Dokuz Eylül University
Discipline

Fen Bilimleri Anabilim Dalı

Dokuz Eylül University

34

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

34 Theses
Master'sOpen AccessTR

LaxSr1-xFeyM1-y(M: Mn,Co,Ni,Cu)O3 gözenekli perovskitin incelenmesi ve süper kapasitör uygulama yaklaşımı ile kristal yapı, elektrik ve iyon taşıma özelliklerinin araştırılması

Günümüzde, çevre dostu ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına olan ihtiyaç giderek artmaktadır. Bu nedenle, yenilenebilir enerji kaynaklarının araştırılması ve fosil yakıtların yerini alacak alternatif enerji üretim ve depolama teknolojilerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu alanda, süper kapasitörler, önemli elektrokimyasal enerji depolama cihazları olarak öne çıkmaktadır. Son yıllarda, oksit süper kapasitör malzemeleri geleneksel dielektrik kapasitörlere göre daha yüksek enerji yoğunluğuna sahip olmaları, pillere kıyasla daha yüksek güç yoğunluğu sunmaları ve uzun çevrim ömrüne sahip olmaları nedeniyle büyük ilgi görmektedir. Bu bağlamda, lantan esaslı perovskitler elektrot materyal olarak kullanılacak ve perovskit bölgesi kasıtlı olarak değiştirilerek farklı sentez yöntemleri kullanılacaktır. Bu çalışma kapsamında, süper kapasitörde kullanım için perovskitin en uygun kimyasal, fiziksel, elektriksel ve kristal yapısını elde etmeye odaklanılacaktır. Perovskit yapısındaki "ABO3" formülü, içerdiği çoklu geçiş metali iyonları sayesinde süper kapasitör uygulamaları için umut verici bir alanı temsil etmektedir. Bu sebeple, perovskitlerin sentezi sırasında kullanılan metalik iyonların oranının kontrol edilerek, farklı yük depolama mekanizmaları aracılığıyla süper kapasitör performansını artırmak ana hedef olarak belirlenmiştir. Bu araştırma, yenilenebilir enerji depolama alanında önemli bir katkı sağlamayı hedeflemektedir. Umarız elde edilecek sonuçlar, süper kapasitör teknolojisini geliştirerek, daha verimli ve çevreci enerji depolama çözümlerine yönelik yeni bir adım oluşturacaktır. Fiziksel, elektriksel ve verim özellikleri ile kristal yapı ve morfoloji arasındaki sistematik ilişki XRD, SEM ve EIS teknikleri kullanılarak incelenecektir. Elde edilen sonuçlardan yola çıkılarak, farklı süper kapasitör yapısında elektrot malzeme olarak verimlerin hem fonksiyonel analizleri hem de morfolojik yapıları hakkında daha detaylı veriler elde edilmesi amaçlanmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının yanı sıra süper kapasitörlerin enerji depolama sistemlerinde enerjiyi verimli bir şekilde döngüde tutması da önemlidir. Bu bağlamda, verimlilik, şarj ve deşarj süreleri, elde edilen enerji miktarı ve tüketim özellikleri gibi önemli noktalara değinilmiştir

Turgut Süleymanoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tuz stresi altındaki bazı buğday (Triticum aestivum L.) genotiplerinde potasyum nitrat uygulamalarının etkisinin fizyolojik olarak araştırılması

Bu çalışmada tuz stresi (80 mM NaCl) uygulanan bazı buğday (Triticum aestivum L.) genotiplerinde (Bayındır, Bozkır, Buhara, Meke, Selçuklu, Şehzade, Taner ve Yavuz) potasyum nitrat (3 mM KNO3) uygulamasının çimlenme ve erken fide evresinde tuz stresinin neden olduğu metabolik hasarları olası iyileştirici etkisi, bazı fizyolojik büyüme parametreleri ve bazı antioksidant enzimlerin aktivitesinde meydana gelen değişimler yardımıyla araştırılmıştır. Tuz stresi altındaki buğday genotiplerinde kök boyu, koleoptil boyu ve toplam boy kontrole göre önemli derecede azalmıştır. KNO3 uygulaması tuz stresi uygulanan buğday genotiplerinde kök boyunu olumlu yönde etkilemezken; koleoptil büyümesini indüklemiştir. Tuz stresi tüm buğday genotiplerinde kök taze ve kuru ağırlıkları ile koleoptil taze ve kuru ağırlıklarını ilgili kontrollere göre önemli derecede azaltmıştır. KNO3 uygulamasının tuz stresi altındaki buğday genotiplerinde kök taze ağırlığı üzerinde, Bayındır ve Bozkır genotipleri hariç, olumlu etkisi bulunmamış; kök kuru ağırlıkları da değişmemiştir. KNO3 uygulaması tuz stresi uygulanan genotiplerin çoğunda koleoptil taze ve kuru ağırlıklarını artırmıştır. Buna göre KNO3 uygulamasının tuz stresi altındaki buğday genotiplerinde koleoptil büyümesi üzerinde iyileştirici bir etkiye sahip olduğu söylenebilir. Tuz uygulaması sonucu tüm genotiplerde tohumlardaki depo madde miktarı ve bunların kullanımı (%) kontrollere göre önemli derecede azalmış; tus stresi altındaki genotiplerde KNO3 uygulamasının bu parametreler üzerinde olumlu etkisi gözlemlenmiştir. Ancak konversiyon kat sayısı genotiplerin çoğunda tuz uygulaması sonucunda kontrole göre azalmış; KNO3 uygulaması ise tuz stresi uygulanan bitkilerde artırmıştır. Bu durumda tuz stresi altındaki buğday genotiplerinin tohumlarındaki glikolitik ve proteolitik enzimlerin inhibe edildiği; KNO3 uygulamasının bu inhibisyonu ortadan kaldırdığı, ancak biyosentetik reaksiyonlar üzerinde iyileştirici bir etki yapmadığı söylenebilir. APOD aktivitesi tuz stresi uygulamasına cevap olarak Bozkır ve Selçuklu genotiplerinde kontrole göre artmış; diğer genotiplerde etkilenmemiştir. KNO3 uygulaması tuz stresi altındaki buğday genotiplerinde APOD aktivitesini, Bayındır ve Bozkır genotipleri hariç, etkilememiştir. GR aktivitesi Bayındır, Meke, Selçuklu ve Taner genotiplerinde tuz stresi etkisiyle kontrollere göre artmış; diğer genotiplerde etkilenmemiştir. KNO3 uygulaması tuz stresi altındaki Bayındır ve Meke genotiplerinde GR aktivitesini azaltmış; diğer genotiplerde etkilememiştir. GPOD aktivitesi tuz stresi etkisiyle Bayındır, Bozkır, Buhara, Meke ve Selçuklu genotiplerinde kontrollere göre artmış; diğer genotiplerde etkilenmemiştir. KNO3 uygulaması, tuz stresi uygulanan Bayındır, Bozkır, Meke ve Selçuklu genotiplerinde GPOD aktivitesini azaltmış; diğer genotiplerde etkilememiştir. Bu sonuçlar bazı buğday genotiplerinde tuz stresinin oksidatif strese yol açtığını gösteriyor olabilir. KNO3 uygulamasının, bu enzimlerden bazılarının aktivitelerinde gözlenen azalmalar ve bazı enzimlerin aktivitelerinin değişmemesi nedeniyle, oksidatif stresin etkilerini ve dokulardaki radikal birikimini azalttığı söylenebilir.

Tuba Tüfekçi
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İçme suyu dağıtım şebekelerinin hidrolik analizi ve su kayıplarının modellenmesi üzerine örnek bir çalışma

Anahtar kelimeler: Su kaybı, DMA, PMA, basınç yönetimi Sanayileşme, iklim değişikliği ve hızlı nüfus artışı ile artan su ihtiyacı sebebiyle su kaynaklarının yetersiz kalacağı ve su stresi yaşayan ülkelerin sayısının artacağı tahmin edilmektedir. Su kayıplarının önlenmesi sürdürülebilir bir biçimde suya ulaşım sağlanabilmesi açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada, Kocaeli İli İzmit ilçesi sınırları içerisinde seçilen bir alanda su kayıplarının azaltılması amacıyla içme suyu dağıtım şebekelerinin hidrolik analizi yapılmıştır. WaterCAD programı ile bölgenin içme suyu hattının bileşenleri modellenmiştir. Su kaybının azaltılması amacıyla çalışma alanında basınç yönetimi yapılmıştır. Basınç yönetimi için bölge, izole ölçüm bölgelerine (DMA) ve basınç yönetim alanlarına (PMA) ayrılmıştır. DMA ve PMA'lar oluşturulup basınç yönetim sistemine geçilmesi ile matematiksel olarak su kayıpları büyük oranda azalmıştır. Yapılan basınç yönetim çalışmaları ile bölge içinde su kaybı oranı % 44 seviyesinden %28 seviyesine düşürülmüştür.

