
5
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Deniz kirliliğini önleme ve kirlilik sonucu oluşan zararları tazmin çalışmalarının Türk idari makamlarınca yürütülmesi
Deniz çevresini kirlenmesi sonucu oluşan zararların dünya devletleri ekonomisi, ilişkileri ve hatta politikaları üzerindeki etkileri ve yaşanan kaçınılmaz felaketler, kirlenmeyi önleme ve kirlenme sonucu oluşan zararları giderme bağlamında uluslar arası alanda bir takım çalışmalar yapılmasını zorunlu kılmıştır.1954 Petrol Kirliliğini Önleme Sözleşmesi ile başlayan ve günümüzde de devam eden çalışmaların en önemlilerinden biri hiç şüphesiz ?Petrol Kirliliği Zararlarından Doğan Hukuki Sorumluluk Sözleşmesi (CLC 92)? ve ?Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması İle İlgili Uluslararası Sözleşme (IOPC / FUND 92)?dir. Bu sözleşmelerin bu denli önemli olmalarının nedeni diğer deniz kirliliği ile ilgili sözleşmeler gibi deniz çevresinin kirlenmesinin önlenmesi için alınması gereken tedbirleri belirlemekten ziyade ortaya çıkan zararın giderilmesi için izlenmesi gereken prosedüre değinmesi ve bu zararların belirli bir miktarının karşılanması için üye devletlerin yararlanabileceği bir fon sistemi tahsis etmesidir.Türk hukukunda ise deniz çevresinin kirlenmesini ?önleme? ve kirlenme sonucu oluşan zararları ?tazmin? usullerini -uluslar arası benzerlerinden farklı olarak-bir arada 11.03.2005 tarihli ?5312 sayılı Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlara Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun? düzenlemiş ne var ki işbu kanunu uygulama olanağı henüz bulunamamıştır. Deniz çevresiyle ilgili hazırlanan birçok uluslar arası düzenlemenin derlemesi ve Türk hukukuna uyarlaması olan kanun ile ilk defa idari makamlara zararları tazmin yetkisi verilmekte ve prosedürün işlerliği için birçok alt kurum oluşturulmaktadır. Kanunun aynı konu ile ilgili yapılmış olan uluslar arası düzenlemelerle arasındaki birçok farklılık endişe yaratmakta ve yeknesak bir yapının daha çok uygulanabilir olduğunu düşündürmektedir.
Avrupa Birliği'nin enerji arz güvenliğinin sağlanması
Son yıllardaki dünya enerji pazarındaki değişimler, enerjiye makul fiyatta ve kesintisiz olarak ulaşmanın gittikçe zorlaşacağına işaret etmektedir. Petrol ve doğal gaz hala dünya enerji tüketiminde başat enerji kaynaklarıdır. OPEC dışı ülkelerin enerji üretiminde düşüş yaşanmaktadır. Dünya enerji talebi giderek artmaktadır. Talep artışının büyük bir kısmı Çin ve Hindistan'dan gelmektedir. Çin ve Hindistan'ın dünya enerji pazarına girmesiyle yeni türden enerji ilişkileri meydana gelmiştir. Enerji ihracatçısı devletler, enerjiyi kullanarak ulusal çıkar arayışına girmişlerdir. Dolayısıyla, enerji arz güvenliğine yönelik riskler artmaktadır, devletler enerji arz güvenliklerini sağlamlaştırma çabasındadırlar. Enerji arz güvenliğini sağlamaya yönelik iki ana yaklaşım vardır. Enerji kaynaklarının ve pazarlarının kontrolü ile ilgilenen stratejik yaklaşım ve enerji arz güvenliğini uluslararası enerji pazarının düzgün işleyişine bırakan piyasa yaklaşımı.AB yüksek ithal enerji bağımlılığı nedeniyle enerji arz güvenliği ile ilgili kaygıları yoğun olarak yaşamaktadır. AB'nin enerji arz güvenliği ilgili kaygılarını yoğunlaştıran ise Rusya'nın enerjiyi AB'ye ve AB üye devletlerine karşı kullanma çabasıdır. AB'nin karşı karşıya kaldığı sorunlar, ortak enerji politikası ve dış enerji politikasının gerekliliğini ortaya çıkarmıştır, fakat üye devletler enerjiyi ulusal bir mesele olarak değerlendirdiklerinden bu alandaki yetkilerini AB'ye devretmekteki gönülsüzlüklerini sürdürmektedirler. AB, enerji iç pazarını tamamlayarak ve serbestleşme ilkelerine dayalı kurallarını yayarak enerji arzını garantiye almaya çalışmaktadır. AB bu bağlamda, ikili ve bölgesel seviyede enerji arzını sağlayan devletlerle ilişkilerini kurumsallaştırma gayretindedir
