
66
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Bilecik-Bozüyük bölgesi granit ve feldspat hammaddeleri ile eti maden borik asit ve boraks dekahidrat atıklarının sır bünyelerinde kullanım olanaklarının araştırılması
İnsanlığın varoluşundan günümüze kadar doğal taşlar ve seramik önemli bir yere sahiptir. Teknolojilerin ilerlemesi ile seramik üretimin artması ve hammadde rezervlerinin azalması gibi yeni hammadde arayışlarına girilmekte olup aynı zamanda atıkların değerlendirilmesi önemli bir rol oynar. Granit ve feldspat kayaçları gibi bor atıkları da seramik üretiminde alternatif hammadde olarak kullanılabilmektedir. Bu araştırmada, Bilecik ili Bozüyük ilçesinde bulunan granit ve feldspat hammaddeleri ile Eti Maden tarafından üretilen borik asit ve boraks dekahidrat atıklarının seramik sır bünyelerinde kullanım olanakları araştırılmıştır. Doğadan kayaç olarak elde edilen granit ve feldspat hammaddeleri inşaat sektöründe dolgu malzemesi ihtiyacını karşılamak amacıyla kum olarak kullanılmaktadır. Bilecik bölgesinin zengin mineral yatakları, yerel kaynakların seramik sektöründe değerlendirilmesi açısından büyük bir potansiyel sunmaktadır. Araştırma kapsamında, granit ve feldspat hammaddelerinin kimyasal ve mineralojik yapıları incelenmiş, borik asit ve boraks dekahidrat atıklarının seramik sır bünyelerinde ikili sistem ve standart sır reçetesi oluşturularak kırmızı ve beyaz bünyelerde 1050-1100-1200OC sıcaklıklarda denemeleri yapılmış olup kullanılabilirliği değerlendirilmiştir. Seramik sır bünyeleri araştırmalarında Bilecik-Bozüyük bölgesi granit ve feldspat hammaddelerinin hem yöresel kullanımı hem de seramik sektörüne yeni kaynak olarak kullanılabilmesi aynı zamanda bor atıklarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Çağdaş seramik sanatında çocuk figürü ve kişisel uygulamalar
İnsanlık tarihi kadar eski olan sanatta çocuk kavramı; her dönem farklı olarak ele alınmıştır. Çocuğun modern toplumun yaşam koşullarına göre gerçekleştirdiği evrimler sanat yoluyla gözlemlenmiştir. Sanatta çocuk imgesini ele alırken, çocuğun gelişim süreci, sosyal ve tarihsel dönem bilgilerine de yer verilmiştir. Çocuk çağlar boyunca küçük yetişkinler olarak kabul edilip, en ağır ve kötü şartlarda çalışmaya zorlanırken Rönesans ve Aydınlanma Dönemi ile çocuk kavramı ortaya çıkmıştır. Çocuğun değerli, sevgiye ve korunmaya muhtaç olduğu anlaşılmıştır. Rönesans ile birlikte tüm sanat dallarında da çocuğa yönelik değişimlerin ortaya çıktığı gözlenmiştir. Bu araştırma, 21. yüzyılda Çağdaş Seramik Sanatında seramik sanatçılarının özellikle çocuk üzerine yaptığı eserlere dikkat çekmiştir. Çocukların doğdukları andan itibaren yaşadığı anları, doğal hallerini, mutluluklarını, hüzünlerini, şiddete ve istismara uğradıkları yaşamlarının her birine değinen sanatçılar, dünyaya çocuğun ve çocukluğun ne kadar değerli olduğunu göstermeleri incelenmiş ve bağlamda seramik uygulamalar yapılmıştır.
Bilecik Bozüyük bölgesi feldispat ve granit hammaddelerinin seramik bünyede kullanım olanaklarının araştırılması
İnsanın var olduğu tarihten itibaren doğal taşlar önemli bir yere sahip olmuştur. Bununla birlikte seramik de doğal taşlar gibi insanoğlunun hayatında gün geçtikçe varlığını arttırarak sürdürmektedir. Seramik üretimi günden güne yelpazesini genişletmekte ve ihtiyaç duyduğu hammadde kaynakları da artmaktadır. Jeolojik faktörlere bağlı olarak sürekli homojen ve kaliteli hammadde üretiminin zorluğu kaçınılamazdır. Son yıllarda ülkemizde seramik ve cam sanayinde kullanılan hammaddelerin niteliklerinin artırılması için zenginleştirme tesisleri kurulmakta ve azalan hammadde kaynaklarına alternatif olarak farklı hammadde arayışları içine girilmektedir. Bu hammaddelerden birkaçı da de doğallar taş olan granit ve feldispat kayaçlarıdır. Türkiye'de endüstri ve sanatsal seramik üretiminde kullanılmak üzere birçok mineral ve kayaç yataklarının varlığı bilinmektedir. Bunlardan bazıları rezervini yitirmekte, bazıları ise sektörlere hizmet etmek amacıyla işletme haline getirilerek kullanıma açılmaktadır. Seramik sektöründe önemli bir yere sahip olan feldispat ve granit hammaddeleri son dönemde daha fazla araştırma konusu olarak ele alınmaktadır. Bu araştırma da Bilecik ili Bozüyük bölgesinden temin edilen feldispat ve granit hammaddelerinin seramik bünye içerisinde ki etkilerini görmek ve kullanılabilirliğini araştırmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda doğadan kayaç olarak elde edilen inşaat sektöründe kum olarak değerlendirilen Bozüyük bölgesi granit ve feldispat hammaddelerinin, seramik üretiminde kullanılabilirliğinin araştırılması, seramik bünye içerisine ikili sistem reçete bileşimleri oluşturularak 1050 - 1120 ve 1200oC'de denemeleri yapılmıştır. Ayrıca yaş yöntemle şekillenme de kullanılmak üzere 1050 - 1120 ve 1200oC'de seramik bünye araştırmaları yapılmıştır ve sanatsal çalışmalarda uygunluğu denenmiştir. Seramik bünye araştırmalarında Bilecik-Bozüyük Bölgesi Feldispat ve Granit'i kullanılarak yöresel hammadde kullanımının öneminin arttırılması hedeflenmiştir.
Üç boyutlu yazıcılarda renklendirilmiş seramik çamuru kullanımı ve uygulamaları
Seramik şekillendirmede kullanılan teknikler, başlangıçta oldukça ilkel yöntemlerle biçimlendirilen seramik çamurundan günümüze kadar gelişerek çeşitlenen ihtiyaçlara cevap veren yenilikçi teknikler haline gelmiştir. Bu bağlamda, üç boyutlu yazıcı teknolojisi, seramik üretiminde farklı bir yaklaşım sunarak geleneksel yöntemleri hem tamamlayıcı bir rol oynamaktadır. Özellikle, renklendirilmiş seramik çamuruyla entegrasyonu, bu teknolojinin sunduğu olanakları daha da genişletmektedir. Üç boyutlu yazıcılar, seramik çamurun katmanlar halinde hassas bir biçimde şekillendirilmesine olanak tanırken, renklendirilmiş çamurların kullanımı, estetik açıdan zengin ve özgün tasarımlar yaratma imkanı sunmaktadır. Çalışmada, üç boyutlu yazıcılarda kullanılan renklendirilmiş çamurun kullanılabilirliğini artırmak amacıyla uygun malzeme formülasyonları oluşturulmuş ve bu pigmentlerin çamur ile olan etkileşimleri, yüzeyde oluşturduğu dokular detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu çalışma, renklendirilmiş seramik çamurunun üç boyutlu baskı süreçlerine uyumunu, tasarım aşamasından üretime kadar kapsamlı bir şekilde incelemiş; elde edilen sonuçlar, seramik malzemenin dijital üretimde daha verimli ve estetik bir şekilde kullanılmasına dair önemli veriler sunmaktadır.
Etkileşimli sanat bağlamında seramik ve kişisel uygulamalar
1960'lı yıllar ve sonrasında sanat biçimlerinde değişim başlamış ve bu değişimle beraber sanat-sanat eseri ve izleyici kavramı değişmiştir. 1990'lı yıllardan sonra ise; artık tam anlamıyla sanatçı-sanat eseri ve izleyici kavramının var olduğu ve bununla birlikte daha aktif olarak bir izleyicinin varoluşu, sanatçının izleyici ile sanat eseri aracılığıyla iletişim kuruşu, eserlerin izleniminin pasif durumdan aktif duruma geçişinin gerçekleştiği bir dönem ortaya çıkmıştır. İzleyicinin aktif katılımıyla değişen sanat eserlerine bakışın, izleyicinin sanat eserine dahil olmasını ve onu farklı bir bakış açısıyla deneyimleyebilmesini ve onunla etkileşimini sağladığı söylenebilir. Bu çalışmada, sanat seramiğinin biçimden biçime farklılıklar göstermesi, örnekler üzerinden incelenerek ortaya çıkan boşluğun nasıl bir şekle dönüştüğü ve kurgulandığı konusunda çözümlemelerin yapılması amaçlanmaktadır. Çalışmada öncelikle, etkileşimli sanat ile yapılan tarihi ve bilimsel çalışmalara ek olarak belirli örnekler üzerinden etkileşimli sanata örnek verilebilecek sanatçıların eserlerine ve konunun tarihsel gelişimi ile ilgili genel bilgilere yer verilmiştir. Ardından, konunun etkileşimi dikkate alındığında yer verilecek sanatçı ve eser konusunda literatür çalışmaları ile sergiler incelenip anlatılmıştır. Sanatçıların eserlerinden oluşturulan örnekler, sanat eseri ve izleyici arasındaki bağ üzerinden değerlendirilmiş, sanatçıların eserlerinin etkileşim bağlamındaki farklılıkları ortaya konmaya çalışılmıştır. Son olarak bu bağlamda kişisel seramik uygulamalar yapılmıştır.
Jung felsefesinde arketipler kavramı ışığında seramik sanatında insan yüzü kullanımı ve ifade olanakları
Anadolu, pek çok medeniyete ve uygarlığa ev sahipliği yapmış, dünya coğrafyasının zengin kültürel mirasa sahip topraklarında bulunmaktadır. Anadolu topraklarında seramik üretimi, Neolitik Dönem'den günümüze kap-kacak, idoller vb. pek çok biçim ve örnekle varlığını sürdürmüştür. Selçuklu ve Osmanlı Dönemi sonrası, İznik, Kütahya ve Çanakkale gibi merkezlerde geleneksel olarak devam eden seramik üretimi, Cumhuriyet'in ilanı ve sonrasında çağdaş seramik sanatı olarak gelişimini sürdürmüştür. Nitel araştırma kapsamında, Cumhuriyet Dönemi ve sonrasından başlayarak Türk seramik sanatçıları ile günümüz dünya seramik sanatçılarının eserleri araştırılmış; sanatçıların çağdaş seramik eserlerinde insan yüzü ve mimikleri konu olarak ele almaları ve derinlik psikolojisi alanındaki en önemli düşünürlerden biri olan İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung'un arketipleri bağlamında seramik malzemeyle form-biçim-anlam bakımından nasıl yorumladıkları incelenmiştir. Türk sanatçılardan Füreya Koral, Nasip İyem, Ayfer Karamani, Jale Yılmabaşar, Erdinç Bakla, Güngör Güner, Mehmet Tüzüm Kızılcan, Sıdıka Sibel Sevim, Tevfik Türen Karagözoğlu, Deniz Onur Erman, Armağan Ulusoy, Arzu Türk, Orçun İlter, Toygar Eren'in çalışmalarına yer verilirken, günümüz yabancı seramik sanatçılarından Robert Arneson, Vilma Villaverde, Beverly Mayeri, Penny Bidwell, Jennie McCall, Adina Solomonovich, Sergei Usipov, Arek Swezed'in yapıtlarında yüz ve mimik kullanımı yine Jung arketipleri bağlamında incelenmiştir. Çalışmaya konu olan sanatçıların eserlerindeki duygu durumları ve temaları ifade etmede insan yüzü ve mimiklerinin kullanımı üzerine ayrıntılı inceleme yapılarak, Jung felsefesi içindeki dört ana arketip olan Gölge, Anima ve Animus, Persona ve Kişisel Bilinçaltı (Ego) üzerinden eserler değerlendirilmiş; bu alanda çalışmak isteyen araştırmacılara kaynak oluşturmak hedeflenmiştir.
