Dicle University
Discipline

Pediatric Dentistry

Dicle University

106

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Zorunlu ekstraksiyonu yapılan daimi 1.molar dişlerde kategorik sınıflandırmaya etki eden faktörlerin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Daimi birinci molar dişler oklüzyonun anahtarı olarak adlandırılan dişler olup, planlı olmayan kayıpları oklüzal bozukluklara neden olmaktadır. Çalışmamızda fakültemizde Ocak 2008–Haziran 2019 tarihleri arasında daimi birinci molar dişleri çekilmiş 7-14 yaş aralığındaki çocukların veritabanında kayıtlı olan panoramik radyografilerinin incelenmesi ile ekstraksiyon boşluğunun kategorik sınıflandırmaya göre kapanma derecesine etki eden radyografik faktörlerin retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Dahil edilme kriterlerini karşılayan hastaların 152 dişi radyografik olarak incelendi. İkinci molar dişin gelişim evresi, üçüncü molar dişin germ varlığı, ikinci molar dişin açılanması ekstraksiyon öncesi alınmış panoramik radyografide belirlendi. Ekstraksiyon sonrası alınmış panoramik radyografide ikinci premolar ile ikinci molar diş arasındaki mesafe ölçüldü ve ölçülen değer Teo ve arkadaşlarının boşluk kapanma sınıflaması baz alınarak kategorilere ayrıldı. Kategori 1 tam boşluk kapanmasını temsil etti. Boşluk kapanması ile üçüncü molar dişin germ varlığı, daimi ikinci molar dişin gelişim evresi ve dişin açılanması arasındaki ilişkiye bakıldı. Ayrıca maksilla ve mandibula boşluk kapanma başarısı açısından karşılaştırıldı. p<0.05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmamızda maksilladaki ekstraksiyon boşluğunun kapanmasının mandibulaya göre daha başarılı olduğu saptandı (p<0,001). Ekstraksiyon boşluğunun kapanması ile diş gelişim evresi arasındaki ilişkiye bakıldığında sonuç anlamlı bulundu (p<0,01). Maksillada hemen her evrede kategori 1 kapanma görülebildiği, mandibulada ise "D" ve "E" evresinin tam boşluk kapanması görülen vakaların çoğunu oluşturduğu saptandı. Ekstraksiyonu yapılan birinci molar dişe komşu ikinci molar dişin açılanması ile boşluk kapanması arasındaki ilişkiye bakıldığında her ne kadar anlamlı ilişki bulunamamış olsa da (p>0,05) kategori 1 boşluk kapanması görülen dişlerin %66,6'sında sürme açısının 25°-40° aralığında olduğu görüldü. Üçüncü molar varlığı ile boşluk kapanması arasındaki ilişkiye bakıldığında istatistiksel olarak anlamlılık saptanmadı (p>0,05); ancak kategori 1 kapanma görülen dişlerin %85'inde üçüncü molar dişin germinin bulunduğu saptandı. Çalışmada değerlendirilen faktörlere ait eşit sayıda verinin sağlandığı, çalışmaya klinik muayenenin de dahil edildiği uzun dönem takipli prospektif çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna varıldı.

Azı dişi-üçüncüAzı dişleriDiş kökü+2
Yeşim Sağır
Karadeniz Technical University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Avülsiyon yaralanmalarına yönelik hazırlanan broşür bazlı yüz yüze ve web tabanlı bilgilendirme araçlarının etkinliklerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

Dental avülsiyon; dişin yuvasından tamamen çıktığı, tüm diş yaralanmalarının %1- 16'sını oluşturan hem ebeveynler hem de çocuklar üzerinde psikolojik ve ekonomik zorluklar yaratan yaralanmalardır. Bu araştırmada amaç; katılımcılara iki farklı yöntemle avülsiyon yaralanmalarına müdahale eğitimi verilerek ilgili konu hakkında bilgi düzeylerinin, farkındalıklarının artırılması ve bu iki bilgi aracının etkinliğinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Araştırmaya başlangıçta 125 katılımcı broşür bazlı bilgilendirme (BBB) grubunda, 125 katılımcı web tabanlı bilgilendirme grubunda (WTB) olacak şekilde toplam 250 kişi katıldı ve 231 katılımcı çalışmayı tamamladı. Eğitim klinikte hastalardan izole bir şekilde gerçekleştirildi ve her bir katılımcıya ayrı ayrı eğitim materyali uygulandı. Katılımcılardan içeriğinde demografik özelliklerin, travma öyküsünün, öz değerlendirme ve sağlık bilgi arama davranışlarının sorgulandığı anket formunu eğitimden önce; avülsiyon yaralanmalarına müdahale ile ilişkili bilgilerin sorgulandığı 6 sorudan oluşan anket formunu ise eğitimden önce (ÖT), eğitimden hemen sonra (ST1) ve eğitimden 3 ay sonra (ST2) doldurmaları istendi. İstatistiksel analizler sırasında Ki-Kare ve Mc Nemar testleri kullanıldı. Tüm analizlerde p<0.05 düzeyi anlamlı olarak kabul edildi. Broşür bazlı bilgilendirme ve web tabanlı bilgilendirme eğitim grupları arasında katılımcılara yönetilen "Daha önce travmatik diş yaralanmaları hakkında bilgi aldınız mı?" sorusunda istatistiksel olarak anlamlı fark (p=0.01) tespit edilirken; demografik özellikler, travma öyküsü, öz değerlendirme ve sağlık bilgi arama davranışları kapsamında yöneltilen diğer sorularda istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Katılımcıların avülsiyon yaralanmalarının yönetimiyle ilgili bilgi düzeylerini ölçmek için yapılan ankette 1. soruda travma sonucu tamamen yerinden çıkan süt dişinin tekrar yerine yerleştirilip yerleştirilemeyeceği, 2. soruda travma sonucu tamamen yerinden çıkan daimi dişin tekrar yerine yerleştirip yerleştirilemeyeceği, 3. soruda tamamen yerinden çıkan daimi dişin yerine yerleştirilmeden önce nasıl temizleneceği, 4. soruda tamamen yerinden çıkan daimi dişi yerine yerleştirirken dişin nasıl tutulacağı, 5. soruda travma sonucu tamamen yerinden çıkan daimi dişe yapılacak müdahale için en uygun zaman, 6. soruda ise xii travma sonucu tamamen yerinden çıkan dişin en iyi saklama ortamının ne olduğu sorgulanmıştır. Sonuçlar değerlendirildiğinde hem BBB hem de WTB grubunda yer alan katılımcıların bilgi düzeylerinin zamana bağlı değişim analizinde ÖT-ST1 arasında 2., 3., 4. ve 6. sorularda doğru cevap oranlarında istatistiksel olarak anlamlı derecede artma tespit edilirken (p<0.001), 5. soruda bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Her iki grupta 1. soruda ise doğru cevap oranında istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p<0.001). Broşür bazlı bilgilendirme grubunda ÖT-ST2 anketleri karşılaştırıldığında; 2., 3. ve 6. sorularda doğru cevap oranlarında istatistiksel olarak anlamlı artma tespit edildi (p<0.001). Web tabanlı bilgilendirme grubunda ÖT-ST2 anketleri karşılaştırıldığında; 2. (p<0.001), 3. (p=0.001) ve 6. (p<0.001) sorularda doğru cevap oranlarında istatistiksel olarak anlamlı artma tespit edildi. Her iki grupta 1. soruda ise ÖT-ST2 arasında doğru cevap oranlarında istatistiksel olarak anlamlı azalma (p<0.001) meydana gelirken 4. ve 5. sorularda meydana gelen artış istatistiksel olarak anlamlı saptanmadı (p>0.05). Son test 1-son test 2 anketleri arasında ise hem BBB grubunda (p<0.001) hem de WTB grubunda (p=0.021) 6. soruda katılımcıların doğru cevap oranları açısından istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı. Broşür bazlı bilgilendirme ve web tabanlı bilgilendirme grubunda yer alan katılımcıların doğru cevap oranları arasındaki karşılaştırmada, ÖT anketinde 6 sorunun tamamında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermedi (p>0.05). Bununla birlikte, ST1 anketinde 3. soruda WTB grubundaki katılımcıların (p<0.001) BBB'ye göre, ST2 anketinde ise 1. soruda BBB grubundaki (p=0.007) katılımcıların WTB'ye göre doğru cevap oranları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek tespit edildi. Sonuç olarak, BBB ve WTB grubunda yer alan katılımcıların eğitim öncesi avülsiyon yaralanmalarının yönetimiyle ilgili bilgi düzeyleri eğitim sonrasında çoğunlukla yükselme eğilimi gösterdiği gözlenmiştir. Bilgilerin kalıcılığı yönünden değerlendirildiğinde her iki eğitim grubunda da 3 ay sonra anket sorularına verilen yanıtların başlangıç düzeyine göre genel olarak arttığı saptanmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler doğrultusunda avülsiyon yaralanmalarına müdahale ile ilgili eğitimlerin başarılı olduğu düşünülebilir. İki farklı bilgi aracı soru bazlı ve karşılaştırmalı olarak değerlendirildiğinde iki eğitim grubunun birbirine belirgin bir üstünlüğünün olmadığı düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: dental travma, avülsiyon, bilgilendirme araçları, bilgilendirme

AvülsiyonBroşürHasta eğitimi+2
Serpil Sağdıç
Karadeniz Technical University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocukların mizaç özellikleri dental bekleme odası tercihlerini etkiler mi?

Hastalarda tedaviden önce bekleme odasındaki bekleme eylemi sırasında dental anksiyete oluşabileceği bilinmektedir. Bekleme odalarının fiziksel çekiciliği arttırılarak çocukların bekleme deneyimini iyileştirmek ve preoperatif anksiyetenin azalmasını sağlamak mümkün olabilir. Bu çalışmada preoperatif anksiyeteyi azaltmada önemli olan dental bekleme odalarının düzenlenmesinde araştırmanın sonucunda elde edilen çocuk tercihlerini kullanmak ve hatta farklı mizaç özelliklerine sahip çocukların kooperasyonunu arttırmak amaçlı farklı tasarımlarda bekleme odalarının oluşturulmasında fikir vermek amaçlanmaktadır. Çalışmaya 6-11 yaş aralığında 150 çocuk katıldı. Anketlerin tamamı uygulanmadan önce ilk olarak ''Duygusallık, Aktivite ve Sosyallik Mizaç Anketi (EAS Mizaç Anketi)'' gözlemciler arası güvenilirliği ölçmek için çalışmaya dahil edilmeyen 15 adet katılımcıya aynı ziyarette hem baş araştırmacı hem de çalışmadaki farklı bir çocuk diş hekimi tarafından uygulandı. İki hafta sonra testlerin güvenilirliğini ölçmek amacıyla EAS Mizaç Anketi baş araştırmacı tarafından 15 çocuğun her birine tekrar uygulandı. Sonrasında baş araştırmacı tarafından 150 çocuğa ''Modifiye Bekleme Odası Tercihleri Anketi (MBOTA)'' ve ''Çocuk Korku Değerlendirme Skalası-Dental Alt Ölçeği (ÇKDS-DAÖ)''; ebeveynlere EAS Mizaç Anketi ve demografik veri anketi uygulandı. Duygusallık, Aktivite ve Sosyallik Mizaç Anketi'nin gözlemciler arası uyumunun tespitinde Cohen's Kappa testi ve iki hafta arayla uygulanan anketleri karşılaştırmak için Wilcoxon testi uygulandı. Çalışma verileri değerlendirilirken Mann-Whitney-U testi, Kruskal Wallis testi, Bonferroni düzeltmesi ile birlikte Mann-Whitney-U testi ve Spearman's rho korelasyon analizi kullanıldı. Tüm analizlerde p<0.05 düzeyi anlamlı olarak kabul edildi. Çalışmamızda demografik veri soruları olan anne ve baba eğitim düzeyi, aile geliri, anne ve baba mesleği, çocukların gittikleri okulun tipi, babayla beraber yaşama durumu, ailedeki toplam çocuk sayısı ve küçük kardeş sayısı ile çocukların mizaçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı (p>0.05), büyük kardeş sayısı ile duygusallık alt grubunun zayıf ama istatistiksel olarak anlamlı düzeyde negatif yönde ilişkili olduğu saptandı (r=-0.206, p=0.012; p<0.05). Çalışmada katılımcılara uygulanan EAS Mizaç Anketi ile yaş ve cinsiyet gruplarına göre farklılıklarını belirlemek adına yapılan analizler sonucunda, duygusallık ve sosyallik puanları ile yaş grupları arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olduğu ve hem duygusallık hem de sosyallik puanlarının artan yaşla birlikte azaldığı belirlendi (p=0.043; p<0.005, p=0.014; p<0.005). Aktivite ile utangaçlık puanlarıyla yaş grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0.05). Cinsiyet ile EAS Mizaç Anketi alt grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0.05). Utangaçlık alt grubuyla, ÇKDS-DAÖ alt gruplarından düşük-yüksek derecede anksiyete arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu ve utangaçlık puanları ile ÇKDS-DAÖ puanlarının beraber arttığı belirlendi (p=0.001; p<0.017). MBOTA soruları ile mizaç alt grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0.05). MBOTA için genel yüzdelik tercihlere bakıldığında ise çocukların sekreter cinsiyeti olarak kadını, müzik olarak pop müziği, parfüm kokusu için gül gibi çiçek kokularını, ışıklandırma için güneş ışığını, oda olarak bir ya da iki çocuğun olduğu sessiz odayı, duvar dekorasyonu için Mickey Mousse gibi karakter resimlerini, duvar rengi için maviyi, mobilya olarak puf veya armut koltuğu ve beklerken yapılacak aktivite olarak kitap okumayı diğer seçeneklere göre daha çok tercih ettiği saptandı. Çocukların tablet ve cep telefonundan videolar ile televizyondan çizgi film izlemek istedikleri saptandı. Bekleme odalarında çocukların ebeveyn veya yakınlarıyla birlikte beklemek istedikleri ve onları bekleme odasından velilerinin alıp bırakmasını istedikleri bulgulandı. Çocukların bekleme odasında beklerken diğer duygulara nazaran daha çok mutlu hissettikleri tespit edildi. Ek olarak çocukların, içerisinde çiçek olan bekleme odasında beklemek istedikleri bulgulandı. Dental anksiyete gösterme ihtimalleri genellikle yüksek olan duygusal ve utangaç alt gruplarındaki çocukların istatistiksel olarak anlamlı olmasa da çalışmamızda parfüm olarak nane karanfil gibi baharat kokusunu, ışık olarak güneş ışığını, renk olarak maviyi yüksek oranda tercih ettikleri saptandı. Ayrıca bekleme odasında ebeveyn ve yakınlarıyla beklemek istedikleri ve beklerken diş ve fırçalama ile ilgili videolar izlemek istedikleri bulundu. Bekleme odası tercihleri ile mizaç arasında bir ilişki olmadığını ancak çocukların bekleme odası genel tercihleri ile utangaç ve duygusal çocukların tercihlerinin bekleme odaları hazırlanırken dikkate alınmasının, çevresel unsurlar sayesinde çocukların anksiyetesinin azaltılmasına yönelik stratejilerin geliştirilmesi adına yararlı olabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Mizaç, Dental bekleme odası, Anksiyete, Çocuk

AnksiyeteDental anksiyeteKişilik özellikleri+2
Gizem Avcı
Karadeniz Technical University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Trabzon ve çevresinde yaşayan 6-15 yaş grubu çocuklarda diş sayı anomalilerinin retrospektif olarak incelenmesi

Diş sayı anomalileri, fonksiyonel ve estetik bozukluklara yol açması açısından önemli olan ve tedavilerinde de kaybolan bu fonksiyon ve estetiğin kazandırılmasını sağlamak için basit girişimlerden komplike girişimlere kadar zaman ve emek harcanmasını gerektiren patolojilerdir. Bu çalışmada, Trabzon ve çevresinde yaşayan 6-15 yaş grubu çocuklardaki diş sayı anomalilerinin prevelansının ve özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışma, Karadeniz Teknik Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'na, Ocak 2019-Ocak 2021 tarihleri arasında, dental tedavi amacıyla başvuran ve gelişimsel bozukluğu olmayan nonsendromik 6-15 yaş aralığındaki 7109 çocuktan alınan ekstraoral (panoramik) ve intraoral (periapikal ve oklüzal) radyografi ile tıbbi ve dental anamnez kayıtlarının retrospektif olarak incelenmesiyle gerçekleştirildi. Diş eksikliği değerlendirilirken travma, çürük, periodontal hastalık, ortodontik çekimden kaynaklanan eksik dişler hariç tutuldu ve çalışmaya 3. molar dişlerin eksikliği dahil edilmedi. En az bir dişin konjenital eksikliğinin görülmesi durumunda "hipodonti" terimi kullanıldı. Normal diş formülü ile tarif edilenden daha fazla diş sayısı "hiperdonti" olarak kaydedildi. Aynı kişide hipodonti ve hiperdontinin aynı anda ortaya çıkma durumu ise "eşzamanlı hipohiperdonti" olarak kaydedildi. Saptanan diş sayı anomalilerinin cinsiyet, bölge, yön ve pozisyonuna göre sıklık ve dağılımları analiz edildi. İstatistiksel analizler sırasında Ki-kare, Fisher's exact ve Mann Whitney U testleri kullanıldı. Tüm analizlerde p<0.05 düzeyi anlamlı olarak kabul edildi. Elde edilen verilere göre hipodonti görülme sıklığı %7.7, hiperdonti görülme sıklığı %1.5 ve eşzamanlı hipohiperdonti görülme sıklığı %0.08 olarak bulgulandı. Konjenital eksikliği en sık görülen dişlerin alt 2. premolar (%32.7) dişleri olduğu saptandı. Süpernumerer dişler ise en yaygın olarak üst çene orta hatta mesiodens (%36.5) olarak ortaya çıktı. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, hipoodontinin kızlarda (%52.7) erkeklere (%47.3) göre daha fazla bulunmasına rağmen cinsiyetler arasındaki bu farklılığın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı tespit edildi (p=0.185; p>0.05). Hiperdontinin ise erkeklerde (%65.7) kızlara (%34.3) göre daha fazla ortaya çıktığı ve bu farklılığın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p=0.001; p<0.01). Diş sayı anomalilerinin görülme sıklığı ve özellikleri, popülasyonlar arasında ve içinde farklılıklar gösterebilmektedir. Diş hekimlerinin diş sayı anomalileri ile sık karşılaşıldığının farkında olmaları ve teşhis için klinik ve radyografik muayeneye önem vermeleri gerekmektedir. Bu anomalilerin erken teşhisi ve multidisipliner tedavisi, çocukların potansiyel ortodontik ve estetik problemlerini minimuma indirgemesi ve uzun vadede tedavi maliyetlerini ve süresini azaltması açısından önemlidir. Anahtar kelimeler: Diş sayı anomalileri, Hipodonti, Hiperdonti, Süpernumerer dişler, Eşzamanlı hipohiperdonti, Prevelans

AnodontiDişlerErgenler+4
Gülşen Aydın
Karadeniz Technical University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üç farklı süt dişi döner alet sisteminin süt dişi kök kanal tedavisi sırasında apikalden taşan debris miktarına etkisi

