Düzce University
Discipline

Kozmetik Ürünler Anabilim Dalı

Düzce University

17

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

17 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Ceviz iç kabuğunun farklı polaritelerdeki çözücü ekstraktlarının, plazma kolestrol düzeyi ile ilişkili enzim yolağı üzerine etkisinin in vitro olarak araştırılması

Kolesterol, canlıların yapı taşı olan hücrelerdeki işlevselliği bakımından kritik öneme sahip bir moleküldür. Fazlalığı ve azlığı hücre membran yapısında bozunmalara ve hasara sebep olmaktadır. Bunları engellemek için diyetle alınan kolesterol miktarı dengeli tutulmakta, gerekirse tıbbi tedavilere başvurulmaktadır. Ek olarak, halk, doğal ve bitkisel ürünlere de başvurmaktadır. Ceviz iç kabuğunun kolesterol üzerinde etkili olduğu varsayımından yola çıkılarak dizayn edilen bu çalışmada, farklı polaritedeki çözücülerde hazırlanan ceviz iç kabuk ekstraktlarının gaz kromatografisi-kütle spektrometresinde (GC-MS) içerik analizi yapılmış ve 3-hidroksi-3-metilglutaril koenzim A (HMG-KoA) redüktaz ve kolesterol esteraz üzerine etkisi in vitro olarak araştırılmıştır. 50 ml'lik distile su, metanol, etanol, aseton, hekzan ve siklohekzan çözücülerinde 5 gr ceviz iç kabuk numuneleri yirmidört saat ayrı ayrı bekletilerek ekstrakte edildi. Ayrıca distile suda bir saat kaynatma ile ayrı bir solüsyon hazırlandı. Numuneler helyum mobil fazında ve kademeli sıcaklık artışında GC-MS'te analiz edildi, entegre kütüphane veri tabanı ile tanımlama yapıldı. Her bir ekstraktın 10 mg/mL stok çözeltilerinden seyreltik konsantrasyonlar hazırlandı, HMG-KoA redüktaz ve kolesterol esteraz üzerine etkisi kolorimetrik olarak çoklu plaka okuyucuda tayin edildi. GC-MS taramasında distile su, etanol metanol ekstraklarında çoklu doymamış yağ asiti, terpen ve fenolik bileşik türevleri, hekzan, siklohekzan ve aseton ekstraktlarında doymuş hidrokarbon (alkan) bileşikleri görüldü. HMG-KoA redüktaz üzerinde %3,2'lik inhibisyon etki asetonlu ekstraktın 2 μg/mL konsantrasyonunda görülürken, kolesterol esteraz üzerindeki %13,6 inhibisyon etki distile suda bir gün bekletilen ekstraktın 67 μg/mL konsantrasyonunda görüldü. Bu tez çalışması ile ceviz iç kabuğu ekstraklarının plazma kolesterol düzeyi ile ilişkili enzim yolaklarında görevli HMG-KoA redüktaz ve kolesterol esteraz üzerine etkisinin olmadığı in vitro olarak saptanmıştır.

Bitki özütüCevizCeviz kabuğu+3
Neslihan Şirin
Düzce University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Zenginleştirilmiş glisirizin ekstresi eldesi ve saflaştırılması

Glisirizin, meyan kökü bitkisinin en önemli etken maddesidir. Bu tez çalışması glisirizin eldesi ve saflaştırılması için metot geliştirilmesi üzerinedir. Bu kapsamda meyan kökü bitkisinden elde edilen ekstraktlar için ekstraksiyon metodu belirlenmiş ve ardışık saflaştırma basamaklarından sonra flash kromatografi cihazı ile fraksiyonlarına ayrılması gerçekleştirilmiştir. Meyan kökü ekstraksiyonlarında en etkin değerlerin alkol/su karışımlarında olduğu tespit edilmiştir. Tercih edilen alkol çözücüleri etanol ve metanol'dur. Ekstraksiyon işlemlerini sırasıyla adsorban uygulaması ve asidik-bazik ortamda çöktürme işlemleri uygulanarak glisirizinin amonyum tuzu formunda eldesi sağlanmıştır. Flash kromatografi işlemleri uygulanarak saflaştırma basamakları gerçekleştirilmiş olup zenginleştirilmiş glisirizin amonyum tuzu elde edilmiştir. Elde edilen glisirizin amonyum tuzu (amonyum glisirizat) yapı tayini için LC-MS-MS, HPLC ve NMR analizleri ile desteklenmiştir. Ayrıca glisirizin amonyum tuzunun sitotoksisite çalışmaları gerçekleştirilmiş ve ticari glisirizin standardı ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen ürünün toksisite göstermediği belirlenmiştir.

