Dokuz Eylül University
Anabilim Dalı

Parazitoloji Anabilim Dalı

Dokuz Eylül University

14

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

14 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Kistik ekinokokkozisde proinflamatuar sitokin, sitokin reseptör ve kemokin yanıtı

Giriş: Tüm dünyada ve Türkiye'de yaygın olarak bulunan Echinococcus granulosus`un (E. granulosus) larval formlarının neden olduğu kistik ekinokokkozis (KE), hem halk sağlığı yönünden hem de ekonomik yönden çok önemli olan paraziter bir hastalıktır. Hastalığın klinik olarak çeşitli formlarda ve farklı şiddetlerde ortaya çıkması, hastalığa karşı farklı immün yanıtların geliştiğini göstermektedir. Özellikle son 10 yılda olmak üzere, KE'in gelişiminin, klinik seyrinin, sonuçlarının ve farklı immün yanıtların belirlenebilmesinde, birçok immünolojik parametre araştırılmaktadır. Bu alandaki yeni bakış açıları, KE'de Th1 ve Th2 immün yanıtlarının birlikte bulunduğunu ortaya koyan çalışmalardan köken almaktadır. Bu nedenle KE'de bu immün yanıtların meydana gelmesinde görev alan spesifik sitokinlerin, sitokin reseptörlerinin ve kemokinlerin araştırılması büyük önem taşımaktadır.Amaç: Bu çalışmada, cerrahi tedavi sonrası iyileşmiş KE hastaları ile progresif KE hastalarında, IFN gama, interlökin IL4, IL12(p40), IL13 sitokinlerini, solubl IL2 sitokin reseptörünü (sIL2Ralfa), IL1beta proinflamatuar sitokinini, IL8 kemokinini ve bunların birbirleriyle ilişkileri ile hastalığın gelişimindeki rollerini araştırmayı, Türkiye'deki farklı KE hasta gruplarında görülen immün yanıtları tanımlayabilmeyi ve serum IgG antikor yanıtlarını değerlendirmeyi hedefledik.Gereç ve Yöntemler: Cerrahi tedavi sonrası iyileşmiş 10 KE hastasının, 19 progresif KE hastasının ve 13 sağlıklı bireyin periferik kan mononükleer hücre (PKMH) kültürlerindeki IFN gama, IL4, IL12(p40), IL1beta, sIL2Ralfa, IL13 sentezleri ve serumlarındaki IL1beta, sIL2Ralfa, IL8 düzeyleri, ticari ELISA setleri ve kiti kullanılarak araştırıldı. Bunun yanı sıra, hastaların ve kontrol bireylerinin serum IgG antikor yanıtları, in house ELISA yöntemiyle, belirlendi. İstatistik analizi SPSS 16.0 bilgisayar programı kullanılarak yapıldı.Bulgular: İyileşmiş KE hastaları ve kontrol grubu bireylerinin hiçbirisinde spesifik IgG antikor yanıtının bulunmadığı, progresif KE hastalarının ise %74'ünde spesifik IgG antikor yanıtının bulunduğu saptandı. İyileşmiş KE hastalarının PKMH'lerinin IFN gama (Th1 sitokini) sentezi, progresif KE hastalarına ve kontrol grubu bireylerine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,0167). Progresif KE hastalarının PKMH'lerinin ise kontrol grubu bireylerininkine göre, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek miktarda IL4 (Th2 sitokini) sentezlediği tespit edildi (p=0,03). Progresif KE hastaları, akciğer veya karaciğerde kist bulunmasına göre ele alındığında, karaciğerde kisti olanların anlamlı olarak daha yüksek IL4 sentezlediği tespit edildi (p=0,029). Progresif hasta grubunda, IFN gama yanıtları ile IL4 yanıtları arasında, olumlu yönde anlamlı ilişki saptandı (Yirmibeş ? g/ml ve 10 ? g/ml antijen konsantrasyonları için sırasıyla r=0,520 ve r=0,487, p ? 0,05). Bununla birlikte, çalışma kapsamındaki tüm bireyler göz önüne alındığında, 25 ? g/ml, 10 ? g/ml ve 5 ? g/ml antijen konsantrasyonuyla uyarılmış PKMH'lerinin IL4 yanıtları ile serumlardaki IgG yanıtları arasında, olumlu yönde, orta derecede anlamlı ilişki bulundu (sırasıyla r=0,383, r=0,317 ve r=0,419, p ? 0,05). İyileşmiş KE hastalarının PKMH'lerinde, kontrol grubu bireylerine göre istatistiksel olarak anlamlı olarak yüksek düzeyde IL12(p40) yanıtı tespit edildi (p=0,015). IL2sRalfa yanıtları değerlendirildiğinde ise, progresif grup KE hastalarının PKMH'lerinin IL2sRalfa sentezi, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı olarak yüksek düzeyde bulundu (p ? 0,05). Hem iyileşmiş hem de progresif KE hastalarının PKMH'lerinde, kontrol grubu bireylerininkinden daha yüksek IL13 düzeyleri olduğu tespit edildi (p>0,05). Serumlardaki IL1beta, IL2sRalfa ve IL8 yanıtlarının ise, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark göstermediği saptandı (p> 0,05).Sonuç: Özellikle ilaç ya da cerrahi tedavi sonrası KE hastalarının takibinde, IgG ELISA testi ile birlikte IgG4 ya da IgE gibi farklı antikor yanıtlarını arayan testlerin kullanılması daha yararlıdır. Hem iyileşmiş, hem de progresif hasta grubunda IFN ? ile IL4 sentezinin bir arada bulunması, bu sitokin düzeylerinin kontrol grubundakilerden yüksek olması ve progresif hasta grubunda IL4 yanıtları ile IFN gama yanıtları arasında olumlu yönde bir ilişki tespit edilmiş olması, kist sıvısının farklı antijenler içerdiğini ve dolayısıyla KE'de Th1 ve Th2 hücrelerinin birlikte aktive olduğunu göstermektedir. Cerrahi tedavi sonrasında iyileşmiş hastalarda IFN ? sentezinin artmış olması ise, hastalığa direncin (koruyucu immünite) Th1 hücre aktivasyonu ile ilişkili olduğuna işaret etmektedir. Bu nedenle KE hastalarında, cerrahi tedavi öncesi ve sonrası IFN ? düzeyleri, hastalığın cerrahi sonrası klinik takibinde kullanılabilir. Hem hastaların PKMH'lerinde yüksek IL4 düzeyleri saptandığından, hem de IL4 yanıtları ile serum IgG arasında anlamlı bir ilişki bulunduğundan; hastalığın progresyonunun belirlenmesinde IL4 takibi önemli olabilir. İyileşmiş hastalarda yüksek düzeyde saptanan IL12(p40)'ın, hastalığın cerrahi tedavisi ile bu sitokin arasında bir bağlantının bulunduğuna ve cerrahi sonrası iyileşmede IL12'nin kritik bir role sahip olabileceğine işaret etmektedir. Bu nedenle, IL12, cerrahi sonrası hasta takibinde hem IFN ? yanıtı, hem de spesifik antikor yanıtı ile birlikte yararlı olabilir. Elde etmiş olduğumuz tüm verilerin, bugüne kadar KE'de immünitenin araştırıldığı çalışmaları destekler nitelikte olması ya da yapılacak yeni çalışmalara katkıda bulunması bakımından, konuya yönelik ileri araştırmalar için yararlı olacağını düşünmekteyiz.

