
31
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Perakende mağazacılığında fijital alışveriş deneyimleri: Hazır giyim perakendeciliği sektöründe niteliksel bir araştırma
Yapılan araştırmada perakende mağazacılığında fijital uygulamalar yapan bir hazır giyim markası incelenmiştir. Çalışmada perakende mağazacılığında fijital kavramını tanımlamak, fijital mağazaların perakendeci ve tüketici tarafından avantajlarını ve dezavantajlarını incelemek ve fijital uygulamaların alışveriş deneyimini nasıl etkilediğini araştırmak hedeflenmiştir. Fijital alışveriş deneyimlerinin incelenmesinin amaçlandığı bu çalışmada nitel araştırma yöntemi ve bu araştırma yönteminin bir deseni olan örnek olay çalışması tercih edilmiştir. Araştırmada veri toplama yöntemleri olarak yarı yapılandırılmış görüşme ve gözlem kullanılmıştır. Toplanan veriler içerik analizi tekniği ile analiz edilmiştir. Araştırmada sonuç olarak perakende mağazacılığında fijital kavramı, dijital araçlarla çevrimiçi ve çevrimdışı alışveriş deneyimlerinin müşteriler tarafından görülen üstün yönlerini fiziksel mağazalarda bir araya getiren ve müşteriye kişiselleştirilmiş bir deneyim sunan bir perakendecilik yöntemi olarak tanımlanmıştır. Fijital mağazaların uzun vadede geleneksel mağazalara karşı daha düşük maliyetli olduğu tespit edilse de kısa vadede yüksek yatırım maliyetlerinin olmasının markaların fijitalleşmesini engelleyen faktör olduğu sonucuna varılmıştır. Fijital uygulamaların müşterilerde markaya karşı bağlılık hissini oluşturduğu ve mağazada satış artışına neden olduğu tespit edilmiştir. Bunların yanı sıra artırılmış gerçeklik teknolojisinin hızlı giyim sektöründe kullanılabilirliğinin düşük olduğu ve Türkiye'de oluşturulan fijital mağazalarda regülasyon nedeniyle kâğıt kullanımının sıfıra indirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Son olarak, fijital uygulamaların alışveriş deneyimini çoğunlukla pozitif yönde etkilediği, bir kısım yaşlı grup ve dijital okuryazarlığı düşük müşterilerin alışveriş deneyimini ise negatif etkilediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fijital, Fijital Pazarlama, Fijital Alışveriş Deneyimi, Perakendecilik.
Yaratıcılığın inovasyona etkisinin değerlendirilmesi: Steve Jobs örneği
Yaratılık kavramı son zamanlarda her alanda sıklıkla görülmektedir. Eğitimciler yaratıcılığı tanımaya, psikologlar ölçmeye, şirketler ise satın almaya çalışırken ve vakıflar da desteklemeye çalışmaktadır. Endüstri perspektifinden bakıldığında, yaratıcılık yeniliğin hammaddesi olarak en büyük itici güçlerinden biri haline geldiği görülmekte ve son yıllarda büyük şirketlerde farklı araç ve tekniklerle beraber yönetilmeye çalışılmaktadır. Firmalarda rekabet için temel taş olarak sayılan yaratıcılık ve yeniliğin nasıl yönetildiği, doğal olarak önemli araştırma konusu haline gelmiştir. Bu araştırmada daha önceleri doğuştan geldiğine inanılan bireysel yaratıcılığın nasıl geliştirilebileceği, yeniliğe etkisi ve şirketlerdeki bu bireysel yaratıcılığın örgütsel yaratıcılığa nasıl dönüştüğünü ve örgütsel yaratıcılığın nasıl yönetildiği araştırılmıştır. Bireysel ve örgütsel yaratıcılığın kaynakları, etkilendiği faktörler ve birbirleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu araştırmada Apple Inc.'te kurucu CEO olarak görev yapmış Steve Jobs'ın bireysel yaratıcılığı ile araştırılmış ve kurum kültüründeki örgütsel yaratıcılığa olan etkisinin incelenmesi sonucunda bireysel yaratıcılığın yenilikle ilişkisi açıklanmıştır. Steve Jobs'ın kurduğu firmalar araştırılarak, ortaya çıkan yeniliklerde bireysel yaratıcılığının etkileri belirlenmiştir. Steve Jobs'ın bireysel yaratıcılığının Apple Inc.'te örgüt kültürü ile desteklendiği ve çığır açan ürünlere olan direkt etkileri açıklanmıştır.
COVID-19 krizine adaptasyon: Sağlık kurumlarındaki yıkıcı değişime tepkileri
2019 yılında dünya çapında başlayan COVID- 19 salgını; sağlık sektöründeki girişimlerin, paydaşların ve politikaların bu krize yanıt vermekte zorlanması ile devam etmektedir. Covid-2019 dönemi kriz yönetiminde karşılaşılan bu zorluklar; hastanelerin ve diğer sağlık kurumlarının, bilim ve teknoloji açısından yeniliklere yönelmesine neden olmuştur. Bu yeniliklerin doğru bir şekilde uygulanabilmesi hususunda; sağlık birimlerinin inovasyona dair literatür araştırmaları, uygulama bilgileri ve stratejilerine olan yatkınlığı önemli bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'deki hastanelerin, Covid-19 döneminde karşılaştıkları zorluklar ve bu zorlukları mevcut ve olası inovasyon stratejileri ile nasıl çözümledikleri ve bu çözümlerin, kurumların inovasyon yönetimini nasıl etkiledikleri ele alınmıştır.
Sosyal Güvenlik Kurumu özel sağlık hizmeti sunucularından sağlık hizmeti satın alım sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluklar
Sağlık hizmetleri, sağlıklı bireylerin sağlıklı bir şekilde hayatlarını sürdürebilmeleri, sağlıklı olmayanların ise sağlıklarına kavuşmasını sağlaması bakımından hem bireysel hem de toplumsal işlevler üstlenmektedir. Bu hizmet, devlet tarafından sunulduğu gibi özel sağlık sunucuları tarafından da sunulabilmektedir. Türkiye'de 2018 yıl sonu itibariyle tüm hastanelerin yaklaşık üçte biri özel hastanedir. Özel sağlık sunucuları, kendi istekleri ile Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sigortalılarına hizmet sunabilmek için Sosyal Güvenlik Kurumu ile bir sözleşme imzalamaktadır. Bu yolla Sosyal Güvenlik Kurumu, özel sağlık hizmeti sunucularından sağlık hizmeti satın almış olmaktadır. Bu çalışmada Sosyal Güvenlik Kurumu ile özel sağlık hizmeti sunucuları arasında akdedilen Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesinden kaynaklanan sorumlulukların idare hukuku ve özel hukuk bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma sonucunda her ne kadar Sözleşme'nin idari sözleşme olduğu izlenimi yaratacak maddeleri yer alıyorsa da yargı kararları ışığında sözleşmenin özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir.
Dünyada ve Türkiye'de davranışsal finans kavramının bibliyometrik analiz teknikleri kullanılarak incelenmesi
Geleneksel finans, bireylerin duygularından arınmış ve sadece maksimum faydayı gözeterek karar alan rasyonel bir insan tipi oldukları varsayımına dayanır. Davranışsal finans ise bireylerin finansal kararlarında her zaman rasyonel kararlar almadıklarına, irrasyonel veya sınırlı rasyonel olduklarına ve zihinsel yollara başvurduklarına odaklanan bir alandır. Bu alandaki araştırmalar zihinsel faktörlerin bireylerin finansal kararlar vermelerinde etkili olduğunu göstermektedir. Bireylerin bu tür psikolojik faktörlerin etkisi altında aldıkları finansal kararları değerlendirmek ve geleneksel bakış açısındaki davranışsal eğilimlerde mevcut olan boşluğu doldurmak için davranışsal finans kavramı ortaya çıkmıştır. Türkiye'de konu ile ilgili literatür incelendiğinde, davranışsal finans başlığı altında bibliyografik bir çalışma bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu çalışmada literatürdeki bu açığın kapatılması amacıyla, davranışsal finans kavramının dünyadaki ve Türkiye'deki durumunu bibliyografik analiz teknikleri ile incelenmiştir. Bu analizin gerçekleştirilmesi sürecinde davranışsal finansın dünyadaki durumunu gözlemlemek amacıyla Web of Science veri tabanından, Türkiye'deki durumunu belirlemek amacıyla TR dizin veri tabanından ve Ulusal Tez Merkezi'nden yararlanılmıştır. Bu kapsamda, Türkiye ve Dünyada yapılmış olan araştırmalar incelenmiştir. Araştırmalar için belirleyici olan yazar, dergi, alan, anahtar kelime gibi birçok etmenin değişimi ve bütün bunlar arasındaki ilişkiler ortaya konulmuştur. Verilerin incelenmesi ve bu ilişkilerin ortaya konulması için R Studio ve Bibliometrix R paketi, VOSviewer, Knowledge Matrix Plus ve MS Excel kullanılmıştır.
