Dokuz Eylül University
Discipline

Pediatri Anabilim Dalı

Dokuz Eylül University

4

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

4 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek hastalığı tanısıyla takip edilen çocukların hepatit B aşısı ile aşılanma başarıları ve bunu etkileyen faktörler

Amaç: Hepatit B enfeksiyonu, kronik böbrek hastalığında morbidite ve mortaliteyi artıran önemli etkenlerden birisidir ve etkin aşılama ile önlenebilmektedir. Bu çalışmanın amacı kronik böbrek hastalığı olan çocuklarda hepatit B aşılamasının başarısını değerlendirmek, aşı yanıtını etkileyen faktörleri belirlemek ve alternatif aşılama uygulamalarına yön verecek sonuçlar elde etmektir. Gereç ve Yöntem: Retrospektif çalışmamıza, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Nefroloji Bilim Dalında kronik böbrek hastalığı tanısı ile takip edilen, aşı kartına ve Anti-HBs düzeyi kayıtlarına ulaşılabilen 66 hasta dahil edildi. Hastaların aşı kartına poliklinik takipleri sırasında veya telefon görüşmesiyle iletişime geçilerek ulaşıldı. Hasta dosyalarından ve PROBEL sisteminden yaş, cinsiyet gibi demografik veriler, antropometrik ölçümler (beden kitle indeksi), kronik böbrek hastalığı nedeni, evresi, ek hastalık varlığı, uygulanan tedaviler ve hastaların anti-HBS düzeyine ulaşılarak Veri Kayıt Formuna kaydedildi. Veriler bilgisayar ortamında frekans, yüzde dağılımı, ortalama, karşılaştırmalı analiz ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların %54,5'i erkek, %45,5'i kız cinsiyetteydi. Kronik böbrek hastalığı etiyolojisinde en sık etken böbrek ve üriner sistemin konjenital anomalileri olarak bulundu (%30,3). Kronik böbrek hastalarının pediatrik nefroloji polikliniğine en sık evre 3'te başvuru yaptığı görüldü (%24,2). Hastaların hepsi T.C. Sağlık Bakanlığının aşılama takvimine uygun olarak primer Hepatit B aşılamalarını olmuştu. 66 hastanın tamamına en az bir kez anti-HBs düzeyi bakılmıştı (Birinci anti-HBs). 66 hastanın 39'una ikinci anti HBs düzeyi bakılmıştı. Birinci anti-HBs düzeyi seropozitiflik oranı %62,1, ikinci anti-HBs düzeyi seropozitiflik oranı %82,1 bulundu. Hastaları yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi, evre ve ek hastalıklara göre gruplandırdığımızda birinci anti-HBs düzeylerindeki seropozitiflik oranlarında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmadı. Hastalar verilen tedavilere göre tedavisiz/medikal destek tedavi ile takip edilenler, immunsupresif tedavi verilenler, hemodiyaliz yapılanlar, periton diyalizi yapılanlar ve renal transplantasyon yapılanlar olarak beş grupta incelendi. Birinci anti-HBs düzeylerinde ve ikinci anti-HBs düzeylerinde tedavisiz/medikal destek tedavi ile takip edilen hasta grubunun seropozitiflik oranı diğer tedavileri alan hasta grubuna göre daha yüksek bulundu ancak istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Sonuç: Kronik böbrek hastalığında Hepatit B aşısı ile aşılama başarısı sağlıklı popülasyona göre düşüktür. Bu nedenle hastalara kronik böbrek hastalığı tanısı konulur konulmaz Hepatit B serolojisi bakılması, anti-HBs negatifse koruyucu antikor titrelerine ulaşıncaya dek Hepatit B aşısı ile aşılama yapılması ve yıllık anti-HBs düzeyi bakılarak hastaların yakın takibi oldukça önem arz etmektedir.

AşılamaAşılarBöbrek hastalıkları+6
Aslıhan Uzun
Dokuz Eylül University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İlaç reaksiyonu nedeniyle kliniğimize başvuran olgulara ait verilerin retrospektif değerlendirilmesi

