Düzce University
Anabilim Dalı

Sigortacılık ve Sosyal Güvenlik Anabilim Dalı

Düzce University

18

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

18 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bireysel emeklilik sistemindeki katılımcıların memnuniyet ve güven algılarının incelenmesi

Bireysel Emeklilik Sistemi, ülkemizde son zamanlarda yönetmelik ve mevzuat değişiklikleri ile teşvik edilen bir sistem olmuştur. 1 Ocak 2013 tarihi itibariyle, katılımcıların katkı payı ödemeleri üzerinden, %25 devlet desteğinin verilmesi ile sistemin katılımcı sayısı her geçen gün artmıştır. Katılımcı sayısının artırılması adına yapılan bütün uygulamalar incelendiğinde, sistemin sağlam bir mevzuat yapısına sahip olduğu ve bununda güven oluşturduğu görülmektedir. Bu güven ve sistemin sağlamış olduğu karlılık ise müşteri memnuniyetini oluşturmada oldukça etkili bir unsur olarak değerlendirilebilir. Kurumların, varlığını ve karlılığını sürdürmesi için müşteri güveninin ve müşteri memnuniyetinin sağlanması adına çok daha fazla çaba harcaması gerekmektedir. Müşteri güveninin ve memnuniyetinin sağlanması durumunda, sadık bir müşteri kitlesine sahip olmak mümkün olacaktır. Günümüzde müşterilerin uzun vadede işletme bağlılığını sürdürmesi, geçmiş ile kıyaslanamayacak kadar çok zorlaşmıştır. İşletmeler arası rekabette müşteri bağlılığı belirleyici bir kriter olmaktadır. Değişken eğilimler gösteren müşteriler ise kendilerini memnun edecek mal ve hizmeti oldukça fazla alternatif arasından seçmektedir. Bu noktada, seçim kriteri de farklılaşmaktadır, kimisi için maliyet, kimisi için prestij değeri, kimisi için karlılık kimisi için güven etkili bir kriter olmaktadır. Aynı zamanda tüm bu kriterler müşteride memnuniyette oluşturmalıdır; çünkü ancak o zaman sadık müşteriler ortaya çıkacaktır. Bu noktadan hareketle bu çalışmada, Bireysel Emeklilik Sistemi katılımcılarının güven ve memnuniyet algıları incelenmiştir. Müşteri güveninin müşteri memnuniyeti sağlamadaki etkisinin de ele alındığı çalışmada, demografik özelliklere göre müşteri güveninin ve müşteri memnuniyetinin farklılık gösterip göstermeyeceği de araştırılmıştır. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada, anket tekniği ile birincil veriler toplanmıştır. Türkiye'de Bireysel Emeklilik Sisteminde katılımcı olan toplam 6.908.478 kişiden kolayda örnekleme yöntemi ile toplam 384 kişilik örneklem oluşturulmuştur. Toplanan veriler SPSS 24.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, katılımcıların güven ve memnuniyet algılarının ortanın biraz üzerinde olduğu görülmüştür. Ayrıca müşteri güveni müşteri memnuniyetini pozitif olarak etkilemektedir. Güvenin alt boyutu olan doğruluk ve dürüstlüğün müşteri memnuniyeti üzerinde anlamlı bir etkisi olmazken, yardımseverlik ve yeterliliğin olumlu bir etkisi vardır. Ayrıca araştırmaya katılanların demografik özelliklerine göre de memnuniyetleri ve güvenleri farklılık göstermektedir.