Erken süt dişi kaybının esas nedenlerinden biri periapikal enfeksiyondur. Süt dişlerinde rutin olarak yapılan kanal tedavisi geri dönüşü olmayan inflamasyon veya enfekte pulpa dokusunun tedavisinde etkilidir. Kanal preparasyonu aşamasında, nekrotik debris, pulpa kalıntıları, mikroorganizmalar, dentin talaşları ve irriganlar apikal bölgeye taşabilmektedir. Bunlar inflamasyona, iyileşmede gecikmelere neden olmakta ve daimi diş germlerine zarar verebilmektedir. Çalışmamızın amacı, üç farklı süt dişi döner alet sisteminin süt dişlerinde kök kanal tedavisi sırasında debris taşırma miktarını ve preparasyon zamanını belirleyerek bu sistemlerden en etkin olanını ortaya koymaktır. Çalışmamız, 4-6 yaş arası çoçuklarda çekim endikasyonu konulmuş toplam 80 adet ikinci süt azı dişinin üç farklı süt dişi döner eğe sistemi ve el eğeleri ile in vitro olarak kök kanal preparasyonunun yapılması ile gerçekleştirildi. Dişler her bir grupta 20 diş olacak şekilde bilgisayar destekli bir randomizasyon programı yardımıyla rastgele dört alt gruba ayrıldı (n=20). Tüm gruplardaki (Grup 1: AF Baby Rotary, Grup 2: Easyinsmile Baby Rotary, Grup 3: Endoart Pedo Gold, Grup 4: El eğeleri) dişlere üretici firmaların önerileri doğrultusunda kök kanal preparasyon işlemi yapıldı. Preparasyon sırasında taşan debris, boş ağırlıkları kaydedilmiş Eppendorf tüplerinde toplandı. Eppendorf tüpleri, taşan irrigasyon solüsyonunun tamamen buharlaşıp içerisinde sadece kök kanal preparasyonu sırasında taşan debris kalıncaya kadar 37°C inkübatörde 14 gün bekletildi. Eppendorf tüplerinin inkübatör işlemi sonrası yapılan ağırlık ölçüm değerlerinden, boş ağırlık değerleri çıkartılarak, apikalden taşan debris ağırlığı elde edildi. Çalışmada, eğe sistemlerinin çalışma zamanının hesaplanması ise kronometre ile yapıldı. Çalışma zamanına eğenin kanalda kaldığı süre, eğe değişim süresi ve irrigasyon süresi dahil edildi. Çalışmada elde edilen verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile değerlendirildi. Gruplar arası karşılaştırmada Kruskal Wallis testi sonrası gerekli durumlarda Mann Whitney U testi ve Bonferroni düzeltmesi kullanıldı. Grup içi preparasyon öncesi ve sonrası karşılaştırma için Wilcoxon testi uygulandı. Tüm testler için p değeri 0.05'den küçük hesaplandığında istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmamızın sonuçlarına göre her grupta Eppendorf tüplerinin preparasyon öncesi ve sonrası ağırlık değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı olmakla birlikte (p<0.001), gruplar arasında bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulgulanmadı (p>0.05). Taşan debrisin yüzdelik oranı istatistiksel olarak anlamlı fark yaratmasa da en fazla manuel K eğelerinde olup, en az AF Baby Rotary eğe sisteminde bulundu. Çalışma zamanı verileri incelendiğinde AF Baby Rotary-Easyinsmile Baby Rotary, Easyinsmile Baby Rotary-manuel K, AF Baby Rotary-Endoart Pedo Gold, AF Baby Rotary-manuel K ve Easyinsmile Baby Rotary-manuel K arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p=0.003; p<0.01, p<0.001) bununla birlikte Easyinsmile Baby Rotary-Endoart Pedo Gold arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamsız olduğu bulgulandı (p>0.01). Çalışma zamanı en uzun olarak manuel K eğelerinde saptanıp, en kısa ise Endoart Pedo Gold eğe sisteminde bulgulandı. Süt dişi Ni-Ti döner eğe sistemlerinin manuel eğelere göre çalışma zamanını kısaltması ve yüzdelik olarak daha az debris taşırması; alttaki daimi diş germinin sağlığını ve çoçuk kooperasyonunu olumlu yönde etkileyerek yapılan kök kanal tedavisi başarısını arttırabilir. Bu nedenle süt dişi Ni-Ti döner eğe sistemlerinin pediatrik diş hekimleri için iyi bir tercih olabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Süt dişi, Kök kanal tedavisi, Apikal debris, Zaman

DebridmanDental eğelerKök kanal tedavisi+1
Mushfıg Abdulkhalygov
Karadeniz Technical University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hipotiroidili çocuk hastalarda iki farklı metotla diş yaşı tahmini

Hipotiroidi; büyüme ve gelişim üzerinde gecikmiş pubertal gelişim, zayıf büyüme, cücelik, gecikmiş diş sürmesi, gecikmiş kemik yaşı gibi etkileri olduğu bilinen bir endokrinolojik hastalıktır. Diş oluşumunun, yaş tayini uygulamalarında ve olgunluğun değerlendirilmesinde sıklıkla kullanıldığı bilinmektedir. Dental yaş tayini; pediatrik endokrinoloji, adli tıp, arkeoloji, yaşı bilinmeyen göçmen çocukların yaş tayini, cezai faaliyetlerde verilecek cezanın yaşa göre belirlenmesi, diş hekimliğinde tedavi planlaması ve dental olgunluğun belirlenmesi gibi birçok alanda kullanılmaktadır. Bu çalışmada hipotiroidili hastalarda farklı iki dental yaş tayini metodu uygulayarak dental gelişimin değerlendirilmesi ile uyguladığımız farklı iki yöntem ve hipotiroidili çocuklar açısından yaş tayininin kullanıldığı tüm alanlarda literatüre katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Çalışmada 5-13 yaş arası 80 hipotiroidili ve randomize olarak seçilen, bu hastalarla yaş ve cinsiyet olarak uyumlu 80 sağlıklı hasta değerlendirildi. Çalışmaya başlamadan önce esas araştırmaya dahil olmayan, örneklem boyutunun %10'u kadar panoramik radyografi analizi, her iki metot için kalibre olan iki ayrı araştırmacı tarafından bağımsız olarak gerçekleştirildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların panoramik radyografileri retrospektif olarak incelenerek Cameriere ve Nolla metotları ile diş yaşı tayini yapıldı. Çalışmaya dahil edilen tüm radyografilerden rastgele seçilen %10 kadar panoramik radyografi ise baş araştırmacı tarafından çalışmaya dahil edilmiş tüm radyografiler değerlendirildikten 2 hafta sonra tekrar değerlendirildi. Çalışmada elde edilen verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile gerçekleştirildi. Gözlemciler arası ve gözlemci içi uyum analizi amacıyla sınıf içi korelasyon katsayısı hesaplandı. Gruplar arası karşılaştırmalarda Mann Whitney U testi, grup içi karşılaştırmalarda ise Wilcoxon Signed Rank testleri kullanılırken; her iki metotla hesaplanan diş yaşının kronolojik yaştan 12 aydan az ve 12 aydan fazla farklılıklarının hipotiroidi ile ilişkisini belirlemek için ki-kare testleri uygulandı. Tüm analizlerde p<0.05 düzeyi anlamlı olarak kabul edildi. Çalışmamızda; hem cinsiyet gözetmeksizin, hem de cinsiyet bazında yapılan değerlendirmeler sonucunda hipotiroidi ve kontrol grupları arasında; Nolla ve Cameriere metotlarıyla hesaplanan diş yaşının kronolojik yaşla olan farklarında medyan değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Çalışmamıza dahil edilen tüm kızlar ve erkekler arasında, Nolla metodu ile hesaplanan diş yaşının kronolojik yaşla olan farkında, medyan değerlerine göre kızların diş yaşının erkeklere göre anlamlı düzeyde daha geri kaldığı gözlendi (p<0.05). Çalışmamızda kızlarda hem hipotiroidi (p<0.001) hem kontrol grubunda (p<0.01) medyan değerlerine göre Cameriere metodunun Nolla metoduna kıyasla diş yaşını istatiksel olarak anlamlı şekilde kronolojik yaşa daha yakın hesapladığı saptandı. Erkeklerde ise hem hipotiroidi hem kontrol grubunda Nolla metodu ve Cameriere metodu ile hesaplanan diş yaşının kronolojik yaşla olan farkları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p> 0.05). Çalışmamızda her iki metot ile hesaplanan diş yaşı ve kronolojik yaş arasındaki farkın ±12 aya kadar ve ±12 aydan fazla değişimleri açısından hipotiroidi ve kontrol grupları arasında hem kızlarda hem erkeklerde istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0.05). Hipotiroidili hastalar ile kontrol grubu arasında her iki metotla değerlendirilen diş yaşı açısından anlamlı bir fark olmadığı ancak hipotiroidili hastaların kontrol grubuna oranla geriye eğilim göstermesinin dikkatli değerlendirilmesi gerektiği düşünülmüştür. Bununla birlikte, her iki yöntemin birbirine yakın sonuçlar sergilemesiyle beraber hem hipotiroidili hem sağlıklı kız çocuklarında Cameriere metodunun Nolla metoduna göre daha tercih edilebilir olabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelime: Hipotiroidi, Diş yaşı, Cameriere metodu, Nolla metodu

Diş ile yaş belirlenmesiDişlerHipotiroidizm+2
Cansu Emeksiz
Karadeniz Technical University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Astım ilacı kullanan çocuk hastalar ve sağlıklı çocukların çekilmiş süt molar dişlerindeki iyon konsantrasyonlarının karşılaştırılması

Diş çürüğü multifaktöriyel bir süreçtir. Beslenme, ağız ve diş sağlığı alışkanlıkları, ilaç kullanımı gibi faktörlerden etkilenmektedir. Beslenme ve ilaç kullanımı gibi faktörlerle vücuda alınan elementler tükürük ve dişlerde birikmektedir. Bu elementlerden bazıları çürüğe karşı direnç oluşmasını sağlarken bazıları da dişi çürüğe karşı dirençsiz hale getirmektedir. Tüm bu faktörler ve biriken elementlerin yoğunluğu bir araya geldiğinde dişlerin çürük açısından geleceği belirlenmektedir. Bu çalışma astım ilacı kullanan çocuklar ile sağlıklı çocukların çekilmiş çürüklü ve çürüksüz süt molar dişlerindeki iyon konsantrasyon değişimlerini inceleyerek, astım hastası çocuklardaki ilaç kullanımı gibi durumların diş çürüklerine olan yatkınlığa etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmamızda, Karadeniz Teknik Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'na diş çekimi amacıyla başvurmuş hastaların süt molar dişleri kullanıldı. Gruplar sağlıklı ve astım ilacı kullanan çocuklarda çürüklü ve çürüksüz dişler olacak şekilde toplam dört grup şeklinde dizayn edildi. Her bir grupta on diş olacak şekilde 40 süt molar dişi çalışmaya dahil edildi. Tüm çocukların ailelerinden ya da yasal velilerinden bilgilendirilmiş gönüllü olur ve onam formu alındıktan sonra çekim endikasyonu konulan dişler, kliniğimizde rutin olarak uygulanan anestezik solüsyonlar ve tekniklerle çekildi. Çekilen dişler gerekli işlemlerden geçtikten sonra cam bir kapta formaldehit içerisinde saklandı. Çekimler tamamlandıktan sonra dişler Karadeniz Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Cevher ve Kömür Hazırlama Anabilim Dalı'nda boyutları 100 mikron altında olacak şekilde halkalı öğütücü ile öğütüldü. Toz haline getirilen örnekler dış hizmet alımı yapılarak özel bir şirket tarafından ICP-MS yöntemi ile analiz edildi. Tanımlayıcı istatistikler ortalama±standart sapma veya ortanca, min-maks şeklinde verildi. Gruplar arasındaki çoklu karşılaştırmalarda Kruksal Wallis, Mann Whitney U testleri ve Bonferroni düzeltmesinden yararlanıldı. İkili karşılaştırmalarda Mann Whitney U testi uygulandı. Anlamlılık düzeyi p < 0.05 olarak kabul edildi. Çalışmamızda elde ettiğimiz Pb, Mn, Cu, Sr, Li ve S seviyeleri ve çürük arasındaki ilişki incelendiğinde astım ilacı kullanan ve sağlıklı çocuklarda Pb, Mn, Cu ve S seviyelerinin çürük varlığında arttığı, Sr ve Li seviyelerinin çürük varlığında azaldığı bulundu. Bu elementler için elde edilen sonuçların daha önce yapılmış çalışmaların sonuçlarıyla benzer olduğu görüldü. Ayrıca Mo seviyelerinin çürük varlığı ile arttığı, Al seviyelerinin ise çürükten bağımsız olduğu tespit edildi. Bu elementlerde elde ettiğimiz sonuçların literatürdeki sonuçlarla uyuşmadığı belirlendi. Sr, Zr ve Al seviyeleri çürük varlığına bağlı olmaksızın astım ilacı kullanan çocuklarda sağlıklı çocuklara göre daha yüksek bulundu. Astım ilacı kullanan çocuklar ile sağlıklı çocukların çürüklü ve sağlıklı dişlerinin metal iyon konsantrasyonları arasında fark olduğunu ve bu durumun dişlerdeki çürük durumunu etkileyebileceği düşünüldü. Elde edilen verilerin astım ilacı kullanımı-çürük-element ilişkisini ele alarak tıp açısından geleceğin en önemli gelişmelerinden olması beklenen kişiselleştirilmiş tedavilere katkı sağlayabileceği ve bireylerin sahip oldukları rahatsızlıklara göre ağız ve diş sağlığı açısından ek önerilerin kolaylıkla alınmasına yardımcı olabileceği düşünüldü.

AstımBipolar bozuklukDiş çekimi+4
Yakup Doğru
Karadeniz Technical University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı yapıştırma ajanları ve iki farklı teknik (Konvansiyonel/Hall) kullanılarak uygulanan paslanmaz çelik kronların kenar uyumlarının ın-vitro olarak incelenmesi

Bu çalışma, çekilmiş süt dişlerinde Hall veyaKonvansiyonel teknik kullanılarak uyumlanan ve üç farklı simantasyonmateryali ile yapıştırılan paslanmaz çelik kronlarda, marjinal açıklıkve mikrosızıntı düzeylerini incelemek amacıyla yürütülmüştür.Ortodontik nedenlerle çekilen, 78 adet çürüksüz ikinci süt molar dişi, rastgele iki gruba ayrılarak Hall teknik veya konvansiyonel tekniğin uygulandığı paslanmaz çelik kronlarla(3M ESPE, Almanya) restore edilmişlerdir. Bu amaçla, kron uyumlanmasını takiben her grup rastgele üç alt gruba ayrılarak, (n=13/Grup), geleneksel cam iyonomer siman (Ionofil,Voco, Almanya);Rezin siman (Rely X U,3M ESPE,Almanya), veya Çinkopolikarboksilat siman (AdhesorCarbofine,SpofaDental, Çek Cumhuriyeti) ile yapıştırılmıştır.Restore edilen süt dişlerine5-55±20C'de 1000 kez termal siklusuygulanmıştır. Her alt gruptan2 örnek tarama elektron mikroskobik inceleme için ayrılırken;kalan 11 örnekte boya penetrasyon yöntemiyle mikrosızıntı testi uygulanmıştır. Boya penetrasyonve marjinal açıklık düzeyleri, her diş örneğinden alınan 4'er kesit üzerindedigitalimaj analizi yöntemiyle kantitatif olarak tespit edilmiştir.Verilerin istatistiksel analizindeİki Yönlü Karma Etki Modeli veİki Yönlü Bağımsız Etki Modeli kullanılmıştır (p=0.05). Sonuçlar incelendiğinde, Hall teknik grubunda mikrosızıntı ve marjinal açıklık düzeylerinin Konvansiyonel teknik grubuna kıyasla anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Hem Hall, hem de Konvansiyonel Teknik grubunda rezin simanla yapıştırılan örnekler en düşük mikrosızıntı değerlerini gösterirken, bunu sırasıyla cam iyonomer ve polikarboksilat simanla yapıştırılan örnekler takip etmiştir (p<0.05). Ancak hiçbir grupta mikrosızıntı tamamen engellenememiştir (p<0.05).Kullanılan kron uygulama tekniğinden bağımsız olarak tüm örneklerde bukkal marjinlerin lingual marjinlere kıyasla anlamlı düzeyde yüksek açıklık değerleri gösterdiği tespit edilmiştir.SEM görüntülerinde izlenen marjinal uyumsuzluklar,kantitatif ölçüm değerlerini desteklemiştir.

Dental bondingDental cementumDental restorasyon+3
Zeynep Yalçınkaya Erdemci
Baskent University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Diş hekimliğinde kullanılan multimod, etch and rinse ve self etch adezivlerin süt ve daimi dişlerin sınıf I restorasyonlarında mikrosızıntı açısından karşılaştırılması

Bu çalışma, çekilmiş süt ve daimi dişlerin sınıf I kavitelerinde beş farklı adeziv sistemin farklı metotlarla (self etch, selektif etch, etch and rinse) uygulanması sonucunda dişlerde görülen mikrosızıntı miktarının ölçülmesi, süt ve daimi dişlerde mikrosızıntı açısından bir farklılık görülüp görülmediğinin anlaşılması amacıyla planlanmıştır. Çeşitli nedenlerle çekilmiş 110 adet süt dişi ve 110 adet daimi diş rastgele olarak 11'er gruba ayrılmıştır. Çalışmada kullanılan adeziv materyaller (All Bond Universal (Bisco Inc., Schaumburg, ABD), Single Bond Universal (3M ESPE, St. Paul. MN, ABD), Clearfil SE Bond (Kuraray Medical Inc., Tokyo, Japonya), Tri-S Plus Bond (Kuraray Medical Inc., Tokyo, Japonya) ve Single Bond 2 (3M ESPE, St. Paul. MN, ABD)'dir. Tüm gruplar Filtek Z250 (3M ESPE, St. Paul. MN, ABD) A2 kompozit ile restore edilmiştir. Restorasyon sonrası dişlere 5-55±20C'de 1000 kez termal siklus uygulanmış ve sonrasında dişler mikrosızıntı testine tabii tutulmuştur. Boya penetrasyon sonrasında oluşan mikrosızıntı değerleri, her diş örneğinden alınan 4'er kesit üzerinde dijital imaj analizi yöntemiyle kantitatif olarak tespit edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde Kruskal Wallis Varyans Analizi, Mann Whitney U Testi ve Ki-Kare Testi kullanılmıştır (p=0.05). Sonuçlar incelendiğinde, Clearfil SE Bond ve Single Bond Universal hem süt hem daimi dişlerde self etch metodu ile uygulandığında en az mikrosızıntı değerini göstermiştir (p<0.05). Selektif etch metodunda ise daimi dişlerde All Bond Universal ve Clearfil SE Bond, Tri-S Plus Bond ve Single Bond Universal'a göre daha az mikrosızıntı değerleri göstermiştir (p<0.05). Süt dişlerinde ise Single Bond Universal diğer materyallere göre en fazla mikrosızıntıyı değerlerine yol açarken (p<0.05), diğer materyaller arasında mikrosızıntı miktarı açısından anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Kullanılan adezivlerin selektif etch olarak uygulanması ile Single Bond 2 materyali karşılaştırıldığında daimi dişlerde Clearfil SE Bond en az mikrosızıntı değerine sahipken(p<0.05) diğer materyaller arasında anlamlı bir fark görülmemiştir(p>0,05). Süt dişlerinde ise All bond universal, Single Bond Universal, Clearfil SE Bond, Tri-S Plus Bond materyallerinin selektif etch olarak uygulanması ile Single Bond 2 materyali arasında mikrosızıntı açısından anlamlı bir fark görülmemiştir(p>0,05). Süt ve daimi dişlerde görülen sızıntı miktarları karşılaştırıldığında All Bond Universal, Single Bond Universal ve Tri-S Plus Bond materyalleri self etch metoduyla uygulandığında daimi dişlerde süt dişlerine göre daha fazla mikrosızıntı görülmüştür(p<0.05), selektif etch ve etch and rinse metotlarında ve Single Bond 2 materyalinde ise süt ve daimi diş arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır(p>0,05). Clearfil SE Bond materyalinin self etch metoduyla uygulanmasında süt ve daimi dişler arasında bir fark görülmezken(p>0,05), selektif etch metodunda süt dişleri, daimi dişlere göre daha fazla mikrosızıntı göstermiştir(p<0.05).

