Dokuz Eylül University
Discipline

Radyodiagnostik Anabilim Dalı

Dokuz Eylül University

15

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

15 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipofizer mikroadenomlarının değerlendirilmesinde dinamik MRG tetkikinin yeri

Çalışmada hipofiz adenom şüphesi bulunan, anormal plazma hormon biyokimyasına sahip 53 olguya MRG tetkiki yapılmıştır. İncelemelerde; sagital ve korona! planda, paramanyetik kontrast madde enjeksiyonu öncesi ve sonrası Tl ağırlıklı SE sekansları ile dinamik kontrastlı tetkikler uygulanmıştır. Bulgular iki radyolog tarafından değerlendirilmiştir. 10 olguda (%18) makroadenom, 29 olguda (%54) mikroadenom izlenmektedir. Prekontrast rutin tetkikle 21 (%39), postkontrast rutin tetkikle 23 (%43) ve dinamik kontrastlı incelemede 40 (%75) adenomlu olgu tespit edilmiştir. 29 mikroadenomlu olgunun 15 (%51)' i sadece dinamik kontrastlı tetkiklerde gösterilebilmiştir. Prekontrast ve postkontrastlı rutin incelemeler birlikte uygulandığında mikroadenomlu olguların ancak yarısı izlenmektedir. Rutin SE sekanslarında gösterilen tüm adenomlar dinamik kontrastlı çalışmada tespit edilmiştir. Dinamik kontrastlı incelemede anterior ve posterior hipofiz bezinin zamana göre intensite değişiklikleri grafik olarak incelenmiştir. Adenom ve parankim arasındaki kontrast farklılıkları rutin ve dinamik çalışmalarda karşılaştırılmalı değerlendirilmiştir. Yine dinamik kontrastlı çalışmada adenomların vaskülarizasyon özelliklerini belirlemek için parankim ve adenomların 30 sn lik intervallerdeki intensite değişiklikleri ortaya konmuş ve grafik olarak sunulmuştur. Dinamik kontrastlı hipofizer MRG tetkikinin değerlendirilmesi ardından kullanılan en uygun sekansların duyarlılığı saptanmış ve literatür bilgileri ışığında tanı protokolleri belirlenmiştir. Sonuç olarak; hipofizer adenomların incelenmesinde dinamik SE sekansı, konvansiyonel sekanslardan daha duyarlı bir yöntem olarak bulunmuştur. Adenom ve hipofizer glandular doku arasındaki kontrast, farklı vaskülarizasyon özelliklerinden dolayı erken dinamik görüntülerde saptanmıştır. Rutinde kullanılan prekontrast ve postkontrast SE sekansındaki tetkiklerin adenomlann gösterilmesi açısından duyarlılıkları benzerdir ve kombine kullanıldıklarında duyarlılıkları artmaktadır. 62

AdenomlarHipofiz hastalıklarıManyetik rezonans görüntüleme
Erkan Yılmaz
Dokuz Eylül University
1997
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Stiloid proçes açılanması ile tek taraflı kronik otit arasındaki ilişki

Styloid proçes kulak yapısını oluşturan temporal kemiğin silindirik şekilli parçasıdır. Normal uzunluğu yaşa ve cinsiyete göre değişmekle birlikte 30 mm yi geçmemektedir. SP açılanması ise son dönemde ilişkili olduğu düşünülen hastalıklarda etiyolojik olarak anlamlı bulunmaktadır. Kronik otit, orta kulağın ve mastoid hücrelerin kronik enflamasyonudur. Kronik otit etiyolojisinde östaki disfonksiyonu, östaki tıkanıklığına neden olan etkenler(Adenoid vejetasyon vs.) ve temporal kemiğin anatomik yapısı rol oynamaktadır. Bu çalışmada tek taraflı kronik otiti olan hastalarda, kronik otitli taraf ile normal taraftaki SP'nin anterior ve mediale açılanmasının, kronik otitin en önemli etiyolojisinden olan östaki disfonksiyonu yaparak KOM' a sebep olup olmadığını araştırmayı amaçladık. T.C. Sağlık Bakanlığı İstanbul Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Bölümü arşivinden alınan çok kesitli Temporal Kemik Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntüleri (Toshiba Medical Systems, Multislice CT Sistemi, AlexionTM / Advance Edition) kullanıldı. Tek taraflı KOM'u olan 18-65 yaş arası 100 hasta (51 Erkek 49 Kadın) çalışmaya dahil edildi. Görüntülerden koronal plan üzerinde SP'nin mediale açılanması, sagital planda anteriora açılanması ölçüldü. Çalışmaya dahil edilen olgu sayısı toplam 100 dür. Dahil edilen olguların 51'i erkek (%51), 49'u (%49) kadındır. 54 olguda (%54) patoloji sağ tarafta, 46 olguda ise (%46) sol taraftadır. Çalışmaya dahil edilen olguların yaş ortalaması 42,82±12,6, minimum yaş 18, maksimum yaş ise 65'tir. 51 erkek olgunun 31'inde patoloji sağda, 20'sinde patoloji solda tespit edilmiştir. 49 kadın olgunun ise 23 tanesinde patoloji sağda, 26 olguda ise solda izlenmiştir. Erkeklerde sağda daha fazla, kadınlarda ise solda daha fazla patoloji saptanma sıklığı izlenmiştir. Cinsiyet ile patoloji tespit edilen tarafın karşılaştırılmasında anlamlı ilişki saptanmamıştır (p=0.165). Patoloji saptanan tarafta medial açılanma ortalama 21,89± 6,6, minimum 9, maksimum 39,2; normal tarafta medial açılanma ortalama 21,37± 6,21, minimum 8,5, maksimum 40,1 saptanmış olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0,71). Patoloji saptanan tarafta anterior açılanma ortalama 24,64± 8,56, minimum 5,1, maksimum 44,2; normal tarafta anterior açılanma ortalama 24,99± 8,1, minimum 7,6, maksimum 43,9 saptanmış olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0,807). Çalışmamızda KOM ile SP anterior ve medial açılanması arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Ancak aralarında anlamlı fark olmaması KOM tanılı hastaların etyolojisinin bilinmemesinden kaynaklanabilir. Anahtar Kelimeler: Stiloid proçes, Stiloid proçes açılanması, Kronik Otitis Media, Östaki tüpü.