Bireysel emeklilikEmeklilik sistemiMüşteri güveni+2
Muhammed Kürşat Akgün
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aracı sigorta işletmelerinin hizmet kalitesi üzerine bir araştırma

Bu çalışmanın temel amacı, hizmet sektörünün önemli temsilcileri olan sigorta acentelerinin verdikleri hizmetlere yönelik hizmet kalitesi algısı ile hizmet kalitesi değer algısı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ayrıca bu çalışma ile hizmet kalite algısı ve hizmet kalitesi değer algısının sosyo-demografik değişkenler açısından farklılık oluşturup oluşturmadığı incelenmiştir. Bu araştırmada nicel yöntem kullanılmış, veri toplamak için 22 ifade 5 boyuttan oluşan hizmet kalitesi algısı ölçeğinden ve 5 ifadeden oluşan hizmet kalitesi değer algısı boyutundan faydalanılmıştır. Bununla birlikte katılımcıların sosyo-demografik özelliklerini içeren ve 3 bölümden oluşan bir anket formundan faydalanılmıştır. Anket, basit rasgele örneklem metoduyla Düzce ilindeki 400 katılımcıya uygulanmıştır. Araştırmaya katılan katılımcıların 274'ünün kadın, 112'sinin 41 yaş ve üzeri yaş aralığında, 151'inin lisans düzeyinde eğitim durumuna sahip olduğu, 110'unun ortalama gelirinin 3000 TL ve altı olduğu, 132'sinin araç poliçesi için hizmet aldığı, 262'sinin seç sigorta şirketinden hizmet aldığı, 126'sının mesleğinin esnaf olduğu, 240'ının evli olduğu ve 141'inin sigorta şirketinden 4-7 yıl arası hizmet aldığı bulunmuştur. Elde edilen verilere göre araştirma içinde yer alan hizmet kalitesi algısı ile hizmet kalitesi değer algısı (r=0,503; p<0,01) arasında istatistiksel açıdan anlamlı, orta şiddette bir ilişki olduğu ve hizmet kalitesi alt boyutlarından hevesliliğin hizmet kalitesi değer algısı üzerinde üzerinde pozitif yönde ve anlamlı etkisi bulunduğu tespit edilmiştir (t=11,896, p<0,001). Sonuç olarak özellikle farklı sektörlerden hizmet alanların, hizmet alınan sektöre göre farklı hizmet kalite algısına sahip olacağı değerlendirilmiştir. Bu sebeple benzer çalışmaların farklı sektörlerde yapılmasının hizmet kalitesi açısından literatüre önemli katkılar sağlayacağı öngörülmüş ve önerilmiştir.

Hizmet kalitesiKaliteSigorta+5
Şükrü Sert
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çalışanların esnek çalışma uygulamalarına yönelik tutumları ve işte var olma sorunu ilişkisi: Bir kamu kurumu örneği

İşgörenin fiilen işte olması; ancak çalışıyor gibi gözükmesine rağmen kendini işe tam olarak verememesi olarak tanımlanan işte var olamama çalışma hayatında hem işgörenler için hem de örgüt için önemli bir problemdir. İşte var olamama nedeniyle işgörenin performansı ve verimliliği düşmekte ve bu durum genel performansı ve verimliliği de etkilemektedir. İşletmeler bu performans kayıplarını en aza indirmek için birtakım uygulamalar yapmaktadır. Bu uygulamalardan biri de esnek çalışma biçimlerinde iş yapmaya yönelmektir. Özellikle teknolojik gelişmelerin de etkisi ile son yıllarda artış gösteren bu tür uygulamalar kamuda da kendine yer bulmaya başlamıştır. Covid-19 sürecinde kamuda yaygın olarak kullanılan bu çalışma şeklinin, iş ortamlarında pek çok konuda etkisinin olduğuna yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bu etkilerden birinin de işte var olmama olduğu varsayımı ile bu çalışmada, kamu çalışanlarının esnek çalışma uygulamalarına yönelik algılarının işte var olamama durumlarına etkileri araştırılmıştır. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada, kolayda örnekleme ile bir kamu kurumunda çalışan 385 kişi örnekleme dahil edilmiştir. Anket tekniği ile birincil veriler toplanmıştır. Anket 5 dereceli likert tipi ölçektir. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda örneklem içinde yer alan kamu çalışanlarının esnek çalışma ya yönelik algılarının orta dereceli olduğu görülmüştür. Kurumlarındaki esnek çalışma uygulamaları onlar için yetersizdir. İşte var olamama sorunu yaşama durumlarına bakıldığında ise yüksek dereceli bir işte var olamama durumunun söz konusu olduğu görülmüştür. Araştırmanın cevap aradığı temel soru olan esnek çalışma uygulamalarının işte var olmamayı etkilemesi durumunun var olup olmadığı ile ilgili yapılan analizler sonucunda, kamu çalışanlarının algıladığı esnek çalışma uygulamalarının işte var olamama sorununu azaltıcı etkisinin olduğu görülmüştür. Ayrıca esnek çalışma ve işte var olmama değişkenlerine yönelik algı demografik özelliklere göre farklılaşmaktadır.

