
6
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Türkiye'de 1980 sonrası dönemde yaşanan ekonomik krizlerin analizi
ÖZET Bu çalışmada, Türkiye'de 1980 sonrası dönemde gündeme gelen yapısal dönüşüm ile birlikte ortaya çıkan ekonomik gelişmeleri değerlendirebilmek, ekonomik krizlerin bir daha yaşanmasını engelleyecek gerekli önlem ve politikaları ortaya koyabilmek için Türkiye'de 1980 sonrası dönemde yaşanan ekonomik krizler analiz edilmiştir. Bu amaçla, bir ekonomik krizin nasıl bir ortamda ortaya çıkabileceği teorik olarak incelenerek, olası kriz türleri ile bu krizlerin içsel ve dışsal boyuttaki ekonomik, politik, sosyo-kültürel nedenleri araştırılmıştır. Genel olarak ortaya konulan ekonomik krizlere ilişkin teorik yaklaşımlardan sonra konu Türkiye bağlamında ele alınmıştır. Bu incelemeler, Türkiye'de ortaya çıkan ekonomik krizlerin başlıca nedenlerinin ekonomik, politik ve sosyo-kültürel alanlardaki dengesizliklerin oluşturduğunu göstermiştir. Bu dengesizliklerin yanı sıra uygulanan istikrar programlarının getirmiş olduğu ilave nedenler ve uluslararası koşullardaki krizi besleme yönündeki gelişmelerin varlığının Türkiye'deki ekonomik krizlerin nedenlerine çok karmaşık bir yapı kazandırdığı anlaşılmıştır. Böyle bir yapı içinde ortaya çıkan ve 1980 sonrası ilk ciddi kriz olma niteliği taşıyan 1994, 1998 ve 2001 yılı krizlerinin Türkiye'de ekonomik ve sosyal maliyeti çok yüksek olan kayıplara neden olduğu, uygulanan istikrar programlarının ise her seferinde yeniden başa dönülmesi gibi başarısız sonuçlar doğurduğu görülmüştür. Bu incelemeler, Türkiye'de yaşanan krizlerin bir daha yaşanmaması için alınacak önlemlerin hem ulusal hem de uluslararası çok yönlü koşulların dikkate alınması ve uygulamaya konulan önlemlerin kararlı bir biçimde uygulanması zorunluluğuna işaret etmiştir.
Döviz kuru belirsizliğinin özel sektör sabit sermaye yatırımları üzerine etkisi
1980'li yılların ortalarından itibaren başlayan küreselleşme eğilimiylebirlikte,ekonomiler karşılıklı olarak birbirine daha bağlı ve dış gelişmelerekarşı oldukça duyarlı hale gelmiştir. Bu ekonomik yapıda dalgalı döviz kururejiminin neden olduğu döviz kurları belirsizliğinin diğer makroekonomikdeğişkenler üzerindeki etkileri, hem ampirik alanda hem de teorik alandaaraştırma konusu olmuştur.Bu çalışmada, döviz kuru belirsizliğinin özel sektör sabit sermayeyatırımlarını nasıl etkilediği incelenmekte ve 1987-2005 dönemi Türkiye örneğiekonometrik olarak test edilmektedir. Döviz kurundaki belirsizliğin hareketliortalama yöntemi kullanılarak oluşturulduğu modelde, özel sektör sabitsermaye yatırım fonksiyonu için ayrıca geleneksel yatırım teorileridoğrultusunda toplam gelir ve