Dental bondingDental cementumDental restorasyon+5
Tuğba Kaya
Baskent University · Institute of Health Sciences
2014
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Pedodontide kullanılan lokal anestezi yöntemleri ve güncel teknikler

Amaç: Bu çalışmanın amacı; günümüzde kullanılmakta olan lokal anestezi tekniklerinden; geleneksel lokal anestezi tekniklerinin (dental enjektör ve karpül enjektör), bilgisayar destekli enjeksiyon sisteminin (Wand), iğnesiz jet enjeksiyon (Madajet XL) sisteminin ve kapı kontrol teorisi esas alınarak geliştirilen vibrasyon (VibraJect ve DentalVibe) sistemlerinin, psikometrik ve fizyolojik ölçüm teknikleri kullanılarak, çocuklardaki yarattığı stres durumunun, hasta konforunun ve kooperasyonunu arttırmadaki etkinliğinin, karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Yöntem: Çalışmamıza, yaşları 7-12 arası değişen toplam 160 hasta dahil edildi. Hastalara lokal anestezi olarak geleneksel yöntemler (enjektör, karpül enjektör) ve güncel lokal anestezi sistemleri (DentalVibe, VibraJect, Wand, Madajet XL) ile bukkal infiltrasyon anestezisi uygulandı. Kaygı düzeylerinin değerlendirilmesinde; "görsel yüz skalası (FIS)", tükürük kortizol değerleri, pulse nabız ve oksijen saturasyon değerleri kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS programıyla değerlendirildi. Bulgular: FIS, SpO2 ve nabız verileri incelendiğinde, özellikle karpül enjektör ve Wand cihazı ile uygulanan anestezi yöntemlerinin, diğer anestezi yöntemlerine göre çocuklar tarafından istatistiksel olarak anlamlı derecede daha kabul edilebilir olduğu saptandı (p<0,05). Anestezi öncesi ve sırasında elde edilen nabız ve SpO2 değerleri incelendiğinde gruplar arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemedi (p>0,05). Tükürük kortizol seviyeleri incelendiğinde ise sadece Wand cihazı başarılı bulundu. Sonuç: Yeni lokal anestezi tekniklerinin de incelendiği çalışmamızın sonucunda, Wand sistemi en başarılı teknik olarak bulundu. Ancak, tekniklerin çocuklardaki etkinliği konusunda yeterli çalışma bulunmamaktadır. Çocuk hastalarda konforlu bir diş tedavisi için, güncel lokal anestezi tekniklerinin araştırılmasına ihtiyaç vardır.

AnesteziAnestezi-dentalAnestezi-lokal+6
Zeycan İrem Pişkinöz
Akdeniz University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde yeni bir yaklaşım: rezin infiltrasyon sistemi

Amaç: Çalışmamızda, daimi ön dişlerin vestibül yüzeylerinde görülen gelişimsel mine opasitelerinin ve ortodontik tedaviye bağlı oluşan beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde, son yıllarda kullanılmaya başlanan rezin infiltrasyon sisteminin (ICON-DMG, Hamburg, Germany) klinik olarak etkinliğinin, ICDAS II kriterleri ve DIAGNOdent Pen kullanılarak değerlendirilmesi ve beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde kullanılmakta olan flor verniği (Duraphat-Colgate-Palmolive Co. New York) uygulamasının klinik etkinliği ile karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya 8 yaşından büyük ve 18 yaşından küçük 66 hasta dahil edilmiştir. Materyaller, vestibül yüzeylerinde demineralize ve hipomineralize opak lezyonları bulunan toplam 132 adet daimi ön dişe uygulanmıştır. Lezyonlar materyaller uygulanmadan önce, uygulandıktan hemen sonra, 1 ay ve 3 ay sonra değerlendirilmiştir. Materyallerin opak lezyonları maskelemedeki başarılarının değerlendirilmesinde ICDAS II kriterlerinden yararlanılmıştır. Lezyonlarda meydana gelen yapısal değişiklikler ise DIAGNOdent Pen cihazından yararlanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS programıyla değerlendirilmiştir. Bulgular: Materyaller uygulandıktan sonra tüm gruplarda DIAGNOdent Pen skorlarında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş görüldüğü, ancak beyaz nokta lezyonlarına ICON uygulanan grupta (Grup 2) bu düşüşün diğer gruplara göre çok daha fazla olduğu saptanmıştır. Tüm gruplarda uygulama öncesi ve sonrası DIAGNOdent Pen skorları arasında kaydedilen ileri derecede anlamlı farklılık, uygulama öncesi ile 1.ay ve 3.ayda elde edilen skorlar arasında da devam etmiştir (p=0,0001). Her bir grupta materyaller uygulanmadan önce, uygulandıktan sonra, 1 ay ve 3 ay sonra elde edilen ICDAS II skorları birbirleriyle karşılaştırıldığında, anlamlı bir farklılık oluştuğu tespit edilmiştir (p=0,0001). Farklılığın hangi gruptan kaynaklandığının araştırılması için yapılan ikili karşılaştırmalar sonucunda, farklılığın Grup 2'den elde edilen ICDAS II skorlarından kaynaklandığı belirlenmiştir (p<0,001). Sonuç: Elde ettiğimiz sonuçlara göre ICON rezin infiltrasyon sisteminin, beyaz nokta lezyonlarının ve gelişimsel mine opasitelerinin tedavisinde, hem ICDAS II kriterleri hem de DIAGNOdent Pen değerleri dikkate alındığında, başarılı sonuçlar verdiği görülmekle birlikte, özellikle beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde çok daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Ancak materyalin uzun dönem başarısını değerlendiren geniş kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.

Dental mineDental çimentolarDiş çürükleri+5
Seda Hanımeli
Akdeniz University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tek köklü genç daimi dişlerde retrograt dolgu materyalleri ile tek seans apeksifikasyon tedavisi sonrası mikrosızıntı ve kök kanal dentinine adaptasyonun karşılaştırılması

Travma ve derin çürükler sonucu kök gelişimi duraksayan genç daimi dişlerde tek seans apeksifikasyon tedavileri etkili bir alternatiftir. Amaç: İn vitro olarak 3 farklı mineral trioksit agregat (MTA) materyali ve Biodentine'in tek seans apeksifikasyon uygulamalarında koronal, apikal mikrosızıntı ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile dentin adaptasyonu değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Ortodontik sebeplerle çekilmiş tek köklü daimi dişler açık apeksli diş formu verilerek kullanılmıştır. Her grupta 20 örnek olacak şekilde dişlere Angelus MTA, Ortho MTA, Retro MTA ve Biodentine kullanılarak tek seans apeksifikasyon tedavisi uygulanmıştır. Her grup ve pozitif, negatif kontrol grupları için koronal ve apikal sızıntı değerlendirilmiştir. Mikrosızıntı testi için örnekler 72 saat 37℃ sıcaklıkta %2'lik metilen mavisi içerisinde bekletildikten sonra stereomikroskop altında mikrometrik olarak ölçümler yapılmıştır. Dentin adaptasyonunun değerlendirilmesi için 16 örnek hazırlanmıştır. SEM incelemesi apikal ve koronal bölgelerde görüntüler üzerinde materyal ve dentin arası boşluklar bilgisayar ortamında mikrometrik olarak ölçülerek yapılmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: Mikrosızıntı değerlendirmesi sonuçlarına göre apikal ve koronal ölçümlerde Biodentine Angelus MTA ve Retro MTA'ya göre anlamlı derecede daha fazla sızıntı gösterirken, MTA grupları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p<0.05). Dentin adaptasyonu açısından apikal bölgede gruplar arası anlamlı bir fark görülmezken; koronal bölgede Biodentine diğer gruplara göre anlamlı derecede daha fazla boşluk boyutuna sahip grup olarak saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızda Ortho MTA ve Retro MTA tek köklü genç daimi dişlerin tek seans apeksifikasyon tedavilerinde kullanılabilecek alternatif biyomateryaller olduğu gösterilmiştir. Biodentine'nin mikrosızıntı ve marjinal adaptasyon açısından diğer gruplar kadar başarılı sonuçlar veremediği görülmüştür.

Dental materyallerDental sızmaDentin+2
Müge Daloğlu
Adnan Menderes University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş sürme döneminde kullanılan farklı diş jellerinin ve bitkisel yağların insan gingival fibroblastları üzerinde sitotoksisitelerinin ve yara iyileşmesine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, diş sürme döneminde kullanılan farklı diş jelleri ve bitkisel yağların insan gingival fibroblast hücreleri (HGF-1) üzerindeki sitotoksik etkisi ve in vitro yara modeli üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda kullanılan preparatların HGF-1 üzerindeki sitotoksik etkisi MTT testi ile değerlendirildi ve LD50 değerleri hesaplandı. Ardından in vitro yara modeli oluşturuldu ve preparatların LD50 değerindeki konsantrasyonu mikroplakalara uygulandı. İn vitro yara modeli alanının preparatların uygulanmasından önce, uygulandıktan sonra 24. saatte ve 48. saatteki görüntüleri mikroskop üzerinden alındı ve yara alanları Image J (National Institutes of Health, New York, U.S.A) yazılım programı ile hesaplandı. Çalışmada elde edilen bulguların istatistiksel değerlendirilmesinde, IBM SPSS istatistiksel paket yazılım programı (Statistical Package for Social Science, Version 26, IBM SPSS®, Chicago, U.S.A) kullanıldı. Bulgular: İnsan gingival fibroblastları üzerinde yapılan sitotoksisite testi sonucunda en fazla sitotoksik etki gösteren preparatın çay ağacı yağı olduğu, en az sitotoksik etki gösteren preparatın ise Jack N' Jill® diş jeli olduğu bulunmuştur. Yapılan in vitro yara modeli testi sonucunda ise 24. saatte sayısal olarak en yüksek yara iyileşme yüzdesine sahip olan preparat çay ağacı yağı iken, 48. saatte ise Aftadur® diş jeli olarak bulunmuştur. Sayısal olarak en düşük yara iyileşme yüzdesi gösteren preparat ise, hem 24. saatte hem de 48. saatte Calgel® diş jeli olarak bulunmuştur. (p>0,05) Çalışmamızda kullanılan preparatlardan hiçbirisinin yara iyileşme yüzdesi kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmamıştır. (p>0,05) Sonuç: Diş sürme döneminde kullanılan preparatların insan gingival fibroblastları üzerinde çeşitli oranlarda sitotoksik etkilere sahip olduğu ve bu ürünlerin yara iyileşmesine anlamlı bir olumlu etkilerinin olmadığı bulunmuştur. Sağlık çalışanlarının diş sürme döneminde kullanılan preparatlarla ilgili bilinçlenmesi ve ebeveynlere yol göstermesi, reçetesiz ulaşılabilen bu ürünlerin bilinçsiz kullanımının önüne geçilmesi açısından oldukça önemlidir.

Bitkisel yağlarDiş çıkarmaFibroblastlar+5
Sıdıka Beril Falay
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yeni geliştirilen MTA (Mineral trioksit agregat) maddesinin kemik iyileşmesinde mandibular kemik defekti modelinde ratlarda histopatolojik ve immünohistokimyasal yönden değerlendirilmesi

Amaç: Yeni geliştirilen NeoMTA 2 (NuSmile Avalon Biomed, Bradenton, FL) materyalinin kemikle temasında kullanılacak dental prosedürlerde kemik iyileşmesi üzerindeki etkinliğinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 42 adet Wistar cinsi, ortalama ağırlıkları 200-250 gr arasında değişen, ortalama 6-8 haftalık erkek albino ratlar kullanıldı. Ratlar Kontrol grubu, Membran grubu, MTA grubu, MTA + Membran grubu, Biodentine grubu ve Biodentine + Membran grubu olarak 6 gruba ayrıldı. Ratların sağ mandibulalarında 5 mm boyutunda kritik boyutlu kemik defektleri oluşturuldu ve oluşturulan gruplara uygun olacak şekilde materyaller yerleştirildi. Kontrol grubunda oluşturulan defektler ise boş bırakıldı. Cerrahi operasyondan 3 ay sonra ratlar sakrifiye edildi ve mandibulaları çıkarıldı. Gerekli doku takibi prosedürleri sonrasında Masson-Goldner trikrom boyaması ile histolojik inceleme, Osteopontin (OPN) ve Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü (VEGF) ekpresyonu ile immünohistokimya incelemesi yapılmıştır. Bulgular: Yapılan histolojik ve immünohistokimyasal inceleme sonrasında boyanan kesitler mikroskop (Olympus BX50) altında incelendi. İmmünohistokimyasal inceleme sonucunda kontrol grubunda OPN ekspresyonu gözlenmezken, en fazla OPN ekspresyonunun saptandığı grup Biodentine grubu olarak belirlenmiştir. VEGF ekspresyonu değerlendirildiğinde gruplar arasında farklılık gözlenmemiştir. Massan Goldner trikrom boyamada tüm gruplarda yangı hücrelerinin varlığı izlenmiştir. Sonuç: İncelenen kesitlerde OPN ekspresyonu Biodentine grubunda en fazla bulunmuş olup, NeoMTA 2'nin OPN reaksiyonu orta şiddette gözlenmiştir. NeoMTA 2'nin kontrol grubuyla kıyaslandığında kemik iyileşmesinde başarılı olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: NeoMTA 2, Kemik iyileşmesi, Osteopontin, Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü, İmmünohistokimya, Masson-Goldner

Dental materyallerKemik ve kemiklerMineral trioksit agregat+4
Hatice Türkoğlu
Afyonkarahisar Health Sciences University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Biyoseramik içerikli kök kanal tamir materyallerinin periodontal ligament hücreleri üzerindeki sitotoksik etkisi

Amaç: Çalışmamızın amacı, Çocuk Diş Hekimliği'nde endodontik tedavi prosedürlerinde sıklıkla kullanılan dört farklı biyoseramik içerikli kök kanal tamir materyalinin insan periodontal ligament hücrelerine olan sitotoksik etkisini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda çekilmiş birinci küçük azı dişinden elde edilen periodontal ligament fibroblast hücresi kullanıldı. Hücreler NeoMTA® 2, NeoPUTTY®, Biodentine™ ve MTAFlow™ White'a lamel üzerinde direkt ve indirekt temas ettirilerek MTT sitotoksisite testi yapıldı. Real Time PCR yöntemi ile 24. ve 48. Saat apoptozis gen ifadeleri düzeyleri tespit edildi. Çalışmada elde edilen bulguların istatiksel değerlendirilmesinde, IBM SPSS istatiksel paket yazılım programı kullanıldı. Bulgular: MTT sitotoksisite sonuçlarına göre MTAFlow™ White grubunda direkt temasta istatiksel olarak anlamlı derecede düşük hücre canlılık aktivitesi saptanmıştır (p≤ 0.05). 48. Saatte NeoMTA® 2 dışında tüm materyallerde direkt temasta kontrole göre hücre canlılık aktivitesinin daha az olduğu bulunmuştur. NeoMTA® 2 hem direkt hem indirekt temasta hücre canlılık aktivitesi kontrol grubuna göre yüksek olan tek materyal olmuştur. NeoMTA® 2 grubunda direkt temas 48. Saatte proapoptotik belirteçlerden caspase-3 gen ifadesi kontrole göre istatiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p≤ 0.01). Sonuç: NeoMTA® 2 hem MTT sitotoksisite testinde hem Real Time PCR apoptozis gen belirteçlerine göre en az sitotoksisite gösteren materyal olmuştur. NeoMTA® 2, NeoPUTTY®, Biodentine™ ve MTAFlow™ White biyouyumlu materyaller olup daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Biyoseramik, Real Time PCR, Sitotoksisite, Periodontal Ligament Hücresi, MTA

Melikşah Ural
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimi profil görünümlerine göre çocuk hasta ve ebeveyninin hekim tercihi açısından uyumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın amacı; çocuk hastaların ve ebeveynlerinin değişen profil görünümlerine sahip diş hekimlerine dair tercihlerinin ve birbiri arasındaki uyumlarının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 7-14 yaş aralığında 300 çocuk ve annesi dahil edilmiştir. Çalışmada kullanılmak üzere hekim tarafından dört bölümden oluşan Likert bir anket formu oluşturulmuştur. Çalışmada doldurulacak anket için hekimlerin saç özelliklerinin değerlendirildiği bir bölüm oluşturulmuştur. Bu bölümde, bone kullanan ve kullanmayan kadın/erkek model fotoğrafları, farklı saç tipine, rengine ve uzunluğuna sahip kadın/erkek model fotoğrafları sunulmuştur. Anketin aksesuar bölümünde ise piercing, dövme, küpe, optik gözlük, siperlik, makyaj, sakal, bıyık kategorileri yer almıştır. Tüm katılımcıların dental anksiyete düzeyleri Corah Dental Anksiyete Skalası kullanılarak belirlenmiştir. Ölçümde kullanılacak anket ve form, bir platform aracılığıyla çevrim içi olarak doldurulmaya hazır hale getirilerek tek bir araştırmacı tarafından doldurtulmuştur. Anket çocuk ve anne bölümü olarak iki ayrı aşamada hazırlanmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS paket yazılım kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çocuk katılımcılar ve anneler kadın hekimleri, erkek hekimlerden daha çok tercih etmiştir. Hekimlerin saç stilleri değerlendirildiğinde hem çocuk hem annelerin en düşük puanlamayı uzun saçlı erkek hekim için yaptıkları bulunmuş ve çocuk ve annesi arasında anlamlı düzeyde uyum görülmüştür (ICC=0,358; p<0,001). Aksesuar bölümünde ise hekimlerin piercing ve dövmelerinin olması diğer kategorilere göre daha düşük ortalama puanlar ile değerlendirilmiştir. Çocukların yaş grupları ergenlik öncesi (7-9 yaş) ve ergenlik dönemi (10-14 yaş) olarak sınıflandırıldığında ergenlik dönemindeki çocukların hekimlerin saç özellikleri kategorisinde anneleri ile uyum göstermedikleri görülmüştür (ICC=0,281; p=0,072). Sonuç: Çalışmamızda anne ve çocuğun hekim tercihinde sıklıkla birbirleri ile uyumlu oldukları görülse de çocuklar yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde ergenlik dönemi içindeki çocuk hastaların tercihlerinin anneleri ile paralel seyretmeyebileceği bulunmuştur. Dolayısıyla, hekim tercihi konusunda özellikle daha büyük yaştaki çocukların da fikirleri önemsenmelidir. Bununla birlikte hekimlerin sosyal hayatlarında tercih edebilecekleri marjinal saç stilleri ve aksesuar seçimleri hastaların hekim ile ilgili algılarında etkili olabileceği unutulmamalıdır. Anahtar Kelimeler: Diş hekimi hasta ilişkisi, Fiziksel görünüm, Hekim tercihi, Uyum

