Düzce University
Anabilim Dalı

Radyo Televizyon ve Sinema Anabilim Dalı

Düzce University

357

Arşivlenen Tez

4

DOI Atanmış

1%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gelenekselden internete televizyon yayıncılığında dönüşüm: Türkiye örneği

Günümüz şartlarında teknolojinin çok hızlı ilerlediği göz önünde bulundurulduğunda, bu hızlı ilerlemenin iletişim şekillerini de etkilemesi kaçınılmazdır. İletişimin her alanını etkileyen teknolojiyi, özellikle kitle iletişim araçlarındaki varlığını hissettirmektedir. Kitle iletişim araçlarından biri olan televizyon, teknolojinin ilerlemesi ve internet alt yapısının ortaya çıkmasıyla beraber dijital ortamda yerini almıştır. Geleneksel televizyon yayıncılığı ücretsiz olmasına rağmen, dijital televizyon sağladığı olanaklarla beraber cazibe merkezi haline gelmektedir. Geleneksel televizyon yayınlarını bedava ama reklam kuşakları ya da hızlı üretim içerikleriyle tüketmektense insanlar, daha fazla özgürlük alanı sunan ama ücretli olmasına rağmen dijital yayınlara yönelmeye başlamıştır. Bu yönelimin başta ekonomik boyutları olmak üzere sebepleri ortaya koyulmuştur. Dijitalleşen televizyon yayıncılığının günümüz medyasında nasıl konumlandığı ve toplumsal olarak nasıl algılandığını belirlenmesi gerek içerik üretimi gerekse tüketimi noktasında önemlidir. Bu yayın tercihlerinin nasıl şekillendiği ve dönüşen bu yayıncılık anlayışı irdelenmiştir. Bu irdeleme sonucunda televizyon yayıncılığında dijital de ya da gelenekselde rastlanan dezavantajlar ve sınırlılıklar belirlenmiş ve bunlar için bir çözüm yolu üretilmesinin önü açılmıştır. Tez için yapılan literatür taramaları ve yararlanılan kuramcıların bakış açıları haricinde bu konu üzerinde çalışmış akademisyenlerin ve konu edilen şirketlerde üst düzey karar alma mercilerinde görev alan çalışanların bilgilerine baş vurmak adına derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiş ve çeşitli istatiksel verilerden faydalanılmıştır. Bu çalışmanın ilk bölümünde iletişimin tarihinden söz ederek televizyonunun geçtiği evreler resmedilmiştir. İkinci bölüme gelindiğinde ise dijitale olan dönüşümü tanımlamak için başta Marx olmak üzere Weber, McLuhan ve Innis gibi kuramcılardan faydalanılmıştır. Üçüncü bölümde ise dijital televizyonu anlamlandırabilmek için çeşitli olanaklarından ve alt yapı özelliklerinden bahsedilmiştir. Son bölüme gelindiğinde ise asıl konu olan Netflix, Blu TV ve Puhu TV kanallarının internet üzerinden yaptığı yayıncılık anlayışı irdelenmiş ve insanların neden daha fazla dijital yayınları tercih ettiği ortaya konulmuştur. Dijital televizyonculuğun daha fazla ön plana çıkması ve daha tercih edilebilir bir hale geliyor olmasının başlıca sebepleri sağladığı özgürlük alanı birey içeriği istediği koşullarda tüketebilmektedir. Ayrıca zamandan tasarruf etmeyi de sağlayan bu platformlar zengin arşivleri ve kaliteli yapımlarıyla geleneksek televizyonculuk anlayışından dolayı daha fazla tercih edilebilir bir noktadadır.

BluTVNetflixPuhu TV+5
Ümran Varol
Aydın Adnan Menderes University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2000 sonrası Türk sinemasında Adana: Yeniden-üretim çağında sinema ve kentsel imaj ilişkisi

Bu araştırma medyada Adana ve Adanalıların çoğunlukla olumsuz özelliklerle işlendiği; televizyonda ya da çeşitli platformlarda yayımlanan dizilerde ya da filmlerde Adana ve Adanalıların çoğunlukla suçla ilişkilendirilerek sunulduğu varsayımından hareket eder. Bu varsayıma göre medya ve kültür endüstrisinin bir ürünü olarak Adana'da çekilmiş filmlerde Adana ve Adanalılar belirli bir çerçeveye hapsedilmiştir ve Adanalı imgesi, öfke ve suçla ilişkilendirilerek bir manipülasyon içerisinde sunulmaktadır. Çalışma ile medyadaki Adana ve Adanalı imgesinin olumsuz özelliklerle oluşturulmasından yola çıkarak, iletişim ve kültürel çalışmalar bağlamında Adana ve Adanalıların 2000 sonrasında Türk sinemasındaki işlenişinin nicel ve nitel yönlerini soruşturmak amaçlanmaktadır. Araştırmanın kapsamını Adana'da geçen, Adana'yı ve Adanalıları bir biçimde yeniden-üreten, Türkiye'de çekilmiş uzun metraj kurmaca filmler oluşturmaktadır. Araştırma kapsamındaki filmler, medya ve kültür endüstrileri bağlamında "yeniden-üretim" kavramıyla çözümlenmiştir. Bu bağlamda filmlerin ne kadar seyirciye ne kadar süreyle ulaştığı Box Office Türkiye ve dijital platform verileri üzerinden incelenmiş ve ayrıca bu filmlerde Adana ve Adanalıların hangi özelliklerle ve imgelerle sunulduğu; hangi metaforların, metonimlerin ve motiflerin kullanıldığı ve bunların medya ve kültür endüstrisiyle ilişkileri tartışılmıştır.

Bağımsız sinemaKentsel filmTür film+1
Batukan Ceyran
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Milli sinema'da aşk temasının Yücel Çakmaklı filmleri bağlamında değerlendirilmesi: Birleşen Yollar, Oğlum Osman ve Memleketim filmi örnekleri

Bu araştırmanın amacı Milli Sinema'da aşk temasını Yücel Çakmaklı filmleri bağlamında değerlendirmektir. Bu doğrultuda Yücel Çakmaklı filmografisinde yer alan Birleşen Yollar, Oğlum Osman ve Memleketim filmleri örnekleminde bir çalışma yürütülmüştür. Milli Sinema yaklaşımının kurucusu ve en önemli temsilcilerinden biri olan Yücel Çakmaklı, sinemaya İslami çizgide milli bir görev ve vizyon kazandırmasıyla öne çıkmaktadır. 1960'larda ortaya çıkan Milli Sinema anlayışı, sinematik anlatılara manevi ve kültürel geleneklerle desteklenen belirgin bir ulusal perspektifin kazandırılması gerekliliği düşüncesine dayanmaktadır. Yücel Çakmaklı filmlerinde Türk ve Batı medeniyetlerinin özniteliklerinin karşılaştırmalı bir şekilde incelendiği açıktır. İnsanların milli ve dini öz değerlerine geri dönmesi gerektiği düşüncesinin baskın olduğu filmlerde batılılaşma eleştirilerinin de yapıldığı gözlemlenmektedir. Bu araştırmada ise Çakmaklı'nın ilk dönem filmlerinden olan Birleşen Yollar, Oğlum Osman ve Memleketim filmleri aşk teması çerçevesinde analiz edilmiştir. Beşeri ve ilahi aşkın diyalektiğinde, beşeri aşkın bir yönü olarak kabul edilen cinselliğin de evlilik dışı yaşanmasının eleştirisi görülmektedir. Beşeri aşk kavramı anlatı odağını bu filmlerde genel olarak aile yapısı içinde ya da romantik ilişki biçiminde bulmaktadır. Söz konusu filmlerde ilahi aşk ise, karakterlerin kendi dini ve milli kimliklerini bulmada etkin olan bir dinamik olarak öne çıkmaktadır. Filmlerde ilahi aşkın sadece camii, ezan, seccade gibi dini semboller üzerinden değil, bayrak ve tarihi yapılar gibi milli sembollerle de ifade edildiği açıkça görülmektedir. Bu doğrultuda ilahi aşk kavramı, karakterlerin hem dini hem de milli bilinç yönünde bir değişim yaşamalarını sağlaması bakımdan önemlidir. İçerik analizinin yapıldığı üç filmde de karakterlerin dönüşümünde, ilahi aşk olgusunun beşerî aşk kavramının önünde olduğu gözlemlenmiştir. Bundan dolayı aşk kavramının Yücel Çakmaklı filmografisinde tematik analizinin gerekliliği oluşmuştur.

Emrah Gökduman
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir popüler kültür ürünü olarak tarih konulu Türk dizilerinde tarihin sunumu

Günümüzde dijital platformların etkisiyle geniş kitlelere ulaşan tarih dizileri, popüler kültürün önemli bir unsuru hâline gelmiştir. Türkiye'de bu yükseliş, özellikle Diriliş: Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi yapımlarla belirginleşmiş; bu diziler tarihsel figürleri kahraman merkezli ve idealleştirilmiş bir anlatıyla sunarak toplumsal hafıza ve ulusal kimlik inşasına katkıda bulunmuştur. Bu çalışma, Friedrich Nietzsche'nin romantik tarih anlayışı ile Joseph Campbell'ın "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" modeli çerçevesinde Türk tarih dizilerindeki tarihsel anlatıyı incelemektedir. Nietzsche'nin romantik tarih yaklaşımı geçmişin nesnel bir aktarımından ziyade, toplumsal kimliğin duygusal ve ideolojik ihtiyaçlarına hizmet edecek biçimde yüceltilmiş bir geçmiş sunumunu öngörür. Campbell'ın kahraman modeli ise bu yüceltilmiş tarih içinde kahramanın nasıl mitik bir figüre dönüştürüldüğünü açıklayan evrensel bir anlatı şeması sunar. Bu iki kuramsal çerçevenin birleştiği noktada, tarihsel kişilikler dramatik yapı içerisinde "kader tarafından seçilmiş kurtarıcı" figürlerine dönüştürülmektedir. Çalışmada incelenen dizilerde Ertuğrul ve Osman, tarihsel kaynaklarda sınırlı yer tutan biyografik unsurlardan ayrıştırılarak mitolojik bir kahraman döngüsü içinde yeniden kurgulanmaktadır. Kahramanın sınavlardan geçmesi, rehberlik alması, olağanüstü güçlerle karşılaşması ve topluma kurtarıcı bir figür olarak dönmesi gibi Campbell'ın modeline özgü aşamalar, dizilerin dramatik yapısına uyarlanmıştır. Bu süreç, tarihsel figürlerin bireysel tarihsellikten soyutlanarak ulusal kimliğin köken anlatısında anıtsallaştırılmasına imkân tanımaktadır. Araştırmada, söz konusu dizilerin Nietzsche'nin "anıtsal tarih" kategorisine yakınlaştığı; geçmişi idealize eden, kahramanlığı merkezileştiren ve ulusal hafızayı güçlendiren bir temsil biçimi sunduğu tespit edilmiştir. Dizilerde eleştirel tarih yaklaşımının sınırlı olduğu, tarihsel olay ve figürlerin çoğunlukla dramatik ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden kurgulandığı görülmüştür. Sonuç olarak Türk tarih dizileri, tarihsel bilgi aktarmaktan çok, toplumsal kimlik ve kolektif hafızayı besleyen romantik ve mitolojik kahramanlık anlatıları üretmektedir. Bu durum, akademik tarih ile popüler tarih arasındaki sınırların bulanıklaşmasına ve izleyici tarih algısının dramatik kurgu üzerinden şekillenmesine zemin hazırlamaktadır.

Hüseyin Koca
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk sinemasında 2000 sonrası sansür ve otosansür

ÖZET Türk sinemasında, sansür ve otosansür, sektörün ilk günlerinden itibaren önemli bir sorun olmuştur. Özellikle 2000 sonrası dönemde, Türkiye'deki sanat ortamında filmlerin içeriğini kontrol etme ve ifade özgürlüğünü sınırlandırma çabaları artmıştır. Bu süreçte, film yapımcıları ve sanatçılar, toplumsal ve siyasi baskılarla karşılaşmamak için sıklıkla otosansür uygulamaktadır. Bu tez, sansür ve otosansürün Türk sinemasındaki etkilerini incelemeyi ve film yapımcılarının bu karmaşık ortamda karşılaştıkları zorlukları ortaya koymayı amaçlamaktadır. 2000 sonrası dönemdeki toplumsal, politik ve kültürel değişimlerin sinemaya yansımalarını analiz ederek, sansür ve otosansürün sinemasal üretim süreçleri üzerindeki etkisini detaylandıracaktır. Çalışma, sansür ve otosansürün yalnızca bir kontrol aracı olmanın ötesinde, sanatçıların yaratıcı ifade biçimlerini ve toplumsal eleştirilerini nasıl şekillendirdiğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Ayrıca, bu olguların Türk sinemasının estetik ve içeriksel evrimindeki rolü, sinema sanatının toplumsal değerler, devlet politikaları ve kültürel normlarla ilişkisi üzerinden irdelenecektir. Çalışmanın diğer bir amacı, 2000 sonrası dönemdeki sansür ve otosansür anlayışlarının, Türkiye sinemasında yeni anlatı biçimlerinin ve söylemsel stratejilerin gelişimine nasıl katkıda bulunduğunu tartışmaktır. Sonuç olarak, Türk sinemasında sansür ve otosansürün azaltılması, sanatın özgür gelişimini sağlayarak sinema sektörünü uluslararası düzeyde daha rekabetçi bir hale getirebilir. Bu süreçte yapılacak düzenlemeler ve toplumsal farkındalık çalışmaları, Türkiye sinemasının sanatsal çeşitliliğini artırarak daha özgür bir yaratım ortamının oluşmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Sansür, Sinema, 2000 sonrası, Otosansür.