Bitki özütüGlisirizinKromatografi-yüksek basınçlı-sıvı+2
Bora Karagül
Düzce University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Pelin otu (Artemisia absinthium L.) ekstresi içeren kitosan temelli hidrojellerin deneysel sıçan yanık modeli üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Antik çağlardan beri çok sayıda hastalığın tedavisinde yararlanılan pelin otu (Artemisia absinthium L.) geleneksel olarak yanık ve yaralarda iyileştirici etkileri sebebiyle kullanılmaktadır. Tüm dünyada önemli bir halk sağlığı problemi olarak görülen yanık, her bireyin başına herhangi bir zaman diliminde gelebilen ağır travmalardandır. Yanık yönetimi erken cerrahi müdahale, sistemik ilaçlar ve yara bakımını içeren kompleks bir süreçtir. Yara bakımı amacıyla hidrojel yara örtüleri sıklıkla yanık tedavisinde tercih edilmektedir. Yara bölgesine gerekli nemi sağlaması, bariyer görevi görmesi, içerdiği biyoaktif moleküllerin kontrollü salınımını gerçekleştirmesi sebebiyle yaygın kullanımı mevcuttur. Ancak ülkemizde bulunan yara örtüleri hala yetersiz sayıda ve kolay ulaşılabilir değildir. Bu sebeple farklı dozlarda pelin otu ekstresi içeren kitosan temelli hidrojel örtüler üretilerek deneysel sıçan yanık modeli üzerindeki etkileri incelenmiştir. İlk olarak etanolik pelin otu ekstresi içerisindeki belirli fenolik bileşikler LC-MS/MS cihazıyla tespit edilmiştir. Etkileri araştırılan üç doz pelin otu ekstresinin antioksidan aktivitesi DPHH yöntemiyle hesaplanmıştır. Üretilen yara örtülerinin iki farklı bakteri suşu üzerindeki antimikrobiyal aktivitesi disk difüzyon metoduyla test edilmiştir. Deneysel yanık modeli oluşturulmuş 48 Sprague-Dawley dişi sıçandan 3. ve 21. günde alınan dokular histopatolojik olarak on bir kategoride incelenmiştir. ELISA yardımıyla doku IL-1α, IL-6, IL-10 ve TNF-α seviyeleri ölçülmüştür. Histopatolojik incelemeden elde edilen non-parametrik veriler IBM SPSS Statistics 26.0 istatistik programı kullanılarak Fisher Kesin Olasılık Testi Monte Carlo Simülasyonu yardımıyla analiz edilmiştir. Doku sitokin seviyelerinden elde edilen veriler JASP 0.17 istatistik programıyla analiz edilmiştir. Bağımlı değişkenin gün ve gruplar arasındaki ilişkisi İki Faktörlü Varyans Analizi kullanılarak test edilmiştir. İstatistiksel analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Pelin otu ekstresi içerisinde toplamda on beş fenolik bileşik kantitatif olarak tespit edilmiştir. Yüksek, orta ve düşük doz pelin otu ekstrelerinin antioksidan aktivitesi sırasıyla %91,1 ± 0,054, %89,6 ± 0,012 ve %84,1 ± 0,02 olarak hesaplanmıştır. Üretilen hidrojel örtüler Staphylococcus aureus (ATCC 29213) ve Pseudomonas aeruginosa (ATCC 27853) suşları üzerinde herhangi bir antimikrobiyal aktivite göstermemiştir. Histopatolojik incelemede 21.günden elde edilen fibrozis sonuçları istatistiksel olarak anlamlıdır. Doku sitokin seviyeleri tüm gruplarda pg/ml düzeyinde belirlenmiştir. Sonuç olarak; pelin otunun yara iyileşmesini çeşitli etki mekanizmalarıyla hızlandırdığı ve kitosan temelli hidrojel formunda yara örtüsü olarak kullanımının uygun olduğu sonucuna varılmıştır.

Artemisia absinthiumBitki özütüHayvan deneyleri+6
Meryem Aydın
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Anne sütünde bulunan probiyotiklerin belirlenmesi, kolon kanseri hücre hattında (HT-29) antiproliferatif etkilerinin ve apoptoz yolağındaki bazı gen ekspresyonlarının değerlendirilmesi

Günümüzde terapötik açıdan büyük önem taşıyan yeni probiyotik adayların keşfini sağlamak üzere tasarlanmış bu çalışmanın amacı, sağlıklı annelerden alınan süt örneklerinden bakteri izolasyonu, izole edilen bakterilerin probiyotik özelliklerinin aydınlatılması ve 16s rRNA dizilemesi ile moleküler karakterizasyonunun yapılması, karakterizasyonu yapılan izolatların insan kolon adenokarsinoma hücrelerinin (HT-29) proliferasyonuna olan etkisinin belirlenmesi ve apoptoz yolaklarını etkileyen Bax, Bcl-2, kaspaz-3 ve kaspaz-9 genlerin ekspresyon seviyelerinin tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda, anne sütünden izole edilen ve moleküler karakterizasyon çalışmaları ile Enterecoccus faecalis PA-1 (OQ642313) olarak tanımlanan laktik asit bakterisinin probiyotik doğası aydınlatılmıştır. Probiyotik özellikleri açısından PA-1 suşunun asit toleransı, safra toleransı test edilmiş ve simüle edilen GIS şartlarına dayanıklı olduğu, güvenirlilik testleri kapsamında gerçekleştirilen hemolitik aktivite tayini açısından gama hemolitik olduğu antibiyotik hassasiyeti açısından ise test edilen antibiyotiklere karşı duyarlı olduğu bu bağlamda güvenli olarak kabul edilebileceği, Klebsiella pneumoniae patojenine karşı inhibitör aktivite gösterdiği, DPPH serbest radikal süpürme yeteneği % 48 ve kolon hücrelerine adezyon yeteneği ''iyi adezyon'' olarak tespit edilmiştir. Bu çalışmaların sonucunda Enterecoccus faecalis PA-1 güçlü probiyotik potansiyeli taşıdığı tespit edilmiştir. Antikanser aktivite çalışmaları kapsamında E. faecalis PA-1'in McF 0.5, 5 ve 10 konsantrasyonlarının 18 saat sonunda hücre canlılığını %50'nin altına indirdiği kaydedilmiştir. Bu oran süre uzadıkça (24 ve 48 saat) daha da azalmıştır. Gen ekspresyon çalışmalarında, HT-29 hücre ortamına verilen canlı E. faecalis PA-1 suşunun 18 saatlik inkübasyonu sonucu tüm konsantrasyonlar kaspaz-3 ve kaspaz-9 gen ekspresyonunu anlamlı olarak artırırken Bcl-2 ifadesini baskılamıştır. Hücre ortamına verilen bakterilerin 24 ve 48 saatlik inkübasyonu sonucunda da 18 saate paralel sonuçlar elde edilmiştir. Özellikle McF 5 konsantrasyonu 48 saat sonrası gen ekspresyon seviyelerini kaspaz-3'te 9 kattan fazla ve kaspaz-9'da 13 kattan fazla indüklemiştir. Sonuç olarak E. faecalis PA-1'in HT-29 hücreleri üzerinde antikanser etkinliğinin olduğu söylenebilir. E. faecalis PA-1'in antikanser etkisi daha ayrıntılı moleküler testler ve farklı hücre hatlarında gerçekleştirilecek çalışmalar ile aydınlatılmalıdır.

