
70
Arşivlenen Tez
5
DOI Atanmış
7%
DOI Oranı
Departman Tezleri
Polisin kent güvenlik uygulaması ve yönetim modeli
Bu güne kadar polis ve polislik konuları ile ilgili yapılan çalışmalarda polis kavramsalının gelişimi üzerinde pek durulmamıştır. Çalışmamızda kavramsalın gelişimi kamu yönetimindeki gelişimler bağlamında değerlendirilerek, geniş olarak ortaya konmuş bu yol ile ileride gidilebilecek sosyal gerçeklik noktalarına ulaşılmaya çalışılmıştır.Çalışma ülkemiz güvenlik yapılanmasında var olan bir sistem olan Çarşı ve Mahalle Bekçiliğini mahalle ölçekli, uluslararası uygulamaların ışığında ele alan, bir model olarak yeniden ortaya konması yolu ile güvenlik yapılanmasına mahalli ölçekli yeni bir açılım sağlayabilecek, yerelleşme uygulaması olarak ele almıştır.Çalışmanın birinci bölümünde polis kavramı ve gelişimi tarihsel süreç içinde ele alınarak, suç ve polis uygulamaları bağlamında etraflıca değerlendirilmiş ve polis kavramının toplumsal yapı ve kamu yönetimi bilimi gelişimi bağlamında ilerlemesi ortaya konmuştur.Bu kapsamda çalışmanın ikinci bölümünde kriminoloji kavramı, suç korkusu ve suç önleme konuları etraflıca ele alınmıştır. Suç kavranının güvenlik görevlileri tarafından algılanması ve bu doğrultuda önleme staratejilerinin geliştirilmesi etraflıca ele alınmıştır.Üçüncü bölüm kent, kent kavramında güvenlik ve toplumun güvenliğe desteği konuları, polislik yaklaşımları bağlamında detaylandırılarak ortaya konmuştur. Kent alanında polisin yeni yaklaşımı olarak ortaya konan toplum destekli polislik kavramı ele alınmıştır.Dördüncü bölümde modelin odağında olan mahalle, çarşı ve mahalle bekçileri ve geliştirilen model ele alınmıştır. Özellikle mahalle kavramının dünü, bu günü ve yarını Batı ülkelerinden örnek yapı ile belirtilmiştir. Mahalle de görev yapacak olan Çarşı ve Mahalle Bekçisinin yeni modeli etraflıca ele alınmıştır.Sonuçta çalışmada ele alınan tüm kavramlar ve yaklaşımların ülkemiz açısından değerlendirilmesi ve önerilen yönetim modelinin çalışma ışığında sağlayacağı fayda belirtilmiştir.
Türkiye'nin Avrupa Birliğine uyum sürecinde 1982 Anayasasında yapılan değişikliklerin insan hakları ve demokratikleşme açısından değerlendirilmesi
İnsan hakları ve demokratikleşme konusu 20. yüzyılda önemli ivme kazanmış ve günümüzde de kendilerine atfedilen değerler artmıştır. 2. Dünya Savaşından sonra temelleri atılan Avrupa Birliği de kendisine insan hakları ve demokratikleşmeyi hedef almıştır. Birleşik bir Avrupa düşüncesinin temellenmesi insan hakları ve demokrasi kavramları üzerinde olmuştur. Bu çerçevede Avrupa Birliği'nin bütün önemli belgelerinde insan hakları ve demokrasiye göndermeler yapıldığı görülür. Birlik, üye olarak kabul edeceği devletlerden insan hakları ve demokrasi açısından belli bir düzeyi sağlamalarını isterken, üye devletlerden bu düzeyi koruyup yükseltmelerini ister. Bu yükümlülüğün gereklerini yerine getirmeyen üye devletlere Birlik, üyelikten çıkarmaya varan yaptırımlar uygulayabilmektedir.Türkiye'de insan hakları ve demokrasi alanlarındaki ilerleme çabalarını bazı iniş-çıkışlara rağmen Osmanlı'dan itibaren gözlemlemek mümkündür.Ankara Antlaşmasıyla başlayan Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri, Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'ye adaylık statüsünün verilmesi kararından sonra hız kazanmıştır. Türkiye?AB görüşmelerinde insan hakları ve demokratikleşme konuları görüşmelerin başlıca konularından biri olmuştur. AB, Türkiye'ye insan hakları ve demokrasi konularında Avrupa düzeyinin sağlanması gerektiğini vurgulamıştır. Bu çerçevede Türkiye?AB arasındaki belgelerde, insan hakları ve demokrasi açısından 1982 Anayasası eleştirilmiş ve AB standartları doğrultusunda değişiklik yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu çerçevede yapılan 4709 sayılı ve 5170 sayılı Anayasa değişiklikleri Anayasa'nın insan hakları ve demokrasi düzenlemelerini AB standartları doğrultusunda değiştirmeyi amaçlamıştır. Bu çalışma'da Türkiye'nin AB`ye uyum kapsamında yaptığı 4709 ve 5170 sayılı Anayasa değişikliklerinin insan hakları ve demokrasi açısından yaptığı değişiklikler incelenmiş ve bu değişikliklerin Avrupa Birliği tarafından nasıl algılandı üzerinde durulmuştur. Türkiye'nin yaşadığı tecrübenin hangi aşamalardan geçtiğini görebilmek için ilk anayasadan itibaren bütün anayasalarda insan hakları ve demokrasi konusunun nasıl düzenlendiği de ele alınmıştır.