Büşra Yıldız
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üç farklı pediatrik kronun farklı aşındırıcılığa sahip diş macunlarıyla fırçalanması sonrası yüzey pürüzlülüklerinin in-vitro değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, üç farklı pediatrik kronun farklı aşındırıcılık değerlerine sahip çocuk diş macunları ve distile su ile uzun dönem klinik fırçalama etkilerini simüle eden döngülerle, fırçalama simülatöründe fırçalanması sonrası; yüksek çözünürlüğü sahip cihazlarla yüzey pürüzlülüğü değerlerinin in vitro olarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada paslanmaz çelik kron (NuSmile®, ABD), pediatrik zirkon kron (NuSmile®, ABD) ve üç boyutlu baskıyla üretilmiş pediatrik rezin kron (Senertek P CrownV4, Türkiye) olmak üzere üç farklı kron çeşidi kullanılmıştır. Toplam 60 aynı boyuttaki kron örneği, üç ana gruba (n=20) ve her biri dört alt gruba (n=5) ayrılmıştır. Alt gruplarda yüksek (RDA=103), orta (RDA=80) ve düşük (RDA=35) aşındırıcılığa sahip çocuk diş macunları ile bir kontrol grubunda distile su kullanılmıştır. Fırçalama simülasyonu, her örneğin yumuşak sertlikteki fırça ile 200 grF sabit basınç altında ve 10.000, 30.000, 50.000 döngüde, fırçalama simülatöründe gerçekleştirilmiştir. Tüm örneklerinin sayısal yüzey pürüzlülük değerleri (Ra) ve yüzey topografik haritalandırması, başlangıç ve tüm fırçalama döngüleri sonrasında atomik kuvvet mikroskobu (AFM, Park XE-100E, Parksystem, Kore) ile ölçüldü. Yüzeylerin başlangıç ve sonuç morfolojik değerlendirmesi için ise taramalı elektron mikroskobu (LEO 1430 VP, Almanya) kullanıldı.Veriler, üç yönlü Robust ANOVA testiyle analiz edildi ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Robust ANOVA sonuçlarına göre; kron türü (Q=5022,32; p<0,001), diş macunu tipi (Q=253,24; p<0,001) ve fırçalama döngü sayısı (Q=1586,01; p=0,001) yüzey pürüzlülüğü üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etki göstermiştir. Ayrıca bu değişkenler arasındaki ikili ve üçlü etkileşimler de anlamlı bulunmuştur (p<0,001).Toplamda ortalama Ra değerleri PRK grubunda 152,5, PÇK grubunda 51,7 ve PZK grubunda 36,6 olarak ölçülmüştür. Diş macunu gruplarına göre ise en yüksek ortalama değeri 87 ile AF grubunda, en düşük ortalama Ra değeri 69,7 ile kontrol grubunda elde edilmiştir. En yüksek Ra değeri, PRK grubunda AF diş macunu ile 50.000 döngü fırçalanması sonrası 222,1 olarak kaydedilmiştir. Bu bulgular, yüzey pürüzlülüğünün hem materyal hem de fırçalama koşullarına bağlı olarak değiştiğini göstermektedir. Sonuç: Çalışmanın sonucunda, tüm kron gruplarında artan fırçalama döngü sayısı ve diş macunu aşındırıcılığı ile yüzey pürüzlülüğü değerlerinde artış gözlenmiş, bu artış en az PZK grubunda olmuştur. Estetik ve mekanik açıdan daha dayanıklı görülen PZK'ların uzun dönem kullanım için tercih edilebileceği, 3 yılı aşan kullanımlarda ise kronların polisajlanması veya değiştirilmesinin uygun olacağı tavsiye edilebilir. Anahtar Kelimeler: Atomik kuvvet mikroskobu, Fırçalama simülatörü, Pediatrik rezin kronlar, Rölatif dentin aşındırıcılığı, Yüzey pürüzlülüğü

Ayşenur Kula
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
11
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dil itimi etiyolojisi ve klinik bulguları hakkında ebeveynlerin farkındalığının ve bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, ebeveynlerin dil itimi alışkanlığının etiyolojisi ve klinik bulguları konusundaki farkındalık ve bilgi düzeylerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya, Aralık 2024 – Mart 2025 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Kliniği'ne ilk muayene için başvuran, 9-14 yaş arası dil itimi alışkanlığı olan 124 çocuk ile onların ebeveynleri, belirlenen dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uygun olarak dahil edilmiştir. Ebeveynler dil itimi alışkanlığı konusundaki farkındalıklarını değerlendirmek amacıyla hazırlanmış, geçerliliği ve güvenilirliği literatürden desteklenen çoktan seçmeli anket formunu çevrim içi olarak doldurmuştur. İstatistiksel analizler R programı ile gerçekleştirilmiş, kategorik veriler için uygun testler uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmada ebeveynlerin %66,1'i zararlı ağız alışkanlıklarının ileride olumsuz etkileri olabileceğini düşünürken, %25,8'i bu konuda fikrinin olmadığını belirtmiştir. Annelerde bu oran %72 iken, babalarda %48,4 olarak bulunmuştur. Zararlı alışkanlıkların gelecekte soruna yol açabileceği düşüncesi ile ebeveynlerin cinsiyeti arasında anlamlı fark saptanmıştır (p=0,022). Ancak ebeveynlerin yaş ve eğitim durumları ile bu görüş arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Yanlış yutkunma veya dil itimi alışkanlığına ilişkin farkındalık düzeyi ise oldukça düşüktür; yalnızca %13,7'si farkında olduğunu belirtmiştir. Annelerde farkındalık %16,1, babalarda %6,5 olarak tespit edilmiştir ve ebeveynlerin demografik özellikleri ile farkındalık arasında anlamlı ilişki gözlenmemiştir. Sonuç: Çalışma bulguları, ebeveynlerin dil itimi ve bunun klinik etkileri konusunda yeterli farkındalığa sahip olmadıklarını göstermiştir. Erken tanı ve müdahale için ebeveynlerin bilinçlendirilmesinin gerekliliği ortaya konmuştur.

Ecehan Karagülle
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı tipte diş fırçalarının kullanımına bağlı olarak görülen mikroplastik salınımının değerlendirilmesi: Bir deneysel çalışma

Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı markalara ait çocuk diş fırçalarının kullanımı sonrası tükürük örneklerinde mikroplastik varlığını ortaya koymak ve diş fırçası kıllarının oral mikroplastik maruziyetine olası katkısını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 7–14 yaş arası çocuklar dahil edilerek, beş farklı markaya ait diş fırçaları (Oral-B, TePe, Splat, Curaprox, Rocs) katılımcılara dağıtılmıştır. Deney grubunda, fırçaların bir aylık kullanımından sonra tükürük örnekleri toplanmış; ön çalışma grubunda ise fırça kullanımı öncesinde alınan tükürükler çeşitli kombinasyonlarla (saf tükürük, tükürük + RIPA, tükürük + mikroplastik + RIPA) hazırlanarak analiz edilmiştir. Çalışmada mikroplastik tespit yöntemlerinden, etiketleme yöntemlerinden biri olan Nile Red boyası kullanılarak floresan mikroskobu (Texas Red, Parlak Alan ve Faz Kontrast filtreleri altında görüntüleme) tercih edilmiş; bunun yanı sıra Dijital Mikroskop analizi de yapılmıştır. Bulgular: Ön çalışma grubuna ait tükürük örneklerinde floresan mikroskobu altında anlamlı bir ışıma tespit edilmezken, deney grubunda fırça kullanımından sonra toplanan tüm örneklerde tükürüklerde benzer morfolojide ve yoğunlukta tekrarlanabilir şekilde mikroplastik partiküller gözlenmiştir. Görsellerde mikrometre ölçeğinde farklı boyutlarda partiküller belirlenmiştir. Dijital mikroskop altında ön çalışma grubunda herhangi bir boyama gözlenmezken, deney grubunda Nile Red kaynaklı kırmızı renkli boyalı alanlar yine mikroplastik varlığına işaret etmektedir. Sonuç: Mikroplastikler çevresel kirliliğin önemli bir bileşeni haline gelmiş ve hem ekosistemler hem de insan sağlığı üzerinde potansiyel riskler oluşturmaktadır. Bu çalışma, çocuk diş fırçalarının kullanım süreci boyunca mikroplastik salınımına neden olabileceğini ve bu partiküllerin tükürük yoluyla ağız ortamına geçebileceğini göstermiştir. Gelecekte plastik fırçaların ağız sağlığı için sunduğu faydalar göz ardı edilmeden biyobozunur veya doğal materyallerden üretilmiş alternatif diş fırçalarının geliştirilmesi, oral mikroplastik maruziyetini azaltmak için önemli bir adım olabilir. Anahtar Kelimeler: plastik diş fırçası, floresan mikroskop, dijital mikroskop, RIPA, mikroplastik

Gözde Ülker
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Non-sendromik dental agenezis ve oligodonti hastalarında genetik etiyolojilerin ve fenotipik özelliklerin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, oligodonti fenotipine sahip sendromik olmayan diş agenezisi vakalarında genetik etiyolojilerin değerlendirilmesi ve ilgili genlere bağlı fenotipik varyasyonların belirlenmesi yoluyla literatürdeki bilgi birikimine katkı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, dahil edilme kriterlerini karşılayan 5-18 yaş arası 13 birey dahil edilmiştir. Katılımcılardan periferik kan örnekleri alınmış ve bu örneklerden genomik DNA, QIAamp® 96 DNA QIAcube® HT DNA izolasyon kiti kullanılarak izole edilmiştir. Varyantların belirlenmesi amacıyla, Diş Displazisi Paneli (WNT10A, WNT10B, PAX9, EDA, EDAR, EDARADD, AXIN2, KRT17, LTBP3, MSX1, SMOC2, TSPEAR) kapsamında 13 genin kodlayan ekzonlarını kapsayan primerler kullanılarak ilgili bölgelere yeni nesil dizileme yöntemi (NGS) uygulanmış; dizileme işlemi Ion GeneStudioTM S5 System cihazı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, Ion Reporter™ yazılımı ve Franklin™ by Genoox yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Tespit edilen varyantların doğrulanması ve aile bireylerinde segregasyonun değerlendirilmesi amacıyla Sanger dizileme yöntemi kullanılmış; elde edilen ürünler Applied BiosystemsTM 3500 Genetic Analyzer cihazında kapiler elektroforez ile analiz edilmiştir. Dizileme sonuçlarının varyant tespiti ve yorumlanması, Mutation Surveyor® yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Yeni nesil dizileme analizi sonucunda 6 bireyde WNT10A, 1 bireyde PAX9 ve 1 bireyde EDAR geninde varyant tespit edilmiştir. 5 bireyde ise varyant saptanmamıştır. Ayrıca WNT10A geninde c.376+2T>C, PAX9 geninde c.218G>A, WNT10A geninde c.1073T>G olmak üzere üç yeni varyant tespit edilmiştir. Bu varyantlar, mevcut literatürde ilk kez raporlanmakta olup, diş agenezisi ile olan ilişkileri literatüre yeni bir katkı sunmaktadır. WNT10A genindeki varyantların çoğunlukta olması, bu genin sendromik olmayan oligodonti etiyolojisinde önemli bir rol oynadığını desteklemektedir. Sonuç: Yeni nesil dizileme yöntemi ile elde edilen veriler hem bilinen hem de literatürde ilk kez tanımlanan varyantların tespitine olanak sağlamış; bu sayede diş agenezisinin genetik nedenlerinin daha iyi anlaşılmasına ve literatüre yeni katkılar sunulmasına imkan tanımıştır. Anahtar Kelimeler: Diş agenezisi, Gen, Oligodonti, Varyant, Yeni nesil dizileme

Sümeyye Tuğçe Kural
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diyot lazer destekli frenektomi yapılan pediatrik hastalarda üç farklı ağrı ölçeğinin etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, diyot lazer destekli frenektomi uygulanan pediatrik hastalarda postoperatif ağrı düzeylerini değerlendirmek ve üç farklı ağrı ölçeğinin etkinliğini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Pedodonti Kliniği'ne başvuran ve frenulum anomalisi nedeniyle diyot lazer ile frenektomi uygulanan 8–14 yaş aralığındaki 53 pediatrik hasta dahil edilmiştir. Postoperatif ağrı düzeyleri, Wong-Baker Yüz Ağrı Ölçeği, Modifiye Edilmiş Emoji Ağrı Ölçeği ve cinsiyete özgü tasarlanmış görsel ölçek kullanılarak cerrahi sonrası ilk yedi gün boyunca değerlendirilmiştir. Ölçekler arasında karşılaştırmalar yapılmış; cinsiyet, zaman ve ölçek farklılıkları incelenmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 11.5 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Normal dağılım göstermeyen veriler için Mann-Whitney U testi kullanılarak cinsiyet farklılıkları incelenmiş, ölçekler arasındaki ilişki Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Postoperatif dönemde zamana bağlı değişikliklerin analizi için Friedman testi uygulanmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Diyot lazer destekli frenektomi sonrasında elde edilen bulgular incelendiğinde, postoperatif ağrı düzeylerinin düşük olduğu ve ağrı skorlarının zamanla anlamlı şekilde azaldığı görülmüştür. Üç farklı ölçekten elde edilen veriler arasında yüksek korelasyon saptanmış olup, bu durum değerlendirmelerin güvenilirliğini ortaya koymaktadır. Cinsiyet analizleri sonucunda, kız çocuklarının erken postoperatif dönemde erkek çocuklarına göre daha yüksek ağrı skorları bildirdiği, ancak sonraki günlerde bu farklılığın istatistiksel olarak anlamlılığını kaybettiği belirlenmiştir. Sonuç: Diyot lazer destekli frenektomi, pediatrik hastalarda postoperatif ağrı kontrolünde etkili bir yöntemdir. Çoklu ve cinsiyete duyarlı ağrı ölçeklerinin kullanımı, çocukların öznel ağrı değerlendirmesinin güvenilirliğini artırmakta ve pediatrik ağrı yönetiminde bireyselleştirilmiş yaklaşımların geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Diyot lazer, frenektomi, pediatrik hasta, ağrı ölçekleri, Wong-Baker, Modifiye Edilmiş Emoji Ölçeği

Denız Haghsay Khashehchı
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ozon uygulamasının pedodontide kullanılan rezin içerikli restoratif materyallerin farklı içeceklerle yaşlandırılması sonrası renk değişimi ve yüzey pürüzlülüğüne etkisinin değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı ozon uygulamasının çeşitli içeceklerle yaşlandırılmış üç farklı restoratif materyalin renk ve yüzey pürüzlülüğü üzerine etkilerini araştırmaktır. Çalışmamızda kullanılan restoratif materyaller, alkasit (Cention N CN), poliasit modifiye kompozit rezin (Glasiosite) ve rezin modifiye cam iyonomer siman (İonolux), yaşlandırma solüsyonları ise portakal suyu, çikolatalı süt, kola ve kontrol grubu (distile su)'dur. Çalışmamızda n=10 olmak üzere 24 grup belirlendi. Tüm numuneler üzerinde yapılan renk ölçümü için Vita Easyshade Advance, yüzey pürüzlülüğü ölçümü için Marsurf M300 profilometre cihazı kullanıldı. Grupların yarısına Ozononette Dent ozon jeneratörü ile ozonlanmış su uygulanıp, diğer yarısına uygulanmadı. Ozon prosedürü uygulandıktan sonra numuneler solüsyonlara daldırıldı ve bu işlem her gün tekrarlandı. Renk ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri 0., 1., 7. ve 14. günlerde yapıldı. İstatistiksel analizler için IBM SPSS V23 programı kullanıldı. İstatistiksel olarak p<0,05 anlamlı kabul edildi. Ozonlanmış su uygulamasının 7. gününde portakal suyuna daldırılan kompomer materyalinin renk değişimi, ozonlanmış su uygulanmayan kompomer materyaline göre daha yüksekti. CN en çok distile suda, kompomer en çok çikolatalı sütte, RMCİS ise en çok kolada renk değişimi gösterdi. CN en çok 7. gün renklenirken, kompomer ve RMCİS, en çok 14. günde renk değişimi gösterdi. Ozon uygulamasının restoratif materyallerin yüzey pürüzlülükleri üzerinde anlamlı etkisi görülmedi. Restoratif materyallerin yüzey pürüzlülük değerlerinde solüsyonda bekleme süresi arttıkça artış görüldü.

Tuğçe Aslan
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabet hastalığı olan çocuklarda mandibular kemik kalite ve mikromimarisinin fraktal analiz ve radyomorfometrik indekslerle değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı 6-15 yaş aralığındaki Tip 1 diyabet (T1DM) hastası çocukların mandibular kemik kalitesi ve mikromimarisinin fraktal analiz ve radyomorfometrik indekslerle değerlendirilmesi ve sağlıklı çocuklarla karşılaştırılmasıdır. Çalışmamız dental panoramik radyografilerin kullanıldığı tek merkezli kesitsel retrospektif bir çalışmadır. Dental panoramik radyografiler üzerinden 39 T1DM hastası çocuk ve 39 sağlıklı çocukta, mandibular kortikal indeks (MKİ), mental indeks (Mİ), panoramik mandibular indeks (PMİ) sonuçları değerlendirildi ve altı farklı bölgenin (kondil, angulus, interdental) fraktal boyut (FB) analizi yapıldı. Veriler IBM SPSS 25 ile analiz edildi. T1DM hastası çocuklarda MKİ dağılımı kontrol grubuna benzerdir (p>0.05). T1DM hastası çocuklarda Mİ değerleri kontrol grubuna benzerdir (p>0.05). TIDM hastalarında ortalama PMİ değerleri istatistiksel olarak kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu (p=0,021). TIDM hastalarında ortalama FB angulus değerleri istatistiksel olarak kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu (p=0,010). T1DM hastası çocukların trabeküler kemik mikromimarisi ve kemik kalitesi sağlıklı çocuklar ile benzerdir. Osteoporoz ön tanısında, hastaları DEXA ile yapılacak ileri görüntülemelere yönlendirmek için en güvenilir indeksin Mİ olduğunu düşünmekteyiz.