Durmuş Sınmaz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kuantum plazmonik kontrollü olağandışı optik geçirgenlik

Fotonik entegre devrelerdeki (PIC-Photonic Integrated Circuits) bileşenlerin aktif kontrolü, programlanabilir cihazların elde edilmesinde çok önemlidir. Bir fotonik cihazın operasyonel bant genişliği, özellikle görünür bölgede, üretildikten sonra genel olarak ayarlanamaz. Bu tezde, ölçeklenebilir PIC için görünür bölgede olağandışı optik geçirgenliğin (EOT-Extraordinary Optical Transmission) tamamen optik ve elektro-optik kontrolü gösterilmiştir. Tamamen optik kontrolde, EOT olgusuna atfedilen yüzey plazmon rezonanslarının (SPR-Surface Plasmon Resonances) dinamikleri, ultra-hızlı ışık atmasının spektral ve zamansal bant genişliğinin ayarlanmasıyla değiştirilir. Ayrıca, SPR' nin yaşam süresinin uzatılması, bir plazmon kavitesindeki kuantum yayıcı (QE-Quantum Emitter) tarafından indüklenen Fano rezonansları aracılığıyla tartışılmaktadır. Elektrik kontrolünde, EOT cihazının operasyonel bant genişliği, voltajı ayarlanabilir bir QE aracılığıyla ayarlanır. Dışarıdan uygulanan öngerilim voltajı, QE' nin nanodeliğine gömülü rezonansını ayarlar. Ek olarak, belirli bir frekansta, EOT sinyali üç büyüklük mertebesindeki modülasyon derinliği ile sürekli bir şekilde modüle edilir. EOT cihazının aktif ayarı, onu biyoalgılama, yüksek-çözünürlüklü görüntüleme ve moleküler spektroskopi uygulamaları için PIC' de uygulanabilir ve kompakt bir unsur haline getirir.

Hıra Asıf
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Karesi sıfır üst üçgensel matrislerüzerinde bir sanı ve Carlsson'ın mertebesanısı

A well-known conjecture states that if an elementary abelian p-group acts freely on a product of spheres, then the rank of the group is at most the number of spheres in the product. Carlsson gives an algebraic version of this conjecture by considering a differential graded module M over the polynomial ring A in r variables: If the homology of M is nontrivial and fi nite dimensional over the ground field, then N := dim_A M is at least 2^r. In this thesis, we state a stronger conjecture concerning varieties of square-zero upper triangular N x N matrices with entries in A. By stratifying these varieties via Borel orbits, we show that the stronger conjecture holds when N < 8 or r < 3. As a consequence, we obtain a new proof for many of the known cases of Carlsson's conjecture as well as novel results for N > 4 and r = 2.

Berrin Şentürk
Bilkent University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

P-permütasyon modüllerinin andomorfi cebirleri için pandemik füzyon sistemi

During the 1980's Puig developed a new approach to modular representation theory, introducing new p-local invariants and thereby extending Green's work on G-algebras. We investigate the Puig category, commenting on its local structure and then introduce a new notion, namely pandemic fusion, which extends the Puig's axioms globally on the G-algebra. Finally we give a sketch of the proof on the existence of some p-permutation FG-module realizing the minimal pandemic fusion system.

Andı Nıka
Bilkent University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yakın akrabalarda NGS teknolojisi ile STR lokuslarının ayrım gücünün belirlenmesi

PCR, kantitatif DNA analizi, (STR) profilleme ve mitokondriyal DNA (mtDNA) dizilimi gibi birçok yöntem adli DNA analizinin temelini oluşturur. Geleneksel yani "Kapiler Elektroforez" (CE) yöntemine dayalı STR analizi ile elde edilen sonuçlar yakın akrabaların kimliklendirilmesinde yetersiz kalabilmektedir. Bunun sebebi kapiler elektroforezle STR alellerinin yalnızca uzunluk ve tekrar sayısı bilgisine ulaşılabilmesidir. "Yeni Nesil Sekanslama" (NGS) teknolojisiyle birlikte bu STR alellerinin nükleotid dizileri de elde edilir. Böylece yakın akrabaların müdahil olduğu davalar yüksek ayırım gücüne sahip NGS teknolojisiyle çözümlenebilecektir. Bu çalışmada hem CE hem de NGS metotları kullanılarak yakın akrabalarda STR analizi yapılmıştır. Yapılan çalışmada hem NGS hem de PCR-CE analiz sonuçları verilen örnek aile sonucu incelendiğinde, sekiz lokusta (D12S391, D1S1656, D21S11, D2S1338, D2S441, D3S1358, D8S1179 ve vWA) CE metoduna kıyasla, NGS metodu ile toplam 31 farklı alel gözlenmiştir. Diğer lokuslarda ise her iki metod ile de aynı sayıda alel gözlenmiştir. Bunun yanı sıra çalışmamızda CE sonuçlarında D8S1179, D12S391 lokuslarında homozigot olarak görülen genotipler NGS ile incelendiğinde bu homozigot bireylerin sekans motiflerinin farklı olduğu gözlenmiştir. Alellerin uzunlukları eşit olduğu halde sekans motiflerindeki farklılık sayesinde hangi alelin ebeveynden veya akrabadan tespit edilebilmektedir. Sonuç olarak çok az olan örnek grubunda bile NGS ile alel sayısında artış olduğu anlaşılmıştır. Alel uzunluklarının eşit olduğu bu gibi durumlarda NGS teknolojisinin kullanımının nesep tayini için ne kadar önemli olduğu açıkça görülmektedir. Bu çalışmada da olduğu gibi NGS teknolojisi kullanılarak yapılan analizlerde bir lokusa ait birden fazla motif tespit edilebilir ve uzunluğa dayalı analize kıyasla daha fazla alel elde edilebilerek ayrım ve dışlama gücü arttırılabilir. Böylece yakın akrabaların dahil olduğu birçok davanın çözüme kavuşturulması, ayrım gücü yüksek NGS teknolojisi kullanılarak STR alellerinin sekanslaması ile mümkün olabilir.

Naciye Durmuş İşleyen
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Sentetik manyetik akı altındaki iki-bacaklı Bose-Hubbard merdiveni için sinir-ağ kuantum durumları

This thesis explores novel quantum phases in a two-leg Bose-Hubbard ladder, achieved using neural-network quantum states. The remarkable potential of quantum gas systems for analog quantum simulation of strongly correlated quantum matter is well-known; however, it is equally evident that new theoretical bases are urgently required to comprehend their intricacies fully. While simple one-dimensional models have served as valuable test cases, ladder models naturally emerge as the next step, enabling studying higher dimensional effects, including gauge fields. Utilizing the paper [Çeven et al., Phys. Rev. A 106, 063320 (2022)], this thesis investigates the application of neural-network quantum states to a two-leg Bose-Hubbard ladder in the presence of strong synthetic magnetic fields. This paper showcased the reliability of variational neural networks, such as restricted Boltzmann machines and feedforward neural networks, in accurately predicting the phase diagram exhibiting superfluid-Mott insulator phase transition under strong interaction. Moreover, the neural networks successfully identified other intriguing many-body phases in the weakly interacting regime. These exciting findings firmly designate a two-leg Bose-Hubbard ladder with magnetic flux as an ideal testbed for advancing the field of neural-network quantum states. By expanding these previous results, this thesis contains various essential aspects, including a comprehensive introduction and analysis of the vanilla Bose-Hubbard model and the two-leg Bose-Hubbard ladder under magnetic flux, an in-depth overview of neural-network quantum states tailored for bosonic systems, and a thorough presentation and analysis of the obtained results using neural-network quantum states for these two Bose-Hubbard models.

Boltzmann machineInteracting boson modelArtificial neural networks
Kadir Çeven
Bilkent University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Zolpidem'in GC/MS ile tayini ve adli bilimler açısından önemi

