Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi'nde kadına yönelik şiddet, ?ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik acı veya ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayalı bir eylem, uygulama ya da bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma? şeklinde tanımlanmaktadır. Tez çalışmasının amacı, fiziksel şiddet mağduru kadınların başvurdukları sağlık kurumlarında karşılaştıkları var olan davranışlar ve uygulamalar ile bu konudaki beklentilerini belirlemektir. Sekiz ilde kadın sığınma evlerinde kalan 51 fiziksel şiddet mağduru kadınla yüz yüze yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerden 48'i değerlendirilmiştir. Kadınlara ve sağlık çalışanlarına yönelik olarak toplumsal cinsiyet rolleri, kadına yönelik şiddet, kadının insan hakları ve kadın hasta hakları konularında farkındalık ve duyarlılık gelişmesini sağlayacak eğitim programları oluşturulması gerekmektedir. Bu çalışmaların devlet politikası olması gerektiği ve sağlık alanında kadınlar için pozitif ayrımcılık uygulamalarına gereksinim bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Hastane öncesi acil tıpta hastanın müdahaleyi reddetmesi: Kuramsal değerlendirme ve bir alan çalışması
Acil tıp kendine özgü bir tıp alanıdır. Gerek fiziki mekan gerekse insan kaynakları olarak özelleşmiş bir alandır. Kendine özgü dinamikleri mevcuttur.Acil tıbbın farklı bir versiyonu ise hastane öncesi acil tıptır. Hastane öncesi acil tıbbın temel yaklaşımı hastaya olay yerinde tıbbi müdahalede bulunmaktır. Hastane dışı bir ortamda bulunmak sağlık profesyonellerini pek çok sorunla yüz yüze getirmektedir. Etik sorunlar, bu alanın en önemli sorunlarından biridir. Etik sorunlar içinde ise tedavi reddi ve bununla bağlantılı süreçler önemli bir sorun alanı oluşturmaktadır.Çalışmamızın amacı, acil sağlık profesyonellerinin tedavi reddi konusundaki yaklaşımlarını saptamaktır.Bu amaçla Kahramanmaraş, Adana, Mersin ve Antakya'da sahada aktif görev yapan hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde görev yapan sağlık profesyonellerine yönelik tanımlayıcı bir araştırma yapılmıştır. Uygulanan veri toplama formunda 10 ifade bulunmaktadır. Katılımcılardan bu ifadeleri benimseme derecelerine göre 0-10 arası puan vermeleri istenmiştir. 424 katılımcının verileri değerlendirilmiştir.Buna göre sağlık profesyonelleri hastanın tedaviyi reddetme hakkını benimsemektedir. Ancak bu hakkın kullanımı aşamasında, acil tıbbi durum varlığı ve yeterliğin tespiti konuları önemli etik çatışmaları barındırmaktadır. Meslek yaşı genç katılımcılar ve kadın katılımcılar yarar sağlamayı önceleyen bir tutum sergilemişlerdir. Genel anlamda ise yeterliği olmayan hastaların tedaviyi reddetme hakkı olmadığı yönünde bir görüş bulunduğu ortaya çıkmıştır çıkmıştır.Genç katılımcılar hasta özerkliğine saygılı bir tutum ortaya koymuşlardır. Ancak genç katılımcılar paradoksal olarak, acil tıbbi durumlar söz konusu olduğunda paternalizme yatkın bir görüş belirtmişlerdir.Genel olarak; hastane öncesi acil sağlık profesyonellerinin hastanın tedaviyi reddetme hakkını benimsediği, ancak hayati tehlikenin varlığında ve kişinin yeterliği olmadığı durumlarda bu hakkın kullanımını benimsemediği bulunmuştur.
Bergama Asklepieionu'nun tıbbi bakış açısı ile değerlendirilmesi
Bergama Asklepieionu antik dönem tapınak tıbbının önemli uygulanma alanlarından birisi olmuştur. Asklepieion'da tedavi edilen hastalar gelir durumlarına göre ya hediyeler almış ya da pişmiş topraktan teşekkür yazıtları bırakmışlardır.Asklepieion'un mimari yapısı ve orada sürdürülen sosyal yaşam, uygulanan telkin tedavileri ayrıntıları ile incelenmiş olmasına rağmen, hastaların bıraktıkları teşekkür yazıtları şimdiye kadar tıbbi bakış açısı ile incelenmemiştir.Bu tezin amacı Asklepieionlar konusundaki bu eksikliği gidermek ve antik dönem tapınak tıbbındaki hastalık anlayışını ve bu anlayış çerçevesinde uygulanan tedavi yöntemlerini günümüz tıbbının bakış açısı ile incelemektir. Böylece bir döneme ait hastalık algıları-tanımları ve bunlara yönelik mistik tıp yaklaşımı konusunda bilgi üretilerek literatüre katkıda bulunulmuştur.Çalışma çerçevesinde öncelikle tapınak tıbbı zamanında yazılmış veya o zaman hakkında geç dönemde oluşturulmuş kaynaklara ulaşılmıştır. Daha sonra Bergama ziyaret edilerek Asklepieion'daki ve müzedeki teşekkür yazıtları incelenmiş ve fotoğraflanmıştır. Teşekkür yazıtları Türkçe'ye çevrilmiş ve elde edilen bilgilerin ışığında tapınak tıbbına özgü anlayış ve yaklaşım tarzı günümüz tıbbının gözü ile değerlendirilmiştir.
Tıp etiği açısından sağlık alanında yaşam kalitesi
Tıp uygulamaları, hekimin hastasının iyiliği için elinden gelen her türlü katkıyı sağlaması ödevini ifade eden "yarar sağlama" temeline dayanmaktadır. Günümüzde sadece hastalıkları iyileştirmek değil, kişilerin yaşam kalitelerini arttırmak da bu ödev kapsamında yer almaktadır. Bu doğrultuda yaşam kalitesinde meydana gelen değişiklikleri saptamak önem taşımaktadır. Bu değişiklikleri ortaya koymak amacıyla son yıllarda sağlıkla ilgili yaşam kalitesini ölçme çabalarının tıptaki ağırlığı giderek artmaktadır. Yaşam kalitesini ölçme eğiliminin temelinde "bireye yararlı olma" yaklaşımının bulunması bu ölçme eylemine etik bir değer yüklemektedir. Dolayısıyla ölçeklerin sadece bir araştırma objesi veya bir veri toplama aracı olarak değil, hastaya yarar sağlayabilen gereçler olarak kullanılabilmesi ve ölçümlerden elde edilen sonuçların hasta yararını ön planda tutacak şekilde uygulamaya geçirilebilmesi önemlidir. Bu tez çalışması sağlıkla ilgili yaşam kalitesi olgusunu ve onun ölçülebilirliğini, ölçümlerden elde edilen sonuçların klinik kararlarda kullanılabilirliğini ve özellikle buna bağlı gelişebilecek sorunları tıp etiği çerçevesinde değerlendirme ve irdeleme amacını taşımaktadır. Kavramsal bir çalışma olan bu tezde konunun farklı açılardan genelden özele doğru ele alınması benimsenmiştir. Bu bağlamda yaşam kalitesi kavramından başlanmış ve ardından sağlıkla ilgili yaşam kalitesi incelenmiştir. Genel olarak sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin ölçülmesi üzerinde durulduktan sonra bu konunun kendisine özgü etik boyutu ele alınmış ve konu bazı örnekler üzerinden tartışmaya açılmıştır. Bu değerlendirme ışığında yaşam kalitesi ölçümlerinin kullanım alanlarının her durumda güvenilir olmadığı, ölçümlerin birçok tıp etiği sorununa ve etik ilke ihlallerine yol açabildiği saptanmıştır. Yaşam kalitesi olgusunun ölçülmesi ve ölçüm sonuçlarının klinik kararlara dayanak oluşturması "hastayı nesneleştirme", "hastalar arasında ayrımcılık yapma" ve "buzda kayma" tehlikelerini beraberinde getirebilmektedir. Ölçüm sonuçlarının hastanın tedavi sürecinde referans olarak kullanılmasında yaşam kalitesinin öznel yapısına, ölçümlerde bireyin araçtan ziyade amaç olmasına ve özerkliğe saygı ve hastaya yararlı olma ilkelerinin yaşama geçirilmesine dikkat edilmelidir.