Elif Dilara Fidanoğlu
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni medyada nefret söyleminin üretimi: Bir toplumsal paylaşım ağı olarak Facebook örneği

Bu tez çalışmasında, yeni medya ortamlarından biri olan toplumsal paylaşım ağı Facebook özelinde dolaşıma sokulan nefret söylemi incelenmektedir. Günümüzde nefret söyleminin yayılma biçimleri, yeni medya ortamlarının gündelik iletişim pratiklerinin içinde yer bulması ve yeni medya ortamlarının özellikleri ile yakından ilgilidir. Özellikleri nedeniyle yeni medya ortamları, geleneksel medyadan farklı olarak kullanıcılarında söz üretebildiği etkileşimli kamusal alanlar yaratmıştır. Bu ortamlarda kullacı artık sadece tüketici değil, üretci ve yayıcı da olabilmektedir. Yeni medya ortamlarında herkesin söz üretebilmesi, üretilen sözün yayıma sokulması, demokratik müzakere kültürünün yeterince gelişmediği Türkiye gibi ülkelerde çoğunluk olanın ?azınlık? ve ya ?öteki? olana yönelik ırkçı, ayrımcı, yabancı düşmanı, dini temelli dışlayıcı, cinsiyetçi ve homofobik söylemlerin üretimini ve dolaşımını kolaylaştırmaktadır. Bu durum, nefret söylemi üretiminde rol oynayan etkenlere dikkat çekmeyi gerekli kılmaktadır.Bu tez çalışmanın da temel amacı da budur. Belirlenen bu amaç doğrultusunda çalışmanın Birinci Bölüm'de söylem ve nefret söylemi kavramları, nefret söyleminin üretiminde medyanın rolü ve nefret söylemine yönelik mücadele türleri değerlendirilmiştir. İkinci Bölüm'de yeni medyanın özellikleri ve çeşitli yeni medya uygulamaları incelenmiştir. Üçüncü Bölüm'de ise, araştırmanın yöntemi aktarılarak, bir toplumsal paylaşım ağı olan Facebook'ta nefret söyleminin dolaşıma girme pratikleri saptanmıştır. Sonuçta ise, yeni medya ortamlarından Facebook özelinde ortaya konulan nefret söylemleriyle mücadele yararlanılabilcek öneriler yer almaktadır.Anahtar Sözcükler: Yeni Medya, Facebook, Ayrımcılık, Söylem, Nefret Söylemi

Cinsel nefretFacebookIrkçılık+7
Eser Aygül
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kitle animasyon film anlatısında öznenin sunumu: Arabalar ve Wall-E örneği

Yapılan çalışmada, geniş kitlelere seslenerek kitle sineması haline gelen animasyon film anlatılarında öznenin sunumu incelenmektedir. Bu film anlatılarını; toplumsal, kültürel ve ideolojik bir bağlam içinde çözümlemek ve kahraman olarak özne üzerinden incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda kahraman olarak öznenin izlencesini nasıl kurduğu, hangi söylemsel yapılar içinde yer aldığı ve animasyon film anlatısında nasıl inşa edildiği ortaya konulmuştur. A. J.Greimas'ın ?Eyleyensel Örnekçesi?, ?Dörtlü Şema? ve ?Göstergebilimsel Dörtgen? kuramı bağlamında çalışmanın örneklemini oluşturan Arabalar ve Wall-E adlı filmlerden kesitler alınarak filmler, varsayımlar ışığında çözümlenmiştir. Sonuç olarak kitle animasyon sinemasının, anlatısını inşa ederken geleneksel anlatı sinemasının kodlarını kullandığı, özelliklerini sergilediği, tasarladığı öznelerle ana akım film özneleri arasında büyük bir benzerlik olduğu, ayrıca egemen konumdaki kültürel, toplumsal ve ekonomik yapılarla yakın bir ilişki içinde kalarak Amerikan kültürünün ve ideolojisinin yayılmasına aracılık ettiği tespit edilmiştir.

ArabalarCanlandırmaFilm+5
Burak Medin
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Televizyon yayıncılığında gizli reklâm ve doğurduğu sonuçlar

Bedelli bir tanıtım faaliyeti olan reklâm; yayıncı, reklâm veren ve reklâmcı arasındaki ekonomik temelli ilişkisi nedeniyle gelişim göstermiş ve bugün bir sektör haline gelmiştir. Reklâm sektörünün ekonominin gelişimine olan etkileri, beraberinde reklâmcıyı ve reklâm vereni, hedef kitleye daha etkili reklâm sunabilmenin yollarını araştırmaya ve uygulamaya yönlendirmiştir. Televizyonun diğer kitle iletişim araçlarına göre kolay ulaşılabilir olması, görsel-işitsel özelliğinden dolayı izleyiciler üzerinde daha etkili olması ve nihayetinde ikna kabiliyetinin olması, televizyon yayınlarını reklâm sektörü için en çok tercih edilen ve kullanılan reklâm mecrası haline getirmiştir. Reklâm uygulamalarının daha hızlı ve etkin olabilmesi için yürütülen alternatif yöntem arayışlarının sonucunda, gizli reklâmlar ortaya çıkmıştır. Medya hizmet sağlayıcıları ve reklâm verenler temelde daha çok kâr elde edebilmek için, programlarında ürün, hizmet veya herhangi bir fikrin gizli reklâmını yapabilmektedirler. Gizli reklâmın hukukî, ekonomik ve sosyo-kültürel boyutta sakıncaları vardır. Ancak, ekonomik sakıncaların doğurduğu sonuçlar ayrı bir önem taşımaktadır. Zira, gizli reklâmı yapan yayıncı kuruluş RTÜK?e reklâm gelir payı ödemekten kurtularak vergi kaçırmakta, gizli reklâmı yapılan ürün veya hizmeti üreten firma ile yayın kuruluşu veya programdan sorumlu kişiler arasında gizli çıkar ilişkileri doğurabilmektedir. Gizli reklâm, izleyicinin reklâmın başladığını veya yapıldığını fark edememesi, ürün, hizmet ve fikrin ima edilmesi, bilgide aşırıya kaçılması ve reklâm içeriğinin temel yayın ilkelerine uygun olmaması unsurlarından oluşmaktadır. Gizli reklâm yöntemleri kullanılarak izleyiciler, ürün veya hizmeti almaya veya kullanmaya ikna edilmeye çalışılmaktadır. Böylece, izleyicide davranış değişikliğinin oluşturulması veya istenilen fikirlerin kabul görmesi amaçlanmaktadır. Gizli reklâm hukuka aykırıdır. Diğer bir deyişle; kanunlara karşı ve yasa dışıdır. Gizli reklâmlardan izleyicilerin korunması için, reklâmlar etkin bir şekilde denetlenmelidir. Gizli reklâmlar konusunda Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ve Reklâm Kurulu idarî denetimi sağlamaktadır. Ancak idarî denetim kurullarının teşkilat yapıları ve ilgili mevzuatları yetersiz kaldığı için, gizli reklâmların takibi, tespiti, değerlendirilmesi ve önlenmesinde sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu sebeple; mevzuatta ve idarî kuruluşların teşkilat yapılarında yeniden düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Gizli reklâmların önlenmesi için, izleyici bilinçlendirilmeli, konuyla ilgili toplumsal farkındalık oluşturacak faaliyetler yürütülmeli, medya hizmet sağlayıcıları azamî gayreti göstermelidir. Anahtar Sözcükler 1. Reklâm 2. Gizli Reklâm 3. Örtülü Reklâm 4. Gizli Reklâmların Etkileri 5. Gizli Reklâmların Önlenmesi

Televizyon reklamları
Süleyman Murat Mutlu
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye ve Türk dünyası iletişim önemi:TRT Avaz Kazakça yayınlar örneği

Bu çalışmada, Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri arasındaki iletişimin önemi TRT Avaz Kazakça yayınları örneği üzerinde durulacaktır. Üç bölümden oluşan tez çalışması; Birinci bölümün Türk dünyasına, Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerine genel Türk tarihi açısından bakılarak, kavramsal açıklama verilecektir. Yine bu bağlamda Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra ortaya çıkan bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin Türk dünyasında ?birlik? arayışları, onları birlik oluşturmaya iten sebepler ve Türkiye ile ilişkileri bağlantısı üzerinde durulacaktır. Özellikle Sovyetler Birliği?nin yıkıldıktan sonraki dönemde bağımsızlıklarını elde eden Orta Asya Türk Cumhuriyetleri Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan devletlerinin Türkiye ile iletişim ilişkilerini önem taşımaktadır. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri?nin 1991 sonrası bağımsızlıklarına kavuşmalarıyla birlikte ortaya çıkan Türkiye ile girdikleri siyasi, kültürel, ekonomik ilişkileri ve bunların iletişime etkileri bu çalışma içerisinde değerlendirilecektir. İkinci bölümde, 1960?lı yıllardan sonra Türkiye?de televizyonun tarihsel gelişimi, yayınların başlaması, TRT?nin kuruluşu, 1982 Anayasası ile getirilen 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu ve bu Kanun yürülüğe girdikten sonra Türkiye?de radyo-televizyon yayıncılığında gelişim ve değişimler ele alınacaktır. TRT?nin iç ve dış ülkeler ile kablolu yayınları ve özel televizyonun yükselişi, radyo-televizyon yayıncılığını düzenleyen yeni bir yasanın getirilmesi konuları işlenecektir. Türkiye?deki TRT yayınlarının, tarihi, gelişimi, renkli televizyona geçişi, TRT?nin kuruluşu, özel televizyon yayınları, dış ülkeler ile kablolu yayınları, TRT?nin Türk Cumhuriyetleri ile ilişkileri ve günümüze değin gelişimi ve değişimi üzerinde durulacaktır. Üçüncü bölümde: Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan, Afganistan, Kafkas ve Balkan ülkeleri ile Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Moldova içerisindeki özerk cumhuriyetlerine kadar seslenen TRT Avaz konusu derinlemesine ele alınacak; kuruluş amacı ve gelişim tarihi verilirken; Türk lehçe ve şivelerinde (Kazakça, Azerice, Özbekçe, Türkmence, Kırgızca) yapılan ?Yenigün? Programı örnek olarak değerlendirecek ve bu program içerisinde de özellikle Kazak Türkçesi ile yayınlanan kısım üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler 1. Sovyetler Birliği 2. Türk Cumhuriyetleri 3. Kazakistan 4. TRT 5. TRT Avaz

Gulnara Mamanova
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Televizyon yayıncılığında haber, haberin unsurları ve karşılaşılan sorunlar

"Televizyon Yayıncılığında Haber, Haberin Unsurları ve Karşılaşılan Sorunlar" başlıklı Yüksek Lisans Tezi çalışmasında; ifade hürriyeti ile kitle iletişim hürriyeti ekseninde ve televizyon yayıncılığı bağlamında haber, haber değeri ve haber türlerinin tanımlarının yapılması, haberin hukuka uygunluk unsurlarının neler olduğu yönündeki bilgilerin aktarılması amaçlanmıştır. Gelişen ve değişen televizyon yayıncılığı ile birlikte haber türlerinde yaşanan değişimler, televizyon haber türlerini düzenleyen mevzuat ve ilgili özdenetim kuruluşları ile kuralları ve bu arada yaşanan hukukî problemler ve çözümler üzerinde durulmuştur. Anahtar Sözcükler 1. Televizyon 2. İfade Hürriyeti 3. Haber 4. Haberin Hukuka Uygunluk Unsurları 5. Özdenetim

Seda Demir
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gösteriş odaklı tüketim ürünlerinin sosyal medyada bir gösteri ögesi olarak sunum analizi: Starbucks ve Instagram örneği

Bir gösterişçi tüketim ürünü olan Starbucks, kaliteli kahve çeşitleri ve prestijiyle lüks tüketim ürünü olarak görülmektedir. Tüketimin görsel sunumu bir sosyal medya platformu olan Instagram ile etkili bir şekilde yapılmaktadır. Bireyler tükettikleri ürünü sunma gereksinimi neden duyuyorlar? Sorusuna tez sürecinde cevap aranmıştır. Bu süreçte bireyler arası teşhir ve gözetleme etkenleri ortaya çıkmaktadır. Kimi bireyler tükettiği lüks ürünün sunumunu yaparken kimi bireyler de bu ürünün tüketimini gözetleme ve taklit etme yoluna giderek, kendi bulunduğu sınıftan farklı bir konuma atlama ve varoluşunu maddesel bir olguya oturtma eğilimine yönelmektedirler. Tüketme eylemi bir zorunluluktan ve gereklilikten çıkarak gösteri ögesi hâline gelmekte ve bireylerin kendi sunumunu destekler bir nitelik taşımaktadır. Günümüzde etkin bir şekilde kullanılan Instagram uygulaması bireylere sunduğu görsel platform ile kişiler arası etkileşimi ve iletişimin çeşitliliğini sağlamaktadır. Starbucks'ın ve Instagram uygulamasının seçilmesinde ise insanlar tarafından ürünün tüketimi ve sosyal medya platformlarının kullanım ölçekleri baz alınmıştır. Farklı sınıftaki, farklı yaş dilimindeki ve farklı eğitim düzeyindeki bireyler Starbucks ile ilgili fotoğraf, yer bildirimi ve etiket yaparak kendi kişisel hesaplarından ürünün sunumunu yapmaktadırlar. Bu içerik paylaşımlarının yapılmasının nedenleri ise birbirinden farklıdır. Gösterişçi tüketim ürünü olan Starbucks'ın sosyal medya platformu olan Instagram'da sunumu tezde içerik analizi olan anket yöntemi şeklinde amaçlı örneklem kapsamında yüz yüze Starbucks mekânında uygulanmıştır. Anket yapılmadan önce prototip bir gruba sorular yönlendirilip SPSS programında teğet edilmiştir.

Gösterişçi tüketimGözetimSosyal medya+4
Yağmur Aydaşo
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dijital çağda mizah: "Var Böyle Tipler" Instagram hesabı örneği

İnsanlık tarihi kadar köklü bir geçmişi bulunan mizah kavramı, geçmişten bugüne bulunduğu toplumun ve coğrafyanın özelliklerine göre şekillenmiş, yaşanan değişim ve dönüşümlerin bir sonucu olarak yeni görünümler kazanmıştır. Günümüzde de bilişim ve iletişim teknolojilerinde yaşanan devrim niteliğindeki dönüşümler, mizahın yeni ifade biçimleri ve ortamları kazanmasını sağlamıştır. Bu çerçevede geleneksel mizah içerikleri sanal ortamlara taşınmış, bununla beraber dijital ortamlar aracılığıyla oluşturulan yeni mizah formları da oluşmuştur. Dijital ortamların kullanıcı tabanlı özelliği, sıradan kullanıcıların da mizah içeriği üretim ve paylaşımına katkıda bulunabileceği bir ortam yaratmıştır. Mizah; karikatür dergilerinin yanı sıra YouTube, Facebook, Twitter ve Instagram gibi dijital platformlarda da yayınlanmıştır. Sanal ağlar mizahın, zaman, mekân, maliyet gibi sınırlamalardan kurtularak hem küresel çapta yayılımını sağlamış, hem de beslendiği kaynakları çeşitlendirmiştir. Gündelik yaşamımızın bir parçası haline gelen sosyal medyada paylaşılan içerikler farklı kullanıcılar tarafından yeni yorum, kurgu, ifadeler ve dijital araçlar ile dönüştürülerek yeni anlayışlarla şekillenmektedir. İçeriklerin yeniden üretilip paylaşılması, tüm internet kullanıcılarının bu içeriklere ulaşabilmesi mizah alanı için yeni kaynaklar yaratmıştır. Bu çalışmanın amacı, dijital teknolojilerin mizah alanında yarattığı dönüşümleri ve temel dinamiklerini ortaya çıkarmaktır. Bu çerçevede, Var Böyle Tipler Instagram hesabında paylaşılan gönderiler söylem analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Bununla beraber oluşturulan mizahi bağlamın ortaya çıkarılması için görsel öğeler de analize tabi tutularak yeni medyanın mizahı nasıl etkilediği ortaya konulmuştur. Elde edilen bulgulara göre; Var Böyle Tipler hesabında oluşturulan mizahın yeni medya ortamlarının sunduğu hizmetlerin sonucu olarak, dijital ortamlarda sıradan bir kullanıcı tarafından yeni teknik ve ifade biçimleri ile oluşturulup, geniş kitlelerle paylaşılmasıyla geliştiği görülmüştür.