Mobil belediyecilik uygulamalarında hizmet kalitesi üzerine bir araştırma: İzmir Büyükşehir Belediyesi örneği
Bilgi Çağı'yla birlikte teknoloji insanlık açısından baş döndüren bir hızla gelişmiş, dijitalleşmiştir. Dijitalleşmeye paralel olarak fikirler ve kültürler hızlı yayılmış, küresel dönüşümü tetiklemiştir. Dijitalleşmenin temelindeki bu teknolojik evrim kamu paradigmasını da değiştirmiştir. Kamu organizasyonları sanal ortamda yer edinmeye başlamıştır. Dünyada artan hareketliliğin sonucunda yüksek teknolojili mobil cihazlar geliştirilmiştir. Bu cihazlar kısa süre içerisinde insanlar için vazgeçilmez olmuştur. Yazılım sektörünün yeni odağı olan mobil uygulama pazarı da buna bağlı olarak her geçen gün payını arttırmıştır. Günümüzde de kamu sektörü mobil cihaz ve yazılımlar ekseninde dijitalleşmeyi sürdürmektedir. Türkiye'de halka en yakın demokratik kamu kurumları olan belediyeler de mobil cihaz ve yazılımlar temelinde dijitalleşme çalışmaları yapmaktadır. "Belediye 4.0" akımı çerçevesinde m-belediyecilik uygulamaları geliştirilmektedir. Ancak bu noktada uygulamaların kaliteli hizmet sağlaması da büyük önem taşımaktadır. Çalışmada İzmir Büyükşehir Belediyesi örneğindeki m-belediyecilik uygulamaları hizmet kalitesi boyutlarıyla değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda Google Play ve App Store uygulama mağazalarındaki; "Acil İzmir", "Bizİzmir", "Eshot Mobil", "İzmir Büyükşehir Belediyesi" ve "İZUM" adlı m-belediyecilik uygulamalarındaki kullanıcı yorumları üzerinde içerik analizi uygulanmıştır. Buna göre vatandaşların m-belediyecilik uygulamalarının varlığından, hizmetlerin içeriğinden memnun olduğu görülmüştür. Uygulamaların tasarımsal açıdan ise kullanımının kolay olması beğeni kazanmıştır. Ancak aplikasyonlarda asıl öne çıkan boyut olan güvenilirlikte vatandaşların hizmet kalitesi algısı negatif yönelimli bulunmuştur. Ayrıca; duyarlılık, enformasyon, verim ve güvenlik konu başlıkları algılarının da negatif yönelimli olduğu tespit edilmiştir. Genel anlamda bakıldığında vatandaşların hizmet kalitesi algısının düşük olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Araştırmada m-belediyecilik uygulamalarının vatandaşlara daha iyi hizmet kalitesi sağlamasına yönelik önerilere yer verilmiştir. Bu yönüyle araştırmanın belediyelere yol gösterici bir rehber niteliği taşıması hedeflenmiştir.
Sağlık hukuku uyuşmazlıklarında arabuluculuk
Bu çalışmada, Türk hukuk sisteminde çok yeni bir kavram olanarabuluculuk müessesinin sahip olduğu dostane çözüm tekniklerinin SağlıkHukukundaki uygulamalarda bir çözüm yöntemi olarak kullanılabilirliğiincelenmiştir. Bu kapsamda öncelikle malpraktis kavramı ve hasta-hekim hakları açıklanarak hasta-hekim arasındaki ilişkinin hukuki niteliği; vekaletsözleşmesi, eser sözleşmesi, vekaletsiz iş görme hükümleri ve haksız fiil ilişkileribağlamında incelenmiştir. Sağlık Hukuku alanında hasta, hekim ve devlete ait yükümlülükler ortaya konmuş ve kanun maddelerine ilişkin pratiklerpaylaşılmıştır. Müteakiben Türk Hukuk Sisteminde arabuluculuk kavramıdetaylı olarak açıklanmış ve son bölümde sağlık hukukunda dostane çözüm,iradi, gizli ve daha az masraflı olması açısından en uygun çözüm yöntemi olanarabuluculuk hukukunun önemi, uygulamaları ve hukuk uyuşmazlıklarıaçısından arabuluculuk kanununun sağlık hukukundaki yeri ortayakonulmuştur. Bu çalışmada ayrıca, hukuk sistemimizde varsa mevcut tıkanıklıklarınkısa sürede çözümüne yönelik tıp hukukunda eğitim almış uzmanarabulucuların gerekliliği konusunda naçizane bilgiler de ilave edilmişti
2013 sonrası Vatikan'ın Orta Doğu politikası
Bu çalışmada 2013'te Papa Francis'in Papa olarak seçilmesinden sonra Vatikan'ın Orta Doğu politikası ele alınmıştır. Çalışmanın amacı, dünya politikasında değişen dinamikleri göz önünde bulundurarak genel bir çerçevede Vatikan'ın dünyada uyguladığı dış politikası ve özel olarak Orta Doğu politikasını araştırmak yönünde olmuştur. Bu çalışma küresel yumuşak güç olarak Vatikan'ın Orta Doğu politikasına ışık tutabilmek açısından önem taşımaktadır. Burada kullanılan yöntem, Vatikan'ın bölgesel hareket tarzını yorumlayıcı bir biçimde ele almak istakametinde olmuştur. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde "Demonoloji" yani günümüz dünyasında teokratik bir devlet olarak Vatikan'ın şeytan anlayışı ve ona yönelik tehdit kaynakları araştırılırken ikinci bölümde küresel anlamda Vatikan'ın "Dışarıdaki Kilise" başlığı altında biçimlenen dünya politikası ve üçüncü bölümde ise Orta Doğu bölgesinde buhran merkezleri olan ülkeler ile geliştirdiği politikalar araştırılmıştır. Bölgede süregelen istikrarsızlık gerçeğinden yola çıkarak Vatikan'ın dış politikası, 2000 yıllık maddi ve manevi bir geçmişe sahip olan Doğu Hristiyanlığı'nın korunması, Kutsal Topraklar'ın status quo durumunda herhangi bir değişikliğin olmaması ve özellikle İslam dünyası ile dinlerarası diyaloğun bozulmaması için bölgede yaşanan istikrarsızlık durumlarını indirgemek doğrultusunda olduğu sonucuna varılmıştır.
Siber fiziksel üretim sistemleri ve inovasyon tabanlı bir tasarım uygulaması: Teka vtc üretim hattı örneği
Günümüzde bilgi ve bilginin artan ulaşılabilirliği, üreticiden tüketiciye bilgi teknolojisi ve bilgi yönetim sistemlerinin daha yoğun kullanıldığı yeni bir akımı meydana getirmektedir. "Dijital Dönüşüm" veya "Endüstri 4.0" olarak da adlandırılan bu akım; müşteriler açısından fonksiyonellik ve hız noktasında opsiyonel, üreticiler içinse sürdürülebilirlik noktasında hayati bir önem arz etmektedir. Bu önem çerçevesinde üreticiler, üretim süreçleri başta olmak üzere tüm süreçlerini bilgiye dayalı olarak dönüştürmek ve yönetmek durumundadırlar. Literatürde "Siber-Fiziksel Üretim Sistemleri" kavramına karşılık gelen bu üretim yönetimi; nesnelerin interneti, büyük veri analizi, bulut bilişim ve benzeri teknolojilerle mevcut üretim sürecinde üretilen verilerin siber ortamda işlenmesi ve sonrasın elde edilen bilgilerin fiziksel üretim ortamına dair öngörümlerde bulunulması ve sürecin yönetimi için kullanılması fikrine dayanmaktadır. Tanımdan hareketle geleneksel üretim sistemleriyle üreten bir işletmede siber-fiziksel üretim sistemlerine geçişte atılması gereken ilk adım, üretim alt yapısının veri üretebilir hale getirilmesi ihtiyacı olarak görülmektedir. Bu ihtiyacın uygulama düzeyinde giderilip değerlendirilmesi için çalışmanın uygulama alanı olarak İzmir'de lokalize TEKA VTC ocak üretim tesisi belirlenmiştir. Siber fiziksel üretim sistemlerine geçişin tasarlandığı bu uygulamanın inovatif yanı, tesiste herhangi alt yapı değişikliği ve ciddi bir yatırımına gidilmeksizin üretim sürecinde yer alan bileşenlerin "Radyo Frekans Tanımla(RFID)" teknolojisiyle kimliklendirilmesidir. Bu sayede dijital olarak veri üretebilir hale gelen bileşenlerin ürettiği veriler, geliştirilen algoritmaya uygun olarak tek kart bir bilgisayarla siber ortamda işlenmek üzere toplanabilmekte ve süreç yönetiminde kullanılabilmektedir. Üniversite sanayi işbirliğiyle gerçekleşen bu uygulamayla işletmede; bilgiye dayalı verimli üretim ve etkin yönetim imkânı perspektifinden dijital dönüşüm farkındalığı oluşturulmuş, akademik olarak da siber-fiziksel üretim sistemleri hakkında bilginin oluşumuna dayanan derinlikte bir uygulamalı araştırma ortaya konulmuştur.