Esnek çalışmaEsnek çalışma saatleriKamu kuruluşları+3
Eren Cebeci
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de bireysel emeklilik sisteminin gelişimi ve farklı iktisadi değişkenlerle ilişkisinin analizi

Sosyal Güvenlik sistemlerinin bir tamamlayıcısı olarak tüm dünyada hızla yaygınlaşan Bireysel Emeklilik Sistemleri (BES) bugün çoğu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tarafından uygulanmaktadır. Sosyal Güvenlik sistemlerinin karmaşık ve komplike yapılarından kaynaklanan birtakım eksiklik veya gecikmelerin giderilmesi amacının yanında Bireysel Emeklilik Sistemi aynı zamanda iç tasarruf fonu işlevi ile de dikkat çekmektedir. Bu açıdan Bireysel Emeklilik Sistemi hem bir sosyal güvenlik enstrümanı hem de iç finansman kaynağı olarak değerlendirildiğinde ekonomik hayatın önemli bir bileşeni haline gelmektedir. Bu çalışmada Bireysel Emeklilik Sisteminin gelişimi ve uygulaması incelenmiştir. İktisadi değişkenlerden özellikle harcama alışkanlıkları üzerinde son derece etkili olan hane halkı tasarrufları ve gelirin BES fonları ile ilişkisi olup olmadığı araştırılmıştır. Türkiye'de 2003-2021 yılları arasında hane halkı tasarrufları GSYH ve BES fonları yıllık zaman serileri şeklinde alınarak En Küçük Kareler (EKK) yöntemi ile analiz edilmiştir. Bağımlı değişkenin hane halkı tasarrufu olarak alındığı analiz sonucuna göre BES fonlarının tasarrufları artırıcı bir etkisinin olduğu ortaya çıkmıştır. Kurulan modelin tahmin sonuçları farklı sağlamlık testleri ile sınanmıştır. Çıkan sonuçlara göre model anlamlıdır. Buna göre; Türkiye'de 2003-2021 döneminde Bireysel Emeklilik Sisteminin hane halkı tasarrufu üzerinde pozitif etkisinin olduğu, gelir artışının ise bu süreci desteklediği sonucuna ulaşılmıştır.

Bireysel emeklilikEkonomi politikalarıEkonomik değişkenler+5
Alparslan Akbaş
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşsizlik sigortası ve Türkiye'de işsizlik sigortası uygulamasının gelişimine yönelik inceleme

Bu çalışmada, Türkiye'de işsizlik sigortası uygulamasının 2002-2021 yılları arasındaki gelişimi incelenmiştir. Türkiye'de işsizlik sigortasının uygulanmaya başlamasından günümüze kadarki süreçte ne düzeyde gelişim gösterdiğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, işsizlik sigortasının yürütülmesinden sorumlu olan Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) tarafından yayımlanan resmi istatistikler, bültenler ve raporlardan yararlanılarak doküman analizi yapılmıştır. Çalışmada 2002-2021 yılları arasındaki veriler karşılaştırmalı yorumlanmıştır. Yapılan analiz sonucunda Türkiye'de 2002-2021 arasında işsizlik ödeneğine başvuran sayıları sürekli artış göstermiştir. Ancak işsizlik ödeneğini hak eden sayılarının beklenilen düzeyde olmadığı görülmüştür. 2003-2011 yılları arasında işsizlik ödeneğine başvuranların en az ortalama %81'i hak kazanırken, 2012-2021 yılları arasında hak kazananların oranı ortalama %46,1'e kadar düşüş göstermiştir. İşsizlik sigortası fon varlığı incelendiğinde ise, 2002-2019 yılları arasında fon varlığı sürekli artış göstermiştir. Ancak 2020 ve 2021 yıllarına gelindiğinde fon varlığında azalma ve fon giderlerinin fon gelirlerini aştığı görülmüştür. Çalışma sonucunda işsizlik sigortası hak kazanma koşullarının hafifletilmesi, kapsamının genişletilmesi ve fon gider kalemlerinin azaltılması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: İşsizlik, İşsizlik Sigortası, İşsizlik Sigortası Fonu