MizahSayısallaştırmaSosyal medya+2
Hatice Alpdoğan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bağımsız Türk sinemasında dağıtım sorunu

Sinema sanat olmasının yanı sıra aynı zamanda bir endüstridir. Bu endüstri temel olarak yapım, dağıtım ve gösterim aşamalarından oluşmaktadır. Ancak dağıtım aşaması hem filmlerin seyirciye ulaşmasını sağlayan hem de endüstriyel süreç içerisinde filmin ekonomik başarısının belirleyen bir nokta olması bakımından öne çıkmaktadır. Sinema tarihine özellikle Hollywood sinemasının oluşma sürecine bakıldığında bu endüstriyel süreçlerin ana akım ve bağımsız sinema ayrımlarını ortaya çıkardığı görülmektedir. Sinemanın büyük şirketler tarafından kârlı bir alan olarak görülmesi sinemayı, endüstrileşme sürecinde ve özellikle bu sürecin tamamlamasıyla birlikte ekonomik üstünlük kurma mücadelelerinin yaşandığı bir alana dönüştürmüştür. Bu noktada sinemanın genel olarak ticari bir ürün olarak görüldüğü endüstride, ana akım sinema öne çıkarken sinemanın düşünsel ve sanatsal tarafını oluşturan bağımsız sinema ihmal edilmiştir. Dünya sinemasında görülen bu gelişmeler Türk sinemasında da kendine özgü bir biçimde yaşanmıştır. Bu noktada çalışmanın amacı sinema endüstrisinde öne çıkan bir alan olarak görülen dağıtım aşamasının bağımsız Türk sinemasında yaşadığı sorunları ortaya koymaktır. Çalışma özellikle bağımsız sinemanın tekelleşmeden kaynaklı olarak yaşadığı dağıtım sorununu öne çıkarmaktadır. Buradan hareketle Türk sinema endüstrisi ve dağıtım alanı ayrıntılı olarak incelenmiş ve bağımsız Türk sinemasının dağıtım sorunu eleştirel bir çerçevede ekonomi politik yaklaşım ve kültür endüstrisi kavramı çerçevesinde eleştirel bir bakış açısıyla tartışılmıştır. Çalışmada çoklu yöntemler bir arada kullanılmıştır. Bu bağlamda çalışmanın kuramsal bölümlerinde tarihsel bakış açısı içinde betimleyici analiz yöntemi, saha araştırmasında ise derinlemesine görüşme yöntemi kullanılmıştır. Ayrıca Türk sinema endüstrisinin dağıtım alanındaki nicel veriler kullanılarak bunların nitel analizleri yapılmıştır. Tarihsel, ekonomik ve kültürel çerçevede yapılan tüm bu çalışmalar sonucunda bağımsız Türk sinemasında, dağıtım alanının tekelleşmeye bağlı olarak ciddi bir dağıtım sorunu yaşandığı tespit edilmiştir. Dağıtım alanında yaşanan bu sorun özellikle 1980'lerin sonunda bazı yasa değişiklikleri ile genel bir sorun olarak başlamış ardından sinemanın daha da ticarileşmesiyle dikey tekelleşmiş bir yapıya dönüşmüştür. Bu durumda sinemanın büyük oradan ticari bir faaliyet olarak görüldüğü ana akım sinema egemen olmuş buna karşın bağımsız sinema kendine yer bulamaz duruma gelmiştir. Burada en önemli nokta sinemayı bir sanat ve düşünce üretimi olarak gören bağımsız sinemanın dağıtım sorununun Türk sineması için hayati önem sahip olmasıdır. Çünkü bağımsız sinemanın dağıtım sorunu yaşaması ve bu durumda ana akım sinemanın egemen olması sinemanın uzun vadede sadece bir eğlence olarak anlaşılmasına sebep olacaktır. Bu Türk sinemasının kaderini belirleyen bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

DağıtımSinemaTürk sineması
Mert Can Arık
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği'nin sınırlarının korunması kapsamında göçmenlerin dijital takibi

Pasaportlar ile yapılan sınır takipleri günümüzde çok daha ileri boyutlara taşınarak yapay zeka, algoritma ve biyometrik teknolojilerin de kullanıldığı bir sürece evrilmiştir. Sınır kontrolleri fiziki sınırlar ile örtüşmemeye başlamış; teknolojik bariyerlerin, veri tabanlarının, kara ve denizlerde takip yapan dijital tabanlı cihazların, sistemlerin de kullanıldığı karmaşık bir hal almıştır. Kullanılmakta olan takip ve gözetleme sistemlerine, sosyal medya ortamları, yapay zeka algoritmaları gibi dijital tabanlı teknolojiler de eklemlenmiştir. Sınır hareketliliğinin düzenlenmesi ve istenmeyen kişilerin daha ulusal topraklara girme şansı bulamadan tespit edilmesi için geniş bir dijital teknoloji yelpazesi bu önlemler kapsamında kullanılmaktadır. Avrupa Birliği uzun zamandır göçmenler açısından bir çekim merkezi durumundadır. AB üye devletler arasındaki sınırlarda kontrollerin kaldırılması ve dış sınırlarda ortak bir sınır yönetim sisteminin geliştirilmesi kapsamında; üçüncü ülke vatandaşları sıkı sınır kontrollerine ek olarak güncel dijital teknolojilerin de olduğu dijitalleştirilmiş bir ortam ile takip edilmekte, bir dizi prosedür ve uygulamaya tabi tutulmaktadır. Avrupa Birliği içerisinde hareketliliklerin düzenlenmesine ve düzensiz göçmenlerin, istenmeyen unsurların, yasadışı hareketliliklerin engellenmesine yönelik çeşitli AB kurumları özellikle Frontex önemli görevler üstlenmiş durumdadır. Sınırların dijitalleştirilerek e-sınırlara dönüştürme çalışmaları devam etmektedir. Sınır takibi sadece AB coğrafyasının fiziki sınırları ile sınırlı kalmamakta; beton duvarlar, dikenli teller gibi süregelen mekanizmalara ek olarak fiziki sınırların ötesine taşınan uzaktan kontroller, kalkış öncesi elde edilen dijital verilerle desteklenen risk analizleri, profil oluşturma, yapay zeka ve biyometrik teknolojilerden de faydalanılmaktadır. Diğer taraftan İborderctrl gibi sistemler aracılığı ile yüz tanıma, zihinsel durum ve duyguların da tespiti, otomatik karar verme ve analiz etmek amacıyla çalışmalar yapılmaktadır.

Avrupa BirliğiGöçmenlerHedef takip sistemi+7
Muhsin Turan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nietzsche ve Bergman'ın zıtlıklar arasındaki varoluşsal gizi

"Eski bir yanılsama var; adı, iyi ve kötü" diyen Nietzsche; hayatın kökeninin temel bir çatışma olduğunu düşünen ve bu antagonizmayı ölümsüzleştiren (bizlere Haecceity "İşte Bu!" dedirten) varoluşçu bir filozoftur. Bergman ise varoluşunu zıtlıklar/gizler arasında arayan, cevaplarını da filmleriyle veren felsefi bir yönetmendir. Bu noktada Nietzsche 'yazılı felsefeyi', Bergman ise 'felsefe olarak sinemayı' zihinsel dünyasının yansıtıcı sanatı olarak kullanır. Kendi özümüzde kimiz? sorusuna cevap arayan Nietzsche sanatçı bakış açısına sahip olan insanların düşünce dünyalarını oluşturmak için sonu olmayan bir yaratım süreci içinde olduklarından bahseder. Bergman ise sanatçı/yaratıcı kâşif ruhuyla, çelişkileri ve çarpıştırdığı zıtlıklarıyla hayata dair bizlere sinematik seçenekler sunar. Her filmiyle yeni bir çatallanma yaratarak varoluşsal sıkıntısını çözmeye çalışır ve izleyicisine virtüel-rizomatik-felsefi alanlar icat eder.Bu çalışmada Nietzsche'nin varoluş sorununa yaklaşımıyla oluşturduğu kavramları, yönetmen Ingmar Bergman yapımı Yedinci Mühür (1957), Kış Işığı (1963), Persona (1966), Yaban Çilekleri (1957), filmi üzerinden açıklamak ve değerlendirmek hedeflenmiştir. Nietzsche'nin Böyle Buyurdu Zerdüşt (1883) adlı kitabı temel kaynak alınarak "yaşam" ile "üstinsan" için oluşturduğu varoluşsal süreçler, ortaya koyduğu varoluşçu perspektif ve kavramlar temelinde, "Felsefe olarak film" bakış açısıyla Nietzsche ile Bergman ve filmleri arasındaki varoluşsal, felsefi benzerlikler tespit edilmeye çalışılmıştır.

FelsefeSinemaVaroluşsal kaygı+1
Berna Akçağ
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Felsefe olarak film: Japon animelerinde Yin Yang felsefesi

Son yıllarda film ve felsefe ilişkisiyle ilgili yapılan çalışmalarda bir artış olduğu görülmektedir. Bunun en önemli nedeni ise film yaratıcılarının ve film filozoflarının felsefi düşünceleri ve kavramları filmlerle sentezleme eğilimleri olmuştur. Filmlerin felsefi tanım ve kavramlarla sentezlenmesi, film dilinin ve sinematik anlatımın derinleşmesine katkıda bulunmuştur. Fakat bazı filmlerin felsefi düşünceyi işleyebilmesindeki yetkinliğinin diğerlerinden daha üstün olması, onların düşünce üreten bir konumda olup olamayacakları sorunsalını da beraberinde getirmiştir. Film-felsefe ilişkisinde spesifik olarak film ve türevlerinin felsefi bir düşünce üretip üretemeyeceklerine odaklanan "felsefe olarak film" tartışması bu çalışmanın kuramsal zeminini oluşturmaktadır. Bu çerçevede yürütülen çalışmada, Japon Animelerinden Yoshihiro Togashi'nin eseri Hunter X Hunter (2011)'ın, Koyoharu Gotōge'nin eseri Kimetsu No Yaiba (2019)'nın, Masashi Kishimoto'nun eseri Naruto-Naruto Shippūden (2002-2017)'in ve son olarak Yūki Tabata'nın eseri Black Clover (2017)'ın, sinematik olarak felsefi bir düşünce veya argüman üretip üretmediği sorgulanmaktadır. Çalışmanın ana iddiası, söz konusu animelerin Yin Yang felsefesi zemininde özgün ya da yinelenen felsefi tanımlama ve yorumlamalar yaparak bunu gerçekleştirdiği yönündedir. Bununla birlikte Yin Yang felsefesine örtük veya açık olarak atıf yaptığı saptanan bu animeler, Amaçlı Örneklem Yöntemi ile çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışmanın kuramsal zemini olan "felsefe olarak film" tartışması detaylı biçimde ele alınmaya çalışılmış, ayrıca burada yapılan itirazlar ve savunmalardan edinilen veriler ışığında film diline yönelik felsefi analiz biçimleri geliştirilmeye çalışılmıştır. İçerikten ziyade film diline yönelik bir kılavuz sağlaması amacıyla geliştirilen bu felsefi analiz biçimleri Japon Animeleri çalışılırken bir metot olarak kullanılmıştır. Analizler sonucunda Animelerden üçünün kendi sinematik üsluplarıyla felsefi tanımlamalar ve yorumlamalar yapabildikleri ve bazı örtük-açık argümanlar sunabildikleri görülmektedir. Bu örtük-açık argümanlar, tanımlama ve yorumlamalar üçüncü bölümde felsefi arka plan olarak yer verilen Yin Yang felsefesi üzerinden doğrulanmaya çalışılmıştır.

AnimeFelsefi düşünceFelsefi kavramlar+7
Birkan Berati Aral
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Televizyon, talk-show ve kadın: BBC News Arabic-Tartışma Noktası programında kadın sorunlarının ele alınışı üzerine bir inceleme

Medyanın topluma etkisi vardır. Kadınlar, sorunları ve hakları ile alakalı olarak halkta bir bilinç oluşturabilir. Bu yüzden bu araştırmanın konusu, Arapça konuşulan yabancı kanallardaki kadın sorunları konuşulan tartışma programlarının incelenmesi etrafında dönmektedir. Buna dayanarak Arapça konuşulan İngiliz BBC News Arabic kanalındaki Tartışma Noktası Programındaki kadın sorunlarının işlenmesini araştırmaktadır. Bu araştırma, talk show'larının kadın sorunlarını nasıl ele aldığını, bu programların kadınlar için sunduğu imajı, ele aldıkları konuları ve kadınların yaşadıkları zorluk ve engellerle nasıl başa çıktıklarını öğrenmeyi hedeflemektedir. Araştırmada bu programın tartıştığı kadın sorunlarını, bu programın farklı kadın sorunlarını nasıl sunduğunu, Tartışma Noktası Programının ele aldığı kadın sorunlarının geçtiği coğrafi bölgeleri, programda bahsedilen kadın gruplarını ve Tartışma Noktası Programının sunduğu kadın imajını öğrenmek için BBC News Arabic kanalındaki Tartışma Noktası Programının kadın sorunları yle alakalı bölümleri araştırılmaktadır. Yapılan araştırmada Tartışma Noktası Programının kadın sorunlarını nasıl ele aldığını tartışabilmek için programın bölümleri içerik analizi yöntemi ile çözümlenmiştir.

BBCKadın sorunlarıKadınlar+3
Nouha Benlarıbı
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeşilçam ve Yeşilçam dönemi sonrası Atıf Yılmaz sinemasında aşk felsefesi: Cemile (1968)- İbo ile Güllüşah (1978)- Mine (1983) ve Kadının Adı Yok (1988) filmlerinin aşk felsefesi bağlamında incelenmesi

Bu araştırmanın amacı Atıf Yılmaz sinemasının Yeşilçam öncesi ve Yeşilçam sonrasından seçilen toplam dört filminin aşk felsefesi bağlamında incelenmesi ile birlikte araştırmanın alt amacını ise filmlerin kadınların yaşamış sosyal sorunlar açısından da irdelenmesi oluşturmaktadır. Örneklem seçiminde "amaca yönelik örneklem" kullanılmış olup Yeşilçam döneminden Cemile (1968) ve İbo ile Güllüşah (1978) filmi Yeşilçam sonrasından ise Mine (1983) ve Kadının Adı Yok (1988) filmleri ele alınmıştır. Araştırmada, filozofların aşk felsefesine ilişkin görüşleri veri çözümleme yöntemlerinden "tematik kodlama" yöntemi ile ele alınarak nitel analiz uygulanmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda filozoflar için aşkın güçlü bir duygu olduğu gözlemlenmiştir. Bununla birlikte aşk konusunda birçok ortak fikir ve yaklaşım olsa da bireysel tutumların da öne çıktığı tespit edilmiştir. Aşkın güçlü bir duygu olmasının getirdiği en önemli farklılık ise -incelenen dört filmde de- aşkı yaşayan, izleyiciye aktaran karakterleri değiştirmesi olmuştur. Felsefenin en önemli ilkelerinden birisi olan kendini bil-kendini tanı ilkesinin bireysel olarak işlenmesinde aşkın rolünün de etkin olduğu gözlemlenmiştir. Nitekim incelenen filmlerdeki kahramanların aşk yoluyla kendi sınırlarının ve yapabileceklerinin farkına vardığı tespit edilmiştir. Kendilerine dayatılan toplumsal normları ve toplumsal cinsiyet baskılarını aşk sayesinde yıkan filmdeki ana karakterlerin; film içindeki en büyük kazanımı bilinçli varlıklarını ve özgürlüklerini kazanmaları olmuştur. Kadınların özneleşme süreçlerinde toplumsal cinsiyet normlarını yıkmaları kadar kendilerine olan güvenlerinin de kazanılması öne çıkmıştır. Felsefi olarak yaşanan bu özgürleşme ve özneleşme sürecinin motivasyonunu ise aşk sağlamıştır.