Çalışmamızda Ağustos 2015- Eylül 2018 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Allerji ve İmmünolojisi Bilim Dalı'na ilaç reaksiyonu nedeniyle başvuran 68 hastaya ait sonuçlar retrospektif olarak değerlendirildi. 68 Kişiden oluşan hasta grubu içerisinde sadece 11 kişide ilaç alerjisi tanımlandı. İlaç alerji şüphesi ile başvuran hastaları atopi (atopik dermatit, ürtiker, alerjik rinit, besin / inhaler alerji, astım ) açısından değerlendirdiğimizde; 33 (%48,5) hastada atopi yok iken 35 (%51,5) hastanın atopi öyküsü var idi. İlaç alerji şüphesi ile başvuran 68 hastanın 62'sinde eozinofil (mm3/hücre) bakılmıştır. Çalışmaya alınan hastaların eozinofil ortalamasına bakıldığında 295.48 mm3/hücre saptanmış olup alerjik reaksiyon pozitif (gelişen) ve negatif (gelişmeyen) olarak gruplandırdığımızda ise; ilaç alerjisi saptanmayan 52 hastanın eozinofil ortalaması 325.38 mm3/hücre, alerji saptanan 10 hastanın eozinofil ortalaması 140 mm3/hücre saptanmıştır. Alerjik hastalıkların tanısında kullanılan total IgE ve eozinofil değerlerini çalışmaya katılan hastalarımızın klinik öykülerindeki atopiden yola çıkarak bu biyokimyasal parametreler bakımından karşılaştırdık. Klinik öyküsünde atopi öyküsü olan hastalardaki total IgE'nin ortalaması 275 IU/mL atopisi olmayan hastaların seviyelerinin ortalaması ise 167 IU/mL idi. Atopi açısından gruplandırdığımız hastaları eozinofil değerleri bakımından ele aldık; atopisi olmayan hastaların eozinofil ortalaması 314 mm3/hücre, atopi öyküsü olanlarda ise 279 mm3/hücre bulundu. Reaksiyonlarda sorumlu ilacın son dozunun uygulanması ile reaksiyonun ortaya çıkması arasındaki süre bakımında 11 kişide 12 reaksiyon (%100) saptanmış olup, 9 reaksiyon (%75)'un ilk 1 saat içinde (ani), 3 (%25) reaksiyonun ise 1-72 saat arasında (hızlı) meydana geldiği saptanmış ancak hiçbir hastada geç tip reaksiyon görülmemiştir. İlaç reaksiyon şüphesi ile başvuran 68 hastanın tamamı farklı ilaç etkenlerine karşı provakasyon testleri ile değerlendirildi. Reaksiyonlara en sık neden olan ilaç olarak belirlenen beta laktam antibiyotikler idi. Beta laktam antibiyotikler içinde amoksisilin klavulonat en sık sorumlu etken olarak saptandı. İlaç reaksiyonları'nın çocuklarda neden olduğu morbidite, mortalite ve yarttığı ekonomik kayıplara ilişkin veriler arttıkça konu ile ilgili çalışmaların gerekliliği daha iyi anlaşılmaktadır. Çocuklarda ilaç reaksiyonlarına ilişkin epidemiyolojik ve demografik özelliklerin belirlenmesi reaksiyonlarda izlenecek yaklaşımın yanısıra; önlenebilirliği açısından da yararlı bilgiler sağlayabilir.

Retrospektif çalışmalarRisk faktörleriİlaç değerlendirme+2
Doğa Lüleyap
Dokuz Eylül University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gazi Üniversitesi Çocuk Onkoloji Bilim Dalında sisplatin ve/veya karboplatin tedavisi almış remisyonda izlenen hastalarda retinal toksisitenin değerlendirilmesi

Platin Bazlı Kemoterapi Tedavisi Almış Remisyonda İzlenen Çocuk Onkoloji Hastalarında Retinal Toksisitenin Değerlendirilmesi Giriş: Son yıllarda çocuk onkoloji hastalarının yaşam oranlarındaki belirgin düzelme geç yan etkilerin giderek önem kazanmasına neden olmuştur. Retinal toksisite, platin bazlı kemoterapinin akut ve geç yan etkisi olarak görülebilmektedir. Amaç: Platin grubu kemoterapi ilaçlarının neden olduğu retinal toksisitenin araştırılması ve sisplatin tedavisi ile karboplatin tedavisinin olası toksisitesini karşılaştırılmaktır. Materyal ve Metod: Platin grubu kemoterapi almış hastalar tedaviden sonra ortalama 72 (11-150) ay sonra değerlendirilmiştir. Böbrek fonksiyon testleri bozuk olan hastalarla, tanıdan önce göz hastalığı öyküsü olanlar çalışma dışında bırakılmıştır. Tanı yaşı, evresi, patolojisi, uygulanan kemoterapi protokolü, kümülatif karboplatin ve sisplatin dozları, son kemoterapiden sonra geçen süre ve göz muayene verileri (görme keskinliği, kırma kusurları, renkli görme, OCT (RSLK, SFRK), OCTA) retrospektif olarak elde edilmiştir. Kontrol grubu olarak, göz bölümünde muayene edilmiş, bilinen akut ve kronik hastalık öyküsü ve bilinen göz bozukluğu olmayan cins ve yaş olarak uygun 36 çocuk alınmıştır. 102 Olgu ve kontrol grubunun verileri Mann-Whitney U testi ile karşılaştırılmıştır. Kümülatif kemoterapi dozları ile RSLK ve SFRK değerleri Spearman Korelasyon testi ile analiz edilmiştir. Bulgular: Hastaların 70 gözü ile kontrol grubun 72 gözü çalışmaya dahil edilmiştir. Hasta ve kontrol grubu görme keskinliği, renkli görme, kırma kusuru, OCT ve OCTA verileri yönünden karşılaştırıldığında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Sol göz ortalama SFRK değerleri ile kemoterapinin kesilmesinden itibaren geçen sürenin negatif yönde korele olduğu görülmüştür (p=0,032,s= -0,369). Kümülatif sisplatin dozu arttıkça sol SFRK'nin ve sol nazal superior segmentin RSLK verisinin azalmakta olduğu görülmüştür (p=0,049,p=0,040). Kümülatif karboplatin dozu ile ise SFRK ve RSLK arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Hastalarımızda kullandığımız platin grubu ilaç dozlarıyla belirgin retinal toksisite gelişmediği görülmektedir. Ancak hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmasa da kümülatif sisplatin dozu ile SFRK ve RSLK'da azalma gözlenmiş olması sisplatinin karboplatine göre daha fazla retinal toksisiteye neden olabileceğini düşündürmektedir. Sisplatinden sonra sol göz SFRK değerleri ile kemoterapi kesiminden sonra geçen süre arasında negatif korelasyon saptanması platin bazlı kemoterapilerden sonra geçen süre uzadıkça retinal kalınlık değerlerinde azalma olabileceğini ve hastaların görme fonksiyonları açısından yaşam boyu izlenmesi gerektiğini düşündürmektedir. 103 Anahtar Kelimeler: Retinal toksisite, sisplatin, karbopatin