FETÖ/PDY terör örgütü ile PKK/KCK terör örgütünün karşılaştırılması
Soğuk Savaş'ın iki kutuplu dünyasında henüz yeni kurulmuş olan Türk demokrasisinin 27 Mayıs 1960 darbesi ile kesintiye uğradığı zeminde hazırlanan 1961 anayasası sosyal ve siyasal hakları genişletmiş; işçilerin, üniversite öğrencilerinin ve sendikal örgütlenmelerin önündeki engelleri kaldırmıştır. Bu hürriyet ortamı içerisinde, Türkiye'nin kuruluşuyla devlet ve toplum yapısında ortaya çıkan birtakım değişimler ile SSCB'nin çevre ülkeler başta olmak üzere ideolojisini yayarak enternasyonal bir devrim düşüncesi içerisinde Türkiye'deki sol örgütleri desteklemesi gibi faktörlerin de etkisiyle ülke genelinde teşkilatlanan Marksist, Leninist, Maoist terör örgütleri eylemlerine başlamıştır. 12 Eylül 1980 darbesine zemin hazırlayan eylemler, darbe ile kesintiye uğramışsa da, öncülü olan sol örgütlerin yuvasında yeşeren PKK, ülkede bu güne kadar süren, kitlesel ve büyük nitelikteki terör eylemlerinin teşkil ettiği ortamın oluşmasına sebep olmuştur. Bunun yanında, Cumhuriyet'in kuruluşu ile başlayan ve medeniyet değiştirme düşüncesine dayanan devrim sürecinin muhafazakâr Türk toplumu üzerinde oluşturduğu menfi etkilerden de istifade ederek 1960'lı yıllarda kendi gizlenmiş yapılanmasını oluşturan FETÖ terör örgütü, toplumun çeşitli kesimlerinde ve devlet kademelerinde örgütlenerek yaptığı "17/25 Aralık", "Askeri Casusluk", "Ergenekon" ve "Balyoz" gibi örtülü terör eylemleriyle yetinmeyerek, 15 Temmuz 2016'da askeri darbe kılıfında büyük bir terör eylemi gerçekleştirmiş, yüzlerce devlet görevlisi ve sivil vatandaşımızı askeri mühimmat ile katletmiştir. FETÖ terör örgütü de PKK gibi Türkiye'nin devlet yapısına büyük zararlar vermekte, toplumsal bölücülüğü ve İslam düşmanlığını körüklemektedir. Türkiye'nin değişen uluslararası dinamikler içerisinde bölgesinde bir güç olabilmesi için öncelikle kendi içerisindeki büyük terör yapılarını ve altyapılarını bertaraf etmesi gerekmektedir. Bu bağlamda çalışmamızda FETÖ ve PKK terör örgütleri ele alınarak iki örgüt çeşitli alanlarda mukayese edilmiş, bu suretle örgütlere karşı etkin mücadele edilebilmesine yönelik ufuk açıcı değerlendirmeler yapılmaya çalışılmıştır. Tezimize kaynak olarak basılmış eserler, örgütlerin kendi yayınları, iddianameler, FETÖ ve PKK içerisinde uzun yıllar görev almış üyelerin anlatıları kullanılmış, elde edilen bilgilerden yola çıkılarak analizler yapılmıştır.
Avrupa Birliği uyum sürecinde hasta hakları
İnsan hakları, sırf insan olarak dünyaya gelme sebebi ile hiçbir şarta veya statüye bağlı olmadan sahip olunan dokunulmaz, vazgeçilmez ve devredilemeyen üstün nitelikli değerlerdir. İnsan doğası gereği maddi ve manevi varlığını yaşamı boyunca koruma, geliştirme dürtüsü içindedir. Bu sebeple en temel ve en önemli insan hakkı yaşam hakkıdır. Hasta hakları tarihsel gelişimi süresince Türk hukuk sistemi içinde hukuki düzenlemeler ve manevi değerlerimizle şekillenmiştir. Son çeyrek yüzyılda uluslararası bildirgeler ışığında evrensel bir kimlik kazanmıştır. Hasta- Hekim- Hastane arasındaki ilişkilerin hukuki boyutunu düzenleyen hükümlere Anayasamızda, kanunlarda, yönetmeliklerde ve uluslararası antlaşmalarda yer verilmiştir. Bu tezde hasta hakkı kavramının uluslararası hukuk ışığında evrensel ve hukuki kimlik kazanma süreci Avrupa Birliği uyum süreci çerçevesinde anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde Avrupa Birliğinin Kuruluş süreci ve Türkiye- AB ilişkilerine yer verilmiş, ikinci bölümde hasta hakları kavramı ve hasta haklarına ilişkin temel düzenlemeler incelenmiş, üçüncü bölümde ise Avrupa Birliğinde ve Türkiye'deki hasta hak ve yükümlülükleri karşılaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: İnsan Hakkı, Yaşam Hakkı, Hasta Hakkı, Uluslararası Bildirgeler, Hasta Hakları Yönetmeliği, Hasta, Hekim
Ürolojide tıbbi uygulama hataları
Çağımızın getirdiği teknolojik gelişmeler, olumsuz sosyo-ekonomik şartlar ve yoğun çalışma temposu nedeniyle insanların sağlıklarını göz ardı ettikleri bir gerçektir. Sağlıklı yaşama hakkı; tüm insanların doğuştan sahip oldukları en temel hak olmakla birlikte sağlığın korunması sürecinde hekim ve hasta ilişkisi önemli bir yer tutmaktadır. Sağlık hukukunun temel kavramlarından birisi olan malpraktis ise, bu hasta-hekim ilişkisinde sağlığın belirleyicileri arasına girmektedir. Sağlık çalışanları malpraktis vakaları sebebiyle büyük sorumluluk altındadırlar ve tıbbi müdahalelerin olumsuz sonuçlanması durumunda hukuki, ekonomik ve psikolojik açılardan haklı ya da haksız yargı kararları ile karşı karşıya kalabilmektedirler. Türkiye'de özellikle üroloji alanında meydana gelen malpraktisler dikkat çekecek düzeydedir ve genellikle sünnetçilik hataları, hastanın bilgilendirilmemesi, yanlış tanı, eksik tedavi, hatalı ilaç kullanımı, dikkatsizlik ve tıbbi müdahale sırasında uzman hekimin bulunmayışı nedenleriyle meydana gelmektedir. Sakatlık oluşturan ya da ölümle sonuçlanan vakalarda hasta yakınlarına tazminat hakkı doğması en doğal hakları olmakla beraber malpraktisin gerçekten hekim hatası olup olmadığının kesin olarak tespit edilmesi gereklidir. Üroloji literatüründe malpraktis konusunun diğer tıp alanlarına göre daha az işlenmesi nedeniyle çalışma konusu bu alanda seçilerek güncel veriler ışığında kaynak taraması metoduna göre malpraktis olgusu ve yargıya yansımaları ele alınmıştır. Çalışmada ürolojik malpraktis örnekleri incelenerek hukuki süreçte malpraktis vakalarının sonuçlarına değinilmiş ve ürolojide en sık meydana gelen malpraktislerin kaynaklarının belirlenmesi amaçlanmıştır.