1993'te İsviçre Cenevre'de yapılan Dünya Sağlık Örgütü (WHO) toplantısında uykusuzluk teriminin; yeterli uyku elde edilemeyen, kronik uyku yetersizliği içeren şikayetler için toplu olarak kullanılması uygun görülmüştür. Genel olarak uykusuzluk üç grup altında toplanır: uykuya dalmada çekilen zorluklar, sık sık uykudan uyanma, sabah erken uyanıp tekrar uykuya dalamama. Zolpidem, uykusuzluk tedavisinde kullanılan bir maddedir. Zopiklon ve zaleplon ile Z-ilaçları adı altında gruplandırılmıştır. Bu maddeler benzodiazepin yapısında olmayan, imidazopiridin türevleridir. Fakat benzodiazepinlerin etki mekanizmaları ile benzerlik göstermelerine rağmen kimyasal yapıları gereği onlar gibi ertesi gün yan etkileri olmadıkları için sıkça tercih edilirler. Yukarıda belirtilen özellikleri nedeniyle uykusuzluk tedavisinde yaygın kullanımı olan zolpidemin; yarı ömrünün kısa olması nedeniyle etkisini kısa sürede göstermesi, içeceklere karıştırıldığında içeceğin tadında ve renginde bir fark yaratmaması (yüksek dozlar dışında) bu maddenin suça karışmasını kaçınılmaz kılmıştır. Cinsel saldırı, gasp, hayata kast etme gibi nedenlerle ikinci kişiler tarafından suça alet edilmesinin yanı sıra; intihar vakalarında ya da yanlış kullanım sonucu doz aşımı yüzünden ölümlerde rol aldığı da bildirilmiştir. Tüm bu nedenlerden dolayı adli bilimlerde önemli yeri olan zolpidemin birçok tayin yöntemi vardır. Bu çalışmada en hassas tayin yöntemlerinden biri olan gaz kromatografisi-kütle spektrometresi (GC-MS) ile hızlı ve ucuz bir yöntem valide edilmiş olup; yöntemin akut zehirlenme ve postmortem adli vakalarda biyolojik örnekten ve içecek-yiyeceklerden tayininde Adli Toksikoloji Laboratuarlarının rutin hizmetlerine katkı sağlaması hedeflenmiştir. Çalışmada; zolpidemin doğrusal aralığı 10-200 μg/mL, korelasyon katsayısı R2= 0.9972 bulundu. Seçicilik için yapılan çalışmalar sonucunda, herhangi bir girişim gözlenmedi. LOD ve LOQ değerleri sırasıyla 0.28 μg/mL ve 0.35 μg/mL'dir. Geri kazanım yüzdesi 15 μg/mL konsantrasyonda %93.5±9.73, 20 μg/mL konsantrasyonda %93.40±8.32, 50 μg/mL konsantrasyonda %94.41±9.84 olarak bulundu. Tekrarlanabilirlik için 3 ayrı konsantrasyonda çalışılan geri kazanım numunelerinden; 15 μg/mL konsantrasyonundaki 6 adet örneğin ortalaması 14.03±1.46 μg/mL, bağıl standart sapma değeri 10.41, 20 μg/mL konsantrasyonundaki 6 adet örneğin ortalaması 18.68±1.66 μg/mL, bağıl standart sapma değeri 8.91, 50 μg/mL konsantrasyonundaki 6 adet örneğin ortalaması 47.21±4.92 μg/mL, bağıl standart sapma değeri 10.42 olarak tespit edildi. Stabilite çalışması için 7 gün ara ile analiz edilen örneklerdeki değişim oranının %0.017 olduğu saptandı. Adli bilimler açısından birçok konuda önemi olan zolpidem etken maddesinin GC-MS sistemi ile tayini için hızlı, ucuz, geçerliliği kanıtlanmış bir analiz yöntemi geliştirildi. Yöntemin rutin adli ve klinik analizlerde ve yiyecek-içecekten zolpidem tayninde kullanılması beklenmektedir.

Adli bilimlerAdli toksikolojiAdli tıp+5
Nurdan Kenan
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul'da çeşitli ilçelerden alınan toprak ve toprağa gömülü fiziksel delillerin adli mikrobiyolojik yönden araştırılması

Adli vakaların aydınlatılmasında olay yeri inceleme ve bu inceleme sonucunda elde edilen deliller büyük önem taşırlar. Toprak, pek çok kriminal olguda, bir suçluya veya kurbana taşınabildiği için, kriminal incelemelere delil taşıyıcısı olarak önemli bilgiler sağlayabilir. Zamanla süregelen doğal nedenlerle iklim (nem, sıcaklık), ana materyal (ana kaya), reliyef (topografya), canlı organizmalar ve zaman gibi faktörlerle toprak değişik bölgelerde farklı bileşimde ve karakteristik bir yapıya dönüşmektedir. Toprağın mikrobiyal dağılımının oldukça değişken olması toprak kimliklendirilmesinde mikroorganizmalardan yararlanmamızı sağlamıştır. Topraktaki bakteriyal türlerin ve onların metabolik aktivitelerinin tayini, toprak örneklerinin farklılandırılmasında kullanılabilir. Mikrobiyolojik açıdan üç grup mikroorganizma toprağın kimliğinin belirlenmesini, değişik toprak örnekleri arasındaki benzerlik ya da farklılıkları belirlemeyi mümkün kılmıştır. Mantar, bakteri, aktinomiset kolonilerinin morfolojilerinin karşılaştırılması toprak örneklerinin kimliklendirilmesini sağlar. Bu çalışma, toprakta bulunan mikroorganizmaların kimliklendirilmelerinin adli bilimler açısından önemini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Çalışmamız İstanbul il sınırlarındaki yerleşim alanı dışındaki belirlenmiş ve işaretlenmiş 20 bölgeden oluşturuldu. Mekan olarak büyük ve geniş toprak zemin ve ormanlık alanlardan, 1. ay, 2. ay ve 3. ay sonunda ve 4 model fiziksel delil numuneleriyle çalışıldı. Bu bölgelerde açılan çukurlara gömülerek toprak ile teması sağlanan 4 model fiziksel delil, 1. ay, 2. ay ve 3 ay sonunda çalışmaya alındı. Analiz için 10 gram (g) toprak numunesi ve 20-30 santimetre (cm) derinlikteki toprağa gömülü ve toprakla bulaşma gösteren 5x5 cm ölçüsündeki 4 fiziksel örnek delil (kumaş, kauçuk, metal, tahta) toplanarak dekontaminasyonu sağlandı ve mikrobiyolojik analizleri belirtilen süre sonunda ve belirlenen sırasıyla önce fenotipik (mikroskobik, makroskobik vb.) sonra kültür yöntemleriyle birlikte, ileri biyokimyasal tanı analizleri (API ve MALDI-TOF MS cihazı) kullanılarak tanımlamaları yapıldı. Sonuç olarak, kriminal olayların değerlendirme aşamasında önemli kanıtlar olan toprak ve toprakla bulaşma gösteren örnek fiziksel deliller üzerindeki mikroorganizmaların varlığı yapılan mikrobiyolojik incelemeler yönüyle adli bilimlere katkısı belirlendi. Böylece toprakta bulunan mikroorganizmaların toprağın kimliklendirilmesinde bir gösterge olarak kullanılabilirliği görüldü. Tanımlanan mikroorganizma türleri toprak numunesinde % 69 bakteri, % 31 mantar; model fiziksel delil numunelerinde % 75 bakteri, % 25 mantar olarak belirlenerek delil örnekler ve alınan toprak örneklerinden bir veri tabanı oluşturuldu. Adli bir olayın çözümlenmesine yönelik bir ön çalışma niteliğinde olan bu çalışmamızda; İstanbul'da meydana gelen bazı olayların aydınlatılmasında toprak ve üzerlerine toprak bulaşmış fiziksel delillerin kullanılabilirliği adli mikrobiyolojik olarak gösterildi. İstanbul ile ilgili elde edilen bu verilerin ileride kullanılacak coğrafik bilgi sistemleri yönünden bir model oluşturması da sağlandı.

Fatma Gül Efeoğlu
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

El mikrobiyotasının kişilerin tanımlanmasında kullanılmasını sağlayacak yeni bir metodun geliştirilmesi

Adli bilimlerde soruşturmanın en önemli bölümü olay yeri incelemesidir. Olay yerinde elde edilen bulguların delil niteliği taşımasıyla soruşturma netleştirilir. Delilin bozulması halinde ya da delil yetersizliğinde soruşturma sonuçlandırılamaz. Ancak adli bilimlerin multidisipliner bir alan olması delili suç ile ilişkilendirmede çoğu zaman olanak sağlar. Adli mikrobiyolojik çalışmalar, olay yerinin en önemli delillerinden DNA ve parmak izinin yeterli olmadığı durumlarda görünmeyen delil özelliğindeki mikroorganizmaların karakterizasyonu aracılığıyla suçlunun belirlenmesine olanak sağlayabilmektedir. Son zamanlarda mikrobiyota üzerine yapılan araştırmalar vücutta tüm bölgelerin kendine ait bir mikrobiyotaya sahip olduğunu göstermekte ve kişinin el mikrobiyotasının da karakteristik özellikler taşıdığını belirtmektedir. El mikrobiyotası kişinin yaşam şekli, bulunduğu coğrafya, mesleği ya da antiseptik kullanımı gibi etkileyebilecek faktörlere rağmen, kişiye özgü bir profil oluşturmaktadır. Bu sebeple bireylerin çevresel yüzeylere bulaşan örneklerinin kime ait olduğunun ayrımında el mikrobiyotası kritik rol oynamaktadır. Projemizde erişkin 10 farklı bireyden 10 gün boyunca toplanan örneklerden elde edilen mikrobiyotalarında 16S, 23S gen bölgelerinin ribotiplendirmesi ve S.epidermis'e ait VNTR analizi değerlendirilmiştir. Ayrımda benzerlik oranları, ortak çalışma alanlarında kümelenme, cansız yüzeylerle temas eden kişileri tanımlayabilme yeteneği değerlendirilmiştir. Ayrım gücünü arttırma amacıyla birlikte değerlendirilen verilerde 12 küme ayrımı sağlanmıştır. Bununla birlikte kişiler arası benzerlik oranı en fazla %77.14 tespit edilirken, en az benzerlik oranı %31.74 olarak tespit edilmiştir. Ayrıca iki farklı grup olan kişilerin el mikrobiyota örnekleri kendilerine ait çalışma ortamları ile uyumluluk göstererek iki farklı grup ayrımı sağlanabilmiştir. Çalışmamız, el mikrobiyota örneklerinin kişilerin yaşam şekli, mesleği, el yıkama özelliği gibi etkenlere rağmen çekirdek mikrobiyota özelliğini koruduğu, bulunduğu ortamda ve temas ettiği yüzeylerde bu izleri taşıdığını göstermiştir. Kişiye özgü olan ve değişmeyen el mikrobiyotasını adli bilimlerde suçla ilişkili kişilerin tanımlanmasında ve kapsama/dışlamada katkı sağlayarak olayların aydınlatılmasında değerli olduğu gösterilmiştir.