KarboplatinRemisyonRetina+2
Mehmet Ali Oktay
Gazi University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çölyak hastalığı tanısında bulbus ve distal duedonum biyopsilerinin karşılaştırılması ve önemi

Amaç: Çölyak hastalığında gluten ile etkileşimin ilk gerçekleştiği bölge olarak kabul edilen bulbusun, distal duedonum ile intraepitelyal lenfosit sayısı, villus atrofisi, kript hiperplazisi, Marsh skorlaması açısından karşılaştırılması ve Çölyak hastalığı şüphesinde, hastalardan bulbus biyopsisi alınmasının öneminin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı tarafınca alınmış bulbus ve distal duedonum biyopsilerinin, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Tıbbi Patoloji Laboratuvarında karşılaştırılmaları ile çalışıldı. Bulgular: Çalışmaya toplam 35 Çölyak hastası dahil edildi. Hastalarımızın hepsinden alınmış olan bulbus biyopsilerinde, Çölyak hastalığı ile uyumlu patolojik bulgular olduğu saptandı. Bulbus (D1) ve distal duedonum (D2) örnekleri, Modifiye Marsh-Oberhuber skorlamasına göre değerlendirildiğinde 17 hastamızda bulbus ve distal duedonum skorlamasında fark gözlendi. Bunların 6'sında bulbus tutulumu daha ağırken, 10'unda ise distal duedonumda tutulum daha ağır gözlendi. Sadece D1 veya D2 tutulumu olan hasta ise saptanmadı. Intraepiltelyal lenfosit (IEL) infiltrasyonuna göre yapılan karşılaştırmada ise, 7 hastada bulbus ve distal duedonumun farklı seviyede etkilendiği saptanırken bunların 1'inde bulbus, 6'sında da distalde tutulum daha ağırdı. Alınan biyopsi örnekleri, intraepitelyal lenfosit dağılımına göre değerlendirildiğinde, 12 hastada farklı tutulumlar gözlendi. Üç hastamızda bulbus tutulumu daha ağır gözlenmişken, 9'unda ise distalde tutulum daha ağır gözlendi. Villüs kript (V/K) oranı olarak karşılaştırıldığında 15 hastamızda fark saptanırken bunların 6'sında bulbusta, 9'unda distal duedonumda atrofi daha ağırdı. Tartışma-Sonuç: Bulbus ve distal duedonumun tutulum şiddeti, hastadan hastaya değişmekle beraber, Marsh skorlaması başta olmak üzere tüm Çölyak hastalığı patolojik bulgularının sınıflaması, distal duedonum dikkate alınarak yapıldığından, bulbustaki bulguların bu skorlamalara göre değerlendirilmesi yanıltıcı olabilir. Bu nedenle bulbusa özgü evrelemelerin geliştirilmesi ile bu tutulumlar arasında daha doğru yorumlar yapılabilmesi mümkün olabilir. Çalışmamızda gözlenmemiş olsa da, seroloji pozitif saptanıp, Çölyak hastalığı açısından biyopsi yapılan, ancak distal duedonum biyopsilerinin normal bulunması ile tanıları atlanan kişilerde, Çok Kısa Segment Çölyak hastalığı (Ultra-Short Çölyak hastalığı, ÇKSÇH) gözlenebileceği unutulmamalıdır. Bu yüzden, endoskopik değerlendirmede görünüm tamamen normal olsa bile, bulbustan biyopsi alınması atlanmamalı ve patolojik incelemede bulgu saptanabileceği unutulmamalıdır. Çok Kısa Segment Çölyak hastalığının aksine bazı vakalarda da, bulbus tutulumu olmadan distal duedonum tutulumu görülebildiğinden, Çölyak hastalığı tanısında, bulbus ve distal duedonum biyopsilemesi bir arada kullanılmalıdır.

BiyopsiBuğday gluteniDuodenal hastalıklar+5
Onur Türkay
Zonguldak Bülent Ecevit University
2019
00