Anne sütüAntineoplastik ajanlarGen ifadesi+6
Pınar Ağyar Yoldaş
Düzce University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Fabrika atığı olan üzüm posasından resveratrolün zenginleştirilmesi ve lesitin ile enkapsülasyonu

Son yıllarda beslenme bilincinin artmasıyla özellikle pandeminin de getirmiş olduğu etkiyle birlikte insanların doğal ürünlere eğilimi de artmıştır. Günümüze baktığımızda insanlar gıdaları sadece açlığı giderici olarak değil aynı zamanda sağlık üzerine olan etkilerinden faydalanmak amaçlı da kullanma ihtiyacı duymuşlardır. Artan bu ihtiyaçla birçok sektör sentetik gıda takviyeleri yerine doğal ve bitkisel ürünlerden elde edilen sağlığı destekleyici ürünler üzerine çalışmalarını başlatmışlardır. Bu yaklaşım, tüketicilerin sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmelerine ve beslenme ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olmayı hedeflemektedir. Tez konusu kapsamında şarap ve meyve suyu fabrikalarının endüstriyel atığı olarak hayvan yemine gönderilen üzüm posasısın en önemli bileşiklerinden olan resveratrol etken maddesinin eldesi ve saflaştırılması için metot geliştirilmiştir. Bu kapsamda üzüm posasından belirlenen ekstraksiyon metodu ve saflaştırma basamaklarından sonra kolon kromatoğrafisi ile zenginleştirme yapılarak fraksiyonların toplanması sağlanmıştır. Etken madde miktarı en az yirmi kat deriştirilerek lesitin yardımıyla enkapsülasyonu yapılmıştır. Aktif bileşenlerin enkapsülasyonu, elde edilen ürünün stabilizasyonunun sağlanması için önemli bir yöntemdir. Aynı zamanda çözünürlüğü düşük olan moleküllerin biyoyararlanımı arttırmak amacıyla yapılmaktadır. Resveratrol, biyoyararlanımı düşük ve stabilitesi zor bir etken bileşiktir. Kapsülleme işlemi sonrası in vitro gastrointestinal salınım testleri yapılmıştır. Kontrollü salınımlarının yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) yöntemiyle belirlenmesi, salınım davranışının açıklanması amaçlanmıştır. Elde edilen trans-resveratrol yapı tayini için LC-MS-MS, HPLC ve H-NMR analizleri gerçekleştirilmiştir. In vitro salınım testleri sonucunda lesitin ile kapsüllemenin resveratrolün biyoyararlanımını arttırdığı tespit edilmiştir.

BiyoyararlanımEnkapsülasyonKromatografi+6
Pınar Karagül
Düzce University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Flaş kromatografisi ile adaçayı (Salvia officinalis) bitkisinden zenginleştirilmiş rosmarinik asit eldesi

Salvia officinalis, Lamiaceae ailesine ait bir bitkidir ve genellikle soğuk havalarda soğuk algınlığı, boğaz ağrısı gibi rahatsızlıklarda çay olarak tüketilmektedir. Bunun yanı sıra adaçayı, yapraklarından uçucu yağ elde edilerek ithalatı ve ihracatı yapılmakta olan bir bitkidir. Bununla birlikte birçok alanda kullanılmaktadır. Salvia Latince'de "iyileştirici" anlamına gelirken, officinalis "tıbbi" anlamına gelmektedir. Salvia officinalis'in iyileştirici etkisi üzerine çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Genel anlamda bitki, fenolik bileşiklerce ve biyolojik aktivitesi kanıtlanmış uçucu yağlar açısından zengindir. Bunun yanı sıra adaçayı yapraklarından uçucu yağ elde edildikten sonra kalan kısım atık olarak kalmaktadır. Oysaki kalan sulu kısımda ve kalan bitki materyalinde de oldukça değerli etken maddeler bulunmaktadır. Bunlardan miktarca en fazla bulunanı; biyolojik aktivitesi ve farmakolojik etkileri üzerine araştırmaların devam ettiği rosmarinik asittir. Bu çalışma kapsamında Düzce yöresinden toplanan adaçayları gölgede kurutulmuştur. Uçucu yağ eldesinden sonra atık olarak kalan adaçayı bitki materyali üzerinde farklı ekstraksiyon denemeleri gerçekleştirilmiştir. Ekstraksiyon denemeleri; uçucu yağ çıkarma düzeneği kurulduktan sonra kalan posanın değerlendirilmesi üzerine yapılmıştır. Fakat kıyaslama adına ve en uygun metodun seçilebilmesi için direkt bitki materyaline manyetik karıştırıcı yardımıyla 2, 16, 24 saat ekstraksiyon süresi sürecek şekilde ekstraksiyon süreçleri de düzenlenmiştir. Çözücü olarak etanol, aseton ve saf su kullanılmıştır. Etken madde varlığı HPLC (yüksek basınçlı sıvı kromatografisi) cihazıyla ölçülmüştür. Klevenger düzeneği sonrası kalan posanın değerlendirildiği durumda etken madde miktarı oldukça yüksek çıkmıştır. Klevengere en yakın rosmarinik asit miktarı ise etanol ile ultrasonikasyonun kullanıldığı ekstraksiyon metodudur. Elde edilen ekstrelerdeki rosmarinik asit miktarları kromatografik cihazlarla tayin edilmiştir. Hem bitki materyalinden kalan atıktan elde edilen ekstraktlar hem de uçucu yağ eldesindeki distilasyon sonrası balonda kalan sulu fazdan elde edilen ekstraktta rosmarinik asit miktarı oldukça yüksek çıkmıştır. Elde edilen bu ekstreleri bitki materyalinden gelen diğer safsızlıklardan ayırabilmek için flaş kromatografisi kullanılmıştır. Burada elde edilen zenginleştirilmiş rosmarinik asit önce HPLC ile tayin edilmiştir. Sonrasında LC/MS (sıvı kromatografisi/ kütle spektrometresi) cihazıyla kütle taramasıyla molekülün doğruluğu kanıtlanarak saflığı yüksek zenginleştirilmiş rosmarinik asit elde edilmiştir.