Tıpta otorite unsuru: Otorite figürleri ve otoriter ilişkiler
Otorite genel olarak toplumsal ilişkilerde taraflardan birinin diğerinin kendisine itaat etmesini sağlama olanağı şeklinde tanımlanmaktadır. Bu ana tanımdan hareketle söz konusu durumu otoriter ilişki ve itaat ettirme olanağının sahibini de otorite figürü olarak adlandırmak mümkündür. Kendine özgü karmaşık hiyerarşilere sahip olan tıbbın bünyesinde çeşitli otoriter ilişkiler ve birçok otorite figürü bulunmaktadır. Bu bağlamda otorite unsuru sağlık profesyonellerinin davranışlarını etkilemekte ve dolayısıyla tıp etiğinin ilgi alanında yer almayı hak etmektedir. Bununla birlikte tıp etiği literatüründe otorite kavramına odaklanmış çalışmalara çok az rastlanmakta, bu odaklanmayla açılabilecek tartışmalar otonomi kavramı esas alınarak yürütülmektedir. Sıklıkla kullanılan paternalizm teriminin, otorite figürlerinin yaklaşımını ifade ettiği ve ancak tıptaki otorite unsurunun tümüne karşılık gelecek bir anlam yüküne sahip olmadığı söylenebilir. Tez çalışmasının amacı tıptaki otorite unsuruna dikkat çekmek; tıbbın farklı boyutlarındaki otorite figürlerini ve otoriter ilişkilerini toplu halde takdim etmektir. Bu amaca yönelik olarak, otoriteyle ilgili genel bilgilerin aktarımından sonra, sırasıyla bizatihi tıbbın ve tıbbi kurumların sağlık profesyonelleri ve toplum üzerindeki otoritesi, sağlık profesyoneli-hasta-toplum ilişkilerinde otorite, tıbbi eğitim ve araştırma etkinliklerinde otorite, tıp ve sağlık profesyonelleri üzerindeki dış otoriteler ve son olarak da tıp etiği ve tıpta otorite ilişkileri üzerinde durulmuştur. Anahtar Sözcükler: Otorite, tıpta otorite, tıbbi egemenlik, tıp etiği
Hekim dâvûd bin ömer el-antâkî'nin "nüzhetü'l-ezhân fi islâhi'l-ebdân"adlı eserinin ilter uzel nüshası (Tercüme ve tıp tarihi açısından değerlendirme)
Dâvûd Antâkî XVI. yüzyılda yaşamış bir Osmanlı âlimidir ve yaşadığı çağın öne çıkan saygın bilim insanlarından biri olarak kabul edilmektedir. Başlıca uğraşı hekimlik olmakla birlikte, aynı zamanda veterinerlik, eczacılık, mantık, felsefe, astronomi, mühendislik, cebir, teoloji ve edebiyat gibi farklı alanlarda da çalışmıştır. Dâvûd Antâkî doğuştan kör olduğu için "Darîr", çok bilgili olduğu için de, gönül gözüyle gören anlamında, "Basîr" adlarıyla anılmıştır. Özellikle tıp ve eczacılık alanında olmak üzere pek çok çalışma yapmış ve kaleme aldığı eserlerin yayılmasıyla da büyük ün kazanmış ve tanınırlığı artmıştır. Dâvûd Antâkî'nin eserleri dünyanın pek çok ülkesinde bulunmakla birlikte, onların önemli bir kısmı Türkiye'deki kütüphanelerde yer almaktadır. Antâkî'nin en önemli çalışması, Dâvûd'un Tezkiresi adıyla bilinen, Tezkiretü üli'l-elbâb ve'l câmi' li'l-'acebi'l- 'uccâb üli'l-elbâb ve'l câmi' li'l-'acebi'l-'uccâb''tır. Dâvûd Antâkî'nin büyük bir titizlikle ele aldığı ve önemli bir tıbbî başvuru kitabı olarak hazırladığı Nüzhetü'l-Ezhân fi İslâhi'l-Ebdân (Bedenin İyileştirilmesinde Zihinsel Gezinti) Tezkire kadar iyi tanınmamakla birlikte bir başka değerli tıbbî eseridir. Tıbba ilişkin sistematik bir çalışmanın yapıldığı bir yazma eser olan Nüzhet, bir mukaddime, yedi bölüm ve bir hâtime bölümünden oluşmaktadır. Günümüze intikal etmiş olduğu bilinen 19 yazma nüshasından biri Prof. Dr. İlter Uzel'in kişisel kütüphanesinde bulunmaktadır. Hayli yıpranmış ve bazı varakları eksik olan bu nüshanın ilginç bir özelliği de ana metnin dışında derkenar notları halinde ilerleyen ve kendi içinde bütünlük oluşturan ikinci bir uzun tıbbî metin içermesidir. Tez çalışmamızda Nüzhet'in Uzel Kütüphanesi nüshası tıp tarihi literatürüne katkıda bulunabilmek amacıyla Arapçadan Türkçeye çevrilmiş, incelenmiş ve yorumlanmıştır.
Doğum salonunda tıp etiğinin gündeme geldiği durumlar
Kendine özgü bir tıbbi birim olarak doğum salonunda diğer birimlerde olduğu gibi tıp etiği ile ilgili-bağlantılı kimi durumlar ortaya çıkmaktadır. Tezimizin amacı bu durumların karşılaşılma sıklıklarını ve önemsenme derecelerini saptamak; dolayısıyla doğum salonunun tıp etiği açısından nasıl bir çalışma ortamı olduğunu ve bu birimde çalışanların nasıl bir mesleki değer sistemine sahip bulunduğunu belirlemektir. Tanımlayıcı tipteki araştırmamız Adana il merkezinde üç resmi hastanenin doğum salonlarında aktif olarak görev yapan çalışmaya katılmayı kabul eden, ebe, hemşire, uzman ya da uzmanlık öğrencisi hekim 87 kişi üzerinde yürütülmüştür. Katılımcılardan veri toplama formunda yer alan 20 ifadenin her biri için hem üçlü Likert ölçeği yoluyla karşılaşma sıklıklarını belirtmeleri hem de 10 üzerinden puan vererek önemseme derecelerini belirtmeleri istenmiştir. Doğum salonunda en sık karşılaşılan sorunlar, gebe-lohusanın tıbbi uygulamayı reddetmesi, ekip içi yetki-işbölümü çatışmalarının yaşanması ve kıdemsiz çalışanlara "angarya" yüklenmesidir. En fazla önemsenen sorunlar ise yenidoğana gereksinim duyduğu tıbbi olanakların sağlanmaması, tıbbi işlemlerin eksik ya da yanlış uygulanması şeklinde malpraktis yapılması ve uzun vardiyalar şeklinde çalışılmasıdır. Doğum salonlarında en sık yaşanan sorun kategorisi özerklik çatışmaları olup yarar sağlayamamak veya zarar vermek üzerinde oluşan ikilemler görece daha az ancak yine de dikkate değer sayıdadır. Doğum salonunda çalışanların en çok yarar sağlama-zarar vermeme dengesiyle ilgili ikilemlere önem vermekte; özerkliğe saygı konusunda belli bir duyarlılıklarının bulunmakla birlikte kimi zaman paternalizme eğilim göstermektedir. İlgili-bağlantılı sorunlar sık yaşanmamakla birlikte adalet ilkesi önemli bir referans kabul edilmektedir.
Hemşirelerin ve hekimlerin tıbbi eylemlerinde vicdanın rolü: Bir tutum araştırmasıyla birlikte
Vicdan, farklı disiplinler tarafından incelenen temel bir kavramdır ve doğru ve yanlış duygusu" olarak tanımlanmaktadır. Sağlık çalışanları etik çatışma durumlarında, doğruyu yanlıştan ayırt etmelerini sağlayarak kendilerini doğru eylemde bulunmaya yönelten vicdan duygusuna başvurabilmekte ve vicdanı bir rehber olarak kabul edebilmektedir. Tıbbi uygulamalar sırasında sağlık hizmetlerine ilişkin yetersiz kaynaklar, artmış iş yükü, hastaların acı çekmesine tanıklık etme gibi nedenlerle hemşirelerin ve hekimlerin etik sorunlarından kaynaklanan değer çatışmalarıyla karşı karşıya kalması ve sağlık çalışanlarının vicdana ilişkin kimi deneyimler yaşaması söz konusu olmaktadır. Sağlık çalışanları, vicdanlarına uygun biçimde davranarak ahlaki bütünlüklerini korumaya çabalamaktadır. Tez kapsamında yer alan araştırma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde görev yapmakta olan hemşire ve hekimlerin katılımıyla ve vicdan kavramını nasıl algıladıklarını ve gruplar arasında bir fark olup olmadığını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Örneklem grubu yaşları 20 ile 48 arasında değişen 152 hemşire ile 114 hekimden oluşmaktadır. Veriler vicdana ilişkin 6'lı Likert tipinde ifadelerin bulunduğu bir anket yardımıyla toplanmış, verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik yöntemleri uygulanmıştır. Araştırmamızın sonuçlarına göre her iki meslek grubunun vicdanlarına önem verdiği belirlenmiştir. Yaş ve hizmet süresi arttıkça her iki meslek grubunda da vicdana verilen önem artmaktadır. Hemşireler "vicdanımız bizi kendimize zarar vermememiz için uyarır" ve "istediğim gibi davranamazsam vicdan azabı çekerim" ifadelerini, hekimlerde "vicdanım katıdır" ifadesini daha çok benimsemiştir gruplar arasında vicdan algılamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır. Hekim ve hemşireler etik kararlar için vicdanlarını rehber olarak görmektedir. Vicdanlarına aykırı davrandıklarında stres yaşamaktadır. Sağlık çalışanlarının vicdanlarını nasıl algıladıkları ve hangi durumlarda vicdana dayanan stres yaşadıklarının belirlenmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Vicdan, Etik Karar Verme, Sağlık Çalışanları, Tıp Etiği
Etik açıdan gebeliğin ikinci trimestr ve sonrasında sonlandırılması kararı: Doğum ve çocuk hekimlerinin tutumlarına ilişkin bir araştırma ile birlikte
İkinci trimestr ve sonrasında gebeliğin sonlandırılması kararı çatışan değerler arasında seçim yapmayı gerektiren zor bir süreçtir. Perinatoloji alanında çalışan hekimler, prenatal tanı yöntemlerinin sonuçları doğrultusunda fetusta var olan ya da olma olasılığı bulunan herhangi bir anomali nedeniyle veya gebenin yaşamını veya yaşam kalitesini tehdit edici durum varlığında gebeliğin sonlandırılmasına karar verme sürecinde, çeşitli etik sorunlar/ikilemler/çatışmalarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, kapsamında yer alan araştırma ile, ikinci trimestr ve sonrasında gebeliği sonlandırılmasına ilişkin karar verme sürecinde doğum ve çocuk hekimlerinin tutum ve yaklaşımlarını belirleyip tıp etiği açısından değerlendirmektir. Araştırma Mersin'de çalışan 55 doğum ve 55 çocuk hekimi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara uygulanan veri toplama formu sırasıyla "mesleki kimlik bilgileri", "gebeliğin sonlandırılmasına dair etik sorunlar" ve "gebeliğin sonlandırılması kararında referans oluşturma" ve "vakalar" bölümlerinden oluşmaktadır. Verilerin istatistiksel değerlendirmesi Ki Kare testi, Spearman Rank korelasyon analizi kullanılarak yapılmış; istatistiksel anlamlılık düzeyi 0,05'in altı olarak alınmıştır. Araştırmamızın sonuçlarına göre, gebeliğin takibinde birlikte çalışan doğum ve çocuk hekimleri, gebenin/ailenin özerkliğine önem vermekte ve prenatal tanı yöntemlerini güvenilir bulmaktadır. Her iki disipline ait katılımcıların büyük çoğunluğu multidisipliner yaklaşımın uygunluğu yönünde görüş bildirmiştir. Bu bağlamda tek uzmanlık alanın karar vermesi yaklaşımından yavaş yavaş uzaklaşılarak sorumluluğun paylaşılması yoluna gidildiği, böylece daha güvenilir, daha doğru kararların verilebileceği söylenebilir.