Serap Arcak
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de küçük ruminantlarda mide bağırsak nematodu türlerinin popülasyon genetiği ve antelmentik direnç durumunun tespiti

Bu çalışma, Türkiye'de küçük ruminantlarda mide bağırsak nematodu türlerinin popülasyon genetiği ve antelmentik direnç durumunun tespiti amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla, 2019 yılı Eylül-Aralık aylarında Afyonkarahisar, Konya, Antalya, Aydın, Balıkesir, Batman, Bitlis, Çanakkale, Denizli, Erzurum, Kars, Kütahya, Maraş, Ordu, Rize, Sakarya, Tekirdağ, Urfa, Uşak olmak üzere Türkiye'nin 7 farklı bölgesinde 19 farklı ilden 1108 koyun, Antalya, Afyon, Konya, Kars olmak üzere 4 farklı bölgesinden 4 farklı ilden 200 keçiden tekniğine uygun olarak dışkı örneği toplanmıştır. Toplanan dışkılar Fulleborn doymuş tuzlu su flotasyon yöntemi ile mikroskobik olarak parazitolojik yönden muayene edilmiştir. Dışkı muayenesi yapılan koyunların 813'ü (%81,3), keçilerin 159'u (%79,50) çeşitli parazit yumurta ve/veya ookistleri yönünden pozitif bulunmuştur. Buna göre koyunlarda Trichostrongylidae spp.. (%73,20), Eimeria spp.. (%27,7), Nematodirus spp.. (%26,80), ile Moniezia spp. (%20,70), Marshallagia spp. (%11,10), Trichuris ovis (%5,60) tespit edilirken, keçilerde Trichostrongylidae spp. (%77), Eimeria spp. (%40), Nematodirus spp. (%24,50), Marshallagia spp. (%15,50), Moniezia spp. (%8,5), Trichuris ovis (%4) en yaygın görülen parazitler olmuştur. Şuhut, İhsaniye ve Çayırbağ'da her birinde 12 koyun bulunan 3 farklı koyun çiftliğinde albendazol, ivermektin ve kontrol grubu için dışkıda yumurta sayısı azalım testi (FECRT) yapılmıştır. Buna göre albendazole olan duyarlılık Şuhut'da %85,9, İhsaniye'de %72,6, Çayırbağ'da %77,6, ivermektine olan duyarlılık Şuhut'da %80,1, İhsaniye'de %69,8, Çayırbağ'da %82,4 olarak hesaplanmıştır. Bu çalışma ile Türkiye'de ilk defa koyunlarda üçüncü dönem trichostrongylid tip larvadan (L3) Proteinaz K enzimi ile elde edilen DNA kullanılarak PZR ile tür tiplendirmeleri yapılmış, tür teşhisi yapılamayan larvalar için sekanslama uygulanmıştır. Çalışmamızda H. contortus PZR yöntemiyle koyunlarda en yüksek Antalya ve Sakarya'da (%100), en düşük Rize'de (%2,12), keçilerde ise en yüksek Afyonkarahisar'da %92,55, en düşük Kars'ta %1,06 oranında tespit edilmiştir. Teladorsagia circumcincta koyunlarda en yüksek Erzurum'da (%89,36), en düşük Kars'ta (%1.06), keçilerde ise en yüksek Konya'da (%54,25), en düşük Kars'ta (%4,25) tespit edilmiştir. Ostertagia leptospicularis Çanakkale'de koyunlarda %1,06 oranında tespit edilmiş ve Türkiye'de ilk bildirim olmuştur. Trichostrongylus axei koyunlarda en yüksek Bitlis'te (%55,31), en düşük Afyonkarahisar, Kütahya ve Çanakkale'de (%1,06), keçilerde en yüksek Kars'ta (%63,82), en düşük Konya'da (%13,82), T. vitrinus koyunlarda en yüksek Uşak'ta (%7,63), en düşük Rize'de (%1,06), keçilerde sadece Afyonkarahisar'da (%1,06), T. colubriformis koyunlarda en yüksek Kars'ta (%27,65), en düşük Balıkesir ve Erzurum'da (%1.06), keçilerde en yüksek Kars'ta (%30,85), en düşük Antalya'da (%1,06) tespit edilmiştir. Chabertia ovina koyunlarda en yüksek Rize'de (%23,40), en düşük Denizli ve Çanakkale'de (%1,06) tespit edilmiştir. Oesophagostomum venulosum koyunlarda en yüksek Çanakkale'de (%25,53), en düşük Denizli'de (%1,06), keçilerde ise en yüksek Konya'da (%29,75) ve en düşük Antalya'da (%5,31) tespit edilmiştir. Bunostomum trigonocephalum'a sadece Kars'ta (%1,06), Marshallagia marshalli'ye Denizli'de (%1,06), Cooperia curticei Konya'da (%1,06) rastlanmıştır. Allel-spesifik PZR