faiz oranı diğer belirleyiciler olarakkullanılmıştır.Yapılan modelleme sonucu elde edilen sonuçlara göre döviz kurubelirsizliği ile yatırım harcamaları arasında uzun dönemde anlamlı bir ilişkininvar olduğu tespit edilmiştir. Bu ilişkinin yönü yatırımlarda opsiyon yaklaşımınauygun olarak ters yönlü çıkmıştır. Bu sonuç bize Türkiye'de 1980 sonrasındadöviz kurlarında ortaya çıkan belirsizliğin özel sektör sabit sermayeyatırımlarında istenen artışın gerçekleşmesine engel olan faktörlerden biriolduğunu göstermiştir.Anahtar Kelimeler: 1)Yatırım 2)Belirsizlik 3)Döviz Kuru
Bütçe açıkları ve politika etkisizliği: Türkiye uygulaması
Özellikle 1980'lerden sonra, bütçe açıkları ve iç borçlar ekonomik gündemin enönemli konuları arasında yer almı tır. Fakat bu de i kenlerin ekonomi üzerindekietkileri gerek iktisadi teori gerekse ampirik çalı maların ula tı ı sonuçlar açısından açıkde ildir. Çünkü bütçe açıkları ve iç borçların ekonomi üzerindeki etkisi bireylerinalgılamalarına göre de i ir. E er bireyler hükümet borcunu net servet olarakalgılıyorsa, vergi indiriminin neden oldu u bir bütçe açı ının borçlanma ile finanseedilmesi, harcanabilir geliri artırır, toplam talebi uyarır, faiz oranlarını artırır ve özelsektör yatırımlarını dı lar. Bu sonuç Keynesyen Teorinin ürünüdür. Ricardocu DenklikTeoremi (RDT) Keynesyenlerin sonuçlarına kar ı çıkmaktadır. Bu teoreme görehükümet borcu rasyonel bireyler tarafından net servet olarak algılanmamaktadır.RDT'ye göre bireyler cari bir vergi indiriminin gelecekte bir vergi yükü olarakkar ılarına çıkaca ını dü ünürler. Bu bireylere göre, iç borçlanma ile finanse edilmicari bir vergi indirimi sadece vergi tahsilâtını geciktirmektir. Böyle bir durumdabireyler Keynesyen Teori'nin önerdi inin aksi yönde hareket edeceklerdir.Bir ekonomide bu iki yakla ımdan hangisinin geçerli oldu unun bilinmesi maliyepolitikalarının sonuçları açısından önemlidir. Bu çalı manı esas amacı RDT'nin Türkiyeiçin geçerlili ini, e bütünle me tekniklerini kullanarak ara tırmaktır. Bu çalı madaRDT'nin geçerlili i 1994:1-2005:4'e kadar olan veri aralı ında, öncelikle bir tüketimfonksiyonu tahmin edilerek, daha sonra ise ikiz açık hipotezinin geçerlili ini test ederekara tırılmı tır. Çünkü kiz Açık hipotezinin reddedilmesi, RDT'nin geçerli olmasıanlamına gelmektedir.Çalı mada klasik e bütünle me yakla ımlarına ek olarak, yapısal kırılmalarıdikkate alan bütünle me ve e bütünle me testlerinin yanı sıra sınır testi ve ARDLyakla ımı gibi teknikler de kullanılmı tır. Çalı madan elde edilen genel sonuçlar,RDT'nin Türkiye için geçerli bir teorem olmadı ını göstermektedir. Buna göre bütçeaçıkları Türkiye ekonomisi üzerinde olumsuz etkileri vardır.