Seda Salman Yılmaz
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

X kromozomu ındel lokuslarının Türkiye'deki gen sıklığı

Son yıllarda önem kazanan genetik varyasyonlardan InDel (insersiyon-delesyon) genomda nükleotidlerin, eklenmesi veya çıkarılması sonucu oluşan polimorfizm çeşididir. InDel'ler tüm, insan, DNA polimorfizminin yaklaşık %16'sını oluşturur. Bu lokuslar hem somatik kromozomların hem de cinsiyet kromozomlarının üzerinde bulunmaktadır. Ayrım güçleri ve heterozigotluk oranları yüksektir. Popülasyonlar arasında iyi ayrım sağladığı için özellikle biyocoğrafik soy araştırmalarında ve kimliklendirme çalışmalarında tercih edilmektedir. X kromozomu üzerindeki InDel lokusları; babalık tayininde, nesep davalarında, akrabalık ilişkilerinde, felaket kurbanlarına ait DNA profillemesinde, olay yerinden toplanan biyolojik delillerin kimliklendirilmesinde kullanılabilir. PCR ürünleri küçük olduğundan degrade ve eser miktardaki örneklerde başarılı tiplendirme yapmak mümkündür. InDel'lerin rutin kriminal laboratuvarlarda olgu çözümünde kullanılabilmesi için ilgili popülasyondaki görülme sıklığının bilinmesi gerekmektedir. Bu amaçla bu proje kapsamında X kromozumunda bulunan 22 InDel lokusunun Türkiye'deki gen sıklıkları belirlenmiştir. Bunun için; Türkiye' nin tüm bölgelerini yansıtacak şekilde 250 gönüllüden (126 erkek, 124 kadın) alınan ağız içi sürüntü örneklerinden ilk aşamada, DNA izole edilmiş ve miktarı belirlenmiştir. İkinci aşamada; bu tez çalışmasıyla birlikte paralel olarak yürütülen "X Kromozomu Üzerinde Bulunan InDel Lokuslarına Ait Multipleks Panel Geliştirilmesi" adlı çalışamada yapılan optimizasyon ve validasyon çalışmasından sonra InDel lokuslarına ait panelin PCR'ı yapılarak çoğaltılmıştır. Üçüncü aşamada; PCR ürünlerinin elektroforezi ve analizi yapılmıştır. En son aşamada; Genemapper® v.4 genetik analizörde gen sıklıkları belirlenmiştir. Her bir lokusun Arlequin v.3.5.1.2 programında HW dengesi ve popülasyonlar arası farklılaşması (FST) Promega PowerStats Microsoft® Excel dosyası ile de adli istatiksel parametreleri hesaplanıp, FST sonucuna göre Mega X v.10.0.5 programında filogenetik ağaç çizilmiştir. 22 InDel lokusunun ortalama heterozigotluğu 0,4690; 22 lokus birlikte çalışıldığında ayrım gücü % 99 olarak bulunmuştur. 22-X InDel panel tek başına çalışıldığında; hem kimliklendirmede hem de nesep tayinlerinde kullanılabilecek oranda gerekli dışlama ve ayrım gücüne ulaşılabildiği saptanmıştır. Türkiye popülasyonunun çeşitli popülasyonlar (Avrupa, Afrika, Amerika, Güney Asya ve Doğu Asya) ile genetik farklılaşması karşılaştırıldığında en küçük farklılaşmanın Avrupa popülasyonu ile olduğu görülmüştür.

Genetik-popülasyonPolimorfizm-genetikX kromozomu
Selen Özyer
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Genetiği değiştirilmiş organizmaların ve ürünlerinin Türkiye ve dünya'daki gıda güvenliği ve düzenlemelerine ilişkin durumunun kalitatif ve kantitatif yöntemler ile adli bilimler açısından değerlendirilmesi

Genetiği Değiştirilmiş (GD) bitki üretim ve ekiminin artması, Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) gıda ve yem pazarında yaygın ticareti ve kullanımı gıda güvenliği konusunda tüketiciler tarafından sorgulanmaktadır. GD ürün üreten şirketler ve çiftçiler arasında patent veya kontaminasyon kaynaklı anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Bu gibi sebeplerle GDO'lar halk sağlığı, çevre ve finans alanlarında çeşitli davaların konusu olmuştur. Türkiye, pek çok ülke gibi GDO'lar ve ürünlerine dair düzenlemelere sahiptir. Gıda ürünlerinde GDO'lara izin verilmez. Fakat farklı zamanlarda piyasada GD gıdaların varlığına dair haber ve iddialar yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı riskli ürün gruplarında GDO tarama analizleri yaparak günümüzdeki durumu araştırmaktır. GDO tespit ve miktar tayini analizleri yasal çerçevede değerlendirilir. Bu çalışmada marketlerden temin edilen farklı riskli ürün gruplarından 35 adet üründe GDO tarama analizi yapılmıştır. Riskli ürün grupları öncelikle mısır ve soya içeriği barındıran ürünler seçilmiştir. Bu ürünlerden 32'si gıda olup, 3 tanesi yem örneğidir. İşlenmiş gıda örneklerinden DNA tespitini kolaylaştıran farklı ticari kitler kullanılmıştır. Bazı örneklerin fazla işlenmiş ve karışık olması sebebiyle DNA'nın miktar ve saflığında düşüklükler gözlenmiştir. Bu tür işlenmiş örneklerde DNA degrade olma durumu ve PCR inhibitörleri varlığı sorgulanmalıdır. Bu hususlar göz önünde bulundurularak ve çalışmada uygun protokoller uygulanarak analiz gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen analizlerde 2 hayvan yem örneğinde pozitiflik tespit edilmiş, bir gıda örneği ise şüpheli bulunup analiz tekrarında ise negatif raporlandırılmıştır.

Betül Bitir Soylu
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Etil asetat metodu ile mevye ve sebzelerde pestisit analizi ve metot validasyonu

Bilinçsiz pestisit kullanımı dünya üzerinde halk sağlığını tehdit eden en önemli etmenlerden biridir. Pestisit kalıntılarının çevreyi, doğayı ve insan sağlığını olumsuz yönde etkilediği yapılan çalışmalar sonucunda belirlenmiştir. Kronik pestisit maruziyetinin önlenebilmesi için çiftçinin bilinçlendirilmesinin yanı sıra hızlı, güvenilir ve seçici analiz metotlarının kullanılması da oldukça önemlidir. Bu çalışmada, daha önce hiç uygulanmamış olan Etil Asetat yöntemi kullanılarak GC-MS-MS'te sebze ve meyvelerde pestisit analizi yapılmış ve metot geçerli kılınarak seçilen pestisit etken maddeleri için ölçüm belirsizlikleri hesaplanmıştır. Çalışma için en çok tüketilen sebze ve meyvelerden limon ve domates temsili olarak seçilmiş ve çalışmalar bu matriksler ile yapılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda hesaplanan ölçüm belirsizliklerinin %15'in altında olması analiz metodunun hassasiyetinin ve seçiciliğinin yüksek olduğunu göstermektedir. Analiz metodunun seçiciliğinin ve hassasiyetinin yüksek olması düşük seviyelerdeki pestisit kalıntılarının da güvenilir bir biçimde tespit edilmesine olanak sağlamaktadır. Bu analiz metodunun hızlı, güvenilir ve hassas olması sebebiyle dar bir ölçüm aralığında sonuç verilmesine olanak sağlamaktadır. Dar bir ölçüm aralığında sonuç verilmesi kronik maruziyetin azaltılması konusunda olumlu yönde etkili olacaktır.

Tolga Şahin
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Iso/ıec 17025:2017 standardına göre kalibrasyon laboratuvarı modellenmesi ve adli bilimler laboratuvarlarında kullanılan sıcaklık cihazlarının uygunluğu

Adli bir olayın çözümü için delillerin adli bilimler laboratuvarında hassas bir şekilde incelenmesi gerekir. Bunun için adli bilimler laboratuvarı çeşitli cihazlara ihtiyaç duyar. Bu tez çalışmasında adli bilimler laboratuvarında kullanılan sıcaklık cihazlarının bazıları incelenmiştir. Sıcaklık cihazları ile yapılan ölçümlerin güvenilir olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. Bu açıdan cihazların belirli aralıklarla akreditasyona sahip kalibrasyon laboratuvarları tarafından kalibrasyon işlemlerinin yaptırılması gerekir. Aksi takdirde adli raporların güvenilirliği tehlikeye girebilir. Bu tez çalışmasında ISO/IEC 17025:2017 standardına göre bir kalibrasyon laboratuvarı modellemesi yapılarak, laboratuvarın hangi şartları esas alarak nasıl yönetilmesi gerektiği incelenmiştir. Adli bilimler laboratuvarında kullanılan bazı sıcaklık cihazları seçilerek referans ile karşılaştırmalı kalibrasyon yöntemiyle kalibrasyon işlemleri gerçekleştirilmiştir. Ölçüm belirsizlik parametreleri tek tek hesaplanarak belirsizlik bütçeleri hazırlanmıştır. Ölçüm sonuçlarına göre uygunluk değerlendirmesi yapılarak cihazların kullanım için uygun olup olmadığı değerlendirilmiştir.