İthalat ve ihracat süreçleri, dahilde işleme rejiminin avantajları ve ihracatçıya yapılan geri ödemeler
Küreselleşme ile birlikte günümüzde ulaşılması zor olan pazarlar sanki yurt içindeymiş gibi ulaşılabilir bir hal almıştır. Üretilen ürünler kilometrelerce uzaklıktaki ülkelere ihraç edilip, ithal edilebilmektedir. Firmaların ithalat ve ihracat işlemleri ile uluslararası pazarlarda çeşitlilik ve rekabet de artmaktadır. Ülkeler ürettikleri malların kalitesi ile dünyanın farklı ülkelerinde kendilerine pazar yaratabilmektedir. Yurt dışına gönderilen bu ürünler sayesinde ülkeye döviz girişi sağlanır ve cari açık dengelenebilir. Fakat bu sistemi bir iki cümle ile açıklayabilmek mümkün değildir. İhracatçı firmaların desteklenmesi ülkelerin ekonomisi açısından son derece önemlidir. Bu destekler bazen devlet tarafından verilen teşviklerle bazen de yapılan geri ödemelerle sağlanmaktadır. Böylece ihracatçı firmalar uluslararası pazarlarda rekabetçi konuma gelebilmektedir. Bu pazarlara girebilmenin de prosedürleri ve yasal uygulamaları vardır. Ülkeler kendi gümrük kanunlarını uygulayarak ya da aralarında yapmış oldukları anlaşmalar ve gümrük birliği ile yasal prosedürleri belirlemekte ve işlemleri aralarında kolaylaştırabilmektedir. Sistemin işleyebilmesi için belli başlı bazı gümrük rejimleri uygulanmaktadır. Bunlardan dahilde işleme rejimi ekonomik etkili ve ihracatçıya destek amaçlı uygulanan ülkemizde de çok yaygın bir şekilde kullanılan rejimdir. Dahilde işleme rejimi sayesinde ülkeler ihracatı arttırmayı amaçlamaktadır. Dahilde işleme rejiminin en önemli noktası yurt dışından gelen ürünlerin işlem görerek yeniden ihraç edilmesidir. Dahilde işleme rejimi, dahilde işleme izni ve dahilde işleme izin belgesi alarak firmalar tarafından uygulanabilmektedir. Dahilde işleme izni Ticaret Bakanlığı tarafından, dahilde işleme izin belgesi ise önceden Ekonomi Bakanlığı tarafından verilmekteydi, günümüz de ise Ticaret Bakanlığı tarafından verilmektedir. Sistem iki şekilde işlemektedir. Birincisi ve en yaygını şartlı muafiyet sistemidir ikincisi ise geri ödeme sistemidir. Şartlı muafiyet sistemine göre dahilde işleme rejimi kapsamında yurda girişi yapılacak ürünlerin vergileri teminata bağlanmıştır. İşlem gören ürünler yeniden ihraç edildikten sonra başvuru yapılmakta ve ihracatçı firmaya teminat tutarı geri ödenmektedir. Böylece ihracatçı firma finansal olarak güçlü kalmaktadır. Sistemli bir şekilde kullanıldığında söz konusu rejimi sürekli olarak kullanan firmalar yatırılan teminatı iade alıp başka bir ürün ithalatı için yeniden kullanabilir. Böylece para sürekli döndürülür fakat bununla birlikte nakit ihtiyacı olunan durumlarda teminat iadeleri sayesinde bu ihtiyaç da giderilmektedir. İhracatçıya yapılan geri ödemelerden bir diğeri KDV iadeleridir. Firmalar yurt dışındaki firmalara yapmış oldukları ihracatlar da KDV tutarını fatura edememektedir. Bu yüzden devlet ihracatçıya destek olabilmek adına ihraç ürünlerinin üretiminde kullanılan ham madde, yarı mamul gibi tamamlayıcı malların alımından doğan KDV tutarını ihracatçıya geri ödemektedir. Bu geri ödemenin gerçekleşebilmesi için ihracat faturaları, ihracat beyannameleri, yüklenilen KDV, indirilecek KDV gibi kanıtlayıcı belgelerin sunulması gerekmektedir. KDV iadeleri nakit olarak ya da mahsuben alınabilmektedir. İhracatçı firmalar genel olarak mahsuben iadeyi tercih etmektedir. Mahsuben iade sayesinde çalışanların sigorta primleri, gelir vergisi, muhtasar gibi ödemeler yapılabilmektedir. Böylece kasadan nakit çıkışının önüne geçilmiş olur. Dahilde işleme rejiminden doğan teminat iadeleri ve ihracat sonrası yapılan KDV iadeleri ihracatçı firmaları uluslararası alanda finansal olarak güçlü tutmakta ve rekabet edebilir konuma getirmektedir.
Hukuksal boyutuyla Türkiye'de çocuk sağlığını koruma ve destekleme uygulamaları
Toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi, bireysel sağlık hakkının tam olarak kullanılması, devlet tarafından sunulan hizmetlerin sürekli iyileştirilmesi ile mümkündür. Uluslararası kabul görmüş bir insan hakkı olan sağlık hakkının kullanımı kapsamında devletlerce yürütülen sağlık programlarının bireyin ve dolayısıyla toplumun sağlığını korurken, temel hak ve özgürlüklere de saygı duyacak şekilde sürdürülmesi gereklidir. Burada dengeyi kurma görevi devletindir. Çocuğun ve dolayısıyla toplumun sağlık düzeyini yükseltmeye yönelik programların uygulanamamasının sonuçları program türüne göre farklı sağlık sorunlarına neden olabilecektir. Sadece "insan" olduğu için temel haklara sahip olan çocuğun, "sağlık hakkı"nın ne olduğu, devletin sağlık hizmeti sunumu ile ilgili sorumluluğu, erişkin bir birey olana kadar ebeveynlerin verdiği sağlık hizmetinden yararlanmama kararı sonucunda görebileceği zararlarda ailenin, çocuğa, devlete ve topluma karşı sorumluluğu, hizmet reddi amacıyla başvurulan yargı kurumlarının verdiği kararların kısa ve uzun vadede sonuçları, ailenin bu hakkın kullanılmasına olanak sağlamaması veya engellemesiyle çocuğun üstün yararının nasıl etkileneceği üzerinde durulmalıdır. Bu çalışmada, özellikle, yaş ve fizik gelişimleri nedeniyle korunmaya muhtaç, erken tanı ile tedavileri mümkün birçok kalıtsal, metabolik hastalıklara açık, bulaşıcı hastalıklara duyarlı, karar verme yetileri ve özgürlükleri olmayan çocukların sağlığını koruma ve geliştirmeye yönelik yürütülen programların uygulanmasında devletin ve ailenin sorumluluğu üzerinde durulmuştur. Çalışmaya ışık tutması amacıyla kaynak taraması yapılmış, doktrin görüşleri ve yargı kararları incelenmiştir. Mevzuat, sağlık hukuku alanındaki uluslararası sözleşmeler, konu hakkında yayınlanmış kitap ve makaleler temel kaynak olarak kullanılmıştır. Örnek yargı kararları üzerinden çocuk sağlığını koruma ve geliştirmeye yönelik yürütülen programların uygulanmasında "temel hak ve özgürlüklerin korunması" ile "bireyin ve dolayısıyla toplumun sağlığının korunması" arasındaki hassas dengeye dikkat çekilmeye çalışılmıştır.