yöntemiyle, koyunlarda Teladorsagia circumcincta popülasyonunda Afyonkarahisar, Rize, Uşak ve Erzurum'da benzimidazol karşı direnç geliştiği tespit edilmiştir. Koyunlarda H. contortus popülasyonunda Batman, Sakarya, Afyonkarahisar, Antalya, Tekirdağ, Şanlıurfa, Ordu, Balıkesir'de, keçilerde ise Afyonkarahisar ve Antalya'da, benzimidazole karşı direnç geliştiği tespit edilmiştir. Bu çalışma ile Türkiye'de ilk defa H. contortus ve T. circumcincta popülasyonları üzerinde allel-spesifik PZR yöntemiyle benzimidazol direnci tespit edilmiştir. Populasyon genetiği çalışması amacıyla; T. circumcincta 3. dönem larvaları için Mtg15, Mtg68, Tc13604, Tc7989, Tc2066, H. contortus 3. dönem larvaları için Hc22193, Hc2884, Hc3086, Hc53265, Hc22c03 mikrosatellite primerleri kullanılmıştır. Analizler sonucunda; Türkiye'de H. contortus ve T. circumcincta popülasyonlarında yüksek popülasyon içi varyasyon, düşük popülasyon genetik farklılaşması ve yüksek gen akışı tespit edilmiştir. Bu çalışma ile Türkiye'de ilk kez H. contortus ve T. circumcincta popülasyonları üzerinde mikrosatellit markerleri kullanılarak popülasyon genetiği analizi yapılmıştır. Sonuç olarak bu çalışma ile Türkiye'de ilk kez koyun ve keçilerde T. circumcincta'nın ve çalışma illerinde H. contortus'un moleküler prevalansı belirlenmiş, genetik karakterizasyonu yapılmıştır. Araştırma yapılan illerde T. circumcincta ve H. contortus popülasyonlarında benzimidazol dirençliliği moleküler olarak ortaya konmuş, homozigot duyarlı, heterozigot duyarlı ve homozigot dirençli aleller belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, dirençli H. contortus ve T. circumcincta popülasyonu açısından veteriner hekim ve yetiştiricilerde antelmentik direnç hakkında farkındalığın arttırılması, tedavi ve ilaçlama yöntemlerinin gözden geçirilmesi, alternatif stratejilerin oluşturulmasının gerekli olduğu kanaatine varılmıştır.

GenetikHaemonchus contortusMikrosatelitler+5
Mahmut Sinan Erez
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Beyşehir yöresi sürü köpeklerinde taeniid yumurtaları ve koyunlarda metacestod enfeksiyonlarının yaygınlığı

Bu çalışma, Beyşehir yöresinde çoban köpeklerinde taeniid sestod yumurtalarının yaygınlığı ve arakonak koyunlarda metasestod enfeksiyonlarının yaygınlığını tespit etmek amacıyla yapıldı. Bu bağlamda, enfeksiyonların yaygınlığı cinsiyete ve yaşa göre karşılaştırıldı. Köpeklerde taeniid yumurtalarının yaygınlığı flotasyon yöntemi ile %2,7 tespit edilirken, selofan bant yöntemi ile %10,1 olarak belirlendi. Flotasyon yöntemi ile selofan bant yöntemi arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (P<0,01). Taeniid yumurtalarının yaygınlığı yaş grupları ve cinsiyete göre karşılaştırıldığında fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Beyşehir yöresi mezbahalarında metasestod varlığı yönünden 607 tane koyunun kesim sonrası muayenesi yapıldı. İncelenen koyunların 33 tanesinde (%5,4) Cysticercus tenuicollis, 18 tanesinde (%3,0) Coenurus cerebralis ve 27 tanesinde de (%4,4) Kist hidatik tespit edildi. Koyunlarda metasestod enfeksiyonlarının yaygınlığı cinsiyete ve yaşa göre karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Hem sürü köpeklerinde taeniid sestod enfeksiyonları ve hem de koyunlarda metasestod enfeksiyonu yaygınlıkları düşük düzeylerde tespit edildi. Sürü köpekleri ve koyunlardaki taeniid sestod ve metasestod enfeksiyonları arasındaki korelasyon dikkat çekiciydi. Selofan bant yönteminin köpeklerde Taenia sp. yumurtalarının tespitinde fekal flotasyon yöntemine göre daha duyarlı olabileceği sonucuna varıldı.