Türkiye'de kamu borçlanma politikası ve fonksiyonel gelir dağılımı ilişkisi
ÖZETYüksek Lisans TeziTürkiye'de Kamu Borçlanma Politikası ve Fonksiyonel Gelir Dağılımı İlişkisiH. Barış KAYRAKCIDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüGenel İktisat Anabilim Dalıİktisat ProgramıSon dönemde gelişen sosyal devlet anlayışıyla, devletin sorumlulukları vegörevleri artmakta, böylelikle devletin sunmak zorunda olduğu hizmetlerdeartış ve çeşitlilik yaşanmaktadır. Artan kamu hizmetleri ise kamuharcamalarında yükselmelere neden olmakta ve kamu harcamalarınınfinansmanı sorunu önem kazanmaktadır. Kamu kesiminin borçlanmapolitikası, ekonomi üzerinde kalıcı etkiler yaratmaktadır.Gelir dağılımı, sosyal refah düzeyinin önemli bir göstergesidir. Ulusalgelirdeki adil bir dağılım, sosyal sorunların azalmasını sağlamaktadır. Birtoplumun sosyal kesimleri arasında kurulan iç dengenin, sosyal barışa yaptığıkatkı bilindiği için, gelir dağılımı analizlerinde fonksiyonel gelir dağılımının yeribüyük bir öneme sahiptir.Bu çalışmanın temel amacı, devletin uygulamış olduğu kamu borçlanmapolitikalarının, fonksiyonel gelir dağılımını nasıl etkilediğini ortayakoyabilmektir. 1963-1979 yılları arasında Merkez Bankası kaynakları içborçlanma için önemli bir araç olmuş, ancak emisyon artışına neden olmasıenflasyonu yükseltmiştir. 1980-1989 yılları arasında, dışarıya açılma süreciylepozitif reel faiz uygulamasına geçilmesi, kamu dış borçlarının iç borçlarlafinanse edilmesi nedeniyle fon talebinin artışı, kamuyu kısa vadeli ve yüksekreel faizli borçlanmaya itmiştir. Bu da borç stokunda artışa neden olmuş, kısırbir döngü yaratmıştır. 1990-2005 yılları arasında yapısal sorunları çözülmeden,sorunların genel çözümünü dışarıdan gelecek spekülatif nitelikli kısa vadeliyabancı sermaye ile karşılayan Türkiye ekonomisi, ülke içi veya ülke dışıkonjonktürel süreçten oldukça etkilenmiştir. Değişik yıllarda finansal krizleryaşanmış, özellikle mali sektördeki göz ardı edilen sorunlar, kamuya önemli biryük getirmiştir. Genel olarak, sabit ve dar gelirliler uygulanan politikalardanolumsuz etkilenmiştir. 1980'de başlayan finansal liberilizasyon ile gelir dağılımıreel ekonomi ilişkilerinden ziyade, parasal ekonomik ilişkilerin kontrol veyönlendirilme sürecine girmiştir. Bu olumsuz süreçte kurumsal yapılanma vehukuki mevzuatın gecikerek düzenlenmesi etkili olmuştur.Ülkemizde son dönemde yaşanan krizlerin de etkisiyle kamu borç stokuyükselmiştir. Uygulanan programlarla borç stoku çevrilebilir hale gelmiş ise de,gelir dağılımının olumsuz etkilendiğini gösteren analitik bulgular kararalıcıların daha etkin politika geliştirmesini zorunlu hale getirmektedir.Anahtar Kelimeler: 1)Gelir Dağılımı, 2)Fonksiyonel Gelir Dağılımı,3)Kamu Borçlanma Politikası, 4)İç Borçlanma, 5)Dış Borçlanma
Küreselleşme sürecinde doğrudan yabancı yatırımlar ve Türkiye açısından değerlendirilmesi
