
63
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Departman Tezleri
Kısa vadeli sermaye hareketleri, Tobin vergisi ve Türkiye'de uygulanabilirliği
İkinci Dünya Savaşı'nı takiben başlayan küreselleşme süreci, 1970'li yılların başlarında Bretton Woods para sisteminin terk edilmesiyle hızlanmış ve Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle ile birlikte güçlü bir kasırga gibi tüm Dünya'yı etkisi altına almıştır. Özellikle mali sermayenin küreselleşmesi neticesinde, paradan para kazanmayı amaçlayan ve spekülatörlerin başrol oynadığı finans kapital dünyası vizyona girmiştir. Bu spekülatörler kısa vadeli sermaye hareketleri vasıtasıyla, yüksek faiz ve düşük döviz kurunun mevcut olduğu piyasalara anlık giriş çıkışlar yaparak dünya çapında finansal krizlerin yaşanmasında önemli bir rol oynamıştır. Nitekim 1992 ERM, 1994?1995 Latin Amerika, 1997 Güneydoğu Asya ve Rusya finansal krizlerinin baş aktörü olarak kısa vadeli sermaye hareketleri sahnedeki yerini almaktadır. Bu tür sermaye hareketlerinin neden olduğu olumsuzlukların bertaraf edilmesi için literatürde sermaye kontrolleri olarak adlandırılan birtakım öneriler bulunmaktadır. Bu önerilerden biri de James Tobin tarafından ortaya atılan ve literatürde Tobin vergisi olarak bilinen vergidir. Bu vergi dünyadaki tüm spot döviz işlemleri üzerinden düşük oranlı bir vergi alınması prensibine dayanmaktadır. Diğer taraftan Türkiye'de 1980'li yıllarda başlayan iktisadi liberalleşme süreci ve 1989 yılındaki 32 Sayılı Karar ile birlikte sermaye hareketleri tamamen serbest hale getirilmiştir. Bu karar neticesinde, Türkiye'ye önemli miktarlarda kısa dönemli sermaye giriş çıkışları olmuştur. Türkiye'ye yönelik kısa vadeli sermaye hareketleri 1994 Nisan, 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerinin yaşanmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu çalışmada kısa vadeli sermaye hareketleri ile birlikte kısa vadeli sermaye hareketlerinin yavaşlatılması konusunda akla gelen ilk önerilerden biri olan Tobin vergisinin anatomisine ve bu verginin Türkiye'de uygulanabilirliğine yer verilmektedir.Anahtar Kelimeler: 1)Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri, 2)Finansal Krizler, 3)Sermaye Kontrolleri, 4)Tobin Vergisi, 5)Türkiye'ye Yönelik Sermaye HareketleriÖZETYüksek Lisans TeziKısa Vadeli Sermaye Hareketleri, Tobin Vergisi ve Türkiye'de UygulanabilirliğiFatih YARDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimleri EnstitüsüMaliye Anabilim Dalıİkinci Dünya Savaşı'nı takiben başlayan küreselleşme süreci, 1970'li yılların başlarında Bretton Woods para sisteminin terk edilmesiyle hızlanmış ve Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle ile birlikte güçlü bir kasırga gibi tüm Dünya'yı etkisi altına almıştır. Özellikle mali sermayenin küreselleşmesi neticesinde, paradan para kazanmayı amaçlayan ve spekülatörlerin başrol oynadığı finans kapital dünyası vizyona girmiştir. Bu spekülatörler kısa vadeli sermaye hareketleri vasıtasıyla, yüksek faiz ve düşük döviz kurunun mevcut olduğu piyasalara anlık giriş çıkışlar yaparak dünya çapında finansal krizlerin yaşanmasında