Türkiye'de aşı takviminin tarihçesi
Modern aşının tarihi 18. yüzyılda Edward Jenner ve çiçek aşısı (1796) ile başlamış ve Pastör'e kadar (1885 kuduz aşısı) 90 yıl boyunca da başka bir gelişme olmamıştır. Çiçek aşısı ilk olarak Sultan Abdülmecid döneminde Osmanlı Devleti'nde ordu mensupları için zorunlu kılınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile aşılama hizmetleri devam etmiştir. Türkiye Cumhuriyet Resmi Gazete'sinde 6 Mayıs 1930 yılında yayımlanan Umumî Hıfzıssıhha Kanunu ile hem çocuk hem de yetişkin çiçek aşılaması resmi olarak başlamıştır. Rutin aşılamaya 1937 yılında difteri ve boğmaca aşıları, 1952 yılında BCG aşısı, 1963 yılında çocuk felci (oral polio) aşısı, 1968 yılında tetanoz aşısı, 1970 yılında kızamık aşısı eklenmiştir. Çiçek aşılamasına 1980 yılında hastalığın dünya üzerinden eradike edilmesi nedeniyle son verilmiştir. Ülkemizde 1981 yılında genişletilmiş bağışıklama programı başlatılmıştır. 1998 yılında Hepatit B aşısı, 2006 yılında Kızamıkçık, Kabakulak ve Hib (menenjit) aşıları, 2008 yılında konjuge pnömokok aşısı, 2012 yılında Hepatit A aşısı ve 2013 yılında Suçiçeği aşısı genişletilmiş bağışıklama programına eklenmiştir. Genişletilmiş bağışıklama programında halen toplam 13 hastalığa karşı aşı bulunmaktadır. Bu çalışmada ülkemizde çiçek aşısı ile başlayan aşılamanın tarihte izi sürülmüş, günümüze dek yaşanan gelişmeler ve aşıların tarihçeleri incelenmiştir. Yararlanılan kaynaklar T.C. Resmi Gazete nüshaları, Sağlık Bakanlığı genelgeleri-yönergeleri, sosyal bilimler ve tıp literatürü, tıp tarihi kitaplarıdır. Anahtar Kelimeler: Aşılama, Aşı Takvimi, Pediatri, Türk Tıp Tarihi
Türkçe tıp tarihi kitapları (1928-2018): Bir bibliyografya denemesi ve genel okura yönelik olma konusu
Çağdaş dünyada bilim, güvenilir ve saygın bilginin ana kaynağıdır. Her bilimsel disiplinin kendine özgü bir terminolojisi ve dili vardır. Bu durum sıradan insanların bilimsel yazıları anlamasını zorlaştırmaktadır. Popüler bilim, bir tür edebiyat olarak, bu soruna bir çözümdür; bilimsel birikimin halka açık olmasını mümkün kılar. Popüler tarih, popüler bilimin bir alt türü olarak düşünülebilir, ancak onu bağımsız bir alan olarak kabul etmek de mümkündür. Bu genel çerçevede, tıp tarihinin topluma mal edilmesi, bu kendine özgü çalışma alanının konularını öğrenmeye ve anlamaya açılan bir kapı gibidir. Tıp tarihi hakkında farkındalık sahibi olmak insanlara tıbbı ve dolaylı olarak da insanı keşfetme fırsatı sunmaktadır. Bu çalışmada ilk olarak 1928-2018 döneminde yayımlanmış tıp tarihine ilişkin Türkçe kitapların künye bilgileri derlenerek bir bibliyografya taslağı hazırlanmıştır. Daha sonra tıp tarihi kitaplarının genel okura hitap etmesi ve tıp tarihi literatürünün medikososyal arka planı konuları tartışmaya açılmıştır.
Türk ve Alman masallarında sağlık teması
Anlatmaya dayalı edebi türlerden biri olan masallar, ait oldukları toplumların kültürel değerlerini taşımaktadır ve bu değerler, masal anlatıcıları vasıtasıyla nesilden nesle aktarılıp günümüze kadar gelmiştir. Masallar, bir toplumun hayata bakışını, inançlarını kendine has özelliklerle yansıtmaktadır. Masallarda, yaşam-ölüm, sağlık-hastalık, hastalanma-iyileşme gibi unsurlar yer almaktadır. Çalışmamızda, Alman derleyicilerden Grimm Kardeşler ile Türk derleyicilerden Pertev Naili Boratav, Eflatun Cem Güney, Tahir Alangu, Naki Tezel ve Oğuz Tansel'in derlediği masallar bu unsurlar yönünden incelenmiş ve iki farklı toplumun sağlığa-tıbba-hekime bakışı değerlendirilip karşılaştırılarak benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konmuştur.
Hastane öncesi acil bakım profesyonellerinin mahremiyete ilişkin görüşleri: Adana ili ölçeğinde bir çalışma
Hastane öncesi acil tıp kendine has özellikleri bulunan bir alandır. Oldukça dinamik olan bu alanda sınırları koymak da esasında pek mümkün değildir. Her an farklı bir olguyla farklı bir yer ve farklı bir zamanda karşılaşmak olanaklıdır. Alanın spesifikliği ise eldeki imkanlar ile zor şartlar altında hastaya müdahalede bulunmaktır. Monoton olmayan bu alanda yer alan acil sağlık profesyonelleri asli olan görevlerini yerine getirirken pek çok problemle de baş başa kalmaktadır. Etik ikilemler ve ihlaller ile karşılaşan sağlık profesyonelleri hasta için doğru ve yararlı olanı yapmak için bir çıkış aramaktadır. Çalışmamızın amacı, hastane öncesi alanda görev alan acil sağlık profesyonellerinin hasta mahremiyet konusundaki yaklaşımlarını belirlemektir. Bu amaçla Adana 112 İl Ambulans Servisi'nde aktif olarak görev yapan sağlık profesyonellerine yönelik tanımlayıcı bir araştırma yapılmıştır. Uygulanan veri toplama formunda demografik bilgilere ait 7, alana yönelik ise 17 adet ifade bulunmaktadır. Katılımcılardan bu ifadeleri benimseme derecelerine göre 0-10 arası puan vermeleri istenmiştir. Toplamda 500 adet katılımcının verileri değerlendirilmiştir. Genel olarak; hastane öncesi acil sağlık profesyonellerinin mahremiyet hakkını benimsediği, ancak hayati tehlikenin söz konusu olduğu durumlarda bu hakkın ikinci plana atılabildiği bulunmuştur.
