
26
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kum köpekbalığı (Carcharinus plumbeus) Muğla kıyı alanlarında güncel mevcut durumu: Boncuk Koyu özelinde bir çalışma
1 Ocak 2022 - 31 Aralık 2022 arasında yapılan çalışmada sualtı, su üstü kamera görüntüleri incelenmiş, Muğla sınırları içerisinde yer alan dalış okulları çalışanları ve su ürünleri kooperatifine kayıtlı balıkçılar ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda7.448 saatlik sualtı kamera görüntüleri incelenmiş ve 11.102 kum köpekbalığı gözlemi yapılmıştır. Gözlemlerin aylara göre dağılımı Ocak 0, Şubat 0, Mart 0, Nisan 3.204, Mayıs 4.140, Haziran 1.448, Temmuz 397, Ağustos 51, Eylül 582, Ekim 1.458, Kasım 3 ve Aralık 0 şeklinde olmuştur. Bu gözlemlerin mevsim, saat, su sıcaklığı, suda bulunan oksijen miktarı (ppm) ve suda çözünmüş oksijen miktarı (%) ile ilişkisiincelenmiştir. Analizler için sayma veri (count) regresyon modeli kullanılmış ve bunun sonucunda karşılaşma sıklığının sıcaklık ile ilişkisi olmadığı, suda bulunan oksijen miktarı (ppm) arttıkça kum köpekbalığı görülme sıklığının arttığı ayrıca suda çözünmüş oksijen satürasyonu (%) arttıkça kum köpekbalığı sıklığının azaldığı görülmüş, en sık 12:00-15:00 saatleri arasında karşılaşmanın gerçekleştiği, tür ile en sık karşılaşılan mevsimin ilkbahar olduğu bulunmuştur. Su üstü kamerasındaki arıza nedeni ile sadece yılın son 5 ayında görüntü alınabilmiş fakat anlamlı bir veri elde edilememiştir. Ayrıca arazi çalışmaları kapsamında çeşitli su ürünleri kooperatiflerine kayıtlı 78 balıkçı ile47 dalış okulu çalışanı ile görüşülmüş fakat sadece köpekbalığı gözlem kaydı verebilen 8 balıkçı, 3 dalış okulu çalışanı ile olmak üzere sadece 11 anket yapılabilmiştir. Bu anketlerin yapılma amacı türün bilinmeyen bir toplanma alanı olup olmadığının tespitidir. Fakat tür ile karşılaşan kişilerin azlığı ve tüm anketlerde sadece bireysel karşılaşmaların olması nedeni ile anlamlı bir veri elde edilememiştir.
Akdeniz keşiş foku (Monachus monachus (Hermann,1779))'un Gökova Körfezi'ndeki mevcut durumu ve turizm - balıkçılık aktiviteleri ile etkileşimi
Türkiye'nin güneybatı kıyısında yer alan Gökova Körfezi'nde gerçekleştirilen kıyı sörveyi sonucunda, dünya genelinde soyu tehlike altında olan Akdeniz keşiş foku (Monachus monachus) kullanımına uygun beş kıyı mağarası belirlenmiştir. Türün mağara kullanımı hakkında bilgi elde etmek amacıyla bu mağaralara fotokapan kameralar yerleştirilmiş ve 2017 - 2021 yılları arasında Gökova Körfezi'nde türün mağara kullanımına yönelik veri açığının giderilmesi sağlanmıştır. Mağara izleme çalışması verilerinin değerlendirilmesi sonucunda, mağaraları kullanan birey sayısının genellikle kıştan ilkbahar sonuna kadar artış gösterdiği ve çoğunlukla gün batımı ile gün doğumu arasındaki saatlerde mağaraların kullanıldığı tespit edilmiştir. Çalışma kapsamında belirlenen mağaraları kullanan 18 birey tanımlanmıştır. Beş mağaradan ikisinin üreme mağarası olduğu saptanmıştır. İstatistiksel analiz sonuçları, aylık mağara kullanım oranlarının mevsimsel olarak değiştiğini ortaya koymuş ve yıllık mağara kullanım oranlarındaki değişimler, mevsimsellik, rüzgâr hızı, mağara içindeki ıslak alanların büyüklüğü, aydınlanma miktarı, insan aktivitesinin yoğunluğu ve mağaralara giren yol sayısı türün mağara seçimini tahmin edebilecek en iyi değişkenler olarak tespit edilmiştir. Ayrıca, Kruskal Wallis H testi ile farklı faktörlere göre mağaraların kullanım süreleri analiz edilmiş ve toplam mağara kullanım sürelerinin; farklı mağaralara, cinsiyetlere, bireylere ve yaş gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Aynı zamanda, anket çalışmalarından elde edilen gözlemci gruplarının faaliyetlerine ilişkin mekânsal verilerin Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS)'de analizinde, balıkçı ve tur teknesi alan kullanım yoğunlukları ile balıkçılık ve turizm açısından alan kullanım frekansları tespit edilmiştir. Bu sayede fok gözlem verilerinden yola çıkılarak fok-insan etkileşiminin gerçekleştiği alanlar belirlenmiştir. Sonuç olarak, tez çalışmasından elde edilen bilgiler doğrultusunda, zaten kısıtlı sayıda olan fok mağaralarının insan baskısına karşı korunması için öneriler sunulmuştur.
Gemilerin darbe ve çarpışma analizi
Deniz taşımacılığında, liman ve boğaz bölgeleri ile kanal geçişlerinde yoğun trafik oluşmaktadır. Bu duruma, olumsuz hava şartlarının eklenmesi sonucu kazalar meydana gelebilmektedir. Deniz kazaları gemilerin birbirlerine çarpması veya karaya oturması şeklinde gelişmektedir. Tankerler, deniz taşımacılığında kullanılan gemilerdir. Tanklarında sıvı olarak ham veya işlenmiş petrolü ya da türevlerini taşırlar. Bu nakliyat tüm deniz taşımacılığı içinde en büyük taşıma tonajını oluşturur. Belirli bölgelerde ortaya çıkmakta olan bu yoğun trafik kaza riskini artırmaktadır. Herhangi bir geminin bir tankere veya tankerlerin birbirlerine çarpmasıyla denize petrol veya türevleri yayılmaktadır. Yayılan bu kirliliğin kıyı ve denizel ekosisteme olumsuz etkileri bulunduğu gibi, doğal denizel ortamda ya da üretim çiftliklerinde bulunan canlıların doğrudan yok edildiği, rekreasyonel faaliyetlerin engellendiği olumsuz etkiler de ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada, bir geminin baş bodoslaması ile bir tankere veya konteyner gemisine bordasından çarpma simülasyonları ayrıntılı olarak ANSYS / LS-DYNA yazılımı kullanılarak incelenmiştir. Gemilerin çarpışması sırasında açığa çıkan enerji değerleri ve oluşan deformasyonlar incelenerek hasar analizleri yapılmıştır. Dolayısıyla tanker ve diğer gemi konstrüksiyonlarının henüz tasarım aşamasında ağır kaza senaryolarına göre tasarlanması gerekliliği ortaya konmuş ve bu doğrultuda öneriler geliştirilmesi mümkün olmuştur. Böylelikle oluşacak kazalarda, ortaya çıkacak hasarın sınırlandırılması, çevre kirliliğinin engellenmesi veya en azından etkili oranda sınırlandırılması büyük önem taşımaktadır.