Çocuk diş hekimliği
Nazlı Şengel
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Süt dişlerinde klorheksidin, ozonlu su ve propolis' in kavitedezenfektanı olarak kullanımının kompomerin bağlanma dayanımı üzerine etkisinin incelenmesi: İn vitro çalışma

Bu in vitro araştırmanın amacı, süt dişlerinde kavite dezenfektanı olarak kullanılan klorheksidin, propolis ve ozonlu suyun, kompomer materyalinin bağlanma dayanımı üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Çalışmada, her biri 13 örnekten oluşan dört grup oluşturulmuştur. Birinci grup kontrol grubunu, ikinci grup klorheksidin uygulanan örnekleri, üçüncü grup propolis uygulanan örnekleri ve dördüncü grup ozonlu su uygulanan örnekleri içermektedir. Tüm örnekler, oral ortamın termal değişimlerini taklit etmek amacıyla 5°C ile 55°C arasında 10.000 döngüye tabi tutulmuştur. Bu termal siklus işlemi, ağız içindeki yaklaşık bir yıllık kullanımı simüle etmektedir. Uygulamaların ardından kompomer materyalinin bağlanma dayanımı shear bond testleri ile ölçülmüştür. Bu çalışmanın bulguları, uygulanan klorheksidin, ozonlu su ve propolisin kompomerin süt dişi dentinine bağlanma dayanımı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık oluşturmadığını ortaya koymuştur (p>0.05). Bununla birlikte, kırılma tiplerinin dağılımında gruplar arasında dikkate değer farklılıklar gözlenmiştir. Propolis grubunda adeziv kırıkların daha yüksek oranda görülmesi, ozonlu su ve klorheksidin gruplarında ise miks kırıkların baskın olması, bağlanma dayanımı değerleri ile kırılma tipleri arasında doğrudan bir korelasyon olmadığını düşündürmektedir. Elde edilen sonuçlar, değerlendirilen tüm kavite dezenfektanlarının kompomer materyaliyle klinik olarak kabul edilebilir düzeyde uyum gösterdiğini ve süt dişi restorasyonlarında güvenle kullanılabileceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, doğal kökenli ve biyouyumlu bir ajan olan propolisin; kimyasal dezenfektanlara alternatif oluşturabilecek, toksisite riski düşük ve çevre dostu bir seçenek olarak pedodontik uygulamalarda geleceğe yönelik önemli bir potansiyel taşıdığı sonucuna varılmıştır.

Kübra Eker
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Florür içermeyen remineralizasyon ajanlarının ER, CR; YSGG lazer kullanımı ile mine başlangıç çürüğü üzerine etkilerinin incelenmesi

Diş çürüğü yaygınlığı toplumumuzda yüksek olup, diş çürüğünü başlangıç aşamasında yakalamak ve en etkili remineralizasyon tekniği ile tedavi edebilmek ve invaziv tedavi ihtiyacını ortadan kaldırabilmek son derece önemlidir.Bu tez çalışması florüre alternatif olan ajanların etkinliğinin değerlendirilmesi için planlanmıştır.Florür içermeyen alternatif remineralizasyon ajanlarından teobromin içeren diş macununun(Theodent,ABD),kalsiyum-fosfat bileşiklerinin (CPP-ACP,Japonya), Ca,P,Mg bileşikleri içeren Remineralizasyon Jel'in (R.O.C.S.,Rusya) bir pozitif kontrol grubu (florürlü diş macunu)(Colgate,ABD) ve bir negatif kontrol grubu (distile su) dahil olmak üzere, Er,Cr;YSGG lazerin (2780nm) tek başına kullanımı ve diğer ajanlarla birlikte kullanılmasıyla sığır dişleri üzerindeki mine başlangıç çürüklerine etkilerini inceleme amacıyla yapılan bu çalışmada 10 grup belirlenmiş (n=7) ve demineralize edilen örnekler 8 günlük bir pH siklusuna tabi tutulmuştur.Mine örnekleri yüzey mikrosertlik testi (Vickers) ile incelenmiş ve sonuçlar SEM görüntüleriyle desteklenmiştir.Gruplara göre mikrosertlik geri kazanım yüzdesi değerlerinin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi kullanılmış, çoklu karşılaştırmalar ise Dunn testi ile yapılmıştır.Er,Cr:YSGG lazer(2780nm)(p=0,003) ve R.O.C.S. Remineralizasyon Jel (p=0,019) ajanlarının tek başlarına kullanımları sonucu ve Er,Cr:YSGG lazer(2780nm) ile kombine kullanılan CPP-ACP(p<0,001), Er,Cr:YSGG lazer+florür(p=0,001) ve Er,Cr:YSGG lazer+R.O.C.S. Remineralizasyon Jel(p=0,036) gruplarında mikro-sertlik değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı saptanmıştır.Materyallerin tek başlarına kullanımlarıyla lazerle kombine kullanımları arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir.Demineralize mine üzerinde remineralizasyon etkinliğinin incelendiği çalışma sayısı sınırlı olup, bu çalışmada Er,Cr:YSGG lazerin(2780nm, 0.25W, 4.48J/cm2 , 20 Hz, hava/su soğutması olmaksızın) başlangıç çürüğü tedavisinde kullanılabileceği,R.O.C.S. Remineralizasyon Jeli'nin etkili sonuçlar verdiği,CPP-ACP ve florürlü diş macunu uygulamalarının belirlenen deney süresi boyunca tek başına yeterli olamayacağı ve etkinliklerini anlamlı kılmak için lazer ile desteklenmesi gerektiği ve teobromin içerikli diş macununun ise remineralizasyonda başarılı olmadığı sonucuna varılmış olup, sonuçların daha ileri çalışmalarla desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir.

Dental mineDiş remineralizasyonuDiş çürükleri+5
Serhat Damar
İstanbul University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Demineralize mineye uygulanmış mikrokapsül içeren fissür örtücünün mikrosızıntı ve remineralizasyon üzerine etkisinin incelenmesi

Minimal invaziv diş hekimliği kapsamında, başlangıç çürük lezyonlarının durdurulması ve remineralizasyonu koruyucu tedaviler ile sağlanabilmektedir. Bu çalışma, demineralize mineye uygulanmış biyoaktif fissür örtücünün mikrosızıntı ve remineralizasyon üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Mikrosızıntı deneylerinde çekilmiş insan molar dişi (n:40) kullanılmış; demineralize edilen dişler 4 ayrı gruba ayrılmış (n:10); biyoaktif ve geleneksel fissür örtücüler tek başlarına ve adeziv sistemle beraber uygulanmıştır. Dişler, 5000 devirlik termal siklus uygulaması sonrası boya penetrasyon testleri ile skorlanmıştır. Remineralizasyon deneyleri 10 adet çekilmiş insan molar dişinde (n:40) gerçekleştirilmiştir. Diş örnekleri üzerinde oluşturulan 4 pencere; pozitif ve negatif kontrol grupları, fissür örtücülerin tek başlarına ve adezivle birlikte uygulandığı gruplar olacak şekilde oluşturulmuştur. 30 günlük dinamik pH siklusunun ardından her pencereden kesitler elde edilmiş; mine dış yüzeyinden dentin yönüne doğru 0 µm, 5 µm, 10 µm, 15 µm ve 20 µm derinliklerinde SEM/EDX analizleri gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analizde, nonparametrik değişkenler iki grup arasında değerlendirilirken Mann Whitney U Testi, ikiden fazla grup arasında değerlendirilirken Kruskal Wallis Testi kullanılmıştır. Gruplar arasında mikrosızıntı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. SEM/EDX analizinde, biyoaktif fissür örtücünün incelenen tüm derinliklerde Ca, P ve F element ağırlıklarını artırarak (0-20µm) istatistiksel olarak anlamlı remineralizasyon sağladığı (p<0,001); geleneksel fissür örtücünün remineralizasyon etkinliğinin ise 0 ve 5 µm derinliklerde sınırlı kaldığı tespit edilmiştir (p<0,05). Fissür örtücülerle adeziv sistemlerin birlikte kullanımının mikrosızıntı ve remineralizasyon üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık oluşturmadığı saptanmıştır. Bu çalışmada, başlangıç çürüğü bulunan dişlerde fissür örtücü uygulamalarının remineralizasyona katkı sağladığı, biyoaktif fissür örtücünün bu alanda öne çıkan etkisi ile daha olumlu sonuçlar verdiği ve çalışma bulgularının klinik çalışmalarla desteklenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Dental bondingDental mineDental mine erirliği+4
Buşra Parlak
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı içeriğe sahip fissür örtücülerin yaşlandırma prosedürü sonrasındaki aşınma, pürüzlülük ve mikrosertlik değerlerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışma, yaşlandırma prosedürlerinin farklı içeriklere sahip fissür örtücülerin aşınma, pürüzlülük ve mikrosertlik değerlerine etkisinin karşılaştırılması amacı ile gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Çalışmada dört farklı içerikli fissür örtücü materyal; Aegis (Bosworth, ABD) (A Grubu), Beautisealant (Shofu, Japonya) (B Grubu), Clinpro (3M, ABD) (C Grubu) ve Ultraseal XT Hydro (Ultradent, ABD) (U Grubu) kullanıldı. Disk şeklinde hazırlanan toplam 100 örnek (5mm çap/3mm yükseklik) üretici firmaların önerilerine göre hazırlandı ve mikrosertlik/VHN, yüzey pürüzlülüğü, aşınma testleri için gruplandırıldı. Yaşlandırma prosedürleri olarak termal siklus (10,000 siklus/5°-55°C±2ºC/20 sn) ve çiğneme simülatörü (75,000 siklus/49N) uygulandı. Yaşlandırma prosedürlerinden önce ve sonra ölçümler alındı, örnekler SEM ile incelendi. Bulgular Kruskal Wallis, Wilcoxon ve Welch testleri ile istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: En yüksek ve en düşük mikrosertlik/VHN ortalama değişim değerleri U Grubu (9,88±1,46) ve A Grubu'nda (4,40±0,46) elde edildi; mikrosertlik ortalama değişim değerleri arasında anlamlı farklılık saptandı (p<0,001) (U>B>C>A). Pürüzlülük ortanca değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı; en yüksek pürüzlülük ortalama değişim değerleri U ve C Gruplarında bulundu (U=C>A>B). Aşınma ortalama değişim değerleri arasında anlamlı farklılık saptandı (p<0.001); en yüksek ve en düşük aşınma ortalama değişim değerleri, sırası ile U Grubu (0,0097±0,0003 gr) ve C grubunda (0,0041± 0,0006 gr) elde edildi (U>B>A>C). Yaşlandırma prosedürleri sonrasında fiziksel değişikliklerin en fazla U Grubunda oluştuğu belirlendi. Sonuç: Çalışma bulguları değerlendirildiğinde; yaşlandırma prosedürlerinin tüm deney materyallerinin fiziksel yapılarında farklı düzeylerde değişiklik oluşturduğu, Ultraseal XT Hydro'nun en çok etkilenen materyal olduğu, bireysel tedavi gereksinimlerinin ve materyal özelliklerinin fissür örtücü seçiminde göz önünde bulundurulması gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: fissür örtücü, aşınma, mikrosertlik, pürüzlülük, yaşlandırma prosedürleri

Dental fissürlerDiş aşınmasıMikrosertlik+3
Hülya Çerçi Akçay
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Universal bonding sistemlerin süt ve sürekli diş dentinine bağlanma dayanımlarına tükürük kontaminasyonunun etkisi

Tükürük kontaminasyonu, restorasyon başarısını azaltan faktörlerden biridir. Bu araştırmada iki farklı universal dental adezivin süt dişi ve sürekli dişin dentinine olan bağlantısının başarısına tükürük kontaminasyonun etkileri, in vitro testler ile değerlendirilmiştir. Bu amaçla mikrotensil bağlanma dayanımı testi ve SEM analizi yapılmıştır. Mikrotensil bağlanma dayanımı testi için 84 adet üçüncü büyük azı ve 84 adet düşme zamanı gelmiş süt azı dişi toplanmış, SEM analizi için ise ayrıca birer örnek oluşturulmuştur. Mikrotensil bağlanma dayanımı testleri için her alt grupta 6 diş bulunmaktadır. Adeziv olarak Prime & Bond Universal Bond ve Clearfil Universal Bond Quick üretici firmanın talimatlarına uygun şekilde uygulanmıştır. Birinci gruplar kontaminasyon içermezken, ikinci ve üçüncü gruplar adeziv uygulamasından önce, dördüncü, beşinci ve altıncı gruplar adezivden sonra ve yedinci gruplar adeziv polimerizasyonundan sonra tükürükle kontamine edilmiştir. Isomet cihazı ile dişler 1mm2'lik dentin çubukları haline getirilmiş ve tüm örneklerin bağlanma dayanımları Mikro Tensile Tester (BISCO) cihazı ile ölçülmüştür. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi Kruskal-Wallis testi ve Mann Whitney U Testi kullanılarak yapılmıştır (p<0,05). Tüm gruplarda süt dişlerinin bağlanma dayanımının sürekli dişlerden anlamlı olarak düşük olduğu belirlenmiştir. Ayrıca sürekli dişlerde adeziv uygulaması öncesinde kontamine olan gruplarda Prime& Bond Universal bağlanma dayanımı değerleri (PB-B2=19,74±4,84 ve PB-B3=18,76±3,98) Clearfil Universal Bond Quick değerlerinden (CU-B2=11,92±3,11 ve CU-B3=12,19±3,67) anlamlı olarak daha yüksek iken, adeziv sonrasında kontamine olan gruplarda Prime& Bond Universal bağlanma dayanımı değerleri (PB-B4=12,93±3,85 ve PB-B6=24,46±3,85) Clearfil Universal Bond Quick değerlerinden (CU-B4=19,48±4,09 ve CU-B6=29,80±5,63) anlamlı olarak daha düşüktür.

Dental bondingDental çimentolarDentin+5
Merve Donyavı
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocuklarda görülen gömük kanin dişlerin değerlendirilmesinde kullanılan farklı görüntüleme yöntemlerinin etkinliklerinin retrospektif olarak incelenmesi

Maksiller daimi kanin dişler, anterior dişlerin posterior diş segmentine geçişini oluşturmakta ve hem fonksiyonel, hem de estetik açıdan büyük önem taşımaktadır. Diğer dişlerle karşılaştırıldığında en uzun gelişim periyoduna, en superiordaki gelişim alanına ve en zor sürme yoluna sahip olması sebebiyle mandibular üçüncü azılardan sonra en sık gömülü kalan dişler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı 8-16 yaşları arasındaki çocuklarda, gömülü maksiller kanin dişlerin lokalizasyonunun, komşu kesicilerde oluşabilecek muhtemel kök rezorpsiyonunun, dilaserasyon varlığının, komşu anatomik yapı ve dişlerle olan ilişkisinin, tedavi öncesinde detaylı şekilde incelenmesi ve gömülü kanin dişin sebep olduğu kök rezorpsiyonuna ilave KIBT (Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi) ihtiyacını azaltmak amacıyla, panoramik radyografik görüntüler ve KIBT görüntüleri karşılaştırılarak bir tahmin modeli oluşturmaktır. Bu amaçla toplamda 60 adet maksiller gömülü kanin dişe sahip hastaların panoramik ve KIBT görüntüleri, sektör lokalizasyonu, labiopalatinal konum, alfa, beta ve gama açısı, oklüzal düzleme olan dik uzaklığı, dilaserasyon ve rezorpsiyon varlığı açısından karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda kök rezorpsiyonu kızlarda erkeklere oranla 2,5 kat daha fazla bulunmuştur. Gömülü kalmış maksiller kanin diş ile komşu kesici dişler arasında bulunan kontakt ilişkisi ile kesici dişlerde görülen rezorpsiyon arasında yüksek korelasyon bulunmuştur. Dilaserasyon tanısında ve gama açısı ile rezorpsiyon varlığı açısından iki yöntem arasında anlamlı fark bulunmuştur. Panoramik radyografide gama açısının 45,5 dereceden az olduğu durumlarda, komşu kesici dişlerde kök rezorpsiyonu görülme olasılığının artmasından dolayı ek KIBT'ye ihtiyaç duyulmaktadır.

Diş-gömülüGörüntüleme yöntemleriKöpek dişleri+4
Tuğçe Ceceloğlu Gültekin
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocukluk çağında kullanılan ilaçların süt dişi minesindeki eroziv etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı çocukluk çağında sık kullanılan ilaçların süt dişi minesi yüzeyindeki eroziv yani aşındırıcı etkilerini in vitro olarak incelemektir. Düşük pH ve yüksek asiditeye sahip ilaçların diş yüzeyine temas etme süresi ve sıklığına bağlı olarak erozyona neden olduğu yapılan in vitro çalışmalarla literatürde yer almaktadır. Özellikle kronik hastalığa sahip ve bu nedenle uzun dönem ilaç kullanması gereken çocuk hasta grubunda bu durumun araştırılması önem kazanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada fizyolojik olarak düşme zamanı gelmiş veya ortodontik nedenle çekim endikasyonu konulmuş, çürük, dolgu veya herhangi bir mine malformasyonu göstermeyen süt dişleri kullanılmıştır. Toplanan dişler kontrol ve ilaç uygulanan gruplar olmak üzere toplam 7 gruba ayrılmıştır. Dişlerin yüzeyi iki eşit parçaya bölünmüştür. Çalışma yüzeyine herhangi bir işlem uygulanmamış, kontrol yüzeyi çift kat tırnak cilası ile kapatılmıştır. Deney protokolünde, kontrol grubu yanlızca pH siklusu uygulanırken, çalışma grubuna hem pH siklusu uygulanmış hem de ilaçlara daldırılmıştır. 7. günün sonunda örnekler mekanik profilometre cihazı, taramalı elektron mikroskobu ve EDX cihazı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Yapılan yüzey pürüzlülüğü analizinde, tüm ilaç gruplarının yüzey pürüzlülük değeri olan Ra'yı arttırdığı görülmüştür. Grup ve ilaç uygulama durumu etkileşimleri Ra ortalaması üzerindeki etkileri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). En yüksek ortalama değer pH'sı en düşük olan Asist grubunda ilaç uygulanan dişlerde elde edilmiştir. Yapılan taramalı elektron mikroskopu incelemesinde, tüm ilaç gruplarının mine yüzeyinde bozulmalara neden olduğu görülmüştür. EDX analizi incelemesinde tüm ilaçların belirli oranlarda mine yüzeyindeki kalsiyum ve fosfor yüzdesinde azalmaya neden olduğu görülmüştür. Sonuç: Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirildiğinde; pH'sı en düşük olan Asist grubunun en yüksek yüzey pürüzlülük değerine sahip olduğu, ancak tüm ilaçların mine yüzeyinde bozulmalara neden olduğu görüldü. Bu nedenle ilaçların özellikle çocuklarda dişler üzerindeki etkileri değerlendirildiğinde kontrollü bir şekilde kullanılması gerekmektedir.