Azerbaycan- İran ilişkilerinin realpolitik perspektiften analizi
Uluslararası ilişkiler sisteminde devletler, ulusal çıkarlarını korumak için çeşitli yöntem ve araçlara başvururlar. Bu çeşitli yöntem ve araçlardan etkili olanlardan biri realpolitiktir. Bir devletin hedefine ulaşması için oldukça önemli olan realpolitik, bir dış politika taktiğidir. Realpolitikte siyaset ideolojik veya ahlaki değildir, öncelikle pratik düşüncelere dayanır. Realpolitik kavramı ilk kez 19. yüzyılda Almanya’da kullanılmış olsa da bu kavramın kökleri çok eskilere dayanmakta ve günümüzde bile bu kavram dış politikada aktif olarak kullanılmaktadır. Yani realpolitik, uluslararası ilişkilerde ahlaki ve ideolojik kaygıları dışlayarak, devletlerin dış politikasını yalnızca somut devlet çıkarı, güç ve güvenlik dinamikleri üzerine kuran pragmatik bir yaklaşımdır. Kararlar, kültürel veya dini boyutlardan bağımsız olarak, bölgesel güç dengesi ve algılanan tehditler temelinde alınır. Bu tezde incelenen Azerbaycan-İran ilişkileri, her iki devlette de Şii çoğunluğun bulunmasına ve köklü bir kültürel geçmişe sahip olmalarına karşın, realpolitikin yarattığı çelişkinin çarpıcı bir örneğini teşkil etmektedir. Çalışmada, Azerbaycan’ın Türkiye ve İsrail ile kurduğu yakın ittifak sisteminin İran’ın bölgesel güvenlik endişeleri üzerindeki etkisi yer almaktadır. Tezde, İkinci Karabağ Savaşı sonrasında değişen bölgesel statüko ile Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmesinin ardından gündeme gelen Zengezur Koridoru projesi ele alınmaktadır. Bu projenin İran’ın kuzey sınırındaki jeopolitik kaygılarını artırmasıyla birlikte yükselen diplomatik gerilimin, rasyonel çıkarlar temelinde yeni bir boyuta taşınma süreci de incelenmiştir. Yani tezin yazılmasındaki temel amaç, realpolitikin ne olduğunu açıklamak ve realpolitikin dünya siyaset arenasında çok önemli bir dış politika taktiği olduğuna işaret etmektir. Ayrıca bu tezde Azerbaycan ile İran arasındaki devletlerarası gerilimin realpolitik yoluyla nasıl yatıştığı, Azerbaycan'ın İran'a ve İran'ın ise Azerbaycan'a realpolitik açıdan nasıl yaklaştığı analiz edilmiştir.