Kulak hastalıklarıOtitis mediaStiloid+5
Recep Aydın
Adıyaman University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

B12 vitamin değeri düşük ve normal olan kişilerin, korpus kallosum'unun, difüzyon tensör sekansı ile segmental olarak değerlendirilmesi ve volumetrik analiz yöntemi ile incelenmesi

B12 vitamini santral sinir sisteminde myelinizasyondan sorumlu enzimlerin kofaktörü olarak çalışmaktadır. Emilim bozukluğu ve absorbsiyon eksikliği gibi B12 vitamin eksikliğinin oluştuğu durumlarda bazı sistemik ve özellikle nörolojik bulgular ortaya çıkmaktadır. Nörolojik bulgular uzun süre klinik olarak farkedilmemektedir. Yine konvansiyonel MR bulguları da çok net olmamaktadır. Ancak Difüzyon Tensör Görüntüleme (DTG) gibi sekanslar ile nörolojik bulguları daha iyi anlaşılmaktadır. B12 vitamin eksikliğinin spinal kordun posterolateralini spesifik olarak tuttuğu bilinmektedir. Bizde çalışmamızda Korpus Kallosum'u Hofer sınıflamasına göre segmentlere ayırıp spesifik olarak tutulum yaptığı bir segment olup olmadığını anlamak için Difüzyon Tensör parametreleri kullanıldı. Korpus kallosum beynin her iki hemisferini bağlayan kommisural liflerden oluşan bir beyaz cevher yolağıdır. Bilişşel, duygusal, hareket, dikkat gibi birçok alanda önemli klinik etkileri olan işlevleri mevcuttur. Myelinden yoğun yapısı nedeniyle korpus kallosumda myelinizasyonu bozan süreçlerden etkilenmektedir. Bu sebeple çalışmamızda B12 vitamin seviyesi düşük olan grupta volüm kaybı olup olmadığını tesbit etmeyi amaçladık. Çalışmamızda 70 olgu değerlendirmeye alınmıştır. Bu 70 olgunun 45 inin B12 vitamin seviyesi 200 pg/ ml' nin altında, 25 olgunun ise 200 pg/ ml'nin üstünde bulunmaktadır. Manyetik Rezonans görüntüleme (MRG) ile Sagittal planda 1 mm kalınlıkta ince kesit şeklinde (256x256) matriks ile 3D FFE SENSE şeklinde elde olunan görüntüler ile her iki grubunda ITK SNAP programı ile korpus kallozum Volümü ölçülmüştür. Yine alınan Dicom formattaki MRG görüntüleri Nifti formata çevrildikten sonra açık kodlu FSL programı ile (http://www.fmrib.ox.ac.uk/fsl/), Hofer segmentasyonuna göre segmentlere ayrılan Korpus Kallosum üzerinde Difüzyon tensör parametreleri çıkarılmıştır. B12 vitamin seviyesi ile korpus kallosum volümü arasında doğru bir korelasyon bulunmuştur. B12 vitamin seviyesi düşük olanların korpus kallozum volümü normal olanlara göre düşük çıkmıştır. Sonuçta B12 vitamin eksikliğinin önemli bir beyaz cevher ve kommissural ağ olan korpus kallozum üzerinde atrofik bir etkisi olduğu görülmüştür. B12 vitamin seviyesi düşük olanlarda, difüzyon tensör parametlerinden segment 4 de ortalama (MD), radial (RD), fraksiyonel anizotropi (FA) ve segment 5 de ise MD, RD, aksiel (AD) diğer segmentlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Her iki segment te de anlamlı çıkan MD ve RD segment 4 ve 5 de anlamlı bir şekilde artış göstermektedir. Literatürde de demyelinizasyondan en çok etkilenen iki parametre olarak bilinmektedirler. Yaptığımız çalışmada, B12 vitamin eksikliğinde spinal kord tutulumunda olduğu gibi korpus kallozum 'un da posteriorunun spesifik olarak tutulabileceğini tesbit edildi. B12 vitamin eksikliğinin klinik bulguları geç ortaya çıkar ve Konvansiyonel MRG de spesifik bir bulgusu da yoktur. Çalışmamız bu açıdan B12 vitamini eksikliğinin erken tesbitine ve tedavisine klinik olarak faydalı olacaktır.

Corpus callosumDifüzyon tensör görüntülemeManyetik rezonans görüntüleme+2
Hasan Soysaldı
Adıyaman University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Abdomen BT'de renal arter ve ven varyasyonlarının birlikteliğinin sıklığı

Özlem Yılmaz, Abdomen BT'de Renal Arter ve Ven Varyasyonlarının Birlikteliğinin Sıklığı, Tıpta Uzmanlık Tezi, Bolu, 2009. Bu çalışmanın amacı herhangi bir nedenle abdomen BT tetkiki yapılan kişilerde renal arter ve ven varyasyonlarının birlikteliğinin sıklığının saptanmasıdır.Çalışmaya 2003-2009 yılları arasında bölümümüzde tetkiki gerçekleştirilen 8-96 yaş arası toplam 505 olgu (217'si kadın, 288'i erkek) dahil edildi. Abdomen BT tetkikleri renal arter varyasyonları [erken bifurkasyon, multipl renal arter (hiler-polar-suplementer arter)], sağ renal ven varyasyonları (multipl sağ renal ven, bölünmüş sağ renal ven, gonadal venin sağ renal vene katılımı) ve sol renal ven varyasyonları (sirkumaortik sol renal ven, retroaortik sol renal ven, multipl sol renal ven) açısından değerlendirildi. Ayrıca tetkikler eşlik eden İVK anomalisi (duplikasyon ve transpozisyon) bakımından da incelendi.Renal arter varyasyonlarının oranları; renal arterde tek taraflı erken bifurkasyon %2.97, çift taraflı erken bifurkasyon %0.6, tek taraflı multipl renal arter %12.3, çift taraflı multipl renal arter %2.97 olarak saptandı. Renal ven varyasyonlarının oranları; sağda multipl renal ven %20.4, bölünmüş renal ven %0.2, gonadal venin sağ renal vene katılımı %8.9; solda sirkumaortik renal ven %4.6, retroaortik renal ven %3.96 olarak hesaplandı. Solda multipl renal ven izlenmedi. Ayrıca eşlik eden İVK anomalisi saptanmadı.Toplam 38 olguda renal arter ve ven varyasyonu birarada izlendi. Renal arter ve ven varyasyonunun birlikteliğinin oranı %7.5 olarak saptandı. Bu birliktelikte en sık olarak, %1.78 oranı ile (n=9) sol hiler arter ve sağda iki renal ven olduğu saptandı.