Marmara Bölgesi'ndeki çömlekçilik merkezlerinin araştırılması
Çömlekçilik, Anadolu'da köklü bir tarihe sahip olmakla birlikte her medeniyetin kendine has özellikleri ile gelişerek günümüze kadar gelmiştir. İnsanoğlunun besinlerini saklama, pişirme vb. ihtiyaçlarını karşılamak amaçlı başlayan üretim, zamanla ticari amaçlı yapılan bir zanaat halini almış usta çırak ilişkisi ile günümüze kadar gelmiş en eski kültür miraslarımızdandır. Bu çalışmanın amacı, Marmara Bölgesi'ndeki çömlekçilik merkezlerini tespit etmek, üretimde kullanılan hammaddeleri, üretim süreçlerini ve güncel durumuyla ilgili bilgileri belgelemektir. Ayrıca bazı üretim merkezlerinde çömlekçiliğin yeniden canlanması adına yapılan kültürel ve sosyo-ekonomik çalışmalar da ele alınarak örneklem oluşturulmuştur. Tez çalışması kapsamında yapılan literatür taraması sonucu tespit edilen çömlekçilik merkezlerindeki ilgili kişiler ile iletişime geçilerek alan araştırmaları gerçekleştirilmiştir. Alan araştırması sonucunda 13 merkezde çömlek üretiminin olduğu ve bu merkezlerden 7'sinde üretim yapıldığı tespit edilmiştir. Yapılan bu araştırmalarda elde edinilen tüm bilgeler belgelenmiş ve bu çalışmada sunulmuştur. Marmara Bölgesi'ndeki çömlekçilik merkezlerini kapsayan araştırma sonucu, köyden kente göçlerin çoğalması, seri üretim alanlarının genişlemesi ve birçok sebebi de beraberinde getirdiği sorunlardan dolayı bazı üretim merkezlerinde üretimin bittiği tespit edilmiştir. Son dönemlerde doğaya olan ilginin artmasından kaynaklı devam eden üretim merkezilerinin rağbet görmeye başladığı gözlemlenmiş ancak istihdam sağlanamadığından bu merkezlerinde yok olma tehlikesi yaşadığı tespit edilmiştir.
Seramik çamurlarında perlit katkısının araştırılması ve uygulamaları
Perlit, doğada oluşum gösteren, asidik karakterli volkanik camdır. Isıyla genleştiğinde bünyelerinde gözenek sayısı artarak hacimlerinin 20 katına kadar genleşebilme özelliği vardır. Dünya rezervlerinin büyük bir bölümü Türkiye'de bulunan perlit inşaat, tarım, tekstil sanayi gibi birçok alanda kullanılmaktadır. Tez kapsamında, seramik çamurlarında genleştirilmiş perlit katkısının kullanılabilirliği araştırılmıştır. Tezin birinci bölümünde perlit madenciliği, özellikleri, rezervleri, kullanım alanları ve ticareti araştırılmıştır. İkinci bölümde, seramik çamurlarına perlit katkısı ile çalışan sanatçılara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise seramik çamurlarında artan yüzde oranlarında perlit eklenerek deneyler yapılmıştır. Deneylerde perlit oranları, %3, %5, %10 ve %13 olarak belirlenmiştir. Şamotlu ve akçini çamuruna belirtilen yüzde oranlarında perlit ilave edilerek seramik çamur reçeteleri oluşturulmuş ve deney tabletleri şekillendirilmiştir. Her katkı oranı için ayrı deney tabletleri yapılmıştır. Deney tabletlerinin bisküvi pişirim sıcaklıkları ise 950°C, 1000°C, 1050°C, 1100°C, 1150°C ve 1200°C olarak gerçekleştirilmiştir. Toplu küçülme ve su emme testlerinde perlit katkılı bünyeler ile perlit içermeyen bünyelerin sonuçları incelenmiştir. Bisküvi pişirimi yapılan tabletlerin üzerine saydam (şeffaf) sır uygulanmış, 1040°C sıcaklıkta sırlı pişirimleri gerçekleştirilmiştir. Deney sonuçlarından elde edilen veriler doğrultusunda perlitin seramik çamurlarındaki fiziksel görünüm özellikleri görsel ve grafiklerle desteklenerek ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
"Hissizleşme" ve "Yaşamdaşlık" kavramlarının çağdaş sanattaki yansımaları
Günümüzde, insan davranış biçimleri ve sorumluluk bilinçleri, bilimin gelişimi doğrultusunda her açıdan incelendiğinde, mutlak bir veya birden çok nedene dayandırılmaktadır. Kültürlerin oluşumuna ve gelişimine derinden etki eden küresel ve toplumsal olayların insan davranış biçimleri üzerindeki etkisi ile bu etkinin sanat tarihindeki yansımaları yadsınamaz derecede büyüktür. Küresel ve toplumsal olayların yarattığı "hissizleşme" de günümüzde acil bir toplumsal sorun olarak ortaya çıkmaktadır. "Hissizleşme" ile toplumsal sorumluluk giderek azalmaktadır ve toplumda sosyal kopuşa, kayıtsızlğa aynı zamanda ilgisizliğe yol açmaktadır. Yaşadığımız güncel durumlardaki deneyimlerimiz, her zamankinden fazla dayanışma ve birlikte hareket etmeyi gerektirmesine karşın "hissizleşme" bu dayanışmaya ket vurmaktadır. Tez kapsamında, literatüre "uluslararası bir travma" olarak kazınan Birinci Dünya Savaşı'nın psikolojik, nörolojik, biyolojik, sosyolojik açıları doğrultusunda, insanlığa akabinde toplumsal bilince nasıl etki ettiği ve "hissizleşme" duygusunun hangi noktada oluşup günümüze kadar aktarıldığı araştırılmıştır. Araştırmaya öncelikli olarak "hissizleşme" kavramının her açıdan algılanıp anlaşılması için, "hissizleşme" ile ilintili olan "duygu kavramlarının" etimolojileri ile bir sözlük yapısı şeklinde başlanmıştır. Oluşturulan bu yapı ile "hissizleşme" kavramı ile duygu durumlarının hangi açılarda bağ kurduğu araştırılmış ve açıklanmıştır. Sonrasında küresel ve toplumsal olayların "hissizleşme" üzerine etkileri araştırılmış ve Birinci Dünya Savaşı'nda askerlerin yaşadığı "bomba şoku" üzerinden açıklanmıştır. Savaşın yıkıcı etkilerinin yaşandığı dönemlerin günümüze kadar nasıl aktarıldığı, aktarılırken bu etkilerin günümüzde yaşanan şoklar ile katlanarak nasıl devam ettiği ve şokların sonucunda oluşan "hissizleşme"nin insan davranış biçimlerinde ve sorumluluk bilincinde nasıl bir rol oynadığı psikolojik, nörolojik, sosyolojik ve felsefi açıları ile incelenmiştir. Akabinde küresel ve toplumsal olaylar ile tarih boyunca süregelen, günümüzde ise kitle iletişim araçları ile toplumsal bilince etki eden şokların sanat tarihindeki yansımaları ele alınmıştır. Tüm bu araştırma süreçleri sonucunda, "hissedebilir olma"nın gerekliliği açıklanmış ve her dönemde yaşanan şokların getirisi olan "hissizleşme"ye iyileştirici bir yön olarak, yeni kültür önerisi olan "yaşamdaşlık" kültürü sunulmuştur. Tez kapsamında "hissedebilir olma" gerekliliği araştırmalar ile ifade edilmiş, sonrasında görüşleri "yaşamdaşlık" kültürü ile ilintili olan çağdaş sanatçıların eserleri ile örneklendirmeler doğrultusunda sanat aracılığı ile görünür hale getirilmiştir. Tezin son bölümünde yer alan kişisel uygulamalar ile araştırma kapsamında sentezlenen fikir, görüş ve öneriler ortaya konmuştur.
Antik Mısır pastası çamurlarının üretim yöntemlerinin geliştirilmesi ve form uygulamaları
Keşfi M.Ö. 5000 li yıllara uzanan mısır pastası; kuvars ağırlıklı, genellikle mavi renkli, kendinden sırlı seramik bünyelerdir. İlk üretim yeri Mısır olduğu bilinmekte; coğrafi konumu sebebi ile Doğu Akdeniz'ekıyısı olan bölge civarında üretimine rastlanmaktadır. En iyi gelişimini Mısır'da tamamladığından ismini bölgeden almakta bu sebeple tez kapsamında mısır pastasının tarihsel gelişimi Mısır bölgesi ile sınırlandırılarak ele alınmaktadır. Bölgede yapılan arkeolojik kazılar sonucunda mezarlardan farklı niteliklerde mısır pastası buluntular elde edilmiş ve Antik Mısır döneminde hayatın her alanında kullanıldığına ulaşılmıştır. Çok yönlü kullanımları birçok üretimin gerçekleşmesine ve farklı üretim biçimlerinin keşfedilmesine yol açmıştır. Günümüze gelindiğinde ise Antik dönem buluntuları üzerine yapılan araştırmalar sonucunda farklı teknolojik veriler elde edilmiştir. Tez kapsamında mısır pastası terminolojisi incelenerek Antik Mısır döneminden günümüze kadar olan süreçte mısır pastası teknolojisi araştırılmış ve elde edilen veriler ışığında uygulamalar yapılmıştır. Tezin uygulamalar bölümünde ilk reçeteler oluşturularak serbest, kalıp yöntemleri kullanılarak şekillendirilmiş ve fırça, kakma, rölyef dekor yöntemleri kullanılarak dekor uygulamaları yapılmıştır. Tüm uygulamalardan sonra şekillendirme ve dekor teknikleri birleştirilerek heykel uygulamalarında kullanılmışlardır. Yapılan uygulamalar kapsamında olumlu olumsuz tüm veriler değerlendirilerek doküman haline getirilmiştir. Sonuç olarak reçete denemelerinin kuruma aşamasında çiçeklenme yöntemi ile yüzeyde sır oluşturup 930 oC sıcaklıkta gelişen mısır pastası bünyeleri elde edilmiştir. Tez uygulamalarında asıl amacı oluşturan reçeteler ile hazırlanan çamur büyük boyutlu heykel çalışmalarına olanak sağlayan nitelikte geliştirilmiş ve olumlu sonuçlara varılmıştır.
Tekirdağ yöresi üzüm cibresi külünün seramik sırlarında kullanım olanaklarının araştırılması ve uygulamaları
Neolitik çağlardan günümüze kadar gelebilen seramik, işlevselliği ve estetik değerleriyle birçok kültürü geleceğe taşımış ve bulundukları dönemin tüm özelliklerini yansıtmıştır. Yüzyıllar boyunca insanlar seramik kapların dayanıklılığı ve dekoratif unsurları için çeşitli malzeme ve tekniklerden yararlanmışlardır. Seramikler pişirim teknolojilerinin ilerlemesi ile dış etkenlere karşı direncini arttırmıştır. İlerleyen teknoloji ile seramik sırları da gelişim göstermiştir. Seramik tarihinin bilinen ilk sırı tesadüf sonucu bulunan doğal kül sırlarıdır. Kül sırı, odun yakıtlı fırınlarda ve ilkel pişirimler sırasında odun külünün çömleklerin üzerine tutunarak erimesi sonucu ortaya çıkan ilkel ve akışkan doğal sırlardır. Kül sırları bulundukları bünye ile birleştiklerin de artistik doku ve renkler oluşturmalarıyla birçok sanatçının ilgi odağı olmuştur. Araştırmanın kapsamında Tekirdağ bölgesinde yetişen üzüm bağlarından elde edilen şarap fabrikaları gezilerek, üzüm cibre atığının kül sırı reçetelerinde hammadde olarak kullanılabilirliği araştırılarak atık malzemelerin tekrar kullanımı açısından önemlidir. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kül sırlarının tanımı ve tarihi gelişiminden bahsedilmiştir. İkinci bölümde Tekirdağ yöresinde yetişen üzümler ve şarap atığı olan üzüm cibresinin üretiminden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise üzüm cibresi külü analizleri doğrultusunda alkali ve borlu ergiticilerle artan ve eksilen oranlarda denemeler yapılmış olumlu sonuçlanan reçeteler seramik formlar üzerlerinde denenmiştir.
Çağdaş seramik sanatında travmatik duyguların kadın bedeniyle temsil edilişi
Temsil, soyut bir kavramın forma bürünmesidir. Durum, sezgi ya da düşüncenin temsil edilişi, o olguyu ifade etme yöntemidir. Ataerkil toplumlar, kadın kimliğini belli bir çerçevede tutarak kalıplaşmış kadın temsillerini benimsemişlerdir (kadınlık görevi, anne olmak gibi). 20. yüzyıla kadar, kadınlara kamusal ve özel alanlarda uygulanan baskı, yaşam alanlarının kısıtlanması ve erkeklerle kadınlara verilen hakların eşit olmaması üzerine yerleşen bir düzen vardır. Bu çalışmada feminist hareketle beraber bu düzeni bozmak için kadın hakları savunucuları ile verilen çabadan bahsedilmektedir. Sanat alanında kadın erkek eşitliğinin olmaması, müzelere kadın sanatçıların eserlerinin dahil edilmemesi ve kadın sanatçıların eserlerinin görmezden gelinmesi gibi olumsuz davranışlar sergilenmektedir. Kadınların özel ve kamusal alanlarda yok sayılmamasına yönelik gösterilen çaba karşılığını bulmaktadır. Bu araştırmada kadınların kişisel ve sosyokültürel olarak yaşadıkları baskı, şiddet, dışlanma, sosyal hayattan kopuşların yarattığı travmalar ve bu travmaların sanata yansımaları ele alınmaktadır. Travma; kişinin yaşadığı veya tanık olduğu etmenlerin psikolojik ve duygusal olarak atlatamadığı boyutlarda onu yaralayan, yoran duygu yoğunluğudur. Travmanın sanat üzerindeki yeri araştırılarak sanatın travma üzerindeki iyileştirici etkisi sorgulanmış, travmaları sanat yoluyla ifade ederek duyguların açıklanabilirliği ve travmaların hafifletilebilirliği gözlemlenmiştir. Toplumsal, fiziksel ve psikolojik travmaların kişi üzerinde barındırdığı duygu durumu ve acının temsili olarak sanatla ifade edilişi ele alınmıştır. Sanatçıların eserlerinde gözlemlenen travmatik duygular incelenmiş, eserler yorumlanarak travmayla bağlantıları kurulmuştur. Yaşanan travmaların yansıması sonucunda, travmatik duyguları eserlerde somutlaştırarak görünür kılmak amaçlanmıştır.