Adli bilimlerKalibrasyonKalite yönetimi+3
Hakan Arpacık
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adli tıp kurumu trafik ihtisas dairesi bilirkişi raporlarında yol, araç mekanik arızaları, iklim koşulları ve işaretleme eksikliği durumlarının trafik kazalarına etkenliği ve önlenmesi konusunda alınacak tedbirlerin değerlendirilmesi

Ülkemizde, gün geçtikçe artan araç sayısına bağlı olarak meydana gelen trafik kazalarının sayısı artmakta buna bağlı olarak da can kayıpları yaşanmakta ve maddi zararlar oluşmaktadır. Dünya genelinde trafik kazalarında yılda takriben 1.2 milyondan fazla kişi ölmekte, takriben 50 milyon kişi yaralanma veya sakat kalma vakalarına maruz kalmaktadır. Trafik kazalarının sebep olduğu maddi kayıplar, yaralanmalara bağlı sakatlıklar ve ölümler nedeniyle yetişmiş insan gücü kaybı yaşanmakta bu da ülke ekonomilerini büyük bir zarara uğratmaktadır. Meydana gelen bu kayıpları önlemek için trafik kazalarının azaltılması gerekmektedir. Bu amaç doğrultusunda yapılan bu tez çalışmasında, Cumhuriyet Başsavcılıkları, Ceza Mahkemeleri ve Hukuk Mahkemeleri tarafından Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesine ( İstanbul ) trafik kazası ile ilgili bilirkişilik incelemesi istemiyle gönderilen ve 01.01.2017 - 31.12.2017 tarihleri arasında düzenlenen 11.162 rapor içeriği incelenmiş olup, toplamda 136 tane kazanın meydana gelmesinde insan faktörünün dışında etken olan yol sorunu, iklim koşulları, trafik işaret ve levha eksikliği, araçların mekanik arızaları gibi etmenleri tespit edip, bu sorunların giderilmesi konusunda bireylerin, ilgili kurum ve kuruluşların üzerine ne gibi yükümlülüklerin düştüğü, ne gibi önlemlerin alınması gerektiği hususunda bir çalışma yapılmıştır.

Ümit Evren
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Atik suda kafei̇n anali̇zi̇ i̇çi̇n sivi kromatografi̇si̇-ardişik kütle spektrometresi̇ i̇le yöntem geli̇şti̇ri̇lmesi̇

Tüketilen veya maruz kalınan kimyasalların ve metabolitlerinin atık suda analizine dayanan ve toplumla ilgili pek çok bilgiye ulaşılmasını sağlayan çalışmalar, atık suya dayalı epidemiyolojik yaklaşım (WBE) olarak adlandırılır. Kafein tüketiminin çok eski tarihlere dayanması ve ana kaynağı olan kahvenin popülaritesinin giderek artması atık sularda kafein ve metabolitlerine rastlamayı mümkün kılmaktadır. Buna kafeinin kararlılığının iyi olması, sadece beşeri faaliyetleri yansıtması gibi özellikleri de eklenince, atık suya dayalı epidemiyolojik yaklaşım temelli çalışmalar için kafein önemli bir biyobelirteç haline gelmektedir. Beşeri biyobeliteçler, WBE temelli çalışmalarda popülasyon büyüklüğü ve dinamiği hakkında bilgi sağlar. Ayrıca kafein antropojenik bir belirteç olduğundan yüzey sularında varlığı suların kirlendiğinin de göstergesidir. Bu yüzden atık sularda kafein için hızlı ve güvenilir bir yöntem oluşturmak ve geliştirmek önemlidir. Bu çalışmada da suda kafein analizi için son zamanlarda kullanımı giderek artan Sıvı Kütlesi-Ardışık Kütle Spektrometresi (LC-MS/MS) ile doğrulama gerektirmeyen, düşük tayin limitine sahip, hızlı ve güvenilir bir yöntem oluşturma ve geçerli kılma çalışmalarının yapılması amaçlanmıştır. Sıvı kromatografisi ve kütle spektrometresi parametreleri ile akış programı ayarlanan yöntemde; seçicilik, analitik duyarlılık, tespit ve tayin limiti, doğrusallık, doğruluk ve sağlamlık gibi geçerli kılma parametreleri çalışılmıştır. Tespit Limiti (LOD) 200 ng/L, Tayin Limiti (LOQ) 500 ng/L olarak hesaplanmış; 500-100000 ng/L doğrusal aralıkta, r2 0,997 ile doğruluk çalışmaları yapılmıştır. Tüm çalışmalarda %RSD <10; farklı günlerde ve farklı konsantrasyonlarda yapılan çalışmalarda geri kazanım %87-109 arasında bulunmuştur. Ön işlem gerektiren bu yöntemde 50000 ng/L konsantrasyon ile zenginleştirme yapılan çeşme suyu numuneleri, katı faz çekitleme işlemine tabi tutulmuş; çekitleme işleminden verimlilik ortalama %93,34 olarak bulunmuştur. Geliştirilen bu yöntemde atık sularda kafein analiziyle bölgenin popülasyon büyüklüğü ve dinamiği; yüzey sularında analizi ile de kirlilik düzeyi tespit edilip çevresel risk olup olmadığı hakkında değerlendirme yapılabilmektedir.

Atık suBiyobelirteçlerGeçerlik+4
Yeliz Arpacık
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Ailesel esansiyel tremor için aday genlerin tespit edilmesi

Essential tremor (ET) is one of the most common movement disorders in humans and is characterized by action tremors that occur during voluntary motion. However, due to the strong heterogeneity exhibited by ET patients at etiological, clinical and pathological levels, the genetic architecture and pathophysiology of the disease remain largely unknown. In this thesis, whole exome sequencing and pedigree analysis were performed in 3 ET families with histories consistent with an autosomal dominant pattern of inheritance. In two independent families, we observed a rare variant that cosegregated with the disease and was predicted to affect the function of the protein. In one of these families, a homozygous variant was identified in one affected patient and a heterozygous variant was determined in five affected family members. In a second, four-generation Turkish family, the same heterozygous variant was identified in three ET cases while remaining absent in unaffected family members. In addition, whole exome sequencing allowed us to demonstrate that other missense mutation segregate with essential tremor in a different consanguineous Turkish family. Both variants were observed to involve amino acid substitutions of highly conserved domains. Furthermore, both of the affected genes are expressed in the brain and function as regulatory elements of the central nervous system. Consequently, we propose that these variants are risk factors involved in the etiology of hereditary ET, and suggest that whole exome sequencing can serve as an effective means of identifying other alleles associated with the disease.

Molecular genetic
Merve Şen
Bilkent University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Aktif banyolarda boltzmann dışı durgun dağılımlar ve denge dışı termodinamik yasaları

Most natural and engineered processes, such as biomolecular reactions, protein folding, and population dynamics, occur far from equilibrium and, therefore, cannot be treated within the framework of classical equilibrium thermodynamics. Here, we experimentally study how some fundamental thermodynamic quantities and relations are affected by the presence of the non-equilibrium fluctuations associated with an active bath. We show, in particular, that, as the confinement of the particle increases, the stationary probability distribution of a Brownian particle confined within a harmonic potential becomes non-Boltzmann, featuring a transition from a Gaussian distribution to a heavy-tailed distribution. Because of this, non-equilibrium relations (e.g. Jarzynski equality, Crooks fluctuation theorem) cannot be applied. We show that these relations can be restored by using the effective potential associated with the stationary probability distribution. We corroborate our experimental findings with theoretical arguments.

Aykut Argun
Bilkent University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Adli bilimlerde lucilia sericata larvalarının entomotoksikolojik çalışmalarda kullanılması

Adli bir olayın aydınlatılması için ceset önemli bir delildir. Ölümden sonra çürümenin gelişmesiyle orantılı olarak toksikolojik analiz için gerekli organik sıvı ve dokulardan yararlanmak zorlaşabilir veya gerekli biyolojik materyal bulunamayabilir. Bu gibi durumlarda; böcekleri kullanarak toksik maddeleri belirleyen ve toksik maddelerin böcek gelişimine etkilerini araştıran, entomoloji ve toksikoloji disiplinlerinin bir araya gelerek oluşturdukları entomotoksikoloji biliminden yararlanılır. Adli Entomotoksikoloji; cesede ait doku ve vücut sıvısı yokluğunda, cesetlerle beslenen böceklerdeki toksik maddeleri kalitatif ve kantitatif metotlar ile tespit ederek, şüpheli ölümlerin nedenlerini araştırır. L.sericata larvaları bu çalışmada toksikolojik analizler için ortam (besiyeri) olarak tercih edilmiştir. Türkiye'deki adli vakalarda sıklıkla karşılaşılan bir uyuşturucu türü ve opiatların temel metaboliti olan morfin (3,6-dihidroksi-4,5-epoksi-17-metilmorfinan-7-en) (C17H19NO3) ve amitriptilin (3- (10,11-dihidro-5H-dibenzo [a, d] siklohepten-5-iliden) -N, N-dimetil-1-propanamin) (C20H23N), bu araştırmada adli toksikolojik metotlar ile tayin edilecek maddeler olarak seçilmiştir. Homojenize edilmiş ciğere terapatik, toksik ve potansiyel letal dozda morfin veya amitriptilin katılmıştır. Morfin ve amitriptilin içeren doku ile beslenen Lucilia sericata larvalarından morfin ve amitriptilin ekstrakte edilerek LC/MS-MS' de toksikolojik analizi yapılmıştır. Amitriptilin ve morfin tüm larva örneklerinde tespit edilmiştir. Bu bilgi, larvanın kalitatif toksikolojik analizde kullanılabileceğini göstermektedir. Larvada tespit edilen kantitatif konsantrasyonda amitriptilin ciğerdeki amitriptilin konsantrasyonu ile ilişkili olarak tespit edilmiştir Morfin için gerikazanımlar tekrarlanabilir özellikte değildir. Fakat oluşturulan metod yardımı ile dokuda morfin kalitatif olarak tespit edilebilir. Yaptığımız araştırma, zengin bir faunaya sahip olan ülkemizde, ortaya çıkan pek çok zehirlenme vakası sonucunda ölen kişilerin ölüm zamanı ve nedenlerini belirlemek için sinek larvalarından yararlanarak entomotoksikolojik bilgiler ile adalet sistemine ve yargıya hizmet etme amacındadır. Bu çalışma, adli bilimlere yeni bir yöntem sunacaktır. Anahtar Kelimeler: Entomotoksikoloji, trisiklik antidepresan, opiatlar, adli entomoloji, Lucilia sericata, larva