Pozitron emisyon tomografiRenal arterVaryasyon
Özlem Yılmaz
Bolu Abant Izzet Baysal University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

BT Ürografi tetkikinde pron ve supin pozisyonlarının tetkike tanısal açıdan etkileri

Çekim protokolü konusunda tam bir fikir birliği olmamakla birlikte BT ürografi tetkiki, rutinde supin pozisyonunda yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, BTÜ'nin ürogram fazının pron pozisyonunda yapılmasının tanıya olan etkisini değerlendirmektir.Çalışmaya nisan 2004 ile kasım 2008 tarihleri arasında, rastlantısal olarak pron ve supin pozisyonlarında çekilen 208 hastanın BTÜleri dahil edildi. Dokuz hastanın her iki böbreği, 28 hastanın tek böbreği (16 sağ, 12 sol) çalışmadan çıkarıldı. Toplam 199 hasta ve 370 toplayıcı sistem değerlendirmeye alındı.Aksiyel ham bilgiler ve bunlardan elde edilen koronal 5 mm'lik ince ve kalın MİP görüntüler ön tanılardan habersiz ve birbirlerinden bağımsız iki radyolog tarafından değerlendirildi. Belirgin farklılık gösteren sonuçlar üçüncü bir okuyucu tarafından kontrol edildi.Radyolojik değerlendirmeye böbrek toplayıcı sistemi, üreterler ve mesane dahil edildi. Anatomik olarak böbrek toplayıcı sistemi üst, orta, alt kesim kaliks ve infidibulumlar ile pelvis olmak üzere yedi, üreter ise, aksiyel kesitler yardımı ile, proksimal, orta ve distal olmak üzere üç bölgeye ayrıldı. Toplayıcı sisteminin doluşu ve dilatasyonu ürogram fazına ait görüntüler üzerinden puanlama ile değerlendirildi.İstatistiksel değerlendirmede, tanımlayıcı istatistikler, ki-kare testi, Fisher's exact testi, Spearman korelasyon testi kullanıldı. Analizler sosyal bilimler için istatistik paketi (SPSS, Chicago, IL, ABD) 13.0 sürümü ile gerçekleştirildi.Orta kesim infundibulumda dilatasyonu olmayan ve ileri derecede dilatasyonu olan, alt pol kaliksi ve pelvisi ileri derecede dilate olan, alt pol infundibulumda ve distal üreterde dilatasyonu olmayan hastalarda ve mesanede dolumun, pron pozisyonunda yapılan çekimde, supin pozisyonunda yapılana göre daha iyi olduğu görülmüştür. Diğer bölgelerde anlamlı istatistiksel fark saptanmamıştır.

Prone pozisyonu
Erdal Karavaş
Bolu Abant Izzet Baysal University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik viral hepatit olgularında viral yük ve hepatik doppler ultrasonografi bulguları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Çalışmamızda RDUS kullanarak karaciğer hepatik arter, hepatik ven ve portal ven incelemelerinden elde olunan viral yükü negatif olan inaktif, viral yükü yüksek olan aktif kronik hepatit B ve C ve sağlıklı hastalardan oluşan kontrol grubunu karşılaştırdık.1 Haziran 2008 ve 1 Haziran 2009 tarihleri arasında, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Radyoloji Kliniğine başvuran; inaktif ve kronik hepatitli 60 olgu ve 50 olgu normal olgu, Siemens ACUSON Antares Ultrasound Imaging System adlı cihazın CH 4-1 konveks probu kullanılarak, B-mod ultrasound ve Dupleks-spektral doppler US yapılarak incelendi.Çalışmamızda elde ettiğimiz verilere göre inaktif viral hepatitli olgularda RI ve TAV değerleri ve DPI değeri, kontrol grubundan yüksek bulunmuştur; Kronik viral hepatitli olgularda RI, Tamn, akım hacmi değerleri ve dalak boyutu kontrol grubundan yüksek bulunmuştur.Optimal şartlarda yapıldığında sık tekrarlanabilme ve noninvaziv bir yöntem olan RDUS kronik viral hepatit, inaktif viral hepatitli ve özellikle occult hepatit olgularının izleminde, tanımlanmasında ve biyopsi yapılamayan olguların değerlendirilmesinde yeni bir metod olarak düşünülebilir.Anahtar kelimeler: Kronik Viral Hepatit, Karaciğer, Hepatit B ve C, Hepatik ven, Hepatik arter, Portal ven, Doppler Ultrasonografi

Hepatik arterHepatik venlerHepatit+5
Ayşegül Solmaz Tuncer
Bolu Abant Izzet Baysal University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tüm abdomen BT incelemelerinde kolon pozisyon varyasyonlarının incelenmesi