Kamu hastanelerindeki ameliyathane hemşirelerinin yasal sorumluluklarına ilişkin bilgi düzeylerinin araştırılması
Yaşam hakkının uzantısı olan sağlık hakkı; insanların, hiçbir ayrım gözetmeksizin, en yüksek düzeyde ulaşılabilir olan sağlık standardından yaralanmasını ifade eden temel bir haktır. Bu amaçla sunulan sağlık hizmetleri her geçen gün gelişmektedir. Yaşanan teknolojik gelişmelerin sağlık hizmetlerine hızlı yansımaları, sağlık meslek mensuplarının aynı hızla çağı yakalamalarını gerektirmektedir ve ameliyathaneler teknolojik gelişmelerden en çok etkilenen sağlık alanlarıdır. Sağlık hizmet sunumunun her aşamasında yer alan hemşireler, ameliyathanelerde cerrahi ekibin üyesi olarak hızlı teknolojik gelişmelere uyum sağlamak ve çağdaş hemşirelik rollerini yerine getirmek için her geçen gün daha fazla sorumluluk almaktadırlar. Hastaların en savunmasız olduğu sağlık hizmet alanlarının başında gelen ameliyathanelerde, hemşirenin savunucu rolünün ön planda olması, kurum politikalarının bunu destekler nitelikte olması; hastaların sağlık hakkından insan onuruna yakışır şekilde yararlanmalarını sağlar. Hastanın ameliyathaneye girmesiyle başlayan görev ve sorumluluk süreci hastanın ameliyathaneden çıkışına kadar her basamakta hemşirenin yasal sorumluluğunu doğurabilecek niteliktedir. Düşmeler, vücutta yabancı cisim unutulması, cerrahi doku materyallerinin kaybolması gibi tıbbi hatalı uygulamalar ameliyathane hemşirelerinin yasal sorumluluklarını doğurabilecek olaylardan bazılarıdır. Kamu hastanelerinde çalışan ameliyathane hemşireleriv görev, yetki ve sorumluluklarını bilmekle birlikte, kusurlu eylemlerinin yasal sonuçlarını da bilmelidirler. Ameliyathane hemşirelerinin rolleri gereği, kusurlu eylemlerinin hem hastalar hem kendileri için ağır sonuçları olabileceği düşüncesiyle çalışmamızda kamu hastanelerindeki ameliyathane hemşirelerinin yasal sorumluluklarına ilişkin bilgi düzeylerini araştırdık. Veri toplama aracımızda dört ayrı bilgi düzeyi alanı belirledik. Bu alanları; malpraktis-komplikasyon ayrımı, görev, yetki ve sorumluluk, İdare Hukuku sorumluluğu ve Ceza Hukuku sorumluluğu alanları olarak düzenledik. İlk bölümde belirlediğimiz dört bilgi düzeyine ilişkin temel kavramlara yer verirken, ikinci bölümde bulgularımızı paylaştık. Bulgularımız doğrultusunda sonuç ve önerilerimizi sunduk. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane Hemşireliği, Kamu Hastaneleri, Malpraktis, Yasal Sorumluluk, Bilgi Düzeyi Araştırması.
Hasta mahremiyeti konusunda hemşirelerin tutum ve görüşlerinin belirlenmesi
Bu çalışmada; İzmir ilinde faaliyet gösteren 2. ve 3. Basamak sağlık kuruluşunda çalışan 322 hemşirenin hasta mahremiyetine yönelik tutum ve görüşlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma ile hasta mahremiyetinin hastanelerde uygulanıp uygulanmadığı hemşireler tarafından değerlendirilmiştir. Çalışmada veriler yüz yüze gerçekleştirilen anket tekniği kullanılarak Ekim 2015-Aralık 2015 tarihlerinde toplanmıştır. Çalışmada verilerin toplanması için araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu (Sosyo-Demografik Özellikler) ve Hasta Mahremiyet Ölçeği kullanılmıştır. Hemşirelere sunulan 37 adet değerlendirme ölçeğinin 28 maddesi sağlık tesisi, 8 maddesi hemşire uygulamaları ve 1 adedi açık uçlu sorulardan ve iki alt boyuttan oluşmaktadır. Araştırma verileri istatistiksel olarak SPSS 20.0 paket program yardımı ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde frekans ve yüzde analizi, KMO ve Bartlett testleri ve Ki-Kare testi kullanılmıştır. Çalışma bulgularına göre hemşirelerin genel olarak hasta mahremiyeti konusunda bilgi sahibi oldukları ve bu bilgileri uygulamada kullandıkları görülmüştür. Ancak hasta haklarına ilişkin bazı hususlarda hemşirelerin farklı görüşlere sahip olduğu belirlenmiştir. Hemşire tutumları ve görüşlerinin demografik özelliklere göre farklılaşmasına bakıldığında ise tutum ve görüşlerin hemşirelerin öğrenim durumu, unvan, meslekte çalışma yılına göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hastane, Hasta Mahremiyeti, Hemşireler, Tutum ve Görüşler.
Acil tıbbi müdahalede tedaviyi ret hakkı
Acil tıbbi müdahale; beklenmedik ve ani bir şekilde ortaya çıkan ve kısa süre içinde kişinin yaşamsal fonksiyonlarını tehlikeye düşürecek durumların varlığında, sağlık alanında gerekli eğitimleri alarak yasal anlamda bu müdahaleleri yapmaya yetkili kılınmış kişiler tarafından, insanın sağlığını, yaşamını, ve vücut tamlığını tehlikeye düşüren fiziki veya ruhi birtakım problemlerin önlenmesi, teşhis ve tedavisine yönelik olarak, tıp camiasınca kabul edilmiş kurallara uygun biçimde yerine getirilen girişimlerdir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 24/7 maddesinde, hastadan, kendisine yapılacak tıbbi müdahale için rıza alınamadığı hallerde, hayati tehlike bulunması ve bilincinin yerinde olmaması ile hastanın bir uzvunun kaybetmesine veya işlemez hale gelmesine sebep olacak durumlarda, hastaya yapılacak müdahalenin rızaya bağlı olmadığı belirtilmiştir. Aynı doğrultuda, Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (BİYOTIP)'nin 8. maddesinde, herhangi bir acil durumda hastadan müdahale için muvafakat alınamadığı durumlarda, hasta veya yaralının sağlığı için yapılması elzem olan müdahaleler vakit kaybetmeden yapılabilir denilerek, hastanın hayati tehlikesinin bulunduğu ve bilincin kapalı olduğu durumlarda tıbbi müdahale için rıza şartının aranmadığı belirtilmektedir. Anayasa m. 17/2' de kişinin kendi geleceğini belirleme hakkı kapsamında tedaviyi reddin yasal dayanağı şöyle ifade edilmektedir: "Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." Hayati tehlikesi bulunan ve bilinci kapalı olan hastanın rızası alınamadığı durumlarda, hastaya uygulanacak acil tıbbi müdahale nedeniyle sağlık personeline bir kusur ve sorumluluk yüklenemez. Ancak tedaviyi reddeden hastanın bilinci kapanarak hayati tehlike arz eden bir durumda, acil tıbbi müdahalede bulunmayan sağlık personeli ise cezai bir yaptırımla karşılaşacaktır. Bu çalışmamızda; hasta hakları özelinde hastanın acil tıbbi müdahaleyi ret hakkının hukuki yönden tartışılması; hastanın yaşam hakkı üstündeki tasarrufunun sınırları ve bu şartlar altında müdahalede bulunan sağlık personelinin hukuki yönden değerlendirilmesi yer alacaktır.
Türk dişhekimleri birliği ve dişhekimleri odalarının disiplin hukuku açısından yetkisi
Sağlık hakkı; evrensel hukuk ilkeleri, uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvenceye alınmış temel haklardandır. Yaşam hakkı ile doğrudan ilişkili olan sağlık hakkı ile ilgili hizmetler, kamu hizmeti niteliği taşımaktadır. Bu niteliği ve önemi nedeniyle de sağlık hizmetleri ve hekimlik uygulamaları çeşitli denetim ve yaptırım mekanizmalarına tabi tutulmaktadır. Bunlardan biri de meslek mensuplarının, mesleki kural ve etik değerlere aykırı hareketlerinin yetkili idari makamlarca disiplin yaptırımı ile karşılaşabilmesidir. Dişhekimliği alanı açısından, dişhekimliği mesleği mensuplarının kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları olan Türk Dişhekimleri Birliği ve Dişhekimleri Odaları; mesleki ve etik kurallara aykırı hareket ettiği iddia edilen meslek mensupları hakkında disiplin soruşturması ile kovuşturması yapmaya ve disiplin yaptırımı uygulamaya yetkilidir. Çalışmamızın birinci bölümünde; Türk Dişhekimleri Birliği ve Dişhekimleri Odalarının hukuki statüsü değerlendirilmiştir. Bu bağlamda kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu kavramı, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının temel özellikleri, Türk Dişhekimleri Birliği ve Dişhekimleri Odalarının tarihçesi, organları ve görevleri, Türk Dişhekimleri Birliği ile Dişhekimleri Odaları arasındaki ilişki ele alınmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde; Türk Dişhekimleri Birliği ve Dişhekimleri Odalarının disiplin yaptırımı uygulama yetkisinin hukuki dayanakları ile Türk Dişhekimleri Birliği ve Dişhekimleri Odalarının disiplin düzenine egemen olan ilkeler incelenmiştir. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde; Türk Dişhekimleri Birliği ve Dişhekimleri Odaları tarafından disiplin soruşturma ve kovuşturma süreci, yaptırım türleri, yaptırım kararlarının denetimi ve sicilden silinme koşulları incelenmiştir.