Akdeniz ölçeğinde balıkçı filolarının analizi
Dörtte üçü sular ile kaplı olan dünyamızda geçmişten bugüne kadar balıkçılık önemli bir geçim kaynağımızı oluşturmuştur. Balıkçılık faaliyetlerinin artması ile ihtiyaca göre üretilmeye başlanan gemiler, balık alanlarının tespit edilmesinde, balıkların avlanması, depolanması ve nakliyesinde kullanılmaya başlanmıştır. Akdeniz Bölgesi ele alındığında ise, yüz ölçümünün oldukça büyük olduğu görülmektedir. Bu durum bu denize kıyısı olan ülkelere büyük bir ekonomik katkı sağlamaktadır. Denizden elde edilen ekonomik faydanın en büyük gelir kalemini su ürünleri yetiştiriciliği ve balıkçılık faaliyetleri sağlamaktadır. Bu durum Akdeniz'de büyük bir balıkçı filosunun oluşmasına yol açmıştır. Bu filo, kıyı balıkçılığında kullanıldığı gibi aynı zamanda orta mesafe balıkçılığı, uzun mesafe balıkçılık ve açık deniz balıkçılığı için de kullanılmakta ve zorlu deniz şartlarıyla karşılaşabilmektedir. Bu bağlamda, balıkçı gemilerinin tasarım kriterlerinin belirlenmesi oldukça kritik önem taşımaktadır. Özellikle ülkemizde, 2000'li yıllarda, gemi inşa ustaları ve tekne sahiplerinin istekleri ve kararları arasında şekillenen gemi inşa süreci, güncel bir mühendislik anlayışı kazanmış ve uluslararası denetim kuruluşlarının devreye girmesiyle profesyonelleşmiştir. Günümüzde artan küresel rekabette, artan yakıt fiyatlarına da paralel olarak, balıkçı gemilerinin tasarım parametrelerinin optimum seviyelerde olması önem arz etmektedir. İncelenen her ülke Akdeniz kıyısında olsa da Akdeniz bölgesi geniş bir coğrafyayı kapsadığı için, çok farklı meteorolojik koşullara maruz kalmaktadır. Bu sebeple tüm bölge için genel bir çıkarım yapmaktansa, ülkeler bazında özel olarak filoların incelenmesi ve tasarım oranlarının belirlenmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde hem aşırı avlanmayı önlemek konusunda uygulanan yönetmeliklerle, hem de yeni balıkçı gemisi inşaatında uygulanan kotalarla, balıkçı filoları denetim altında tutulmaktadır. Bu sebeple filonun verimliliği ve en yüksek tasarım kriterlerine sahip olması oldukça önemlidir. Ülkemizde de son yıllarda artan çabalarla, balıkçılar ve tüketiciler bilinçlendirilmiş olup deniz ürünleri yetiştiriciliği teşvik edilmektedir. Türk denizcilik tarihinde ilk defa açık deniz balıkçılığı yapılmaya başlanmış olup gemi boyları 50 metrelere kadar ulaşmıştır. Bu bağlamda ülkemizde balıkçılık trendinin değişmeye başladığı söylenebilir. Bu çalışma kapsamında, Akdeniz ölçeğinde mevcut ve son yirmi yılı içeren Fas, Fransız, İspanyol, İtalyan ve Türk balıkçı filoları detaylıca karşılaştırılarak incelenmiş ve iyileştirme önerileri sunulmuştur.
İzmir Körfezi'ndeki balık türlerinde ağır metallere karşı çoklu biyoişaretçi tepkileri
Biomarkers (superoxide dismutase, catalase, malondialdehyde and metallothionein) were investigated to evaluate the bioaccumulation of metals in the organs of fish species (Sparus aurata, Chelon labrosus, Diplodus vulgaris) in the İzmir Bay. The fish were collected from the Inner and Outer Bays in 3 periods, in November 2019, November 2020 and May 2021. Metal analyzes were carried out with Atomic Absorption Spectrometer and biomarker analyzes were made with a microplate reader. Depending on the metal and biomarker measurements found in the organs, the levels in the liver and gills tissues were observed to be higher than in the muscle tissues. According to statistical results, significant differences were found between tissues for all metal and biomarker parameters. In addition, it was determined that biomarkers responded significant answers for metal bioaccumulations. Although the metal levels determined according to the health risk assessment were below the threshold limit values, the As levels for the lifetime cancer risk were determined within the limits that should be considered. This study revealed that the combined use of biomarkers and metal concentrations can be an important tool for investigating the health status of marine ecosystems. In conclusion, this thesis will provide robust findings for its related study field.
Türkiye'nin Ege Denizi kıyılarında Posidonia oceanica (L.) Delile, 1813 çayırlarının Crustacea faunası ve biyoekolojik özellikleri
Türkiye'nin Ege Denizi kıyılarında Posidonia oceanica çayırlarında dağılım gösteren Crustacea türlerini belirlemek amacıyla yirmi dokuz istasyona ait iki farklı derinlikten toplam yüz yetmiş iki bentik örnek alınmıştır. Bu çalışmada ortamın fiziko-kimyasal parametreleri, Posidonia oceanica çayırlarının fenolojik özellikleri (sürgün yoğunluğu, yetişkin, orta ve juvenil yaprak uzunlukları gibi) ve Posidonia oceanica çayırlarında dağılım gösteren Crustacea türlerinin biyoekolojik özellikleri araştırılmıştır. Örneklerin kalitatif ve kantitatif incelenmesi sonucunda yedi ordoya ait iki yüz tür bulunmuştur. Bu türlerden beşi (Caprella tavolarensis, Eriopisella ruffoi, Iphimedia vicina, Astacilla mediterranea ve Macropodia deflexa) Doğu Akdeniz, biri (Apseudopsis minimus) Türkiye kıyıları ve sekizi (Gammaropsis crenulata, Iphimedia gibbula, Coxischyrocerus inexpectatus, Microprotopus maculatus, Gnathia dentata, Idotea pelagica, Stenosoma lancifer ve Processa robusta) Türkiye'nin Ege Denizi kıyıları için yeni kayıttır. Ayrıca bölgede iki yabancı (Ampithoe bizseli ve Processa macrodactyla) ve iki boring Crustacea türü tespit edilmiştir. Araştırma bölgesinde en fazla tür ve birey sayısına sahip ordo Amphipoda'dır. Tanaidacea ordosundan Chondrochelia savignyi en baskın ve yaygın tür olarak saptanmıştır. Ortalama sürgün yoğunluğu ile derinlik arasında negatif yönde, ortalama yetişkin ve orta yaprak uzunluğu ile derinlik arasında pozitif yönde; ortalama sürgün yoğunluğu ile tür ve birey sayısı arasında pozitif yönde bir ilişki gözlenmiştir. Çeşitlilik ve düzenlilik indeks değerleri ile derinlik arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark görülmemiştir.