Çağdaş sanatta geçicilik kavramı bağlamında pişmemiş seramik çamurunun kullanımı
Yirminci yüzyılın değişen ideolojileriyle çeşitlenen sanat hareketleri, düşündüren ve sorgulatan bakış açısıyla sanat terminolojisine yeni kavramlar kazandırmıştır. Sınırlı bir zaman aralığını veya biçimin değişim sürecini içeren geçicilik de bu kavramlardan biridir. Çağdaş sanat platformlarında farklı disiplinlerde geçicilik hem sanatın biçimciliğine hem de sanatın metalaşmasına tepki olarak yapıtın kalıcı ve geçici konumu üzerinden eleştirel bir bakış açısıyla ele alınır. Geçiciliğin ifade edildiği çalışmalarda sergileme yöntemi anlık, kısa süreli olarak planlanmakta veya malzemenin doğal ya da yapay koşulların etkisiyle fiziksel dönüşüm göstermesi üzerine bir anlatı sunulmaktadır. Günlük yaşamın vazgeçilmez malzemesi olan seramik, kolay şekillendirilmesi gibi birçok teknik ve karakteristik özellikleriyle birlikte çağdaş sanatçılar tarafından tercih edilmektedir. Özellikle çamur malzemenin sürece bağlı olarak doğal ortamında uğradığı fiziksel değişim geçici durumların yorumlanmasında kullanılmaktadır. Pişmemiş seramik çamurunun dayanıklı ve buna bağlı olarak kalıcı olmaması, geçicilik kavramlarının anlatılmasında güçlü bir sanatsal ifade aracı olarak sıklıkla tercih edilmesini sağlamaktadır. Tez kapsamında pişmemiş seramik çamurunun geçicilik bağlamında çağdaş sanatta kullanım alanları incelenerek değerlendirilmiş ve konuyla ilgili sanatsal uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda öncelikle geçiciliğin ilişkili olduğu zaman kavramı tanımlanmıştır sonrasında çağdaş sanatın gelişimi, geçici sanat yapıtları üzerinden aktarılıp seramik çamurunun geçicilik ile bağlantısı kurulmuştur. Anahtar Kelimeler: Geçicilik, Zaman, Çağdaş Sanat, Seramik, Pişmemiş Çamur
Psikotik sanat ve modern avangardın etkileşimi
Psikotik sanatın doğuşu "delilik" kavramının bir hastalık statüsünü konarak incelenmesiyle başlamaktadır. 19. yüzyılın sonlarına doğru sanatın terapi amacıyla kullanılmasıyla hasta resimlerinden oluşan koleksiyonlar da ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu koleksiyonlardan en ses getiren psikiyatr Hans Prinzhorn'a aittir. Prinzhorn Koleksiyonu dönemin "yaratıcı hastalık" tartışmalarının odağı olmuştur. 20. yüzyıl başında Birinci Dünya Savaşının yıkıcı etkileri ve sanayileşmenin getirdiği yükselen sınıfsal kutuplaşmalar, kültürel farklılıklar ve sanatın Avrupa'da burjuva sınıfının tekelinde bulunması, bir yatırım aracına dönüşerek metalaşmasına karşın bir grup Avangard sanatçı da Dada hareketini başlatarak sanat karşıtı bir tavır sergilemişlerdir. Bu dönem Avangard sanatçıların yeni arayışlar içinde olmaları ilgilerini bu hasta resimlerinden oluşan koleksiyonlara çevirmelerine sebep olmuştur. Bu dönem Andre Breton ve Salvador Dali gibi sanatçılar Sigmund Freud'la tanışmış, psikanalitik kuramın "bilinçdışı" kavramına ve onu açığa çıkaran "serbest çağrışım" yöntemlerine yönelmişlerdir. Sanatta bilinçdışına yapılan bu yönelişlerin sonucunda psikotik sanatla modern dönemin Avangard sanatçılarının eserlerinde benzer unsurlar dikkat çekmeye başlamıştır. Bu dönem ortaya çıkan yeni denemeler, eserlerin biçimsel açıdan benzerlikleri, yüzyılın kültürel ortamı ve toplumsal dinamikleriyle avangardın karşı kutbu olan Konstrüktivizm ve Bauhaus ekolünün de dahil edildiği bir tartışma ortamı içinde ele alınmıştır. Psikotik sanata yansıyan biçimsel özelliklerin arkasındaki bilişsel yapı, yaratım süreçleri odağında psikanalitik açıdan araştırılmıştır. Sanatın terapilerdeki işlevine, bütünleştirici ve onarıcı rolüne yer verişmiştir. Sonuç olarak, bu araştırma çalışması kapsamında "psikotik sanat" kavramı kuramsal açıdan ele alınarak tartışma konusu olan sanatsal değeri, Avangard akımlarla olan etkileşimine yer verilerek yeni bir yorum katmak amaçlanmıştır.
Giyilebilir sanat bağlamında seramik kadın kıyafetlerinin araştırılması ve tasarım uygulamaları
1960'larda moda alanında, estetik ve sanatsal ifade özgürlüğü gelişerek giyilebilir sanat kavramı ortaya çıkmıştır. Giyilebilir olarak tasarlanan sanat nesnesi, bedeni bir tablo gibi kullanmakta, dokunulmaz olan sanatı dokunulur kılarak sanat ve moda alanına farklı bir bakış açısıyla katkı sağlamaktadır. Giyilebilir sanat kavramında konu dâhilinde her türlü malzeme ile bir arada çalışılabilmektedir. Bu malzemelerden biri olan seramik, plastik yapısı sayesinde istenilen şeklin verilebildiği ve pişirildikten sonra daha dayanıklı hale geldiğinden giyilebilir sanat alanında kullanılmaktadır. Giyilebilir seramik ilk başlarda aksesuar üretimiyle başlamış olsa da kıyafet, ayakkabı olarak da üretildiği gözlemlenmiştir. Giyilebilir seramik kıyafet üretimi oldukça yeni bir alandır ve sözü edilen alanda ülkemizde az sayıda sanatçının çalıştığı tespit edilmiştir. Bu çalışmada ilk insanlardan günümüze kadar geçen süreçte kadın kıyafetleri araştırılmıştır. Moda kavramı içerisinde yer alan giyilebilir sanat ve seramik malzemesi kullanılarak yapılan kıyafetler hakkında bilgilere yer verilmiştir. Bu bağlamda tez kapsamında, giyilebilir seramik olarak tasarlanan ve üretilen kadın kıyafetlerin kullanımına yönelik bir moda oluşturarak, moda alanı ile seramik sanatı arasında bağ kurup disiplinler arası çalışma yapılması amaçlanmıştır. Tasarımlardan hareketle üretilen çalışmalarda dikiş, ip, örgü gibi malzeme ve teknikler kullanarak bağ ve düğüm unsurlarını kavramlaştırarak anlatım güçlendirilmeye çalışılmıştır. Giyilebilir seramik olarak üretilen kadın kıyafetlerinde seramiğin kırılganlığını ve ağırlığını, kumaşın hafif ve kıvrımlı yapısının zıtlıklarıyla buluşturulmaya çalışılmıştır. Tasarım ve seramik uygulamaları sonucunda, "Elinin Çamuruyla…" başlıklı kişisel sergi düzenlenmiş ve seramik kadın kıyafetleri canlı, cansız manken eşliğinde sergilenmiştir. Sergi görselleriyle gelecekte benzer alanda çalışma yapacak olan araştırmacılara bu çalışmanın kaynak sağlayacağı düşünülmektedir.
Seramik üretim süreçlerinin sürdürülebilirlik kapsamında incelenmesi ve dönüşümünün imkânları
Bu tez seramiğin; kaynağından çıkarılmasından ürün haline geldiği süreçteki aşamaların sürdürülebilirlik kapsamında objektif araştırma bakış açısıyla tartışmasını amaçlamaktadır. Bu bağlamda tez madencilik faaliyetlerinden başlayarak akabinde seramik sektörünün karbon ayak izi, atık yönetimi, sorumlu üretim faaliyetlerini sürdürülebilirlik kavramı kapsamında incelemesi olacaktır. Çevresel bozulmalara karşı sürdürülebilir tavır geliştiren ve emsal teşkil edecek seramik sanat çalışma örneklerini araştırmak olacaktır. Seramik malzemenin tasarımı kapsamında çevresel bozulmalara karşı sürdürülebilir işlevsel ürün uygulamalarının neler olduğunu ortaya çıkartarak yaratıcı fikirlerin yaygınlaşmasını sağlamaktır. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde araştırmaya somut katkılar sağlayacağı düşünülen sürdürülebilir seramik atölye çalışmalarına yer verilerek bilgi paylaşımı yapılmıştır. Bu başlığın devamında bireysel seramik üretimi yapan atölye sahipleri ile konu mercek altına alınmıştır. Araştırmanın beşinci bölümünde denizyıldızı hikâyesinden esinlenerek korkutucu düzeni lehimize çevirmek için yürütülen minik özverili cesaret adımlarını anlatacaktır. Araştırmanın emsal teşkil etmesi açısından seramiğin üretim süreçlerinin sürdürülebilir uygulamalarının kontrol ve denetiminin yeterli seviyede olup olmadığını ortaya koymaktır. Bireysel seramik atölyelerin sürdürülebilir uygulamalar kapsamında eğitimlerle desteklenerek denetime tabii tutulması hususunda kuralların koyularak işlevsellik kazanmasının önemini vurgulanmış, bunun yanında seramik eğitimi veren üniversitelerin ve okulların sürdürülebilir seramik uygulamaları alışkanlıklarının kazandırılmasını amaçlamaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır.
Yıldız porselen Vejvut serisi ile Wedgwood Jasper serisi ürünlerinin karşılaştırılması
İngiliz porselen fabrikası Wedgwood, 1759'da Josiah Wedgwood tarafından kurulmuştur. Josiah Wedgwood, uzun araştırmalar sonucunda ortaya çıkardığı seramik bünyeler ile seramik sektörüne önemli katkılarda bulunmuş bir isimdir. 1762'de Queenware, 1768'de Black Basalt ve 1774'te üretime geçirdiği Jasper isimli seri; Josiah Wedgwood'un en önemli yenilikçi buluşlarındandır. 1891'de Sultan II. Abdülhamid tarafından kurulan Yıldız Çini Farika-i Hümayunu; dönemin sanayileşme hareketlerinin bir sonucu olarak Saray'ın porselen eşya ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuştur. Yüz yıllık üretim geçmişine sahip olan fabrika zaman içerisinde çok sayıda yönetim ve isim değiştirmiştir. Son olarak 1994 yılında TBMM Milli Saraylara bağlanan Yıldız Porselen Fabrikası üretimine, porselen ve çini alanlarında devam etmektedir. Fabrikanın ürün çeşitlerinden biri olan Vejvut serisi; Wedgwood Jasper serisi ürünleri ile benzer özelliklere sahiptir. Jasper'ın mavi serisiyle aynı bünye rengine sahip olan Vejvut serisi, bunun yanında rölyef uygulama tekniği ve desen teması olarak farklılıklar içermektedir. Tez çalışması; Wedgwood Jasper serisi ürünleri ile Yıldız Porselen Vejvut serisi ürünlerinin karşılaştırılmasını içermektedir. Bu bağlamda hazırlanmış olan tezin birinci bölümünde Josiah Wedgwood ve Wedgwood seramik işletmesinin kuruluşu hakkında bilgi verilmiş, kurum tarafından üretilen ürünler tanıtılmış, Jasper serisi ürünleriyle ilgili detaylı bilgiye yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Yıldız Çini ve Porselen Fabrikası'nın kuruluşuyla ilgili verilen bilgilerin yanında, fabrikada üretilen ürünler de tanıtılmıştır. Bunun yanında Vejvut serisi ürünler detaylı olarak açıklanmış, konu ile ilgili fabrikanın dekor atölyesinde yapılan röportaja da yer verilmiştir. Son olarak üçüncü bölümde Jasper ve Vejvut serisi ürünlerin üretim ve dekor teknikleri yönünden karşılaştırmaları yapılmış ve konu kapsamında gerçekleştirilen uygulamalar görsellerle ifade edilmiştir. Vejvut serisi ürünler yüksek estetik kriterlere sahip olmalarına rağmen Yıldız Çini ve Porselen Fabrikası'nın diğer ürünleri kadar bilinmemesi ve söz konusu ürünlerin literatürde yer almadığının fark edilmesi üzerine hazırlanmış olan tez çalışmasının; bu alandaki eksikliği gidermesi ve seramik literatürüne katkıda bulunmasının yanında, seramik eğitimi açısından da artı değer sağlaması amaçlanmaktadır.