Selda Darı
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul'da çeşitli ilçelerden alınan ıslak ve kuru toprak örneklerinin adli mikrobiyolojik yönden araştırılması

Adli vakalarda olay yeri inceleme ve bu inceleme sonucunda elde edilen deliller olayların aydınlatılması aşamasında büyük önem taşırlar. Şüpheli bir olayın araştırılmasında Adli Bilimlere yol gösterici en önemli araçlardan biri de komplike yapısı ile topraktır. Toprak çok çeşitli partiküllerden oluşan bir karışımdır; zamanla süregelen; iklim, ana kaya, topografya, canlı organizmalar ve zaman gibi doğal faktörlerin etkileriyle birlikte de toprak, değişik bölgelerde farklı bileşim ve farklı karakteristik yapıya sahip olmuştur. Toprak içeriğinde farklı gruplardan milyonlarca mikroorganizma içerir. Çünkü toprak mikroorganizmaların büyümeleri için çok elverişli bir ortamdır. Bakteriler, funguslar ve aktinomisetler toprakta yer alan ve çeşitli faaliyetler gösteren mikroskobik canlılardır. Varlıkları ve topraktaki oranları mevsim, nem, sıcaklık, pH, derinlik, toprak yapısı ve rutubeti gibi faktörlere göre değişir. Bu mikroorganizmaların morfolojilerinin karşılaştırılması toprak örneklerinin kimliklendirilmesini sağlar. Bu çalışmada, toprağın son derece değişken mikrobiyal dağılımından yararlanmak suretiyle ilçelere göre toprak kimliklendirilmesi yapıldı ve toprağın adli olayların çözümüne katkısını ortaya koyacak bir araştırma gerçekleştirildi. Çalışmamız İstanbul ilinde daha önceden belirlediğimiz her iki kıtadan 20 farklı ilçeden oluşturuldu. Her ilçe kapsamında; adli vakaların gerçekleşebileceği, yerleşim yerlerinden uzak, tenha ve toprak çeşitliliğini görebilmek adına da ormanlık, dağlık, sulak özellik gösteren farklı alanlar tercih edildi. Bu alanlardan hem kuru hem de ıslak toprak örnekleri belirli derinliklerden (5-30 cm) toplandı ve steril şartlarda plaklara konulmak suretiyle en kısa sürede laboratuvara ulaştırılması sağlandı. Topraktaki tüm mikrobiyal aktiviteyi görebilmek adına kazılan her noktaya birer lam gömüldü ve bir gün sonra toplanarak aynı koşullarda laboratuvara ulaştırıldı. Laboratuvara ulaştırılan her bir örneğin analizleri makroskobik, mikroskobik, kültür, ve ticari identifikasyon sistemleri ile yapıldı ve tanımlamalarının yapılması sağlandı. Elde edilen sonuçlar karşılaştırıldı ve bu veriler kriminal olayların değerlendirme aşamasında önemli bir fiziksel delil olan toprağın mikrobiyolojik yönüyle de adli bilimlere katkısını ortaya koydu. Böylece toprakta bulunan mikroorganizmaların toprağın kimliklendirilmesinde bir gösterge olarak kullanılabilirliği görüldü. Toplam 16 tip mikrobiyota üyesi tespit edildi. Toprak numunelerinin % 100 ünde bakteri, % 80 inde mantar belirlenerek alınan toprak örneklerinden bir veri tabanı oluşturuldu. İstanbul ile ilgili elde edilen bu verilerin ileride kullanılacak coğrafik bilgi sistemleri yönünden bir model oluşturması da sağlandı. Sonuç olarak toprak delillerinin uygun bir şekilde toplanıp incelenmesiyle, toprakta bulunan mikroorganizmaların toprağın kimliklendirilmesinde bir gösterge olarak kullanılabilirliği ile suçun failinin yakalanabileceği gibi, suç ile ilişkilendirilecek bir masumunda aklanmasının sağlanabileceği gösterildi. Anahtar Kelimeler: Adli Bilimler, Toprak Mikrobiyolojisi, Kimliklendirme.

Sevtuğ Kasapbaşoğlu
İstanbul University · Institute of Forensic Medicine
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çevresel atık su örneklerinde paladyumun hidrofobik derin ötektik çözücü ile sıvı faz mikroekstraksiyonu ve alevli atomik absorpsiyon spektrometresi ile tayini

Bu tez çalışmasında, çevre için toksik etkilere sahip olan paladyum ağır metalinin analizi için yeni bir sıvı faz mikroekstraksiyon tekniği geliştirilmesi amaçlanmıştır. Paladyumun tayini mikro enjeksiyon sistemine sahip Alevli Atomik Absorpsiyon Spektrofotometresi ile gerçekleştirilmiştir. Mikroekstraksiyonda, ekstraksiyon çözücüsü olarak kullanılmak üzere hidrofobik derin ötektik çözücüler farklı mol oranlarında denenmiştir. Yapılan denemeler sonucunda Aliquat-336 ve Pivalik Asitin, 1:3 oranında kullanılarak yeni bir hidrofobik derin ötektik çözücü sentezlenmesi sağlanmıştır. Ekstraksiyon çözücüsü hacmi, pH, vorteks süresi, santrifüj süresi, matriks iyonlarının etkisi ve örnek hacmi gibi mikroekstraksiyon tekniğine etki eden parametreler optimize edildi. Optimize edilmiş koşullarda, gözlenebilme sınırı (8,56 μg L-1), tayin sınırı (28,5 μg L-1), bağıl standart sapma (% 3,17) ve zenginleştirme faktörü (37) hesaplanmıştır. Geliştirilen sıvı faz mikroekstraksiyon yöntemi oto yıkamalardan kaynaklı atık sulara, metal işleme yapılan tesislere ait atık sulara ve oto parçalarının tamiri sırasında açığa çıkan bazı atık su örneklerine başarılı bir şekilde uygulanmıştır.

Aylin Nur Besler
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Envanter yönetiminde Markov karar süreci

In any industrial production, the need for strategic or contingency planning continues to attract more attention, especially with the growing competitiveness of today's markets. Managers of companies seek to adopt policies that in the long run minimize operational costs. In this thesis, a case study of an inventory control problem is studied and an optimal stationary policy is proposed. The problem has to do with optimal production scheduling of limestones, a firm located in Trakya, Turkey. A production schedule that minimizes expected discounted costs is sought. The mathematical modeling framework used for this study is infinite-horizon Markov decision process. The problem is formulated as a sequential decision problem and subjected to rigorous computational test. We proposed an initial policy which is obtained through policy iteration methodology and we check whether it is optimal. Based on this, our proposed policy is found to be optimal. Whiles this policy is optimal, we do not claim that it is the only optimal solution to the problem herein studied. Other forms of optimal policies to this same problem may exist.

Sumaıla Abubakarı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Regresyon testi için test durumu seçim tekniklerinin analizi

Today, the development of software products to satisfy users' requirements has been expedited by the relentless competition that exists in the modern world. These products are in a state of intense competition with one another. Engineers who are developing these products are forced to compete against time as a consequence of this competition. The necessity of developing products quickly within a short period brings along software errors. Testing units bear the responsibility of identifying these software errors before users, as they must quickly execute their pre-prepared test cases. In this regard, testing selected test cases within a limited time has become a necessity. In terms of the Average Cost per Execution (APXC) measure, the goal of this project is to make the regression test process as efficient as possible by making it easier for test engineers to do regression tests. It shows two approaches to testing the right test case in a short amount of time. The first approach named clustered nature-inspired selection aims to conduct testing through selected tests within the test case set. It is based on clustering similar tests within the test case set using Jaccard, a similarity-based approach existing in the literature, and then selecting test cases within the clustered subsets using nature-inspired algorithm approaches. The second approach named direct nature-inspired selection, on the other hand, conducts a selection process directly using nature-inspired algorithms without any grouping among the test cases. These approaches are designed to perform multi-layered selections, discussing which combination among the approaches will yield the optimal result

Baturay Çağlasın
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Havacılık sanayinde jet yakıtı 8 döküntüsünün dağılım modellemesi

The purpose of this study is to identify hazards, evaluate risks and suggest safety measures in order to prevent fire and explosions due to the uncontrolled charging and the ignition of jet propellant 8, shortly JP-8, at the fueling stations in the aerospace industry. There are many different surveys on the ignition and the explosion of the fuels in the literature. However, not enough researches have been made in order to model the dispersion of the JP-8 spill in aviation. JP-8 is a petroleum product which has wide usage in aviation as a jet engine propellant. JP-8 is a flammable hydrocarbon mixture and its vapors can be ignited very quickly. JP-8 vapors can start a fire and explode in open air or in the confined spaces in case of exposure to flame, spark, heat, static electricity discharge and different types of ignition sources. A case scenario of JP-8 spill during the fueling operations in the aviation sector is investigated to model evaporation of JP-8 spill and dispersion of its vapors. Different evaporation and dispersion models are discussed and compared for deciding the most suitable model for the JP-8 spill. According to the assessment results, the area affected by the JP-8 spill and evacuation zones are defined. This research provides the required information to design safe fueling stations and to increase the safety during fueling operations for the aerospace industry.