Gemi havuzlama ve havuzlama sırasında oluşan kazaların analizi
Yaklaşık M.Ö. 4000'li yıllardan günümüze kadar başlangıçta ahşap konstrüksiyonlu, sanayi devrimi ile birlikte önce perçin, daha sonra da kaynak konstrüksiyonlu çelik gemiler inşa edilmiştir. Günümüzde bu gemilerin yanı sıra alüminyum ve çeşitli kompozit malzemelerin kullanıldığı tekneler de üretilmektedir. Hangi malzeme ile inşa edilmiş olursa olsun her gemi, işletme ve maruz kaldığı deniz koşullarına göre belirli periyotlarla mutlaka bakıma ve onarıma alınmak zorundadır. Bu gemilerin rutin planlı bakım faaliyetleri nedeniyle ya da pervane, şaft, şaft yatağı, karina sac ve mukavemet elemanı deformasyonları gibi plansız arızaları sebebiyle havuza alınması işlemine havuzlama faaliyeti denilmektedir. Gemilere yüzer ve kuru (taş) havuz platformlarında havuzlama işlemi uygulanır. Gemi havuzlama faaliyeti öncesinde geminin dip formuna ve posta-tülani düzenine uygun olarak havuz güvertesine metal bloklar üzerine meşe ve çam dolgular yerleştirilir. Geminin dip formunu alan bu metal bloklar üzerindeki meşe ve çam dolgunun tümü takarya olarak isimlendirilir. Çalışmanın ilk bölümünde gemilerin havuzlama aşaması detayları ile birlikte ele alınmış, bir geminin havuzlama planı hazırlanarak takarya mukavemet hesabı yapılmıştır. Daha sonra havuzlama öncesinde ve sonrasında tersane ve gemi ilgililerinin uyması gereken prosedür ile havuzlama operasyonu sırasında gerçekleşen manevralar ele alınmıştır. İzleyen bölümde ise, havuzlama sırasında oluşan can ve mal kayıplarına neden olmuş, gemide patlama, yangın, alabora olma, kırılma şeklindeki tipik ve istisnai kazaların analizleri yapılmış, kaza oluşum nedenleri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. İncelemenin sonuç kısmında, geçmişte oluşan kazaların tekrar yaşanmaması için alınması gereken önlemler tartışılmış, havuzlama kazalarının tümüyle önlenmesi amacıyla uygulanması gereken teknik yöntem ve kontroller ayrıntılı olarak sıralanmıştır.
Küçük su hattı alanlı ikiz tekne (KSAİT) konseptinin orta ölçekli çok amaçlı bir araştırma gemisi için fizibilite araştırması
Dokuz Eylül Üniversitesine ait Koca Piri Reis Araştırma Gemisi (R/V K.Piri Reis), 1978 yılında Almanya'da inşa edilmiştir ve inşa tarihinden bu yana aktif olarak hizmet vermektedir. R/V K.Piri Reis, bilimsel araştırmaların yanı sıra Türkiye için önemli stratejik görevler icra eden Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü'ne bağlı dört araştırma gemisinden biridir. R/V K.Piri Reis gemisi 2018 yılında, denizlerdeki 40. yılını doldurmuştur. Dünya denizlerinde faaliyet gösteren araştırma gemileri incelendiğinde, ekonomik kullanım ömürlerinin yirmi ile otuz yıl arasında olduğu görülmektedir. Bu kapsamda, ekonomik kullanım ömrünü doldurduğu farz ve kabul edilerek, orta ölçekli ve çok amaçlı bir araştırma gemisi için fizibilite çalışması yapılması Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsünce kararlaştırılmıştır. Bu çalışmada, Dokuz Eylül Üniversitesinin yeni bir araştırma gemisi için yapılacak olan fizibilite çalışmalarına esas olmak üzere, dalgalardan etkilenmesi diğer gemi tiplerine göre en az olan "Küçük Su Hattı Alanlı İkiz Tekne (KSAİT) Tipi Araştırma Gemisi" nin çevre denizlerimizde kullanım koşulları uyumluluk matrisi ile analiz edilmiştir. Böylelikle, kamusal alan başta olmak üzere, çevre denizlerimizde kullanılabilecek araştırma gemileri tiplerinin fayda/mahsur, maliyet/etkinlik açısından durumları incelenmiştir.
Kombine akımlar altında oluşan sediman dalgacıkları: Gediz ve Büyük Menderes örnekleri
Kıyısal alanlarda sediman taşınımının gerçekleştiği en küçük yapısal unsur olan deniz taban formları, etkilendikleri hidrodinamik koşullara ve sediman karakteristiğine göre değişimler göstermektedir. Bu değişimlerin izlendiği çalışmalar, dalga ve akıntı etkisi altında gelişen deniz taban fomları ile ilgili oldukça çok iken, kombine akım altında gelişen deniz taban formlarının gelişimini inceleyen çalışma sayısı göreceli olarak oldukça azdır. Diğer taraftan, Türkiye kıyılarında bu formları inceleyen bir çalışma mevcut değildir. Bu motivasyonla, tez çalışması kapsamında kombine akımlar altında gelişen deniz taban formlarını ve bu formların etkilendikleri dinamikleri incelemek amacıyla Gediz ve Büyük Menderes nehir ağzılarında, farklı dönemlerde çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar, öncelikle sediman dalgacıklarının yerinde fotoğraflanarak tespit edilmesi ve boyutlarının ölçülmesini içermektedir. Bunun yanında, hidrodinamik koşulların belirlenmesi için akıntı ve rüzgar ölçümleri, sediman karakteristiğinin belirlenmesi için deniz tabanı sediman örneklemesi yapılmıştır. Bu temel ölçümlerin yanında, deniz suyunun fiziksel özellikleri de ölçülmüştür. Bu ölçümler ve sonrasındaki analizler sonucunda, elde edilen parametreler ile literatürdeki önerilen faz diyagramları ve analitik modeller test edilmiştir. Bunun yanında, boyut analizi ve regresyon analizi ile sediman dalgacıklarını etkileyen parametreler belirlenerek, bu parametreler ışığında sediman dalgacıklarına yeni yaklaşımlar geliştirilmiştir. Bu yaklaşımlar sonucunda, üç farklı faz diyagramı önerisi ile sediman dalgacıkları şekilsel olarak sınıflandırılmıştır. Bunun dışında, tez veri setini iki farklı koşul için temsil eden ve sediman dalgacıklarına boyutsal yaklaşım sağlayan bir analitik model önerisi geliştirilmiştir.