Bir grup diş hekiminin "Türk Dişhekimleri Birliği Dişhekimliği Meslek Etiği Kuralları" Hakkındaki Görüşleri
Türk Dişhekimleri Birliği (TDB) Dişhekimliği Meslek Etiği Kuralları 2012 yılında hazırlanmış, 2015 ve 2018 yıllarında güncellenmiştir. Bu kurallar bir yandan diş hekimlerinin mesleki değerlerini ifade ve ilan diğer yandan mesleğin icrasında etiğe uygun davranmaya rehberlik etmeye yöneliktir. Tez çalışması çerçevesinde yürütülen nitel araştırmanın amacı meslek etiği kurallarının alanda ne ölçüde tanındığını ve benimsendiğini saptamaktır. Bu çerçevede farklı mesleki birikime ve farklı mesleki bakış açısına sahip 18 diş hekimi ile genel olarak etik ve meslek etiği özel olarak TDB Dişhekimliği Meslek Etiği Kuralları hakkında yarı yapılandırılmış soruların kullanıldığı yüz yüze görüşmeler yapılmış, toplanan veriler tematik içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Katılımcılardan gelen cevapların içerdiği bilgiler ve görüşler değerlendirilerek üç bağlam, 10 ana tema ve 96 tema oluşturulmuştur. Birinci bağlam olan diş hekiminin etik ve meslek etiği algısı, dört ana tema altında 44 tema; ikinci bağlam olan diş hekimliği etiğinin kapsamı, dört ana tema altında 27 tema; üçüncü bağlam olan TDB Diş Hekimliği Meslek Etiği Kuralları metni, iki ana tema altında 25 tema, içermektedir. Araştırma, etik konusunda eğitimle edinilmiş bilgi ve kavramsal netlik bulunmadığını; meslek yaşamında karşılaşılan etik sorunların hukuki-idari-sosyal-ekonomik sorunlardan tam olarak ayırt edilemediğini ve bunlarla baş etmede zorluk çekildiğini; TDB Dişhekimliği Meslek Etiği Kuralları'nın yeterince tanınmadığını ve pratiğe daha fazla yansıyacak şekilde gözden geçirilmesine yönelik bir beklenti bulunduğunu göstermektedir. Sonuç olarak genelde diş hekimliği camiası için farklı meslek etiği eğitimleri düzenlenmesi özelde TDB Dişhekimliği Meslek Etiği Kuralları'nı tanıtacak ve pratiğe yansımasını arttıracak etkinlikler yapılması gereksinimi ve beklentisi bulunmaktadır. Tez çalışmasının bu gereksinimi ve beklentiyi karşılama noktasındaki Türk Dişhekimleri Birliği'nin meslek etiği konusundaki çalışmalarına katkı sağlayacağı umulmaktadır.
Tıbbi malpraktis: Ulusal Tez Merkezi'ndeki lisansüstü tezler üzerinde bir inceleme
Geçmişi binlerce yıl öncesine dayanan bir konu olan tıbbi malpraktis, günümüzde sağlık ve hukuk gibi meslek disiplinlerinin konularından biri olması, etik ve hukukla yakından ilişkili olması nedeniyle, geniş bir yelpazede irdelenmesi gereken bir konudur. Bu çalışmada literatürde karşımıza çıkan ve tıbbi malpraktisin tanımında kullanılan tıbbi hata, tıbbi malpraktis, komplikasyon gibi farklı kavramların tanımlanması ve Ulusal Tez Merkezi'nde bulunan tezlerin sistematik olarak incelenmesiyle tıbbi malpraktisin akademik yazındaki yerinin ele alınması amaçlanmıştır. Bu çalışma retrospektif, tanımlayıcı ve derleme yöntemleri kullanılarak yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak tıbbi malpraktise ilişkin belirlenmiş olan anahtar kelimeleri içeren ve Ulusal Tez Merkezi'nde yayımlanmış olan lisansüstü tezler incelenmiştir. Çalışmada elde edilen verilerin doküman analizi yapılarak incelenmiştir. İstatistiksel olarak sayı ve yüzde değerleri kullanılmıştır. Ulusal Tez Merkezi'nde tıbbi malpraktise ilişkin belirlenen anahtar kelimelerle (Tıbbi hata, Malpraktis, Tıbbi malpraktis, Tıbbi uygulama hatası, Uygulama hatası, Hatalı uygulama, Hatalı tıbbi uygulama, Hatalı tıbbi müdahale, Kötü uygulama, Komplikasyon) yapılan taramalarda, en erken rastlanılan tezin tarihi olan 2000 yılından itibaren 2022 yılı sonuna kadar kayıtlı 350 adet tez çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma kapsamına alınan 350 adet tez; türlerine, araştırma yöntemlerine, yayın yıllarına ve yazarlarının alanlarına göre incelenmiştir. Çalışmada alanların tıbbi malpraktise yönelik ilgileri incelendiğinde hemşirelik alanında 91, hukuk alanında 86 ve sağlık yönetimi alanında 71 adet tez yazıldığı tespit edilmiştir. Tıp Tarihi ve Etik alanında altı adet tez bulunmaktadır. Çalışmada; tıbbi malpraktise daha fazla ilgi duyan akademik alanların hemşirelik, hukuk, sağlık yönetimi ve adli tıp olduğu tespit edilmiştir. Yüksek risk grubundaki cerrahi branşların ise tez çalışmalarında bu konuya ilgilerinin çok düşük olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hasta güvenliği, lisansüstü tez, tıbbi hata, tıbbi malpraktis, tıp etiği
Türk psikanaliz tarihinde bir öncü: Prof. Dr. Ulviye Etaner
Bu tez çalışması, Prof. Dr. Ulviye Etaner'in Türk psikanaliz tarihi içindeki öncü ve özgün konumunu belirlemeyi amaçlamaktadır. Psikanaliz formasyonunu Berlin Psikoterapi Enstitüsü'nde tamamlayan Etaner, Türkiye'deki psikanalitik eğitim çalışmalarına İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı bünyesinde başlamıştır. Etaner'in psikanalitik eğitim çalışmalarını akademiyle sınırlı tutmayıp psikanaliz formasyonunu amaçlayan ilk kurum olan Murat Şefik Etaner Psikoterapi Eğitim Vakfı'nı (MEPEV) inşa etmiş olması tarihsel bir değer taşımaktadır. Nitekim MEPEV 1990'lı yıllarda Türkiye'de IPA bağlantılı örgütlenmenin dayandığı en önemli adreslerden biri olmuştur. Tez çalışması içinde Prof. Dr. Ulviye Etaner'in biyografisi, Türkiye'de psikanalize yaptığı katkıya odaklanılarak açımlanmış, Türk psikanaliz tarihi içindeki özgün konumu önemli tarihsel süreçler bağlamında ve diğer öncü isimlerin katkılarıyla birlikte karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Bu amaçla, öncelikle, dünya ve Türk psikanaliz tarihiyle ilgili litaratür gözden geçirilmiş, Etaner'in psikanalitik kariyeri ve akademik hayatı, ilgili literatür kaynaklarından, eğitsel ve mesleki hayatına dair arşiv belgelerinden, akademik yayınlarını içeren veri tabanlarından, kendisiyle ve yakınında bulunmuş kişilerle yapılan sözlü tarih görüşmelerinden hareketle tespit edilmiştir. Bulgular, Etaner'in Türk psikanaliz tarihi içindeki öncü ve özgün konumunu destekleyen önemli veriler içermektedir. Tez çalışması, Türk psikanaliz tarihini bütünlüklü olarak ele alan, Türkçe literatürde yayınlanmış ilk çalışma özelliği taşımaktadır.
COVID-19 pandemisi ile mücadelede halk sağlığı alanındaki alınan önlemlerin orantılılık ilkesi bağlamında normatif analizi ve etik açıdan değerlendirilmesi
Dünya tarihinde farklı bir yere sahip olacak olan COVID-19 Pandemisiyle mücadelede aynı zamanda birçok etik soru ve sorunlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan en önemlilerinden biri pandemiyle mücadele sırasında alından tedbirlerin bireysel hak ve özgürlükleri kısıtlaması ya da ihlal etmesidir. Bireyin ve toplumun sağlığını korumaya yönelik bu önlemler her ne kadar yüksek değerlere sahip olan amaçlara hizmet etseler bile, sınırsız bir meşruiyet hakkına sahip değillerdir. Salgının yayılmasına ve özellikle ilk dönemlerde can kaybını önlemeye yönelik bu önlemlerin verimli ve etkili olması kadar, temel hak ve özgürlükleri ihlal etmemesi ya da mümkün olan en az düzeyde kısıtlaması önemlidir. İşte tüm bu değişkenler arasında kabul edilebilen ve gerekli bir dengenin kurulması ancak pandemi döneminde özellikle halk sağlığı etiği alanında ön plana çıkan orantılılık ilkesiyle mümkündür. Bu yüksek lisans tezi yukarıda bahsedilen çerçeve içerisinde orantılılık ilkesine odaklanmaktadır. Bu çalışmada orantılılık kavramı hem farklı düşünce geleneklerinde tarihi süreç içerisinde incelenmiş, hem de felsefi teorilerdeki yeri araştırılmıştır. Bu araştırmalar daha çok normatif bir düzlemde gerçekleştirilirken, çalışmamızda aynı zamanda nicel bir analizle mevcut literatürde orantılılık ilkesinin hangi anlam ve içeriklerde ve hangi bağlamlarda kullanıldığı da sorgulanmış ve değerlendirilmiştir. COVID-19 pandemisi kapsamında gerçekleştirilen kapanma, karantina ve izolasyon önlemlerinin genel olarak fayda ve zararları irdelenerek, bu önlemler orantılılık ilkesinin içerdiği kriterlere göre değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmede daha önce farklı ülkelerde gerçekleştirilmiş olan empirik çalışmaların sonuçlarından yararlanılmıştır. Bu tez çalışmasında hem tıbbi hem de bilimsel anlamda farklı süreçleri içeren COVID-19 Pandemisinde birçok belirsizliğe rağmen orantılılık ilkesinin neden alınan önlemlerde her daim kullanılması gereken bir ilke olduğu bilimsel bir çerçeve içerisinde ortaya konmuştur. Aynı zamanda konuyla ilgili argümanlar somut hale getirilmiştir. Diğer taraftan etik analiz sonucu pandemi sürecinde önemli etkenlerin değişebilmesinden dolayı orantılılık ilkesinin uygulanmasının neden sürekli güncellenmesi gerektiği argümanlarıyla açıklanmıştır.