Dental mineDental mine erirliğiDiş erozyonu+5
Özgecan Bakış Uğurcuklu
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocuklarda kullanılan nano hidroksiapatitli diş macunu ile farklı içerikli diş macunlarının remineralizasyon etkinliğinin in vitro olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışma, nano-hidroksiapatit (nHA) esaslı diş macununun kazein fosfopeptit-amorf kalsiyum fosfat (CPP-ACP) ve sodyum fluorid (NaF) içerikli diş macunları ile yapay mine lezyonları üzerindeki remineralizasyon etkinliğinin taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve enerji dağılım spektrometresi (SEM/EDS) yöntemleri ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi amacı ile gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Çekilmiş süt dişleri üzerinde oluşturulan pencereler 3 bölüme ayrıldı ve orta kısımları (kontrol yüzeyi) her dişte örtüldü. Pencerelerde açık kalan yüzeylerde yapay çürükler oluşturuldu ve dişler rastgele 3 gruba ayrıldı (n=10): 1. grup; nHA içerikli macun (Natural toothpaste, Splat, Rusya), 2. grup; CPP-ACP içerikli macun (MI Paste ONE, GC, Amerika), 3. grup; NaF içerikli macun (Oral-B Kids, Oral-B, Almanya). Dişler pH siklusuna alınmadan önce yapay çürük oluşturulan birer yüzey her dişte örtülerek her grup için açık kalan yüzeyler farklı diş macunları ile fırçalandı. Açılan pencerelerin yüzey topografik incelemeleri için SEM'de görüntüler alındı. Yüzey element analizleri için SEM/EDS ile spektrumlar elde edildi. Element analizi bulguları Mann Whitney U ve Kruskal Wallis yöntemleriyle istatistiksel olarak incelendi. Bulgular: Element analizi sonucunda flor grubunun P %at ve P %wt değerleri demineralizasyon yüzeylere göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,05). CPP-ACP içerikli macun ile remineralizasyon sağlanan yüzeylerde Ca %at, P %at ve P %wt değerleri demineralizasyon yüzeylerine oranlı anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,05). Tüm grupların element analizleri sağlam mineye yakın olarak tespit edildi. Gruplar birbirleri ile karşılaştırıldığında flor grubuna ait P %at ve P %wt değerlerinin remineralizasyon yüzeyinde anlamlı olarak yüksek olduğu; nHA ve CPP-ACP gruplarının birbirlerine göre anlamlı farklılık göstermediği bulundu. Sonuç: Tüm materyallerin remineralizasyon sağladığı, flor grubunun daha yüksek remineralizasyon değerleri gösterdiği tespit edilmiştir. nHA grubunun SEM görüntülerinde yüzey topografik özelliklerinin doğal mineye en yakın olması, bu ajanın farklı konsantrasyonlarda değerlendirilerek geliştirilebileceğini düşündürmektedir.

Diş macunlarıDiş remineralizasyonuFlorürler+5
Elis Mutlu
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalsiyum silikat esaslı materyallerin biyoaktivitelerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada kalsiyum silikat esaslı materyallerden ProRoot MTA, NeoMTA Plus ve RetroMTA'nın biyoaktivitelerinin, ağır metal içeriklerinin ve pH değerlerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Biyoaktivite testleri için 10x2 mm ölçülerinde diskler oluşturulmuştur. Materyaller ilk sertleşme sonrası ve PBS içerisinde 1, 7 ve 24 gün bekletildikten sonra SEM-EDS ve FTIR ile incelenmiştir. SEM-EDS ile elde edilen atomik verilerden Ca/P oranı, FTIR ile elde edilen verilerden CO3/PO4 oranı hesaplanmıştır. pH incelemelerinde materyaller deiyonize distile su içerisine yerleştirilmiş ve 3 saat, 1, 7 ve 28 gün sonunda pH ölçümleri yapılmıştır. Ağır metal analizinde, materyallerin içeriğindeki As, Pb, Cr ve Ni elementleri ICP-MS cihazı ile tespit edilmiştir. Elde edilen veriler IBM SPSS V23 ile analiz edilmiştir. SEM-EDS analizlerinde PBS'de 1 gün ve 28 gün bekletilen materyallerin Ca/P oranı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.001), 7 gün inkübasyondan sonra tüm materyaller benzer Ca/P oranı göstermiştir (p=0.387). Ca/P oranları zamana bağlı olarak incelendiğinde, tüm materyallerde istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0.001). ProRoot MTA'nın CO3/PO4 oranının zamana bağlı olarak azaldığı görülmüştür ve materyallerin 28. gün ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.014). pH değerleri tüm materyallerde zamanla azalmış ve tüm ölçüm zamanlarında en yüksek pH değerini ProRoot MTA göstermiştir. Ağır metal analizlerinde As ve Ni en yüksek NeoMTA Plus'ta görülürken, en düşük RetroMTA'da bulunmuştur. Cr değerleri arasında istatistiksel olarak fark görülmemiştir (p=0.106). Pb, en yüksek RetroMTA'da bulunurken en düşük ProRoot MTA'da görülmüştür. ProRoot MTA, NeoMTA Plus ve RetroMTA materyallerinin alkali pH değerlerinde, biyoaktif ve içerdikleri ağır metallerin toksik düzeyin altında olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Ağır metal, Biyoaktivite, NeoMTA, pH, ProRoot MTA, RetroMTA

Ağır metallerBiyolojik aktiviteHidrojen iyon konsantrasyonu+2
Hazal Özcan
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Aşırı madde kaybı gösteren sürekli azı dişlerinde CAD/CAM sistemlerin kompozit restorasyonlar ile ın-vitro koşullarda karşılaştırmalı incelenmesi

Amaç: Bu çalışma aşırı madde kayıplı büyük azı dişlerinde, CAD/CAM ile üretilen rezin nanoseramik, kompozit ve zirkonyum ile güçlendirilmiş lityum silikat seramik blok indirekt inley materyallerinin, direkt rezin kompozit materyali ile kenar uyumu ve mikrosızıntı açısından karşılaştırmalı olarak incelenmesi amacı ile gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: 44 adet çekilmiş büyük azı dişi üzerinde MOD kaviteler açıldı ve dişler rastgele 4 gruba (n=11) ayrıldı. 1.grup: CERASMART (GC Corp., Tokyo, Japonya), 2.grup: BRILLIANT Crios (Coltene/Whaledent, Altstätten, İsviçre), 3.grup: Celtra Duo (Dentsply Sirona, Konstanz, Almanya), 4.grup: GC Essentia (GC Corp., Tokyo, Japonya) ile restore edildi. Akrilik bloklar içerisine yerleştirilen dişler taramalı elektron mikroskobunda, kenar aralıkları ve marjin devamlılığı açısından değerlendirildi. Mikrosızıntı değerlendirmesi için örnekler 24 saat boyunca % 0,5' lik bazik fuksin içerisinde bekletildi ve meziyodistal hat boyunca ikiye kesilerek boya sızıntısı miktarları stereomikroskopla x20 büyütme altında skorlandı. İstatistiksel analizler için, iki grup arasında değerlendirilirken Mann Whitney U Testi, ikiden fazla grup arasında değerlendirilirken Kruskal Wallis Testi kullanıldı. Bulgular: Ortalama kenar aralığı değerleri 16,92±14,27μm-69,97±41,15μm arasında bulundu. Ölçüm noktalarında marjin devamlılığı görülme yüzdeleri CERASMART grubunda tüm gruplardan daha yüksek bulundu (p<0,05). Mikrosızıntı incelemelerinde ortalama değerler CERASMART için 0,86, BRILLIANT için 1,80, Celtra Duo için 1,70, Essentia için 2,00 bulundu. CERASMART grubunun mikrosızıntı değeri tüm gruplara göre anlamlı olarak daha düşük bulundu (p<0,05). Sonuç: Tüm gruplar için kenar aralıklarının literatüre göre kabul edilebilir değerlerin altında olduğu gözlenmiştir. Rezin nanoseramik CERASMART blok, diğer materyallere göre marjin devamlılığı ve mikrosızıntı değerleri açısından daha başarılı sonuç vermiştir. Devamlı marjin yüzdelerinin mikrosızıntı değerlerini desteklediği görülmüştür.

Azı dişleriCAD/CAMDental restorasyon+2
Simin Kocaaydın
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Büyük azı- keser diş hipomineralizasyon (MIH) şiddetinin ve bu durumun çocuklarda ve adölesanlarda ağız diş sağlığı ve yaşam kalitesine olan etkisinin değerlendirilmesi

Amaç. Molar keser diş hipomineralizasyon (MIH) şiddetinin ve bu durumun çocuklarda ve adölesanlarda ağız diş sağlığı ve yaşam kalitesine olan etkisinin ve MIH'lı hastalardaki tükürük parametrelerinin değerlendirilmesi. Yöntem. Bu çalışmaya, Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti AD'ye başvuran, yaşları 8-15 aralığındaki hastalardan dişlerinde MIH bulunan 50 hasta (çalışma grubu) ve kontrol grubu olarak dişlerinde MIH bulunmayan 50 hasta dahil edilmiştir. Klinik muayenede; ICDAS II, DMFT/S, dft/s ve dişeti/plak indeksleri, tükürüğün pH, akış hızı, tamponlanma kapasitesi ve element içeriği değerlendirilmiştir. MIH'lı hastalarda ağız ve diş sağlığının genel yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesinde COHIP-SP19 ölçeği kullanılmıştır. Bulgular. Çalışmamız, 57'si kız 43'ü erkek olmak üzere toplam 100 çocuk hasta ile tamamlanmıştır. Ortalama yaş; 10,12±1,85'tir. Gruplar arasında ICDAS, DMFT/S açısından anlamlı fark saptanmazken, dft/s değerlerinde anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Çalışma grubunun basitleştirilmiş oral hijyen indeksi (OHI-S) istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuşken (p<0,05), modifiye dişeti indeksleri (MGI) açısından iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çalışma grubundaki hastaların tükürük pH'ı ve akış hızı daha düşük olmasına rağmen, tamponlanma kapasitesi kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuş ancak iki grup arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir. MIH hastalarının tükürük örneklerinde ortalama Ca, P ve C içeriği değerlerinin MIH olmayan hastalara göre daha yüksek olduğu ve bu farkın P ve C için düşük, Ca için anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). MIH'lı toplam diş sayısı/MIH'lı ön diş sayısı ve COHIP-SF19 toplam, COHIP-SF19 Ağız sağlığı değerleri anlamlı fark bulunmuştur. Sonuç. MIH'la ilgili hastaların bilinçlendirilmesi ve erken dönemde koruyucu önlemlerin alınmasının ağız ve yaşam kalitesi üzerinde pozitif etki edeceği düşünülmektedir. Erişilebilir kaynaklardan yapılan literatür taramasında, çalışmamızın MIH'lı hastaların tükürüklerindeki Ca, P ve C düzeylerinin ilişkisini değerlendiren ilk çalışma olduğu tespit edilmiştir. MIH'lı hastaların tükürüğünde önemli ölçüde yüksek miktarda Ca bulunması ve bu tür çalışmaların yokluğu, daha ileri araştırmalara ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Molar keser hipomineralizasyonu, tükürük, yaşam kalitesi, COHIP¬-SF19

Azı dişleriAğız sağlığıErgenler+5
Narmın Ismayılova
Akdeniz University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Biyoseramik esaslı dental materyallerin genotoksisite ve biyoaktivite özellikleri ile alkalen fosfataz aktivitesinin incelenmesi

Bu çalışmada biyoseramik esaslı dört materyalin (BioMTA, Biodentine, NeoMTA, MTA CEM) genotoksisitesi, biyoaktivite özellikleri ve alkalen fosfataz aktivitesinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Genotoksisite tayininde tek donörden elde edilen periferal kan lenfosit hücreleri ile materyallerin üç ayrı dozu kültür edilmiş ve hücreler mikronükleus (MN) testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular MN sayısı, % MN ve nükleer bölünme indeksi (NBI) olarak sunulmuş ve GraphPad programı ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Çalışmanın biyoaktivite değerlendirmesi için kemik morfogenik protein (BMP-2), fibroblast büyüme faktörü (FGF-2) ve vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) seviyeleri ile alkalen fosfataz (ALP) aktivitesinin incelenmesinde ELİSA yöntemi kullanılmıştır. Bu incelemelerde insan dental pulpa kök hücre hattı (Lonza Grup, Basel, İsviçre) üçüncü pasajı, materyallere ait salınım sıvılarının %50 ve %100'lük formları ile 1., 3. ve 7. günlerde değerlendirilmiştir. Bulgular IBM SPSS V23 programı ile analiz edilmiştir. Veriler incelendiğinde, deney grupları kontrol grubu ile karşılaştırıldığında insan periferal lenfosit hücreleri üzerinde MN oluşumunu indüklememiş, % MN anlamlı olarak düşük ve NBI değerleri anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Tüm materyallerin BMP-2, FGF-2 ve VEGF düzeylerini zamana bağlı olarak çeşitli oranlarda artırdığı bulunmuştur. BMP-2 düzeyi en yüksek 7. gün Biodentine ve BioMTA grubundan elde edilmiştir. FGF-2 seviyesi, Biodentine ve NeoMTA grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak yükseltmiştir. VEGF'i en çok uyaran grup Biodentine olarak bulunmuştur. ALP aktivitesi, Biodentine için tüm günlerde, NeoMTA ve BioMTA için 7. gün anlamlı olarak artmıştır (p<0,05). Sonuç olarak, çalışmada kullanılan materyaller insan periferal lenfosit hücreleri üzerinde genotoksik etki oluşturmamış ve çeşitli oranlarda büyüme faktörlerini uyararak osteojenik ve anjiyojenik etki göstermişlerdir.

Alkalen fosfatazBiyoseramiklerDental materyaller+4
Merve Esen
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Bitkisel ve antioksidan içerikli vital pulpa tedavi ajanlarının sitotoksisite ve alkalen fosfataz düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, bitkisel ajanlardan Curcuma longa ve Aloe vera bitkilerinin özütleri kurkumin ve aloin, antioksidan karışım ve mineral trioksit aggregatın (MTA) insan dental pulpa kök hücreleri üzerindeki sitotoksisite ve alkalen fosfataz (ALP) aktivitesi düzeylerinin değerlendirilmesi amacı ile gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, insan dental pulpa kök hücreleri (Lonza Group,İsviçre), kurkumin (Sigma-Aldrich,ABD), aloin (Sigma-Aldrich,ABD), vitamin-mineral içerikli antioksidan karışım (BayerAG, Almanya), ProRoot MTA (Dentsply,ABD) kullanıldı. Kurkumin ve aloin dozları 2,5- 6,75-12,5-25-50 µg/ml, antioksidan karışım ve MTA konsantrasyonları %25-50-75-100 olarak hazırlandı; materyallerle etkileşime girmeyen insan dental pulpa hücreleri kontrol grubu olarak değerlendirildi. Sitotoksisite, materyallerin tüm doz/konsantrasyonlarında 1.,2.,3.,7. günlerde WST-1 testi ile; 2,5-6,75 µg/ml kurkumin ve aloin, %25-50'lik antioksidan karışım ve MTA'ın ALP aktivitesi 7. ve 14. günlerde ELISA testi ile incelendi. Elde edilen bulgular Tek Yönlü Anova, Tukey ve Sidak testleri ile istatistiksel olarak Graphpad Prism 6 programında analiz edildi. Bulgular: 2,5 µg/ml kurkumin, aloinin tüm dozları, %25-50'lik MTA'ın 1.günde hücre proliferasyonunu anlamlı derecede (p<0,05) arttırdığı ve doz/konsantrasyon, materyal-pulpa etkileşim süresinin artması ile pulpa hücrelerinde proliferasyonun azaldığı; antioksidan karışımın anlamlı derecede sitotoksik etki (p<0,05) gösterdiği belirlendi. ALP aktivitesinin incelenmesinde ise hiçbir materyalin 7 ve 14 günde anlamlı derecede etki (p>0,05) oluşturmadığı saptandı. Sonuç: 2,5-6,75 µg/ml kurkumin ve aloinin, %25-50'lik MTA'nın kısa zaman sürelerinde sitotoksik etki oluşturmadığı, antioksidan karışımın tüm konsantrasyon/zamanlarda yüksek sitotoksisite gösterdiği ve hiçbir materyalin ALP aktivitesini 14 günde anlamlı derecede artırmadığı belirlendi. Günümüzde alternatif pulpa tedavi ajanı olarak önerilen kurkumin ve aloinin sitotoksisite ve ALP aktivitesi düzeylerinin uzun dönemde gelecek in-vitro çalışmalarla incelenmesine ve formulasyon içeriklerinin geliştirilmesine gereksinim olduğu sonucuna varıldı.

Alkalen fosfatazAntioksidanlarDental pulpa+4
Dilara Dinç
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocuk diş macunlarının diş eti hücrelerinin canlılığına ve mezenkimal kök hücrelerinin farklılaşma potansiyeline etkilerinin in vitro olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, farklı deterjan içeriğine sahip çocuk diş macunlarının diş eti epitel hücrelerinin, diş eti mezenkimal kök hücrelerinin ve periodontal ligament mezenkimal kök hücrelerinin canlılığı, osteojenik ve kondrojenik farklılaşma potansiyeli üzerine etkisinin incelenmesi amaç olarak belirlenmiştir. Gereç ve Yöntem: Gömük üçüncü büyük azı dişlerinin cerrahi çekimi sırasında elde edilen diş eti dokusu ve bu dişlere ait PDL dokusundan elde edilen hücrelerin karakterizasyonu yapıldı. 2dk süreyle 4 farklı konsantrasyonda hazırlanan Colgate, Sensodyne, Splat, Nenedent, Perlodent diş macunu solüsyonları ve CDMEM kontrol grubu ile stimüle edilen hücrelerin 3. Gün sonunda Anneksin-V ile akım sitometri cihazında canlılığı değerlendirildi. Ayrıca diş macunu solüsyonlarına maruz bırakılan GMKH ve PDLMKH'lerin osteojenik ve kondrojenik farklılaşma potansiyelindeki değişiklikler de morfolojik olarak incelendi. Veriler, IBM SPSS V23 programı kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Tüm deney gruplarında, konsantrasyon artışına bağlı olarak canlı hücre oranlarında azalma, ölü hücre oranlarında artış saptandı. En iyi canlılık değerleri kontrol grubundan sonra, Splat diş macunu solüsyonlarında saptanırken, canlılık değerlerinin en düşük olduğu grup Colgate grubu olarak belirlendi. Mezenkimal kök hücreler üzerindeki osteojenik farklılaşma potansiyeli en iyi kontrol ve splat grubunda saptanırken, colgate deney grubunda farklılaşmaya uğrayan hücre varlığına rastlanmadı. Kondrojenik farklılaşma potansiyeli üzerindeki etkiler değerlendirildiğinde ise Kontrol, Splat ve Sensodyne deney grubunda farklılaşmış hücre toplulukları tespit edilirken, Perlodent, Nenedent ve Colgate deney grubunda farklılaşmaya uğramış hücre grubuna rastlanmadı. Tüm deneylerde en olumsuz bulgulara Colgate grubunda ratlanırken, bunu Nenedent, Perlodent grupları takip etti. En iyi bulgular ise Kontrol grubundan sonra Splat ve Sensodyne deney gruplarında gözlendi. Sonuç: Çalışmadan elde edilen bulgular sonucu, SLS içerikli Colgate diş macununun hücrelerin canlılığına ve farklılaşma potansiyeli üzerine olan etkisinin diğer gruplardan daha olumsuz etki yarattığı görülmüştür. Diş macunu deterjan içeriğinin hücreler üzerinde meydana gelen toksik değişiklikler ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir.