Onur Demir
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konya yöresi bal arılarının paraziter hastalıkları ve zararlıları

Bu çalışmada Konya yöresi bal arılarında görülen paraziter hastalıkların ve zararlıların tespit edilmesi ve yaygınlığının ortaya konulması amaçlanmıştır. Örnekler, Konya yöresinde arıcılığın yoğun olarak yapıldığı Bozkır, Beyşehir, Çumra, Çeltik, Meram ve Derbent ilçelerinde koloni populasyonunda beklenmeyen azalma veya ani koloni kaybının görüldüğü kolonilerden rastgele örnekleme yöntemi ile alınacaktır. Her arılıktan seçilen 5 adet koloniden alınan enfeste petek numuneleri ile tekniğine uygun olarak toplanan ortalama 20'şer adet hastalıktan şüpheli ya da ölü ergin arılar parazitolojik yönden muayene edilecektir. Kovanlardan toplanan arı ve petek numunelerinde tespit edilen parazit ile zararlıların tür tespitleri ilgi kaynaklardan yararlanılarak yapılacaktır. Konya yöresi bal arılarında görülen parazit ve zararlıları ile yaygınlıkları tespit edilecektir.

ParazitlerZararlılar
Fatih Dut
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne kene ısırması ile başvuran hastaların ve pilot bölgelerdeki kenelerin araştırılması

Birçok önemli hastalığa vektörlük yapan kenelerin ve kene ile ısırılan olguların özelliklerinin ortaya konulması, bu hastalıkların önlenmesi açısından son derece önemlidir. Buradan yola çıkarak, bu tezde DEÜH'ne kene ısırması ile başvuran kişilerin ve çıkarılan kenelerin önemli özelliklerinin belirlenmesi amaçlandı.Temmuz 2008-Haziran 2009 tarihleri arasında DEÜH Parazitoloji Anabilim Dalı'na kene ısırması nedeni ile başvuran 294 olgudan, 273'ü çalışma kapsamına alındı. Bu hastaların, demografik özellikleri, kene ısırmasına bağlı bulguları, kene ile bulaşan hastalıkları düşündürebilecek verileri yanında çıkarılan kenelerin türleri ve diğer özellikleri, ayrıca ilgili yerleşim alanlarındaki kene popülasyonu araştırıldı.Çıkarılan kenelerde beş soya ait kene türlerine rastlandı. İnsanı en sık Hyalomma soyuna ait kenelerin tuttuğu (%52.4) ve bunların en sık nimf evresinde oldukları görüldü. Erişkin keneler içinde ise insanların en sık (%11.4) R. sanguineus türü ile tutulduğu saptandı. Kenenin bütünlüğünün bozulmadan çıkarılması açısından değerlendirildiğinde kişinin kendisinin veya ailesinin çıkarmasıyla sağlık personelinin çıkarması arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.133).

Kenelerİnsan
Leyla Över
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uşak yöresinde küçük ruminantlarda akciğer kılkurdu enfeksiyonları

Bu çalışma, Uşak Yöresi'nde akciğer kılkurdu enfeksiyonlarının yaygınlığını belirlemek amacıyla 250 koyun ve 250 keçi üzerinde yapıldı. Enfeksiyonlardan sorumlu akciğer kılkurdu türleri belirlendi ve enfeksiyonların cinsiyet, ırk ve yaşa göre dağılımları araştırıldı. Akciğer kılkurdu enfeksiyonlarının yaygınlığı koyunlarda %9,6 iken keçilerde ise %34,4 olarak belirlendi. Koyun ve keçilerin tamamında (küçük ruminantlarda) enfeksiyon yaygınlığı %22 olarak tespit edildi. Akciğer kılkurdu enfeksiyonlarının yaygınlığı bakımından koyun ve keçiler arasındaki farklılık anlamlı bulundu (P<0.05). Koyunlarda akciğer kılkurdu enfeksiyonlarının yaygınlığı dişilerde %9,8 olarak belirlenirken, erkeklerde enfeksiyona rastlanmadı. Keçilerde enfeksiyonun yaygınlığı, dişilerde %33,3 ve erkeklerde %53,8 olarak tespit edildi. Tüm küçük ruminantlarda enfeksiyon yaygınlığı dişi hayvanlarda %21,4, erkeklerde ise %38,9 olarak saptandı. Cinsiyete göre farklılık anlamlı bulunmadı (P>0,05). Koyunlarda akciğer kılkurdu enfeksiyonlarının yaygınlığının yaşa göre karşılaştırıldığında, farklılık anlamlı bulunmadı (P>0,05). Keçilerde akciğer kılkurdu enfeksiyonlarının yaygınlığı yaşa göre karşılaştırıldığında farklılık anlamlı bulundu (P<0,05). Koyunlarda akciğer kılkurdu türlerinden M. capillaris'in %5,6, D. filaria'nın %2, P. rufescens'in %1,2 ve C. ocreatus'un %0,8 oranlarında yaygınlık gösterdiği tespit edildi. Keçilerde ise M. capillaris'in prevalansı %34,4 ve C. ocreatus'un %0,4 olduğu saptandı. Koyun ve keçiler akciğer kılkurdu türlerinin yaygınlığı bakımından karşılaştırıldığında fark anlamlı bulundu (P<0,05). Anahtar Kelimeler: Akciğer Kılkurdu, koyun, keçi, Uşak Yöresi

AkciğerAkciğer kılkurduDictycaulus filaria+7
Ercan Erot
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Afyonkarahisar ilindeki koyun ve keçilerde babesia ve theileria türlerinin yaygınlığının araştırılması