AşkSinemaTürk sineması+2
Gözde Tinç
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk ve Kazak çizgi filmlerinin karşılaştırması: Kültürel kodlar bağlamında bir analiz örneği

İletişim tarihinde son yüzyıl, gelişimi tahmin edilmesi zor ve yeni alanlarıyla ön plana çıkmıştır. Elektriğin icadı ve buna bağlı olarak gelişen dijital dünya, halen öngörülmesi zor yenilikleri insanlığın kullanımına sunmaktadır. Gazete, dergi ve kitaplarla başlayan yazılı iletişimden sonra, radyo ve televizyonla devam eden görsel ve işitsel iletişim, radyo ve sinema alanında birçok yenilik getirmiştir. Sinemanın tarihsel süreci içerisinde, kendine yer bulan çizgi filmler de bu gelişmelerin bir sonucu olarak incelenmeye değer bir alandır. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye ve Kazakistan'da da çizgi filmler, ülkelerin siyasi, ekonomik ve toplumsal yapılarını yakından ilgilendiren bir olgu haline gelmiştir. Daha çok çocukların ilgi alanına giren ve hedef kitle olarak çocuklara yönelik masalımsı içerikler üreten çizgi film sektörü, son yüzyılda her iki ülkede de yetişen birkaç neslin eğitim süreçlerinde etkili olmuştur. Türkiye ve Kazakistan'da önceleri ithal ürünlerden olan çizgi filmler, sonraki yıllarda yerli yayıncılar tarafından geliştirilmiş ve yerli kanallar tarafından toplumun beğenisine sunulmuştur. Bu çalışmada, Kazakistan ve Türkiye'de yayınlanan çizgi filmlerin karşılaştırılması ve bilimsel olarak analiz edilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada nitel yöntem kullanarak metin analizi tekniği uygulanmıştır. Bu tez çalışmasının ana gövdesi dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm olan "Giriş" bölümünün ardından ikinci bölümde, konu ile alakalı temel nitelikteki giriş bilgilerine ve kitle iletişim araçlarına değinilmiştir. Ardından kültür kavramı ve çocuklara yönelik kitle iletişim araçlarındaki çalışmalar incelenmiştir. Çizgi filmlerin tarihsel gelişimi, bilimsel kavramların doğru eşleştirilmesi için önemli olduğundan çalışmanın üçüncü bölümünde çizgi filmler üzerinden televizyonun çocuklar üzerindeki etkisi ve televizyonun gelişim aşamaları ile ilgili bilgiler verilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde, Kazak ve Türk çizgi filmlerinin gelişimine genel bir bakış oluşturulmuş, Türkiye'de TRT Çocuk kanalında yayınlanan "Pepee" ve Kazakistan'da Balapan kanalında yayınlanan "Ali ve Aya" (Әли мен Айя) çizgi filmleri örneği ile işlenmiştir. Türk ve Kazak kültüründe çocuk yetiştirmede kullanılan hikâye, masal ve bu edebi türlerin etkili olabilmesi için kullanılan tüm kültürel ögeler, bu bölümde ele alınmıştır.

FilmFilm yapımcılığıKazakistan+5
Markhabbat İliyas
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Televizyonun Türkiye'ye gelişiyle beraber toplum tarafından algılanışı ve gündelik yaşama yansımaları

Bu araştırmada televizyonun 1968'den başlayıp 1980'e kadar olan süreçte toplum tarafından nasıl algılandığı, insanların gündelik yaşamlarına nasıl yansıdığı ortaya konulmuştur. O dönemdeki giyim kuşamdan, yeme içmeye, yerleşim kültüründen, zaman ve mekan algılayışına kadar gündelik yaşam unsurları ve bu unsurların televizyonla birlikte nasıl değiştiği araştırmada analiz edilmiştir. Bunun yanı sıra televizyonla birlikte geleneğin nasıl evrildiği; geleneğin nasıl yok olup yeniden demirlediği anlatılmış, büyülenme, yeniden büyülenme; gerçeklik ve hipergerçeklik kavramlarının televizyonla olan ilişkisi irdelenmiştir. Gündelik ve toplumsal yapılarla televizyon arasındaki diyalektik, o dönemde yaşayan insanlar ve gazeteler üzerinden alttan bir okumayla işlenmiştir.

GeleneklerGerçeklikGünlük yaşam+5
Beyza Nur Demirci
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fatih Akın'ın filmlerinde kimlik temsilleri

Bu çalışma, Türk-Alman sinemasının önde gelen isimlerinden biri olan Fatih Akın'ın filmlerinde, ikinci kuşağı temsil eden Türk göçmen karakterlerin kimlik temsillerine odaklanmaktadır. Çalışmada, ulusaşırı kitlesel göç hareketlerini de kapsayacak biçimde, küresel kültürel akışların güç kazandırdığı kültürel ?melezleşme? kavramının, ?yersiz-yurtsuzlaşma? ve ?yeniden yer-yurt edinme? kavramlarıyla ilişkisi çerçevesinde, Fatih Akın'ın filmlerinde temsil edilen ikinci kuşaktan Türk göçmen karakterlerin kimliklerine nasıl yansıdığını ortaya koymak amaçlanmaktadır. ?Melezleşme?yi diğer iki kavramla ilişkisi çerçevesinde ele alan bu tür bir yaklaşım, kavramın ve kavrama içkin deneyimlerin kimlik temsillerindeki yansımalarını mutlak olumlayıcı bir tablo içinden okumak yerine, daha dengeliyici bir bakış açısıyla ele almak açısından önem taşımaktadır.Bu doğrultuda, çalışma kapsamında, Fatih Akın'ın, birer kültürel metin olarak ele alınan Kısa ve Acısız (1998), Duvara Karşı (2004) ve Yaşamın Kıyısında (2007) adlı filmlerinin metinsel çözümlemeleri gerçekleştirilmekte ve elde edilen bulgular sonuç bölümünde tartışılmaktadır.Anahtar Sözcükler1. Kimlik2. Küreselleşme3. Fatih Akın4. Göçmen Sineması5.Kültürel Melezleşme

Akın, FatihGöçmenlerKimlik+4
Mustafa Turaç
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çağdaş Çin sinemasında kadının sunumu: Zhang Yimou örneği

Bu tez çalışmasının amacı; Zhang Yimou'nun filmlerinde kadının Çin kültüründeki toplumsal rolünün ve geleneksel Çin Sineması'ndaki temsilinin yıkıldığını göstermektir. Bu amaç doğrultusunda Zhang Yimou'nun dünya çapında en çok izlenen filmlerinden ?Kahraman? (Ying Xiang - Hero, 2002), ?Parlayan Hançerler? (Shi Mian Mai Fu ? House Of Flying Daggers, 2004), ?Altın Çiçeğin Laneti? (Man Cheng Jin Dai Huang Jin Jia ? Curse Of The Golden Flower, 2006) örnek olarak alınmış ve filmlerde kadının sunum biçimi incelenmiştir.Öncelikle Çin Sinema Tarihi, ardından Beşinci Kuşak Yönetmenler incelenmiş, ardından Zhang Yimou'nun sinema dilini oluşturan arka plan, hayatı ve başından geçenler irdelenmiştir. İkinci bölümde ise çalışmaya konu olan filmler Greimas'ın oluşturduğu göstergebilimsel dörtgen yöntemiyle çözümlenmiştir.Çözümlemeler sonucunda varsayımlar doğrulanmış, Zhang Yimou'nun geleneksel Çin Sineması'ndaki kadın temsilini yıktığı ve kök arama ve kimlik inşa etme sürecine katkı sağlayarak kadının ve toplumun kimliğini yeniden ürettiği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Çin Sineması2.Beşinci Kuşak3.Zhang Yimou4.Zhang Yimou Sinemasında Kadın

KadınlarSinemaYimou, Zhang+2
Aslıhan Şahin
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orhan Gencebay ve İbrahim Tatlıses filmlerinde merkez-taşra ilişkisi

Bu çalışmada 1970'ler Orhan Gencebay ve 1980'ler İbrahim Tatlıses filmlerinde merkez ? taşra ilişkisinin nasıl ele alındıkları incelenmeye çalışıldı. Türkiye'de merkez-taşra ilişkileri gerek Cumhuriyet öncesi gerekse Cumhuriyet sonrası dönemde iki uç kutup olarak yaşanmış, merkez ve taşra arasındaki mesafe 80'li yıllara kadar kapanmamıştır. 80'li yıllarla birlikte iç göç olgusu ulaşabileceği son noktaya gelerek kentsel alanların nüfusunun kırsal alanların nüfusunu aşmasıyla sonuçlanmıştır. Bunun yanı sıra 80'lerde uygulanan neo-liberal politikalara paralel biçimde ulus devlet etkisini kaybetmiş, merkez ve taşra arasındaki mesafe azalarak mevcut (hiyerarşik) ilişkide kırılmalar yaşanmıştır. Çalışma bu kırılmaların en yoğun yaşandığı 1970 ve 80'li yıllara odaklanmaktadır.Cumhuriyet öncesinden 80'li yıllara değişen bir seyir izleyen merkez-taşra ilişkileri, toplumsal hayattan bağımsız düşünülemeyecek sinemada da kendisini göstermiştir. Popüler yerli filmlerde merkez karşısında kenara itilen, kente eklemlenebilmesi için kentin resmi kültürünü özümsemesi, bu anlamda da dönüşmesi gereken taşralı imgesi, giderek yerini sesini yükselten, eleştiren bir taşralı imgesine bırakmıştır. 1970'lerde kent ortamına direnmeye ama aynı zamanda uzlaşmaya çalışanların kültürü olan arabesk kültür de 1970'lerden 1980'lere dönüşüm geçirmiştir. Bu çalışma arabesk şarkılı filmlerin söz konusu dönüşümünü incelemektedir.

ArabeskArabesk müzikMerkez-taşra ilişkileri+3
Olgun Atamer
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gerçekçilik bağlamında İran sinemasında dil ve estetik

Yaptığımız çalışmada, gerçekçi sinema kuramı ve İran'ın kendine özgü kültürel ve politik şartları bağlamında İran sinemasının anlatı yapısı incelenmektedir. Bu amaçla önce gerçekçi kuram ve akımlar incelenerek gerçekçi anlatının temel özellikleri belirlenmistir. Ardından İran sinemasının tarihsel gelişimi ve İran sinemasının arka planında yer alan unsurlar incelenmiştir. Film çözümlemelerinde kullanılmak üzere, İran sinemasının sinematografik özellikleri, ilk bölümde belirlenen gerçekçi kuramın kodlarıçerçevesinde tasnif edilmistir. Toplanan veriler ışığında, İran sinemasının en bilinen örneklerinden Kiyarüstemi'nin Arkadaşın Evi Nerede(1987), Mecidi'nin Cennetin Çocukları(1997) ve Panahi'nin Beyaz Balon(1995) ve Ayna (1997) filmleri, biçim ve içerik açısından ayrıntılı olarak çözümlenmiştir. Sonuç olarak; İran sinemasının gerçekçi kuramın temel özelliklerine kendi kültürel dokusunu da ekleyerek kendine has bir sinema dili oluşturduğu belirlenmiştir.

DilEstetikFilm çözümleme+4
Ayşe Çağlayan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küreselleşme sürecinde hemşehri dernekleri ve internetin rolü

?Küreselleşme Sürecinde Hemşehri dernekleri Ve İnternetin Rolü? adlı bu çalışmada, küreselleşme olgusuyla birlikte gelişen ve küreselleşmeyi hızlandıran internetin ve onun üzerinden kurulan hemşehri derneklerinin, derneğin üyeleri olan toplum kesimlerine kendi yerel kültürlerini paylaşma, yeniden üretme ve yardımlaşma gibi işlevleri nasıl yerine getirdikleri irdelenmiştir. Çalışma internetin, küresel kültürü yaymasının yanı sıra, yerel olan değerleri de ürettiğini ortaya koyması açısından önem teşkil etmektedir.Ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal yapılar üzerinde etkisini gösteren küreselleşme süreci kültürel anlamda iki yaklaşımı ortaya koymaktadır. Birinci yaklaşıma göre küreselleşme süreciyle birlikte farklı kültürler dünyayı saran tek hakim kültürün içinde erimektedir. İkinci yaklaşıma göre ise dünya üzerinde farklı kültürler yan yana akmaktadır.Modernleşme hareketleriyle birlikte Türkiye de yaşanan göçler 1980'lerde küreselleşmenin de etkisiyle hız kazanmıştır. Doğup büyüdükleri memleketlerinden farklı bölgelere göç eden kırsal kesim insanı göç ettikleri coğrafyalarda yalnız kalmak ve sahip oldukları kültürü kaybetmek korkusuyla aynı kültüre sahip, aynı coğrafyadan göç etmiş hemşehrileriyle yakınlaşma ihtiyacı duymuşlardır. Zamanla bu hemşehrilik ilişkisi, hemşehri dernekleri kurularak formel hale getirilmiştir. Hemşehri dernekleri organize ettikleri faaliyetlerle bir taraftan bireyciliğin hakim olduğu kent ortamında hemşehrilerin bir araya gelmesini sağlarken, diğer taraftan kırsal kesim insanının değerlerini ve kültürlerini korumasına olanak tanımaktadır.Böylece bir taraftan yerel kültürlerini yeniden üreterek paylaşmaktadırlar, diğer taraftan ise içinde bulundukları kültüre uyum sağlamaya çalışmaktadırlar.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Kültür, Hemşehrilik, Hemşehri Dernekleri, İnternet.

DerneklerHemşehrilikHemşehrilik dernekleri+4
Selda Külekci
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Korku sinemasında şiddet ve muhafazakârlık

Akademik alanda yeni yeni ciddiye alınıp, üzerinde çalışma yapılmaya başlanan korku ve istismar sineması, kendi alt türlerini oluşturarak zengin bir içerik sunmaktadır. Bu çalışmada korku ve korku sineması hakkında tanımlayıcı bilgilerin ardından korku türünün sıklıkla ürettiği istismar filmleriyle ilgili bilgi verilmiştir. Son yıllarda artış gösteren korku-istismar filmleri, izleyicilerin merakına seslenecek şekilde kanlı şiddet sahnelerine yer verseler de, içlerinden bazıları şiddeti sorunsallaştırabilmekte ve farklı okumalara imkan sağlayabilmektedir. Bu temel iddiamızı ortaya koymak için, korku ve istismar filmlerinin unsurlarını kullanan Wes Craven'ın Soldaki Son Ev (1972) Quentin Tarantino'nun Ölüm Geçirmez (2007) filmleri, Levi-Strauss'un ikili karşıtlık yöntemiyle incelenmiştir

FilmKorkuKorku sineması+4
Hakan Güler
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamusal mekân olarak Beyoğlu'nun Türk Sinemasındaki temsili

Bu tezde, Türk sinemasında Beyoğlu'nun nasıl temsil edildiği, kamusal mekân, mekân-insan ilişkisi, sanatta ve sinemada mekân temsili bağlamında incelenmiştir. Kentler ve kentsel mekânlar gerek Avrupa, gerek Amerika, gerekse Türk sinemasında filmlere konu olmuştur. İstanbul ve Beyoğlu da Türk sinemasında sıkça işlenmiş kentsel kamusal mekânlardır. Öyle ki kent veyahut kentsel mekân, kimi filmlerin başkahramanı konumundadır. Özellikle 1950'li yıllarda ülkemizde Doğu'dan başta İstanbul olmak üzere Batı kentlerine göçün artması, sinemacıların da dikkatini çekmiş ve bu bağlamda filmler çekmişlerdir. 1980 sonrası daha sıklıkla işlendiği Türk sinemasında Beyoğlu; alt kültürün, lümpen hayatların ve uyuşturucu, kadın ticareti gibi yasa dışı işlerin mekânı olarak işlenmiştir. Bu bağlamda, tezde 1986 yapımı Beyoğlu'nun Arka Yakası, 1993 yapımı Gece, Melek ve Bizim Çocuklar, 1996 yapımı Eşkıya ve 2008 yapımı Güz Sancısı filmleri incelenmiş ve bu filmlerde mekânın nasıl konumlandırıldığı, mekânda bulunan kişilerin neden orada oldukları ve neler yaşadıkları analiz edilerek, Beyoğlu'nun Türk sinemasında, kentin karanlık, tehlikeli, kasvetli ve kötü yanını temsil ettiği ortaya konmaya çalışılmıştır.