FonlarSigortaSigorta işlemleri+2
Melike Turbay
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Esnek çalışma uygulamalarının ücret sistemlerinde ortaya çıkardığı sorunların belirlenmesine yönelik bir araştırma

Esnek çalışma uygulamaları, ülkemizde ve dünyada pandemiyle birlikte oldukça yaygın hale gelmiştir. Daha önce iş süreçlerinde esnek çalışmayı hiç kullanmayan işletmeler dahi kısmen veya tamamen esnek çalışma modelinde iş yapmaya başlamışlardır. Esnek çalışma uygulamaları hem işverenler için hem de çalışanlar için yeni bir uygulama olduğundan bazı karmaşık durumlara da sahip olabilmektedir. Özellikle çalışana ödenecek ücret ve ücrete ek ödemeler açısından değerlendirildiğinde ücret sistemlerinin güncellenmesini de gerektiren bir iş modelidir. Bu sebeple esnek çalışma uygulamaları, ücret sistemlerinde birtakım sorunları da ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada esnek çalışma uygulamaları, ücret sistemleri bağlamında incelenmiştir. Esnek çalışma uygulamalarının genel olarak değerlendirilmesi, enek çalışmada yaşanan veya yaşanabilecek sorunların belirlenmesi, bu sorunlara yönelik geliştirilen çözüm yollarının ortaya çıkarılması çalışmanın amaçlarından biridir. Bir diğer amacı ise esnek çalışma yapan işletmelerdeki ücret sistemlerinin incelenmesi, bu kapsamda yaşanan sorunların ve de bu sorunlara yönelik insan kaynakları yöneticilerinin ne tür çözümler ortaya koyduğunun belirlenmesidir. Araştırma kapsamında, hizmet ve imalat sektörlerinde İstanbul' da faaliyet gösteren, kuruluşunu tamamlamış ve üzerinden en az 2 yıl geçmiş ve esnek çalışma uygulayan işletmelerin insan kaynakları yöneticileri ile görüşmeler yapılarak birincil veriler toplanmıştır. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin insan kaynakları yöneticileri ile yapılan görüşmeler çalışmanın evrenini oluşturmuştur. Bu evrenden kasti örnekleme ile seçilen 17 insan kaynakları yöneticisi ise araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Görüşmelerden elde edilen veriler, betimsel analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında işletmelerin çalışanlarla belirsiz süreli iş sözleşmesi imzaladıkları, temel ücret dışında işçilere prim, ikramiye, yol ve yemek ücreti gibi ödemelerin yapıldığı, işletmelerin genellikle tam zamanlı çalışma süresinde işçi çalıştırdıkları, pandemi döneminde uzaktan çalışma ve kısmi zamanlı çalışma yönteminin uygulandığı belirlenmiştir. Esnek çalışma olarak işletmeler genellikle uzaktan çalışma ve hibrit çalışma modelini kullanmış, pandemi döneminde kısa çalışma ve nakdi ücret desteği uygulamalarından da yararlanmışlardır. Vardiyalı çalışma, telafi çalışma, kısmi süreli çalışma da uygulanan diğer esnek çalışma modelleridir. Esnek çalışma uygulayan işletmeler; iletişim, teknik alt yapı sorunları, maliyet artışları, personel kayıpları, iş ve özel yaşamın birbirine karışması gibi sorunlar yaşamıştır. Esnek çalışmadan kaynaklı olarak, zamana dayalı ücret sistemi uygulanan işletmelerde çalışma sürelerinin takip edilememesinden ötürü ücreti belirlemede sorunlar yaşandığı, bu sorunları aşabilmek adına ücretlerde cüzi miktarlarda artışlar gerçekleştirdikleri, ücret ödemelerinde gecikmeler yaşandığı, ücret ödemelerini düzenli yapmaya çalışarak sorunun çözülmeye çalışıldığı, performansa bağlı ücrette ise performans kriterlerinin tam olarak belirlenememesinden dolayı çalışan şikayetlerinin arttığı, sorunu çözmeye yönelik olarak işletmelerin adil bir ücret politikasını uygulamaya çalıştıkları, enflasyondan kaynaklı ücret azalışlarına karşı işletmelerin işçi ücretlerinde periyodik olarak artış yaptıkları belirlenmiştir.