Çeşme Ildır körfezi ile Eğriliman boğazının deniz taban yapılarının holosen dönemi sismik stratigrafi, güncel tektonik ve oşinografik özelliklerinin araştırılması
Dünya genelindeki kıyısal alanlar son derece karmaşık ekosistemlerin dahil olduğu farklı ve üretken ortamları kapsamaktadır. Bu ortamlar, doğal, sosyal, çevresel ve ekonomik yararları açısından son derece değerlidir. Sahip olduğu bunca öneme karşın, Türkiye'deki kıyı alanlarının deniz taban yapıları, jeomorfolojik, sedimentolojik ve jeokimyasal özellikleri, oşinografik modellemeleri, denizel habitat dağılımı ve biyoçeşitliliği hakkındaki bilgi eksikliği inkar edilemez bir gerçektir. Bu tez kapsamında, Ege Denizi Karaburun Yarımadası'nda bulunan Ildır Körfezi ve çevresinde jeolojik ve jeofizik araştırmalar yapılmıştır. Çalışmanın veri toplama sürecinde yaklaşık 193 km2'lik denizel alana ve 68 km'lik kıyı şeridine sahip Ildır Körfezi ve önlerinde 0-85 m derinlik aralığında multibeam echosounder, subbottom profiler, yanal taramalı sonar, akustik doppler akıntı profili (ADCP), deniz suyu ortamsal parametre ölçümü (CTD), sedimet örnekleme ve gravite kor çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Ildır Körfezi'ndeki kirlilik ve bunun habitat üzerindeki etkisini belirlemek için yüzey sedimet örneklerinde tane boyutu, element, organik karbon, karbonat dağılımları saptanmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte elde edilen ağır metal verileri zenginleştirme faktörü (EF) ve jeoakümülasyon (Igeo) gibi jeoistatistik metotlarla deniz tabanındaki element etkileşimleri değerlendirilmiştir. Sonuç olarak tüm bu verilerin ışığında, Ildır Körfezi özelinde, deniz tabanı morfolojik yapısı, denizel habitat ve yüzeysel jeolojik yapılara ait alansal verileri içeren haritalar, jeokimyasal ve oşinografik değerlendirmeler ve son buzul dönemi sonrasındaki deniz seviyesi yükselimine bağlı sedimentolojik özellikler, güncel deniz taban sirkülasyonu ve sediment depolanma merkezlerine ilişkin yorum ve sonuçlar yer ve deniz bilimcilere sunulmuştur.
Karadeniz'de kıyısal Kelvin dalgalarının oluşum mekanizmaları ve özellikleri
Karadeniz'de kıyıya sıkışan dalgalar (coastally trapped waves CTW), Türkiye Ulusal Deniz Seviyesi İzleme Sistemi (TUDES) deniz seviyesi istasyonları gözlemleri ve Copernicus Marine Service tarafından üretilen deniz yüzey yüksekliği model sonuçları kullanılarak 2012-2016 yılları arasında incelenmiştir. Deniz seviyesi ölçüm istasyonları Karadeniz'in Türkiye kıyılarında İğneada, Şile, Amasra, Sinop ve Trabzon da yer almaktadır. Deniz seviyesi spectral analizleri, CTW'lerin 12-13 gün arasında değişen sürelerde, 15 gün süreyle Karadeniz'de var olduğunu göstermektedir. Zaman serileri üzerinde yapılan analizlerde bu dalgaların yaklaşık 2,5 m/s hızla batıdan doğuya doğru yayıldığı ve istasyonlarda deniz seviyelerinde 20-35cm lik deniz seviyesi değişimlerine neden oldukları belirlenmiştir. CTW'ların oluşum mekanizmalarını inceleyebilmek için Copernicus Marine Service tarafından sağlanan deniz yüzeyi yüksekliği ve yüzey akıntı dağılımları, deniz seviyesi istasyonlarında ölçülen rüzgar verileri ve Copernicus Marine Service rüzgar model sonuçları beraber analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda, Karadeniz'in batısında kıyıya parallel rüzgarın güçlü estiği zamanlarda, kıyıya su yığılmakta ve CTW leri oluşturduğu gösterilmiştir.
Gemi teknolojilerinin sürdürülebilirliğinin bütünleşik modellemesi
Bir geminin yaşam döngüsünün en yüksek çevresel etkileri, inşa ve ömür sonu / geri dönüşüm aşamasında meydana gelmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'deki ilgili sahalardan çelik tekne yapımı için toplanan veriler ve farklı tipteki gemiler için çelik tekne geri dönüşüm aşamalarından elde edilen veriler, çevresel etkileri belirlemek için SimaPro 8.2.3 yazılımı ve CML-IA metodolojisi kullanılarak değerlendirilmiştir. Abiyotik tükenim, abiyotik tükenim (fosil yakıtlar), asitleştirme, ötrofikasyon, küresel ısınma, ozon tükenimi, insan toksisitesi, temiz sudaki ekotoksisite, deniz suyu ekolojik toksisitesi, toprak ekotoksisite ve fotokimyasal oksidasyon kategorilerine ait sonuçlar elde edilmiştir. Yaşam döngüsü envanterlerinden ve etki değerlendirmesinden elde edilen sonuçlar, gemi inşasından kaynaklanan ilgili etkilerin ve gemi tipinin karmaşıklığının bu etkiler üzerinde yüzde 85 'lik önemli bir paya sahip olduğunu göstermiştir. Çalışma Yaşam döngüsü analizi (YDA)'nin gemi sahibi, tersane yöneticileri, klas toplulukları, gemi geri dönüşüm tesisleri ve denizcilik çevre endüstrilerindeki kamu otoriteleri gibi paydaşlara yardımcı olabilecek değerli bir araç olduğunu göstermiştir.
Farklı bot ve gemi formlarının sayısal hidrodinamik analizi
Günümüzde yükselen enerji maliyetleri ve giderek artan çevre kirliliği nedeniyle tekneleri gereğinden yüksek güce sahip motorlarla donatmamak ve seyir yarıçapını doğru belirleyebilmek için, tekne formlarının hidrodinamik direnç kuvvetlerinin doğru tahmin edilmesi çok önemli hale gelmiştir. Bu amaçla gerçekleştirilen ve oldukça maliyetli olan çekme tankı deneylerinin kapsamını sınırlandırabilmek ve tekne formunun direncini geniş bir hız aralığında ve her yükleme durumu ile deniz koşulundaki direncini tahmin edebilmek, ancak hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) analizleri ile mümkün olabilmektedir. Bu tezin amacı farklı tekne formlarına sahip botların veya gemilerin bilgisayar ortamında ANSYS Fluent 16.0 yazılımı aracılığıyla HAD analizini yaparak elde edilen direnç sonuçlarını, daha önce yapılmış olan çekme tankı direnç deney sonuçlarıyla karşılaştırarak güvenilir bir analiz algoritması elde etmektir. İzleyen aşamada ise, elde edilen bu sonuçlardan hareket ederek, daha önce çekme tankı deney sonuçları bulunmayan bir tekne formunun Rhinoceros yazılımında üç boyutlu modelini oluşturmak ve ortaya çıkan formun ANSYS Fluent 16.0 yazılımında HAD analizini gerçekleştirmek diğer bir hedefi oluşturmaktadır. Böylelikle daha önce çekme tankı deney sonuçları bulunmayan bir gemi formunun veya yeni tasarlanan bir tekne modelinin çok geniş bir hız aralığında, her yükleme durumu ile deniz koşulundaki HAD analizlerinin yapılarak, bu forma ait gerçeğe yakın sayısal direnç değerlerinin elde edilmesi mümkün olacaktır.