Porselen sofra eşyası üretiminde karşılaşılan deformasyonlar ve giderilme önerileri
Porselen sofra eşyaları, sert, gözeneksiz ve yarı-saydam bünye yapılarıyla seramik endüstrisinin bir parçasıdır. Porselen sektöründe kaliteli ürün çeşitliliğinin artmasını sağlamak ve maliyetleri düşürmek ekonomik yönden öncelikli ve önemlidir. Porselen sofra eşyası üretiminin her aşamasında bir den çok sebebe bağlı olarak farklı türde deformasyonlar görülmektedir. Bu deformasyonların nedenlerini bilerek üretim sürecini planlamak veya giderilme çalışmalarını gerçekleştirmek, ürün kalitesinin ve üretim kapasitesinin artmasını böylelikle maliyetlerin düşürülmesini sağlayan en önemli faktörlerin başında gelir. Deformasyonlu ürünlerin fazla olması kaliteyi olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle porselen sofra eşyası üretiminde karşılaşılan deformasyonlar ve giderilme önerileri bu araştırmanın genel konusunu oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında, literatür taraması yapılmış, porselen sofra eşyası tasarımı ve üretimi yapan fabrika belirlenerek alanında uzman kişilerle röportajlar gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, aynı fabrikada porselen ürünlerin uygulamaları yapılarak deformasyonları tespit edilmiş ve giderilme çalışmaları ürünler üzerinden gerçekleştirilmiştir. Tez çalışmasının birinci bölümünde porselenin tanımı, tarihçesi ve sofra eşyası üretim yöntemlerine değinilmiştir. İkinci bölümde, belirlenmiş olan ürün çeşitleri üzerinden deformasyonların nedenleri ve etkenleri anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise, söz konusu ürünlerde oluşan deformasyonlar tespit edilmiş, bu deformasyonların giderilmesi sağlanmış ve son olarak ISO 9001 standartlarına uygun ürün uygulamaları yapılmıştır. Porselen sofra eşyası sektöründe ürün geliştirme ve deformasyon önleme konularında yeterli yazılı kaynak olmadığı için bu tezin akademik literatüre ve endüstriyel seramik eğitimine katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Diğer bir yönden ise tez çalışması ile Üniversite ve sanayi arasındaki bağların güçlendirilmesine katkı sağlanmıştır.
Hiperrealizmin seramik sanatına yansımaları
20. yüzyılın en önemli sanat akımlarından birisi olan Hiperrealizm, Amerika da ortaya çıkıp, Avrupa ya doğru yayılmıştır. Bu akımın Fransız terminolojisindeki ismi hiperrealizm iken Süper Realizm ve Foto-realizm olarak da isimlendirilmiştir. Hiperrealizm; figür ve nesnelerin sanatın çeşitli alanlarında aşırı gerçekçi bir ifadesi olarak tanımlanır. Amerika da doğan Soyut Dışavurumculuk akımının peşinden 1960'lı yıllarda Pop Sanat akımı etkisini göstermektedir. 1960'lı yılların sonlarında Pop Sanat akımı ile beraber hiperrealizm akımı da doğmuştur. Sanat tarihi boyunca etkisini hiç kaybetmeyen realizm, sonunda 'hiperrealizm' ismi ile yeni bir kimlik ile sanat akımları içinde yerini almıştır. Bu akım, foto gerçekçilik adıyla resim sanatındaki yansımalar ile başlayıp, daha sonra heykel ve seramik gibi diğer plastik sanat dallarında da yer edinmeye başlamıştır. Hiperrealizm sanat akımının seramik, resim ve heykel sanatında karşılığı Fransızca bir kelime olan, Trompe L'oeil ismi ile bilinir. Trompe L'oeil, göz ile aldatmak, bir çeşit algıda yanılsama sanatı olarak tanımlanmaktadır. Trompe l'oeil; izleyicinin ilk bakışta imgeyi, temsil ettiği şeyin kendisi olduğunu sanmasıdır. Etkileyici bir aldatma sanatı olan Trompe l'oeil; sanat içeriği amaçlanmaksızın, biçimde gerçeklik izlenimi vermeyi hedefleyen sanat anlayışıdır. Trompe l'oeil; Hiperrealizm ile benzer sanat kriterlerine ve özellliklerine sahiptir. Ancak seramik malzemenin kendine has teknik bilgi ve avantajlarını ifade etmesi açısından benzer özellikler gösterdiği diğer sanat akımlarından ayrılmaktadır. İlk örnekleri Amerika'da pop sanat akımı ile aynı dönemde ortaya çıkan bu akımın etkisi ile gerçeğinin aynısını yansıtmak için seramik formlar üretilmeye başlanmıştır. Seramik sanatı, Trompe l'oeil ile birlikte hem biçimsel hem de teknik açıdan yeni bir anlatım diline kavuşarak günümüze kadar süregelen ve günden güne daha da yaygınlaşmaya başlayan yenilikçi bir tavır sergilemiştir. Bu çalışmanın amacı Hiperrealizm akımının Trompe l'oeil bağlamında çağdaş seramik sanatındaki etkilerini araştırmaktır.
Aztek uygarlığına ait ölüm düdüklerinin araştırılması ve seramik uygulamaları
Aztek halkının, 14. yüzyıllarda günümüz Meksika'nın kuzeyinde yer alan Nayarit eyaletinden geldiği sanılmaktadır. Uzun süren göçlerin ve savaşların ardından yerleşik hayata geçebilmişlerdir. Aztekler, sazlıklardan oluşan evlerle başlayan yeni yaşamlarına yüz yıllık bir zaman diliminde geliştirerek Tenochtitlanı başkent haline getirmişlerdir. Aztek halkı için büyük öneme sahip olan dinleri, sanatta ve mimari de gelişelerini sağlamıştır. Aztek uygarlığı Meksika bölgesindeki en dindar yerli halk olarak bilinmektedir. Çok tanrılı inançlarının temelinde yıldızlar ve gökyüzü yatmaktadır. Zamanla diğer yerli halklarla olan etkileşimleri kültürlerini ve dinlerini zenginleştirmişlerdir. Tanrılarına ve dinlerine olan bağlılıkları birçok alanda olduğu gibi müzik kültüründe de etkisini göstermiş hem dini ritüelleri için hem de savaş alanında kullanmak için çeşitli çalgılar geliştirmişlerdir. Bu çalgılar arasında dikkat çeken ve adını tanrılarından alan ölüm düdüklerinin yapısal incelemeleri, ses frekans aralıkları, üretim biçimi araştırılmış ve uygulanmıştır. Bu uygulamalar doğrultusunda ölüm düdüklerinin üretile bilirliği gözlemlenmiştir. Orijinal seramik ölüm düdüklerinin kil özellikleri, nasıl biçimlendirildikleri, hangi ortamlarda kaç derecede pişirildiği ile ilgili her hangi bir kayıt bulunmamaktadır. Aerofon grubunda yer alan kafatası biçimli seramik düdüklerinin geç keşfedilmesiyle birlikte kullanım alanları hakkında bir çok savlar yer almaktadır. Bu çalışma kapsamında Aztekli zanaatkârların seramik ve ses ilişkisini büyük bir ustalıkla geliştirdikleri ölüm düdükleri hakkında araştırma yapacak araştırmacılara kaynak oluşturmak amaçlanmıştır.
Kocaeli ili yöre killeri ve astar sır araştırmaları
Seramik malzemenin ana bileşeni olan killer, neolitik çağdan günümüze değin görsel veya işlevsel amaçlarla kullanılmış, geliştirilmiş ve seramik alanındaki kullanım alanları çeşitlendirilmiştir. Killer ile hazırlanan astarlar tarihsel süreçte incelendiğinde dünyanın hemen her bölgesinde farklı yöntem ve tekniklerle uygulandığı anlaşılmaktadır. Günümüzde de astar sır araştırmalarının farklı teknik ve uygulama yöntemleriyle geliştirilmeye devam ettiği görülmektedir. Yerel kil yataklarından kolay temin edilebilen, genellikle düşük pekişme sıcaklığına sahip ve yapısında önemli miktarda demir oksit bulunan killer ile hazırlanan astar sırların ilk örnekleri tarihsel olarak Çin'de daha sonra Amerika'da görülmüştür. Bileşiminin büyük bir kısmı killerden oluşan astar sırlar kullanıldıklarında seramik yüzeylere estetik değer kazandırırken aynı zamanda ekonomik ve kolay uygulanabilir olmalarından dolayı avantajlar sağlamaktadır. Bu nedenle günümüzde pek çok araştırmacının ve sanatçının ilgisini çekmektedir. Tez kapsamında astarın ve astar sırların tarihsel süreci araştırılmış, astar sır uygulamalarından çeşitli örnekler verilmiştir. Kocaeli ilinde bulunan, düşük pekişme sıcaklığına sahip dört farklı kil çeşidi kullanılarak, artan oranlarda eklenen ergiticiler ile astar sır reçeteleri oluşturulup, 1200 ºC'de pişirilmiştir. Deney sonuçları raporlanarak yüzey görünüm özellillerine göre değerlendirilerek tablolaştırılmıştır.
Olivin mineralinin seramik sırlarında kullanım olanaklarının araştırılması ve uygulamaları
Ülkemizde ve dünyada önemli sayıda Olivin rezervleri mevcuttur. Dünyanın en büyük Olivin yatağına sahip olan Norveç üretimde de ilk sıradadır. 1930'lu yıllarda Norveç'te Olivinden refrakter tuğla üretilmiştir. Olivinin, refrakter, demir-çelik ve döküm, elektrikli ısıtıcı üretimi ayrıca tren raylarında denge malzemesi ve bina, köprü vb. yapılarda aşındırıcı olarak, çevre teknolojileri, tarım ve kuyumculuk gibi birçok alanda kullanıldığı bilinmektedir. Tez kapsamında Olivin mineralinin madenciliği, özellikleri, rezervleri ve kullanım alanları araştırılmıştır. Olivinin kimyasal analizinde bulunan ve sır reçetelerinde kullanılan hammaddeler açıklanmıştır. Tezin uygulamalar kısmında ise Olivin mineralinin kimyasal yapısında bulunan oksitlerle, seramik sırlarının üretiminde kullanılan oksitlerin ortak olması sebebi ile artistik seramik sırlarında kullanılabilme amacı ile deneyler yapılmıştır. Öncelikli olarak deneylerde kullanılacak hammaddeler belirlenerek üçlü diyagram düzenekleri kurgulanmıştır. Kurgulanan diyagramların yüzde harmanları oluşturulmuş ve seger reçetelerine göre sır deneyleri uygulanmıştır. Sır pişirimleri 1150°C'de yapılmıştır. Deney sonuçlarından elde edilen veriler doğrultusunda Olivinin seramik sırlarının fiziksel görünüm özelliklerine göre sınıflandırılarak tablolaştırılmıştır.
Çağdaş seramik sanatında hayvan figürü betimlemeleri ve seramik uygulamalar
İnsanlar ve hayvanlar geçmiş dönemlerden günümüze kadar yaşamlarını birlikte sürdürmeye devam etmektedirler. İnsanoğlunun hayvanla olan ilişkisi zaman zaman bir dostluğa dayanırken bazen de hayvanlar avlanarak besin kaynağı olarak tüketilmiştir. Sanatın ortaya çıkışı ile birlikte, geçmiş çağlardan günümüze insanların sanata aktarmak için en çok tercih ettikleri konunun hayvanlar olduğu görülmektedir. Mağara duvarlarına yapılan resimlerde ve heykellerde de hayvanların varlığının baskınlığı hissedilmektedir. Hayvan figürleri bazen bir amfora ya da bir çanak üzerine yapılmış bezemeler şeklinde, bezen de üç boyutlu bir figüratif heykel olarak karşımıza çıkmaktadır. Çağdaş seramik sanatında ise hayvan figürünün kullanımı uzunca bir geçmişe sahiptir. Seramiğin buradaki yeri incelendiğinde artık bir heykel olarak evrildiği görülür. İlk zamanlar sadece kullanım eşyası, daha sonra endüstriyel ürünler ve hediyelik eşya olarak gerçekleşen üretim, günümüzde endüstriyel kısmının yanında artık sanatsal bir boyut kazanmıştır. Yapılmış olan çalışmalarda sanatçının her zaman izleyiciye iletmek istediği bir mesaj bulunmaktadır. Bazı sanatçılar bu mesajı iletirken hayvan figürlerini kullanmayı tercih etmişlerdir. Sanatçıların bir kısmı bu figürleri realist bir şekilde uygulamayı tercih ederken bir kısmı hayvan anatomisine çok bağlı kalmadan çalışmakta bir kısmı da insan ve hayvanı birleştirerek çalışmalarına farklı bir yorum getirmişlerdir. Bu tez çalışmasında tarihsel süreç içerisinde hayvan figürünün kullanımı ile ilgili kapsamlı bir literatür taraması yapılmış, ulaşılan bilgiler doğrultusunda hayvan figürü kullanımının yeri ve önemi tarihsel örnekler üzerinden aktarılmaya çalışılmıştır. Hayvan figürü çalışan çağdaş seramik sanatçılarından örnekler sunulmuştur. Son bölümde ise ilk çağlardan itibaren hayvan ve insanın aynı yaşam alanlarını paylaşması, günümüzde bazı hayvanların evcilleştirilip insanlaştırılması ve hayvan doğasına aykırı davranış biçimleri uygulamalar kısmının konusunu oluşturmaktadır. Anahtar Sözcükler Seramik, Hayvan, Figür, Seramik Hayvan Figürü
Mozaik tekniği ve uygulamalar
İnsanlar yerleşik düzene geçtikten sonra, içinde bulunduğu mekânı güzelleştirme isteği günümüzde kadar devam etmiştir. İnsanlar temel ihtiyaçlardan sonra içinde yaşadığı ortama güzellik katmaya başlamıştır. Bu estetik dokunuşların içinde yer alan mozaik tekniği geçmişten gelen geleneksel alt yapısıyla günümüz teknolojisi, fikirleri ve becerilerinin gelişmesiyle hala kamusal, özel, iç ve dış mekân, dinsel mekân fark etmeksizin kullanılabilen bir tekniktir. Günümüze kadar ulaşabilmiş modern yapısını bozulmadan koruyabilmiş nadir sanat dalları arasındadır. Tek başına anlam ifade etmeyen küçük parçaların yan yana kullanımıyla ortaya çıkan bu teknik mozaik olarak isimlendirilir. Mozaik tekniğinin tek bir malzemesinin olmaması mozaik sanatçılarına sınırsız özgürlük hakkı tanımaktadır. Antik çağlarda sadece doğada bulunan malzemelerle oluşturulabiliyorken günümüzde seramik, cam, mermer, ahşap, kâğıt ve kumaş başta olmak üzere birçok malzeme kullanılarak oluşturulabilir. Mozaik tekniğinin genel anlamda kullanım alanları düz zemin üzerine oluşturulan resimsel anlatım biçimidir. Çağdaş sanat sonrasında üç boyutlu mozaik eserler hızla üretilmeye devam etmektedir. Seramik mozaiklerin sıkça tercih edilesinin başlıca sebepleri ise tüm koşullarda diğer mozaiklere göre daha uzun ömürlü olması ve kullanım kolaylığı sağlamasıdır. Bu araştırmada; mozaik tekniğinin gelişim serüveni içerisinde, üç boyutlu seramik mozaiklerin üretime uygun hale getirilmesi, mozaik tekniğiyle çalışma prensiplerine uygun çalışmaların yapılması ve yüzyıllardır günümüze kadar gelen bu teknik farklı uygulama teknikleriyle ele alınacaktır.