Kolonun anatomik varyasyonları rotasyon ve fiksasyondaki anormallikler, retroperitoneal yağ miktarında azalma, kısa transvers mezokolon, intraperitoneal inen ve çıkan kolon ve batın içi basıncın artması gibi birtakım nedenlerle oluştuğu düşünülmektedir. Bu çalışmadaki amacımız abdominal BT incelemeleri ile kolonun pozisyonel anatomik varyasyonlarını ve sıklığını irdelemektir. Tüm incelemeler supin pozisyonda alınmış hastalar üzerinden yapılmıştır. Yaşları 3 ile 86 arasında değişen, 198'i kadın, 293'ü erkek, toplam 490 hastanın abdomen BT'si retrospektif olarak incelenmiştir. İntraabdominal organlarda lokalizasyon değişikliğine yol açabilen, abdominal cerrahi öyküsü, 3 cm'nin üzerinde abdominal kitlesi, şiddetli spinal deformitesi, karaciğer ve böbrekte belirgin hacim kaybına neden olmuş parankimal hastalığı yada hepatomegali/splenomegalisi bulunan olgular çalışma dışı bırakılmıştır.%1.8 `i pankreas kuyruk kesimi ile mide arasında, %2.8'i dalağın arkasında olmak üzere toplam 23 olguda (%4.6) retrogastrik kolon izlenmiştir. Retrorenal kolon, 39 olguda tek taraflı, 6 olguda çift taraflı, toplam 45 olguda tespit edilmiştir (%9.1). Olguların tümünde alt pol seviyesinde retrorenal kolon bulunmuştur. Çoğunluğunda kolonun, böbrek hilusu ve alt polü seviyesinde lateralde olduğu gözlemlenmiştir. Vakaların sadece birkaçında üst pol lateralinde yerleşmiş olarak saptanmıştır. Toplam 11 olguda hepatik fleksura, karaciğer ile diyafragma arasında, anteriorda izlenmiştir (%2.2). Kolonun posteriorda, diyafragma ile karaciğer arasında yerleştiği hiçbir olguya rastlanmamıştır. Böbrek ile psoas kası arasına interpozisyon, 12 olguda sağda (%2.4), 1 olguda solda (%0.2) olmak üzere, toplam 13 olguda izlenmiştir (%2.6). Çalışmamızda çift taraflı interpozisyon olan hiçbir olguya rastlanmamıştır. 2 vakada çekum ve çıkan kolonun hemen karaciğer altında (subhepatik) yerleştiği, 4 vakada ise karaciğer ile sağ alt kadran arasında bir yerde lokalize olduğu saptanmıştır (%1.2).Atipik yerleşimli kolon haustralarının ve komşu kolon segmentleri ile devamlılığının gösterilebilmesi ile saptanabilir. İntraabdominal birçok patolojiyi taklit edebilir, genellikle asemptomatik olsa da bazen semptomatik olabilir. Bu durumda tanı hatalarına yol açabilir. Ayrıca perkütan yada cerrahi girişimsel işlemler sırasında organ perforasyonlarına neden olabilir.Sonuç olarak; tüm bu nedenlerden dolayı BT incelemelerinde atipik yerleşimli kolon araştırılmalıdır.Anahtar kelimeler: Kolon anatomisi, varyasyon, tomografi

AbdomenAnatomiKolon+3
Çiğdem Hacıfazlıoğlu
Bolu Abant Izzet Baysal University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik sigara içicisi 20-40 yaş arası sağlıklı populasyonda sigaranın toplam beyin kan akım hacmine etkisinin Doppler ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Kronik sigara içicisi 20-40 yaş arası sağlıklı populasyonda sigaranın toplam beyin kan akım hacmine etkisinin Doppler ultrasonografi ile değerlendirilmesiBu çalışmanın amacı genç ve sağlıklı bireylerde 5 yıldan uzun süre sigara kullanımının toplam beyin kan akım hacmine etkisinin olup olmadığının Doppler ultrasonografi ile değerlendirilmesidir.Çalışmaya 20-40 yaş arası 5-20 paket/yıl sigara kullanan 50 kişi ile kontrol grubu olarak sigara kullanmayan 50 kişi olmak üzere, toplam 100 olgu (45'i erkek 55'i kadın) dahil edildi. Olguların hepsinde pik sistolik hız, diyastol sonu hız, ortalama kan akım hızı, pulsatilite indeksi, resistivite indeksi, her iki internal karotid arter ve vertebral arterlerde kan akım hacimleri ve toplam beyin kan akım hacmi hesaplandı. İstatistiksel değerlendirmeler ortalama, standart sapma, lineer regresyon analizi, ?Student's t testi?, ?Mann-Whitney U? testi ve ?Pearson korelasyon testi? kullanılarak yapıldı. p değerinin 0.05'ten küçük olması anlamlı kabul edildi.Her iki grup arasında pik sistolik hız değerlerinde anlamlı farklılık yoktu (p > 0.05). Sigara kullanan grupta diastol sonu hız ve ortalama kan akım hızı değerleri daha düşük; pulsatilite ve rezistivite indeks değerleri daha yüksek bulundu (p < 0.001). Toplam beyin kan akım hacmi her iki grupta da fizyolojik sınırlarda olmakla birlikte, sigara kullananlarda (661,1 ± 21,2 ml/dk), kullanmayan olgulardan (728,1 ± 26,8 ml/dk) ortalama %9.2 oranında daha düşüktü (p < 0.001). Regresyon analizinde paket/yıl sayısında artmanın toplam beyin kan akım hacmini anlamlı derecede azalttığı saptandı (p < 0.001), güven aralığı ([-7,698] ? [-5,607]).Kronik sigara kullanımı toplam beyin kan akım hacminde azalmaya neden olmaktadır.

Kan akış hızıKarotis arterleriSerebrovasküler dolaşım+3
Melike Elif Kalfaoğlu
Bolu Abant Izzet Baysal University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pulmoner embolide pulmoner arter şiddet skoru ile D-dimer ve ortalama trombosit hacim (OTH) ilişkisi

Pulmoner emboli (PE); genellikle derin baldır venlerinden kaynaklanan trombüslerin veya trombüs dışı maddelerin (hava, yağ, tümör hücresi, amniyotik sıvı, septik materyal gibi) embolizasyonu sonucu ortaya çıkan pulmoner arteriyel sistemin değişik derece ve lokalizasyondaki tıkayıcı hastalığıdır. PE tanısını koymada yalnızca öykü ve fizik muayenenin yetersiz olması nedeniyle; pek çok tanısal test kullanılmaktadır. Bu çalışmada, pulmoner emboli saptanan hastalarda pulmoner arter obstrüksiyon indeksi ve sağ/sol ventrikül oranları kullanılarak tespit edilen pulmoner emboli şiddeti ile D-dimer ve OTH arasındaki ilişkiyi ve OTH'nin pulmoner emboli şiddeti tanısında indikatör olarak kullanılabilirliğini araştırdık.Çalışmaya 63 PE vakası ve 41 tromboembolisi olmayan kişi dâhil edildi; Bilgisayarlı tomografi görüntülerinden PABTOİO ve RV/LV oranları hesaplandı. D-dimer ve OTH düzeyleri sırasıyla immüno-türbidimetrik ve elektriksel impedans yöntemleriyle belirlendi. İstatistiksel analizde parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Mann Whitney U testi, ölçekler arası ilişkileri saptamak için Pearson Korelasyon analizi, Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Pearson Ki-Kare testi kullanıldı.PE vakalarında OTH düzeyi ile PABTOİO düzeyi arasında istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunamamıştır. (r=-0,027; p=0,835>0,05). Yine OTH düzeyi ile RV/LV oranı düzeyi arasında da istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunamamıştır. (r=0,129; p=0,312>0,05). RV/LV oranı ile PABTOİO düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. (r=0,282; p=0,025<0,05). D-dimer düzeyi ile PABTOİO düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. (r=0,345; p=0,006<0,05). D-dimer düzeyi ile RV/LV oranı düzeyi arasında istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunamamıştır (r=0,092; p=0,471>0,05).Çalışmamızda OTH'nin, PE'lilerde yüksek olmakla birlikte PABTOİO ve RV/LV oranı ile korele olmadığını tespit ettik. Klinik risk skorlaması, OTH ve D-dimer seviyelerini yükselten durumlar göz önünde bulundurularak yapılacak prospektif ve daha geniş vaka serisi içeren çalışmalarda, PABTOİO ve biyokimyasal parametrelerin birlikte kullanımının, PE tanısına katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Bilgisayarlı tomografiD-dimerEmboli ve tromboz+6
Ahmet Büber
Bolu Abant Izzet Baysal University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Baş-boyun kitlelerinde kontrastlı boyun MRG, difüzyon ağırlıklı MRG bulguları ve histopatolojik değerlendirme