Diş macunlarıGingivaHücre farklılaşması+3
Sinem Birant
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk diş hekimliğinde büyük azı keser diş hipomineralizasyonu (MIH) olan dişlerin tedavisinde farklı tedavi alternatifleri

Amaç: MIH'lı dişlerin tedavisi karmaşık ve zordur. Çeşitli tedavi seçenekleri olmakla birlikte en etkili tedavi yöntemi hakkında fikir birliğine varılamamıştır. Çalışmamızın amacı, MIH tanısı konulan dişlerin tedavisinde kullanılan materyal ve yöntemlerin karşılaştırılarak en etkili prosedürün belirlenmesidir. Yöntem: Çalışmamızda, 189 MIH'lı birinci büyük azı dişi 4 farklı materyal ve yöntem ile restore edilmiştir. Grup 1'de Equia Forte HT (GC, Tokyo, Japonya); Grup 2'de Fuji IX (GC, Tokyo, Japonya) kaide ile G-eanial kompozit (GC, Tokyo, Japonya); Grup 3 ve Grup 4'te EverX Posterior (GC, Tokyo, Japonya) kaide ile G-eanial kompozit (GC, Tokyo, Japonya) kullanılmışıtr. Grup 4'te Papacarie Duo jel(F&A, Sao Paulo, Brazil) ile deproteinizasyon yapılmıştır. Üç, altı ve dokuz aylık periyotlarda restorasyonların klinik başarıları Modifiye USPHS kriterleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda; 9 aylık takip sonucunda, toplam 9 restorasyon başarısız olmuştur. Bu başarısızlıkların 3'ü pulpal nedenlere, 5'i retansiyon kaybına, 1'i sekonder çürüğe bağlıdır. Kenar uyumu parametresi değerlendirildiğinde; 3. ay kontrollerinde dört grup için de istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Altıncı ve 9. ay kontrollerinde Grup 2; Grup 3 ve 4'ten anlamlı olarak farklı bulunmuştur (p<0,05). Yüzey pürüzlülüğü parametresi değerlendirildiğinde; tüm kontrol aylarında Grup 1 diğer tüm gruplardan istatistiksel olarak farklı bulunmuştur (p<0,05). Retansiyon, renk uyumu, kenar renklenmesi ve sekonder çürük parametrelerinde ise tüm kontrol aylarında gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç: MIH'lı dişlerin Equia Forte HT ile restorasyonu neredeyse kompozitler kadar başarılıdır. Kompozit restorasyonlarda kaide olarak cam iyonomer simanlar yerine dentin replasman materyallerinin kullanılması daha iyi sonuçlar vermektedir. Papacarie deproteinizasyonu diğer kompozit gruplarıyla benzer başarı göstermiştir.

Azı dişleriDiş hastalıklarıDiş hekimleri+4
Mine Özsoy
Akdeniz University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Abeer çocuk dental Anksiyete Skalası'nın (ACDAS) Türkçe uyarlamasının geçerlilik-güvenilirliği

Dental anksiyete; diş tedavisi gören hastalarda oldukça sık karşılaşılan, hekim ve hasta yönünden problem oluşturabilen bir durumdur. Bu nedenle, diş hekimleri tarafından dental anksiyetenin erken dönemde belirlenmesi ve özel yaklaşım gerektiren çocukların tespit edilmesi, diş tedavisinin başarı şansını artırmaktadır. Çalışmanın amacı çocuklarda dental anksiyete ölçümü için geliştirilen Abeer Çocuk Dental Anksiyete Skalası'nın (AÇDAS) (Abeer Children Dental Anxiety Scale-ACDAS) Türkçe uyarlamasının geçerlilik ve güvenilirliğini değerlendirmektedir. Çalışmada 7-12 yaş arası 122 hastaya bekleme salonunda "Abeer Çocuk Dental Anksiyete Skalası (AÇDAS)" ve "Çocuk Korku Değerlendirme Skalası - Dental Alt Ölçeği (ÇKDS-DAÖ) (Children Fear Survey Schedule-Dental Subscale/CFSS-DS)" baş araştırmacı tarafından uygulandı. Aynı ziyarette 20 katılımcıya AÇDAS başka bir çocuk diş hekimi tarafından tekrar uygulandı. İki hafta sonra AÇDAS baş araştırmacı tarafından 122 katılımcıya tekrar uygulandı. Çalışmaya başlamadan önce ölçeğin dil geçerliliğini test etmek amacıyla çeviri/tekrar çeviri yöntemi kullanıldı. İstatiksel analiz için gözlemciler arası uyumun tespitinde Cohen's Kappa testi kullanıldı. Kullanılan skalanın geçerliliğini saptamak amacıyla AÇDAS ile ÇKDS-DAÖ arasında; Spearman korelasyon analizi ve ROC (Reciever Operating Characteristic) analizleri kullanıldı. Güvenilirlik analizleri için tüm testte Cronbach-Alfa (iç tutarlılık) ve Wilcoxon testi uygulandı. Ayrıca anket soruları için McNemar ve McNemar-Bowker testi uygulandı. Tüm analizlerde p<0.05 düzeyi anlamlı olarak kabul edildi. Sonuçlar değerlendirildiğinde; AÇDAS ile ÇKDS-DAÖ arasında yapılan Spearman korelasyon analizinde yüksek düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulundu (r=0.760; p<0.001). Alıcı İşlem Karakteristik Eğrisi analizi sonucunda AÇDAS'ın iyi bir tanısal performans gösterdiği saptandı (eğri altında kalan alan=0.849). İç tutarlılık analizinde elde edilen güvenirlik katsayısı ile ölçeğin yüksek derece güvenilir bir ölçek olduğu tespit edildi (=0.934). İki araştırmacının gözlemciler arası uyumunun tespitinde Cohen's Kappa testi kullanıldı ve sonuçlar birbiri ile tümüyle uyumlu bulundu (κ =1, p<0.001). Wilcoxon testi sonucu dental bölüm, bilişsel bölüm ve çocuk değerlendirilmesinde (ÇD) diş hekiminin verdiği cevapların tekrarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmazken (p>0.05), çocuk değerlendirmesinde yasal sorumluların cevapladığı bölümde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptandı (p=0.004; p<0.01). Çocuk değerlendirilmesi bölümünde yasal sorumlunun cevaplandırdığı; çocuğunuz daha önce diş tedavisi geçirdi mi? (evet/hayır) sorusunun analizinde verilen cevaplarda istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0.001). Çocuk değerlendirilmesi bölümünde, yasal sorumlunun cevaplandırdığı; çocuğunuzun bugünkü davranışının nasıl olmasını bekliyorsunuz? (mutlu/iyi/korkmuş) sorusunun analizinde ise verilen cevaplarda istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Abeer Çocuk Dental Anksiyete Skalası'nın baş araştırmacı tarafından ilk uygulaması (AÇDAS1) sonucu hastaların 78'i (%63.9) kaygısız, 44'ü (%36.1) kaygılı bulundu. Bu sonuçlara göre AÇDAS'ın Türkçe versiyonu, 7-12 yaşları arasındaki çocuklarda dental korku değerlendirmesi için geçerli ve güvenilir bir araç olarak kullanabileceği bulgulanmaktadır.

AnksiyeteDental anksiyeteGüvenilirlik ve geçerlilik+3
Aylin Aslan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde kullanılan farklı remineralize edici ajanların klinik başarısının değerlendirilmesi

Diş çürüğü çocuk ve genç erişkinlerde en sık görülen problemlerden biridir. Çalışmamızda lezyon yüzeyindeki dekalsifikasyonun ilerlemesinin durdurulması, geri döndürülmesi ve estetiğinin sağlanması amacıyla kullanılabilecek en ideal materyalin bulunması amaçlanmaktadır. Beyaz nokta lezyonu bulunan 12-17 yaşları arası 90 olgu, her birinde 15 kişi olacak şekilde rastgele gruplara ayrıldı. Komşu yüzeylerde çürük lezyonu veya restorasyonu bulunan dişler çalışma dışı bırakıldı. Diş taşı temizliği ve polisaj işlemi yapıldıktan sonra başlangıç ICDAS II, DIAGNOdent ve Spektrofotometre ölçümleri yapıldı. Standart günlük diş fırçalamaya ek olarak Grup 1'de Icon Rezin İnfiltrasyon, Grup 2'de R.O.C.S. Medikal Mineral Jel, Grup 3'te Toothmousse Jel, Grup 4'de MI Paste Plus Jel, Grup 5'te Fluor Protector Vernik tedavileri uygulandı. Grup 6 ise kontrol grubu olarak belirlendi ve sadece 1450 ppm florlu standart diş macunu ile günde 2 kez diş fırçalama yapması istendi. Daha sonra ICDAS II kriterleri, DIAGNOdent ve Spektrofotometre kullanılarak olguların 1. hafta, 1. ay ve 3. ay kontrolleri yapıldı. Çalışma sonucunda; ICDAS II verilerine göre Grup 1'de bulunan olguların T0 ile T1, T2, T3 ICDAS II değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0.001). Kontrol grubu hariç tüm grupların DIAGNOdent değerlerinde zamana bağlı düşüş gözlendi (p<0.01). Gruplar arası karşılaştırma sonucunda ise; tüm grupların T1, T2 ve T3 zamanlarında DIAGNOdent değerlerinin Grup 1'e göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulgulandı (p<0.01). Spektrofotometre verilerinin değerlendirilmesi sonucu; tüm grupların ΔE3 renk değişim değerlerinin Grup 1'e göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğu bulgulandı (p<0.001). Elde edilen veriler değerlendirildiğinde 3 ayın sonunda Icon Rezin İnfiltrasyon yönteminin, kullanılan diğer tedavi yöntemlerine göre daha kısa sürede ve daha başarılı şekilde beyaz nokta lezyonlarını tedavi ettiği saptandı. Fakat yine de başlangıç çürük lezyonlarının lezyon yüzeyinde dekalsifikasyonun ilerlemesinin durdurulması, geri döndürülmesi ve estetiğin sağlanması amacıyla kullanılan remineralizasyon ajanlarıyla ilgili daha çok çalışma yapılması gerektiği sonucuna varıldı.

Diş remineralizasyonuDiş çürükleriFlorürler+5
Gülhan Kocabaş
Karadeniz Technical University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Batı Akdeniz bölgesi'nde yaşayan 5-15 yaş arası çocuklarda, farklı diş yaşı ve kemik yaşı tayini metotlarının kronolojik yaş ile olan ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı; Batı Akdeniz Bölgesi'nde yaşayan 5-15 yaş arası sağlıklı çocuklarda beş farklı yaş tayini yönteminin (Willems, Nolla, Cameriere diş ve kemik yaşı tayini yöntemleri ve Greulich-Pyle Atlas) kronolojik yaş ile uyumluluklarının değerlendirilmesi ve pubertal büyüme eğrisi ile olan ilişkilerinin araştırılmasıdır. Yöntem: Çalışmamıza 5-15 yaş arası 800 çocuk (400 kız, 400 erkek) dahil edilmiştir. Çocuklar, cinsiyete göre eşit olacak şekilde 10 gruba ayrılmıştır. 5-15 yaş arası çocuklarda panoramik radyografiler üzerinden; 3 farklı yöntemle (Willems, Nolla ve Cameriere yöntemleri) diş yaşı tayini, 10-15 yaş arası çocuklarda el-bilek radyografileri üzerinden 2 farklı yöntemle (Greulich-Pyle Atlas ve Cameriere yöntemi) kemik yaşı tayini ve pubertal büyüme evreleri hesaplamaları yapılmıştır. Yapılan hesaplamalar kronolojik yaş ile karşılaştırılmış ve pubertal evre ile olan ilişkisi değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen tüm çocuklar cinsiyet ayrımı olmaksızın değerlendirildiğinde, 5-15 yaş arası çocuklarda diş yaşını kronolojik yaşa göre Willems yöntemi 0,035, Nolla yöntemi 0,030 ve Cameriere diş yaşı tayini yöntemi ise 0,322 yıllık farkla daha düşük tahmin etmişlerdir ve bu farklılığın sadece Cameriere yöntemi için istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p=0,0001). 10-15 yaş arası çocuklarda ise Willems yöntemi 0,09, Nolla yöntemi 0,21, Cameriere diş yaşı tayini yöntemi -0,61, Greulich-Pyle Atlas 0,28 ve Cameriere tarafından geliştirilen kemik yaşı tayini yöntemi 0,14 yıllık ortalama tahmin hatası göstermiştir. Bu farklılığın Willems yöntemi dışındaki diğer dört yöntem için istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Çalışmamızda yöntemler pubertal büyüme dönemlerine göre ayrı ayrı incelendiğinde ise, Willems yöntemi dışındaki tüm diğer yöntemlerin, tüm pubertal dönemlerde kronolojik yaş ile istatiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Tüm yöntemlerin kronolojik yaşa göre en yakın sonucu pik öncesi dönemde verdiği görülmüştür. Sonuç: Çalışma sonuçlarımıza göre 5-15 yaş arası çocuklarda yaş tahmini için Willems ve Nolla yöntemlerinin kronolojik yaşa daha yakın sonuçlar verdiği görülmüştür. Pik dönemlerinin yaş tahmini ile olan ilişkisi değerlendirildiğinde ise kronolojik yaşa göre en yakın sonuçların pik öncesi dönemde alındığı görülmüştür.

Büyüme eğrileriDişlerKemik ve kemikler+3
Şadiye İşbilir
Akdeniz University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Trabzon Ortahisar ilçesindeki okul öncesi eğitimcilerinin ağız-diş sağlığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının geliştirilmesi

Erken çocukluk çağı çürükleri ve diğer ağız sağlığı problemlerinin önlenmesinde oral hijyen, beslenme ve ağız bakım alışkanlıklarının iyileştirilmesi için çocuklar ve ebeveynleriyle yakın temasta olan meslek gruplarının ağız-diş sağlığı hakkında bilgi seviyelerinin artırılması önemlidir. Bu meslek grupları arasında en önemlilerinden biri olan okul öncesi öğretmenleri, çok sayıda çocuk ve ebeveynleri ile hemen her gün yakın temasta olarak çocukların büyüme ve gelişme dönemlerinde onları pozitif yönde etkileme olanağına sahiptir. Bu nedenle Trabzon-Ortahisar ilçesindeki okul öncesi eğitimcilerinin ağız ve diş sağlığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını belirlemek için uygulanan bir anket çalışmasının sonuçlarının işaret ettiği ağız-diş sağlığı eğitimine duyulan ihtiyaç doğrultusunda, bu çalışmada Trabzon-Ortahisar ilçesindeki okul öncesi eğitimcilere ağız-diş sağlığı hakkında eğitim verilerek bu konuda farkındalık yaratılması; bilgi, tutum ve davranış düzeylerinin geliştirilmesi amaçlandı. Bu amaçla öğretmenlere 'Çocuklarda Ağız ve Diş Sağlığı' başlıklı eğitim verildi. Eğitimleri takip eden üçüncü ay sonunda öğretmenlere anket uygulaması yapılarak eğitim sonrası bilgi, tutum ve davranış düzeyleri ölçüldü, birinci yılın sonunda aynı anketin yeniden uygulanması ile de eğitimde verilen bilgilerin kalıcılığı irdelendi. Eğitim sonrası anket uygulamasının sonuçlarına göre, eğitimlerde değinilen konu başlıklarının (diş çürüğü hakkındaki bilgiler, beslenme ve diş çürüklerinin önlenmesi, çocuklarda ilk diş temizliği ve diş hekimi ziyareti, fluorid, travmatik dental yaralanmalar ve emme alışkanlıkları) hemen hepsinde öğretmenlerin bilgi düzeylerinin yüksek olduğu anlaşıldı. Bununla birlikte değerlendirilen konu başlıklarının birçoğundaki bilgi düzeylerinde bir yıllık sürenin ardından istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptandı (p<0.05). Öğretmenlere eğitimlerle verilen bilgilerin kendileri, çocuklar ve ailelerinde kalıcı tutum ve davranış değişiklikleri haline gelebilmesi için ağız ve diş sağlığı eğitimi öğretmenlerin lisans programlarından başlayarak kapsamlı bir şekilde vurgulanmalı, konu hakkındaki çalışmalar sürdürülebilir hale getirilmelidir. Öğretmenlere bilgi aktarımının uzun bir zaman diliminde devamlılık arz edebileceği ve davranış değişikliklerine hangi ölçüde dönüşebildiğinin belirlenmesini mümkün kılacak ileri dönem çalışmaların faydalı olacağı kanısındayız.

Ağız sağlığıBilgi düzeyiDavranış+5
Güneş Koç
Karadeniz Technical University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı antimikrobiyal ajanların streptococcus mutans sortaz A enzimi üzerindeki etkinliklerinin moleküler modelleme yöntemi ile incelenmesi

Diş çürüğü, dünya nüfusunun yarısında görülen önemli ölçüde, ağrı, diş kaybı, yetersiz beslenme ve kaygıya neden olan yaygın bir kronik hastalıktır. Gram-pozitif bakteri Streptococcus mutans (S.mutans) diş çürüğünün ana patojeni olarak kabul edilir. S.mutans'ın yüzey proteinlerinden Sortaz A (SrtA) enzimi, biyofilm oluşumu ile ilişkili enfeksiyonların önlenebilmesi için antimikrobiyal ve çürük önleyici maddelerin geliştirilmesinde potansiyel bir hedeftir. Bu çalışmada, moleküler modelleme yöntemleri kullanılarak S.mutans SrtA enziminin inhibisyon mekanizmasının moleküler seviyede aydınlatılması ve temel yapısal özelliklerini ortaya çıkarılması ile mevcut inhibitörlerden daha etkin ve daha az yan etkiye sahip inhibitörlerin belirlenip deneysel çalışmalara ışık tutması hedeflenmektedir. Bu doğrultuda 1. aşamada; hedef enzimin 3-boyutlu yapısı ve inhibitörlerin bağlanma afinitesi gösterebileceği etkileşim bölgeleri belirlenmiştir. 2.aşamada, veri tabanları aracılığıyla S.mutans SrtA enzimi inhibisyonuna yönelik kimyasal bileşikler taranmıştır. 3.aşamada taranan bu bileşikler farmakokinetik açıdan değerlendirilmiştir. 4.aşamada; farmakokinetik açıdan uygun olan bileşikler ile hedef enzim yapısı arasında moleküler kenetlenme yöntemi uygulanarak serbest bağlanma enerjisi ve inhibisyon katsayısı hesaplanmıştır. Son aşamada ise, enzim-ligand etkileşim mekanizmasında rol oynayan aminoasitler moleküler seviyede aydınlatılmıştır. Taramalar sonucunda, S.mutans SrtA enzimi inhibisyonuna yönelik 102 bileşik belirlenmiştir. S.mutans üzerindeki antibakteriyel etkisi bilinen klorheksidin (CHX) pozitif kontrol olarak belirlenmiştir. Yapılan kenetlenme sonuçlarına göre, S.mutans SrtA enzimine karşı 6 bileşik (78, 10, 75, 12, 17, 97) pozitif kontrol CHX'in serbest bağlanma enerjisinden (-6.29 kcal/mol) yüksek bağlanma enerjisine sahip olup (sırasıyla, -7.18, -6.59, -6.53, -6.47, -6.43, -6.39 kcal/mol) daha etkin bağlanma affinitesi göstermiştir. Ayrıca bu etkin bileşikler CHX'e göre farmakokinetik açıdan daha uygun bulunmuş ve SrtA enziminin biyolojik aktivitesinde önemli role sahip Arg213 ve Cys205 aminoasitleriyle güçlü bir kimyasal etkileşim oluşturmuşlardır. Bu çalışma sayesinde, çok sayıda kimyasal bileşiğin daha hızlı bir şekilde test edilererek diş çürüğünün önlenmesine yönelik olarak SrtA enzimine karşı daha etkin ve spesifik inhibitörlerinin geliştirilmesine imkân sağlanmıştır. Anahtar kelimeler: Diş çürüğü, enzim inhibisyonu, moleküler kenetlenme, Streptococcus mutans, Sortaz A