COVİD-19 sürecinde yoğun bakım ünitelerinde bakıma yönelik alınan kararlarda hemşirelerin rolünün analizi ve etik açıdan değerlendirilmesi
Ülkemizde Covid-19 pandemisi ile mücadelenin çeşitli safhalarında günlük vaka sayılarındaki yüksek artış hastanelerdeki hasta sayısına yansımış, hastane polikliniklerinde, servislerinde ve yoğun bakım ünitelerinde hastaların tedavi ve bakımlarını farklı açılardan olumsuz olarak etkilemiştir. Bu olumsuz etkilenmenin en önemli özelliklerinden biri kaynakların sınırlı olmasından dolayı hastaya ayrılan zamanın kısıtlanmasıdır. Bu durum ise anamnez alma için ayrılan sürenin azalmasının yanında, hastanın karar sürecine müdahil olması, hastanın değerler sisteminin bu kararlarda göz önünde bulundurulması, hasta yakınlarıyla iletişimin kalitesi ve özerklik/otonomi ilkesinin pratik hayata geçirilmesini olumsuz yönde etkilemiştir. Covid-19 özelindeki bu tabloda özellikle yoğun bakım hemşirelerinin farklı bir özelliği ön plana çıkmıştır. Hemşirelerin mesleki görev ve sorumlulukları gereği hastaları yoğun olarak gözlemleme ve yakından değerlendirme imkanları olduğu için hastaların bakım ve tedaviye karşı yaklaşımını, arzu ve isteklerini öğrenmede ve hasta yakınlarıyla iletişimde çok önemli bir görev üstlenmişlerdir. Yoğun bakım ünitelerinde zaten mevcut olan bu özellik Covid-19 Pandemisi özelinde etik boyutu da olan daha büyük bir önem kazanmıştır. Bu yüksek lisans çalışması yukarıda açıklanan sorun çerçevesinde hemşirelerin genelde yoğun bakım ünitesindeki, özelde ise Covid-19 hastaları için ayrılan yoğun bakım ünitelerinde etik boyutu olan kararlardaki mevcut rolünü tespit ve analiz etmeyi amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda önce nicel bir yöntemle konuyla ilgili sorular anket çalışması çerçevesinde hazırlanmış ve örneklem analizine göre Türkiye genelinde yoğun bakım hemşirelerinin görüşlerini temsil etme gücü olduğu kabul edilen 240 yoğun bakım hemşiresine Online olarak şahsa ait e-posta yoluyla, Telegram ve WhatsApp programlarındaki yoğun bakım hemşire gruplarındaki kişilere sorulmuştur. Bu araştırma Covid-19 özelinde Türkiye'de bir ilk olup konuyla ilgili önemli veriler sunmaktadır. Çalışma sadece nicel araştırma düzeyinde kalmamış olup elde edilen sonuçlar hemşirelik alanında en önemli etik teorilerden biri olan ihtimam etiği (care ethics) teorisi bağlamında ele alınıp normatif olarak değerlendirilmiştir. Anketten elde edilen sonuçlar özellikle özerklik çerçevesinde analiz edilmiştir. Diğer taraftan son zamanlarda tıp etiği tartışmalarında önemli bir yeri olan ahlaki kaygı (moral distress) da hem anket çerçevesinde sorgulanmış hem de çalışmanın tartışma kısmında ele alınmıştır. Etik açıdan önemli olan bu araştırma sonuçları etik açıdan analiz edildikten ve normatif açıdan değerlendirildikten sonra bu önemli etik boyutları olan sorunların anlaşılması, kavranması ve çözülmesine yönelik çalışmanın sonunda bazı önemli tavsiyelerde bulunulmuştur.
Hekimler ve hastaların cerrahi kliniğinde aydınlatılmış onam sürecinde yaşadıkları deneyimler: Fenomenolojik bir çalışma
Tıp etiğinin temel ilkelerinden özerkliğe saygı ilkesinin tıp pratiğine yansımasını sağlayan aydınlatılmış onam öğretisidir. Aydınlatılmış onam, hastanın kendisine uygulanacak tanı ve tedavi yöntemlerinin kapsamını, yararlarını, risklerini ve varsa alternatif yöntemlerini bilerek önerilen tıbbi uygulamayı kabul etmesidir. Hekimler ve hastalar aydınlatılmış onam sürecine farklı anlamlar yükleyerek yaşantılamaktadır. Bu tez çalışmasında, hekimlerin ve hastaların aydınlatılmış onam sürecini nasıl deneyimledikleri, süreçte karşılaştıkları değer sorunları ve değer çatışmalarının belirlemesi amaçlandı. Araştırma, Akdeniz Üniversitesi Kalp Damar ve Göğüs Cerrahisi kliniklerinde çalışan hekimler ve ameliyat edilen hastalarla yürütülmüştür. Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen kullanılarak, amaçlı ve ölçüt örnekleme yöntemleriyle 12 hasta ve 10 hekim ile görüşmeler yapılmıştır. Görüşme sonuçları MAXQDA-2024 programına aktarılmış ve bu program vasıtasıyla nitel araştırma tekniklerinden tümevarım analizi tekniği aracılığıyla kodlamalar yapılmıştır. Analiz sonucunda araştırmada 3 tema ve 8 kategori oluşturulmuştur. Hekimler ve hastaların aydınlatılmış onam sürecine yükledikleri anlamlar ve bu süreçte karşılaştıkları etik sorunlar belirlenmiştir. Araştırmada hastaların aydınlatılmış onam sürecinde yaşadıkları deneyimlerinden çıkarılan sonuçlar; hastaların beklentilerinin hekimlerin etkin bir iletişim süreci yönetebilmesi, bilgilendirme sırasındaki yaklaşımı ile doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde, hekimler de sürecin sağlıklı işlemesinde hastaların bilgi düzeyi, kültürel arka planı ve tutumlarının etkili olduğunu ifade etmişlerdir. Bu araştırma, hekim ve hastaların aydınlatılmış onam sürecini farklı algıladığını, ancak iyi iletişimle etkin ve etik unsurlarla güçlendirilerek kurulmuş bir sürecin çok önemli olduğunu, hastaların haklarını desteklediği kadar hekimlerin de mesleksel motivasyonunu artıracağını göstermiştir. Bu araştırma sonuçlarının tıp etiği alanında yapılacak gelecekteki araştırmalara katkı sağlaması ve sağlık hizmeti paydaşlarının aydınlatılmış onam süreci ile ilgili etik farkındalığının artırılmasına yararlı olması beklenmektedir.
Ebeveynin aşı reddi tutumunun başlıca etik teoriler üzerinden normatif analizi
Tarihte aşısı bulunmadan önce birçok bulaşıcı hastalık, milyonlarca insanı hayattan koparmış ve bundan en çok çocuklar etkilenmiştir. Çiçek hastalığı, salgın hâline gelince bu durumun önüne geçmek ve insanları hayatta tutabilmek için birtakım teknikler geliştirilmiş ve sonunda modern aşılamaya geçilmiştir. Ancak bu çabalara ve bilimsel gelişmelere rağmen aşıya karşı muhalif sesler hiç susmamıştır. Toplumsal bağışıklık elde edildikçe, ebeveynlerin dikkati aşıların yan etkilerine çevrilmiş bunun yanında felsefi ve dini argümanlara komplo teorileri de eklenerek aşıya karşı direnç artmıştır. Bir yandan özgürlükler bağlamında ebeveynin çocuğu hakkında karar verici statüde olması diğer yandan aşısızlığın neden olabileceği salgından toplumun zarar görebilme ihtimali ortaya etik ikilemler çıkarmıştır. Son yıllarda artan aşı karşıtlığı sebebiyle ABD'de ve Avrupa'da görülen kızamık salgınları sonucu çocukluk çağı aşılarına bazı zorunluluklar ya da cezalar getirilmiştir. Bu çalışmada, aşı karşıtı hareketler tarihi süreci içerisinde incelenmiş, günümüzdeki aşı karşıtlığı argümanlarına yer verilmiştir. Tamamen normatif bir çalışma olan bu doktora tezinde, tıp etiğinde en sık başvurulan etik teorilerin sahip olduğu argümanlara göre ebeveynin çocukluk çağı aşılarını reddi tutumu etik açıdan analiz edilmiştir. Bu etik teorilerin kurucularının siyaset felsefesi görüşlerine de girilerek çocukluk çağı aşılarının zorunluluğu sorgulanmıştır. Ebeveynlerin çocukluk çağı aşıları reddi tutumunun ahlaki olarak meşru olup olmadığı etik kuramlara başvurularak gerekçelendirilmiş ve çalışmanın sonunda önerilerde bulunulmuştur.