Üniversite- sanayi işbirliğinin, üniversitelerin idari ve mali özerklikleri ile akademik özgürlükleri üzerine etkileri
Türkiye'de, üniversite-sanayi işbirliği, çok fazla ele alınan, işlenen bir konu olmamıştır. Fakat son yıllarda bu konu, artan bir oranda gündemi işgal etmekte ve farklı platformlarda tartışılmaktadır. Konuyla ilgili gelişim süreci de düşünülerek, gerek konuyla ilgili az sayıda çalışmanın olması, gerek tartışmalara katkıda bulunulması ve gerek araştırma sonunda, elde edilen çıkarımlar ışığında yeni bakış açıları kazandırılması gibi etkenler, konuyu araştırılabilir değerde kılmıştır.Araştırma konumuz ile ilgili literatür içinde önemli boşluklar vardır. Bu araştırma ile birlikte bu boşluk bir nebze de olsa doldurulmaya çalışılacaktır. Aslında konu, Türkiye'nin içinde olduğu dönüşüm süreci sonucu, ne olacağı merakla beklenen bir konudur. Son zamanlarda, özelleştirmenin ivme kazanması ve hizmette yerellik ilkesinin sık sık telafuz edilmesi ile sanayinin birçok alanda kendini göstermesi, dönüşümün en belirgin iki örneğidir. Araştırma konusuyla ilgili, akademik özgürlük ve idari özerklik üzerine doğrudan etkide bulunan dinamikler araştırılarak, yeni bir kuramsal çerçeve oluşturulmaya çalışılacaktır.Bu araştırmanın amacı;?Üniversite-sanayi işbirliği sürecinin, üniversitelerin idari özerklikleri ve akademik özgürlükleri üzerindeki etkilerini belirlemek,?Süreçte hangi mekanizmaların etkin olarak kullanıldığını incelemek,?İşbirliği ile ilgili çeşitli yaklaşımlar ışığında sorunları saptamak,?Üniversitelerin sanayinin denetimine nasıl girdiğini vurgulamak,?İşbirliği kapsamında atılan adımlardan çıkarılan sonuçlardan ne tür dersler alınabileceğini, açıklamaktır.Araştırmada, ne kadar öznel bir yaklaşım oluşturmanın önünde engel gibi görünse de, çözümleme ve planlama için, literatür taramasından yararlanılacaktır. Araştırma konumuz, literatür bağlamında fazla gelişkin olmadığından ve hakkında sınırlı tartışmaların olmasından dolayı, geciktirilmiş literatür taraması yapılmasa da, öznelliğe gölge düşürecek nitelikte değildir. Gerek literatür yardımı gerek bilgi birikimi ile sistematik bir şekilde işlenecektir.. Hem nitel hem de nicel verilerden yararlanılacaktır.ANAHTAR KELİMELER: Üniversite, Sanayi (Piayasa), İdari ve Mali Özerklik, Akademik Özgürlük, Türkiye'de Yüksek Öğretim, Avrupa ve Amerika'da Yüksek Öğretim, Globalleşme.
Türkiye’de siyasi parti kadın kollarının kadınların siyasal katılımına etkisi: Güneysu ve Ardeşen ilçeleri örneğinde karşılaştırmalı bir değerlendirme
Değişen dünya düzeni dahilinde toplumun farklılaşan talepleri çeşitli uyuşmazlıkların çıkmasına yol açabilmektedir. Söz konusu uyumsuzlukların yönetimi toplumsal istikrar için otoriter bir mekanizmayı zorunlu kılmaktadır. Peki bu otorite bireylere aynı düzeyde siyasal katılım sağlamakta mıdır? Tarihsel olarak ele alındığında toplumun görünen yüzünde farklılaşmaların yaşandığı ve bu farklılaşmaların en çok kadınlar üzerinde olduğu açıkça görülmektedir. Kadınlar, yaşamlarını daha sürdürülebilir bir hale getirebilmek için çeşitli mekanizmalarda yer almışlardır. Bu mekanizmalardan biride demokratik işleyiş için kritik öneme sahip olan siyasi partilerin örgüt yapısı içerisinde yer alan kadın kollarıdır. Kadınların siyasal yaşama katılımını engelleyen hem yapısal hem de kültürel bariyerler mevcuttur. Bu bariyerleri aşma konusunda kadın kolları etkin bir araç olarak görülmektedir. Çalışma kapsamında, Türk kadınının siyasi partilerde siyasal katılımının sadece örgütsel bir yapı olmasının yanı sıra, yerel siyaset üretimine ve temsil mekanizmalarını şekillendiren bir yapıya sahip olup olmadığı tartışılmaktadır. Rize ilinin Güneysu ve Ardeşen ilçelerinin AK Parti ve CHP kadın kollarının parti içi mobilizasyon, seçmenle temas kurma ve yerel siyasal katılım süreçlerindeki rolünü, kadınların karar alma mekanizmalarına erişim ve siyasal temsil düzeylerine katkısı açısından karşılaştırmalı olarak analiz etmektedir.