Homa Dalyanı'ndaki sülüneslerde(Solen marginatus) ağır metallerin birikimi
In this thesis, the concentrations of heavy metals (aluminum, cadmium, chromium, copper, lead, iron, manganese, mercury and zinc) were investigated in razor shell from the Homa Lagoon. The study area, the Homa Lagoon is an active lagoon where is located in north of İzmir Bay. The Homa Lagoon is an important coastal wetland ecosystem and in terms of pollution, it is under the influence of Gediz River and Izmir Bay. Solen marginatus samples were collected seasonally in May 2015 to November 2017 from the Homa Lagoon. During 2015-2016 sampling period, whole tissues were separated from shells of S.marginatus. In 2017 sampling period, hepatopancreas and soft tissues were dissected. For calculation of bioaccumulation factor (BAF), sediment samples were collected at sampling location from lagoon in May 2017. The heavy metal analyses were performed by using atomic absorption spectrophotometer (AAS). The statistical analyses (ANOVA, Kruskal-Wallis and correlation tests) were applied to assess significant differences of metal concentrations between seasons and tissues. In this study, the maximum levels of metal were generally observed in spring and summer periods. Hepatopancreas generally more accumulate metals than soft tissues. According to BAF ratio, significant values were found for mercury, cadmium and zinc in both tissues. In point of human health risk assessment, metal results were compared with PTWI (Provisional Tolerable Weekly Intake) values of international regulations. The concentrations of chromium, copper, iron and aluminum in Solen marginatus were found above permissible values.
Kekova körfezinin fiziksel oşinografisi
In this study, flow analysis of Kekova Bay is performed under initial and boundary condition derived experimental measurement by using SMS / ADCIRC commercial code. Here, The most important force in the determining of initial and boundary conditions is Tidal ones. The flow analysis is performed by consideration of this Tidal force. The numerical results are then verified by testing the resulting predictions for independence of the grid size, time-step and other parameters. The grid size used for the solution was 3 m with a time step Δt = 0.5 s. As future work, further numerical studies will be conducted to investigate more accurate solution
Yozgat Eosen yaşlı denizel tortulların paleoiklimsel değerlendirmeleri
Bu çalışma kapsamında, Çankırı-Çorum havzası Arabın Mahallesi kömür katmanı içerisinden alınan 16 adet örnek, palinolojik olarak incelenmiştir. Çalışma alanı stratigrafik olarak temeli oluşturan Çiçekdağı Kuşağı ve bunu uyumsuzlukla üstleyen Çankırı-Çorum Havzası Sedimanter İstifi olarak iki farklı stratigrafiye sahiptir. Kömür örneklemesi yapılan katman, sedimanter istifi içerisindeki Yoncalı Formasyonunda bulunmaktadır. Örneklerde gözlenen polen formları, bu örneklerin Orta-Geç Eosen zamanında çökeldiğini göstermektedir. Ayrıca, örneklerde gözlenen mangrov ve mangrov gerisi bitkilere ait polenler, bu dönemde bölgede tropikal iklimin varlığına işaret etmekte ve depolanma alanın denize yakın olduğunu göstermektedir. Coexistence approach yöntemiyle ilk kez elde edilmiş olan Yozgat-Arabın Mahallesine ait sıcaklık değerleri, nemli ve tropikal iklim koşullarının varlığını desteklemektedir. Çankırı-Çorum havzasının kuzeyi özellikle tatlısu ortamında gelişen ova, bataklık ve nehir kıyısı bitki örtüsü ile temsil edilmektedir. Bölgenin güneyinde denizel etkinin daha baskın olduğu gözlenmiş olup, havzanın kuzeyinden farklı olarak ova-bataklık ve akarsu kenarı bitki örtüsü daha az yaygındır. Havzanın kuzey ve güneyinde tropikal iklim koşullarını temsil eden termofil bitkiler yaygın olarak kayıt edilmiştir. Ayrıca orta topoğrafyalı alanlarda yaşayan Pinus ve ayrılmamış Pinaceae sadece havzanın güneyine ait örneklerde kayıt edilmiştir. Bu bulgu, Orta-Geç Eosen'de havzanın güneyinin daha yüksek bir topoğrafyaya sahip olduğu şeklinde yorumlanabilir. Sonuç olarak palinolojik veriler, Orta-Geç Eosen döneminde Anadolu'da nemli ve tropikal iklim koşullarının hakim olduğunu, kıyı şeridi boyunca sıcaklık değerlerinin ve nemin çok yüksek olduğunu göstermekte, buna karşın kara iç kısımlarında daha serin iklim koşullarının varlığını işaret etmektedir. Buna göre, orta Anadolu'da karasal alan içerisinde paleotopoğrafya az ve orta yükseltide ve karışık orman topluluğu ile kaplı olmalıdır.
Ege denizi kıyılarında yabancı bryozoan türlerinin araştırılması
Bu çalışmada kapsamında, İzmir Körfezi ve civarında seçilen 7 istasyondan (İzmir- Pasaport, İzmir-Levent Marina, Seferihisar-Sığacık Limanı, Çeşme- Dalyan Marina, Urla-İskele, Karaburun-Balıkçı Barınağı, Mordoğan-Balıkçı Barınağı) Ağustos ve Kasım 2015 tarihlerinde Bryozoan örnekleri toplanmıştır. Toplanan örneklerin tür tayini yapılarak istasyonlardaki yabancı Bryozoan türleri belirlenmiş, bu türlerin çevresel değişkenlerle olan ilişkileri araştırılmıştır. Çalışma kapsamında istasyonlarda 12 familyaya ve 3 ordoya ait 19 bryozoan türü tespit edilmiştir. Yaz ve güz döneminde en düşük tür sayısı Pasaport'ta (S1), en yüksek tür sayısı ise Sığacık'da (S7) belirlenmiştir. Soyer Frekans İndeks'ine göre, tüm örnekleme noktalarında yaz döneminde Bugula neritina, güz döneminde ise Schizoporella errata devamlı kategorisinde yer alan bir türdür. Çalışmada belirlenen 19 Bryozoa türünden 3 tanesi yabancı (Amathia verticillata, Celleporaraia brunnea ve Celleporaria aperta), 2 tanesi kriptojenik (B. neritina ve Microporella ciliata) tür olarak belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda C. aperta Türkiye faunası için yeni kayıt olarak verilmiştir. İstasyonlarda belirlenen fiziko-kimyasal değişkenlerle her iki dönemde de devamlı kategorisinde yer alan yabancı (A. verticillata, C. brunnea) ve kriptojenik (B. neritina) türler arasındaki ilişkiler lojistik regresyon analizi kullanılarak belirlenmiştir. B. neritina ile sıcaklık; A verticillata ile amonyum azotu, orto fosfat ve toplam fosfat fosforu; C. brunnea ile çözünmüş oksijen konsantrasyonları arasında anlamlı bir ilişkinin (p<0,05) varlığı tespit edilmiştir.