Bu çalışma ile 2019 yılı Mart–Kasım ayları arasında Afyonkarahisar ilinin Sinanpaşa, Hocalar, Şuhut, Bolvadin ve İhsaniye ilçelerindeki küçük ruminantlarda Theileria ve Babesia türlerinin yaygınlığı araştırılmıştır. Araştırma merkezlerindeki 200'ü koyun, 200'ü keçi olmak üzere 400 hayvandan EDTA'lı tüplere kan numunesi alınmıştır. Kan örneklerinden hazırlanan sürme frotiler mikroskobik olarak Theileria ve Babesia piroplasmları yönünden incelenmiştir. EDTA'lı kanlardan ekstrakte edilen DNA örnekleri RLB-F2 ve RLB-R2 primerleri kullanılarak Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile amplifiye edilmiştir. Amplifikasyon ürünleri, Theileria ve Babesia soy ve türlerine özgü probların bağlandığı bir membran üzerinde hibridizasyona bırakılarak Reverse line blotting (RLB) tekniği ile incelenmiştir. Kan frotilerinin mikroskobik muayenesinde 17 koyunda (%4,25) Theileria spp. piroplasm formları görülürken keçilerde Theileria ve Babesia türlerine rastlanılmamıştır. RLB yöntemi ile 400 kan örneğinin 97 (%24,25)'sinde Theileria ovis türü ile tekli enfeksiyon tespit edilmiştir. PCR tekniği ile bu tür 400 örneğin 74 (%18,5)'ünde bulunmuştur. Koyun ve keçilerde diğer Theileria türleri (Theileria lestoquardi, Theileria luwenshuni, Theileria uilenbergi) ile genotiplerine (Theileria sp. MK, Theileria sp. OT1, Theileria sp. OT3) ve Babesia türlerine rastlanılmamıştır. Çalışma süresince koyun ve keçiler üzerinden 145 olgun kene toplanmıştır. Toplanan kenelerin 97'si (%66,8) Rhipicephalus bursa, 40'ı (%27,58) Dermacentor marginatus, 4'ü (%2,75) Rhipicephalus turanicus ve 4'ü (%2,75) R.sanguineus olarak teşhis edilmiştir. Rhipicephalus bursa olarak teşhis edilen 10 adet dişi keneden elde edilen yumurta kümelerinde Babesia spp.'ye rastlanılmamıştır. Anahtar Kelimeler: Babesia, Keçi, Koyun, PCR, RLB, Theileria

AfyonkarahisarBabesiaKeneler+6
Ahmet Göksu
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Afyonkarahisar yöresindeki koyun, keçi ve sığırlarda kene (Ixodıdae) infestasyonu üzerine araştırmalar

Bu çalışma Mayıs 2008-Nisan 2010 tarihleri arasında Afyonkarahisar yöresindeki koyun, keçi ve sığırlarda bulunan kene türlerini, mevsimsel aktivitelerini ve yaygınlıklarını belirlemek amacıyla, bitki örtüsü, arazi yapısı, sıcaklık, yağış ve nem bakımından farklılık gösteren, hayvan populasyonunun yoğun olduğu bilinen Şuhut, İscehisar, İhsaniye ve Hocalar ilçelerinde yürütülmüştür.Çalışma süresince 1920 koyun, 1920 keçi ve 1920 sığır, keneler ve gelişim dönemleri yönünden muayene edilmiştir. Koyunların 669 (% 34.84)'u, keçilerin 608 (% 31.66)'i, sığırların 348 (% 18.12)'i farklı kene türleri ile infeste bulunmuştur. Afyonkarahisar'daki koyun, keçi ve sığırlarda kene infestasyonu % 28.21 olarak belirlenmiştir.Koyun, keçi ve sığırlar üzerinden 13660 kene toplanmış, bunların % 29.96'sı Rhipicephalus bursa, % 17.23'ü R. sanguineus, % 16.88'i Haemaphysalis parva, % 15.09'u Dermacentor niveus, % 6.43'ü R. turanicus, % 4.93'ü Hyalomma marginatum, % 2.92'si Hae. sulcata, % 2.35'i Ornithodoros lahorensis, % 1.71'i Hae. punctata, % 0.46'sı D. marginatus, % 0.31'i Rhipicephalus spp. nimf, % 0.20'si H. detritum, % 0.20'si Haemaphysalis spp. nimfi, % 0.09'u H. anatolicum, % 0.06'sı H. excavatum, % 0.04'ü Rhipicephalus spp. larva, % 1.09'u Ornithodoros spp. nimf, % 0.05'i Ornithodoros spp. larva, olarak teşhis edilmiştir.Kene türleri ile infestasyon oranı en yüksek yaz mevsiminde bulunmuş bunu ilkbahar, sonbahar ve kış mevsimleri izlemiştir. Rhipicephalus bursa'nın olgunları Nisan-Eylül, Kasım aylarında, R. sanguineus ve R. turanicus'un olgunları Nisan-Ağustos aylarında saptanmıştır. Rhipicephalus spp. nimfine Haziran ve Kasım aylarında, Rhipicephalus spp. larvasına yalnızca Kasım ayında rastlanmıştır. H. marginatum'un olgunları Şubat, Nisan-Ekim aylarında, H. detritum'un olgunları Nisan-Haziran, Ağustos aylarında, H. excavatum'un olgunları Mayıs ayında, H. anatolicum'un olgunları Mayıs-Haziran ve Ağustos aylarında tespit edilmiştir. Dermacentor niveus'un olgunları Eylül-Mayıs ayları arasında, D. marginatus'un olgunları Temmuz, Eylül-Mayıs aylarında gözlenmiştir. Haemaphysalis parva ve Hae. sulcata'nın olgunları Eylül-Mayıs ayları arasında tespit edilmiş, Hae. punctata'nın olgunları Eylül-Nisan ayları arasında saptanmıştır. Ornithodoros lahorensis'in olgunları ve Ornithodoros spp. nimfleri Ocak ve Kasım ayında, Ornithodoros spp. larvaları ise Kasım ayında tespit edilmiştir.Afyonkarahisar yöresinde H. anatolicum'un olgun sayısı ile ortalama nem değerleri arasında negatif, Hae. parva ve Hae. punctata'nın olgun sayısı ile ortalama nem değerleri arasında pozitif ilişki saptanmıştır (p?0.05).Çalışma süresince 138 ahır ve 103 ağıl keneler ve gelişim dönemleri yönünden muayene edilmiş, İscehisar ilçesinde bir ağılın duvarındaki yarık ve çatlaklarda O. lahorensis'in olgunlarına rastlanmıştır. Şuhut ilçesinden 30 adet Migrotus arvallis, 2 adet Spermophilus citellus gelengius, 7 adet Cricetulus migratoria ve 2 adet Mus musculus olmak üzere 41 adet kemirici yakalanmış, kenelerin herhangi bir gelişim dönemine rastlanılmamıştır. Hocalar ilçesinde koyun, keçi ve sığırların otlatıldığı meralardan birinde D. niveus'un 5 adet olgunu bulunmuştur.Anahtar Sözcükler: Afyonkarahisar, Koyun, Keçi, Sığır, Kene