Porselen malzeme ile hazır nesnelerin yeniden üretimi
"Porselen Malzeme İle Hazır Nesnelerin Yeniden Üretimi" başlığı altında hazırlanan uygulama raporunun birinci bölümünde, plastik sanatlarda 19. yüzyılda filizlenen, 20. yüzyılda doruğa ulaşan ve günümüze kadar devam eden yeni oluşumlar ve farklı malzeme arayışlarına değinilmiş, bu bağlamda hazır nesnenin plastik sanatlara girişi araştırılmış ve nesne olgusunun, özellikle bireysel anlatılar içerisinde sanat sahnesine çıkışı açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde ise bu araştırmalar ışığında, sergi eserlerinin ana fikri oluşturulmuş, eşyaya bir ifade aracı olarak değinilerek, düşsel nesne kavramı kısaca anlatılmış, saklama ve biriktirme olguları, kişisel bellek müzeleri araştırılarak aktarılmıştır. Yapılan sergi çalışmasında bu araştırmaların bir sonucu olarak, belleğin manipülatif tarafı, yaşanan olay ve şimdi hatırlanan imgenin farkı üçüncü boyutta görselleştirilmiştir. Bu bağlamda, çalışanın bazı kişisel eşyalarının alçı ile kalıpları alınmış, porselen malzemeyle kalıba döküm ve çamura batırma yöntemleriyle kopyalanmıştır. Kavramların ve asıl problemin ön plana çıkarılması amacıyla nesneler, porselenin temiz beyazlığına bırakılmıştır ve sır uygulaması yapılmamıştır. Çalışmanın ana malzemesi porselendir. Yeniden üretilen nesnelere, destekleyici nitelikte porselen olmayan eşyalar da eşlik etmiştir. Çalışmalar ile, nesnenin yeniden üretimi sonrasında nötrleşen, anonimleşen iş ile bir "önceleri ne idi" sorusu ve "şimdi ne olduğunu bilememe‟ sorununu gündeme getirmek amaçlanmaktadır.
Seramik oyuncakların günümüze yansımaları
Arkeolojik çalışmalar sayesinde aydınlatılan insanlık tarihi içerisinde, seramikten yapılmış pek çok araç gereç görebiliriz. Bu araç gereçler bize her dönem insan yaşamı hakkında ipuçları veren nesneler olmuştur. Çağlar boyunca kimi zaman saklama kabı kimi zaman tapınma nesnesi, kimi zaman da oyuncak olarak yaşantımızın farklı alanlarının vazgeçilmez nesneleri olmuştur. Kullanım alanı çok geniş olan seramik ürünler, çocukların dünyasında da yerini almıştır. Bu süreçte seramikten yapılmış oyuncak arabalardan, bebeklerden, düdüklerden, bilyelere kadar çok çeşitli oyuncaklara rastlanmaktadır. 18. yy.'ın ikinci yarısında başlayan sanayi devrimi ve gelişen teknoloji ile birlikte diğer alanlarda olduğu gibi seramik oyuncakların yerini de farklı malzemeler almış, seramikten oyuncakların yapımında belirgin azalma olmuştur. Bu araştırmada, azalma sürecindeki seramik oyuncakların geçmişi ve günümüzde bu oyuncakların yerine kullanılan farklı malzemelerden oyuncaklara değinilmiştir. Anahtar Sözcükler: Seramik, Seramik Oyuncaklar, Oyuncak, Oyun, Çocuk, Teknoloji
Prometheus'un insanı yaratma öyküsü ve seramik betimlemeleri
"Prometheus'un insanı yaratma öyküsü ve seramik betimlemeleri" başlığı altında hazırlanan yüksek lisans uygulama raporunda; Prometheus'un dört temel element olarak bilinen ateş, su, hava ve toprağı birleştirerek insanı meydana getirme sürecinin; yine bu maddelerin birlikte kullanılmasıyla oluşturulan seramiğin oluşum süreciyle olan benzerliği ele alınarak seramik figürlerinin oluşturulması hedeflenmiştir. Bu çalışmada Prometheus'un insanı yaratmak için hangi yollara başvurduğuna, kullandığı maddeleri hangi yöntemlerle, nasıl bir araya getirdiğine ve seramiğin oluşum süreciyle olan fiziksel ve duygusal benzerliklerine değinilmiştir. Prometheus'un yaratma öyküsü ile seramiğin gelecek nesillere aktarılmasında en önemli yere sahip olan ateşin, insanlık tarihi için önemine vurgu yapmak amaçlanmıştır. Yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkarılan heykellerde kullanılan malzemeler çoğunlukla pişmiş topraktan oluşturulmuştur. Ayrıca yardımcı malzemelere de yer verilmiştir. Yapılan uygulamalar Prometheheus'un öyküsünden ilham alarak betimlenen sahneleri içermektedir.
İsa Bey Camii taş yüzey süslemelerin incelenmesi ve seramik yorumları
Beylikler döneminin olduğu kadar Anadolu Türk mimarisinin de önde gelen yapılarından biri olan İsa Bey Camisi enine gelişen cami mekânı ve kuzeyden bitişen revaklı avlusuyla, 14. Yüzyıl Beylikler Dönemi eserleri içerisinde önemli bir yer alır. Plan şemasının orijini Suriye mimarisi olup şemaya ilişkin ilk örnek Şam Emeviye Cami'dir. Şam'lı bir mimar aracılığıyla İsa Bey Camisi'ne getirilen ve Suriye mimarisinde gelenek halinde olan uzun cami şeması burada yepyeni bir boyut anlayışıyla denenmiştir. Yalnız mimarisiyle değil, taş işçiliği ve süslemeleriyle de incelemeye değer olan eserin ilişkide olduğu zaman ve mekânı çok iyi bir şekilde yansıttığı ve hissettirdiği düşünülmektedir. Dönemin alışılagelmiş cami mimarisine yeni bir soluk getiren revaklı avlusu, farklı tarzların denendiği cephe anlayışı ve çifte minaresi ile İsa Bey Camisi, Osmanlı mimarlığında selatin camilerinin yapım geleneklerinin oluşumunda en önemli etkenlerden biri olmuştur. Yapının inşa edildiği dönem olan Batı Anadolu Beylikler dönemi mimarisinin oluşum şartlanın incelenmesiyle başlayan bu çalışma, Aydınoğlu Beyliği'nin tarihçesine ve mimari etkinliklerine değinilmesi, Ayasuluğ'un (Selçuk) sahip olduğu farklı özelliklerin ortaya konmasıyla devam etmektedir. Söz konusu çalışmalar sonucunda ortaya çıkan bulgular, İsa Bey Camisi gibi bir yapının yapıldığı yerin de tesadüf olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu uygulama raporunda İsa Bey Camii'nin mimarisi ve felsefesi ışığında seramik eserler ortaya konmuş ve izleyiciyle paylaşılmıştır.
Earthenware sırlarda endüstriyel hammadde (alçı,ni-co kompozit,uçucu kül, pirit külü) atık etkilerinin incelenmesi
Endüstriyel hammaddelerin kullanımı teknolojik gelişme ile birlikte giderek artmıştır. Maden kullanımının artmasıyla birlikte zenginleştirme sonrası oluşan atık miktarı da artmaktadır. Atıkların geri dönüştürülmesi, bazı endüstriler için üretim maliyetlerini ve çevre kirliliğini azaltabilir. Katı atık ve cüruf, son zamanlarda seramik sırlarda pigment üretmek için kullanılabilecek potansiyel bir ham madde olarak kabul edilmiştir. Bu çalışmada, endüstriyel hammadde (alçı, ni-ko kompozit, uçucu kül, pirit kül atığı) atıklarının farklı ağırlık oranlarında sırlara katılmasının etkisi araştırılmıştır. Atıkların kimyasal analizi x-ray floresans (xrf) ile yapılmıştır. Atık ve sırların fazlarını belirlemek için X-ışını kırınımı (xrd) kullanıldı. L, a ve b analizleri ile renk ölçümleri yapılmıştır.