Sağlık Bakanlığının özel hastaneler üzerindeki denetim yetkisi
Sağlık hizmeti sunumunda özel hastaneler önemli bir katkı sağlamaktadır. Sağlık Bakanlığı'nın denetimi altında sağlık kamu hizmeti sunan özel hastanelerin faaliyetlerinin, hukuki dayanağı ruhsat işlemidir. Özel hastanelerin, fiziki yapısı, sağlık personel özelliği ve sayısı, tıbbi cihaz özellik ve sayısı Sağlık Bakanlığı'nın planlaması sonucunda belirlenmektedir. Özel hastaneler ruhsat aldıktan sonra sunacakları hizmetler ile ilgili faaliyet izin belgesi alarak hizmet sunmaktadır. Faaliyet izin belgesindeki hizmet birimleri de ayrı ayrı ruhsatlanmaktadır. Sağlık Bakanlığı'nın özel hastaneler üzerinde denetim görevi yönetsel görevi olup, bu bölümde hukuki dayanakları, denetim usulleri ve denetim sonucu uygulanacak idari yaptırımlara yer verilmiştir. Sağlık Bakanlığı'nın özel hastaneler üzerinde denetim hizmetinin kurulması ve icrasından doğan sorumluluğu hukuki dayanakları ve yüksek yargı kararları da dikkate alınarak değerlendirilmiştir.
Teknoparklar odağında açık inovasyon etkisi: Dokuz Eylül Teknoloji Geliştirme Bölgesi incelemesi
İnovasyon yenilikçi ürünlerin üretilmesi veya var olan ürünlerin farklılaştırılarak geliştirilmesidir. İnovasyon süreci için büyük kapsamlı Araştırma ve Geliştirme çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Günümüzde Ar-Ge ve inovasyon ülkelerin gelişmişlik seviyelerinin ve ekonomisinin değer kazanması açısından büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde teknoloji geliştirme bölgeleri dahilinde yenilik ve Ar-Ge ekosisteminin gelişimi hızla, artarak devam etmektedir. Çalışmamız genel olarak Ar-Ge ve inovasyonun Dünya'daki ve Türkiye'deki durumuna gelişim süreçlerine, mevut konumuna yer vermiştir. Teknoloji geliştirme bölgelerinde Dünya ve Türkiye'deki yapılan uygulamalardan bahsedilmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında teknoloji geliştirme bölgelerinde en fazla faaliyet gösterilen alan olan yazılım sektöründe yer alan işletmeler üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda İzmir'de yer almakta olan Dokuz Eylül Teknoloji Geliştirme bölgesinde faaliyet göstermekte olan yazılım sektöründeki işletmeler içinde açık inovasyonun etkisine yönelik bir uygulama gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın son bölümünde gerçekleştirmiş olan uygulamamada ortaya çıkan sonuçlar analiz edilerek yorumlanmıştır. Klasik istatistik yöntemlerinin yanı sıra veri madenciliği algoritmalarından apriori algoritması ve birliktelik kuralları çerçevesinde bir analiz gerçekleştirilmiştir.
Psikolojik savaş: Propaganda ve meşrulaştırma stratejileri
Bu çalışmanın konusu geniş bir literatür taraması ışığında Psikolojik Savaş, propaganda ve meşrulaştırma stratejilerinin ve tarihsel süreçlerinin incelenmesidir. Bu çalışmada ilk olarak kavramsal yaklaşım çerçevesinde Psikolojik Savaşın tanımı, hedefi, amacı, özellikleri, çeşitleri ve önemi aktarılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Psikolojik Savaşın temel unsuru, yöntemi ve ana kaynağı olan propaganda konusu üzerinde durulmuş, politik psikoloji ve beyin yıkama hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın son bölümü ise meşrulaştırma ve meşrulaştırma stratejileri hakkındadır ve bu bölümde meşrulaştırmanın söylemsel boyutu üzerinde durulmuştur.
Kişisel sağlık verilerinin kayıt ve korunmasında hemşirelerin cezai sorumluluğu
Kişisel veri; kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgidir. Kişisel sağlık verisi, özel nitelikli veri kategorisinde yer alır, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ait her türlü sağlık bilgisidir. Kişisel veriler uluslararası ve ulusal hukuki düzenlemeler tarafından korunmaktadır. Ancak bilişim teknolojisindeki gelişmeler sağlık verilerinin de dijital ortama aktarılmasına neden olmuş ve sağlık verilerinin korunması zorlaşmıştır. Hemşirelik, hastaların sağlık verilerini öğrenme, kaydetme ve paylaşma özelliği taşıyan bir meslektir. Sağlık meslek mensuplarının hastalara ait kişisel sağlık verilerini eksiksiz, doğru ve düzenli olarak kaydetmeleri ve muhafaza etmeleri gerekmektedir. Tıbbi kayıtların tutulması, hizmetin sağlıklı işlemesi, hizmetin faturalandırılması, bilimsel çalışmaların yapılabilmesi ve hukuki kanıt oluşturması bakımından önemlidir. Hemşireler sağlık hizmetleri sınıfında, hasta sağlığı ve bakımıyla ilgili sağlık mesleğini icra eden sağlık meslek mensubudur. Hemşire, girişimlerini uygularken tıbbi, ahlak, etik ve hukuksal olarak uygun ve doğru davranmalı, girişimlerini yetki, sorumluluk ve yasal sınırlar içerisinde gerçekleştirmelidir. Hemşirelerin; mesleklerinin icrası gereği hastaları ile ilgili edindikleri bilgilerin gizliliğini koruma, bunları üçüncü kişilere açıklamama, ifşa etmeme ve başkalarına vermeme yükümlülükleri vardır. Hemşireler, yükümlülüğün ihlali durumunda Türk Ceza Kanunu'na göre cezai yaptırımla karşı karşıya kalabilmektedirler. Çalışmamızın konusunu; kamu hastanelerinde çalışan hemşirelerin, hastalarına ilişkin kişisel sağlık verilerinin kaydedilmesi ve korunmasıyla ilgili cezai sorumlulukları oluşturmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, kişisel sağlık verilerinin kaydedilmesi ve korunmasına yönelik olarak, ulusal ve uluslararası mevzuat incelenmiştir. İkinci bölümde hemşirelik mesleği ve kişisel sağlık verilerinin kayıt ve korunmasında hemşirelerin cezai sorumlulukları incelenmiştir. Çalışmamız; uluslararası mevzuat, ülkemiz Anayasası, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu başta olmak üzere mer'i diğer mevzuat, öğreti ve konu hakkındaki literatürün taranarak değerlendirilmesi ile hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kişisel Veri, Kişisel Sağlık Verisi, Kişisel Sağlık Verilerinin Kayıt ve Korunması, Hemşire, Cezai Sorumluluk.