önemli bir rol oynamıştır. Nitekim 1992 ERM, 1994?1995 Latin Amerika, 1997 Güneydoğu Asya ve Rusya finansal krizlerinin baş aktörü olarak kısa vadeli sermaye hareketleri sahnedeki yerini almaktadır. Bu tür sermaye hareketlerinin neden olduğu olumsuzlukların bertaraf edilmesi için literatürde sermaye kontrolleri olarak adlandırılan birtakım öneriler bulunmaktadır. Bu önerilerden biri de James Tobin tarafından ortaya atılan ve literatürde Tobin vergisi olarak bilinen vergidir. Bu vergi dünyadaki tüm spot döviz işlemleri üzerinden düşük oranlı bir vergi alınması prensibine dayanmaktadır. Diğer taraftan Türkiye'de 1980'li yıllarda başlayan iktisadi liberalleşme süreci ve 1989 yılındaki 32 Sayılı Karar ile birlikte sermaye hareketleri tamamen serbest hale getirilmiştir. Bu karar neticesinde, Türkiye'ye önemli miktarlarda kısa dönemli sermaye giriş çıkışları olmuştur. Türkiye'ye yönelik kısa vadeli sermaye hareketleri 1994 Nisan, 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerinin yaşanmasında önemli bir rol oynamıştır. Bu çalışmada kısa vadeli sermaye hareketleri ile birlikte kısa vadeli sermaye hareketlerinin yavaşlatılması konusunda akla gelen ilk önerilerden biri olan Tobin vergisinin anatomisine ve bu verginin Türkiye'de uygulanabilirliğine yer verilmektedir.Anahtar Kelimeler: 1)Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri, 2)Finansal Krizler, 3)Sermaye Kontrolleri, 4)Tobin Vergisi, 5)Türkiye'ye Yönelik Sermaye Hareketleri
Kuyumculuk sektörünün vergilendirilmesi
Degerli madenleri süs esyası haline getirme sanatı olarak tanımlanabilenkuyumculuk meslegi, madenlerin islenmesinden pazarlanmasına kadar tümasamaları içermektedir.Kuyumculuk meslegini diger ticari faaliyetlerden ayıran bir kısımfarklılıklar mevcuttur. Burada ticari faaliyete konu olan emtianın altın gibidegerli bir maden olması bir takım karmasık islemleri de beraberindegetirmekte ve uygulamada bir takım sorunlara neden olmaktadır. Günümüzdekuyumculuk, önemli ölçüde sermaye birikimi gerektiren ve bazı yasaldüzenlemelerin bilinmesini zorunlu kılan bir meslektir.Bu itibarla hazırlanan çalısmada, kuyumculuk sektörünün kavramsal vetarihi gelisimi incelenerek kuyumculugun dalları, istihdam ettigi meslekgrupları incelenerek kuyumculuk emtealarının özellikleri, agırlık ve ölçübirimleri irdelenmis, antik çagdan günümüze tarihi gelisim, sektörün geçirdigireform süreci anlatılmıstır.kinci bölümde, dünya ekonomik sisteminde kuyumculugun yeri veönemi incelenmis, kuyumculuk sektörü ile ilgili kurumlar hakkında bilgilerverilmistir. Çalısmanın ana konusu olan sektör ile ilgili vergi düzenlemeleri elealınarak, gelir vergisi, kurumlar vergisi, katma deger vergisi açısındanincelenmis, katma deger vergisinde sektöre tanınan istisnaların yasallıgıtartısılmıstır. Vergi usul kanunu açısından sektöre iliskin uygulamalar ile belgedüzenine iliskin örneklere yer verilerek, sektöre dair 3100 sayılı kanundayapılan düzenlemeler, özel tüketim vergisi kanununda sektöre iliskin hükümlerve son olarak talya ile ABD'de vergilemeye iliskin kısa bilgilere yer verilmistir.Anahtar Kelimeler : Kuyumculuk, altın, vergi.