Olgun Çelik
Middle East Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Ankara banliyölerindeki konut alanlarının mekânsal sınırlarının incelenmesi: Koru mahallesi örneği

As in many other professional disciplines, 'spatial boundaries' has been one of the current critically important research topics in the field of urban design. With the fast increase in population, urban areas which have rapidly sprawled, have brought increasingly our attention towards the importance of spatial boundaries in cities. Especially residential site borders have recently become a basic research topic since they have started to become more and more dominant urban design elements in urban areas. 'Spatial boundaries' perform various important functions. However, in urban areas, it has become more and more ambiguous how far spatial borders (for example, as the borders of residential sites) successfully and effectively fulfill these functions. Being located at the intersection of public and private spheres, and functioning to restrict visual and physical permeability, they affect the quality of urban areas. The major assumptions of this thesis lie on the residential border's inability to fulfill their functions and their negative impact on being visually and physically impermeable. The assumptions of this research are tested in a prominent middle-class suburb in Ankara, the capital city of Turkey, through the direct observation, documenting and mapping of spatial boundaries of the 52 residential sites in Koru Neighborhood. This research examines the height, material, and visual and physical vi permeabilities of residential site boundaries, and maps them through color codes in order to understand their effects on urban areas. The research findings reveal that the spatial boundaries partly fulfill the functions of safety and security, giving identity, providing privacy, dualism, determining psychosocial behavior, dividing and providing order functions, and features in this neighborhood. It studies the visual and physical permeability level of residential site borders under the urban design principles, and the research findings reveal that impermeable borders negatively affect character, continuity, ease of movement, and access to green areas actively and passively. To convert these negative effects to positive ones, and to benefit from advantages of permeable borders that are rarely utilized, this thesis suggests that the boundaries, which are impossible to vanish, should be low, visually permeable or semi-permeable, especially in high-rise apartment building's sites. It also proposes that the spatial borders should be physically permeable or semi-permeable for pedestrians, and be made of evergreen plant material. If this is not desired by users, this research suggests that, at least, evergreen plant material should be used as spatial boundaries to support public health by letting people access green passively.

Zeliha Irmak Bilir
Middle East Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Heat assisted machining of superalloys

Superalloys are vastly used in the aerospace industry due to their alluring properties such as maintaining their strength at high-temperature applications. Nevertheless, manufacturing these raw materials to the desired geometrical shapes is one of the main challenges of the subtractive manufacturing industry and they are categorized as hard-to-machine materials. Several approaches such as High-Speed Machining (HSM), Cryogenic cooling, Minimum Quantity Lubrication (MQL), and Heat Assisted Machining (HAM) are introduced to tackle this matter. HAM is a technique that introduces external heat sources to the workpiece (pre-heating or real-time heating methods) to increase the ductility of the superalloy and therefore reduce the yield and shear strength of the workpiece. By this means the machining parameters demonstrate an improvement compared to conventional machining. This article focuses on the research approaches conducted to evaluate the effect of the various heat source applications (Gas flame, Induction, Laser, and Plasma) on the material properties and the machinability of the superalloys. Additionally, the heating methodology and heat assistance impact on cutting parameters (forces, tool life, surface integrity, and chip morphology) are outlined. Finally, a comparison of the heat source efficiency and the economics of the various heat applications are performed. The analysis of the Finite element method on the orthogonal cutting of Inconel 718 was evaluated. The material behavior can observe by the constitutive model, the effect of high strain, strain rate, and temperatures on the equivalent flow stresses observed by the modeling of conventional and modified Jhonson-cook. The induction heat source considered and the analytical solution of induction power is evaluated. the heat-induced in the Inconel 718 workpiece concerning time is studied in detail. The induction heating of Inconel 718 is simulated by using the COMSOL multiphysics model. The effect of frequency and current on the temperature inside the material has been discussed. A comparison of the stress-strain curve of the Inconel 718 modeled, the temperature effect on the strain rate

Superalloys
Talha Munır
Altınbaş University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessEN

Çok ajanlı sistem ve takviye öğrenimine dayalı akıllı şebeke enerji yönetimi

The energy sector is undergoing fundamental shifts the depletion of fossil fuels and considerations for the environment have allowed it to use renews like solar and wind energy resources. A micro- grid constitutes a component of an intelligent grid and is ready to play an important role in the generalization of renewable resources. However, because renewable energy is intermittent in nature, it affects the dynamics and stability of the micro-grid and thus new approaches for coordination and control are required when integrated in the micro-grid. The existing systems lack run-time adaptive behavior and suffer from communication overhead. To meet these challenges and to achieve an optimal balance between generation, energy storage and load demands, we need to incorporate efficient communication and control strategies into micro-grid monitoring. In this thesis a, Reinforcement learning is implemented for optimal energy management of a micro-grid. It is extended into Multi-Agent Reinforcement Learning (MARL) for distributed optimization of micro-grids. The performances of the reinforcement learning methods are compared with conventional methods. The effectiveness of MAS and MARL are investigated in micro-grid for autonomous adaptation in the dynamic environment, and for economic and environmental optimization.

Alı Abdulhasan Salman Al-saadı
Altınbaş University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Optimal yörünge planlaması tasarımı modifiye sürü kullanılan robot kol için algoritma

Much attention has been paid to improve, achieve the efficient performance of robot arm and to cope with the unlimited needs and demands of the worldwide industrial revolution that necessitate the availability of high productivity and accuracy. The finding of an optimal path possesses a significant role in guiding and attaining the accurate robot arm movements. In the current work, the optimal path and trajectory planning of two-link robot arm with 2-DOF in 2-D static known environment has been analyzed by proposing the Particle Swarm Optimization algorithm (PSO) and cubic polynomial equations. The primary function of modified PSO method is to generate the free-collision shortest path through searching within the free Cartesian space. The simulation results illustrate the efficiency of proposed methods performance in finding and determining the optimal path and trajectory even in various degree of environmental complexity. Moreover, the experimental work has been tested for practical physical validation in order to check the quality of the planned path practically and to analyze the difficulties of optimal practical path planning practically.

Salam Ghanım Najeeb Al-owaıdı
Altınbaş University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kullanıcı deneyim tasarım veri analiz sistemi

Günümüz internet teknolojileri sayesinde insanlar bilgiye çok daha zahmetsiz ve kolay bir şekilde erişebilmekte ve paylaşabilmektedir. Bilgi erişimi ve paylaşımında öne çıkan en önemli husus; doğru bilginin, doğru kişiye, doğru bir yolla ulaştırılmasıdır. Bu husus, aynı zamanda "kullanıcı deneyimi" kavramının doğmasına da yol açmıştır. Kullanıcı deneyimi kavramı, bilginin doğru kullanıcılar ile mevcut ihtiyaçlarına paralel şekilde paylaşılmasını amaçlayan yöntemler bütünüdür. Teknolojinin gelişmesi, akıllı telefon kullanımının yaygınlığı ile birlikte hızı ve kolay işlem yapmayı tercih eden insanlar için websiteleri üzerinden elektronik ticaret vazgeçilmez bir unsur haline gelmiştir. Teknolojinin gelişimini ve mobil cihaz kullanımının yaygınlaştığını pazarlama alanında rekabet avantajı sağlamak üzere kullanmayı amaçlayan firmalar için websiteleri oldukça önemli bir yere gelmiştir. Bu durum firmaların websiteleri üzerinde geliştirme ve kullanıcı ihtiyaç ve deneyimlere bağlı olarak düzenleme yapmalarına da sebep olmaktadır. Bu çalışma kapsamında websiteleri yönelik tasarım ve düzenlemelerin kullanıcı deneyimine etkilerinin analizi gerçekleştirilmiştir. Göz İzleme (Göz Takip) teknolojisi kullanılarak kullanıcı deneyimi incelenmiştir. Çalışma kapsamında Göz İzleme yöntemi kapsamında kullanıcılarda websitesi unsurlarına yönelik gözlemlenen faktörlerin ölçümü gerçekleşmiştir. Website tasarım unsurları kullanıcı deneyimi üzerinden incelenmiş olup kullanıcıların algılarının anlaşılabilmesi elde edilen bulgular değerlendirilmiştir. Website tasarım faktörleri "İlk Bakıldığı Anın Süresi (milisaniye, ms)", "Bakılan Süre (ms)", "Kaç Kere Bakıldığı" ve "Ortalama Bakılma Süresi (ms)" olarak belirtilmiştir. Çalışma kapsamında elde edilen bulgular neticesinde kullanıcıların elde edilen ölçümleri analiz edilerek website unsurları ile ilişkilendirilmiştir ve bulgular kapsamında sunularak ortaya konmuştur. Analiz sonucunda websitesi kullanımına yönelik kullanıcı deneyimi kapsamında edinilen ölçüm sonuçları analiz ve sonuçlar kısmında açıklanmıştır. Çalışma neticesinde katılımcıların websitesine ilk baktıkları an ve bakılan süre faktörüne yönelik algılarının ortalama bakılma süresine göre farklılık gösterdiği çıkarımı yapılmıştır.