Matrakçı Nasuh'un şehir minyatürlerinin incelenmesi ve uygulama örneği
16. yüzyılın Rönesans sanatçısı olarak nitelendirilen Matrakçı Nasuh (?-1564), Osmanlı Tasvir Sanatları içinde oluşturduğu özgün üslubu ile varlık göstermiş ve kendinden sonraki nakkaşlara da örnek teşkil etmiştir. Minyatürün Osmanlı tasvir sanatları içinde bir yazma eser sanatı olarak yer alması, resim-metin ilişkisi içinde değerlendirilebileceğini ortaya koymaktadır. Bu tez çalışmasında Matrakçı Nasuh'un, Menazilname ve Sinan Çavuş'un Tarih-i Feth-i Sikloş, Estargon ve İstol(n)i Belgrad (Süleymanname) eserlerinden seçilen yirmi şehir minyatürü, dönemin kompozisyon özellikleri ve tasarım ilkeleri göz önünde bulundurularak betimsel analizleri yapılmıştır. Şehir minyatürleri incelenirken, minyatür sanatına ait temel kavramlar, kullanılan teknikler, tasarım ve kompozisyon özellikleri belirlenmiş, bu bağlamda Türk minyatür sanatının gelişimi ve dönem özellikleri de örnek eserlerle açıklanmıştır. Osmanlı minyatür sanatında erken dönem ve klasik dönem özellikleri, dönemin üslup çerçevesi içinde tanımlanarak, bu döneme örnek olan nakkaşlardan ve eserlerinden de bahsedilmiştir. Matrakçı Nasuh'un hayatı ve eserleri ele alınarak döneminin dil, kültür ve inanç çeşitliliği vurgusu ile onun entelektüel kişiliğinde ve eserlerinde nasıl hayat bulduğu ve yansıdığı ortaya konmuştur. Uygulama örneği olarak Matrakçı Nasuh'un İznik kent minyatürü seçilmiştir. Günümüz İznik Ayasofya Camii mimarisinin, karşıdan ve kuşbakışı fotoğraf çekimi yapılarak, orijinal minyatüre Matrakçı Nasuh'un teknik ve kompozisyon özellikleri model alınarak, çini yüzeye aktarımı sağlanmıştır. Farklı disiplinlerde olan bu iki sanatın uygulanabilirliği ve elde edilen tespitler sonuç bölümünde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çini, Minyatür, Osmanlı Devleti, Tasvir Sanatları, Topografya
Dörtlü sistemde alkali ve toprak alkali oksitlerin sır özelliklerine etkisinin araştırılması
Sır; çeşitli alkali metal ve toprak alkali metal oksitlerin bir araya gelmesiyle oluşan karışımların, ısısal tepkimeye girmesi sonucu uygulandıkları seramik bünye üzerinde eriyerek yüzeyleri kir, sıcaklık, nem vb. çevresel etkenlerden koruyan, özgün farklı dokular ve renkler oluşturabilen camsı bir tabakadır. Sır reçetelerinin içerisinde kompozisyonel bileşime bağlı olarak kolaylıkla eriyebilen alkali ve toprak alkali metal oksitler, bu özellikleri sayesinde karışımdaki diğer bileşenleri de eritebilen temel oksitlerdir. Seramik bünyelerin yüzeylerini kaplayan sırların ve uygulandıkları bünyelerin pişirim sıcaklıkları kimyasal kompozisyondaki alkali ve toprak alkali metal oksitler oranlarına göre farklılık göstermektedir. Bu çalışmanın amacı sır reçetelerinin temel bir bileşeni olan alkali ve toprak alkali oksitlerin, dörtlü sistemde sır özelliklerine olan etkilerinin araştırılmasıdır. Bu doğrultuda alkali firit, potasyum nitrat (KNO3), kalsit (CaCO3), kolemanit (2CaO.3B2O3.16H2O), kuvars (SiO2), sodyum nitrat (NaNO3) ve magnezyum karbonat (MgCO3) kullanılarak dört farklı sır sistemi geliştirilmiş ve A, B, C, D şeklinde kodlanmıştır. Bu sistemlerden hazırlanan sırlar beyaz seramik çamurundan üretilen bisküvi plakalar üzerine akıtma yöntemiyle sırlanmış ve 1000oC' de laboratuvar tipi fırında pişirilmiştir. Yüzey görünümlerine göre incelenen sırlardan seçilenler, ağırlıkça % 0.05 kobalt oksit (CoO) ile renklendirilmiş ve tabak formu üzerinde uygulanmıştır. Nihai ürünler ve geliştirilen sırlar, bünye ile olan etkileşimlerine göre incelenerek alkali ve toprak alkali oksitlerin dörtlü sır sistemine olan etkileri belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Alkali oksit, toprak alkali oksit, dörtlü sır sistemi
Uşak kilimlerinde kullanılan motiflerin seramik bünye üzerine hediyelik eşya olarak uygulanması
Anadolu'da kültürün gelişiminde kilimin çok önemli bir yere sahip olduğu bilinmektedir. Kilim, insanlık tarihinin derin köklerine dayanan ve el sanatları arasında özel bir yere sahip olan tekstil ürünüdür. Özellikle Türklerin gelişim sürecinde, 13. Yüzyıldan itibaren kilim dokumacılığını benimsemeleri, kilim sanatının Türk kültüründe özel bir yer edinmesini sağlamıştır. Kilimler, Türklerin sanatsal ve kültürel birikiminin önemli bir yansıması olarak kabul edilmektedir. Kilim motifleri estetik kaygılar taşımasının yanında renk ve çeşitleri ile seramik çalışmalar üzerinde geleneksel Türk sanatlarını yansıtmıştır. Tez kapsamında Uşak kilim motiflerini iki ve üç boyutlu tasarımlarla seramik bünyeler üzerine uyarlayarak günümüzde daha çok kullanışlı hediyelik eşyalar olarak uygulanırlığını somut objelerle paylaşılması düşünülmüştür. Uşak kültürünü yansıtan kilim motiflerinin günlük yaşamda seramik bünye üzerine uygulanması sonucunda hediyelik eşya olarak geleneksel sanatın disiplinler arası yansıtılması açısından önemli görülmüştür. Uşak kilimlerinde ki motiflerin günümüz seramik sanatına aktarılarak seramik yüzeylere uygulanması, Uşak gelirine katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Modern seramik sanatı aracılığıyla Uşak kilim motiflerinden esinlenerek üretilecek seramiklerin kuşaktan kuşağa aktarılması, kültürel değerlerin gelecek nesillere taşınması Geleneksel - Kültürel değerlerin yaşatılması düşünülmektedir. Bu araştırmada geleneksel Uşak kilim motiflerinin seramik sanatıyla birleşerek Uşak'a olan katkısı araştırılmış, sonuçları ile sanatın Uşak'ın gelirine yeni bir öneri olarak sunulması amaçlanmıştır.
3B animasyon üretiminde kullanılan teknolojilerden GPU render teknolojisinin incelenmesi ve örnek bir uygulama çalışması
Üç boyutlu animasyon yapımında projenin final aşaması olan render (sıvama) işlemi, bilgisayar donanımlarına bağlı olarak zaman alan bir süreçtir. Kullanıcı projeleri ve sektördeki ticari projeler için render süreleri çalışma esnasında çıkan sorunlarla birlikte tasarımcılar için daha büyük bir engel halini almıştır. Gelişen bilgisayar teknolojileri, donanım kısmında GPU birimlerini geliştirmiştir. Yazılım kısmında ise GPU birimlerini kullanan render motorlarında gelişmeler olmuştur. Bu gelişmeler CPU temelli render işlemlerine bir alternatif yöntem olarak GPU temelli render teknolojisini ortaya çıkartmıştır. GPU temelli render motorlarının CPU temelli render motorlarından daha hızlı işlem yapabiliyor olması kullanıcılar için avantaj sağlamaktadır. Bu tez çalışmasında iki render teknolojisi bir uygulama ile test edilerek kullanıcıların render işlemlerinin zamanından bir tasarruf sağlamayı ve ekonomik masraflarını azaltmaya yönelik bir çözüm sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Üç Boyutlu Animasyon, Render, GPU, CPU
Çağdaş sanatın farklı formlarında dijital sanat, disiplinlerin birbirleri ve animasyon ile etkileşimleri
Yaşadığımız çağın getirdiği teknolojik yenilikler ve imkanlar sonucunda değişen hayat koşulları, aşina olduğumuz sanat formlarından uzaklaşarak daha farklı yapıtların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Günümüz sanatında, kavramsallığın ön plana çıkması ve dijital teknolojilerin bizlere sunmuş olduğu imkanları kullanan sanatçıların yaptıkları deneysel çalışmalar neticesinde tamamen yeni ve özgün sanat formları doğarken, bir çok sanat hareketi de dijital teknolojilerle birlikte gelişerek melez sanat biçimlerini oluşturmuşlardır. Bu tez çalışmasının birinci bölümünde, günümüz sanat anlayışını kavrayabilmek adına, çağdaş sanat ve çağdaş sanat hareketlerinin gelişimine yardımcı olan deneysellik hakkında bilgiler verilmiştir. Daha sonra çağdaş sanatın en önemli formlarından biri olan kavramsal sanat ve sanatta kavramsallığın getirdiği yenilikler doğrultusunda sanatın değişen anlamından bahsedilmiştir. Yine bu çalışmanın temel konularından biri olan dijital sanat ayrı bir başlık altında anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, çağdaş sanat formlarından; performans sanatı, fotoğraf, video sanatı, interaktif sanat bağlamında animasyon kullanımı ve birbirleri ile etkileşimleri incelenmiştir. Daha sonra bir uygulama ile çalışma sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dijital Sanat, Çağdaş Sanat, Kavramsal Sanat, Performans Sanatı, Fotoğraf, İnteraktif Sanat, Video Sanatı, Animasyon
Park - bahçelerde uygulanan soyut seramik heykeller ve bu heykellerin toplumsal yansımaları
Bu araştırmanın amacı, park ve bahçelerde uygulanan seramik sanatının, çevresel etkileşime ve kültürel gelişime katkısını araştırmak, elde edilen verileri paylaşmaktır. Bu çalışmada cumhuriyet dönemi sürecinde ortaya çıkan yeni seramik anlayışı ve sanatsal gelişimini irdelemek dış mekan olgusu olarak uygulamanın önemi vurgulanmak istenmiştir. Ayrıca soyut seramik uygulamalarının peyzaj mimarlığında ve kentsel gelişimdeki önemini göstermektir. Seramik sanatının böylelikle park-bahçe tasarımında farklı disiplinlerle ilişkisini görmek ve çevresel etkilerini ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu çalışmada sanatçı ve halkın görüşlerine yer verilerek çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde seramiğin tanımı yapılmış, araştırmanın daha iyi anlaşılması ve değerlendirilmesi açısından seramiğin tarihçesi anlatılmıştır. Anadolu seramik sanatı ve cumhuriyet döneminin gelişim sürecinde klasik, endüstriyel ve soyut seramik sanatının gelişimi ele alınmıştır. İkinci bölümde ise, seramik sanatının dış mekan olgusu olarak uygulanması ve çevresel etkilerinde peyzaj mimarlığın, kentsel kimlik oluşumun ve park-bahçe tasarımlarının kentsel gelişimindeki yeri işlenmiş ve kültürel etkileri araştırılarak sonuçları paylaşılmıştır. Üçüncü bölümde, bulgulara yer verilmiştir. Örneklem olarak seçilen Eskişehir kenti ve Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi yerleşkesi Merkez Kampüste bulunan park-bahçe seramik çalışmaları incelenerek, Eskişehir kent merkezinde yaşayanlar, Eskişehir Anadolu üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyeleri ve öğrencileri, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Merkez Kampüste kamu çalışanlarıyla toplam 100 katılımcı ile görüşülmüş, soyut seramik heykellerin Eskişehir' e ve Kütahya'ya kattığı kültürel ve estetik değerler hakkındaki düşünceleri görüşme formuyla öğrenilmiş ve belgelendirilmiştir. Dördüncü bölüm sonuç ve öneriler kısmı olup, sanat akademisyenlerin, genel katılımcılar adı altında sanat eğitimi sürecinde olan öğrencilerin ve halkın, park ve bahçelerdeki soyut seramik heykeller üzerindeki görüşleriyle ilgili değerlendirmeler yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Park ve Bahçe Seramikleri, Peyzaj Mimarlığı, Kentsel Kimlik, Soyut Seramik Formlar, Çevre ve Tasarım
Rembrandt'ın portrelerinde ışık gölge
Günümüzde resim sanatının vazgeçilmez bir ögesi olarak görülen ışık kavramı, Barok üsluptan ön plana alınmıştır. 17. Yüzyılda kendini gösteren Barok üslup sanatçılarının başlıca uğraşı yapaylıkla savaşmak olmuştur. Barok üslubun en önemli isimlerinden sayabileceğimiz Rembrandt Van Rijn (1606-1669) genellikle portre ressamı olarak bilinse de bunun haricindeki çalışmaları da dikkate değerdir. Diğer Barok üslup ressamları gibi canlılığa önem verdiği için çok canlı ve çok koyu renkleri bir arada kullanmaktan kaçınmamıştır. Sanatının ana unsurları desen, açık-koyu zıtlığı ve renktir. Rembrandt'ın resim tarihindeki önemi, özellikle ışığı ve gölgeyi kullanım şeklinde yatar. Onun sanat anlayışında ışık kavramı, resmin asıl ögesidir. Rembrandt, önceki üslupları reddederek aydınlık ve karanlık zıtlığın etkisinden faydalanarak ışığın görsel etkisini tuvaline yansıtmayı amaçlamıştır. Rembrandt'ın resimlerinde kullandığı aydınlık ve karanlık zıtlığının yarattığı canlılığın etkisi bugüne kadar gelmiş ve sanat tarihinde "Rembrandt Aydınlatması" gibi kavramları doğurmuş ve Rembrandt'ın yarattığı ışık canlılığı, görsel sanatların her alanını etkilemiştir. Rembrandt'ın özellikle portre çalışmaları, ışık gölgenin özenle ve canlılıkla uygulandığı eserlerdir. Bu çalışmada Rembrandt'ın portre resimleri detaylı bir şekilde incelenmiş ve ışık gölgenin resimlerindeki önemi üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Barok üslup, resim, Rembrandt, portre, Işık-Gölge
Seramikte doku: Venus Flytrap bitkisinin A/r/tografi yöntemi ile incelenmesi
A/r/tografi yöntemi ile incelenen Venus Flytrap bitkisi, gerçekleştirdiği yaşamsal işlevlerde birçok dokunun ve duygunun gözlemlenmesine olanak sağlamıştır. Çalışma sürecinde hedeflenen görsel ve dokunsal dokuların seramik yüzeyde yansıtılması ve seçilen A/r/tografi yöntemi ile bitki hakkında edinilen bilgilerin uygulama bölümünde okuyucuya aktarılması gerçekleştirilmiştir. "Seramikte Doku: Venus Flytrap Bitkisinin A/r/tografi Yöntemi ile İncelenmesi" isimli çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Seramik ve doku adı verilen birinci bölümde; seramik tanım ve tarihçesi açıklanmış, doğanın sanat ile ilişkisine değinilmiştir. Seramikte doku kavramının incelenmesi için; dokunun tanım ve çeşitlerine yer verilmiştir. Seramikte doku kullanan sanatçılardan bahsedilmiştir. İkinci bölümde kullanılan a/r/tografi yöntemi ele alınmış ve a/r/tografi araştırmacısının kimlikleri hakkında bilgilere yer verilmiştir. Sanat temelli araştırma yöntemi olan a/r/tografi yönteminin kullanıldığı çalışmalardan örnekler verilerek desteklenmiştir. Üçüncü bölümde ise; A/r/tografi yöntemi ile incelenen Venus flytrap bitkisi hakkında bilgi verilmiştir ve doku kavramı bağlamında gerçekleştirilmiş özgün uygulamalar çalışmaya dâhil edilmiştir.