Türk Hukukunda Anayasa yargısının yeniden yapılandırılması: Sorunlar ve çözüm önerileri
Bu çalışmada, Türk Anayasa yargısı ve yeniden yapılandırılması konusu açıklanmaya çalışılacaktır. Bunun yanında; mahkemenin bazı yönlerden yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç bulunduğu hakkındaki görüş ve önerilerin incelenmesi de çalışmanın bir diğer hedefini oluşturmaktadır.1982 Anayasası'nın yargı başlığı adı altında ve yüksek mahkemeler kısmında 146 ile 153. maddeler arasında düzenlenen Anayasa Mahkemesi'nin yeniden yapılandırılması düşüncesi doğrultusunda çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Öncelikle Anayasa yargısının işlevi, Türk Anayasa Mahkemesi'nin tarihsel gelişimi, konumu ve özellikleri, mahkemenin yeniden yapılandırılması arayışları ve amaçları çalışmanın birinci bölümünde sunulmaya çalışılmıştır.Çalışmanın ikinci bölümünde ise yeniden yapılandırma önerileri bağlamında hangi konuların gündeme geldiği, diğer bir değişle reform arayışlarının konu başlıklarının neler olduğu hakkında bir tespit yapıldıktan sonra; mahkemenin kuruluşu, üyelerinin konumu, teşkilat yapısı, görev ve yetkileri, denetim yolları, çalışma ve yargılama usulünün belli noktalarına inerek eskiden beri dile getirilmekle birlikte; son yıllarda daha kapsamlı ve somut şekilde ortaya konulan öneriler; mevcut düzenleme ve karşılaştırmalı hukukun verileri ışığında açıklanmaya çalışılacaktır.Bu anlamda, çeşitli kurumlarca ya bizzat hazırlanan ya da ilgili uzmanlara hazırlattırılan çalışmalarda ve doktrinde somut önerilerin ortaya konulduğu sonucuna varılabilir.Anahtar Kelimeler: Anayasa yargısı, yeniden yapılanma önerileri, anayasal şikayet, meşruiyet, yüce divan.SAÜ, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tez Özeti
Kamu çalışanlarının iş doyumu: Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü örneği
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nde çalışan personelin yaptıkları işin çeşitli aşamalarından duydukları doyum veya doyumsuzluk düzeylerini belirleyerek, elde edilen bulguların değerlendirmesi sonucunda yeni önerilerde bulunmayı amaçlayan bu çalışmada söz konusu kurumda çalışan 124 personele Minnesota Doyum Anketi kısa formu uygulanmıştır. Bilgiler SPSS'de değerlendirilmiş ve frekans analizlerinin sonuçları verilmiştir.Bu araştırma Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü personelinin, İnsan kaynakları yönetimi ve işlerine yaklaşımları açısından incelenmesi ve bunun sonucunda bazı tespitlerde bulunmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmada elde edilen ve değerlendirilen bulguların ortaya çıkardığı sonuçlar baz alınarak, gelecekte yapılacak çalışmalara da temel oluşturabilecek faydalı öneriler sunulmuştur.İnsan kaynakları yönetimi boyutlarının değerlendirilmesi sonucunda organizasyon ve iş ilişkileri, güdüleme ve uygun iş ortamı, kariyer planlama, başarı değerlemesi ve ücret yönetimi açısından çalışanların yeterli seviyede doyum aldıkları ortaya çıkmıştır. İnsan kaynakları yönetimi açısından genel iş doyumuna göre Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nde çalışan personelin işlerinden yeterli seviyede doyum aldıkları belirlenmiştir.