Ada çayıEkstraksiyonKromatografi+2
Elif Sine Düvenci
Düzce University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kozmetik ürünlerde çeşitli organik maddelerin belirlenmesi için farklı mikroekstraksiyon yöntemlerinin geliştirilmesi

Yeşil kimya, ilkelerinin uygulanması ve genişletilmesi yoluyla sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunabilecek yeni bir felsefi yaklaşımdır. Yeşil kimya yaklaşımının kuralları dikkate alınarak yeni analitik metodolojiler ortaya çıkmıştır. Bu yeni analitik metodolojilerin bazılarında, yeşil ve organik çözücü kullanılmayan bir ekstraksiyon yöntemi geliştirmek için, çalışmalarda numune ön işlem proseslerine ultrasonik destekli sıvı-sıvı mikroekstraksiyon ya da vorteks destekli sıvı-sıvı mikroekstraksiyon ile birlikte sıvı-sıvı mikroekstraksiyon, magnetik katı faz mikroekstraksiyonu uygulanmaktadır. Son zamanlarda, magnetik katı faz ekstraksiyon (magnetik nano-metal oksitleri içeren), sıvı-sıvı mikroekstraksiyon (supramoleküler çözücüleri içeren) ve derin ötektik çözücü bazlı mikroekstraksiyon, hızlı ve basit ölçüm, düşük hacimde organik çözücü tüketimi ve yüksek konsantrasyon oranı ile literatürlerde popüler olan yeşil numune ön zenginleştirme teknolojilerindendir. Magnetik katı-faz mikroekstraksiyon yönteminde, mükemmel adsorpsiyon kapasiteleri ve kimyasal özellikleri nedeniyle magnetik nanopartiküller ekstraksiyon ve ayırma alanlarında kullanılmak üzere son dönemlerde oldukça tercih edilmektedir. Tez çalışmasında, kozmetik ürünlerden, farklı mikroekstraksiyon yöntemleri (derin ötektik çözücü bazlı, magnetik nanopartikül adsorpsiyon bazlı, supramoleküler çözücü bazlı) kullanılarak çeşitli organik maddelerin ekstraksiyonu gerçekleştirilmiştir. Sentezlenen magnetik zeolit nanokompozitin yapısı Fourier Dönüşümlü Infrared Spektroskopisi (FT-IR), X-ışını Kırınım Analizi (XRD) ve Enerji Dispersif X-ışınları Analizi (EDAX) gibi, morfolojileri ise Taramalı Elektron Mikroskop (SEM) yöntemleri ile incelenmiştir. Ayrıca sıvı-sıvı mikroekstraksiyon yöntemi kullanılırken sentezlenecek olan derin ötektik çözücünün yapısı da FT-IR spektroskopisi ve TGA analizi ile karakterize edilmiştir. Ayrıca geliştirilen mikroekstraksiyon yöntemleri için gerekli optimizasyon parametreleri belirlenmiştir. Bu yöntemler sonucu elde edilen ekstraksiyon fazları Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi (HPLC) cihazı kullanılarak analiz edilmiştir.

Katı faz mikroekstraksiyonKozmetiklerManyetik nanopartiküller+5
Aslıhan Dalmaz
Düzce University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Morchella importuna M. kuo, o'donnell & t.j. volk mantarının doğal ve kültürlenmiş misellerini sitotoksisite, antikarsinojen, antimikrobiyal etkisinin ın vıtro incelenmesi

Morchella cinsi içerisinde yer alan mantarlar ülkemizde 'Kuzugöbeği Mantarı' olarak bilinir. Kuzugöbeği Mantarları, tıbbi, gastronomik ve ekonomik olarak önemli makrofunguslardır. Çalışmamızda Morchella importuna ve kültürlenmiş miselyumlarının ekstrelerinin sitotoksisitesi, antikarsinojen ve antimikrobiyal etkisi in vitro olarak araştırılmıştır, Kültürlenmiş miselyumlar doku kültürü tekniği ile doğal mantardan üretilmiştir. Numunelerin sitotoksisite testi L-929 fare fibroblast hücre hattında WST-1 protokolü ile yapılmıştır. Antikarsinojen etki 64 yaşında kadın hasta overinden izole edilmiş bir hücre hattında CCK-8 protokolü ile çalışılmıştır. M. importuna ve kültürlenmiş miselyumlarının ekstrelerinin antimikrobiyal etkisi, seçilen test mikroorganizmaları ile disk difüzyon yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmamızın sonucu olarak M. impotuna ve kültürlenmiş miselyumlarından elde edilen ekstraktları L929 sağlıklı fare fibroblast hücre hattında sitotoksik etki göstermemiştir, primer over kanser hücrelerinde toksik etki göstermiştir. Ayrıca numunelerin; SE1 ekstraktının test edilen tüm bakterilere karşı antimikrobiyal aktivitesi olduğu belirlenmiştir.

Antienfektif ajanlarAntineoplastik ajanlarKuzugöbeği+3
Selime Semra Erol
Düzce University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni yöntemle sentezlenen tetrazol türevlerinin tirozinaz enzimi üzerindeki etkinliğinin incelenmesi ve krem formülasyonunda etken madde olarak kullanılması