FilmKamusal mekanlarMekan+5
Ayşe Didem Aydoğan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pembe dizilerin kadınlar üzerindeki etkisi

Pembe dizilerin kadınlar üzerindeki etkisi konulu bu çalışmada kulla-nım ve doyumlar yaklaşımı çerçevesinde kadınların çeşitli gereksinimlerini karşılamak adına pembe dizileri seyrettikleri varsayımından hareket edilmiş-tir. Bu noktada kadınların aktif izleyici oldukları ve pembe dizi izleme tercihlerini kendi istekleri doğrultusunda yaptıkları görülmüştür. Anket yapılan ev kadını izleyicilerin, pembe dizileri vakit geçirme, dinlenme ve alışkanlık gibi nedenlerden dolayı izlemeyi tercih ettikleri görülmüştür.Anketin gerçekleştirildiği örneklem grubunda, pembe dizleri seyretmelerine bağlı olarak herhangi bir tutum değişikliği saptanmamıştır. Dizilerde meydana gelen olaylarla ilgili duygusal tepkileri olmasına karşın, o dünyanın gerçek olmadığı, yaşananların gerçek dünyada olamayacağı ve dizilerdeki olayların Türk toplum yapısıyla bağdaşmadığı bilinci oldukça yerleşmiş durumdadır. Kadınların pembe dizileri izleme nedenleri ilgili sorulara verdikleri cevaplar arasında da tutum değişimine yönelik herhangi bir veri yoktur.Kadınların kişisel ve psikolojik özellikleri ile sosyo-ekonomik düzeyleri pembe dizileri seyretmelerinde etkili olmaktadır. Ancak bu etki sanıldığı kadar yüksek değildir. Tam tersine örneklem grubunun eskisi kadar pembe dizileri seyretmediği, bunun yerine ruhani içerikli bazı yapımlara yönelmeye başladığı görülmüştür.

DizilerEv kadınlarıKadınlar+2
Şebnem Kadıoğlu
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Televizyon ve sinema dünyasının yeni yıldızları: Ürünler ve ürün yerleştirme tekniğinin izleyiciler üzerindeki etkileri

Televizyon ve Sinema Dünyasının Yeni Yıldızları: Ürünler ve Ürün Yerleştirme Tekniğinin İzleyiciler Üzerindeki EtkileriÖnce sinemanın ortaya çıkışı, sonrasında elektronik medya olarak adlandırılan radyo ve televizyon yayınlarının başlaması ile birlikte ürün ve ürünlerin tanıtımında yeni süreçler başlamıştır. Yazının bulunmasından önce mallarını çığırtkanlık yoluyla satan pazarlamacılar, yazıyla yazılı unsurlara matbaa ile basılı unsurlara ve yine işitsel ve görsel medyanın oluşumuyla bu alanlara yönelmişlerdir. Bu noktada asıl amaç her zaman duyurmak bir ürünü tanıtmak ve satış sağlamak eğilimi olarak kendini ifade etmiştir. Pazarlama noktasında piyasa elemanları sürekli tüketici ile bağlantı kurabilmek için yöntemler aramışlardır. Bu arayış sürekli olarak teknolojinin gelişimi ile birlikte ortaya çıkan yeni kitle iletişim araçlarının kullanılmasını gerekli kılmıştır. Duyurmak, tanıtmak ve satmak üçlüsüyle hareket eden pazarlama unsurları satış sürecinde duyurunun etkisini gözlemlemek ve daha etkin stratejiler oluşturmaya yönelik tutum belirlemişlerdir.Elektro-mekanik tabanlı kitle iletişim araçlarının ortaya çıkması pazarlayıcılar ile tüketicileri buluşturacak yeni bir alan olmuştur. Bu alanlar içerisinde zamanla gelişen reklâm, önce radyo dünyasında kendine yer bulmuş sonra sinema dünyasında rastlantılar sonucu yerleştirmelerle kendini hissettirmiş ve televizyon ile birlikte zirvede yerini almıştır. Günümüzde gelişen reklâm alanları ile birlikte video oyunları şarkılar gibi birçok alanda ilerlemeye devam etmektedir.Tezin konusunu oluşturan ürün yerleştirme kavramı sinema ile birlikte ortaya çıkan ve televizyon dünyasında gelişen yeni alanlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır, tüketicilerin klasikleşen reklâm veya iletilere karşı takındığı duyarsızlığı yıkma noktasında etkin ve ucuz bir yöntem olarak kendini ifade etmekle birlikte ahlaki ve yasal altyapısı henüz oturtulamamıştır. Tezde ürün yerleştirme kavramı reklâm kavramı çerçevesinde incelenmiş ne olduğu ve nasıl uygulandığı ifade edilerek, etkinliği konusunda elde varolan bilgiler ışığında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Örnek ürün yerleştirmeler kullanılarak bu yerleştirmelerden pazarlayıcı veya tüketici bazında firmalar veya araştırmalar yoluyla elde edilen veriler değerlendirilerek ürün yerleştirmenin etkinliği araştırılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Reklâm, Televizyon, Sinema, Ürün Yerleştirme, Marka Yerleştirme

Reklam araçlarıReklam etkinliğiReklam ortamları+1
Mustafa Demir
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amerikan ve Türk sinemasında star olgusunun gelişimi ve değişiminin geçmişten günümüze etkileri "Gündüşteki Simalar"

Sinema, hayal gücünü en iyi yansıtan alanlardan biridir. Bunun sebebi starlar ve onların kişi, stüdyo, medya düzeyinde tekrar düzenlenen kimliklerdir. Sinemaya gizem ve ölümsüzlük kazandıran, onu besleyen öğelerden biri beklide en önemlisi starlardır.Bir film; bir insanı bir noktadan başka bir noktaya götüren zaman makinesi olarak düşünülürse starlar da geçmişten günümüze toplumların yansımalarıdır.Her olgu gibi star olgusu da ekonomik ve toplumsal nedenlerle zamanla değişime uğramıştır. Bu değişim, farklı şekillerde ve alanlarda ortaya çıkmıştır. Bu durum doğal olarak sinemayı da etkilemiştir ve etkilemektedir.Bu çalışmada star olgusunun Amerikan ve Türk sinemasında gelişiminin ve değişiminin etkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Örnek olay çalışması olarak, filmlerin dünyaya açılan pencereleri afişlerin analizi seçilmiştir.

Amerikan sanatıAmerikan sinemasıDeğişim+6
Günşad Özger
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güvenilirlik ve etik açıdan sanal gazeteler

E-gazetecilik, geleneksel gazetelerin ilk sayfalarının görüntü formatında internet üzerinden online olarak yayınlanması ile başlamıştır. Gelişen internet teknolojileri ve düşen internet maliyetleri sayesinde de, online gazetelere sadece ilk sayfa olmaktan çıkıp gazetenin tümünün internet üzerinden yayınlanmasına olanak vermiştir. Hatta gün içerisinde gelişen olayların günlük gazetelerde, bir sonraki gün yayınlanması mümkün iken, anlık haber yayınlanması online gazetecilikte mümkün olması devrim niteliği taşımaktadır. Bu durum izler ? okur kitle üzerinde cezp edici bir etki yaratmakta ve e-gazetelere olan ilgi artmaktadır. Bu artan talep doğrultusunda ise sanal ortamda yapılan gazetecilik, sadece geleneksel gazetelerin hakimiyetinden çıkmış ve hemen her isteyenin e-gazete oluşturabildiği bir ortamda bulunuyoruz.Geleneksel gazetelerin yayınlanabilmesi için gerekli olan ilk zorunluluk künyedir. Ancak sanal gazetelerin çoğunda künye bulunmuyor ve bununla ilgili herhangi bir yayın kuralıda bulunmamaktadır. Künyesi olmayan bir sanal gazeteye ne derece güvenilebiliriz ya da gazetecilik etiğine ne oranda bağlılık gösteriyorlar? Bu iki basit soruyu genişletmek mümkün olacaktır. Bir bilgiyi alırken kaynağın güvenilir ve bilinir olması haberin de gerçek ve güvenilir olduğuna işaret eder. Bu araştırmada inceleyecek konu da sanal gazeteler ve onların etik anlayışları olacaktır.

EtikGazetelerGüvenilirlik+4
Sami Çöteli
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de azınlıkların televizyonda yansıtılma biçimi

Bu çalışma, Türkiye'de ulusal çapta yayın yapan dört televizyon kanalının ana haber bültenlerinde, azınlıklar ve etnik kimliklerle ilgili konuların nasıl yansıtıldığını incelemektedir. Yıllardan beri içinde bulunduğu yasal zeminle, bugün Avrupa Birliği kriterleri arasında bir ?sıkışmışlık? yaşadığı gözlenen medyanın, azınlıklar ve farklı etnik kimliklerle ilgili konularda nasıl bir bakış açısı belirlediği, farklı grupların talepleri karşısında nasıl bir iletişim ortamı oluşturduğu ve bu grupların taleplerinin medyanın söylemine ne kadar yansıdığı, bu çalışmada ele alınacak ve örnek olaylarla analiz edilerek sorgulanacaktır. Çalışma üç ana bölüme ayrılmaktadır; birinci bölümde, ulus-devlette azınlık ve yurttaşlık kavramlarının ne anlama geldiği ve ?azınlık? kavramının hukuksal çerçevesi ile ilgili açıklamalara yer verilmiş ve küreselleşme, ulus-devlet ve azınlık hakları ile küreselleşmenin azınlık taleplerine olan etkisi incelenmiştir. İkinci bölümde, Türkiye'de medyanın azınlıklara ve etnik kimliklere yaklaşımına değinilmiş ve Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde değişmeye başlayan medya kriterleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise; seçilen televizyon kanallarında, 2005?2007 tarihlerinde Türkiye'de azınlıklar ve etnik kimliklerle ilgili bazı önemli gelişmelerin yaşandığı tarihlerde, dört ana haber bülteninde bu gelişmelerin nasıl ele alındığı ve sunulduğu analiz edilmiş ve elde edilen bulgular konu ile ilgili bir sonuca bağlanmıştır.

AzınlıklarTelevizyon
Canan Özkan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Televizyonda yayınlanan magazin programlarında tüketim kültürü olgusu

Medyanın son yıllardaki hızlı gelişmesi, tüketim kültürünün gelişmesine neden olmuştur. Medya, tüketim kültürünün oluşturulmasında ve dağıtılmasında etkili olmaktadır. Son yıllarda tüketim kültürünün yaygınlaşmasıyla birlikte televizyondaki program türleri yeniden şekillenmiştir. Bu program türlerinden birisi olan magazin programları tüketim kültürünün yaygınlaşmasında etkin rol üstlenmektedir. Bu doğrultuda magazin programlarındaki ticari yapının ağırlık kazanmasını sağlayan tüketim kültürü bağlamının açımlanması amaçlanmaktadır. Türk televizyonlarında yayınlanan magazin programları son yıllarda yaşanan değişim sonucu tekrar şekillenmiş ve ticari televizyonun tipik örneği haline gelmiştir.Magazin Programları; şarkıcı, manken gibi ünlü kişilerin yaşamlarını sunarken beraberinde tüketim kültürünü de izleyicilere empoze edilmektedir. Bu programlar, tüketim kültürünün aktif temsilcisi durumundadır ve gündemi sıkı bir şekilde takip ederek; şarkıcıları, şarkıcıların ürünlerini izleyicilere sunmaktadır. Tüketim kültürü izleyicilere aktarılarak, izleyicilerin yaşamlarında değişiklik yaratmayı ve tüketimin teşvik edilmesi hedeflenmektedir.Bu çalışmanın amacı: Televizyonda yayınlanan magazin programlarında tüketin kültürü olgusunu belirlemektir. Bunun yanında magazin programlarında bulunan tüketim kültürü unsurlarının televizyonun ticarileşmesine katkıda bulunduğunu ve bu unsurların kişiler ile programlarda kullanılan materyaller ile aktarıldığını tespit etmek gerekmektedir.Bu amaçla, 31 Aralık 2005 ile 5 Şubat 2006 tarihleri arasındaki 6 hafta boyunca Türkiye'de en çok izlenen 4 televizyon kanalında yayınlanan 4 magazin programı kaydedilmiştir. Bu programlarda tüketim kültürü unsurları içerik çözümlemesi tekniği ile aranmıştır.Araştırma sonuçlarına göre, magazin programlarında kendisi de bir tüketim kültürü ürünü olan şarkıcıların çoğunlukta olduğu tespit edilmiştir. Giyim tarzları, mekanlar, kendini gündeme getirme mesajları ve ürünlerin sayıca fazlalığı, izleyicilere aktarılan materyallerin tüketim kültürü unsurlarından oluştuğunu ortaya koymuştur. Magazin programları içerisindeki tüketim kültürü unsurları ile hem şarkıcının, hem şarkıcının ürünlerinin, hem de kanalın veya televizyon programının tanıtımı ya da satışı yapılmaktadır. Televizyonun içinde ne kadar tüketim unsuru varsa, o kadar ticarileşmiştir. Zaten içerik çözümlemesi sonuçları, bu programların içerisindeki tüketim kültürü unsurlarının varlığını ortaya koymaktadır.Bu araştırmaya göre, magazin programları televizyon içeriğinin ticarileşmesinin tipik örneğini teşkil etmektedir.Anahtar Sözcükler1. Televizyon2. Magazin Programları3. Tüketim Kültürü

MagazinTelevizyonTelevizyon programları+2
Hüseyin Çelik
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Özel televizyon yayıncılığına geçiş sürecinde TRT'nin yazılı basında sunumu (1990 ? 2007)