Kültürlerarası etkileşim bağlamında Troyan ve Kınık seramik kültürünün karşılaştırılması
Kültür'ün çok farklı tanımları bulunmaktadır. Uluslararası etkileşimler farklı kültürlerin birbirleriyle harmanlanmasını ve kültürlerarası etkileşimin oluşumunu sağlamaktadır. Kültürel etkileşimlerin yaşanmasını sağlayan savaş, göç ve ticaret toplumların geleneklerinin, inançlarının, zanaatsal ve sanatsal çalışmalarının birbirleri ile etkileşim halinde olmalarını sağlamaktadır. Bulgaristan'ın bir dağ kasabası olan Troyan'ın, eski zamanlarda göç yolu üzerinde bulunan bir durak olduğu ve savaşlardan kaçanların buraya sığındığı bilinmektedir. Troyan, bulunduğu coğrafi konum itibariyle seramik hammadde rezervi açışından zengin olanaklara sahiptir. Bu nedenle seramik üretiminde çömlekçilik tercih edilmekte ve nesilden nesille aktarılmaktadır. Çömlekçilerin, işlerin yüzeylerine yaptığı özgün akıtma dekorları ile bu sanatı tüm dünyaya tanıttığı bilinmektedir. Bulgaristan'da yaşayan Türk topluluklarının savaştan kaçarak Anadolu'ya göç edenleri akıtma dekorunun Kınık bölgesine taşınmasını sağlamış ve bu tekniğin Kınık'a ait bir dekorlama özelliği olarak tanınmasını sağlamışlardır. Bu çalışmanın ilk bölümünde kültür kavramı, kültürlerarası etkileşimin tanımları, nedenleri ve etkileşimler sayesinde gelişerek ilerleyen seramik sanatı incelenmiştir. Tezin ikinci kısmında ise Bulgaristan tarihi, sanatı ve seramikleri ile tüm dünyaya tanınmış Troyan şehrinin akıtma dekorları, bu özel sanatın gelişmesi ve ilerlemesi incelenmiştir. Üçüncü bölümde, Kınık çömlekçiliğinin gelişmesi, Bulgaristan'dan göç eden Şakir Ağa'nın akıtma dekorunu ülkemize getirmesi ve bu dekor tekniğinin geçmişten günümüze kullanılması incelenmiştir. Dördüncü bölümde, Troyan ve Kınık seramik kültürünün karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Tezin son yani beşinci bölümünde ise kişisel uygulamalara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bulgaristan, Kınık Akıtma Dekoru, Kültür, Seramik Kültürü, Troyan Akıtma Dekoru
Ahmet Fuat Gürel'in klasik çini motiflerinin sagar pişirimi ile yorumlanması
Bu araştırma; 14.yy. sonlarından günümüze kadar Türk sanatına eşsiz eser, örnek ve teknikler vererek önemli gelişimini kanıtlayan Kütahya çiniciliğinin günümüzde geldiği noktaya değinilmiştir. Bunun yanı sıra; sanatlarını icra ettikleri dönemde önemli işler yapmış ve sanata değer katan, değerli sanatçıların günümüzde adlarından, eserlerinden ve ülkemizde sanatı önemli yerlere taşıyan unutulmaya yüz tutmuş sanatçıların güncel tutulması ve sanat alanında ön planda olmaları sanatın geleceği için önemlidir. Bu araştırma da çini zanaatkâr ustası Ahmet Fuat Gürel'in klasik çini sanatını, günümüzde çoğu sanatçı tarafından kullanılan sagar pişirim tekniği ile sentezlenip, farklı bir bakış açısı ile geleneksel ve modern sanatın özgün yorumlarını tek bir bünyede toplamayı amaçlamıştır. Tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle seramik sanatının tanımı yapılmış daha sonrasında alternatif pişirim teknikleri ele alınıp sagar pişirim tekniğinin tarihsel süreci, yapım aşamaları, teknik bilgiler hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, çininin tarihsel sürecine genel bir bakış yapılmış olmakla birlikte klasik Kütahya çinilerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde, Ahmet Fuat Gürel'in hayatı, eğitim hayatı, çalışma prensibi, sanat yaşamı ve eserleri anlatılmıştır. Dördüncü bölümde uygulama bölümüdür. Bu bölümde, Ahmet Fuat Gürel'in klasik çinilerinin özgün desen, motiflerin sagar uygulanmış özgün tasarımlı formlara işlenip üçüncü bir pişirim için sırlanıp geleneksel ve modern iki teknik bir arada uygulanmıştır. Anahtar Kelimeler: 14.yy. Kütahya Çinileri, Ahmet Fuat Gürel, Klasik Çini, Kütahya Klasik Çiniciliği, Sagar Pişirim Tekniği
18. yy. Kütahya çini motifleri'nin suluboya tekniği ile yorumlanması
Bu araştırma 18.yy. Kütahya çini form ve motiflerinin suluboya resim tekniği ile uygulamalarını ve plastik açıdan analizlerini içermektedir. Tarihsel süreç içinde Kütahya çini ve motiflerinin gelişimi ve 18.yy. Kütahya çinilerinin kullanım alanları incelenmiştir. Günümüze yaklaşıldıkça Kütahya çini formlarının hala kullanıldığı ve formlardaki yapılan değişikliklerle birlikte günümüzde de aynı ilgiyi gördüğü gözlenir. Kütahya çini motiflerinin kumaş baskısı, ebru sanatı, takı işlemeciliği sanatı, tezhip sanatı, resim sanatı birçok alanda kullanıldığı görülmektedir. Günümüzde form ve motiflerin üzerinde yapılan değişiklik arayışları hala devam etmektedir. Suluboya tekniği ile çini boyama tekniği arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Buradan yola çıkarak 18.yy. Kütahya çini form ve motifleri, on adet suluboya ile kâğıt üzerine ve beş adet çini boyası kullanılarak çini karo üzerine suluboya tekniği uygulanarak yorumlanmıştır. Bu araştırma çini motiflerinin ve formlarının suluboya tekniğine uygun olarak suluboya kâğıdı ve çini karo üzerine uygulanabilirliğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: 18.yy. Kütahya Çini Motifleri, Kütahya Çini Motifleri, Kütahya Çini Sanatı, Natürmort, Suluboya Resim Tekniği
Erken dönem Türk mitolojisinde kanatlı hayvan motiflerinin araştırılması ile seramik form ve yüzeylerine uygulanması
Kanatlı hayvan figürleri Türk kültürü ve mitolojisinin önemli olgularındandır. Günümüzden 3000 yıl ve daha öncesinde de varlıkları kabul edilen Proto Türklerden günümüze Türklerin, siyasal, sosyal ve kültürel hayatlarında bu motiflerin büyük öneme sahip olduğu görülmektedir. Eski Türk oluşumlarında kanatlı hayvan karakterleri farklı nitelik ve sıfatlar ile dikkat çekmektedirler. Eski Türk topluluklarının sosyo-kültürel yaşamlarını konu edinen mitolojilerinde bu motifler sıklıkla yer almaktadır. Kanatlı hayvan figürlerine birçok tarihi yazılı ve görsel buluntularda rastlanmaktadır. Günümüzde Türk toplumu için önemini koruyan bu motiflerin sanatın birçok disiplininde kullanıldığı ve bu disiplinler içerisinde en çok seramik sanatında görülmesi dikkat çekmektedir. Seramik sanatında sır altı, sır üstü, rölyef tekniği gibi farlı uygulama teknikleri kullanılarak yapılan kanatlı hayvan motifleri mevcuttur. Bu tez üç bölümden oluşturulmuş; Birinci bölüm kavramsal çerçeve ve ilgili araştırmadan, ikinci bölüm bulgular ve yorum kısmından, üçüncü bölüm ise tezin araştırma modeli ve uygulama çalışmalarından oluşmaktadır. Bu araştırmada, Erken Dönem Türk Mitolojisinde Kanatlı Hayvan Motifleri'nin tarihçesi ile yapılış amaçları araştırılmış, sonuçları ile birlikte uygulama örneklerinin paylaşılması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Deneysel Uygulama, Eski Türk Kültürü Mitolojisi, Kanatlı Hayvan, Seramik Kanatlı Hayvan Örnekleri, Seramik, Tulpar.
Çizgi roman ve yeni sunum biçimleri
Çizgi roman; dijital ya da geleneksel yöntemlerle elle çizilmiş, mantıklı bir bütünlük ve süreklilik oluşturacak biçimde art arda gelen, her karesinde bir öyküyü anlatan, bunu da genellikle yazı baloncukları ile destekleyen, basılı olarak kullanılıp çoğaltılan görsel bir anlatı tasarımıdır. Çizgi romanlarda anlatılar genelde resimler ile ifade edilir. Bu araştırmanın konusu, çizgi roman tasarımında alternatif gösteri uygulamalarının neler olabileceğine ilişkin bir derleme yapmaktadır. Araştırma kapsamında üç boyutlu ve kabartmalı baskıların yanı sıra çizgi romanlar, içerisinde barındırdıkları metinlerin seslendirilmesi ve dijital olarak hareket ettirilmesiyle yeni bir sunum biçimi oluşturulması hedeflenmiştir. Basılı olarak kolay ulaşılabilen çizgi romanların teknolojinin gelişmesiyle birlikte dijital olarak sunulması, sayfa üzerindeki anlatının dijital mecralardaki dizi ve film gibi şekilleriyle de beraber kullanılması anlatılmıştır. Çizgi roman, ABD'de olduğu gibi Türkiye'de de birçok film ve dizi için ilham olmuştur. Bunun sonucu olarak hem ABD'de hem de Türkiye'de birçok dizi ve film, çizgi roman uyarlaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Çizgi romanlardan uyarlanan bu dizi ve filmler, çizgi roman üretimine ve satışına zarar vermediği gibi doğru orantılı olarak iyi yönde etkilemiştir. Araştırmada Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunu anlatan "Diriliş Ertuğrul" adlı çizgi roman, kare kodları bağlanmış, yeniden tasarlanmış ve detaylandırılmıştır. Araştırmanın konusu doğrultusunda çizgi roman tasarımı teknoloji ile bir arada güncel tasarım anlayışına uyarlanarak gelecek kuşaklara hem ilham hem de yazılı ve görsel olarak hazırlanmış bilimsel bir kaynak olması hedeflenmiştir.
CuO içeren sırlarda firit bileşiminin renk üzerindeki etkisinin araştırılması
Çini; belirlenen bir reçete dahilinde oluşturulan ve birleştirilen hammaddelerin şekillendirilerek belirli sıcaklıkta fırınlanmasıyla meydana gelen bünyenin sırlanıp pişirilmesi sonucunda elde edilen sanatsal seramik ürüne verilen addır. Seramik ürünlerde kolay temizlenebilme, hijyen sağlama, mukavemet, kalite ve estetik yönden destekleme amacıyla uygulanan, fırınlama esnasında bünyenin yüzeyini kaplayan camsı tabakaya sır denmektedir. Çini sırları genel olarak firit esaslı olarak üretilir. Firit seramik hammaddelerin belirli oranlarda tartılarak harmanlandıktan sonra eritilerek hızlı bir şekilde soğutulması sonucu üretilen cam yapılı yarı mamuldür. Seramik ürünler çeşitli yöntemlerle sırlanabilmekte ve metal oksitlerle renklendirilebilmektedir. Bakır oksit ilaveli oksitleyici atmosferde uygulanan alkalili bir sırda mavi ve tonları, kurşunlu bir sırda yeşilin her tonunu elde etmek mümkündür. Bu tez çalışmasında amaç, CuO'in firit bileşiminde bulunan kurşun, bor veya alkaliye bağlı olarak firit esaslı çini sırındaki renk etkisinin araştırılmasıdır. Bu amaçla farklı ticari firitlerden geliştirilen çini sırları kullanılmıştır. Ayrıca bor oksit esaslı bir firit reçetesi laboratuvar şartlarında üretilerek reçete çalışmalarında denenmiştir. Geliştirilen firit esaslı kurşunlu, alkalili ve borlu sırlar çini bünyelere uygulanarak 920 oC de pişirilmiştir. Firit bileşimine bağlı olarak CuO' in sır içinde farklı renkler sergilediği tespit edilmiştir. Bakır oksit ilavesi alkalili ve borlu sırlarda mavi ve tonlarını, kurşunlu sırlarda ise yeşil ve tonlarını oluşturmuştur. Nihai sırların karakterizasyonu için L*a*b* renk analizi ve XRD (x-ışını difraktometresi) analizi yapılmıştır. Daha sonra, yüzey özellikleri açısından başarılı bulunan sırlar sanatsal çini duvar panolarında uygulanmıştır.