İzmir Kordon bölgesindeki mevcut kıyı duvarlarının performansının fiziksel ve analitik modeller ile incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, İzmir Kordon Bölgesinde yer alan mevcut kıyı duvarlarının fırtına zamanlarındaki dalga aşımına karşı performansının araştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle çalışma yapılacak alanın mevcut fiziksel durum tespiti yapılmıştır. Rüzgâr ve dalga iklimini ortaya koyan çalışmalar ise Bilimsel Araştırma Projesi kapsamında ortak çalışma yürüttüğümüz Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi akademisyenlerince gerçekleştirilmiştir. Rüzgâr ve dalga ikliminin ve mevcut fiziksel durumun ortaya çıkarılmasını takiben, Ortadoğu Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü, Deniz Mühendisliği Araştırma Merkezi Laboratuvarında yer alan dalga kanalında fiziksel deneyler gerçekleştirilmiştir. Deneyler için en kesiti çıkarılan yedi noktadaki kıyı duvarı geometrisini oluşturan reel verilerin ortalaması alınmış ve ortalama değerler, belli bir ölçekte küçültülerek bir model oluşturulmuştur. Deneyler, oluşturulan bu model üzerinde farklı dalga parametreleri ve su derinliği senaryoları üretilerek gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, mevcut kıyı duvarlarının dalga aşım performansını fiziksel veriler ile ortaya koymuştur. Literatürde öne çıkan beş adet çalışmada yer alan formüllerden hangi formülün Kordon Bölgesinin fiziksel yapısına sahip bir kıyı duvarında gerçeğe en yakın sonuç verdiği irdelenmiştir. Deneylerde kullanılan model geometrisi ile dalga ve su derinliği verileri, literatürdeki beş adet çalışmada yer alan formüllerde yerine konulmuştur. Formüllerden elde edilen analitik sonuçlar ile deneylerden elde edilen fiziksel sonuçlar karşılaştırılarak, fiziksel sonuçlara en yakın değeri veren formül belirlenmiştir. Belirlenen formül, yedi noktanın verileri ile ayrı ayrı çalıştırılarak, Kordon Bölgesinde mevcut kıyı duvarlarının performansı analitik olarak ortaya konulmuş ve sonuçların tolere edilebilir sınırların çok üzerinde olduğu gösterilmiştir.
Türkiye'nin Ege kıyılarında karaya vuran deniz memelileri ve değerlendirilmesi için yönetişim modeli
Bu tez çalışması, Türkiye'nin Ege Denizi kıyılarında deniz memelilerine ait karaya vurma vakalarının sıklığını, zamansal ve mekânsal dağılımını tespit etmek, bu taksayı tehdit eden faktörleri saptamak ve karaya vuran deniz memelilerine yönelik etkin bir yönetişim modeli önerisi geliştirmek amacıyla yapılmıştır. Bu doğrultuda Türkiye'nin Ege Denizi kıyılarında; kuzeyde Yunanistan sınırından, güneyde Dalaman Çayı'na kadar; 1 Ocak 1990 ile 27 Haziran 2019 tarihleri arasında gerçekleşmiş olan vakalar, yayınlanmış televizyon, gazete haberleri, ilgili dernek ve vakıfların internet siteleri, konuyla ilişkili tezler ve yayımlanmış makalelerden derlenmiştir. Aynı zamanda, 18 Mayıs 2018 ile 9 Mart 2019 tarihleri arasında Orta Ege kıyılarında belirlenen alanlarda mevsimlik kıyı tarama çalışmaları gerçekleştirilmiştir. 1 Ocak 1990 ile 27 Haziran 2019 tarihleri arasında deniz memelilerine ait toplamda 137 karaya vurma vakası kaydedilmiştir. Vakaların 118'i Setase takımına, 19'u Monachus monachus'a aittir. En fazla karaya vurma kaydı 41 bireyle Stenella coeruleoalba türüdür. Kaydedilen vakarın 16'sı canlı karaya vurma vakasıdır. Mevsimsel olarak vakaların ilkbahar %31,1 ve kış %31,9 aylarında daha sık gerçekleştiği saptanmıştır. Karaya vuran bireylerin sadece %23,5'ine nekropsi yapıldığı bilinmektedir buna bağlı olarak ölüm sebebi kesin bilinen bireyler %20,3 olarak belirlenmiş olup, oldukça azdır. Karaya vurma vakalarının yıllara göre arttığı saptanmıştır. Bu yıllar içerisinde bir yılda en fazla 17 vaka, 2018 yılında gerçekleşmiştir. Çalışmanın sonucunda Türkiye'nin Ege Denizi kıyıları için daha sonraki çalışmalarda da kullanılabilecek 29 yıllık bir deniz memelisi karaya vurma veri tabanı oluşturulmuştur. Ege Kıyılarında karaya vurma iletişim ağı için temel oluşturacağı düşünülen iOS ve Android işletim sistemleri için bir mobil uygulama geliştirilmiştir. Mevsimsel olarak gerçekleştirilen kıyı tarama çalışmalarında hiçbir ölü bireye rastlanmamıştır.
Değişen Haliç ekosisteminde ihtiyoplankton çeşitliliği ve bolluğu
Haliçler bakteriler dahil olmak üzere birçok organizma için birincil gıda kaynağı ve sedimantasyon yerleşim alanıdır. Bu çalışmada, İstanbul Haliç'in ihtiyoplankton yönünden çeşitliliğinin araştırılması, dolayısıyla ıslah çalışmalarından sonra ihtiyoplankton tür zenginliği ve alansal dağılımı bakımından ne düzeyde olduğunun araştırılması yapılmıştır. Bunun için Haziran-2015 ve Mayıs-2016 tarihleri arasında Haliç'in bütün bölgesini kapsayacak şekilde yerleştirilen 6 istasyonda, aylık olarak vertikal ve horizontal çekimler gerçekleştirilmiştir. 33 balık türünün erken gelişim aşamaları tespit edilmiştir. Tespit edilen bu türlerin sayısı, çeşitliliği, ölü ve canlı yumurta oranı belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, ihtiyoplankton bolluğunun aylık olarak değişimleri ve ıslah çalışmalarından sonra ihtiyoplankton tür zenginliği incelenmiştir. Çalışmanın sonunda İstanbul Haliç ekosisteminde tespit edilen türlerin üreme zamanları ve bölgeleri, tür çeşitliliği ve bulunma durumları geçmiş dönemde yapılan Haliç ihtiyoplankton çalışmaları ile kıyaslanmıştır. Bu çalışmanın önemi; Haliç'te yapılan rehabilitasyon çalışmalarından sonra ihtiyoplankton açısından varolan durumu değerlendirmek ve ekolojik koşulların değişimini geçmişle karşılaştırarak göstermektir.