1980'li yıllarla başlayan yeniden yapılanma süreci ile birlikte dünyada, gerek sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlarda gerekse medya alanında köklü değişimler yaşanmıştır. Bu değişen iletişim ortamında, ticari televizyonların birbiri ardına yayın hayatına başlamaları sonucu, kamu hizmeti yayıncıları tekel konumlarını kaybetmişler ve büyük sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Medya alanında yaşanan bu dönüşümler, Türkiye'de de kısa sürede yansımasını bulmuştur. Nitekim kamu hizmeti yayıncısı TRT'nin tekeli, 1990 yılında Star 1'in yayın hayatına başlamasıyla son bulmuştur. Dolayısıyla, önce Star 1'in ardından da diğer tecimsel televizyonların ortaya çıkmasıyla TRT, çeşitli ülkelerde kamu hizmeti yayıncılarının yaşadığı sıkıntı ve sorunları ağır bir biçimde hissetmeye başlamıştır.Bu noktadan hareketle çalışma, hem 1990'lı yıllar hem de 2000'li yıllar boyunca TRT'nin hangi başlıklar etrafında tartışıldığını ve ne tür sıkıntılar yaşadığını, yazılı basında yer alan haberler ve köşe yazıları aracılığıyla ortaya koyabilmeyi amaçlamıştır. Bu amaç çerçevesinde 1990 ? 2007 yılları arasında Zaman, Hürriyet ve Cumhuriyet gazetelerinde TRT'nin ele alındığı haberler ve köşe yazıları taranmış ve çalışmanın amacına uygun olanlar örnek olarak seçilmiştir. Örnek olarak seçilen haber ve köşe yazılarından elde edilen veriler ise, belli kategoriler altında toplanarak analiz edilmiştir.Yazılı basın üzerinden yapılan bu analiz neticesinde TRT'nin, izleyicisi ile bir bağ kuramadığı, Türk kamuoyu nezdinde kamu hizmeti yayıncısı olarak konumlandırılmadığı, hep aynı konular etrafında eleştirildiği ve çoğunlukla da olumsuz bir imajla okuyuculara sunulduğu görülmüştür. Bunlara ek olarak TRT, ticari yayıncılık ortamında tek başına bırakılmış ve ne basından, ne vatandaştan, ne de siyasilerden destek görmemiştir. Kısacası dünyada kamu hizmeti yayıncılarının yaşadığı sorunlara paralel olarak, benzer sıkıntıları Türkiye örneğinde de TRT yaşamıştır.Anahtar Sözcükler1. Yeniden Yapılanma2. Kamu Hizmeti Yayıncılığı3. Ticari Yayıncılık4. TRT5. Star 1

BasınGazetelerKamu yayıncılığı+6
Filiz Erdemir
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İfade özgürlüğü ve avrupa birliği medya politikasına uyum çerçevesinde televizyon programlarının sınıflandırılması sorunu

İnsan yaşamındaki sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal gelişmeler televizyon yayıncılarının yeni program türleri ortaya koymasına esin kaynağı olmaktadır. Teknolojinin de hızla gelişmesi sayesinde program tanımlarını yeniden yapmak, türlerin ve alt türlerin ayrımını net ifadelerle ortaya koymak, radyo ve televizyon yayınlarının hukuka uygunluğunu denetlemek adına kaçınılmaz olmuştur.Televizyon yayıncılığı alanında düzenleyici ve denetleyici otorite olarak görev yapan üst kurullar, televizyon programlarının hukuka uygunluğunu denetlerken, yayın kuruluşları ile ortak bir dilde anlaşma ihtiyacı hissetmektedir. Bu durum zaman içerisinde bir zorunluluk halini almış ve ortak yayın ölçütlerinin geliştirilmesi kaçınılmaz olmuştur.Çalışmanın ilk bölümünde televizyonun tanımı ve tarihçesine değinilerek, Türkiye'de televizyon yayıncılığının gelişimine; ikinci bölümde, ifade özgürlüğü kavramı ele alınarak ulusal bildiri ve belgelerde ifade hürriyetinin nasıl ele alındığı açıklanmıştır. Üçüncü bölümde, ifade özgürlüğünün televizyon program yayıncısına sağladığı program düzenleme serbestliği üzerinde durularak, yayıncıları program düzenleme serbestliğine sevk eden sebepler tartışılmıştır. Dördüncü bölümde ise, televizyon programlarının sınıflanması ve kodlanmasına yönelik EBU'nun ve RTÜK'ün hazırladığı çalışmalar değerlendirilmiş, eleştirilmiş ve alternatif yeni bir sınıflama ve kodlama kılavuzu hazırlanmıştır.Bu çalışmada, EBU'nun hazırladığı ?Radyo-Televizyon Programlarını Sınıflandırma Sistemi? çalışmasının orijinal metni Türkçe'ye çevrilerek sınıflandırma ve kodlama bilgileri incelenmiştir. RTÜK'ün bu çalışmadan esinlenerek hazırladığı ?Yayınlarda Program Türleri Kod, Tanım ve Sınıflandırmaları? Kitapçığı'nın eksik yönlerinin tamamlanmasıyla oluşturulan alternatif kılavuzun alanda yaşanan güncel sorunlara cevap vermesi hedeflenmektedir. Çalışma, düzenleyici üst kurulların izleme ve değerlendirme faaliyetlerini rahatlatmak ve yayıncıların da yayın akış planlarını ve program kimlik bilgilerini doğru bir şekilde oluşturmalarına katkı sağlamak üzere hazırlanmıştır.Anahtar sözcükler:1)İfade özgürlüğü2)Kod ve alt kodlar3)Program düzenleme serbestliği4)Program sınıflandırması5)Program türleri

Avrupa Sınır Ötesi Televizyon SözleşmesiTelevizyon programlarıTelevizyon yayıncılığı+2
Fikret Yazıcı
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Radyo ve televizyon yayıncılığında yayın ilkelerinin ihlâli ile yaptırım uygulamasında ortaya çıkan sorunlar

Günümüzde, insanlar üzerinde büyük etkisi olduğu düşünülen ve her hangi bir ücret ödemeksizin büyük kitlelere ulaşan radyo ve televizyon yayıncılığı, bu özellikleri gereği, topluma karşı sorumlu olmalıdır. Bu bağlamda ?toplumsal sorumluluk?, yayıncıların, özdenetim kuruluşlarının ve devletin oluşturduğu yayın ilkeleri ve yayın içeriklerinin bu ilkelere uygunluğunun denetlenmesiyle gerçekleşir.Dünyadaki örneklere bakıldığında, ABD ve Kanada gibi ülkelerde radyo ve televizyon yayıncılığını kapsamlı yayın ilkeleriyle düzenleyen özdenetim kuruluşlarını görmek mümkündür. Ayrıca özdenetimin haricinde, AB mevzuatında yayıncılığın belli sınırlamalara tabî olduğu kabul edilmiştir. Yine aynı şekilde, birçok ülkede yayıncılık alanı devlet tarafından oluşturulan yayın ilkeleriyle denetlenmekte ve bu ilkelere uymayanlara çok ciddi yaptırımlar uygulanmaktadır.Türkiye'de de yayıncılık alanının, gerek yayıncılar, gerek özdenetim kuruluşları ve gerekse devlet tarafından oluşturulan yayın ilkeleriyle sınırlandığını söylemek mümkündür. Ancak, 3984 sayılı Kanunun 4. maddesinde öngörülen yayın ilkeleri, ?reyting kaygısı? nedeniyle, yayıncılar tarafından sıkça ihlâl edilmektedir. İhlâllerin sayıca fazla olmasın diğer bir nedeni ise, 3984 sayılı Kanunda belirtilen yaptırımların caydırıcı olmamasıdır. Ayrıca, yaptırım uygulama sürecinde RTÜK'ün yavaş çalışması, farklı tarihlerdeki ihlâllerin tek bir ihlâl şeklinde değerlendirilmesi gibi nedenler ve yayın kuruluşları tarafından yargıya götürülen RTÜK uygulamalarının karara bağlanmasının çok uzun zaman alması, yaptırımların caydırıcılığını azaltmaktadır.Kamu yayın kuruluşu TRT'de ise, genellikle yayın içeriklerinde ihlâl olup olmadığına, dışarıdan gelen müdahaleler sonucunda karar verilmektedir. Bunun haricinde, Türkiye'de gelişmiş bir özdenetim anlayışı bulunmamaktadır. Bu durumun temel gerekçesi, radyo ve televizyon yayıncılığını kapsamlı biçimde düzenleyen bir özdenetim kuruluşunun bulunmayışıdır. Ayrıca yayıncılar, kendi özdenetimlerini sağlamakta yetersiz kalmaktadır.Bu özellikleriyle Türkiye'deki yayıncılık anlayışı, ?toplumsal sorumluluk?tan uzaktır.

RTÜKRadyo yayıncılığıRadyo-Televizyon Kanunu+7
Kemal Cem Baykal
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

"Afganistan'da sinemanın bir propaganda aracı olarak kullanılması

Bu tez çalışmasının amacı, Afganistan sinemasındaki propaganda'nın ortaya konulmasıdır. Bütçesini mevcut sistemden alması dolayısıyla 1980 ? 1990 yılları arasında en çok film üreten Afghan Film kurumu devletin etkisi altında kalmış ve rejim ley'ine propaganda aracı haline gelmiştir. Bu çalışmada propaganda kavramı ve propaganda ? sinema ilişkisi araştırılarak, özellikle Afganistan'daki siyasal değişimlerini yansıtan Eng. Latif Ahmed'inin Farar (Firar) - 1984), Saboor Sarbaz (Asker Sabur) - 1985), Parendahaye Mahajer (Göçmen Kuşlar) - 1986, Nur Hashim Abir ile Sideeq Barmak'ın Oruj (Şehit) - 1995) ve Sideeq Barmak'ın Osama (Üsame) - 2002 adlı beş uzun metrajlı filmde propaganda unsurunun yer aldığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla sözü edilen beş film Fransız göstergebilimcisi A. J. Gremias tarafından geliştirilen göstergebilimsel dörtgen yöntemi ile zaman, uzam ve film karakterleri açısından çözümlenmiştir.Bu çözümlemelerin sonucunda Afganistan'da diğer kitle iletişim araçları gibi sinemanın de devletin tekelinde olması nedeniyle Afghan Film kurumu tarafından çekilen filmlerin propaganda aracı olarak kullanıldığı ve ağırlıklı olarak propaganda unsurunun yer aldığı ortaya konulmuştur. Ayrıca Japonya ? Hollanda ? Afghan Film kurumunun ortak yapımı olan Sideeq Barmak'ın yönetmenliğini yaptığı Osama (Üsame) - 2002 adlı uzun metrajlı filmde de bütçesinin yabancı kaynaklar tarafından temin edilmesine rağmen Taliban yönetiminde halkın karşılaştığı sorunlar propaganda yapılarak anlatıldığı ortaya konulmuştur.Anahtar Sözcükler1.Propaganda2.Propaganda ve Sinema3.Afganistan Sineması4.Afganisan Sinemasında Propaganda5.Beş filmin çözümlemesi

Mojıburrahman Rahımı
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye' nin Avrupa Birliği' ne giriş sürecinde gazetelerin kamuoyu oluşturma işlevinin haber söylemlerine yansıması

Ço ulcu ve kat l mc demokrasilerde özgür bas n, dengeleri olu turmasbak m ndan önemli i levler üstlenmektedir. Bu anlamda bas n n, haber verme,bilgilendirme, e itme, e lendirme, hakemlik yapma, uyarma, köprü olma, ekonomikya ama katk da bulunma, kamuoyu olu turma, yönlendirme, kamuoyunu yans tmavb. görevleri bulunmaktad r.Tez çal mas nda ara t rma için, 17 Aral k 2004 ve 3 Ekim 2005 tarihlerindeTürkiye ve AB aras nda gerçekle tirilen tam üyelik müzakereleri ile ilgili haberler örnekolay olarak seçilmi tir. Örnek olay olarak seçilen Avrupa Birli i ne giri sürecikonusunda farkl gazetelerin kamuoyu olu tururken farkl söylemler kullanddü ünülmektedir. Bu sorunsal çerçevesinde çal mada; gazetelerin, kamuoyu olu turmasürecinde farkl söylemleri nas l olu turdu u, gündemi ne ekilde kurdu u, sat raralar nda kalm gizli mesajlar n neler oldu u, hangi bak aç s yla haber üretildi i,haberlerin yaz lmas nda etik de erlere ba l kal n p kal nmad ara t r lmaktad r. Buamaçla çal mada kitle ileti im araçlar ve kamuoyu ili kisi ile ilgili kuramlar (gündemkoyma ve saptama kuram , suskunluk sarmal kuram , bilgi aç /gedi i kuram veba ml l k kuram ), etik kuramlar (görev ahlak , faydac l k) ve söylem kuramlar ndanyararlan lmaktad r. Çal man n çözümleme k sm nda ise, haberi bir söylem olarak eleal p inceleyen van Dijk n analiz tekni i kullan lmaktad r.Anahtar Kelimeler: Kamuoyu, Etik, Haber, Söylem, Söylem Analizi.

Ümit Demir
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Devletçilik döneminde yayımlanmış sinema dergileri (1932/1939)

Devletçilik devlet işletmeciliğini de zorunlu bir unsur olarak içeren müdahaleci bir iktisat politikasıdır. 1923?1929 yılları arasında özel sektör girişimlerini teşvik eden politikaların ülke kalkınmasında yetersiz kaldığını düşünen iktidar partisi CHP, 1931 yılında programına devletçiliği almıştır. 1932?1939 arasında Türk ekonomisinde artan devlet müdahalesinin tezahür biçimlerinin bütünü, en genel anlamda devletçilik terimiyle nitelendirilmiştir. Devletçilik sadece ekonomi alanında değil, kültürel alanda da kendini göstermiştir. Çünkü Atatürkçü düşüncede bütünsel kalkınma modeline bakıldığında; teknoloji-bilim-felsefe-kültür ve sanatın ayrılmaz bir bütün olduğu görülmektedir.Bu bakımdan siyasal gücün ve ideolojinin ekonomi dâhil sosyal gerçeği ve insanı yönettiği, yönlendirdiği veya biçimlendirdiğini öne sürmek mümkündür. Cumhuriyet, içinde bulunulan koşullar altında yeni bir devlet, toplum, insan yaratma biçiminde özetlenebilecek bir modernleşme projesini uygulamaya koymuştur. Bu amaç ve bağlamda, halka ulaşabilmek için birçok yol ve yöntem geliştirmiştir.Cumhuriyetin ilk yıllarında ilköğretim zorunluluğu, tevhid-i tedrisat, harf devrimi, okuma yazma seferberliği, halk dershaneleri, millet mektepleri, halk odaları, halkevleri gibi atılımlarla kendini gösteren eğitim ve kültür alanındaki savaşımda, sinemadan daha uygun bir araç bulunamazdı. Aynı şekilde 1930'lu yıllara baktığımızda; sinemanın iç ve dış politikada güçlü bir silah olduğu kadar, modern tekniklerin, sağlık ve yurttaşlık bilgilerinin öğretilmesi için de kullanılabileceği ortaya çıkmıştır.Tiyatro, resim, müzik gibi sanatların batılı biçimleri Türkiye'ye bireylerce getirildiği halde, sinema devlet eliyle, devlet zoruyla sokulmuş, verimsiz özel kuruluş denemelerine karşılık, devlet sinemacılığın sürekliliğini korumuştur.Devletçilik döneminde sinema sinemacılarca, tiyatrodan sonra gelen bir eğlence gözüyle algılanmış ve Türk sinemasının geldiği boyut sinema dergilerinde de yansımasını bulmuştur. Ancak dönemin kültürel devletçilik politikalarının sinema alanındaki dergilere yansıması, sinemanın eğiticilik ve öğreticilik boyutlarıyla bu dergilerde tartışmalara konu olması sinemacıların ve dergileri çıkaranların bakış açısına bağlıdır. Dönemin ulaşılan sinema dergilerine bakıldığında sayıca az ve yayınlanma süreleri kısa olmasının yanında bir kısmının sinema salonlarında gösterime giren filmlerin tanıtım dergileri olduğu ve içerik yönünden de Hollywood haberleriyle sınırlı oldukları da görülmektedir. Bu dönemde film üretiminin yaygın olmamasının ve Hollywood'a bağımlılığın sinema dergilerinin içeriklerini de etkilemiş olduğu, sinema dergilerinin içeriklerinin yurt dışında üretilen filmlere ve bunların yıldızlarına odaklanmış olduğu tespit edilmiştir. Burçak Evren'in de belirttiği gibi bu dönemde sinema işletmecilerinin de dergiciliğe el atarak kendi sinemaları ile filmlerinin promosyonunu dergiler yoluyla kitlelere aktarmaya başlamaları da sinemacıların sinemaya bir eğlence gözüyle baktıklarını ve bu bakış açısını dergilere de yansıttıklarını göstermektedir. Dergilerde halkı sinemada film seyretmeye ve oyunculuğa yönelten çeşitli kampanyalar düzenlenmektedir. Bu durum o dönemlerde henüz film seyretme kültürünün henüz oluşmadığının göstergesidir. Dergilerde asıl konu içeriğini ise Hollywood filmlerinin tanıtımı ve artistlerin yaşamlarının anlatımı oluşturmaktadır. Sinemanın önemine vurgular yapılmasına karşın film üretiminin kısıtlı olması ve bunun nedenlerinin sinema dergilerinde gereğince tartışılmamış olduğu görülmüştür.