Afyon Kocatepe ÜniversitesiKene enfestasyonlarıKeneler+3
Mustafa Eser
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Afyonkarahisar civarı mandalarında bulunan helmintlerin yayılışı

Bu çalışma Mart-2009 ile Şubat-2012 tarihleri arasında Afyonkarahisar civarı mandalarında bulunan helmintlerin yayılışını belirlemek amacıyla manda populasyonunun yoğun olduğu Akçin, Küçükçobanlı, Kadıköy, Köprülü ve Afyon Merkez'de yürütülmüştür. Toplam 517 mandadan dışkı örnekleri alınarak helmintolojik açıdan incelenmiş, 20 mandanın organ muayenesi yapılmış ve helmintolojik açıdan değerlendirilmiştir.Çalışma süresince dışkı bakısı yapılan mandalarda enfeksiyon oranı % 7.93 olarak tespit edilmiştir. Hastalıktan sorumlu 2 trematod ve 1 nematod olduğu gözlenmiş ancak mix enfeksiyon durumuna rastlanmamıştır. Afyonkarahisar civarı mandalarında trematod enfeksiyonu % 6.67, nematod enfeksiyonu % 1.16 olurken cestod enfeksiyonuna rastlanmamıştır. Dışkı bakısına göre Fasciola sp. % 6.57, Paramphistomatidae spp. % 0.19, Strongylida sp. % 1.16 tespit edilmiştir. Dışkı muayenesi ile strongilid tip yumurta görülen dışkıların kültüründe, Trichostrongylus sp. (% 36.36), Oesophagostomum sp. (% 27.27), Haemonchus sp. (% 18.18), Cooperia sp. (% 9.09) ve Bunostomum sp. (% 9.09) tespit edilmiştir.Çalışma süresince organ muayenesi yapılan mandalarda ise enfeksiyon oranı % 20 olarak tespit edilmiştir. Hastalıktan sorumlu parazitlerin 2 trematod ile 1 cestod larva formu olduğu görülmüştür. Buna göre Fasciola hepatica % 5, Paramphistomatidae % 5, kist hidatik % 10 olarak tespit edilmiştir.Anahtar Sözcükler: Afyonkarahisar, Manda, Helmint

AfyonkarahisarHelmintlerMandalar+1
Hakan Güzel
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Afyonkarahisar ve Burdur illerinde kesilen sığırlarda cysticercus bovis ve halk sağlığı yönünden önemi

Bu çalışma, Türkiye?nin batısında yer alan iki ilde (Afyonkarahisar ve Burdur) Ekim 2009-Ekim 2011 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışma süresince, toplam 1684 baş sığır C.bovis, 7644 kişinin dışkı örneği taeniosis yönünden muayene edilmiştir. Postmortem muayenesi yapılan sığırların %0.24?ünde dejenere olmuş C. bovis tespit edilmiştir. Enfeksiyon, Afyonkarahisar?da %0.46, Burdur?da %0.09 oranında rastlanılmış, iki yaşından küçük sığırların %0.13?ü, iki yaşından büyüklerin ise %1.29?u enfekte bulunmuştur. Erkek sığırlarda enfeksiyon gözlenmemiş olup, dişi sığırların ise %1.75?inin sadece kalbinde rastlanılmıştır. İnsan dışkı örneklerinde Taenia sp. yumurtası %0.1?inde gözlenmiş, enfeksiyon oranı Afyonkarahisar?da %0.1, Burdur?da %0.09 oranında belirlenmiştir. Enfekte kişiler 20-59 yaş aralığında olup, erkeklerin %0.06?sı, kadınların ise %0.15?inde enfeksiyon gözlenmiştir. Ayrıca enfeksiyona, sığır yetiştiricisi olan kişilerin %0.21?inde, sığır yetiştiricisi olmayan kişilerin ise %0.08?inde rastlanılmıştır.