ÖZETYüksek Lisans TeziKüreselleşme Sürecinde Doğrudan Yabancı Yatırımlar ve Türkiye AçısındanDeğerlendirilmesiSerap KUDUĞDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimleri EnstitüsüGenel Iktisat Anabilim DalıBu çalışmada temel olarak, 1980'lerde dünyada başlayan küreselleşme süreciyle,doğrudan yabancı yatırımlarda yaşanan gelişmeler tarihsel ve teorik yaklaşımla analizedilmektedir. Küreselleşme Sürecinde Doğrudan Yabancı Yatırımlar ve Türkiye AçısındanDeğerlendirilmesi adlı bu tez üç ana bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde küreselleşme tanımı ve dünyadaki küreselleşme süreci farklıbakış açılarıyla değerlendirilmiştir. Doğrudan yabancı yatırımların tanımı, taraflarasağladığı faydalar ve nedenleri incelenmiştir. Ayrıca doğrudan yabancı yatırımlarıaçıklamaya yönelik kuramsal yaklaşımlar açıklanmıştır.İkinci bölümde ise Dünyada ve Türkiye'de doğrudan yabancı yatırımlarıntarihsel gelişimi incelenmiştir. Tarihsel süreç 1980 öncesi ve sonrası olarak iki farklıdönemde ele alınmıştır.Son bölümde ise, literatürde daha önce yapılan ampirik çalışmalar ışığındaülkeye giren doğrudan yabancı yatırımlar ve gayri safi milli hasıla arasında ilişki olupolmadığı 1980 ve 2005 yılları arası Türkiye verileriyle araştırılmıştır. Uygulamadaki verikısıtı nedeniyle 1980 yılı ve sonrası verileriyle çalışılmıştır. Kullanılan yöntemlerGranger Nedensellik Testi, Engle-Granger İki Aşamalı Eş bütünleşme Testi veJohansen Eş Bütünleşme Modelidir. Engle-Granger Iki aşamalı modelleme yöntemi veJohansen Eş Bütünleşme testi değişkenler arasında uzun dönemde bir eş bütünleşmeilişkisinin var olduğunu tespit edilmiş ve Granger Nedensellik testi ile de bu ilişkinindoğrudan yabancı yatırımlardan gayri safi milli hasılaya doğru olduğu sonucunavarılmıştır.Anahtar Kelimeler: 1) küreselleşme, 2) Doğrudan yabancı yatırımlar, 3) Türkiye Ekonomisi,4) Eş Bütünleşme, 5) Nedensellik Testi
Türkiye'nin tüketim fonksiyonu: Ekonometrik bir uygulama
Etkili ve yararlı bir iktisat politikası öngörüsünde bulunabilmek için,güvenilir bir makroekonomik modele ihtiyaç duyulmaktadır. Günümüze kadar,tüketim fonksiyonu ile ilgili bir çok tüketim modeli bulunmakla birlikte, bumodellerin ampirik testlerinde özellikle de verilerin elde edilmesinde vedüzenlenmesinde yaşanan zorluklar nedeniyle sorunlar yaşanmaktadır. Bunedenle, her ülkenin kendi ülkesine uygun verileri kullanarak, ülkesindekitüketim davranışını en iyi şekilde açıklayacak, güvenilir bir makroekonomikmodel geliştirmesi önem taşımaktadır.Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin tüketim fonksiyonunu Geweke vePorter-Hudak (1983) tarafından geliştirilen parçalı eşbütünleşme yaklaşımınıkullanarak analiz etmektir. Bu çalışmanın, Türkiye'de tüketim fonksiyonu ileilgili yapılan diğer çalışmalardan farkı, tüketim fonksiyonunda yer alandeğişkenlerin parçalı yapısını dikkate almış olmasıdır. Değişkenlere parçalıbirim kök testi uygulanmış ve parçalı birim kök içerdikleri görülmüştür. Bunedenle, bu özellik dikkate alınmadan geleneksel eşbütünleşme yöntemlerikullanılarak analizlere devam edilmiş olsaydı, sapmalı sonuçlar elde edilmişolacaktı.Bu çalışmada, Türkiye'nin tüketim fonksiyonu, parçalı eşbütünleşmeyöntemi kullanılarak tahminlenmiştir. Ulaşılan sonuçlara göre, Türkiye'detüketiciler, Hayat Devresi-Sürekli Gelir Hipotezinin öngördüğü şekildedavranmaktadırlar. Buna göre, Türkiye'de uzun dönemde tüketimharcamalarını belirleyen temel faktörler gelir ve servettir. Kısa dönem tüketimmodeli analiz edildiğinde ise Parçalı Hata Düzeltme Mekanizmasının çalıştığıgörülmüştür. Bu durumda, Türkiye'deki tüketicilerin, gelir ve servette birdeğişme meydana geldiğinde, bu değişmenin sürekliliğiyle ile ilgili açıkgöstergelere hemen ulaşarak, tüketimlerini yeni duruma göre düzenlediklerigörülmektedir.