DevletçilikSinemaSinema dergisi
Nermin Gonca
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elazığ`ın Kanal E ve Kanal 23 televizyonlarının şehir insanının gündemlerini tayinindeki rolü

ÖZETYüksek Lisans TeziELAZIĞ'IN KANAL E VE KANAL 23 TELEVİZYONLARININŞEHİR İNSANININ GÜNDEMLERİNİ TAYİNİNDEKİ ROLÜAli CANPOLATFırat ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüRadyo-TV ve Sinema Anabilim Dalı2006, Sayfa: XI+215Medya, özellikle demokratik toplumlarda bireylerin bilgi, düşünce, inanç,duygu, tutum ve davranışlarını etkileyebilecek önemli bir güce sahip bulunmaktadır. Buetkisi sadece bireylerle sınırlı değildir. Aynı zamanda toplumsal gruplar, toplumsalkurumlar ve devlet dâhil tüm örgüt yapılarını etkileyebilecek ve yönlendirebilecek önemlibir etkidir. Medya kavramı içinde yer alan televizyon ise insanlar üzerinde en etkiliiletişim faktörlerinden biri olarak kabul edilmektedir.Televizyon, topluma sunduğu mesajların etkisi ve hızı yönü ile diğer kitleiletişim araçlarından ayrılmaktadır. Özellikle haber içeriklerini, görüntü, ses (efekt),müzik, ışık, dekor ve yazı öğeleriyle birlikte etkileyici bir sunumla vermesi etki yönüylediğer kitle iletişim araçlarından onu üstün hale getirmektedir. Bu ayrıcalıklı özelliklertelevizyonu birey ve toplum üzerinde daha etkili kılmaktadır. Bunun sonucu olarak toplumgündemini belirlemede televizyon önemli rol oynamaktadır. Televizyona biçilen bu rolçerçevesinde ulusal televizyonlar daha çok ulusal konularla ilgili ülke gündeminibelirlemektedir. Yerel televizyonların da yerel konularla ilgili yerel toplumun gündeminibelirlediği düşünülmektedir.Ulusal ve yerel televizyonların gündem oluşturma/belirleme süreçlerinintemelinde daha çok haber unsuru bulunmaktadır. Televizyon yukarıda sıralanan ayrıcalıklıözelliklerini, objektiflik boyutuna dokunmadan, haber unsurunda kullanarak adeta birgelinin süslenmesi gibi mesajı süslemekte ve böylece daha etkili olmaktadır. İşte buetkinin bir sonucu olarak toplumda gündem oluşturduğu, bu güne kadar yapılanaraştırmalarda kabul edilmekte ve varsayılmaktadır. Bu çalışmada da özellikle yereltelevizyonların şehir insanının gündemini belirlemedeki rolü ele alınmaktadır. Elazığ'dayayın yapan yerel Kanal E ve Kanal 23 televizyonlarının şehir insanının gündeminibelirlemedeki rolü medyanın gündem belirleme kuramı çerçevesindedeğerlendirilmektedir.Anahtar Kelimeler: Medya, yerel medya, televizyon, gündem belirleme,

Ali Canpolat
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Halkla ilişkiler uygulaması olarak polis televizyonu: Bir model önerisi

Halkla İlişkiler Uygulaması Olarak Polis Televizyonu: Bir Model Önerisi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008.Yapmış olduğumuz bu tez çalışmasında, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde kurumun halkla ilişkilerine yönelik bir faaliyet olarak Polis Televizyonu'nun kurulabileceğini ortaya koymak ve Polis Televizyonu'nu hayat geçirmeye yönelik bir model önerisi oluşturmaya çalışılmıştır. Çalışmada amaç doğrultusunda değerlendirme araştırması yöntemiyle kuramsal çerçeve oluşturulmuş, ve kitle iletişim aracı olarak televizyonun bir kamu kurumunun halkla ilişkilerine yönelik olarak nasıl kullanılabileceği araştırılmıştır.Çalışmanın kapsamı, bir halkla ilişkiler uygulaması olarak Polis Televizyonu modelinin hukuki, teknik ve ekonomik, yönetim ve personel boyutunu acısından nasıl olusturulabileceğini ortaya koyacak şekilde belirlenmiştir. Ayrıca çalışmanın kapsamı çerçevesinde önerdiğimiz Polis Televizyonu modelini oluşturmak için sözlü görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Tezimizde yaptığımız araştırmalar neticesinde EGM'nin yönetim ve idaresinde bir televizyonun kurulması gerektiği, bunun özellikle kurumun halkla ilişkilerinde başarıya ulaşması açısından gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda gerekli yasal zemin oluşturulup, uzman kişilerin sorumluluğunda, son teknoloji ürünü araç ve gereçlerin kullanımıyla ve kurumsal anlamda profesyonel bir yönetim yaklaşımıyla tüm ülkeye yayın yapan bir Polis Televizyonu'nun EGM'nin kendi imkanlarıyla kurulabileceği, yapılan bu tez çalışması aracılığıyla ortaya konulmuştur.

Halkla ilişkilerKitle iletişim araçlarıPolis+2
Ekrem Ersen Emeksiz
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Marshall planı filmler (1948-1953): Türkiye örneği

Marshall Planı, bir yandan II. Dünya Savaşı sonrası ekonomi ve siyaset alanlarında uluslararası ölçekte bir yeniden yapılanmanın aracı olarak iş görürken, diğer yandan da Plan kapsamında yürütülen propaganda çalışmalarıyla Avrupa'nın Amerikan idealleri yönünde yeniden şekillendirilmesi için kökten bir tutum ve zihniyet değişikliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Marshall Planı propagandasının en önemli araçlarından biri ise Plan için çekilen ve katılımcı ülke halklarına gösterilen filmler olmuştur.ABD'de gösterimi 1990'a kadar yasak olan ve Marshall Planı'nın sona ermesinin ardından diğer ülkelerde de arşivlere kaldırılan bu filmler, 2004 yılında düzenlenen ?Demokrasi Satmak? başlıklı turla yeniden günışığına çıkarılmışsa da halen yeterli düzeyde inceleme konusu edilememiştir. Bu çalışmanın konusu ise, Türkiye'ye özgü bir araştırması daha önce hiç gerçekleştirilmemiş olan bu filmlerin ülkemiz için yapılanları ile uluslararası gösterim için hazırlanıp ülkemizde de gösterilenlerinin incelenmesidir.Anahtar Sözcükler:1. Marshall Planı2. İkinci Dünya Savaşı3. Türkiye4. Sinema5. Propaganda

Dünya Savaşı IIFilm çözümlemeMarshall Planı+2
İren Dicle Aytaç
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk toplumunun, Avrupa Birliği'ne üyeliği algılama düzeyi

Avrupa Birliği; ulusal devletlerin transformasyonu yoluyla sağlanan, güçlü ve büyük bir bütünleşmeyi temsil eden, tarihsel, kurumsal, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel yapılanmanın, günümüzdeki en büyük projelerinden biridir. Türkiye'nin, böyle bir sistem içinde yer almayı isteyen bir ülke olarak; Avrupa Birliği'nin ?üyelik? için şart koştuğu kriterleri ve Müktesebat uyumunu ne ölçüde gerçekleştirdiği konusu, büyük önem taşımaktadır.Çalışmanın amacı; ?Avrupa Birliği'ne üye olmanın? ne anlama geldiği sorusunun, Türk toplum kesimleri tarafından nasıl algılandığını analiz etmektir. Birliğe üyeliğin nasıl algılandığı konusunun, AB siyasi ve ekonomik kriterleri, Müktesebat başlıklarının öngördüğü içerikler, ?uyumlaşma sürecinin? meydana getirdiği ve getireceği değişikliklerden yola çıkarak; Türk toplum kesimleri üzerinde ölçüldüğü bir çalışma henüz yapılmamıştır.Araştırmanın birinci bölümünde, Avrupa Birliği'nin doğuşu ve birliğe ilişkin kuramsal yaklaşımlar, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, ülkemizin Avrupa Birliği Müktesebatı'na uyumlaştırılması ve Türkiye'nin ?mevzuata uyum? konusunda yapmış olduğu değişiklikler analiz edilmiştir. İkinci bölümde, araştırmanın yöntemi olan deneysel çalışma açıklanmış; araştırmaya katılan kişilere uygulamak için geliştirilen ölçek; 8 sosyal-kişisel, 30 alana ilişkin olmak üzere toplam 38 görüş ifadesinden oluşturulmuş; araştırmaya katılanların her bir görüş yönünden ?algılamalarını? belirtmelerine olanak veren 5'li dereceleme ölçeği (kesinlikle katılmıyorum, katılmıyorum, fikrim yok, katılıyorum, kesinlikle katılıyorum) şeklinde uygulamaya konulmuştur. Ölçek hazırlandıktan sonra, uzman görüşleri ve ön denemelerle geliştirilmiş; ayrıca güvenirlik analizine (Cronbach Alfa) tabi tutulmuş ve tatmin edici değerler elde edilmiştir. Ankara ilinin evren olarak tanımlandığı ve siyasiler (aktif milletvekilleri), memurlar (yargıçlar, akademisyenler, doktorlar, öğretmenler, vb.) işçiler, emekliler, öğrenciler, ev hanımları ve serbest meslek sahiplerinden oluşan ve toplum kesimlerini temsil eden 969 kişiye anket uygulanmış; elde edilen sonuçlar, araştırmanın alt problemlerini oluşturan bağımsız değişkenlerle, ki kare ilişki analizi yapılarak, istatistiksel çözümlemelerle çalışmaya yansıtılmıştır.Elde edilen bulgular; başta siyasiler olmak üzere, araştırmaya katılan toplum kesimlerini temsil eden çok sayıda bireyin, ?Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne Üyeliği? konusunda yeterli bilgi sahibi ve dolayısıyla da ?görüş sahibi? olmadıklarını AB Müktesebatına uyumlaşma adına ülkemizin yaptığı ve yapacağı değişikliklerle ilgili sürece dair farkındalıklarının düşük düzeyde olduğunu gösterirken; genel anlamda bakıldığında, araştırmaya katılanlardan, ?fikrim yok? diyenlerin dışında kalan çok sayıda kişi, üye olmamız halinde üye ülkelerle toplumumuzun ve kültürümüzün kaynaşarak ulusal kimliğimizin zenginleşeceğine, Euro'yu kullanmaya başlamamızın Türk ekonomisine katkı sağlayacağına, AB ile ortak tarım politikası geliştirmenin faydalı olacağına, terörün, uyuşturucunun ve yasadışı göçün önleneceğine ilişkin görüşlere kesinlikle katılmadıklarını ifade etmişlerdir. Öte yandan görüş sahibi kişilerin Türkiye'nin üyeliği ile ilgili olarak yoğun katılım gösterdiği hususlar; Türkiye'nin Kopenhag Kriter'lerini büyük ölçüde yerine getirdiği, eğitim standartlarımızın iyileşeceği, serbest dolaşımın kolaylıkla sağlanabileceği, özelleştirme ve yabancı yatırımların hız kazanacağı, temel hak ve özgürlüklerin çok daha iyi korunacağı, üretim kalitesinin artacağı, enerji, çevre, bilim ve teknoloji alanında gelişmeler yaşanacağı şeklindeki görüşlerdir.Toplumumuzda yaşamakta olan bireylerin, ülkemizin Avrupa Birliği'ne üye olması ile ilgili olarak yeterince bilgi sahibi olmadığı gerçeği; kişilerin kendi özel çabalarıyla bilgi edinmeleri konusunda eksiklikleri olmasının yanı sıra; kitle iletişim araçlarının görev ve sorumlulukları kapsamında yer alan haber verme, bilgilendirme, öğretme, düşündürme, tarafsız ve en doğru haliyle olayları ve gelişmeleri iletme misyonunu, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri ve ülkemizin üyeliği konularında olması gereken şekilde yerine getiremediğini ortaya koymuştur. Bu konuda en bilgili ve yetkin olması gereken siyasilerin, karar alma ve gerektiğinde uygulama mekanizmasında oldukları halde, ülkemizin üyeliği ilgili olarak , ölçekteki görüşlere ciddi oranda ?fikrim yok? yanıtı vermeleri kaygı vericidir. Siyasilerimizin ve toplumumuzu oluşturan bireylerin, iletişim kanallarıyla, bu konuya ilişkin bilgi erişimini ve konuya dair duyarlılığı güçlendirmesi, medyanın, Türkiye'nin üyeliği doğrultusunda yaşanan gelişmeleri, Türkiye'nin siyasal, ekonomik ve kültürel bakış açısıyla, zaman zaman da Avrupa Birliği'nden ülkemize yansıyan perspektifler doğrultusunda yansıtması gerekmektedir.

Zeynep Poyraz
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Irak'ta kitle iletişimi ve basın özgürlüğü

Irak, dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapmış olan aşağı Mezopotamya bölgesinde kurulmuş bir devlettir. Bugün Irak, Ortadoğu'da yer alan stratejik mevkisi yanında sahip olduğu petrol rezervleri ile Körfez'in önemli ülkelerinden biridir. Soğuk Savaş sonrası Ortadoğu'da etkisini artıran ABD'nin Irak'a özel bir politik ilgisi vardır. Irak'ta iletişim sistemi Osmanlı döneminde kuruldu. 1869 yılında Osmanlının Bağdat Valisi Mithat Paşa tarafından Irak'a ilk matbaa getirilmiş ve Zevra adında ilk gazete Türkçe ve Arapça olarak çıkarılmıştır. O döneminde Irak'ta yazılı basın çok sesli bir dönem yaşadı. Özellikle de basın özgürlüğü konusunda iktidarı uyarıp ülkenin birçok problemlerine çözüm buldu. Halkın ufkunu genişletti. Kraliyet döneminin başlangıcında Kral ve yandaşları tarafından çok yayınlar kapatılmıştır. Kimi gazeteciler sürgün edilmiş, kimisi tutuklanmış, öldürülmüştür. Cumhuriyet döneminde etkin olan Baas rejimi basın iletişim sistemini devletin tekeliyle idare etmiş, Baas partisi rejiminin fikir ve ideallerini halka zorla dayatılmıştır. 1991 yılında Irak'ın Kuzeyinde oluşan ?Güvenlik Bölgesi?nde iletişim sisteminde bir patlama yaşanmış, dört dilde çeşitli yayınlar serbestçe yayınlanmıştır.ABD işgali sonrası Irak'ta bir iletişim devrimi yaşandı. Sansür yok edildi. Basın özgürlüğü arkasına kadar serbest bırakıldı. 2000 civarında yazılı basın, 100'e yakın TV kanalı, 200 civarında radyo yayını ve 1000 civarında web siteleri aktif olarak yayına başlamıştır. Ancak, bu devrime rağmen iletişim konusu etnik ve mezhebi faktörlere ayrılmıştır. Gizli sansür devreye girmiş, beş yıl içerisinde başta IGC Başkanı olmak üzere, yaklaşık 300 yerli ve yabancı basın mensubu öldürülmüştür. Bu nedenle de Irak'ta iletişimcilik en tehlikeli meslek olarak saptanmıştır. Irak'ta basın kanunun çıkarılması elzemdir ve bunun sayesinde iletişim sistemi de istikrara kavuşacaktır.Anahtar Sözcükler:1. Kitle iletişimi,2. Irak,3. Basın özgürlüğü,4. Irak savaşı.