Bu çalışmada yeni bir sentez yöntemiyle sentetik cilt beyazlatıcı ve leke önleyici bir bileşiğin eldesi ve krem formülasyonunda kullanılması hedeflendi. Çalışma dört aşamada gerçekleştirildi. İlk aşamada moleküler yerleştirme çalışması yapıldı. Sentezi planlanan 5-sübstitüe-1H-tetrazol türevleri için tirozinaz enzimini inhibe etme potansiyeli olan türevler tespit edildi. İkinci aşama sentez aşamasıdır. Aril aldehit türevleri kullanılarak alüminyum oksi-hidroksit-destekli Pd nanopartikül (Pd/AlO(OH) NPs) etkisinde yeni metodoloji geliştirilerek benzilidenmalononitril (BMN) ve 5-sübstitüe-1H-tetrazol türevleri sentezlendi. Yapılan denemelerle 2-24 saat aralığında kantitatif verimlerle 11 adet BMN türevi ve 3-6 saat aralığında %60-95 verimlerle 12 adet 5-sübstitüe-1H-tetrazol türevi sentezlendi. Bileşiklerin yapıları 1H NMR, 13C NMR ve FT-IR gibi spektroskopik yöntemlerle karakterize edildi. Üçüncü aşamada 5-sübstitüe-1H-tetrazol türevlerin tirozinaz enzim etkinlikleri in vitro olarak incelendi. Enzim inhibisyon etkinliği en yüksek olan 3-(3,4-diklorofenil)-2-(1H-tetrazol-5-il)akrilonitril (35) (IC50: 45,00±3,28 µM) molekülü için in siliko (BOILED-Egg model ve biyoyararlanım radarı) testler gerçekleştirildi. Dördüncü aşamada 3-(3,4-diklorofenil)-2-(1H-tetrazol-5-il)akrilonitril (35) ile krem formülasyonu oluşturuldu. Elde edilen krem formülasyona kozmetik ürün testleri (mikrobiyolojik analiz, antimikrobiyal koruyucu etkinlik testi, fizikokimyasal testler ve antipigmentasyon in vitro ürün testi) yapıldı. Mikrobiyolojik analiz sonuçlarına göre formülasyon "Kozmetik Ürünlerin Mikrobiyolojik Kontrolüne ilişkin Kılavuz" hükümlerine uygun olduğu belirlendi. Krem formülasyonunda S. aureus, P. aeruginosa, E. coli ve C. Albicans mikroorganizmalarına rastlanmadı. Toplam aerobik mezofilik mikroorganizma ve toplam küf-maya sayısının 102 cfu/g'yi aşmadığı tespit edildi. Antimikrobiyal koruyucu etkinlik testi ile krem formülasyon içeriğinin mikroorganizma (S. aureus, P. aeruginosa, E. coli, C. albicans ve A. brasiliesis) üremesine karşı ISO 11930 kabul kriterlerine (kriter A) uygun olduğu tespit edildi. Anti pigmentasyon testi ile insan epidermal melanosit hücre hattına artan konsantrasyonlarda (25, 50, 100 ve 200 µg/mL) ilgili formülasyon uygulandı. Krem formülasyonunun kontrol grubuna göre melanin sentezini inhibe ettiği tespit edildi.

Elif Aydınlı
Düzce University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Apilarnil takviyesinin akut egzersiz yaptırılan ratlarda kas hasarı üzerine etkisinin araştırılması

Erkek arı larvası (Apilarnil) sağlık, gıda, kozmetik alanlarında kullanılan, sahip olduğu yüksek besin değeri ile gıda takviyesi ve ilaç olarak tasarlanabilme potansiyeli bulunan geleneksel ve tamamlayıcı tıpta yer edinmiş bir doğal üründür. Erkek arıların 3-7 günlük larva hali olan apilarnilin immün sistemi koruyucu ve antioksidatif kapasiteyi artırıcı etkisiyle terapötik bir ajan olabileceği bilinmektedir. Ayrıca zengin protein ve amino asit içeriği sayesinde, akut egzersizde oluşan kas hasarını ve oksidatif stresi azaltmasıyla sporculara özel besin takviyesi için güçlü bir adaydır. Tezin amacı, akut egzersizle tetiklenen kas dokusundaki hasarın ve bu hasara apilarnilin etkisinin biyokimyasal ve histolojik analizler ile değerlendirilmesi, inflamasyon ve oksidatif stres ile ilişkisinin araştırılmasıdır. Çalışmada erkek Sprague Dawley sıçanlar; kontrol (K), apilarnil (A), whey (W), egzersiz (E), egzersiz+whey (EW) ve egzersiz+apilarnil (EA) gruplarına (n=6/grup) ayrılmıştır. Egzersiz gruplarına 2 hafta alıştırma sonrası akut koşu egzersizi yaptırılıp, egzersizden yarım saat sonra apilarnil (0.8 g/kg) ve whey proteini (2 g/kg) uygulanmıştır. Kan serumlarından yapılan biyokimyasal analizlerde A ve W grupları, kontrole göre katalaz (CAT) ve glutatyon (GSH) aktiviteleri üzerinden artış göstermiştir. Bunun yanı sıra akut egzersiz uygulanan gruba göre EA grubu CAT ve GSH aktivitesi bakımından, EW grubu ise CAT aktivitesi bakımından antioksidan kapasiteyi artırmıştır. Süperoksit dismutaz (SOD) ve sirtuin 1 (SIRT1) aktiviteleri için anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05). E grubunda kontrole göre kreatin kinaz (CK) ve laktat dehidrojenaz (LDH) aktivitesi artmıştır. EW ve EA gruplarında ise bu parametrelerde azalma gözlenmiştir. Bu veriler, kas hasarı oluşum ve onarım mekanizmasının SIRT1 proteinlerinin aktivasyonuyla ilişkili olmadığını düşündürmektedir. İnterlökin-6 (IL-6) ve interlökin-10 (IL-10) parametreleri açısından E grubunda kontrole kıyasla fark belirlenmemiş, akut egzersiz inflamasyona anlamlı düzeyde sebep olmamıştır. Histolojik incelemelerde miyonekroz, ödem ve immatür kas lifi oluşumu açısından gruplar arası fark tespit edilmemiştir (p>0.05). Kas kuvveti ve performansı üzerine apilarnil ile ilgili sinyal yolakları ve etki mekanizmalarının aydınlatılması için daha ayrıntılı ve daha uzun süreli bir çalışma planı tasarlanması gerekmektedir.