Yaşamın sonunda yoğun bakımda verilen tıbbi kararların beyhudelik (futility) kavramı çerçevesinde normatif analizi ve etik değerlendirmesi
Teknolojik imkanlarla yoğun bakım tıbbının gelişmesi ve yoğun bakım servislerinin yaygınlaşması sınırlı sayıda olan yoğun bakım kaynaklarının nasıl dağıtılacağı sorusunu gündeme getirmiştir. Bu bağlamda tıbbi beyhudelik sebebiyle tedaviye başlanmamasına ya da son verilmesine nasıl karar verilmesi gerektiği de tartışılmaktadır. Bu doktora çalışmasının amacı öncelikli olarak Türkiye'de yoğun bakım hekimlerinin yaşamın sonunda beyhudelik bağlamında nasıl karar verdiklerini tespit etmek ve devamında nasıl karar verilmesi gerektiğine dair çözüm önerileri geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada, ampirik ve normatif olmak üzere iki yöntemin bir arada kullanılmasına dayanan karma yöntem kullanılmıştır. Ampirik bölümde kalitatif analiz yöntemlerinden gömülü teori kullanılmış ve on bir yoğun bakım hekimi ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Elde edilen veriler MAXQDA 2022 Analytics Pro programı kullanılarak analiz edilmiş ve yoğun bakım, beyhude tedavi, etik problemler, Covid-19 pandemisi ve karar verme başlıkları oluşturulmuştur. Gömülü teori analizi sonucunda hekimlerin beyhude tedaviye dair kararlarını standardize edilmiş bir istişareye bağlı olmayan tıbbi mutabakat doğrultusunda, hukuki ya da toplumsal baskı altında, kısıtlı imkanlarla, bazen de çıkar çatışmasına muhatap olarak ve bazen de vicdanları ya da kişisel tercihleri doğrultusunda karar verdikleri tespit edilmiştir. Ekip olarak tıbbi mutabakat doğrultusunda karar verme süreçlerine fayda, yaş, adalet ve vicdan normatif kavramları etki etmektedir. Normatif analiz sonucunda ise, yaşamın sonunda ekip olarak, tıbbi veriler doğrultusunda, vicdani olarak karar vermenin sürecin doğru yönetilmesi için yeterli olmadığına ulaşılmıştır. Kişiye göre değişen izafi ve muğlak bir kavram olan vicdanın, normatif bir güce sahip olmamasından dolayı etik meşruiyet sağlayıcı bir fonksiyonu bulunmamaktadır. Bundan dolayı karar verme süreçlerinde etik analiz ve rasyonel değerlendirmeler yapılmalı, klinik-etik rehber kullanılmalı ve gerektiğinde hastane etik kurullarından danışmanlık hizmeti alınmalıdır.
Neonatolojide tedavi sınırlandırma ya da geri çekme kararlarında ebeveyn yaklaşımlarını belirleyen faktörler-istanbul'da bir nitel araştırma
Ülkemizde yenidoğan bebekler için yaşam sonu kararların nasıl ve kimler tarafından verildiğine dair bilgilerin etik bakış açısıyla bir araya getirilmesine ihtiyaç olduğu görülmektedir. Bu ihtiyacın giderilebilmesi için ―Türkiye'de ebeveynler ağır hasta olan yenidoğan bebekleri için karar verme sürecinde hangi karar verme mekanizmaları, duygular, değer yargıları, dini inançlar rol oynamaktadır‖ sorusunu araştıran doktora çalışması yapılmıştır. "Türkiye‟de ebeveynlerin yaşamın sonunda olan yenidoğan bebekleri için karar verme süreçleri bir çok faktörden etkilenebilen ve ebeveynler arasında benzerlikler gösteren davranış yapıları içermektedir. Bu süreç içerisinde ebeveynlerin daha kaliteli bir şekilde bilgilendirilmeleri, gerektiğinde kendilerine etik danışmanlık, psikolojik destek ve manevi destek imkanı sunulması verilen kararlarda etik açıdan kabul edilebilen mutabakatın sağlanmasına katkıda bulunacaktır‟‟ hipotezini destekler nitelikte bir sonuca varılmıştır.
Soy hattına yönelik genetik müdahale karşıtı etik argümanların reflektif analizi
Soy hattına yönelik genetik müdahale (SHYGM) biyomedikal etik disiplinin son yıllarda en çok tartıştığı konulardan biri olmuştur. SHYGM'ye yöneltilen en önemli itirazlar çoğunlukla metafizik temelli olup, bu teknolojinin kalıtsallığı, tersine çevrilemezliği, insanlık şerefi ve insan doğası üzerindeki olası olumsuz etkileri ve kişisel özdeşliği etkileyeceği gibi iddiaları bulunmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı SHYGM teknolojisine yöneltilen bu özcü metafizik temelli argümanları, dünya ile eş zamanlı olarak, reflektif bir şekilde analiz etmek ve bir sonuca ulaşmaktır. Bu amaç doğrultusunda kavramsal alt yapıya da yer verilerek, genetiğin tarihinden itibaren, genetikten epigenetiğe doğru paradigmatik sıçramaya kadar olan süreç derinlemesine bir şekilde değerlendirilmiştir. Konu hakkındaki etik argümanlara, hukuki metinlere, yönetişimsel raporlara ve teolojik görüşlere de yer verilmiştir. Bulguların reflektif bir şekilde değerlendirilmesinden sonra, soy hattına yönelik genetik müdahaleye yöneltilen özcü metafizik itirazların, mevcut halleriyle, SHYGM'nin yasaklanmasını ahlaken gerekçelendirilemeyecekleri savunulmuştur.
Yahudi, hristiyan ve müslüman kadınların hasta haklarından olan beden mahremiyetine yaklaşımları üzerine bir araştırma
Temel insan haklarının uygulanmasına yönelik talepler her geçen gün artmaktadır. Mahremiyet hakkı da talep edenin insan olması dolayısıyla temel bir insan hakkıdır. Sağlık hizmetleri söz konusu olduğunda mahremiyet taleplerinin olmadığı bir alan düşünülemez. Bireylerin mahremiyet beklentilerinin arka planında ise hukuk, sosyoloji, psikoloji, kültür ve din gibi belirleyenler bulunmaktadır. Mahremiyet hakkının ihlal edilmesi kişilerin onurlarının kırılmasına sebep olmakta ve insan haklarının kullanımını engellemektedir. Sağlık hizmetlerinde; bilgi mahremiyeti, beden mahremiyeti ve mekan mahremiyeti olmak üzere üç temel mahremiyet türü bulunmaktadır. Psikolojik mahremiyet, sosyolojik mahremiyet, bilişsel mahremiyet gibi türler eklense de bunlar daha çok bu üç temel mahremiyet türünün kapsamında değerlendirilebilir.Kişilerin izin alınmadan özel alanlarına girilmesi ve bilgilerinin paylaşılması hukukun yanı sıra tıp etiği açısından da doğru bulunmamıştır. Bu araştırma kapsamında tıpta beden mahremiyeti konusu ele alınmıştır. Çalışmanın amacı aynı hukuki, sosyolojik, kültürel ortamda yaşayan fakat farklı dinlerdeki insanların sağlık hizmetlerinde beden mahremiyeti taleplerinin arka planında hangi belirleyenin olduğunu tespit edebilmektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden çoklu durum deseni kullanılmış, araştırmanın verileri yarı-yapılandırılmış mülakatlar yoluyla elde edilmşitir. Çalışma kapsamındaki literatür taranmış, yapılan saha çalışması sonrasında bulgular elde edilmiştir. Saha çalışmasından elde edilen bulgular MAXQDA 2020 programı yardımıyla içerik analizine tabi tutulmuştur. Bu çalışmanın ışığında katılımcıların bir kısmının mahremiyetin arka planında dinin etkisi olduğuna vurgular yaptığı saptanmıştır. Katılımcıların tamamı kültürün mahremiyet algısını etkilediğini düşünmektedir. Sonuçta mahremiyet algısında kültürün etkisinin daha fazla üzerinde durulan bir konu olduğu ortaya çıkmıştır. Yine mahremiyetin kişiden kişiye değişen yapısına vurgu yapılmıştır. Sağlık hizmetlerinde kültürel mahrem sınırların belirlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Filles de la Charité, on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nda hayırseverlik ve sağlık
Bu tez, Filles de la Charité (Hayırseverlik Kızları) ismiyle anılan Fransız Katolik rahibelerin 1839 ve 1918 yılları arasında İstanbul'da vermiş oldukları sağlık hizmetlerini konu etmektedir. Çalışma için Başbakanlık Osmanlı Arşivleri belgeleri ve cemaatin yıllıkları olan Annales de la Congrégation de la Mission'un ilgili tarihlerdeki sayıları birincil kaynak olarak kullanılmış; toplumsal cinsiyet, misyonerlik, hayırseverlik ve geç Osmanlı tarihine ilişkin literatür temel alınmıştır. Çalışma, 19. Yüzyıl'da İstanbul'da pek çok önemli sağlık kurumunda bulunmuş olmalarına karşın çok az sayıda yayında varlık göstermiş olan cemaat rahibelerinin faaliyetlerinin detaylı bir incelemesini sunmayı ve kadın misyonerler ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki etkileşimlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada cemaatin Fransa'da kuruluşunu ve Osmanlı topraklarında yayılmasının arka planını oluşturan siyasal, tarihi ve toplumsal etmenler tartışılmakta ve İstanbul'da rahibelerin kurmuş oldukları ya da doğrudan idare etmiş oldukları kurumlara ilişkin elde edilen bilgilere yer verilmektedir. Tezde hastane ve dispanser hizmetlerine odaklanılmakla beraber kimsesiz çocukların bakımı ile eğitim etrafında şekillenen hayır işlerine ilişkin elde edilen veriler de aktarılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler; Osmanlı İmparatorluğu'nda sağlık alanındaki ihtiyaçların karşılanabilmesi için kurulan siyasi dengelerin tarihsel ve kültürel kodlarla şekillenmesi açısından değerlendirilmiş ve İstanbul'un yüzyıl boyunca geçirmiş olduğu salgın, doğal afetler ve savaşların sağlık yarattığı acil durumlar sonucunda rahibelerin hem kendi kurumlarında hem de kendi kurumlarının haricinde pek çok geçici ve sabit Osmanlı kurumunda da hizmet vermelerinin Osmanlı yetklileri tarafından gördüğü desteğin boyutları ve sınırları tartışılmıştır.