AfyonkarahisarBurdurCysticercus bovis+3
Fatma Selcan Kuş
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsanlarda hidatidozis'te risk faktörlerinin ve hasta profilinin belirlenmesi

İnsanlarda Hidatidozis'te Risk Faktörlerinin ve Hasta Profilinin Belirlenmesi Bu çalışma, insan hidatidozis'inde (Kistik ekinokokkozis) hasta profilini belirlemek ve risk faktörlerini ortaya koymak için Afyonkarahisar, Türkiye'de gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla 2012-2014 yıllarını kapsayan 3 yıllık periyotta hidatidozis ön tanısı konulan ve cerrahi tedavi alan 166 hastanın hastane kayıtları çıkartılmış ve kendilerine 30 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Hastane kayıtları ve anketlerden elde edilen veriler incelenmiş ve istatistiksel analizi yapılmıştır. Hidatidozis'in kadınlarda (%53) erkeklerden (%47) daha yüksek olduğu görülmüştür. Kistler en yüksek oranda karaciğer (%53) ve akciğerlerde (%40,4), en düşük oranda ise beyinde(%1,2) görülmüştür. Kistlerin tek organ yerleşimlerinin (%94,6) ve çoklu organ yerleşimlerinin (%5,4) olduğu tespit edilmiş ve aradaki fark önemli bulunmuştur (p<0.001). Enfeksiyon en yüksek 50-59 (19,9) ve en düşük 0-9 (%2, 4) yaş gruplarında görülmüştür. En yüksek oran (%49,1) ilk-orta öğrenim grubunda ve en düşük oran da (%0,6) lisans üstü eğitim grubunda bulunmuştur. En yüksek oranda yıllık geliri 10.000 TL'den düşük gelirli grupta (%48,8) ve en düşük olarak da 50.000 TL ve üzeri gelir grubunda (%0,6) görüldüğü saptanmıştır. Hastalığın insidansı kırsalda ikamet edenlerde (%62) şehirde ikamet edenlerden (%38) daha yüksek oranda görülmüş. Aradaki fark istatiksel olarak önemli (p<0.05) bulunmuştur. Hidatidosis'in köpek sahibi olanlarda daha yüksek (%54,8), olmayanlarda daha düşük (%45,2) oranlarda görüldüğü saptanmış, aradaki fark önemli (p<0.05) bulunmuştur. Hidatidozis hastalarının tedaviden sonra %7,2'sinde nüks görülmüş ve %92',8'inde ise nüks görülmemiştir. En yüksek oranda ev hanımlarında ve en düşük oranda da 9 yaş altındaki çocuklarda görüldüğü belirlenmiştir. Hidatidozis, özellikle endemik olduğu ülkelerde büyük sosyo-ekonomik etkileri olan çok önemli bir halk sağlığı problemi olarak kabul edilmektedir. Bu araştırma ile Türkiye'de çiftlik hayvanlarının yanı sıra halk sağlığını tehdit eden önemli bir paraziter zoonoz olan hidatidozis'te hasta profili, demografisi ve risk faktörleri kapsamlı olarak ortaya konulmuştur. Elde edilen bilgiler enfeksiyondan korunma ve kontrol çalışmalarına ışık tutacaktır.

EchinococcosisEchinococcusHalk sağlığı+3
Ahmet Korul
Afyon Kocatepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Hamilelerde ağız-diş sağlığının bilgi düzeyi ve farkındalığının üç farklı yöntemle değerlendirilmesi

Çocukların yaşam kalitesinin düşmesine neden olan ağız ve diş sağlığı problemlerinin önlenebilmesi ve geliştirilmesi için ebeveynlerin gerek hamilelik döneminde gerekse hamilelikten sonra bebeklik döneminde sağlıklı alışkanlıkların oluşturulmasında önemli rolleri vardır. Bu araştırmada, 6-22 haftalık (eğitim süresince gebeliğini tamamlamamış olan) gebe olan anne adaylarının üç farklı yöntemle ağız ve diş sağlığı eğitimi verilerek bu konu hakkındaki bilgi düzeylerinin ve farkındalıklarının arttırılması ve bu üç farklı eğitim yönteminin etkinliğinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Araştırmaya 6-22 haftalık gebe olan 110 kadın katıldı. Katılımcıların 39 tanesi kısa animasyon film (KAF), 37 tanesi broşür bazlı bilgilendirme (BBB) ve 34 tane hasta sözel bilgilendirme (SB) gruplarına dahil edildi ve hastalara klinik/hastahane dışı izole ortamlarda ağız diş sağlığı eğitimi verildi. Hastalara bütün eğitim türleri yüzyüze görüşmeler halinde eğitim verildi. Katılımcılardan içerisinde demografik özellikler, oral hijyen uygulama bilgileri ve çocuklarının ağız ve diş sağlığı hakkında bilgilerin yer aldığı anket formları ve bilgi düzeylerini ölçmek için eğitim öncesi (ÖT), eğitimden 1 ay sonra (ST1) ve eğitimden 3 ay sonra (ST2) anket formları doldurmaları istendi. Tez çalışmasının verilerinin analizi için IBM for Statistics v.26 istatistik paket programı kullanıldı.. Değişkenler arasındaki ilişkileri ölçek amacıyla Pearson Ki-kare (2) ilişki analizi kullanılmıştır. İlişkinin gücü için olağanlık katsayısı (Contigency Coefficient) kullanılmıştır.. Power analizi sonucu olarak %88 güven aralığında 110 kişi çalışmamız katıldı. Bu araştırma sonucunda; KAF, BBB ve SB grubunda yer alan katılımcıların ağız ve diş sağlığı ile ilgili bilgi düzeylerinin her grup içerisinde eğitimden hemen sonra ve eğitimden 3 ay sonra değerlendirilmesi sonucunda başlangıç düzeyine göre genel olarak arttığı ve verilen eğitimin başarılı olabileceği düşünülmektedir. Üç farklı eğitim yöntemi soru bazlı ve karşılaştırmalı olarak değerlendirildiğinde KAF yönteminin BBB yöntemine göre; BBB yönteminin de SB yöntemine göre daha fazla sayıda soruda katılımcıların bilgi düzeyinde anlamlı artış meydana getirdiği ortaya çıkarılmıştır. 6-22 haftalık anne adaylarının hem kendilerinin hem de doğacak çocuklarının ağız ve diş sağlığı hakkında verilecek eğitimler içerisinden; özellikle kısa animasyon film yöntemi, farkındalık ve bilgi düzeyinde tekrarlanabilir ve sürdürülebilir uygulamalarla artış sağlayabilir