Basın özgürlüğüIrakKitle iletişimi
Şemsettin Hıdır
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Marka oluşumunda reklamın yeri

Tüketicilerin her geçen gün piyasaya giren mal veya hizmetler arasında tercihte bulunurkengöz önünde bulundurdukları kriterlerin artması, üreticileri bu kriterler doğrultusunda üretimyapmaya ve iletişim tekniklerini kullanmaya zorunlu hale getirmiştir. Bu zorunluluklardanbirisi işletmelerin mal veya hizmetlerinin rakip mal ve hizmetler karşındaki belirleyicifarklarını ortaya koymada yararlandıkları pazarlama bileşenlerinin başında yer alan reklamdır.Günümüz tüketicisinin satın alma davranışının şekillenmesinde en büyük etkenlerden biriolan reklam, marka ve markaya yönelik olumlu tutumların oluşmasına önemli derecedehizmet etmektedir. Bu amaçla yapılan reklam çalışmalarında her öğenin kullanımının ayrı biröneminin olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bir markanın oluşumu ve markaya yönelik imajınoluşum sürecine bakıldığında her şeyden önce markanın tüketici zihninde net bir şekildekonumlandırılması gelmektedir. Bu sürecin seyrini ve hızını belirleyen de reklamdır.Reklamdan beklenen nihai amacın gerçekleştirmenin yanında, markaya yönelik olarak,tüketicilerin tutum düzeyleri, alışkanlıkları ve beklentileri dikkate alınarak yapılanuygulamalar markanın konumlandırılmasını kolaylaştıracaktır. Bu nedenle işletmelerinreklamlar aracılığı ile hedef kitleler üzerinde oluşturmaya çalıştıkları marka sadakati, markatutumu oluşum sürecini desteklemeleri, bunun sonucunda oluşacak güçlü markaları kendileriiçin daha sonra doğrudan bir reklam olacaktır. Reklamların tüketici davranışlarınıbelirlemedeki rolünün araştırıldığı bu araştırmada, uygulanacak reklam stratejileri ile markaoluşumuna reklamın katkısı araştırılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimler: Marka, Tüketici, Reklam.

Mehmet Fatih Çakar
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

3 ekim Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde ulusal televizyon kanallarında yer alan haber ve yorumların izleyici üzerindeki etkisi

Avrupa Birliği'ne tam üyelik konusu Türkiye için 31 Temmuz 1959 yılından başlayıp 3 Ekim 2005 yılına ve günümüze kadar süre gelmiştir. Avrupa Birliği başlangıçta 6 üyeli bir birlik olarak başlayıp geçen yıllarda genişleme süreçleriyle 27 üyeli bir oluşum haline gelmiştir. Türkiye, bu süreçte çeşitli zamanlarda üyelik başvurularında bulunmuş ve içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal aksaklıklar nedenleriyle geri çevrilmiş ya da yarım kalmıştır. 3 Ekim 2005 tarihi Türkiye açısından tam üyelik müzakerelerine başlama tarihi olması sebebiyle oldukça önemlidir. Kitle iletişim araçları üstlendiği işlevleri açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu anlamda kitle iletişim araçlarının haber verme, bilgilendirme, eğitme, eğlendirme, denetim, eleştiri, ekonomik yaşama katkı sağlama, köprü olma, kamuoyu oluşturma, yönlendirme ve kamuoyunu yansıtma gibi önemli görevleri bulunmaktadır. Tez çalışmasında araştırma için 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gerçekleştirilen tam üyelik müzakereleri ile ilgili haberler örnek olay olarak seçilmiştir. Kitle iletişim araçlarından televizyonda yer alan haberlerin bu süreçte kamuoyu oluşturma biçimleri, kullandıkları ifadeler ve bu ifadelerin halkın üzerindeki etkisini tespit etmek amacına yönelik olarak haberlerin analizi ile birlikte anket çalışması yapılarak 3 Ekim sürecinde izlenilen haberlerin toplumun üzerindeki kanaat oluşturma ve değiştirme anlamındaki gücü ölçülmeye çalışılmıştır. Ulusal televizyon kanallarından en çok izlendiği tespit edilen Kanal D, ATV ve Show TV'nin haber içerikleri incelenerek; 3 Ekim Avrupa Birliği müzakere sürecinde kamuoyunda bu süreci destekler nitelikte ve olumlu bir kanaat oluşturma amacına yönelik ifadelere yer verildiği, ayrıca Türkiye'nin karşısına sunulan şartlar ve engeller açısından ise diğer ülkelerle eşit olduğu yönünde fikir oluşturulmaya yönelik haberlere yer verildiği ve buradaki amacın ise kamuoyunda hâkim olan ?eşit davranılmadığı? yönündeki düşüncelerin değişmesi olduğu söylenebilir. Bunun birlikte Türkiye açısından 3 Ekim'de büyük bir zafer kazanıldığı ve bu sürecin ülke için tarihi bir dönemeç olduğu, Avrupa Birliği 'ne üyelik ile birlikte Türkiye'de gerek ekonomik ve gerekse sosyal açıdan birçok alanda ilerleme ve genişleme kaydedileceği yönünde mesajlar verildiği görülmektedir. Araştırmanın devamında anket çalışmasına yer verilerek haberlerde yer alan ifadelerle ve oluşturulmaya çalışılan kamuoyu ile izleyicinin düşünceleri karşılaştırılarak; kitle iletişim araçlarının haber ve bilgi verirken bilgilendirme işlevi açısından toplumun beklentilerini karşılayamadığı, toplumu yönlendirici ifadelere yer verdiği ancak bu ifadelerle belirli bir eğitim ve bilgi birikimine sahip olan kitle üzerinde daha önceden oluşmuş fikirleri değiştirme ve yönlendirme açısından etkili olamadığı ancak gündemdeki olay ve olgular ile ilgili gelişmeler hakkındaki düşüncelerin şekillenmesinde etkili olabildiği sonucuna varılmıştır.

Avrupa BirliğiKamuoyuKitle iletişim araçları
Nida Aşkın
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çağdaş sinemada özne

Bu tez çalışmasının amacı, 1990-2007 yılları arasında Çağdaş Hollywood Sinemasında temsil edilen öznelerin türdeş olmayan özellikler gösterdiğini, farklı kuramsal yaklaşımlara dayanarak betimlemektir.Çalışmada 1990-2007 yılları arası Hollywood Sinemasından seçilen 17 adet filmde özne, ?Oidipal film Anlatılarında Özne?, ?Simgesel Sistem içinde Özne?, ?İdeolojik Özne?, ?İktidarın Öznesi? ve ?Öznellikten Kaçış? başlıkları altında toplanarak, Sigmund Freud, Jacques Lacan, Louis Althusser, Michel Foucault ve Gilles Deleuze ve Felix Guattari'nin öznellik kuramlarından oluşan kavramsal çerçeve aracılığı ile analiz edilmiştir.Yapılan analiz sonucunda Çağdaş Hollywood sinemasında öznelerin, hem oluşum süreçleri bakımından, hem benimsedikleri özne konumları ve de bilgi nesneleri bakımından farklı özellik taşıdığı gözlemlenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Özne2.Çağdaş Sinema

Özne
Sezen Gürüf
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
11
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sinema filmlerinde şiddet içeriğinin yeniden üretilmesi

Bu tez çalışmasının amacı, şiddet olgusunun sinema filmlerinde yeniden üretimini ve bu üretim sürecinin nasıl gerçekleştiğini Quentin Tarantino filmleri üzerinden ortaya koymaktır. Sinema filmlerinde şiddetin yeniden üretim süreci, estetize etme ve manipülasyon kavramları çerçevesinde değerlendirilmiştir.Çalışmada Quentin Tarantino'nun Reservoir Dogs, Kill Bill Vol. 1 ve Kill Bill Vol. 2 filmlerinin çalışma için belirlenen sahneleri, Gerard Genette'in Anlatıbilim kuramı çerçevesinde öykü, öyküleme ve anlatı başlıkları kapsamında göstergebilimsel bir çözümleme yöntemi ile çözümlenmiştir.Film çözümlemeleri sonucunda, sinema filmlerinde görüntüyü oluşturan estetik öğeler yardımıyla şiddetin estetize edildiği, estetize etme işleminin sonucunda şiddetin manipülasyona uğradığı ve böylece şiddetin yeniden üretildiği saptanmıştır.

AnlatıbilimSinema
Selçuk Temel
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Televizyon yayınlarındaki zararlı içerikten küçüğün korunması(Uluslararası Hukuk, Türk Hukuku, ve K.K.T.C. Hukuku'nda mevcut düzenlemelerin incelenmesi)

Kalkan, Servet. Televizyon Yayınlarındaki Zararlı İçerikten Küçüğün Korunması (Uluslararası Hukuk, Türk Hukuku, ve K.K.T.C. Hukuku'nda Mevcut Düzenlemelerin İncelenmesi), Master Tezi, Ankara, 2008.Televizyonda mevcut olan programlar arasındaki birçok program küçüğe yönelik olmayan programlardır. Küçük, kendi izlemesi gereken ya da gerekmeyen programları her zaman ayırt edebilecek durumda değildir. Son zamanlarda çocukların davranışlarında televizyonun etkisinin çok fazla oluşu tartışma getirmeyecek bir konu olmaya başlamıştır.Bu araştırma, çocukların TV program tercihlerindeki ilgilerine dair bir çalışmadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde olan Haydarpaşa Ticaret Lisesi'nde bulunan öğrencilere bir anket formu uygulanmıştır. Bu anket formu, çocukların televizyonda en çok hangi programları izlediklerine ilişkin soruların yanı sıra bu programları hangi kanallarda izledikleri soruları da sorulmuştur. Ankete verilen cevaplar SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) yöntemiyle ele alınmış, yaş ve cinsiyet değişkenlerine göre farklılaşmalar sınanmıştır. Tezde, ayrıca, literatür taramasına da yer verilmiştir.Televizyondaki zararlı içeriklerden çocukların etkilenme oranının yaşa, izlenilen programlara ve günlük televizyon izleme saatlerine de bağlı olduğu tespit edilmiştir. Televizyondaki program içeriklerinin çocuklara yansıması ailenin o programdaki konuya karşı tutumuna da bağlı olduğunu göstermiştir. Çocuk programlarının eğitici değil reytingi arttırma amacıyla yapıldığına ve buna ek olarak eğitici ve şiddet içermeyen çocuk programlarına gereksinim duyulduğu sonucuna varabiliriz. Çocukların televizyondaki zararlı içerikten uzak durmasının yollarını ve bu aşamalara ek olarak ailelerin alabileceği ekstra önlemler anlatılmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Televizyon2.Çocuk3.Küçük4.Program ve Türleri5.Hukukî Düzenlemeler

HukukProgramTelevizyon+1
Servet Kalkan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Televizyonda izleyici ölçümlerinin ortaya çıkardığı sorunlar

?Televizyonda İzleyici Ölçümlerinin Ortaya Çıkardığı Sorunlar? adlı bu çalışmada, Türkiye'de izleyici ölçümlerinin hangi ekonomi-politik yapıda ortaya çıktığı, izleyici ölçümleriyle televizyon programlarının izlenilirliğinin kim tarafından, kim için, nasıl kontrol edildiği, bu ölçümlerin televizyon kanallarının program yayıncılığı dinamiklerini nasıl etkilediği ve tüm bunlara dayanarak hangi sorunlara yol açtığını belirlemek amaçlanmaktadır. Çalışmada sözü edilen sorulara yanıt aramak için Kanal D, Atv ve Show Tv olmak üzere üç televizyon kanalı ve bu kanalların 2005-2007 dönemi ana-yayın kuşağı program akışları örneklem alınmış, izleyici ölçümlerinin bu kanalların yayın akışları üzerindeki etkileri Türkiye'de izleyici ölçümlerini yürüten AGB Nielsen Media Research (AGB Anadolu)'ün ölçüm raporlarından yararlanılarak belirlenmeye çalışılmıştır. Durum saptaması niteliğindeki bu çalışma, genel tarama modellerinden ?tekil tarama? modelinde yapılmıştır. Çalışmanın kuramsal çerçevesi alanla ilgili literatür taranarak çizilmiş, kanalların 2005-2007 dönemi yayın akışları ise AGB'nin söz konusu döneme ait ölçüm raporları ana-yayın kuşağı kapsamında gün gün taranarak elde edilmiştir.AGB Nielsen Türkiye (AGB Anadolu) tarafından ilk kez 1989 yılında yapılmaya başlanan izleyici ölçümleri, 1980'li yıllarda tüm dünyaya yayılan neo-liberal ekonomi politikalarının etkisiyle, tümüyle reklâm destekli özel yayın kanallarının kurulması temelinde ortaya çıkmıştır. Varlıklarını sürdürmeleri tamamen reklâm gelirlerine bağlı olan özel televizyon kuruluşlarının elde ettikleri izleyici sayısını reklâm verene satmaları çerçevesinde dönen ticari yayıncılık ekonomisinde, izleyici ölçüm sisteminin önemli bir kâr mekanizması olarak kullanıldığı, ölçümlerin yayın akışlarının düzenlenmesinde en önemli ölçütü oluşturması nedeniyle çeşitli sorunlara yol açtığı görülmektedir. İzleyici ölçümleri, yayıncılıkta tek-tipleşmeye neden olmakta ve eğlence ağırlıklı bir program akışını dayatmaktadır. Yayın programlamalarının yalnızca izleyici ölçümlerine göre yapılandırıldığı televizyon kanallarında, izlenme oranı (rating) olgusu, program çeşitliliğini sınırlamakta, çok-sesliliği engellemekte ve izleyiciler ekonomik çıkarlar uğruna seçme özgürlüklerini yitirerek, eğlence egemen ve tek-tip bir yayıncılık anlayışına uymaya mahkûm edilmektedir. Dolayısıyla bu çalışma televizyonda izleyici ölçümlerinin ne kadar sorunlu bir yayıcılık ortamı yarattığına dikkat çekmesi ve Türkiye'de uygulanmakta olan izleyici ölçüm sistemini bilimsel bir bakış açısıyla sorgulayarak toplumsal bir yaraya işaret etmesi nedeniyle önem taşımaktadır.Anahtar Sözcükler1.İzlenme Oranı2.Reklâm3.Para4.Tek-tipleşme5.Eğlence

Esma Gökmen
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00