Blok zincir (Blockchaın) teknolojisi: Mimarisi ve uygulama alanları
Blok zinciri ve buna bağlı olarak kripto para kavramları hem akademik alanda hem de pratikte sıkça incelenmeye başlanmıştır. Artan önemine ve farkındalığa rağmen blok zinciri kavramının kapsamı ve içeriği ülkemizde sınırlı bir şekilde incelenmektedir. Bu nedenle blok zinciri kavramı ve uygulamalarının ayrıntılı olarak ele alınması ve irdelenmesi, geleceği hakkında çıkarımlar ve tahminlerde bulunulması bu çalışmanın ana amacı olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda öncelikle blok zinciri kavramı ve kavramla ilişkili olarak blok zinciri türleri, işleyişi ve mimarisi incelenerek konu geniş bir çerçevede irdelenmiştir. Ardından blok zinciri teknolojisinin en yaygın uygulama alanı olan krito para konusu ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise ikincil veri toplama yöntemlerinden literatür taraması yapılarak blok zinciri teknolojisi ile mevcut ve potansiyel uygulama alanları incelenmiş, nesnelerin internetinden seçim güvenliğine, gazetecilikten uluslararası ticarete ve sağlık sektörüne kadar çeşitli alanlara yönelik kullanımı açıklanmış ve örneklendirilmiştir. Ardından blok zincirinin önündeki zorluklar ve engeller incelenmiştir ve blok zinciri teknolojisinin geleceğine yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Ege bölgesi için kuru liman yer seçimi üzerine bir araştırma
Uluslararası boyutlarda gerçekleştirilen ticaret, limanların önemini ve işlevini arttırmıştır. Denizyolu taşımacılığı, yük taşımacılığında büyük oranda hizmet vermekte olup ithalat-ihracat performanslarında en çok tercih edilen ulaştırma modudur. Deniz limanlarında yürütülen lojistik aktiviteler kapasite, sıkışıklık, gürültü gibi sorunlara neden olmaktadır. Kuru liman konseptinin deniz limanlarına vereceği destekle, limanların mevcut yükünün azaltılması hedeflenmektedir. Bu çalışma, Ege Bölgesi'nde konumlandırılacak potansiyel bir kuru limanın yer seçiminde değerlendirilecek kriterlerin önem derecelerini baz alarak sunulan 2 alternatif lokasyon arasından seçim yapmayı hedeflemektir. Çok Kriterli Karar Verme yöntemlerinden Bulanık Analitik Hiyerarşi Süreci yöntemi kullanılarak hazırlanan anket özel sektörde çalışan denizcilik, lojistik ve dış ticaret uzman ve yetkilerinin katılımı ile gerçekleştirilip, kriterlerin önem dereceleri belirlenmiştir. Anket uygulamasının sonucunda elde edilen veriler bilgisayar programında hesaplanarak Ege Bölgesi için en uygun kuru liman yeri seçimi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kuru liman, Denizyolu taşımacılığı, Bulanık Analitik Hiyerarşi Süreci, lojistik
Endodontide malpraktis-komplikasyon yol ayrımı
Kişinin yaşam, sağlık ve beden bütünlüğü hakkı, mutlak hak niteliğindedir ve Anayasal koruma altındadır; vazgeçilemez, devredilemez, hukuka ve ahlaka aykırı olarak sınırlandırılamaz. Tıbbi müdahale, Türk Hukuku'nda "yaralama" veya "öldürme" suçu olarak kabul edilmektedir. Hukuka uygun tıbbi müdahale, hastanın aydınlatılmış rızası alınarak, tedavi amaçlı, tıbbi standarta uygun ve kanunen yetkili hekim tarafından yapılan müdahaledir. Hekim, neticeyi garanti edemez ancak tıbbi uygulama sürecinde, hukuk ve mesleki ilkelere uygun davranmalıdır. Aksi halde, hekim ve/veya kurum, neticeden sorumlu tutulmaktadır. Bu çalışmanın amacı sıklıkla endodontik tedavi yapan diş hekimlerinin, mesleki yükümlülükleri, hukuki sorumlulukları, malpraktis-komplikasyon ilişkisi üzerine farkındalıklarını araştırmaktır. Hukuki ve mesleki yükümlülükler, malpraktise yönelik cezai ve tazminat sorumlulukları, tıbbi standart kavramı, malpraktis, komplikasyon, aralarındaki ilişki, endodontik tedavi açısından örneklendirilerek anket soruları hazırlandı; esurveycreator.com bağlantısı ile anket, internet kullanımına hazır hale getirildi; gönüllü 20 diş hekimine gönderilerek pilot çalışması ve düzeltmeler yapıldı. Endodontik tedavi yapan diş hekimi, endodonti ve pedodonti alanında uzman, uzmanlık öğrencisi ve öğretim üyelerinden oluşan 166 diş hekiminin katıldığı anket verileri toplandı ve chi-square testi ile p=0.05 değerinde analiz edildi. Sonuç olarak, katılımcı diş hekimlerinin malpraktis ve komplikasyona yönelik farkındalık düzeyleri yüksek bulunurken cezai yaptırımlar ve yükümlülükleri konularında bilgilerinin daha az olduğu belirlendi. Türk Diş Hekimleri Birliği, meslek odaları ve sağlık kurumlarının, hekimleri bilgilendirmeleri, hekimlerin mesleki ve hukuki sorumlulukları konusunda kendilerini geliştirmeleri gereği vurgulandı. Anahtar Kelimeler: Tıbbi Müdahale, Hekimin Hukuki Sorumluluğu, Malpraktis, Komplikasyon, Tıbbi Standart, Aydınlatılmış Onam, Endodontik Tedavi.
Hekimlerin anestezi uygulamalarında aydınlatılmış onama yaklaşımları
Her türlü tıbbi girişimden önce hastaların bilgilendirilmesi ve onamlarının alınması hem yasal hem de etik açıdan, kişinin özerkliğine saygı ilkesi ve hekimin ödev ve sorumluluğunun gereği olarak günümüz tıp uygulamasının vazgeçilmez bir unsurudur. Günümüzde değişen ve gelişen hasta - hekim ilişkisinin yasal zorunlulukları ile bunun vazgeçilmez unsuru olan "Aydınlatılmış Onam" konusunda özellikle anestezistlerin yeterli bilgiye sahip olup olmadıkları ve ne kadar bu süreçte rol almaları gerektiği hem merak hem de tartışma konusudur. Ülkemizde Anestezistlerin bu konudaki tutumlarını belirlemek ve uygulama sürecinde yaşanan aksaklıkların neler olduğunu ortaya koymak amacı ile bir çalışma planlanmıştır. Antalya ilinde üç büyük kamu hastanesinde girişimsel işlemler öncesi "Aydınlatılmış Onam Alma Uygulaması" na karşı Anestezistlerin tutumlarını belirlemek ve uygulama sürecinde yaşanan aksaklıkların neler olduğunu saptamak amaçlanmıştır. Sonuçlar çalışmaya katılan anestezistlerin çoğunun (%90) hasta hakları ve aydınlatılmış onam ile ilgili temel yaklaşım ve yasal düzenlemeleri takip etmediğini göstermiştir. Bu konuda daha iyi ve sistemli bir eğitimin gerekliliği açıkça görülmüştür. Tüm bunlara rağmen hekimlerin, hastalarının haklarını koruma konusunda duyarlı oldukları saptanmıştır. Hastalara yapılan riskli tıbbi girişimler öncesi "Aydınlatılmış Onam" alınmalıdır diyenlerin oranı yüksek (%96) çıkmıştır. Ameliyat öncesi poliklinikte bir hastaya yeterli zaman ayırabiliyorum diyenlerin oranı ise beklendiği gibi çok düşük (%8) çıkmıştır. Aydınlatılmış onam alma sürecinde yaşanan sorunlar daha çok hasta ve yakınlarından kaynaklanmaktadır demişlerdir. Tüm bu bulgular, hekimlerin mesleksel sorumlulukları konusunda duyarlı ve kendilerini geliştirmeye açık olduklarını ancak zaman bulamamaları, bu konuda eğitim açıklarının olması ve hasta kaynaklı nedenler sebebi ile sorunlar yaşadıkları sonucunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Aydınlatılmış Onam, Anestezi Uzmanı, Hasta Hakkı.
Küreselleşme sürecinde çok uluslu şirketlerin ev sahibi ülke açısından analizi
Küreselleşme süreci ve yaşanan teknolojik gelişmeler çok uluslu şirketlerin gelişmekte olan ülkelere doğru yatırım yapma fırsatını ortaya çıkarmıştır. Gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerin sahip olduğu yetersiz sermaye, teknoloji ve iş gücü eksikliği bu ülkelerin ekonomik kalkınmalarını sağlayabilmeleri için doğrudan yabancı yatırımları ülkelerine çekmek için politikalar uygulamalarına sebep olmuştur. Çok uluslu şirketler ve uluslararası pazarlara açılma seçenekleri olan doğrudan yabancı yatırımların belirleyicileri de ev sahibi ülkenin sahip olduğu ekonomik ve politik durum ile belirlenmektedir. Ayrıca ev sahibi ülkelere yapılan doğrudan yabancı yatırımlar ülke ekonomisinde olumlu ve olumsuz etkilere neden olmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde küreselleşme, çok uluslu şirketler ve doğrudan yabancı sermaye yatırımları kavramsal olarak tanımlama yapılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde ise ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının belirleyicileri açıklanmaya çalışılmış ve çok uluslu şirketlerin ev sahibi ülke ekonomisine etkileri incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise çok uluslu şirketlerin ev sahibi ülke ekonomisi üzerindeki etkileri Türkiye Ekonomi' si örnek alınarak SWOT analizi ile açıklanmaya çalışılmıştır.