Cemre Başol
Düzce University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğal kaynaklardan glutatyon elde edilmesi, saflaştırılması ve farmasötik formda değerlendirilmesi

Glutatyon (GSH), hücrelerde sentezlenen düşük molekül ağırlıklı glutamik asit, sistein ve glisin amino asitlerinden oluşan bir tripeptittir. GSH, hücreleri oksidatif hasardan ve ksenobiyotik elektrofillerin toksisitesinden korumanın yanı sıra redoks homeostazını sürdürmede kritik roller oynar. GSH, çok sayıda temel biyolojik süreçte yer alan ve çeşitli dejeneratif hastalıklara müdahalelerde kullanılan güçlü antioksidan aktiviteye sahiptir. GSH'ın oral yolla verilmesi gastrointestinal (GI) sistemdeki fizikokimyasal bariyerler nedeniyle diğer protein ve peptit ilaçlarına benzer şekilde zorlu olmaya devam etmekte ve düşük oral biyoyararlanıma neden olmaktadır. Dağılımı iyileştirmek için hidrojeller, nanopartiküller içine kapsülleme, mikroemülsiyonlar ve lipozomlar gibi klinik terapötik etkilere sahip uygun formülasyonlar yeni nesil stratejiler kullanılmaktadır. Bu çalışmada, öncelikle, donmuş ve taze brokoli (Brassica oleracea), ıspanak (Spinacia oleracea), lahana (Brassica oleracea var. capitata f. alba) ve semizotu (Portulaca oleracea)'dan etkili GSH düzeyleri elde edilmesini sağlandı. GSH'ı niceliksel olarak ve niteliksel olarak belirlemek için UV ve floresan dedektörlü HPLC kullanarak analitik yöntemler geliştirildi ve sonuçlar karşılaştırıldı. HPLC-UV sonuçlarına göre en yüksek GSH seviyesi liyofilize ıspanak bitkisi ile elde edilirken taze semizotu bitkisinden pik elde edilemedi. HPLC-FLD sonuçlarına göre en yüksek GSH seviyesi liyofilize ıspanak bitkisinde elde edilirken taze ve liyofilize semizotu bitkisinden pik elde edilemedi. HPLC sonuçları karşılaştırıldığında, sonuçlarda her iki analitik yöntem için de benzer sonuçlara ulaşıldı. Daha sonra araştırma, terapötik çalışmalar için farmasötik bir ürün geliştirme nihai hedefiyle GSH' ın biyoyararlılığını artırmaya yönelik stratejilere odaklandı. Bu amaçla doğal kaynaklı glutatyon bazlı enjekte edilebilir hidrojel ve ticari glutatyon bazlı enjekte edilebilir hidrojel tasarlandı. Kimyasal yapı açısından benzer sonuçlar elde edilirken, doğal kaynaklı glutatyon bazlı enjekte edilebilir hidrojelin daha iyi homojen bir dağılıma sahip olduğu gözlendi. Sonuçlar, doğal kaynaklı glutatyon bazlı enjekte edilebilir hidrojel stratejisinin, oldukça gelişmiş antioksidan ve biyoaktif özelliklere sahip yeni nesil GSH bazlı hidrojel için yeni bir strateji olduğunu göstermektedir.

AntioksidanlarBiyomalzemelerGlütatyon+1
Fatmanur Bostan
Düzce University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Seyitömer Höyük Erken Tunç Çağı III tabakalarına ait arkeobotanik kalıntılar ile günümüz çevre köy yerleşmelerine ait etnobotanik çalışmaların birlikte değerlendirilmesi

Bu çalışma, Kütahya İli sınırları içerisinde yer alan Seyitömer Höyük yerleşmesinin Erken Tunç Çağı III evresine ait arkeobotanik bulgular ile höyük çevresindeki yedi köy ve bir kasabada gerçekleştirilen etnobotanik verileri karşılaştırmalı olarak ele almaktadır. Araştırmanın temel amacı, tarih öncesi yerleşimlerdeki bitki kullanım uygulamalarının günümüz geleneksel bilgi sistemleriyle olası sürekliliğini ve dönüşümünü incelemektir. Arkeobotanik analizler kapsamında 214 örnek değerlendirilmiş, bunlardan 28 familyaya ait 84 takson ve toplam 530.087 adet bitki kalıntısı tespit edilmiştir. Etnobotanik saha çalışmaları çerçevesinde ise 117 katılımcı ile görüşme yapılmış; 35 familyaya ait 147 taksonun, 19 alttür, 5 varyete ve 7 endemik türün çeşitli kullanım biçimleri kaydedilmiştir. Karşılaştırmalı analiz sonucunda, arkeobotanik ve etnobotanik veriler arasında 33 taksonun kesişimi belirlenmiş; bu kesişimler üzerinden kültürel süreklilik ve değişim süreçleri yorumlanmıştır. Çalışma, arkeobotanik ve etnobotanik verilerin birlikte ele alınmasının, tarihsel ekolojik bilgi birikiminin çözümlenmesinde işlevsel bir yöntem sunduğunu ortaya koymaktadır.

Leman Kutlu
Düzce University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Dişi ratlarda arı sütünün üreme sağlığı ve doğurganlık (fertilite) üzerine etkilerinin araştırılması

Arı sütü genç işçi arıların hipofaringeal bezlerinden salgılanan bir arı ürünüdür. Bu tez çalışmasında içeriği ve antioksidatif özellikleri belirlenen arı sütünün büyüme, gelişme ve üreme sağlığı üzerine etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla çalışmada hem immatür ve hem de matür dişi Spraque Dawley ratlar kullanılmıştır. İmmatür (30 günlük) ratlar; kontrol (IM), 200 mg/kg (IM200), 300 mg/kg (IM300) ve 400 mg/kg (IM400) arı sütü ile beslenen 4 gruba ayrılmıştır ve 75 gün boyunca arı sütü ile beslenmiştir. Matür (60 günlük) ratlar; kontrol (M), 200 mg/kg (M200), 300 mg/kg (M300) ve 400 mg/kg (M400) arı sütü ile beslenen dört gruba ayrılmış ve 45 gün boyunca arı sütü ile beslenmiştir. Besleme süresi boyunca ratların kilo ve boy ölçümü gerçekleştirilmiş, kalp kanları alınmış; besleme süresi sonunda, ratların tamamı 105 günlük yaşa ulaştığında sakrifiye edilerek over ve uterus dokuları alınmıştır. Arı sütü ile beslemenin boy, kilo ve vücut kitle indeksi (VKI) üzerine etkisi bulunmamıştır (p>0,05). Arı sütü ile beslemenin growth hormon (GH), progesteron (P) ve folikül uyarıcı hormon (FSH) üzerinde anlamlı bir etkisi tespit edilmemiştir (p>0,05). Arı sütünün artan dozu estradiol (E2) seviyesi açısından immatür gruplarda artışa, matür gruplarda azalışa yönelik etki göstermiştir. İmmatür dönemden itibaren uzun süreli (75 gün) arı sütü ile beslenen gruplarda doza bağımlı olarak anti mullerian hormon (AMH) azalmıştır. Matür çağda 200 mg/kg arı sütü ile besleme primordial (PF I) sayısını artırıcı, over ve uterus dokularında GSH-Px antioksidan özelliği artırıcı etki göstermiştir. İmmatür dönemden itibaren uzun süreli arı sütü ile beslendiğinde endometriyal ve miyometriyal yapıyı koruyucu özellik göstermiştir. Bulgular; arı sütünün çocuklarda anormal büyüme ve gelişmeye neden olmadığını göstermiştir. Arı sütünün, kadın üreme sağlığını hormonları dengeleyerek ve üreme organlarının fiziksel koşullarını iyileştirerek olumlu yönde etkilediği; dişi üreme ömrünü uzatan bir etki gösterdiği sonucu çıkarılmıştır.