Baş boyun kitlelerinde preoperatif dönemde benign-malign ayrımının yapılması ve buna göre uygun tedavinin seçimi önemlidir. MRG yumuşak doku lezyonlarının karakterizasyonunda diğer radyolojik modalitelerin önünde yer almaktadır. Bununla birlikte konvansiyonel MRG incelemeleri baş-boyun kitlelerinin preoperatif tanısında yetersiz kalabilmektedir. Bu çalışmadaki amacımız kliniğimize refere edilmiş hastalarda baş-boyun kitlelerinin kontrastlı MRG, difüzyon ağırlıklı MRG ve histopatolojik inceleme bulgularının değerlendirilmesidir.Çalışmamıza Temmuz 2008 ile Haziran 2011 tarihleri arasında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyodiagnostik Anabilim Dalına baş-boyun kitlesi ön tanısı ile gönderilen ve kontrastlı boyun MRG ile difüzyon ağırlıklı MRG tetkiki yapılan, insizyonel biyopsi veya operasyon sonrası benign ya da malign kitle tanısı almış 42 hasta dahil edildi. MRG'de artefakt nedeniyle sağlıklı değerlendirme yapılamayan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Kontrastlı boyun MRG ve difüzyon ağırlıklı MRG tetkikleri, radyolojik kriterler (sinyal intensitesi, kontrastlanma özelliği, ADC katsayısı vb.) belirlendikten sonra, on yıllık deneyimi olan bir radyolog tarafından değerlendirildi. Histopatolojik değerlendirme, hasta ve ADC değeri hakkında önbilgisi olmayan bir patolog tarafından yapıldı. İstatitiksel değerlendirmede tanımlayıcı istatistik, ki kare testi ve Mann Whitney U testi kullanıldı. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.44 hastanın MRG incelemesinden iki tanesi artefakt nedeniyle çalışma dışı bırakıldı. 42 olguda toplam 42 adet kitle saptandı. Kırkiki kitlenin 25'i benign, 17'si malign idi. Sinyal özellikleri, içyapı, kistik alan varlığı, kontrastlanma özelliği gibi MRG bulgularının benign-malign ayrımında yeterli olmadığı bulundu. Benign lezyonların ortalama ADC değeri 0,128x10-3±0,053 mm² /sn, malign lezyonların ortalama ADC değeri 0,100x10-3±0,026, mm²/sn idi. Benign lezyonlarda ADC değeri malign lezyonlara oranla anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p=0.032). Histopatolojik değerlendirme sonucu yassı hücreli karsinomlarda nükleus sitoplazma oranı 0,25-2, schwannomda 0,25, plazmositomda 0,5-0,6, lipomda 0,01, malign epitelyal tümörde 2, malign melanom infiltrasyonunda 2-5, indiferansiye malign tümör infiltrasyonunda 1,5-2,3, diffüz büyük hücreli B lenfomada 3-4, bazoskuamöz karsinomda 2 olarak belirlendi.Tümör stroma oranı yassı hücreli karsinomda 1,5-4 arasındaydı değişmekteydi. Warthin tümöründe stroma oldukça dens idi. 20 hastada nekroz değerlendirilebilmiş olup 14 hastada nekroz saptanmadı, 3 hastada hafif dereceli, 1 hastada orta dereceli, 2 hastada belirgin nekroz vardı. Matriks-epitel oranı pleomorfik adenomlarda 0,5- 4 arasında değişmekteydi.Sonuç olarak; Konvansiyonel MRG sekansları baş-boyun kitlelerinin tanısında önemli olmakla birlikte örtüşen bulgular nedeniyle yeterli değildir. Konvansiyonel MRG'ye ek olarak uygulanan DAG yöntemi ise benign-malign ayırımında tanıya katkısı olan etkin bir yöntemdir. DAG yönteminde ölçülebilen ADC değeri benign lezyonlarda malignlere kıyasla anlamlı olarak daha yüksektir.

BoyunDifüzyon manyetik rezonans görüntülemeHistopatoloji+3
Zeliha Coşgun
Bolu Abant Izzet Baysal University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı çocukluk yaş grubunda faz kontrast manyetik rezonans görüntüleme tekniği ile beyin omurilik sıvısı akım dinamiklerinin vücut kitle indeksi ve baş çevresi ile ilişkisinin değerlendirilmesi