Animasyon filmlerAğız sağlığıBilgi+7
İsmail Haktan Çelik
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kist hidatikli vakalardan elde edilen izolatlarda echinococcus granulosus'un moleküler karakterizasyonu

Amaç: KE, Türkiye'de endemik olarak görülen bir paraziter enfeksiyondur. Echinococcus granulosus'un farklı suşlarının belirlenmesi, hastalığın eradikasyonu bakımından önemlidir. Bu çalışmada, hastalığı kontrol altına almak ve uygulanacak kontrol programlarına katkı sağlamak amacıyla bölgede hastalığa sebep olan farklı suşları tespit etmek amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Kasım 2013–Aralık 2015 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde KE ön tanısı ile opere edilen 53 hasta çalışma kapsamına alınmıştır. Hastalardan elde edilen hidatik kist materyalleri direkt mikroskobik bakı ile protoskoleks ve çengel varlığı bakımından incelenmiştir. Mikroskobik tanısı yapılan tüm örnekler çalışılıncaya kadar korunmuştur. Örneklerden genomik DNA ekstraksiyonu yapılmış, mt-CO1 gen bölgesi PZR ile çoğaltılmıştır. 446 bp band görüntüsü elde edilen 33 örneğin tek yönlü DNA dizi analizi yaptırılmıştır. Bulgular: Direkt mikroskobi sonucu incelenen tüm örneklerde protoskoleks ve çengel yapıları görülmüştür. mt-CO1 gen bölgesinin amplifikasyonu neticesinde 33 örnekte 446 bp band görüntüsü elde edilmiştir. Bu 33 PZR ürünününün tek yönlü DNA dizi analizi sonucu tüm izolatların E. granulosus sensu stricto (G1-G3) olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Echinococcus granulosus'un farklı suşlarını belirlemeye yönelik yapılmış çalışmalarda en yaygın türün E. granulosus sensu stricto olduğu bildirilmiştir. Çalışmamızda incelenen izolatların tümünün E. granulosus sensu stricto olduğu belirlenmiştir. Daha kapsamlı çalışmalarla farklı suşların varlığının araştırılması uygun olacaktır. Malatya'da KE'e karşı kontrol çalışmalarının başarılı şekilde yürütülebilmesi için bu türün biyolojik özelliklerinin iyi bilinmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: DNA dizi analizi, Echinococcus granulosus, Malatya, PCR

DNADizi analiziDizi analizi-DNA+7
Özge Özyalın
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Erkek hastalarda trıchomonıosıs tanısında polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) kullanımının etkinliğinin araştırılması

Kadın ve erkekte idrar ve üreme yollarında Trichomonas vaginalis' in yerleşmesi ile oluşan paraziter infeksiyon Trichomoniosis olarak adlandırılırken erkeklerde bu infeksiyon büyük çoğunlukla asemptomatik seyretmekte ve parazitin bulaşmasında taşıyıcı rolü üstlendikleri düşünülmektedir. Bu çalışmada trichomoniosis tanısı koyulmayan erkeklerde ki gizli taşıyıcılığı Nested Polimeraz Zincir Reaksiyonu yöntemi ile açığa çıkarmak amaçlanmıştır. Çalışmada Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi'ne Aralık 2013 - Mayıs 2014 tarihleri arasında idrar yolu infeksiyonu ön tanısı ile Üroloji Polikliniğine başvuran 18-50 yaş arası 138 erkek hastadan idrar örnekleri direkt mikroskobik bakı, kültür ve Nested PZR yöntemleri ile incelenmiştir. Çalışma sonucunda direkt mikroskobi ve kültür yönteminde T. vaginalis'e rastlanılmazken, Nested PZR yöntemi ile 9 (%6.5) hastada T.vaginalis DNA sı pozitif bulunmuş ayrıca pozitif bulunan hastalar ile idrar yolu infeksiyonu arasındaki ilişki istatiksel açıdan anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; T. vaginalis ile enfekte erkeklerin çoğunda semptom bulunmadığı için T. vaginalis araştırılması açısından göz ardı edildiği, gizli taşıyıcı olarak hastalığı yaymaya devam ettikleri, T. vaginalis'in saptanmasında Nested PZR yönteminin çok hassas ve gizli taşıyıcıları açığa çıkarmak amacıyla tanıda mutlaka kullanılması gereken bir yöntem olduğu kanısına varılmıştır.

ErkeklerMikroskopiPolimeraz zincirleme reaksiyonu+2
Türkan Mutlu Aycan
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00