Türkiye'de sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılması çerçevesinde reform sürecinin değerlendirilmesi
Toplumlar, tarihin her döneminde kendini fakirlik, hastalık, muhtaçlık, kaza ve benzeri risklere karşı koruma ihtiyacı duymuş ve bu risklerin zararlarını telafi ve tazmin etmeye yönelik çeşitli yöntemler geliştirmiştir. 20. yüzyılda sosyal devletin ortaya çıkmasıyla birlikte bu yöntemler sosyal güvenlik adı verilen bir sistem içinde ele alınmaya başlanmıştır. Sosyal güvenlik sistemlerinin, 1970'li yılların sonuna doğru özellikle gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkardığı finansman problemleri ve bu problemlerin devlet bütçelerine getirdiği yükler nedeniyle bu alanda reform ihtiyacı ortaya çıkmış ve yapılabilecekler tartışılmaya başlanmıştır.1980'li yılların başından itibaren sosyal güvenlik sistemleri finansman darboğazına giren veya bu krize girmek istemeyen ülkelere IMF, Dünya Bankası, AB gibi uluslararası kuruluşlar tarafından çözüm olarak sistemlerini özelleştirmeleri gösterilmiştir. Bu doğrultuda özellikle gelişmekte olan ülkelerde reform uygulamaları hızlanmıştır. Ülkemizde de kamu açıklarının en büyük sebeplerinden biri olarak gösterilen ve özellikle 1990'lı yılların başında tam bir finansal krizin içine giren sosyal güvenlik sistemimizi yeniden yapılandırma çalışmaları bu dönemde başlatılmıştır. 1990'lı yılların sonunda ve 2000'li yılların başında yaşadığımız ekonomik krizler ise bu çabaları yoğunlaştırmıştır. Bu çalışmanın amacı, sosyal güvenlik kavramında yıllar boyunca devam eden değişim sürecine bağlı olarak, ülkemizde gerçekleştirilen sosyal güvenlik reform sürecini; sistemimizin ve kurumlarımızın sorunlarını dikkate alarak net bir şekilde ortaya koymaktır.
Ekonomik istikrar politikaları ve 1980 sonrası Türkiye uygulaması
Çalışmamız üç bölümden oluşmuştur. Öncelikle birinci bölümde ekonomik istikrarın teorik çerçevesine bir göz atıp ekonomik istikrarsızlık kavramı, göstergeleri ve temel olarak ekonomik istikrarın tanımı yapılmış, çalışmamızın sonraki bölümlerine ışık tutacak temel bilgilere yer verilmiştir.İkinci bölümümüzde ise, ülkemiz ile ekonomik ve sosyal olarak büyük benzerlikler gösteren latin ülkelerindeki istikrar politikaları ve krizlerine değinilmiştir. Devamında Meksika, Arjantin, Brezilya, Şili ve Bolivya örneklerine yer verilmiş, ve bu örnekler çerçevesinde değerlendirmeler yapılmıştır.Üçüncü ve son bölümümüzde Türkiye ekonomisinde 1980 sonrasında uygulanan ekonomik istikrar tedbirleri, uygulanmaya konulma nedenleri ve sonuçları incelenmiştir. Ayrıca genel olarak Türkiye'nin 1980 ve sonrasında yasadığı krizler ve bu krizleri gidermeye yönelik uygulamaya konulan istikrar ve yapısal uyum programlarını içeren istikrar paketleri incelenerek sonuçları değerlendirilmeye çalışılmıştır.Sonuç olarak çalışmamız dünyanın olduğu gibi ülkemizin de büyük sorunu olan ekonomik istikrar kavramı ve krizlere derinlemesine bir bakış açısı getirmeye çalışmaktadır. Ayrıca bu çalışmada gelişmekte olan ülke örnekleri paralelinde Türkiye ekonomisi farklı göstergeler ile mercek altına alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Ekonomik Kriz, Finansal Kriz, İstikrar Programları, İstikrar Politikaları, 24 Ocak kararları, 5 Nisan Kararları, 2000 krizi, 2001 krizi
5018 Sayılı Kanun çerçevesinde kamu bürokrasisinin bütçe sürecindeki yeni rolü ve harcamaları disipline edici etkisi