Esnek çalışmaFinansal sorunlarSosyoekonomik sorunlar+4
Engin Uzuner
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karar verme sürecinde risk algısını etkileyen faktörlerin belirlenmesi: Bireysel yatırımcılar üzerine bir uygulama

Yatırımcılar pek çok faktörün etkisinde kalarak karar verirler bunlardan biri de riskli durumlardır. Riskli durumlarda bireyler gerek çevresinin ve gerekse kendi kişilik özellikleri ve deneyimlerinin yönlendirmesi ile karar almaktadırlar. Bazı bireyler karar sürecinde oldukça uzun zaman harcarken , bazıları ise daha hızlı karar verebilmektedirler. Ayrıca bireylerin algıladıkları riskler ve bu risklerin etkileri de farklı olabilmektedir. Bireysel yatırımcılar gelirlerinden tasarruf ederek yatırım yapmaya çalışan kişilerdir. Yatırım tercihlerinde; risk kavramına yükledikleri anlam, riskli durumlar karşısındaki davranışları, kişilik özellikleri, yatırım yapma öncelikleri, dini ve kültürel değerlere bağlılığı, aile yapısının etkileri ve ülke ekonomisine duydukları güvenin ne anlam ifade ettiği incelenmeye çalışılacaktır. Bu çalışmada bireysel yatırımcıların yatırım kararı verme süreçlerinde risk algısını etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışmada karar süreçlerinde risk algısını değerlendirmek için nitel araştırma tekniklerinden mülakat kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye'de ikamet eden bireysel yatırım yapan vatandaşlar oluşturmaktadır. Konya ilinde ikamet eden bireysel yatırımcılar araştırmanın örneklemi olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda katılımcı görüşleri dikkate alındığında yatırımcıların karar verme sürecinde risk algısının önemli bir yeri bulunmaktadır. Yatırımcılar açısından yatırım kararı verirken, riskleri göz önünde bulundurduğu ve yatırım kararlarını etkileyen kişisel, çevresel ve finansal faktörlerin önemli olduğu görülmüştür. Ayrıca katılımcılar aile üyelerinin görüşlerinin, medeni durumlarının, yaptıkları mesleğin, gelir düzeyleri, dini ve kültürel değerlere bağlılığın yatırım kararı verirken önemli bir yere sahip olduğunu belirtmişlerdir.