İş güvencesinin sosyal, ekonomik, hukuki temelleri ve Türkiye değerlendirmesi
İş güvencesi, çalışma yaşamının en önemli konulardan birisini oluşturmaktadır. İş güvencesi, işçinin işe girdikten sonra iş koşullarının işveren tarafından keyfi biçimde değiştirilmesini önleyecek sistematik ile onun iş sözleşmesinin, işveren tarafından keyfi olarak feshine karşı getirilen güvenceler bütününü ifade etmektedir.Süregelen ekonomik ve sosyal gelişmeler sonucunda, işçinin işini güvence altına almak, başta Avrupa olmak üzere, birçok ülkede liberal ekonomik düşünceye uygun olarak başta Medeni Kanunlarda, daha sonra alana özgü İş Kanunlarında yer almaya başlamıştır.Günümüzde de iş güvencesi, başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olmak üzere Uluslararası Çalışma Örgütü ve Avrupa Birliği'nin sözleşmelerinde ve normlarında ifadesini bulan, bir temel insan hakkı olarak değerlendirilmektedir.15.03.2003 tarihinde yürürlüğe giren ve ilk kez 1475 sayılı İş Kanununda değişiklik getiren 4773 sayılı Kanun ile kabul edilen ve takiben 10.06.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu kapsamı içinde düzenlenen iş güvencesi, Türkiye'de köklü değişikliklere yol açmış olup, iş sözleşmelerinin geçerli sebep olmadan yapılan fesihlere karşı korunması amacıyla yeni bir düzenleme getirmiştir.Türkiye'de iş güvencesinin yürürlüğe girmesinin doğuracağı etkilere ilişkin olumlu ya da olumsuz çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Gerçekten de iş güvencesinin istihdam, işsizlik, sendikal örgütlenme, yabancı sermaye yatırımları gibi birçok alanda etkileri söz konusu olabilmektedir.Dört bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde iş güvencesi kavramı, sosyal ve ekonomik yönden ortaya çıkışı ve gelişimi ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise Birleşmiş Milletler, Uluslararası Çalışma Örgütü ve Avrupa Birliği normları bağlamında iş güvencesinin hukuki temelleri değerlendirilmektedir. Üçüncü bölümde de 4857 sayılı yeni İş Kanunu çerçevesinde iş güvencesine ilişkin mevzuat incelenmektedir. Nihayet dördüncü bölümde Türkiye bağlamında iş güvencesinin sosyal, ekonomik ve hukuki etkileri farklı yönleriyle irdelenmektedir.Anahtar Kelimeler: İş Hukuku, İş Güvencesi, Sosyal Politika, Küreselleşme,İstihdam
Une analyse sur le discours nationaliste dans le cinéma Turc
Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır: İlk bölümde; öncelikli olarak sinema ve politika ilişkisi ele alınmaktadır. Daha sonraki bölümde ise, sinemanın icadından bu yana geliştirilmiş olan sinemaya karşı farklı bakış açılarının ışığında sinemanın ?ulus? oluşturma sürecinde nasıl bir rol oynadığı ele alınmaktadır.
17. Yüzyıl'da Haliç'in kuzey yakası: Şehir dokusunun gelişimi ve sosyal hayata etkileri
From Kasımpaşa to Kağıthane, districts such as Hasköy, Piri Paşa and Sütlüce developed, and the social groups and religious communities that lived in this area shaped the urban landscape and architectural commissions of the time. The purpose of this study is to understand the historical and cultural context of the northern shore of the Golden Horn during the 17th century and to determine how the urban and social landscape developed. This study is based on the examination of visual material such as historical maps and engravings of Istanbul, and theaccounts of 17th century travelers, as well as Ottoman documents. The aim of this study is to create an understanding of how these various districts were related to each other both topographically and socially, how Istanbul developed along the northern shore of the Golden Horn, and how social developments of the time were reflected in the urban landscape.