Asiye Elvan Bellici
Düzce University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Bitkisel kaynaklardan melatonin saflaştırılması ve farmasötik formda değerlendirilmesi

Melatonin (MEL), son yıllarda dünya çapında giderek artan bilimsel ilgi görmektedir. N-asetil-5-metoksi triptamin (C13H16N2O2) olarak da bilinen MEL, esas olarak omurgalıların epifiz bezi tarafından ve ikincil olarak diğer doku ve organlar tarafından sentezlenebilen doğal bir hormondur. Önceleri sadece hayvansal bir hormon olarak bilinen MEL'in bitkilerde de var olduğu keşfinden sonra bu molekül üzerinde sayısız araştırma yapılmış ve bitkilerde de hayvanlardakine benzer görevler üstlendiği ortaya konulmuştur. Özellikle yenilebilir bitkilerde doğal olarak bulunan biyoaktif bileşiklere yönelik araştırmalar, beslenme ve sağlık açısından oldukça önemli olup daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda Gümüşi Ihlamur (Tilia tomentosa Moench), Papatya (Matricaria recutita L.), Melisa (Melissa officinalis L.), Şekerotu (Stevia rebaudiana Bertoni), Adaçayı (Salvia officinalis L.) ve Sarı Kantaron (Hypericum perforatum L.) bitkilerinin kurutulmuş formlarından literatüre göre seçilen çözücülerle MEL ekstraksiyonu yapılmış, ekstrelerdeki MEL miktarları HPLC-UV ile hesaplanmıştır. En yüksek verim gözlemlenen Stevia rebaudiana Bertoni bitkisinde, melatonin saflaştırılıp LC-MS' de karakterizasyonu yapılmıştır. Saflaştırılan MEL'i farmasötik formda değerlendirmek için yumuşak tablet formu seçilmiş, karakterizasyon analizleri yapılmıştır. Özetle, bitki kaynaklı melatonin (fito-melatonin) yumuşak tablet formunda tasarlanarak başarıyla tamamlanmıştır.

EkstraksiyonHPLC yöntemiMelatonin
Sümeyye Zarf Tokan
Düzce University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğal benzoin/benzil analoglarının sentezi, biyolojik aktivite çalışmaları ve Fusarium sp. YP9B'nin ürettiği sekonder metabolitlerin izolasyonu ve karakterizasyonu

Tezin ilk bölümünde benzoin (1-29), benzil (30-50) ve stilben (51-62) türevi bileşikler sentezlendi. Sentezlenen bileşiklerin antioksidan, enzim inhibisyonu, 18 farklı mikroorganizmaya karşı antimikrobiyal aktiviteleri, 4, 15, 25 ve 35 nolu bileşiklerin HeLa ve RPE-1 karşı ve ayrıca 4, 15, 22, 23a+b, 24a+b, 25, 26, 27, 28, 29a+b, 35, 45, 46, 47, 48, 49 ve 50 nolu bileşiklerinde MCF7, HT29, C6 ve Hep3B'ye karşı antikanser testleri yapılmıştır. FRAP'a göre 29a+b, CUPRAC'a göre 50 ve DPPH'a görede 43 nolu bileşikler en etkili antioksidan olarak bulunmuştur. 1-62 Nolu bileşiklerin antimikrobiyal etkinliklerinde 6a+b, 26 ve 33 nolu bileşiklerin MİK değerleri 9-12 µg/mL aralığında Staphylococcus aureus, Streptococcus mutans, Bacillus cereus ve Mycobacterium smegmatis'e karşı en etkili bulunmuştur. Sentezlenen bileşikler içinde 7, 26, 46, 22 ve 26 nolu bileşikler sırasıyla α-amilaz, α-glukozidaz, asetilkolinesteraz, bütirilkolinesteraz ve tirozinaz enzimine karşı standartlar kadar etkinlik göstermişlerdir. Sentezlenen 4, 15, 25, ve 35 nolu bileşiklerin HeLa ve RPE-1'e karşı aktiviteleri araştırılmış olup, 4 ve 25 nolu bileşikler HeLa ve RPE-1'e karşı standart (cis-platin) kadar veya daha etkin oldukları görüldü. 47 Nolu bileşik C6'ya, 28 nolu bileşik Hep3B/HT29'a ve 46 nolu bileşiğin MCF7'ye karşı en etkili bulunmuştur. Tezin ikinci kısmında Fusarium oxysporum suşunun ürettiği 10 adet yeni sekonder metabolitler izole edilip spektroskopik yöntemlerle karakterize edilmiştir. İzole edilen bileşiklerin 13 ayrı mikroorganizmaya karşı antimikrobiyal MIK ve MBK dozların belirlenmiştir. FO-1, FO-4a-c ve FO-5 nolu bileşiklerin B. cereus'e karşı sırasıyla 0.94 µg/mL, 2.1 µg/mL, ve 0.8 µg/mL MIK değeri göstermiştir. İzole edilen FO-1-5 nolu bileşikler arasında FO-1, FO-4a-c ve FO-5 bileşikler MCF-7, PC-3 ve A549 hücre hatlarına karşı antikanser aktiviteye sahip oldukları belirlendi. FO-1 nolu bileşik 15.01±4.55 µM IC50 değeriyle MCF7'ye ve FO-4a-c nolu bileşiklerinden 7.51±1.38 µM IC50 değeriyle A549'a karşı en etkili bulundu. Sentezlenen ve izole edilen tüm bileşikler spektroskopik yöntemlerle ve ACD NMR programı yardımıyla karakterize edilmiştir.