Mükremin Özkara
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de uygulanan emeklilik politikaları

21.yüzyıl sanayi toplumları incelendiğinde politik, ekonomik, kurumsal ve sosyal yapıları değiştiren yeni bir dönüşüm dalgası yaşandığı görülmektedir. Tüm kurumlarda bu değişimlerin etkisiyle bazı yeni düzenlemelerin yapılması önemli bir gereklilik olmuştur. Bu açıdan toplum refahını sağlama yönünde ortaya koyduğu olumlu katkısıyla çağdaş uygarlığın simgelerinden biri haline gelmiş olan Sosyal güvenlik sisteminin de yeniden yapılandırılması zorunlu olmuştur. Sosyal güvenlik sistemleri, bu süreçte finansman ve hizmetlerin sürdürebilirliği bakımından tartışmalara konu olmakla birlikte sosyal politika gündeminde kendinden bahsedilen bir sorun haline gelmiştir. Sosyal güvenlik sistemlerinde, farklı deneyimler ve çeşitli politikalar ile sosyo-ekonomik gerçekleri uyumlu hale getirmek için köklü reformlar yapılmaktadır. Türkiye'de emeklilik sistemi, genel sosyal güvenlik sistemi içinde yer alan bir bölüm olarak uygulanmaktadır. Bu sistem, 2003 yılında yapılan reformlar sonucu daha da geliştirilmiştir. Türkiye'de uygulanan emeklilik politikalarına yönelik yeni ve farklı açılımlar gündeme gelmeye başlanmış olup bu kapsamda sosyal güvenlik ve emeklilik konuları araştırma kapsamında ele alınmıştır. Bu çalışmada yöntem olarak nitel araştırma yöntemi olan literatür taraması kullanılmıştır. Bu kapsamda çalışmanın birinci bölümünde ilk olarak sosyal güvenlik ile ilgili temel kavramlar ele alınmıştır. Daha sonra sosyal güvenliğin önemi ifade edilmiş ve Türkiye'de sosyal güvenlik sisteminin gelişimi ve temel yapısı incelenmiştir. Bunun yanı sıra sosyal güvenlik sistemindeki değişimler, sigortalılık çeşitleri ile iş göremezlik kapsamında sigortalık durumları detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise emeklilik konusuna vurgu yapılmıştır. Bu bağlamda emeklilik sözcüğü ile ilişkili kavramlar gözden geçirilmiştir. Bununla birlikte tarihsel süreç içerisinde emeklilikte meydana gelen gelişim üzerinde durulmuştur. Emeklilikte politikalar ve bunun getirmiş olduğu genel sorunlar irdelenmiştir. Ayrıca, emeklilik ve tasarruf arasındaki ilişkiler incelenmiş olup, emeklilikte fonların etkin değerlendirilmemesi, standart birlik normunun olmaması konularına değinilmiştir. Emeklilik sistemine dair sorunlar kapsamında ise, erken emeklilik, aktif-pasif sigortalılık dengesinin olmaması, karşılıksız sosyal zammı ödemeleri, kayıt dışı istihdam ve yaygınlaştırılması gibi konular ele alınmıştır. Ayrıca emeklilik ve tasarruf arasındaki ilişkiye dikkat çekilmiş olup emeklilik sisteminin işleyişinde meydana gelen aksaklıklar ele alınmıştır. Son olarak, emeklilik sisteminde yapılan reformlar özetlenmiş ve bunlardan emeklilikte yaşa takılanlar ile 4A/4B/4C sigorta kollarının önemine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir Tüm bu konular dikkate alındığında ortaya konulan düzenlemeler sistemin orta ve uzun sürede daha etkili bir düzeye çıkarılması ve sistemden herkesin yüksek düzeyde yarar sağlaması yönünde olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Sosyal güvenlik sistemi, emeklilik, politika.

Bireysel emeklilik
Gamze Özmen
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadın yoksulluğunu önlemede sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının rolü: Düzce ili örneği