Kamusal faaliyetleri gerçekleştirmenin en temel aracı bütçelerdir ve bütçe sürecinde birçok aktör yer almaktadır. Bütçe sürecinde yer alan aktörlerden biri de kamusal mal ve hizmetlerin üreticisi konumunda olan kamu bürokrasisidir. Kamu bürokrasisinin bütçe sürecinde kaynak tahsisinde ve kullanımında etkinsizliğe yol açarak kamu harcamaları üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğu uzun yıllardan beri ileri sürülmektedir. Günümüzde ?Yeni Kamu Yönetimi (YKY)? olarak adlandırılan yeni bir kamu yönetimi anlayışının yükselmesine bağlı olarak kamu kaynaklarının tahsisinde ve kullanımında etkinliği artırmaya yönelik köklü bir değişim başlamıştır. Bu değişimin ana eksenleri; a) kamusal kaynakların, kamu kuruluşlarının misyon ve vizyonuyla bağlantılı öncelikli stratejik amaç ve hedeflerine uygun tahsis edilmesi, b) kaynakların öngörülen amaç ve hedeflere uygun, verimli, etkin ve tutumlu bir şekilde kullanılması, c) önceden belirlenmiş performans ölçütlerine göre kuruluşların amaç ve hedeflerine ulaşıp ulaşmadığının izlenmesi, d) kamu yöneticileri ile harcama birimlerine bütçe hazırlık ve uygulama sürecinde yetki devri ve esnekliğin sağlanmasıdır. Bu nedenle YKY anlayışını benimseyen ülkeler bütçe sistemlerini yeniden yapılandırmaya yönelik reform niteliğinde faaliyetler yürütmektedir. Kamu harcamalarında disiplini sağlamak üzere kaynak tahsisi ve kullanımına ilişkin yaşanan bu gelişmelere bağlı olarak kamu bürokrasinin bütçe sürecindeki rolü de değişmiştir.Türkiye'de de 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile kamu mali yönetim sistemi yeniden yapılandırılmıştır. Bu kapsamda YKY anlayışına uygun bir şekilde değiştirilen bütçe sürecinde kamu bürokrasisinin yetki, sorumluluk ve denetimlerine ilişkin önemli düzenlemeler yapılmıştır. Bu tez çalışmasının amacı; dünyadaki gelişmeler ışığında Türk kamu bürokrasisinin bütçe sürecindeki rolünü ve harcamaları disipline edici etkisini değerlendirebilmektedir. Çalışmada Türk kamu bürokrasisinin bütçe sürecindeki rolü ve harcamaları disipline edici etkisi alanyazın taraması ve örnek bir kamu kuruluşu olarak alınan Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü'nde (HSSGM'de) yapılan durum çalışması ile hem teorik hem de uygulamalı olarak analiz edilmiştir. Analizler sonucunda; Türkiye'de dünyadaki gelişmelere koşut olarak ve bürokratik açmazlara çözüm getirmesi beklenerek bütçesürecinde bürokrasi odaklı bir yapı oluşturulmaya çalışıldığı tespit edilmiştir. Ancak, uygulamada nitelikli personel ve eğitim ihtiyacı, üst yönetimin ve siyasi otoritenin desteğinin olmaması, yasal düzenlemelere ilişkin eksiklik ve yanlışlıklar, DPT ve Maliye Bakanlığı arasındaki koordinasyon problemi gibi birçok sorunlarla karşılaşıldığı ortaya çıkmıştır. Bu nedenle uygulamada kamu bürokrasisinin bütçe sürecindeki rolünü başarılı bir şekilde yerine getiremediği ve kamu harcamalarının disipline edilmesi açısından bir gelişme sağlanamadığı görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Kamu Bürokrasisi, Bütçeleme, Performans Esaslı Bütçeleme, Kamu Harcamaları.
Vergi Hukuku açısından elektronik ortamda satışların belgelendirmesi
Günümüzde teknolojinin gelişmesi hayatın her yönünü olumlu ve olumsuz etkilemektedir. Vergi idaresi ve vergi ödeyen mükelleflerde teknolojik gelişmelerden etkilenmektedir.Kamunun toplamış olduğu vergilerin maksimum seviyede artırılması, vergi kayıp ve kaçaklarının en aza indirilmesi teknolojik araçların kullanılması ile mümkündür. Bunun yanında mükelleflerin ödemiş oldukları vergilerin doğru hesaplanması için güncel teknolojilerin kullanılması gerekmektedir.Yapılmış olan bu çalışmada Türkiye'de kullanılan elektronik satış belgeleri ve bunların Türk Vergi Sistemindeki yeri ele alınmıştır.Anahtar Kelimeler; Belge, Elektronik Belge, Vergi Hukukunda belge