Osmanlı tıbbında ilk bahname örneği; Musa B. Mesud'un bahname tercümesi ve modern üroloji açısından değerlendirilmesi
"Cinsel arzu, şehvet" anlamındaki Arapça "bâh" ile "kitapçık, risale" anlamındaki Farsça "nâme" kelimelerinden oluşan "bâhnâme;" genel olarak cinsellik, cinsel yaşam, cinsel istek/işlev bozuklukları ile bu husustaki koruyucu, destekleyici ve tedavi edici uygulamaları konu alan monografileri adlandırmak için kullanılagelmiş olan tarihi bir terimdir. Bahnameler İslam kültür dairesine ait tıp müktesebatının/külliyatının önemli bir bölümünü oluştururlar. Sosyal açıdan değerlendirildiğinde de bahnamelerin en önemli amacının sağlıklı cinsel davranış ve uygulamaların öğretilmesiyle evlilikte mutluluğun ve doyumun sağlanması olduğu söylenebilir. Anadolu'da Türkçe olarak kaleme alınmış ve "bahname" olarak nitelendirilebilecek ilk eserler XIV. yüzyıla ait olup Arapça ve Farsça yazılmış daha önceki bahnamelerin tercümeleridir. Bilinen ilk örnek Saruhanoğlu Yakub b. Devlet adına, Nasirüddin-i Tûsî'ye izafe edilen Farsça "Bahname-i Padişahi"den yapılan tercümedir. Aynı eserin Musa b. Mesud tarafından II. Murad için yapılan tercümesi Osmanlılarda bilinen ilk bahnamedir (XV. yy.). Daha sonra telif niteliğindeki örnekler de ortaya çıkmıştır. İlk dönemlerde bilimsel, tıbbi bilgiler içeren bahnameler XVI. yüzyıldan itibaren erotik, kimi zaman da pornografik kitaplara dönüşmüştür. Türk–İslam kültür dairesine ait tıp külliyatının önemli bir bölümünü oluşturmalarına ve dolayısıyla Osmanlı tıbbında da çok sayıda örneği olmasına mukabil, bahnameler bugüne kadar ülkemizdeki tıp tarihi çalışmalarında yeterince incelenmemiştir. Çalışmalar bahnameler hakkında genel bilgiler vermekle ve metin transkripsiyonu ve dil sadeleştirmesiyle sınırlı olup herhangi bir bahname metninde yer alan bilgilerin günümüz tıp, seksoloji ve üroloji/androloji bilgi birikimi ışığında tetkik ve analizine girişilmemiştir. Bu tez çalışmasında bu doğrultuda Musa b. Mesud'un II. Murad için yapmış olduğu ve Osmanlılardaki ilk bahname olarak bilinen tercüme çalışması, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Kütüphanesi'ndeki el yazması nüsha kullanılarak incelenmiştir. Önce Genel Bilgiler bölümünde bahname kavramı, bahnamelerin tarihçesi, genelde Osmanlı İmparatorluğu'nda bahnameler ve özelde Musa b. Mesud'un tercümesi hakkındaki mevcut bilgiler derlenmiştir. Daha sonra Bulgular bölümünde eldeki Osmanlıca metin transkribe edilerek sunulmuştur. Tartışma bölümünde ise, metin boyunca verilen bilgiler ve tavsiyeler, günümüz seksoloji, üroloji ve androloji bilgi birikimi çerçevesinde irdelenmiş ve yorumlanmıştır. Metindeki ıstılahlar açıklanarak oluşturulan bir sözlük ve orijinal el yazması nüshanın konuya vakıf okuyucuların yararlanabilmesi amacıyla hazırlanmış olan bir kopyası da tezin sonuna eklenmiştir.
Durum etiği penceresinden ötanazi ve tarihi
Bu çalışmamızda Dünya ötanazi tarihi incelenmiş, özellikle 1933-1945 Nazi Almanyası'nın ötanazi tarihindeki menfi etkisi üzerinde durulmuştur. Nazilerin işledikleri insanlık suçlarının, ötanazi adı altında sürdürülmüş ve gizlenmiş olsa dahi, gerek niyet, gerek uygulama olarak ötanazi ile bir ilgisinin olmadığı tespit edilmiş, bu nedenle bu karanlık devirin ötanazi tarihinden çıkarılması teklif edilmiştir. Nazilerin ırkçılık ve "üstün insan" tezleri başka şekilde günümüze kadar kimi tıbbi-sosyal uygulamaları belirlemiş olmakla beraber bu başka bir araştırma alanıdır, konumuzla bir ilgisi yoktur. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ötanazi hakkı mücadelesi tüm ülkelerde hızını kesmeden sürmüş, birçok Batılı ülkede bu hakların tanınmasıyla sonuçlanmıştır. Ancak Belçika ve Hollanda gibi ülkelerde uygulamaların amacı aştığı ve cinayet soruşturmalarına konu olduğu da görülmüştür. Türkiye'de ise, ötanazi hakkı tanınmamış, din ve devletin resmi temsilcilerince bu konu tamamen dışlanmış ve mahkum edilmiş olmakla beraber, çok sayıda ümitsiz hastanın kendini öldürdüğü ve bu trendin arttığı tespit edilmiştir. Bu insanlar bazan vahşice ölüm yöntemlerine dahi başvurabilmektedirler. Genelde tıbbi etik sorunlara, özelde ise ötanazi ile ilgili sorunlara yaklaşımda Dr. Joseph Fletcher'ın "durum etiği" felsefesi bir usul olarak önerilmiş, köklerini Hıristiyan ahlakından alan bu felsefenin Türk - İslam kültüründe karşılıkları olup olmadığı incelenmiştir. Sonuç olarak çalışmamız, ötanazi konusunda bir karar telkin etmemiş, ancak kişinin kendi hayatı üzerine vereceği karara saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki akademisyenlerin etik algısının değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapmakta olan akademisyenlerin etik algısının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Bu araştırma, tanımlayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini, Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan 440 akademisyen (Prof. Dr., Doç. Dr., Dr. Öğr. Üyesi, Araştırma Görevlisi) oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi ise güç analizi ile 120 olarak belirlenmiştir. Toplamda 123 veri toplanmıştır. Veriler, Temmuz-Ekim 2021 tarihleri arasında akademisyenler ile yüz yüze görüşülerek, kişisel bilgi Formu ve akademik etik değerler ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ile Kolmogorov Smirnov Testi, Levene testi, Mann Whitney Testi, ANOVA, Duncan Testi, Kruskal Wallis Testi ile yapılmıştır. Yanılma düzeyi ise p<0.05 anlamlı olarak alınmıştır. Bulgular: Katılımcıların %47.2'sinin araştırma görevlisi, %50.4'nün 5 yılın üzerinde çalıştığı, %34.1'in 31-40 yaş aralığında olduğu, %65'i klinik deneyime sahip, %74'ü ulusal alanda makale yayını olduğu, kendi ifadelerine göre %73.2'sinin akademik etik hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu ve %69.9'unda etik dışı davranışı şikayet edeceği, %14.6'sının etik ihlal ile karşılaştığı saptanmıştır. Katılımcıların etik değerler algısı ortalaması 196.76 ± 16.27 (max: 260; Min: 155)'dir. Sonuç: İnönü Üniversitesini Tıp Fakültesinde görev alan akademisyenlerin etik algısıyla; cinsiyet ve karşılaşılan etik ihlali türleri arasında anlamlı farklılık olmadığı fakat yaş, klinik deneyim durumu, görev süresinde Akademik Etik Değerler Ölçeği alt boyutlarında gruplandığı zaman anlamlı farklılıklar olduğu, etik dışı davranışı şikayet etme, unvan, akademik etik hakkında bilgi, ulusal-uluslararası makalesi olma durumları arasında anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Akademisyen, Tıp Fakültesi, Etik Algısı
Yoğun bakımda çalışan doktor ve hemşirelerin yoğun bakıma özgü etik konulardaki yaklaşımlarının etik duyarlılıkla ilişkisi