Yoksulluk kavramı kişiden kişiye ülkeden ülkeye değişen çok boyutlu bir kavramdır. Bu nedenle yoksulluğun tanımı konusunda görüş birliği bulunmamaktadır. İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılayacak ekonomik güce sahip olmaması, asgari yaşam düzeyinde mahrum olması hali olarak tanımlanabilen yoksulluk olgusu, insanlık tarihi boyunca var olmuştur. 1990'lardan itibaren bu sorun üzerine araştırmalar yapılmaya, Dünya Bankası'nın 1990 yılında yayımladığı yoksulluk raporuyla küresel bir sorun olarak kabul görmeye başlamıştır. Küresel sorun olarak kabul görmesiyle birlikte yoksullukla mücadele konusunda ülkeler çeşitli politikalar üretmeye başlamıştır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye'de 14 Haziran 1986 yılında yürürlüğe giren 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu (SYDFK) ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu (SYDTF) kurularak yoksullukla mücadele konusunda ilk kurumsal yapı oluşmuştur. Kurulan Fonun amaçlarını gerçekleştirmeleri için her il ve ilçede Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları kurulmuştur. Bu çalışmanın ilk bölümünde yoksulluk olgusu ve türleri ile sosyal yardım kavramı incelenmektedir. İkinci bölümünde kadın yoksulluğu, nedenleri ve sosyal politika konusu ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde yoksullukla mücadele mekanizmalarından olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarının yapısı hakkında genel bilgilere yer verilmektedir. Alan araştırmasının yer aldığı son bölümde Düzce Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından sunulan hizmetler hakkında bilgi verilerek Vakıftan sosyal yardım alan 385 kadınla yapılan anket çalışmasından elde edilen bulgular incelenmektedir. Bu çalışma ile sosyal yardım alan kadınların demografik özellikleri, sahip oldukları sosyal ekonomik durumları, hangi yardımlardan yararlandıkları konusunda bilgiler elde edilerek alınan yardımların kadınlar açısından etkileri ve görünürlüğü incelenmekte, kadın yoksulluğunu önlemede etkili olup olmadığı konusunda durum değerlendirmesi yapılmaktadır. SYDV'lerin yaptığı sosyal yardımların etkinliğine yönelik kadınların algısı ölçülmeye çalışılmaktadır.

Esma Atasever
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kayıt dışı istihdam ile mücadelede sosyal güvenlik denetimlerinin analizi