Dijital illustrasyonda ışık, renk ve anlam ilişkisi
Aktarılmak istenen bilgi, mesaj ya da konunun görsel sanatlarla iletilmesine illüstrasyon denir. Taş plaklara ve mağara duvarlarına yapılarak başlayan illüstrasyon tarihi, M.Ö. 1300 yıllarında kağıtla buluştuktan sonra farklı çeşitlerde ve farklı teknikler kullanılarak varlığını günümüze kadar sürdürmüştür. Bilgisayarların üretilmesi ve gelişmesiyle birlikte dijital illüstrasyon tekniği, yeni bir illüstrasyon çeşidi olarak ortaya çıkmıştır. Dijital illüstrasyon sağladığı kolaylıklar ve kısa yollar ile üretimin hızını arttırarak baskı hızı ve görsel yenilikler sağladığı için, günümüzde yaygınlaşarak bir hayli önem kazanmıştır. Görsel sanatlarda sanatçıların yaratıcılığı, yeteneği ve teknik detaylar çok önemlidir. Bununla birlikte renkler ve ışığın kullanımının da kişilerin algısı üzerinde etkili olduğunu gösteren çok fazla yayınlanmış çalışma mevcuttur. Işık ve renk kavramı nesneleri algılamamızı, derinliği hissedebilmemizi, hayatı en güzel haliyle görebilmemizi sağlayan bir araç olarak nitelendirilmektedir. Renklerin insan duyguları üzerinde kişisel ve genellenebilir olarak sınıflandırılan bazı etkileri olduğu ifade edilmektedir. Resim sanatı, grafik tasarım, sinematografi gibi alanlarda renk ve ışığın, farklı kullanım çeşitliliğinin insanların algısını farklı etkilediğine dair birçok örnek çalışma yapılmıştır. Işık ve rengin illüstrasyonda insan psikolojisindeki bazı genel anlamlarına göre kullanılması, mesajın daha iyi iletilmesine yardımcı olmuştur. Bu yöntem insan psikolojisine ve insanın algılama biçimine göre kullanılarak verilecek olan mesajın anlatım gücünü arttırmaktadır. Diğer sanat dallarında örneğin; sinematografide 'Color Correction' uygulamaları sıklıkla ışık ve renklendirme işlemlerinde kullanılırken dijital illüstrasyon alanında ışığın ve rengin (Genel Filtreleme, Color Correction, Genel Işıklar ve Suni Kontur Işıkları) kullanımına dair yapılan çalışma sayısı sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı görsel sanatlar alanında ışık ve rengin kullanımının, anlam üzerine olan etkilerini belirlemek, bu verilerin gelecekte yapılacak dijital illüstrasyon alanında ışık, renk ve anlam ilişkisini tartışabilmek, çözüm üretebilmek ve alana katkı sağlamaktır.
Endüstriyel seramik kalıplama ve üretim yöntemleri ile sanatsal yorumlamalar
Gelişen teknoloji ile birlikte seramik endüstrisindeki üretim standartlarındaki ve miktarlarındaki artan talepleri karşılamak adına kullanılan üretim yöntemleri sürekli gelişmektedir. Endüstriyel seramik kuruluşlarında amaç, üretimi kolaylaştırarak seri olarak üretim miktarını artırmaktır. Bu sebeple seramik ürünlerin üretim süreçlerinde kullanılan kalıplama yöntemleri, sürekli olarak gelişme göstermektedir. 19. yüzyılın sonlarında sanayileşme, şehirleşmenin hızlanması modernizmin doğuşuna zemin hazırlamıştır. Bu durum teknolojinin sınırsız bir şekilde kullanılması inancını ortaya çıkartmış ve böylece Bauhaus sanat akımı ortaya çıkmıştır. Bauhaus, sanat ve zanaatın bir araya getirmesini amaçlamıştır. Modernist dönem ile seramik malzemeyle oluşturulan farklı bağlar yeni yaklaşımlara yol açmıştır. Postmodern dönem ile sınırların kalkarak her türlü üretim yönteminin kullanılması ile birlikte farklı üslüp ve malzeme kullanımları ortaya çıkmıştır. Günümüz seramik sanatında, sanatçıların farklı uslüp ve anlatım dillerine katkı sağlaması amacı ile kullandıkları birçok tekniğin yanı sıra, kalıplama ve kalıpla üretim yöntemleri de sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Endüstriyel üretim yöntemlerinin sanatsal üretim sürecinde sanatçıya zaman ve üretim kolaylığı sağlamasının yanında, sanatsal bir söylem ve araç olarak da farklı olanaklar sunmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde endüstriyel seramik kalıplama ve üretim yöntemlerine ayrıntılı bir şekilde yer verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde ise seramik kalıplama yöntemlerini üretim süreçlerinde kullanan seramik sanatçıları ve yapmış oldukları çalışmalar araştırılmıştır. Üçüncü bölümde ise endüstriyel seramik kalıplama yöntemleri kullanılarak yapılan kişisel uygulamalar yer almaktadır.
Metafor kavramının çağdaş seramik sanatında yorumlanması
Metafor tanımı gereği spekülatif ve kişisel bir kavramdır. Bu durum metafor kavramının tanımını sübjektif bir hale getirmektedir. Metafor kavramı tanım olarak her ne kadar sübjektif olsa da ortak kanaat ve yalın bir düşünce biçimi ile yeterince açıklanamaz. Mecazi bir düşünce yapısı bu kavramı daha anlaşılır bir hale getirmektedir. Etkili bir metaforik anlatım, kişisel düşünceden ziyade, kültürel farklılıklara rağmen toplumun her kesiminde anlaşılabilir ortak bir düşünce yapısı oluşturmasını sağlamaktadır. Metaforun tanımı yapılırken genellikle "Sözel" (Dilbilimsel) ve "Görsel" olmak üzere iki tür üzerinden değerlendirme yapılmaktadır. Sözel ve görsel metaforlar arasındaki farklılıkların en temelini, bu iki modun kendi alanlarında nasıl kullanıldığı ve anlaşılır bir şekilde nasıl ifade edildiği oluşturmaktadır. Bu farklılıklara rağmen her iki metafor türü birbiriyle ilişki içerisinde bulunmaktadır. Bu yönüyle metafor, hem plastik hem de görsel sanatlarda sözel ve görsel anlatım dili ile yakın bir ilişki içerisindedir. Çünkü günümüz sanat anlayışında disiplinler ve malzemeler arasında sınırlar kalkmış, birçok sanatçı sanatsal üretimlerini sanatın tüm alanlarından yararlanarak ortaya koyar hale gelmiştir. Seramik sanatında en çok baş vurulan görsel metaforlar mecazi düşüncelerinin anlamlandırılması, kavramların ve imgelerin semboller/göstergeler aracılığıyla aktarılması olarak tanımlanmaktadır. Özellikle çağdaş seramik sanatında ironi, benzetme, alegori, metonimi gibi kavramların yer aldığı mecazi anlatım dillerinin en etkilisi olarak kabul edilen metafor, sanatçıların yaratım aşamalarında sıklıkla başvurdukları bir kavram olmuştur. Bu çalışmanın ilk bölümünde metafor kavramının farklı düşünürlerin fikirleri doğrultusu tanımları, oluşum süreçleri, işlevleri, türleri ve plastik sanat alanındaki yansımaları incelenmiştir. Tezin ikinci bölümünde ise geçmişten günümüze sanat tarihi kapsamında seramik eserlerde ne tür imgelerin ve göstergelerin kullanıldığı incelenmiş, ayrıca bu öğelerle sanatçıların yaratıcılık bağlamında kurdukları ilişkiler ve verdikleri metaforik mesajlar araştırılmıştır. Üçüncü bölümde ise "Mobbing" kavramından yola çıkışarak yapılan kişisel uygulamalara yer verilmiştir.
Türkiye'de ulusal ölçekte yayın yapan televizyon kanallarında 2000-2017 yılları arasında yayınlanan yerli dizilerin türlerinin incelenmesi ve bu türler içinde bilim kurgu türünün yer almayışının sosyo-kültürel nedenleri
Bu çalışmada, Türkiye'de dizi sektöründe 2000-2017 yılları arası dönemi kapsayan dizi türleri incelenmiştir. Bu bağlamda çalışmanın birinci bölümünde televizyon dizisi tanımı, uluslararası ölçekte kabul gören dizi kategorileri, bilim kurgu türünün tanımı ve alt türleri ele alınmıştır. İkinci bölümde öncelikle tarihsel süreçte Türkiye'de televizyon yayıncılığı kapsamında TRT'de ilk yayınlanan yerli diziler, bu dizilerin seyirci ile olan ilişkisi, TRT'de yayınlanan "Kavanozdaki Adam" isimli ilk yerli bilim kurgu dizisi ve Türkiye'de özel televizyon yayıncılığının gelişimi irdelenmiştir. Tez sorunsalını içeren üçüncü bölümde ise 2000-2017 yılları arasında Türkiye'de ulusal ölçekte yayın yapan televizyon kanallarında yayınlanan/ üretilen yerli dizilerde bilim kurgu türünün yer almayışının sosyo-kültürel nedenleri, kültür kavramı ve kültürün alt türleri üzerinden araştırılmıştır. Bu inceleme sonucunda ulaşılan verilerden, belirtilen yıllarda Türkiye'de ulusal ölçekte yayın yapan televizyon kanallarındaki dizi türleri arasında bilim kurgu türünün yer almadığı görülmüştür. Buna göre; 2000-2017 yılları arasında Türkiye'de ulusal ölçekte yayın yapan televizyon kanalları için bilim kurgu türünde dizilerin üretilmemesi; toplumsal yapının ve kültürün televizyon program içeriklerine olan etkisi, yapım şirketlerinin ve tv kanallarının dizi üretimini etkileyen ekonomik faktörler, dizilerin hedef kitlesini oluşturan seyircilerin sosyo-kültürel ve ekonomik tercihleri gibi etkenler ile ilişkilidir.
Dede Korkut hikayelerindeki kapak tasarımlarının Türk kültürü unsurları açısından incelenmesi
Resim, çağlar boyunca, yazıdan önce ve sonra insan iletişiminde etkili bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Yazım dünyasındaki eserlerin sunumunda görsellik ön plandaki yerini her zaman korumuştur. Bu nedenle, yazı alanının türevlerinden olan kitaplarda, kapak resmi olgusunun önemi ortaya çıkmaktadır. Türk kültürünün ve edebiyatının yapı taşlarından olan 'Dede Korkut' adlı eserin, günümüzde sayısız örnekleri mevcuttur. Günümüzde kültür aktarımında yalnızca yazının değil, görselin de büyük önem taşıdığı şüphesizdir. Çalışmanın amacı "Dede Korkut Hikâyeleri" temel alınarak yayınlanan eserlerin kapak tasarımlarının Türk kültürü ve geleneğiyle bağlantısının araştırılıp incelenmesidir. Çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Yirmi beş farklı kitap kapağı tasarımı incelenmiş ve elde edilen veriler doğrultusunda yedi farklı tema oluşturulmuştur. En çok kullanılan temanın, savaş teması olduğu görülmüştür. Bunun dışında kopuz enstrümanı ve at figürleri kapak tasarımında öne çıkmaktadır. Elde edilen verilere göre mücadele konulu hikâyelerin kapak tasarımlarında savaş temasının öne çıktığı, Dede Korkut tasviri konusunda ise ortak bir fikrin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Soyut resimlerdede renk etkilerinin incelenmesi
Soyut resim, sanatçının sanatında dış dünyanın kendisine dayattığı kuralları ve maddeselliği aşma, kendi iç dünyasına ulaşıp duygu ve düşüncelerini özgürce haykırabilme arayışının sonucu olarak ortaya çıkmış bir sanat akımıdır. Sanatçı, soyut resimde kendisini ifade etmek için birçok resim ögesine başvurmuştur. Başvurduğu ögeler arasında en önemlilerinden biri olan ve çoğu zaman da formun kısıtlamalarından kurtararak kullandığı renk ögesi olmuştur. Düşünce biçimlerinin değişmesi ve özgürleşmesi ile sanat, alışılagelmiş kuralların dışına çıkarak, duygu ve düşünceleri de bünyesine dahil etmiştir. Böylelikle "Soyut Resim" akımının ilk adımları atılmış, sanatçı biçimden kurtulmuş ve renklerin özgür, duygu yüklü dünyasına kendisini bırakmıştır. Renklerin kendisini etkilediği şekilde izleyicisini de etkilemesi arayışına giren sanatçı, rengi zaman zaman biçimden bağımsız, zaman zaman ise biçim ile anlamını pekiştirerek kullanmıştır. Bu çalışmada soyut resimlerde renk kullanımı üzerinde durulmuş, soyut resmin önde gelen yabancı ve yerli sanatçılarının bazı eserleri incelenerek anlatımda renk öğesinden nasıl yararlandıkları ve ne tür etkiler oluşturdukları ortaya koyulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sanat, Soyut Resim, Renk, Işık.
Geleneksel çini motiflerinin seramik yüzeylere uygulanması
Bu araştırma; Anadolu ve Osmanlı Dönemi seramik çini sanatı motiflerinde önemli bir yere sahip olan karanfil motifinin, seramik nihale yüzeyinde uygulamalarını ve plastik açıdan analizlerini içermektedir. Seramik süsleme sanatı içerisinde önemli bir yere sahip olan çiniler, günlük kullanım eşyalarında, zengin motifleriyle sıkça karşımıza çıkmaktadır. Günümüzde çinilerin özgün tasarımlarla farklı alan ve formlarda uygulama arayışları sürmekte, geleneksel çini motiflerinden ilham alınmaya devam edilmektedir. Tarama modeli ile desteklenen bu araştırmada, Anadolu ve Osmanlı Dönemi çini seramikleri incelenmiş, edinilen bilgiler doğrultusunda on bir adet nihale üzerine geleneksel motiflerden yola çıkılarak, çağdaş bir anlayışla karanfil motifi kompozisyonları uygulanmış ve çalışma bu motiflerin plastik analizleri ile sınırlandırılmıştır. Bu araştırma, geleneksel çini motifi olan karanfil deseninin farklı bir formda uygulanabilirliğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Seramik, çini, çini tasarım, geleneksel çini sanatı.