Gözde Bozdal
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Anzer balı'nın moleküler yöntemlerle karakterizasyonu

Sahteciliğin en fazla yapıldığı doğal gıdalardan biri olan balın botanik ve coğrafik kökeninin belirlenebilmesi için melissopalinolojiden daha basit, daha az zaman alıcı ve daha güvenilir özel yöntemler kullanarak sahteciliğin önüne geçmek mümkün olabilir. Bunun için son yıllarda, polen tanelerinin tanımlanması için yeni nesil dizileme analizi alternatif yaklaşım olarak önerilmiştir. Bu tez çalışmasında Rize iline bağlı Anzer (Ballıköy)'de üretilen üç bal örneği, elde edilen bal metagenomu nrDNA ITS (ITS1 ve ITS2) kullanarak ilk kez analiz edilmiş, melissopalinolojik ve palinolojik verilerle birlikte değerlendirilmiştir. Öncelikle incelenen üç bal örneğinden melissopalinolojik çalışma için polen izolasyonu ve tanımlaması, NGS analizi için de total DNA izolasyonları yapıldı ve kalitesi spektrofotometrik yöntemlerle belirlendi. Daha sonra her bir bal örneğinden izole edilen metagenoma ait ITS verileri yeni nesil dizileme (NGS) tekniklerinden Illumina Miseq kullanılarak dizilendi ve tez kapsamında hazırlanan referans kütüphanesi ile karşılaştırıldı. NGS analizi ile toplamda üç bal örneğinden ITS1 için 310 745 ve ITS2 için 39 835 filtrelenmiş çift taraflı okuma elde edilmiştir. Toplamda filtrelenmiş ITS1 okumalarının 233 655 (%75.2)'i, ITS2 okumaların 27 230 (%68.4)'ü özel hazırlanmış referans kütüphanedeki veri tabanı ile en az familya düzeyinde olmak üzere cins veya tür düzeyinde eşleşmiştir. NGS analizi sonucunda incelenen bal örneklerinde toplamda 27 familya ve 54 takson belirlenmişken, melissopalinoloji ile 20 familya ve 34 bitki taksonu belirlenmiştir. Melissopalinoloji analizine göre %63 den daha fazla takson içeren NGS sonuçları, tüm bal örneklerinde familya ve cins düzeyinde melissopalinoloji ile birçok ortak takson barındırdığı ve tür düzeyinde daha yüksek çözünürlük sağladığı tespit edilmiştir. Her iki teknikle belirlenen bitkilerde bazı farklılıklar olsa da, tanımlanan baskın floral bileşenler yüksek benzerlik göstermiştir. Bu sonuçlar NGS'nin Anzer balının kökenini tespit etmede daha güçlü ve güvenilir bir yöntem olduğunu göstermiştir.

Anzer balıDNA dizileme
Zeynep Türker
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Lactuca boissieri, cicerbita petiolata ve lactuca bourgaei türlerinin bileşenleri ve biyolojik etkinlik araştırmaları

Doğal ürünler, farmakoloji ve tıpta önemli bir rol oynamaktadır. Lactuca Asteraceae familyasına ait önemli bir cinstir. Özellikle ılıman ve sıcak bölgelerde yayılış gösteren bu cins Avrupa, Asya, Kuzey Amerika, Avustralya ve Afrika'da yaygın olarak yetişmektedir. Cinse ait bitkiler, hem ekonomik, hem de tıbbi açıdan önemli türleri bünyesinde bulundurmaktadır. Doktora tez kapsamında Lactuca boissieri, Lactuca bourgaei ve Cicerbita petiolata türlerinin toprak üstü kısımlarından farklı çözücülerle (hekzan, kloroform, etil asetat, metanol ve su) hazırlanan ekstraktlar üzerinde ilk kez biyolojik aktivite (antioksidan, antimikrobiyal, enzim inhibisyonu ve sitotoksik aktivite) ve fitokimyasal çalışmalar gerçekleştirildi. Türlerin antioksidan kapasiteleri, Toplam Fenolik Madde Miktarı Tayini, FRAP Ölçümü, CUPRAC Tayini ve DPPH Radikali Giderme Aktivitesi Tayini ile belirlendi. Biyolojik aktivite çalışmalarının sonucunda, türlerin orta düzeyde antioksidan ve antimikrobiyal kapasiteye sahip olduğu gözlemlendi. Ekstrelerin enzim inhibisyonu çalışmaları asetilkolinestereaz, tirozinaz ve α-glukozidaz enzimleri kullanılarak gerçekleştirildi. Ekstrelerin sadece tirozinaz enzimine karşı iyi inhibisyon gerçekleştirdiği görüldü. Metanol ekstrelerinin MTT testi kullanılarak sağlıklı fare fibroblast hücreleri üzerinde yapılan sitotoksisite çalışması sonucunda ekstrelerin herhangi bir toksik etki göstermediği görüldü. Biyolojik aktivite çalışmaları sonucunda L. bourgaei türünün diğerlerine göre daha iyi aktivite sergilediği görüldü.Türlerin HPLC-DAD ile fenolik içeriğine bakıldığında her üç türde 8 tane fenolik asit (protokatekuik asit, p-OH benzoik asit, klorojenik asit, vanilik asit, kafeik asit ve kikorik asit) ve 4 tane flavonoid (luteolin-7-glukozit, apigenin-7-glukozit, luteolin, apigenin) bileşiği ortak olarak bulundu. Ayrıca bitkilerin uçucu yağlarının GC-MS ile kimyasal içeriğine bakıldığında ise her üç bitkide dekanal, (E,E)-2,4-nonadienal, (2E)-dekenal, (E,E)-2,4-dekadienal, tridekanal, tetradekanal, fiton ve hekzadekanoik asit ortak olarak bulundu.

Feyza Demir
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00