Türkiye'de mali yerelleşme ile ekonomik büyüme ve enflasyon arasındaki ilişkilerin zaman serisi analizi
Akademisyenler ve politik karar alıcılar arasında, mali yerelleşmenin kamu kesiminde etkinliği arttırarak ekonomik büyümeye olumlu yönde katkı sağlayacağı görüşü genel kabul görmektedir. Buna göre mali yerelleşme, kamusal mal ve hizmetlerin yerel tercihlere göre farklılaştırılması sonucu kaynak tahsisinde etkinliği sağlayabilecektir. Ayrıca yerel yönetimlerin birbirleriyle rekabet etmeleri sonucunda, kamusal mal ve hizmetlerin üretiminde de etkinlik sağlanabilecektir. Ancak ampirik çalışmalarda bu görüşü destekleyen ortak bir sonuca ulaşılamamıştır. Mali yerelleşmenin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi ülkeden ülkeye ve hatta aynı ülke için belirli dönemler arasında farklılıklar sergilemektedir. Son dönemlerdeki çalışmalar bu farklılığı yaratan nedenleri araştırmaya odaklanmıştır. Bu nedenlerin başında ise mali yerelleşmenin enflasyon üzerindeki etkisinin geldiği kabul edilmektedir. Buna göre, eğer enflasyon istikrar politikalarındaki gecikmelerden kaynaklanıyorsa, mali yerelleşme karar almayı hızlandırarak enflasyonu azaltabilecektir. Ancak enflasyon istikrar politikalarının etkinsizliğinden kaynaklanıyorsa, mali yerelleşme yetki ve sorumlulukları dağıtarak enflasyonun artmasına yol açabilecektir. İktisat yazınında, yüksek enflasyonun düşük ekonomik büyümeye yol açtığı ifade edilmektedir. Bu nedenle mali yerelleşmenin ekonomik büyüme üzerinde, enflasyon yoluyla da dolaylı bir etkisinin bulunduğu ileri sürülmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'de mali yerelleşme ile ekonomik büyüme ve enflasyon arasındaki ilişkinin varlığı ve yapısı ampirik olarak araştırılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, mali yerelleşmenin enflasyon oranı üzerindeki arttırıcı etkisinin, ekonomik büyüme üzerindeki yarattığı olumlu etkiyi ortadan kaldırdığı görülmüştür.
Türkiye'de yerel yönetimlerin vergilendirme yetkisi, küreselleşme ve yerelleşme bağlamında bir inceleme
Küreselleşme süreci ülkeler için ekonomik, politik ve sosyolojik değişimlere yol açan bir süreçtir. Bu süreç, sanayileşmiş ülkelerin ve küresel kurumların dünya çapında egemen güçler haline gelmesine neden olmuştur. Gerek söz konusu egemen ülke ve kurumların ürettiği politikalar gerekse ülkelerin küreselleşme çağında yerel olana sahip çıkma güdüsü yerelleşme kavramının önem kazanmasına neden olmuştur. Yetki ve sorumlulukların yönetimin alt kademelerine devri anlamına gelen yerelleşmenin en önemli bileşeni ise mali yerelleşmedir. Kamusal harcama yapma ve gelir elde etme yetkilerinin yerel yönetimlere bırakılması yerel yönetimlerin yetkilerine ilişkin tartışmaları gündeme getirmiştir. Çünkü mali yerelleşmenin gelir yönü yerel yönetimlere vergilendirme yetkisi verilmesini öngörmektedir. Üniter devletlerde ise vergilendirme yetkisinin asli sahibi devlet olup, devlet elindeki bu yetkiyi sahip olduğu egemenlik gücüne dayanarak yasama organınca yapılan yasalarla kullanır.Türkiye'de 1980 sonrası yaşanan liberalleşme hareketleri, Türkiye'nin imzaladığı Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve küresel kuruluşların Türkiye ile ilgili raporları yerel yönetimlerin vergilendirme yetkilerine sahip olması yönünde baskılar yaratmaktadır. Oysa, üniter bir devlet olan Türkiye'de yerel yönetimlerin vergilendirme yetkisine sahip olmalarının bazı anayasal sınırları mevcuttur. Bu yetkinin yerel yönetimlere bırakılmasının ayrıca idare hukuku ve vergi hukuku açısından da sakıncaları bulunmaktadır.