Ege Denizi'nde fitoplankton dinamikleri: Su kolonunda kemotaksonomi ve sedimentte dinoflagellat kistleri dağilimi
The Aegean Sea has a unique structure within the Mediterranean ecosystem with the complex bottom and coastal structure, various river discharges and the presence of the low salinity Black Sea water entering the Dardanelles. The aim of the research is to monitor phytoplankton pigments in the water column and modern dinoflagellate cysts in the sediment with taking environmental factors into account in the north-south gradient of the Aegean Sea. Additionally, in the Rhodes Gyre which has a special place in the Eastern Mediterranean ecosystem with its permanent "upwelling" structure, phytoplankton pigments were investigated the trophic gradient from the vicinity through the core of the gyre. In the Aegean Sea, water column and sediment sampling was done at 10 different stations on March 2012, sediment sampling was done at 4 stations on June 2013 and in the Rhodes Gyre, water column sampling was done at 10 stations on March 2016. Collected samples were analysed by HPLC for pigment analysis. In the Aegean Sea Chl a ranged between BDL-2.00 µg/l. Picoplankton replaces with microplankton sized diatoms and dinoflagellates through the south. In the Rhodes Gyre, Chl a ranged between BDL-0.47 µg/l, maximum values have been reached in the core of the gyre and while nanoplankton has the largest proportion in the whole area microplankton prevailed over picoplankton through the core of the gyre. Modern dinoflagellate cyst abundances ranged from 70 to 2222 cysts per gram dried sediment (max: St2, min: St1). Except for the low values observed in the Station 1C, abundances were found higher in the Black Sea influenced northern waters than the oligotrophic Eastern Mediterranean waters and while the dominancy of the autotrophic cysts in the Aegean Sea has been observed, the heterotroph cyst proportion was slightly decreasing through the south.
Ege denizi piko, nano ve mikroplankton komünitelerinin belirlenmesi
Ege Denizi birincil üretim ve besin tuzu konsantrasyonu bakımından dünyadaki en fakir (=oligotrofik) alanlardan biridir. Diğer oligotrofik ve subtropik okyanus bölgelerinde olduğu gibi burada da düşük biyomas değerleri genellikle Nanoplankton, Synechococcus, Proklorofitler ve küçük flagellalılar gibi canlıların daha baskın olmasıyla ilişkilidir. Öte yandan mikroplankton türlerinin de Ege Denizi'nde birey sayısı düşük olmasına rağmen çeşitliliği fazladır. Bu çalışmanın amacı bahar dönemi Ege Denizi açık sularındaki fitoplankton boy gruplarının komünite yapısını tespit etmek, fitoplanktonun fiziko-kimyasal değişkenler ile olan ilişkisini belirlemek ve fitoplankton boy gruplarına ait hücresel organik karbon değerlerini (biyomas) tespit ederek partikül organik karbondaki fitoplankton oranını değerlendirmektir. Sözkonusu amaç doğrultusunda Ege Denizi'nde belirlenen 10 istasyondan Mart 2012'de su örneklemesi yapılmıştır. Çalışmada toplam 220 taksa tespit edilmiştir ve bunların 160'ı tür seviyesinde tanımlanmıştır. Toplam mikroplankton bolluğu 31.148 ve 2.887.824 hücre/l, nanoplankton bolluğu 4.639 ve 1.081.020 hücre/l ve pikoplankton bolluğu 2.57x107 ve 8.81x107 hücre/l arasında değişmiştir. Ayrıca taramalı elektron mikroskobunda tanımlanan Bacillariophyceae ve Prymnesiophyceae gruplarına ait 4 tür Ege Denizi'nde ilk defa kaydedilmiştir. Yukarıda belirtilen tüm değişkenler bakımından çalışma alanında kuzey-güney yönlü farklılıklar gözlenmiştir. Fitoplankton bolluk ve biyoması ve tüm değişkenler kuzeyde daha yüksek değerlerde bulunurken, bu değerlerin güneyde daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Çalışmadaki bulgular fitoplanktonun fiziko-kimyasal değişkenlerdeki küçük farklılıklarda bile büyük alansal değişimler gösterdiğini ortaya koymuştur. Temel bileşenler analizi sonuçlarına göre öfotik zonda ilk beş istasyonun yaklaşık 50 m derinliğe kadar olan kısmı diğer istasyonlardan net bir şekilde ayrılmıştır. SIMPER analizi ile kuzeyde diatom güneyde ise dinoflagellatların fitoplankton komünitesini yönlendiren sınıflar olduğu belirlenmiştir. Mekansal otokorelasyon analizi sonucunda fitoplankton boy grupları ve fizikokimyasal değişkenler bakımından istasyonların kuzeyde yüksek mekânsal otokorelasyon gösterdiği ve anlamlı kümelenmeler oluşturduğu tespit edilmiştir. Güneyde ise istasyonlar arasında mekânsal otokorelasyon olmasına rağmen anlamlı kümelenmeler gözlenmemiştir.
Türkiye'nin güney kıyıları üst infralittoral kayalık sahillerinde habitat (β) çeşitliliği
Biyoçeşitlilik ve habitatlar üzerindeki artan tehditler, habitat (beta) çeşitliliği gibi biyoçeşitliliğin farklı bileşenlerinin anlaşılmasının ve araştırılmasının önemini arttırmaktadır. Bu çalışmada, 104Y065 no'lu TÜBİTAK projesi kapsamında, Türkiye'nin Akdeniz kıyılarında, kayalık üst infralittoral zonda, farklı habitatlardan örneklenmiş makrozoobentik komünitelerin habitat (beta) çeşitliliği ve bunu belirleyen ve etkileyen faktörler araştırılmıştır. Farklı habitatlarının alfa ve beta çeşitliliğinin karşılaştırılması, alt bölgelerin beta çeşitliliği ve bunu belirleyen/etkileyen faktörlerle birlikte, yabancı türlerinin beta çeşitliliğine etkisinin belirlenmesi, bu tez çalışmasının amacını oluşturmaktadır. Midye ve sünger habitatları, makroalg habitatlarına kıyasla ortalama daha az tür içerseler de ortalama beta indeksi değerleri daha yüksektir. Benzerlik analizinde, makroalg habitatları birbirine göreli daha çok benzerken, midye ve sünger habitatları bu grupla daha az benzerlik göstermektedir. Fizikokimyasal parametreler ve komünite yapısı arasındaki korelasyonu gösteren BEST analizi sonucuna göre, istasyonlar iki ana bölgeye ayrılmıştır. Doğudaki istasyonlarda fizikokimyasal parametreler ve komünite yapısı arasındaki korelasyon yüksekken, batıdaki istasyonlarda oldukça düşüktür. Ayrıca, doğudaki istasyonlarda ortalama tür sayısı düşük ancak beta çeşitlilik yüksek iken; batıdaki istasyonlarda tam tersidir. Bu durum yabancı türlerin sayısı ve beta çeşitliliği için de geçerlidir. Yabancı türlerin dahil edilmesi ile beta çeşitliliğinde düşüş gözlemlenmiştir. Tez kapsamında elde edilen bulgular, fizikokimyasal parametreler temelinde tanımlanabilecek farklı ekosistemleri ve bu ekosistemler içindeki farklı habitatları göz önünde bulunduran bir yaklaşımın, Akdeniz kıyılarımızın tür çeşitliliğinin, farklı habitat tiplerinin biyoçeşitliliğe olan katkılarının ve yabancı türlerin etkisinin daha doğru tespit edilebilmesi ve değerlendirebilmesi için önemli bir araç olduğunu ve bu yaklaşım sayesinde daha fazla ve sınanabilir bilgiler üretilebileceğini ortaya koymaktadır.