AMAÇ: Bu çalışmada sağlıklı çocukluk yaş grubunda BOS akım dinamiklerinin, vücut kitle indeksi (VKİ) ve baş çevresi ile olan ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışmaya hastanemize başvuran sistemik hastalığı, beyin patolojisi olmayan ve herhangi bir ilaç kullanmayan 137 olgu alındı. BOS akımının kantitatif olarak değerlendirilmesi Faz Kontrast MR Anjiografi tekniği ile akuaduktus düzeyinden aksiyal planda elde olunan görüntüler ile yapıldı. Çocuklarda yaş, cinsiyet, baş çevresi ve BMI ile BOS akım parametreleri (pik hız, ortalama hız, ileri akım volüm, geri akım volüm, net volüm) ve akuaduktus alanları arasındaki ilişki araştırıldı. BULGULAR: Olguların yaşları 3-202 ay arasında (ortalama 68,8 ay) değişmekteydi. Olguların 62'si (%45,3) kız, 75'i (%54,7) erkekti. Tüm olguların FK-MRG incelemelerinde ortalama pik hız 5,47±2,84 cm/sn, ortalama hızların ortalaması 0,75±0,63 cm/sn, ortalama ileri akım volümü 0,015±0,013 ml, ortalama geri akım volümü 0,011±0,017 ml, ortalama net akım volümü 0,0086±0,0013 ml, ortalama akuaduktus alanı 1,96±0,95 mm² bulundu. Her iki cinsiyet arasında pik hız, ortalama hız, ileri akım volümü, geri akım volümü ve akuaduktus alanında anlamlı farklılık saptanmadı. Net volüm ise kızlarda erkeklere göre anlamlı olarak daha az tespit edildi. Olguların yaşları ile akuaduktus alanı, ortalama hız ve geri akım volümü arasında 39 istatiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. Pik hız değeri 2-10 yaş arası çocuklarda daha yüksek bulundu. Kranial volüm ve net volüm 0-1 yaş arası çocuklarda daha düşük bulundu. Çocuklarda baş çevreleri ile pik hız ve ortalama hız değerlerinde anlamlı ilişki saptanmadı. İleri akım volümü, geri akım volümü, net volüm ve akuaduktus alanı baş çevresi normalin altında olanlarda anlamlı olarak düşüktü. Olguların vücut kitle indeksleri ile FK-MRG parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. SONUÇ: Çalışmamızda sağlıklı çocukluk yaş grubunda BOS akım dinamiklerinin, vücut kitle indeksi ve baş çevresi ile olan ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Baş çevresi küçüklüğünün ileri akım volümü, geri akım volümü, net volüm ve akuaduktus çapı parametrelerinde azalmaya yol açarak BOS akımını etkilediğini, BMI ile BOS akımı arasında ilişki olmadığını gösterdik. Anahtar Kelimeler: Sine manyetik rezonans görüntüleme; Beyin omurilik sıvısı; baş çevresi; Vücut kitle endeksi

Gökhan Demirtaş
İnönü University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bilgisayarlı tomografide renal parankim volüm ölçümü ile statik renal sintigrafi sonuçları arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Amaç:Bilgisayarlı Tomografide renalparankimvolüm ölçümü ile Statik Renal Sintigrafi sonuçları arasındaki ilişkinin belirlenmesi Gereç ve Yöntem:Çalışmamıza Ocak 2011 - Haziran 2016 tarihinde İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesinde Statik Renal Sintigrafisi ve Renal BT'si çekilen 202 hastadahil edildi.Çalışmaya dahil edilen hastalarhidronefroz,taş ve donör olmak üzere üç gruba ayrıldı. Hastaların Renal BT'leri iş istasyonuna (Mac Workstation) transfer edilip özel bir yazılım olanOsirix MD programında renalyağlı hilus,pelvikaliksiyel sistem,vasküler yapılar,kist-kitle gibi parankim haricindeki lezyonlar parankim volümünedahil edilmeden,sadeceparankimleri dahil olacak şekilde herkesitlerdekiböbrek parankimiayrı ayrı hassas bir şekilde manuel çizilip volümleri otomatik olarak hesaplandı.Hasta ve kontrol gruplarına,Tc-99m DMSA kullanılarak statik böbrek sintigrafisi çekildi.Hastaya kg başına 0.04–0.05 mci radyoaktif madde intravenöz (iv.) enjeksiyonu yapıldı. Enjeksiyondan ortalama 3 saat sonra anterior,posterior,sağ ve sol posterior oblik pozisyonlarda statik görüntüler alındı.SYNGOP workstation'da prosesleri yapıldı. Posterior pozisyonlardaki görüntülerden kantitatif sağ ve sol böbrek oranları % olarak belirlendi. Bulgular:Grup 1(Hidronefroz),Grup 2(Hidronefrozsuz taş) ve Grup 3(donör)hastalarında renal BT parankim volüm değerleri ile sintigrafideğerleri arasında ilişki istatiksel olarak hesaplandı ve her üç grupta da renal BT parankim volüm değerleri ile sintigrafi değerleri arasında güçlü pozitifkorelasyon saptandı. Sonuç: Donör,taş ve hidronefroz hastalarında renal CT'de ölçülenparankim volüm değerleri ile sintigrafik değerler arasında güçlü bir korelasyon bulunmuş veböbrek fonksiyonunun değerlendirilmesinde renal CT paran kim volüm değerlerinin bir marker olarak kullanılabileceği öngörülmüştür. Bununla beraber renal CT'nin böbreğin anatomisi,patolojilerinde ve fonksiyonu hakkında bilgiler sağlaması,bu yönemin sintigrafik yöntemleri tamamlayıcı veya alternatif bir yöntem olabileceğini düşündürmektedir.

BöbrekBöbrek hastalıklarıDoku donörleri+4
Özgen Yılmaz
İnönü University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koledokolitiyazis tanısında kontrastsız spiral bilgisayarlı tomografinin yeri ve endoskopik retrograd kolanjiyo-pankreatografi ile karşılaştırılması