Tıbbi müdahalelerde karar vericiler ve rıza
İnsan haklarının ve tıp biliminin son yıllarda uğradığı gelişmelerle birlikte, hasta-hekim ilişkileri de değişmeye başlamıştır. Hâkimiyetin hekimde olduğu paternalistik görüş yerine, hastanın bireysel hak ve değerleri ön plana çıkmıştır. Hastanın özerkliğine saygı ilkesi ve kendi geleceğini belirleme hakkı, aydınlatılmış onam kavramı içine yerleştirilmiştir. Hukukun aradığı şartları taşıyan rıza, hastaya yapılması planlanan tıbbi müdahaleyi meşru kılacak ana unsurdur. Hastanın rızası "aydınlatılmış onam" şeklinde alınmalıdır. Yani, hastalığı ve tedavi seçenekleri hakkında, hastanın anlayabileceği düzeyde sözlü olarak aydınlatıldıktan sonra tıbbi müdahaleye onam vermesi sağlanmalıdır. Oysa hekimler aydınlatılmış onamı, uygulamada sık görülen yanlış bir anlayışla, matbu bir formun hastaya ya da yakınına imzalatılması şeklinde algılamaktadır. Tıbbi müdahalelerin hukuka aykırı sayılmaması için temel unsur olan aydınlatılmış onamın, doğru şekilde alınması gerekmektedir. Onam verme ehliyeti dikkatlice tespit edilmelidir. Hastada onam verme ehliyeti bulunmasa bile, mümkün olduğunca aydınlatma sürecine katılımı sağlanmalıdır. Bu çalışmanın amacı, tıbbi müdahalelerde karar verici sıfatına sahip kişileri, onam verme aşamasında özellik taşıyan halleri incelemek ve konuyla ilgili güncel hukuki düzenlemelere ve yargı kararlarına yer vermektir. Bu itibarla, uygulamada hak ettiği yeri bulamayan aydınlatılmış onam prosedürüne dikkat çekilmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tıbbi Müdahale, Rıza, Aydınlatılmış Onam, Onam Verme Ehliyeti, Hastanın Özerkliği.
PKK/KCK terör örgütünün legalleşme faaliyetleri
Bu çalışma Türkiye'de faaliyet gösteren PKK/KCK terör örgütünün meşrulaştırma sürecini ve bu süreçte gerçekleştirdiği faaliyetleri konu edinmekte olup iki bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde Türkiye'de faaliyet gösteren PKK terör örgütü ele alınmış ve örgütün tarihi arka planı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise PKK/KCK terör örgütünün legalleşme faaliyetleri analiz edilmektedir. Bu bölümde örgütün legal alanda yürüttükleri faaliyetleri, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları içinde yer alan etkinlikleri çerçevesinde incelenmektedir. Ayrıca bu bölümde örgütün legalleşme faaliyetleri kapsamında Çözüm Süreci ele alınmış ve sonrasında yaşanan Hendek Olayları incelenerek konu günümüze kadar getirilmiştir. Bu çalışma, ağırlıklı olarak 2005 yılı ve sonrasında yer alan olayları kapsadığı için konu hakkında daha belirgin analizlerin elde edilebilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: PKK, KCK, Terörle Mücadele, Çözüm Süreci, Legalleşme Faaliyetleri, Türkiye
Klinik ilaç araştırmalarda aydınlatma yükümlülüğü
Klinik ilaç araştırmaları, yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilebilmesi için, sağlık alanı açısından gereklidir. Tabi bir takım sorunlar oluşturabilir ve bu sorunlar dikkate alınarak yeni yöntemler geliştirilmelidir. Çünkü araştırmanın uygulanacağı gönüllü ya da gönüllüler, bu araştırmalar sebebiyle, fayda da sağlayabilir zarar da görebilir. Bu sebeple ilaç araştırması ve gönüllünün hakları arasında dikkat edilmesi gereken hususlar mevcuttur. Bu hususların ortadan kalkması, bir grup denetimlerin ve kuralların çerçevesinde mümkündür. Eğer bu denetim ve kurallara uyulmaması söz konusu olduğunda, gönüllüye karşı araştırmayı yapanların hukuki ve cezai sorumlulukları gündeme gelecektir. Bu çalışmamızda, yalnızca ilaç araştırmasından doğan hukuki sorumluluk konu edilmiştir. Her ne kadar yapılan müdahale, kişinin sağlığını koruma amacını taşısa da özünde vücut bütünlüğüne yöneliktir. Aydınlatma, hekim için bir borç iken hasta için bir haktır. Hekimin her müdahalesi, hastanın aydınlatılmış rızası alınmadığı takdirde, hukuka aykırılığı doğurduğundan hastanın aydınlatılması, yapılan her tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu şartıdır. Yapılan bir müdahalenin, hukuka uygun bir tıbbi müdahale olarak kabul edilebilmesi için aranan şartlardan belki en önemlisi, kendisine müdahalede bulunulacak kişinin, yani gönüllünün yapılacak müdahaleye rızasının (onamının) alınmasıdır.Gönüllünün rızası, gönüllü bakımından beden ve ruh bütünlüğün sağlanması ve kendi geleceğini belirleme hakkının kulla¬nımında bir araç olarak karşımıza çıkarken, hekim yönünden, uygulanan müdahalenin hukuka uygunluğunun bir şartı ve hekimin yetkisinin sınırını oluşturmaktadır. Rızanın geçerliliği ise, gönüllü ile hekim arasındaki hukuki ilişkinin, müdahalenin hukuka uygunluğunun ve hekimin sorumluluğunun tespiti bakımından önemlidir. Anahtar Kelimeler: Klinik Araştırmalar, Aydınlatma Yükümlülüğü, Sağlık Hukuku
Uluslararası literatürdeki müşteri ilişkileri yönetimi yayınlarının bibliometrik analizi
Günümüz dünyasında çok hızlı değişimler olmakta, hem şirketlerin faaliyet gösterdikleri pazardaki koşullar hem de tüketicilerin tercih ve beklentileri şekil değiştirmektedir. Faaliyet gösterilen pazarlarda her geçen gün artan oyuncu sayısı şirketler açısından önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Değişen dünya koşulları içinde şirketlerin varlıklarını sürdürebilmesi bu koşullara uyum sağlaması ve ana odak noktası olan müşterilerini korumasına ve hatta müşteri payını her geçen gün arttırmasına bağlıdır. Şirketler artık müşteri odaklı olmak zorundadırlar ve kendileri için değer yaratabilmek için müşteriye de değer yaratmaları gerekmektedir. Burada "Müşteri İlişkileri Yönetimi" yaklaşımı öne çıkmaktadır. Bu yaklaşımın iyi anlaşılması ve doğru uygulanması şirketler açısından kritik öneme sahiptir. Bu çalışmada, "Müşteri İlişkileri Yönetimi" yaklaşımı detaylıca incelenmiştir. Birinci bölümde bu yaklaşıma dair temel ve güncel tüm bilgiler sunularak detaylı bir kavramsal çerçeve çizilmiş ve araştırma metodolojisinden bahsedilmiştir. Araştırmanın amacı ve önemi, kapsamı, verilerin toplanması ve yöntemi anlatılmıştır. İkinci bölümde analiz ve bulgulardan bahsedilmiştir. Bu çalışmada bibliometrik analiz yöntemi kullanılmıştır. Web of Science veritabanında "Müşteri İlişkileri Yönetimi" alanında tüm yıllarda yapılan yayınlar taranmış ve yıllara göre yayınlanan yayın sayısı, yayınların türleri, yayınları yapan ülkeler ve araştırmacılar, yayınların yayınlandığı dergiler açısından istatistikler sunulmuştur. Daha sonra alanda en çok atıf almış olan ilk 10 makale atıf sayısı, yöntemi ve katkıları açısından incelenmiştir. Sonuç bölümünde çalışmanın bulguları özetlenmiş ve gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Müşteri İlişkileri Yönetimi, ERP, B2B, B2C, Veri Madenciliği.