Yerel yönetimlerde hesap verebilirlik (Marmara bölgesi örneği)
Günümüz kamu yönetimi literatüründe en çok kullanılan kavramlardan biri hesap verebilirliktir. Kamu yönetiminin hesap verebilirliği her ne kadar modern dönemle birlikte gelişse de, kavramın içerdiği anlam 1980'li yıllardan sonra değişmeye başlamıştır. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde ortaya çıkan yenilikler, toplumsal, ekonomik, siyasal ve yönetsel gelişmeler, hesap verebilirlik kavramına yüklenen anlamı klasik anlayıştan daha da öteye taşıyarak, kavramın çoğulcu ve çok yönlü bir nitelik kazanmasını sağlamıştır. Bu doğrultuda kamu yönetimi, hukuka uygunluk yanında, kalite, performans, etik ilke ve standartlar, saydamlık ve yönetişim mekanizmalarıyla topluma da doğrudan hesap verebilir hale gelmiştir.Hesap verebilirlik anlayışında ortaya çıkan bu değişim ülkemize, 2000'li yılların ilk yarısında gerçekleşen kamu yönetimi reformları sonrasında yansımıştır. Bu reformların uygulandığı alanlardan biri de yerel yönetimlerdir. Yerel yönetim reformları ile kamu yönetimi alanında gerçekleştirilen diğer reformların temel amacı, daha etkin, verimli, katılımcı, saydam ve hesap verebilir bir yerel yönetim yapısı oluşturmaktır.Bu doğrultuda çalışmanın temel amacı, 2000'li yıllardan sonra ülkemize yansıyan yeni hesap verme anlayışının hem yasal ve kurumsal hem de uygulama açısından yerel yönetimlerde nasıl bir karşılık bulduğunu ortaya koymaktır. Çalışmanın temel hipotezi ise kısaca, yerel yönetim reformları ile kamu yönetimi alanında gerçekleştirilen diğer reformların, yerel yönetimlerdeki hesap verebilirlik mekanizmalarını çoğulcu bir niteliğe kavuşturduğu ve bu yapının da Türkiye'deki yerel yönetimlerin hesap verebilirlik düzeyini arttırdığıdır.Bu doğrultuda çalışmada öncelikli olarak, ?hesap verebilirlik? kavramının kavramsal çerçevesi ve gelişimi ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Daha sonra Türkiye'deki yerel yönetimlerin hesap verme mekanizmaları yasal ve kurumsal açıdan değerlendirildikten sonra, özellikle yeni hesap verme anlayışının uygulamaya nasıl yansıdığını belirlemek amacıyla, Marmara Bölgesi'nde yer alan il özel idareleri ile nüfusu 50.000'in üzerinde bulunan belediyelerde anket ve sayısal veri değerlendirmesi yöntemleri kullanılmak suretiyle alan araştırılması yapılmıştır.
Avrupalılaşma, siyasal değişim ve Türkiye'de sivil-ordu ilişkileri
This dissertation explores the impact of the European Union on domestic political change in the area of civil-military relations in Turkey. The history of modern Turkey is characterized by the objective of becoming a full member of the European society of states. For this purpose, Westernization and modernization are the constituting discourses and practices of the modern Turkish Republic. Yet beginning in the 1960s and culminating in the 1990s, the deepening of the process of European economic and political integration has led to serious transformations in the European state system and society. Recent works studying the nature and scope of this change conceptualize this process as Europeanization. According to these studies, the European Union is the main variable triggering domestic transformation in the member states and candidate countries. The impact of the European Union is also strongly felt in Turkey, which is a candidate for membership in the phase of pre-accession. This dissertation analyzes domestic political change in the realm of civil-military relations from the perspective of the Europeanization approach. The framework proposed to study the Turkish case is intended to contribute to the knowledge of Europeanization and Turkey-European Union relations.
Avrupalılaşma süreci, yerelleşme ve Türkiye'de merkez-yerel ilişkileri
This thesis analyzes the impact of the EU accession process over the central and local levels of administration in Turkey from an institutionalist framework. The analytical tools of historical and sociological institutionalism are utilized in order to analyze whether Europeanization leads to devolution and the city of Kayseri constitutes the case through which the EU impact at the local level is determined. The main argument of the thesis is that although the EU accession process has created a demand at the local level in terms of changing the power relations with the centre, no institutional change has taken place so far in terms of devolution because of the mediating factors such as strong state tradition, lack of self-government culture and the political and historical context of the centre-local relations in the country and the central level managed to reproduce its power vis-à-vis the local political actors.