Vergi yargılamasında yargı kararlarına karşı başvurulan kanun yolları
Devlet, vatandaşlarının temel bazı ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Eğitim, sağlık, adalet gibi belli başlı ihtiyaçların karşılanabilmesi ve kamu hizmetlerinin finanse edilebilmesi için devletin mali kaynağa ihtiyacı bulunmaktadır. İşte bu mali kaynakların başında yer alan ve en önemli kalemini oluşturan gelir, vergilerdir. Vergiler mali, ekonomik, siyasi ve sosyal nedenlerle uygulamaya konmaktadır. Devlet ile mükellef arasında ortaya çıkan vergi uyuşmazlığındaki dengeyi hukuki anlamda kurmak vergi yargısının görevidir.Vergi yargılamasının etkin ve adil bir biçimde çalışabilmesi için vergi yargısı organları olarak ilk derece mahkemelerinin vermiş olduğu nihai kararlara karşı üst derece mahkemelerinde kanun yollarına başvurulabilmesi ve bu başvuru yollarının iyi işlemesi gerekmektedir. Bu nedenle hukuka aykırı yargı kararlarının ortadan kaldırılarak taraflar arasındaki uyuşmazlıkların hukuka uygun ve adil olarak çözüme kavuşturulması ve hukuk uygulamasında birliğin sağlanması için kanun yolları öngörülmüştür.Bu çalışmada, vergi yargısı organları tarafından verilen nihai kararların hukuka uygunluğunun denetlenmesi amacıyla ilgili mevzuatlarında öngörülen kanun yolları tezin ana konusunu oluşturmakla birlikte, kanun yollarına başvuruda ve kanun yollarının işleyişi sırasında meydana gelen, taraflardan veya yargı sisteminden kaynaklanan sorunlar tespit edilmeye çalışılmakta ve söz konusu eksikliklerin giderilmesi ve kanun yollarının daha etkin işleyebilmesi için yapısal çözüm yolları bulunmaya çalışılmıştır.Anahtar kelimeler: Vergi Yargısı, Kanun Yolları, Danıştay, Bölge İdare Mahkemesi, Vergi Mahkemesi
Türkiye'de özel tüketim vergisi ve mali güç ilkesi açısından analizi
Üretimden ya da üretimin belirli bir aşamasından genel olarak alınmayıp da tek tek belirlenen bazı ürün ve hizmetlerden alınan vergilere, özel tüketim vergisi denilmektedir. ÖTV ekonomik sürecin üretim ve dağıtım aşamalarında veya bunların sadece birinde belirlenen bazı mal ve hizmetlerden alınmaktadır. 4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu 12.06.2002 gün ve 24783 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun yürürlüğe girmesiyle 16 adet vergi, harç, pay ve fon yürürlükten kaldırılmıştır. Özel Tüketim Vergisinin konusunu; akaryakıt ürünleri, motorlu taşıtlar, sigara, alkollü - kolalı içecekler ve lüks tüketim malları oluşturmaktadır.Belirli koşullar altında ÖTV, vergi yükü ve gelir dağılımında adaleti sağlamada, toplum için zararlı malların tüketimlerinin kısılmasında ve çevre kirliliğinin önlenmesinde olumlu neticeler verebilir. Anayasal bir zorunluluk olan mali güç ilkesinin gözetilmesi için vergilendirilecek malların dikkatli seçilmesi gerekir. Toplum tarafından lüks olduğu kabul edilen malların verginin kapsamında olması ile artan oranlılık ve bununla birlikte vergi adaleti sağlanabilir.Çalışmada öncelikle ÖTV teorik bazda ele alınmış, 4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle, yürürlükten kalkan vergi, harç, pay ve fonlar incelenmiş, 4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu irdelenmiş, mali güç kavramı açıklanarak, ÖTV'nin mali güce göre vergilendirmeye uygun olup /olmadığı ortaya konulmaya çalışılmış, Avrupa Birliği'nde uygulanan ÖTV ile Türkiye'de uygulanan ÖTV'nin genel uyumu/uyumsuzluğu ve mali gücü ne ölçüde gözettiklerine cevap aranmıştır. Çalışmada Türkiye'de uygulanan ÖTV'nin genel olarak AB ile uyumlu olmadığı, dolaylı vergiler grubundan olan ÖTV'nin mali güç ilkesini gözetmediği birçok açıdan ortaya konulmuştur. ÖTV'nin mali gücü gözeten yanları da ifade edilmiş ve mali güce daha fazla yaklaşma noktasında yapılabilecekler belirlenmiştir.