Çalışmamız Haziran 1999 -Nisan 2000 tarihleri arasında, Dokuz Eylül Üniversitesi Radyodiagnostik Anabilim Dalı bünyesinde, Gastroenteroloji kliniği ile birlikte prospektif olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu, koledok taşı şüphesi ve kliniği bulunan, ERKP tetkik isteminde bulunulan hastalar oluşturmuştur. Hastalara ERKP'den önce kontrastsız spiral BT tetkiki uygulanmıştır. Bulgular karşılaştırılarak spiral BT tetkikinin koledok taşlarını saptamadaki sensitivite, spesifite ve doğruluğu saptanmaya çalışılmıştır. Bulguların değerlendirilmesinde ERKP sonuçları altın-standart olarak kabul edilmiştir. BT bulguları koledokta taş varlığı, taşın paterni, dansitesi, koledok çapı, koledok dilatasyonu yönünden; ERKP sonuçları ise koledokta taş varlığı ve bunun çıkartılması açısından değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmede ERKP ile BT sonuçlan arasında anlamlı bir uyumluluk bulunmuştur. Spiral BT tetkikinin koledok taşlarını saptamadaki sensitivitesi %76.5, spesifitesi %87.5 ve doğruluk oranı % 81.8 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, koledok taşlarını saptamada spiral BT güvenilir bir inceleme yöntemidir. Özellikle taş olasılığı düşük, kontrast alerjisi mevcut ve ERKP tetkikinin kontrendike olduğu durumlarda, yararlı bir tarama tekniğidir. Spiral BT koledok taşı konusunda yüksek sensitivite ve doğruluk oranları ile US ile ERKP arasındaki basamakta yer atması gereken bir yöntem olarak görünmekte ve tanı açısından konvansiyonel BT yerine daha güvenle kullanabilecek bir metod olarak karşımıza çıkmaktadır.

Arzu Özsoy
Dokuz Eylül University
2000
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radyolojik görüntüleme yöntemleri eşliğinde kullanılan iğne tiplerinin tanısal etkinlikleri: Tavşan karaciğeri üzerinde deneysel çalışma

VII. ÖZET AMAÇ Çalışma, günümüzde piyasada bulunan ve yaygın olarak kullanılan değişik biyopsi iğneleriyle elde edilen materyallerin histopatolojik kalitesinin değerlendirilmesi, iğnelerin tanısal etkinliklerinin araştırılması ve birbirleriyle karşılaştırılması amacıyla planlanmış, bu konuda yapılmış olan çalışmalardan farklı olarak, gerçeğine uygun olması düşüncesiyle ultrasonografi eşliğinde ve canlı denekler üzerinde ve çift kör olarak yapılmıştır. GEREÇLER VE YÖNTEM Çalışmada, uzman veteriner hekim denetiminde, standart özelliklerde, beş adet deney tavşanı canlı denek olarak kullanılmış, ultrasonografi gözlemi altında, altı değişik iğne ile toplam 90 biyopsi yapılmıştır. Çalışmada kullanılan iğneler, tümü 18 G kalibrasyonda olmak üzere, farklı tip ve konfigürasyonda olan Autovac, Bard, Pro-Cut, Pro-Mag, SLB ve ASAP 18'dir. Elde edilen materyaller, kullanılan iğne tipi ve girişim sırası konusunda bilgilendirilmeyen bir patoloji uzmanı tarafından histopatolojik olarak değerlendirmiştir. Değerlendirmelerde kriter olarak, daha önceki araştırmalarla etkinliği gösterilmiş olan kriterler kullanılmıştır. Buna göre, dokunun total alanı (uzunluk * genişlik), sağlam portal triad sayısı gibi ölçülebilen değerlerin yanısıra, her birine 0 ile 3 arasında değerler atanmış olan doku fragmentasyonu, 'crush' artefaku ve tanısal yeterlilik skorları ve bunların toplamı olan "total histopatolojik skor"u kapsayan bir dizi skoral değerlendirme yapılmıştır. Tanımlanan herbir kriter, herbir iğne için istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca kullanılan iğneler gerek tasarım gerekse kullanım olarak farklı olduklarından, tiplerine göre gruplandırılmışlar ve bu gruplar da birbirleriyle karşılaştırılmalardır. 58BULGULAR Tüm girişimler değerlendirildiğinde, toplam 90 biyopsinin sadece 8'inde (% 8,88) tümüyle yetersiz ya da değerlendirilemeyecek nitelikte; bir diğer deyişle, tanımlanan kriterlere göre '0' (Sıfir) skorlu bistopatolojik spesimen elde edildi. Autovac ve SLB iğnelerinde sıfır biyopsi biç gözlenmezken, Bard ve Pro-Cut üçer, Pro-Mag ve ASAP'ın birer kez başarısız oldukları gözlenmiştir. Elde edilen materyalin uzunluğu gözönüne alındığında, Autovac, SLB ve Pro-Mag'ın diğer iğnelere olan üstünlüğü dikkati çekmiştir. Genişlik sözkonusu olduğunda, SLB ve Autovac' ın diğer dört iğneden istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha iyi olduğu görülmüştür. Ayrıca, SLB ile Autovac arasında da istatiksel olarak fark bulunmuş ve bu kriter için SLB'nin daha iyi olduğu ortaya çıkmıştır. Biyopsi materyalinin niceliğinin belirlenmesi için daha nesnel bir yaklaşım olan ve uzunluk ile genişliğin çarpımı olarak hesaplanan 'alan' kriteri gözönüne alındığında, SLB, Autovac ve Pro-Mag diğer iğnelere göre üstünlük göstermişlerdir. Mikroskopik incelemede bütünlüğü bozulmamış portal triad sayısı kriter olarak alındığında, istatistiksel olarak, bu kriter için SLB'nin belirgin üstünlüğü göze çarpmıştır. Autovac'm, SLB'den daha az olmak üzere, diğer iğnelere göre daha iyi portal alan elde ettiği belirlenmiştir. Toplamı 0 ile 9 arasında değişen 'total histopatolojik skor'u oluşturan, herbiri 0 ile 3 arasında değişen puanlar ile değerlendirilmiş fragmentasyon, crush artefaktı ve tanısal yeterlilik kriterleri açısından sonuçlara yaklaşıldığında, fragmentasyon için, SLB ve Autovac'ın 'crush' artefaktı için, Autovac'ın diğer iğnelere göre daha iyi olduğu görülmüştür. Tanısal yeterlilik kriteri için ise, Autovac'm, SLB ve Pro-Mag dışındaki diğer iğnelerden; SLB'nin de Autovac ve Pro-Mag dışındaki diğer iğnelerden istatistiksel olarak daha iyi olduğu saptanmıştır. 59Total histopatolojik skor için ortaya çıkan sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildiğinde, Autovac ve SLB'nin, eşit oranda olmak üzere, diğer iğnelere göre daha iyi sonuçlar gösterdiği görülmüştür. Autovac ile Bard, Pro-Cut ve ASAP arasında belirgin fark gözlenirken, SLB ve Pro-Mag ile Autovac arasında anlamlı fark bulunmamıştır. SLB'nin, Bard ve Pro-Cut'tan daha iyi olduğu görülmüştür. Pro-Mag ile hiçbir iğne arasında istatistiksel anlamlı fark gözlenmediği gibi sonuçlan Autovac ve SLB'den daha kötü olan iğnelerin kendi aralarındaki sonuçlan arasında da fark gözlenmemiştir. SONUÇ Çalışmamızın sonuçlan gözönüne alındığında, otomatik iğne ve tabancaların, manuel kullanımlı iğnelere olan üstünlüğünün bir kez daha ortaya çıktığı görülmektedir. Nitekim, hemen tüm kriterler için en kötü sonuçlar, manuel bir iğne olan Pro-Cut ile alınmıştır. Otomatik iğneler arasında değerlendirme yapıldığında, önceki çalışmalardan farklı olarak, etkinliklerinin sınırlı olduğu tanımlanan Autovac ve SLB'nin, bildirilenin aksine, karaciğer biyopsilerinde oldukça iyi sonuçlar verdiği dikkati çekmektedir. Bu sonuçlar, önceki çalışmalarda referans iğne olarak tanımlanan Biopty (Bard) ile alınan sonuçlara göre belirgin üstünlük göstermektedir. Değerlendirmeye alınan diğer iğnelerden, Pro-Mag ve ASAP 18, biyopsi materyalinin kalitesi konusunda orta derecede sonuçlar vermişlerdir. Bunlardan, gerek tasarım gerekse mekanizma olarak Biopty'ye benzeyen Pro-Mag, elde ettiği sonuçlarla bu iğneye alternatif olabilecek durumdadır. Otomatik biyopsi aletleri ya da biyopsi tabancaları, histopatolojik değerlendirme için yüksek kalitede ve bütünlüğü korunmuş spesimen sağlamakta, yeterli materyal elde etmek için gerekli olan giriş sayışım azaltmakta, biyopsi işlemini kolaylaştırmakta, kullanıcı deneyimininden kaynaklanan farklılıktan azaltmakta ve biyopsi süresini kısaltmaktadır. 60Radyolojik yöntemler ve iğne teknolojisindeki gelişmeler, biyopsi uygulamalarında radyologu birbirinden farklı özelliklerde ancak sonuçta aynı işe yarayan pekçok iğne tipi ile karşı karşıya bırakmıştır. Tek bir iğnenin beklenen herşeyi sağlayamadığı, biyopsinin hangi amaçla yapıldığına bağlı olarak farklı iğnelerden yararlanılabileceğini söylemek olasıdır. İğne tercihi, iğnenin kullanım kolaylığı, uygulayıcının iğneye olan aşinalığı, iğneye kolay ulaşılabilirlik, maliyet ve hepsinden önemlisi iğnenin tanısal etkinliği gibi bir dizi kriter göz önüne alınarak yapılmaktadır. Günümüzdeki bu iğne süpermarketinde en etkin ve yararlı olan iğnenin belirlenmesi için kapsandı ve tarafsız yeni çalışmalara gereksinim vardır. 61