Antimikrobiyal ajanlarDiş çürükleriEnzimler+4
Merve Salmanlı
Karadeniz Technical University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Süt dişlerinde hazır zirkonyum kuronların kırılma dirençlerinin ve klinik başarısının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; süt azı dişlerine 4 farklı yapıştırma simanı kullanılarak uygulanan hazır zirkonyum kuronların (HZK), termal siklus özellikli çiğneme simülatörü (TSÖÇS) kullanarak retansiyonlarını ve kırılma dayanımlarını incelemek ve HZK uygulanmış dişlerin klinik başarısını, retansiyonunu, dişeti sağlığı üzerine etkisini ve ebeveyn memnuniyetini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmamızın birinci kısmında, 120 adet çekilmiş süt azı dişine, dört farklı özellikteki siman materyali (Cam iyonomer siman-(CİS), rezin modifiye cam iyonomer siman (RMCİS), rezin siman ve biyoaktif siman) kullanılarak simante edilen HZK'lar, TSÖÇS ve basma testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızın ikinci (klinik) kısmında ise, 4 farklı simantasyon materyali kullanılarak süt azı dişlerine uygulanmış olan, 60 HZK çalışmaya dahil edilmiştir. 12 aylık kontrol sürecinde, HZK'ların retansiyonu, dişeti sağlığı üzerine etkisi ve ebeveyn memnuniyeti değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızın birinci kısmında TSÖÇS'ye tabi tutulan ve tutulmayan tüm gruplar arasında en yüksek basma testi sonucu sırasıyla rezin siman ve CİS ile simante edilmiş HZK gruplarında görülmüş olup, ancak bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). İkinci bölümde ise, en yüksek sağ kalım RMCİS ile simante edilmiş grupta görülmesine rağmen gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı sonucuna varılmıştır (p>0,05). HZK uygulanan dişlerin plak indeksi, gingival indeks ve sondlama derinliği, genel ağızdaki dişlerin ortalamaları ile karşılaştırıldığında HZK uygulanan dişlerin plak indeksinde anlamlı bir azalma olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Ebeveyn memnuniyetinin ise yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç: HZK simantasyonunda hasta kooperasyonu, kolay uygulanabilmesi ve uygulama zamanı ile birlikte dayanıklılığı ve tutuculuğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Diş eti sağlığı ve ebeveyn memnuniyeti sonuçları da değerlendirildiğinde HZK'ların, özellikle çok yüzlü çürüklü süt dişlerin tedavisinde umut verici bir alternatif olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hazır Zirkonyum Kuronlar, Yapıştırma Simanları, Çiğneme Simülatörü, Basma Dayanımı, Periodontal İndeksler

BenzetimDental stres analiziDental çimentolar+4
İpek Şahin
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Tip-1 diyabetli çocuk ve adölesanlarda ağız ve diş sağlığı bulgularının longitidunal olarak değerlendirilmesi

Amaç: Tip 1 DM'li çocuk ve adölesan hastaların, ağız hijyeninin ve diş-çevre dokularının, klinik, mikrobiyolojik durumlarının başlangıç, 6. ay skorlarının takibi- değerlendirilmesi ve sağlıklı kontrol grubu bireylerle karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Yaşları 7-16 (ort yaş: 11,066±2,56) olan 106 (57 kız ve 49 erkek) tip 1 DM'li ve yaşları 7-15 (ort yaş: 10,812±1,8) olan 32 (15 kız 17 erkek) sağlıklı çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Tip 1 DM'li hastalar ve sağlıklı kontrol grubunun başlangıç DMF-T, plak, diş taşı ve gingival indeks, OHI, tükürük akış hızı, tükürük tamponlama kapasitesi ve tükürük S. mutans ve Laktobasil değerleri kaydedilmiştir. Oral hijyen eğitimleri verilip gerekli dental tedavileri için yönlendirilen tip 1 DM'lilerin altıncı ayda aynı parametreleri tekrar değerlendirilmiş ve elde edilen veriler karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışma grubunun plak/diş taşı/gingival indeks, OHI ve tükürükteki S. mutans ve Laktobasil miktarı kontrol grubundan istatistiki olarak anlamlı derecede yükek bulunmuştur. Çalışma grubunun 6 ay sonraki plak/diş taşı/gingival indeks, OHI değerlerinde başlangıç değerlerine göre anlamlı bir iyileşme görülmüş olup, kontrol grubu değerleri ile arasındaki istatistiksel farklılık ortadan kalkmıştır. Çalışma grubu tükürük tamponlama kapasitesinin altıncı ayda arttığı tespit edilmiştir. Tükürük akış hızı kontrol grubunda tip 1 DM'lilerden daha yüksek bulunmuştur. Tükürükteki S. mutans ve Laktobasil miktarının başlangıç ve 6. ay değerleri arasında isatatistiki olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmamıştır. Sonuç: Tip 1 DM'li çocuk ve adölesanların oral hijyen durumu istatistiki olarak anlamlı ölçüde iyileşmiş ve sağlıklı kontrol grubunun skorlarıyla aynı seviyeye gelmiştir. Bu nedenle sistemik hastalıkların tedavisi yanında, dental durumun da takip ve kontrol altında tutulması gerekliliğine dikkat edilmelidir.

Ağız sağlığıDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+7
Burcu Yağmur
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Büyük azı keser hipomineralizasyonu bulunan çocuklarda bilgisayar kontrollü ve geleneksel lokal anestezinin ağrı ve anksiyeteye etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, büyük azı keser hipomineralizasyonu (BAKH) bulunan çocuklarda, bilgisayar kontrollü lokal anestezi sistemi olan SleeperOne ile geleneksel lokal anestezi tekniğinin ağrı ve anksiyete üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Araştırmaya, 6-12 yaş aralığında, birinci daimi büyük azı dişlerinde BAKH ve derin dentin çürüğü bulunan 28 hasta dahil edilmiştir. Çalışma öncesinde tüm katılımcılara Çocuk Korku Değerlendirme Skalası-Dental Alt Ölçeği (CFSS-DS) uygulanmıştır. Lokal anestezi öncesi, anestezi sonrası ve tedavi sonrası nabız, SpO2 ve tükürük kortizol düzeyleri ölçülmüş; ayrıca Wong Baker Ağrı Derecelendirme Skalası (WBS), Görsel Analog Skala (VAS) ve Yüz, Bacaklar, Aktivite, Ağlama, Teselli Edilebilirlik Ölçeği (FLACC) kullanılmıştır. Hastalar başlangıçta hassasiyet durumlarına göre sınıflandırılmış ve tedavi sonrasında ağrı ve anksiyete skorları karşılaştırılarak iki farklı anestezi yönteminin etkinliği değerlendirilmiştir. Tedavi öncesi ölçülen CFSS-DS skorları açısından iki anestezi yöntemi arasında anlamlı fark bulunmamakta, hastalar anksiyete düzeyi bakımından homojen bir dağılım göstermektedir. Geleneksel anestezi ve SleeperOne uygulamaları arasında WBS, VAS, FLACC ve SpO2 değerleri açısından anlamlı bir farklılık saptanmamış; ancak anestezi sonrası nabız değerleri geleneksel yöntemde anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Buna ek olarak, SleeperOne grubunda tükürük kortizol düzeyleri geleneksel anestezi grubuna kıyasla anlamlı derecede daha düşük tespit edilmiştir. Tedavi sonrası kortizol seviyeleri, hassasiyeti olan hastalarda toplam değerler ve hassasiyeti olmayanlarda alt çene değerleri açısından SleeperOne grubunda anlamlı derecede düşük bulunmuştur. BAKH bulunan dişlerin tedavisinde, SleeperOne ile intraosseöz anestezi uygulamalarının etkili ve güvenilir bir alternatif olduğu düşünülmektedir. Ayrıca, tükürük kortizol ölçümünün ağrı ve anksiyete değerlendirmesinde objektif, kantitatif ve fizyolojik bir yöntem olarak güvenle kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Ancak, daha kesin sonuçlar elde edilebilmesi için daha geniş örneklem grupları ile yapılacak ilave çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Beyza Günaydın
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Daimi dişlerde farklı fissür örtücülerin klinik başarılarının değerlendirilmesi

Bu tez çalışması, biyoaktif rezin içerikli bir pit ve fissür örtücü BioCoatTM ile flor salınımı yapan rezin içerikli bir pit ve fissür örtücü olan Fissürit FX'in 18 aylık klinik performansını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'na rutin muayene ve tedavi amacıyla başvuran 7-9 yaş aralığında, alt daimi 1. büyük azı dişlerinde noninvaziv pit ve fissür örtücü uygulama endikasyonu bulunan 63 çocuk hasta dahil edilmiştir. Pit ve fissür örtücü materyaller, split-mouth yöntemine uygun olarak randomize bir şekilde Grup 1 (BioCoat™) ve Grup 2 (Fissurit FX) olarak uygulanmıştır. Tedavilerin tamamlanmasının ardından hastalar 3., 6., 9., 12. ve 18. aylarda kontrole çağırılmıştır. Kontrol randevularında pit ve fissür örtücüler modifiye USPHS kriterleri kapsamında kenar renklenmesi, kenar adaptasyonu, retansiyon ve sekonder çürük oluşumu açısından değerlendirilmiştir. Verilerin analizi IBM SPSS Statistics v23 (Statistical Package for the Social Sciences, Chicago, IL, 2015) programı kullanılarak gerçekleştirilmiş ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmada 18 aylık takip süresi sonunda genel başarı oranı Grup 1 için %90,2, Grup 2 için ise %88,2 olarak belirlenmiş olup, bu fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Materyallerin sağ kalım analizinde de gruplar arasında anlamlı bir fark görülmemiştir (p=0,744). Ortanca sağ kalım süresi Grup 1 için 17,72 ay (17,28–18,15), Grup 2 için ise 17,49 ay (16,96–18,03) olarak hesaplanmıştır. Başarısızlık nedenlerine ilişkin analizde, Grup 1'de en yaygın etken retansiyon kaybı olurken, Grup 2'de sekonder çürük gelişimi başarısızlığın başlıca nedeni olarak belirlenmiştir. Cinsiyet, yaş, dfs skoru, gingival indeks, plak indeksi ve çürük risk grubunun materyallerin başarısızlığı üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Pit ve fissür örtücü uygulamalarında kullanılan BioCoatTM ve Fissürti FX materyalleri benzer başarı oranları göstermiştir. Çürük riski yüksek olan çocuklarda pit ve fissür örtücü olarak BioCoatTM materyali, mevcut avantajları ve biyoaktif yapısı ile rezin esaslı pit ve fissür örtücülere iyi bir alternatif olarak önerilebilir.

Esra Ergün
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bulk-Fill kompozit rezinlerin süt ve daimi dişlerdeki radyoopasitelerinin değerlendirilmesi

Bu tez çalışması, farklı materyal içeriğine sahip olan altı farklı bulk-fill kompozit rezin materyalinin radyoopasite değerlerinin süt ve daimi diş mine ve dentin yapılarıyla karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu tez çalışmasında SDR Plus Bulk-Fill Flowable, Estelite Flowable Bulk-fill, 3M Filtek Bulk-Fill Flowable Restorative, Beautifil Bulk Flowable, Xtra Fill ve Simplishade Bulk-fill kompozit rezin materyalleri incelenmiştir. Her bir materyal 1, 2 ve 4 mm kalınlıklarda hazırlanmış; süt ve daimi dişlerden elde edilen mine ve dentin örnekleri ile birlikte dijital radyografi yöntemi kullanılarak görüntülenmiştir. Radyografik görüntülerdeki ortalama gri değerler Image J yazılımı ile ölçülmüş ve alüminyum step wedge yöntemi kullanılarak mmAl cinsinden radyoopasite değerleri hesaplanmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS v23 ile yapılmış, normal dağılıma uygunluk Shapiro-Wilk Testi ile incelenmiştir. Diş/Materyal ve kalınlıklara göre normal dağılım göstermeyen verilerin karşılaştırılmasında Robust ANOVA kullanılmış ve çoklu karşılaştırmalar Holm Düzeltmeli Robust t Testi ile incelenmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Analiz sonuçları, hem materyal türünün hem de uygulama kalınlığının radyoopasite üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkiye sahip olduğunu göstermiştir (p<0,001). Ayrıca diş/materyal - kalınlık etkileşiminin de oldukça yüksek bir etki büyüklüğüne sahip olduğu saptanmıştır (kısmi eta kare = 0,999). Çalışma bulguları, bulk-fill kompozit rezin materyallerinin radyoopasite değerlerinin farklı uygulama kalınlığı, seçilen materyal türü ve materyal-kalınlık etkileşimine bağlı olarak değiştiğini göstermiştir. Bu doğrultuda, klinik uygulamalarda restoratif materyal seçimi yapılırken materyalin radyoopasite özelliklerinin, uygulama kalınlığı ve diş dokusuyla olan ilişkisi göz önünde bulundurulmalı; elde edilen bulguların tanısal doğruluk ve restorasyon takibi açısından yol gösterici olabileceği düşünülmektedir.

Zeynep Tuğran
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yenidoğanların ve annelerinin oral mikrofloralarının incelenmesi ve birbirleriyle olan etkileşimlerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, yenidoğanların ve annelerinin oral mikroflorlarının, S. mutans ve laktobasil varlığı açısından değerlendirilmesi ve birbirleriyle olan etkileşimlerinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmamıza, doğumu üzerinden 48 saatten fazla geçmemiş olan, 60 yenidoğan ve annesinden tükürük örneği alınarak başlanmıştır. Çalışmamızın 6. ay takipleri, kayıp 20 hasta nedeniyle, 40 hasta ile yapılmıştır. 40 anne-bebek çiftinden, 6. ayda tekrar tükürük örneği alınarak, anne ve bebeklerin her iki aşamadaki S. mutans ve laktobasil miktarları belirlenmiştir. Tükürükteki S. mutans ve laktobasil miktarlarını belirlemek için qRT-PCR yöntemi kullanılmıştır. Birinci aşama ve ikinci aşamada elde edilen S. mutans ve laktobasil miktarları anne ve bebekler arasında karşılaştırılmıştır. Ayrıca, bebeğin doğum şekli, doğum zamanı vb. bebeğe ait faktörler ve annenin oral hijyen alışkanlıkları, DMFT indeksi vb. gibi anneye ait faktörlerin bebek S. mutans ve laktobasil miktarları üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Bulgular: Bebek ve annelerin her iki aşamada toplanan tükürük örneklerinden elde edilen S. mutans ve laktobasil sayıları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Bebeklerin ikinci aşamada toplanan tükürük örneklerindeki S. mutans ve laktobasil sayılarının, birinci aşamadakilere göre anlamlı derecede arttığı tespit edilmiştir (p<0,05). Bebeklerin, altıncı ay kontrollerinde yapılan muayenelerinde, 16 bebekte sürmüş diş olduğu görülmüştür. Yapılan değerlendirmelerde sürmüş diş varlığıyla S. mutans ve laktobasil sayısındaki artış arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0,05). Annelerin sosyodemografik özellikleri ile bebeklerin S. mutans sayıları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Ayrıca, bebeklerin doğum şekli, doğum ağırlığı gibi bulgularının da S. mutans ve laktobasillerin oral kolonizasyonu arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Çürük yapıcı bakteriler olan S. mutans ve laktobasillerin, bebeklerde çok erken dönemde kolonize olmaları mümkündür. Çocuk diş hekimliğinde koruyucu uygulamalar kapsamındaki ağız sağlığı ve oral hijyen eğitimleri, annelerin hamilelik dönemi itibariyle başlamalıdır. Ayrıca çocuklarda, ilk çocuk diş hekimi muayenesi, ilk diş sürmesini takiben başlamalı ve düzenli kontroller ile takip edilmelidir. Anahtar Kelimeler: yenidoğan, s. mutans, laktobasil, real-time PCR

AnnelerAğızAğız florası+6
Cansu Ay
Akdeniz University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Rezin infiltrasyon tedavisinin hipomineralize mine yüzeylerindeki etkisinin klinik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Molar keser hipomineralizasyonu (MIH) görülen anterior dişlerin tedavisinde kullanılan minimal invaziv yöntemlerden birisi rezin infiltrasyon yöntemidir. Çalışmamızda son yıllarda kullanılmaya başlanan rezin infiltrasyon sisteminin (Icon®) MIH'tan etkilenen anterior dişlere uygulanarak, dişlerde meydana gelen mineralizasyon değişimi, renk değişimi ve lezyon alanlarının büyüklüğünde görülen değişimlerin 6 ay süreyle değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Materyal Metod: Çalışmaya 8-14 yaş grubunda 34 hastada 52 adet MIH lezyonu bulunan ve yine aynı hastalardaki 52 adet sağlıklı olmak üzere toplam 104 adet daimi santral diş dahil edildi. MIH lezyonu bulunan dişlere Icon® uygulaması yapıldı ve kontrol grubu olarak belirlenen dişlere ise herhangi bir işlem uygulanmadan takip edildi. Lezyonların değerlendirilmesi materyal uygulamasından önce, uygulandıktan hemen sonra, 1 ay, 3 ay ve 6 ay sonra yapıldı. MIH lezyonlarının mineralizasyon dereceleri lazer floresans cihazı olan DIAGNODent Pen ile değerlendirildi. Lezyonların renginde görülen değişimler spektrometre cihazı olan VITA EasyShade Advance® ile CIE Lab renk skalasına göre değerlendirildi. Ayrıca işlem öncesinde, sonrasında ve kontrollerde ters polarizasyon tekniği ile intraoral fotoğraflar alınarak bu fotoğraflar üzerinden Image J programı ile lezyon alanlarında meydana gelen değişimler değerlendirildi. Veriler IBM SPSS v23 ile analiz edildi, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Tedavi grubunda başlangıçta ölçülen DIAGNOdent Pen değerleri uygulama sonrası, 1 ay, 3 ay ve 6 ay sonra ölçülen değerlere göre daha yüksek bulundu (p<0,05) ve 6 ay boyunca bir değişiklik görülmedi. MIH lezyonlarında Icon® uygulandıktan sonra algılanabilir bir renk değişikliği tespit edildi (ΔE:9,99). Tedavi grubunda lezyon alanlarının uygulama sonrasında azaldığı (p<0,05) ve 6 aylık takip süresince sabit kaldığı görüldü. Sonuç: Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlarda rezin infiltrasyon yönteminin MIH görülen anterior dişlerin tedavisinde mineralizasyon dereceleri, lezyonların renginde meydana gelen değişimler ve lezyon alanlarındaki değişimler dikkate alındığında başarılı sonuçlar verdiği ve bu sonuçların 6 aylık takip süresinde stabil olarak kaldığı tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Molar keser hipomineralizasyonu, rezin infiltrasyon, renk değişimi, Image J, ters polarizasyon

Dental materyallerDental mineDiş renk değişikliği+5
Rabia Erağca Yılmaz
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity
2020
00