Foça, Aliağa, Yeni Şakran arası deniz alanlarının hidrokarbon potansiyelinin çok kanallı sismik yansıma verileri kullanılarak araştırılması
Foça, Aliağa ve Yeni Şakran arası deniz alanlarında, uluslararası firmalar aramacılık faaliyetleri göstermiş ve Foça-1 arama kuyusu Union Texas Turkey tarafından 1978 yılında Foça horst bloğu üzerinde açılmış ve 2220 metrede kuru kuyu olarak bitirilmiştir. Bölgedeki petrol potansiyeline sahip birimin genel olarak, Alt Miyosen gölsel çökelleri olduğu düşünülmektedir. Bu çökeller, hem kaynak kaya, hem de rezervuar özelliği göstermektedir. Benzer bir petrol sistemi, Alaşehir ve Bakırçay grabenlerinde bulunan Alaşehir ve Soma formasyonlarında görülmektedir. Bu çalışma kapsamında, Foça-Aliağa açıklarının hidrokarbon potansiyelinin ortaya çıkarılması için çok kanallı sismik yansıma verileri kullanılmıştır. Bu amaçla, 1978 ve 1985 yıllarında toplanmış olan, toplam 800 km uzunluğunda sismik veri analiz edilerek yorumlanmıştır. Ayrıca, çalışma alanında var olan tortul ve temel kayaların derinliği, yayılımı, uyumsuzluk yüzeyleri belirlenmiş ve hidrokarbon taşıması muhtemel yapılar ortaya çıkarılmıştır. Sismik veri, Bakırçay Grabeni'nin Çandarlı Körfezi içine uzandığını göstermektedir. Ayrıca, Foça Grabeni'nin uzanımı ve yapısı sismik verilerden ortaya konulmuş ve graben içerisinde Alt Miyosen çökellerinin varlığı belirlenmiştir. Aynı alanda, sismik veriler ve gravite verileri birlikte değerlendirilerek, bölgenin tabanaltı jeolojik yapısı ve basenlerin uzanım ve derinlikleri ortaya konulmuş ve haritalanan graben ve horstlar isimlendirilmiştir.
Akdeniz keşiş foku (Monachus monachus)'nun Çandarlı Körfezi'ndeki güncel durumu ve balıkçılıkla etkileşimi
Bu çalışma, 2017 ile 2018 yılları arasında Çandarlı Körfezi'nde nesli tükenme tehlikesi altında olan Akdeniz keşiş foku (Monachus monachus)'nun güncel durumunu tespit etmek ve tür ile kıyı balıkçılığı arasındaki etkileşimi incelenmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, bölgedeki balıkçılardan fok gözlem kayıtlarını toplanması ve alandaki kıyı mağaralarına STAR Rafineri A.Ş. izleme çalışmaları kapsamında yerleştirilmiş olan kamera tuzak görüntülerinin değerlendirilmesi ile gerçekleştirilmiştir. 21 Mart ve 21 Ağustos 2017 tarihleri arasında, Çandarlı Körfezi sınırları içerisinde yer alan Aliağa, Yeni Foça Yenişakran ve Çandarlı merkezlerinde toplamda 58 kıyı balıkçısıyla yapılan anket çalışmaları sonucunda, son iki yıl içinde toplam 11 fok gözlem kaydına ulaşılmıştır. Bu gözlemlerin 7'si Yeni Foça'dan, 1'i Aliağa'dan, 3'ü ise Yenişakran'dan elde edilmiştir. Yapılan anket çalışmalarının sonuçlarına göre, bireylerin gözlenme oranın, ilkbaharda diğer sezonlara göre yüksek olduğu, kış ve yaz sezonlarında ise nispeten daha düşük olduğu ve sonbahar sezonunda ise hiç gözlem yapılmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Gözlenen bireylerin demografik dağılım verileri, anket çalışmasından elde edilen diğer veriler ve yöre balıkçısının tür hakkındaki yorumları temel alındığında; ergin birey gözlemlerinin (yüzde 73) ile en fazla olduğu, genç birey gözlemlerinin (yüzde 9) ile daha düşük oranda olduğu, yavru ve ergen birey gözleminin ise yapılmadığı tespit edilmiştir. Anket çalışmasının sonucuna dayalı olarak, Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) kullanılarak çalışma alanındaki balıkçılık sahaları, fokların gözlendiği noktalar ve fokların balıkçı ağlarına zarar verdiği noktaların haritalanması sağlanmıştır. Bunun yanı sıra, Akdeniz keşiş fokunun, balıkçılar tarafından verilen yoğun bir tepki ile karşılaşmadığı belirlenmiştir.
Doğu Ege, İzmir Körfezi'nde biyotada PCB türlerinin dağılımı ve risk değerlendirmesi
Fish are one of the biota species often used as an environmental bioindicator to monitor a level of pollution in the marine environment. The levels of PCBs in two fish species from the İzmir Bay was investigated. A total of 624 individuals of different fish species were sampled by trawling in İzmir Bay (Foca-Gediz, Uzunada, Gulbahce) in 2010,2011,2012,2013. The concentrations of PCBs in all samples ranged between bdl-34.3 nanogram in gram (dry weight) from all sites during sam-pling periods. The highest levels of PCBs were found in Gülbahçe for D. annularis and M. barbatus 2010 and 2011, respectively. PCB153 was the most frequently compound in both fish species during sampling periods. PCA analysis was performed to evaluate the correlation of the determined varia-bles in fish species. According to PCA analysis, the PCBs are not correlated with fish length. According to one-way ANOVA test, significant temporal variations were generally observed for PCBs, while non significant spatial variations were found among sampling sites. 6 PCB congeners were found as 0.59-6.64 nanogram in gram (wet weight, ww) and compared with iPCB6 limits of 75 nanogram in gram (ww) set by the Environmental Food Safety Authority. Accordingly, fish samples analysed did not exceed the safe limits of iPCB6 set by EU. The Estimated Daily Intake of 6 PCB congeners by the people were below the tolerable daily intake (TDI, 10 nanogram in kilogram bw/d) recommended by WHO (2003) suggesting this intake would not pose adverse effect to inhabitants of İzmir.