Yoğun Bakım Ünitelerinde Çalışan Doktor ve Hemşirelerin Etik duyarlılık Düzeylerinin Yoğun Bakıma Özgü Etik Konulardaki Yaklaşımlarının Etik Duyarlılıkla İlişkisi Amaç: Yoğun bakım ünitelerinde görev yapan doktor ve hemşirelerin etik duyarlılık düzeylerinin yoğun bakıma özgü etik konulardaki yaklaşımlarının etik duyarlılıkla ilişkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Meteryal ve metot: Tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde yoğun bakımlarda çalışan doktor ve hemşireler çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Örneklem seçim yöntemine gidilmeyerek dahil edilme kriterlerine uyan tüm doktor ve hemşireler araştırmanın örneklemini oluşturdu. Toplamda 144 doktor ve 144 hemşireye ulaşıldı. Araştırmanın verileri Kişisel bilgi formu, Yoğun Bakıma Özgü Konulara Yaklaşım Anketi ve Ahlaki Duyarlılık Anketi (ADA) ile elde edildi. Veriler medyan (min-maks), ortalama (standart sapma) ve sayı (%) ile verildi. Normal dağılıma uygunluk Shapiro-Wilk testi ve Kolmogorov-Smirnov testi ile yapıldı. Analizlerde Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi uygun olan yerlerde kullanıldı. Çoklu karşılaştırmalarda Kruskal Wallis testi için Conover testi kullanıldı. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Ahlaki duyarlılık anketi puan ortalaması 67.13 ± 22.01 olarak belirlendi. Ölçeğin alt boyutlarından alınan puanlar incelendiğinde bütüncül yaklaşım alt boyutu puan ortalaması 10.53 ± 4.16, yarar sağlama alt boyutu puan ortalaması 9.31 ± 4.29, uygulama alt boyutu puan ortalaması 7.91 ± 4.03, oryantasyon alt boyutu puan ortalaması 6.88 ± 3.66, çatışma alt boyutu puan ortalaması 8.89 ± 3.12, otonomi alt boyutu puan ortalaması 14.91 ± 5.22 olarak belirlendi. Sonuç: Çalışmamıza katılan doktor ve hemşirelerin ahlaki duyarlılık düzeyleri yüksek bulunmuştur. Çalışmaya katılanlardan 36 yaş ve üzeri olanların ahlaki duyarlılık düzeyleri diğer yaş gruplarına göre, erkeklerin kadınlara göre, doktorların hemşirelere göre, cerrahi birimlerde çalışanların dahili birimlerde çalışanlara göre, Etik eğitim alanların almayanlara göre ahlaki duyarlılıkları daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Etik Duyarlılık, Etik Yaklaşım, Hemşirelik Etiği, Kritik Hasta Bakımı, Tıp Etiği, Yoğun Bakım Hekimliği, Yoğun Bakım Hemşireliği
Etik ikilem kavramı ve eczanelerde karşılaşılan etik ikilemlerin analizi kapsamında eczaneler üzerinde yapılan bir çalışma
Amaç: Bu çalışmada eczanelerde karşılaşılan etik ikilemlerin detaylı analizlerinin yapılması hedeflenmiştir. Materyal ve Metot: Çalışmamız tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. Evreni Malatya ili merkezinde bulunan 226 eczanenin tümüdür. 25 sorudan oluşan ve özgün olarak hazırladığımız anket ile Mart 2022- Nisan 2022 tarihleri arasında yüz yüze ve on-line olarak katılmaya gönüllü eczacılara ve eczane teknisyenlerine yapılmıştır. Anket verilerinin analizi 'SPSS' programı ile yapılmış olup karşılaştırma testleri için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Bulgular: Katılımcıların %47.24'nün eczacı, %52.76'nın ise eczane teknisyeni olduğu görülmektedir. Ankete katılan teknisyenlerin ilköğretim, lise, ön lisans, lisans ve yüksek lisans mezunu olmalarına göre sırasıyla %77.27, %91.49, %90.32, %66.67 ve %100 oranlarında etik ikilem kavramını bildiklerini belirtmişlerdir. Bu oranın eczacılardan lisans mezunlarında %69.70, yüksek lisans mezunlarında %85, doktora mezunlarında ise %100 olduğu görülmüştür. Sonuç: Ankete katılan eczacıların ve eczane teknisyenlerinin eğitim durumlarına ve meslekteki çalışma sürelerine göre yapılan incelemelerde tüm gruplarda etik algısının ve etik değerlere duyulan hassasiyetin yüksek olduğu, etik ikilem kavramının katılımcıların çok büyük bir kısmı tarafından bilindiği, her iki meslek grubunun da eğitim düzeylerini geçmiş yıllara göre ileri düzeylere taşıdıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Eczacı, Eczane Teknisyeni, Etik İkilem.
Mir'âtü'l-Ebdân Fî Teşrîh-i A'zâi'l-İnsân (1820) ve İlm-i Teşrîh-i Tavsifî (1908) adlı kitaplarda hareket sistemine ait illüstrasyonların karşılaştırılması
Giriş: Anatomi öğrenmenin oldukça önemli bir parçası olan ve yüzyıllardır kitaplarda yerini koruyan illüstrasyonlar aracılığıyla anatomi gelişiminin evrimsel süreci görülebilmektedir. Bu çalışma ile Osmanlı Dönemi'nde açılan "ilk tıp okulu" (Tersâne-i Âmire–1806) ile ilk tıp fakültesinin kurulması (Darülfünûn Tıp Fakültesi–1909) arasında geçen dönem içerisinde tıp eğitiminde kullanılmış olan anatomi kitaplarında "hareket sistemi"ne ait bölümlerde bulunan illüstrasyonlarda bir gelişmenin olup olmadığını incelemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Tezde, 1806-1909 yılları arasında illüstrasyonu bulunan ve tıp eğitiminde kullanılan matbu anatomi kitaplarına ulaşabilmek için "teşrih, beden, vücûd, vücûd-u beşer, vücûd-ı beşer, anatomi" anahtar kelimeleriyle tarama yapılarak dokuz adet kitaba ulaşılmıştır. Belirlenen tarih aralığında illüstrasyon bulunan "ilk" anatomi kitabı "Mir'âtü'l-Ebdân fî Teşrîh-i A'zâi'l-İnsân (1235/1820)" ile "son" anatomi kitabı "İlm-i Teşrîh-i Tavsifî (1325/1907-1908)" değerlendirmeye alınmıştır. Ele alınan kitaplarda "Hareket Sistemi" ağırlıklı illüstrasyonlar bulunması sebebiyle tez çalışması, hareket sistemi ile sınırlandırılmıştır. Seçilen iki kitaptaki illüstrasyonlar, nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi ile belirlenen kategoriler açısından analiz edilerek karşılaştırmaları yapılmıştır. Bulgular: Tez kapsamında hareket sistemine ait Mir'âtü'l-Ebdân fi Teşrîh-i Azâi'l-İnsân'da 19, İlm-i Teşrîh-i Tavsifî'de ise 84 adet olmak üzere toplam 103 adet illüstrasyon karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İlm-i Teşrîh-i Tavsifî'de yer alan illüstrasyonların anatomik oluşumların gösterilmesi konusunda ideal anatomik yapıya daha uygun oldukları bulunmuştur. Her iki eserde anatomik oluşumların bir rakam veya harf ile gösterildiği, Mir'âtü'l-Ebdân fi Teşrîh-i Azâi'l-İnsân'da daha ayrıntılı açıklamaların olduğu saptanmıştır. Tartışma ve Sonuç: Elde edilen veriler doğrultusunda İlm-i Teşrîh-i Tavsifî'de yer alan illüstrasyonların ideal anatomik yapılarla daha fazla uygunluk gösterdiği saptanmıştır. Sonuç olarak belirlenen tarih aralığında anatomi alanında yaşanan gelişmelerin kitaplarda yer alan illüstrasyonlara da yansıdığı düşünülmektedir.
Sağlıkta dönüşüm programı'nın tıpta uzmanlık dalı tercihlerine etkisi
Giriş: Literatürde Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın tıbbi uygulama hatalarının, tıbbi malpraktis davalarının ve şiddet vakalarının artışına yol açan bir çalışma ortamını beraberinde getirdiği belirtilmektedir. Bu çalışmayla, araştırmaya katılan asistan hekimlerin bu konudaki düşüncelerinin ve bu durumun hekimlerin uzmanlık dalı tercihlerinde etkisinin olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Katılımcıların düşüncelerini ve tutumlarını öğrenmeye yönelik kesitsel bir araştırma yapılmıştır. Araştırmaya Bursa'da eğitim almakta olan 205 asistan hekim katılmıştır. Veri, araştırmacı tarafından literatür taraması doğrultusunda geliştirilen; 7 bölüm ve 27 sorudan oluşan anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Hekime yönelik şiddet, tıbbi malpraktis ve dava edilme riski uzmanlık dalı tercihlerini etkilemektedir. Sistem kaynaklı sorunların tıbbi malpraktis ve hekime yönelik şiddet nedenleri olduğuna katılım yüksektir. İş yükü ve beraberinde gelen sıkıntıları göz önüne alanlar dahili dallarda, idealleri doğrultusunda tercih yapanlar ise daha çok cerrahi dallarda eğitim almaktadır. Lisans eğitiminde şiddete maruz kalma ile cerrahi tıp bilimlerini tercih etme arasında ters orantı vardır. Cerrahi dallarda ve uzmanlık eğitimi sürecinde şiddete maruz kalanların iş yükü anlamlı olarak daha fazladır. Cinsiyetçi yaklaşımın da uzmanlık dalı tercihlerinde etkili olduğu bulunmuştur. Tartışma ve Sonuç: Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın bileşenlerinden Performansa Dayalı Ek Ödeme Sistemi'nin uygulanması, sevk sisteminin uygulanmaması iş yükünü artıran, hasta yararını önceleyen hizmetin niteliğini düşüren, uzmanlık eğitimini olumsuz etkileyen ve hekime yönelik şiddet, tıbbi malpraktis ve dava edilme riskini artıran sonuçlara neden olmaktadır. Bu durum, hekimlerin uzmanlık dalı tercihlerini etkilemektedir. Sistem sorunlarının giderilmesi, nicelikten çok niteliğe odaklanılması öncelikli hedef olmalıdır. Anahtar sözcükler: Tıpta Uzmanlık Sınavı, Sağlıkta Dönüşüm, Tıbbi malpraktis, Şiddet, Performansa Dayalı Ek Ödeme Sistemi