Ali İhsan Öz
Altınbaş University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Monoton hücresel ayrışma

This thesis focuses on some results regarding the axioms of o-minimality which give rise to a restriction on definable sets ensuring the tameness of the topology, and also two regularity notions defined by van den Dries and by Gabrielov that we will simply call vdD-regularity which imposes some monotonicity properties on functions involved in the definition of open cells and definable functions, and Gabrielov-regularity which provides strong topological properties on cells. In this work, we first give some nice features of definable maps such as the Monotonicity Theorem and the Cell Decomposition Theorem which follow from the finiteness properties of definable sets in o-minimal structures. Then we present vdD-regularity which combines these two results and yields to state a more powerful theorem, namely Regular Cell Decomposition Theorem. In our work, we prove this theorem which has no proof in the literature. Afterwards, we are interested in a new regularity notion which is defined by Gabrielov to obtain cells that are topologically regular, whereas vdD-regularity does not necessarily imply this property. Indeed, we will examine an example in detail which is given by Gabrielov of a cell which is regular in the sense of van den Dries but not in the sense of Gabrielov.

Ebru Nayir
Galatasaray University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuğun cinsel istismarını kolaylaştırıcı maddelerin kullanımının değerlendirilmesi

Cinsel istismar çocuğa uygulanan diğer istismar türleri içinde açığa çıkması güç olan ve saptanması konusunda zorluklar çekilen bir istismar türüdür. Bir yetişkinin, gencin veya başka bir çocuğun güçlerini veya yetkilerini başka bir çocuğun cinsel aktiviteye dahil olması için kullanabileceği gibi herhangi bir fiziksel güç uygulamadan da maddeyle kolaylaştırarak cinsel saldırı girişiminde bulunabilir. Bu maddeler kişide bilinç kaybı, konfüzyon ve algı-durum bozukluğu gibi semptomlar ortaya çıkarmaktadır. Çalışmada, Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesinde hizmet veren Çocuk Koruma ve İzlem Merkezi'ne 01 Ocak 2015-31 Aralık 2023 tarihleri arasında cinsel istismar nedeniyle başvuran olgular retrospektif olarak incelenmiş, olgulara ve istismarcıya ait sosyodemografik bilgiler, istismar olayı ile ilgili veriler, toksikolojik analiz için olgulardan alınan biyolojik örnekler ve istismar olayında kullanılan kolaylaştırıcı maddelerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, cinsel istismar mağduru 2063 olgudan maddeyle kolaylaştırılmış cinsel istismar mağduru 52 (%2.5) olgu tespit edildi. Olguların yaş ortalaması 15.6±1.7'di. Olguların 49'u (%94.2) kız, 3'ü (%5.8) erkekti. Olguların 4'ünün (%7.7) 9-11, 13'ünün (%25) 12-14, 35'inin (%67.3) 15-18 yaş grubunda olduğu, %86.5'inin lise öğrencisi olduğu tespit edildi. İstismarcıların tamamının erkek, en küçük istismarcının 17, en büyük istismarcının 60 yaşında ve çoğunluğunun mağdurun arkadaşı/sevgilisi olduğu saptandı. İstismar olayının 34'ünün (%65.3) gece ve 24'ünün (%46.1) istismarcının evinde ve 21'inin (%40.4) kapalı mekanda gerçekleştiği tespit edildi. İstismar olayının %67.3'ünün ilk 4 ay içinde bildirildiği, istismarda kullanılan maddelerin alkol, uyutucu/uyuşturucu madde, ilaç ve uçucu solvent olduğu tespit edildi. Cinsel istismar olaylarında istismarı kolaylaştırıcı maddelerin toksikolojik analizlerde tespiti için uygun biyolojik örneklerin en kısa zamanda alınması oldukça önemlidir. Mağdurdan alınacak biyolojik örneklerin doğru seçimi, toplanması, korunması ve toksikoloji laboratuvarına uygun şekilde nakledilmesi gerekmektedir. Yapılacak her hata analiz sonuçlarını ve adli kararı etkileyeceği unutulmamalıdır

Aziz Can Erdada
Karadeniz Technical University · Adli Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Amfetamin ve metamfetaminin kanda LC-MS/MS ile analitik metot validasyonu ve gerçek örneklere uygulanması

Psikoaktif madde olarak tanımlanan yasadışı uyutucu, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı hem küresel düzeyde hem de ülkemizde giderek artan bir yaygınlık göstermektedir. Bu tür maddelerin kullanımının önlenmesi kadar, kullanım sonrası bireylerdeki varlığının kalitatif ve kantitatif olarak doğru biçimde tespit edilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, hızlı, güvenilir ve bilimsel temellere dayanan toksikolojik analiz yöntemlerine duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Adli bilimler, bu ihtiyaca yanıt verebilmek amacıyla en güncel bilimsel ve teknolojik gelişmeleri takip ederek, yüksek doğruluk ve kesinlikte sonuçlar elde etmeye yönelik çalışmalar yürütmektedir. Zira yargı mercileri, olayların aydınlatılmasında ve adil kararların verilmesinde kesin ve güvenilir kanıtlara ihtiyaç duymaktadır. Bu çalışma, kanda amfetamin ve metamfetaminin tespiti amacıyla katı faz ekstraksiyonu (SPE) yöntemi kullanılarak sıvı kromatografisi-tandem kütle spektrometrisi (LC-MS/MS) sistemine dayalı analitik bir metodun geliştirilmesi ve validasyonunu kapsamaktadır. Toksikolojik analizlerde güvenilir ve geçerli sonuçların elde edilmesi, adli bilimler açısından büyük önem taşımakta olup, bu doğrultuda geliştirilen yöntemlerin uluslararası validasyon kriterlerine uygunluğu temel bir gerekliliktir. Yöntemin seçiciliği, kör kan örnekleri üzerinde yapılan analizlerle değerlendirilmiş; amfetamin ve metamfetamin için herhangi bir interferans gözlemlenmemiştir. Doğrusal çalışma aralığı 1–200 ng/mL olarak belirlenmiş, korelasyon katsayıları amfetamin için 0,996, metamfetamin için ise 0,992 olarak saptanmıştır. Tespit limitleri (LOD) sırasıyla amfetamin için 0,46 ng/mL, metamfetamin için 0,31 ng/mL; tayin limitleri (LOQ) ise amfetamin için 0,95 ng/mL, metamfetamin için 0,65 ng/mL olarak hesaplanmıştır. Yöntemin tekrarlanabilirliği, gün içi ve günler arası analizlerle değerlendirilmiş ve %RSD değerleri %15'in altında bulunmuştur. Geri kazanım oranları amfetamin için %93,28–%111,87; metamfetamin için %105,15–%115,17 aralığında gerçekleşmiştir. +4 °C'de otomatik örnekleyici ile yapılan 7 günlük kararlılık çalışması ve -20 °C'de 6 ay süresince gerçekleştirilen uzun dönem kararlılık çalışmasında sapma oranları <%10 olarak belirlenmiştir. Elde edilen tüm validasyon parametreleri, toksikolojik analizlerin validasyonuna yönelik uluslararası rehberlerde belirtilen kabul edilebilir sınırlar içerisinde yer almaktadır. Bu doğrultuda, geliştirilen yöntemin amfetamin ve metamfetaminin kan örneklerinde güvenilir biçimde tespit ve tayini için geçerli olduğu ortaya konmuştur. Valide edilen metot, gerçek adli örneklerde başarıyla uygulanmış olup, adli olguların aydınlatılmasına bilimsel katkı sağlayacak niteliktedir.

Ali Tepekıran
Karadeniz Technical University · Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

BBSome, Caenorhabditis elegans'ta ARL13B'ye Bağımlı İki Farklı Silyanın Birlikte Uzamasını Düzenler

Cilia or flagella are interchangeably used to refer to the hair-like organelles extending from the cell surface to communicate with environmental signals or triggers. Cilium, the singular form of cilia, and its components are well-conserved structures throughout evolution and are divided into motile and primary cilium. The primary cilia of different cells are seen to form joint cilia by extending in parallel. For instance, PHA and PHB primary cilia in C. elegans protrude from the ends of the dendrite but extend parallel to one another and intersect in the middle portion of the cilia, reaching the same length. Nevertheless, the molecular mechanisms underlying how parallel cilia get similar lengths remain mysterious. In this thesis, we used C. elagans as a model organism to examine the molecular mechanism associated with the cilia direction. We generated various single, double, and triple mutants to examine PHA and PHB cilia for phenotype and length. We found that a Joubert syndrome protein, ARL13B, is required for determining cilia direction in PHA & PHB cilia and ASE & ASI cilia.

Merve Gül Turan
Abdullah Gül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00