Biyopsi-iğneKaraciğer
Mustafa Seçil
Dokuz Eylül University
1998
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kas-iskelet sistemi tümörlerinin benign-malign tümör ayırıcı tanısında dinamik kontrastlı MRG'nin değeri

BÖLÜM VH ÖZET Kemik ve yumuşak doku tümörlerinin tanısında görüntüleme yöntemlerinin önemli bir yeri vardır. Ayırıcı tanıya giderken değişik görüntüleme yöntemlerinden elde edilen radyolojik özelliklerin yanı sıra tümörün vasküler yapısının ve perfüzyonunun bilinmesi tanıya daha yüksek doğrulukla ulaşılmasını sağlamaktadır. Bir dokuda verilen kontrast maddenin ilk geçişi sonrasında gözlenen maksimum kontrastlarıma hızı, o dokunun vaskülarizasyon ve perfüzyonuyla ilişkilidir. Kontrast maddenin dokudan ilk geçişini çalışabilmek için MRG'de hızlı görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır. Bu çalışmada 17'si benign, 14*ü malign toplam 31 tümör ön tanısı almış hastaya önce rutin SE sekansı, sonra turbo-FLASH sekansıyla dinamik inceleme yapılmıştır. Dinamik çalışmada, tümörün en fazla kontrastlandığı alandan ROI yardımıyla sinyal intensite ölçümleri yapılarak elde edilen değerlerin zamana karşı grafikleri çıkarılmıştır. Bu grafiklerden bilinen formüller ile en dik eğim değerleri hesaplanmış ve çoğunluğu histopatolojik olarak tanı almış lezyonlann benign-malign ayına tanısına hangi ölçülerde katkı sağlayabileceği değerlendirilmiştir. Yine bu eğim değerleri ile patoloji örneklerindeki vaskülarizasyon derecesi karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda malign tümörlerin çoğunda erken ve hızlı kontrastlarıma ile yüksek eğim değerleri gözlenirken benign tümörlerde daha geç ve az kontrastlarıma izlenmiştir (p<0.05). Malign ve benign tümörlerde ölçülen en dik eğim değerlerinin ortalamaları sırasıyla %81 (min. %35,max. %185 ) ve %33 (min. %l,max. %113) olarak bulunmuştur. Bununla beraber %35-55 arasında eğim değerlerinin çakıştığı gözlenmiştir. Yapılan Faktör 8 çalışmasında elde edilen histopatolojik vaskülarizasyon dereceleri ile en dik eğim değerleri arasında anlamlı korelasyon olmaması karşılaştırma yapılan olgu sayısının yetersiz obuasına bağlanmıştır.Dinamik MRG yönteminin, kemik ve yumuşak doku tümörlerinin benign-malign ayırıcı tanısında rutin SE sekanslarına göre daha önemli kantitatif bilgiler verdiği gözlenmiştir. Bununla beraber her iki grup tümörün eğim değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunsa da belli bir aralıkta eğim değerlerinin çakışmasından dolayı yöntemin diğer radyolojik görüntüleme yöntemleri ile birarada kullanılması tanı için önemli katkılar sağlayacaktır. 61

Kemik neoplazmlarıManyetik rezonans görüntülemeNeoplazmlar
Tahir Safa Taktakoğlu
Dokuz Eylül University
1998
00