Türkiye'deki başlıca sosyo-ekonomik sorunlardan biri olan kayıt dışı istihdam, aktif nüfus (15- 64 yaş aralığı) içeresinde olup, çalışma hayatında bizzat yer alan fakat herhangi bir sigorta koluna tabi olmayanların oluşturduğu istihdam türüdür. Bu istihdam türü, işçi acısından olumsuz sonuçlar doğururken işveren açısından da tespit edilmesi halinde ağır idari para cezalarına sebebiyet vermektedir. Modern sosyal güvenlik sistemlerinde aktif ve kayıtlı olarak çalışan nüfus, sistemden aylık bağlanan nüfusun finansmanını olumsuz etkilemektedir. Dolayısı ile kayıt dışı çalışan kesim, sosyal güvenlik sisteminin finansmanına balta vurmaktadır. İşverenlerin kayıt dışı istihdam ettikleri işçilerin tespiti sosyal güvenlik denetimleri ile mümkündür. Çalışmanın amacı, kayıt dışı istihdam ile mücadele kapsamında sosyal güvenlik denetimlerin ne derecede etkili olduğunu ortaya koymaktır. Çalışmada Yalova ilinde sosyal güvenlik denetmenleri tarafından tutulan 1012 denetim raporu incelenmiştir. Konusu kayıt dışı istihdam olan 326 adet denetim raporundan ise 100 adet denetim raporunun sonuçları analiz edilerek alan araştırması yapılmıştır. Tez çalışmasında elde edilen bulgulara göre çalışan sayısının 0 ila 10 işçi olduğu iş yerlerinde kayıt dışı çalışmanın daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Buna göre kayıtlı çalışan sayısı yüksek olduğu iş yerlerinde kayıt dışı çalıştırma eğilimi azalmakta olduğu düşünülmektedir. Denetimlerin en fazla yapıldığı sektör imalat sektörü iken kayıt kayıt dışı çalışmaya en sık rastlanan sektör ise inşaat sektörü olduğu tespit edilmiştir. İnşaat sektöründe günlük yevmiye karşılığı kayıt dışı çalışmaların diğer sektörlere göre daha fazla olduğu düşünülmektedir. Kayıt dışı çalıştığı tespit edilen 117 işçiden 39'u yabancı uyruklu çalışandır. Kayıt dışı çalışan işçilerin üçte birinden fazlasının yabancı uyruklu olması dikkat çekici bir husustur. Kayıt dışı istihdam edilenlerin yaş aralığına bakıldığında en fazla 20-24 yaş aralığında ve 40 yaş üstünde çalışana rastlanılmıştır. Genç işsizliğin yüksek olduğu ülkemizde iş deneyimi olmayan gençlerin kayıt dışı çalışmaya diğer yaş guruplarından daha meyilli olduğu düşünülmektedir. Aynı şekilde 40 yaş üstü bireylerin iş bulmakta zorlanmaları ve emekli olanların ise maaşlarının kesileceğini düşünmeleri onları kayıt dışılığa itmektedir. Çalışmada kayıt dışı istihdam edilen işçilerden %81'i denetim günü ise başladıklarını beyan ederken sadece %21'i denetim tarihinden önce işe başladıklarını beyan etmiştir. Denetimlerde %81 gibi büyük bir oranda ayını gün işe başlamış olması hayatın olağana akışına uygun değildir. İşçilerin işverenin ceza almasından ve işlerini kaybetmekten çekindiğinden bu yönde beyanda bulundukları düşünülmektedir. Çalışmada şikâyet ve ihbarların en fazla yapıldığı iletişim kanalı ALO 170 olduğu tespit edilmiş ve yapılan ihbarın %60'ı isimsiz ihbar şeklinde olup yine işçilerin işverenden çekindikleri düşünülmektedir. Çalışmada, yapılan şikâyet ve ihbarlara Kuruma bildirildiği tarihten itibaren ilk 3 ayda denetime çıkılması halinde kayıt dışı isitihdam oranının %61, ilk 6 ayda denetime çıkıldığında %37, 9 ay ve üzerinde çıkılmasında ise %7 oranında kayıt dışı istihdam ile karşılaştığı görülmüştür. Buradan hareketle şikâyet/ ihbarlara ne kadar kısa sürede denetim yapılırsa kayıt dışı çalışmayı tespit etme hızı da o derecede artacaktır.

DenetimDenetim raporlarıKayıt dışı istihdam+1
Nuray Kurnaz
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şehit yakını, gazi ve gazi yakınlarına yönelik uygulanan sosyal politikalar: Sakarya ili örneği

Türk tarihinde geçmişten günümüze şehit ve gazi kavramıının son derece önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devleti sosyal devlet olma ilkesi gereği çeşitli terör olayları ve savaşlar sonucunda şehitlerin yakınları veya bu olaylar sonucunda engelli durumuna gelen gaziler ve onların yakınlarına yaşadıkları travma sonucunda hayatlarına devam edebilmeleri amacıyla çeşitli sosyal politikalar geliştirilmiştir. Ekonomi, sosyal, psikoloji vb. birçok alanda geliştirilen sosyal politika uygulamaları zaten dezavanjlı gruplar arasında yer alan şehit yakını, gazi ve gazi yakınlarının maddi anlamda yaşam kalitelerini iyileştirirken sosyal açıdan da dayanışmayı arttırdığı, bu sebeplede son derece önemli bir yere sahip olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada uygulanan sosyal politikalar, şehit yakını, gazi ve gazi yakınları tarafından algılanan yeterlilik düzeyleri ve var olan eksikliklerin giderilmesine yönelik çözüm önerilerine yer verilmiştir. Yapılan literatür taramasında sağlanan sosyal politikalar konusunda oldukça az çalışmaya rastlanılmıştır. Sakarya ilinde ikamet eden 20 şehit yakını, gazi ve gazi yakınına yarı yapılandırılmış mülakat tekniği ile görüşme yapılmış ve yapılan araştırma sonucunda devlet tarafından sağlanan sosyal politikaların yeterli düzeyde olduğu fakat özellikle ekonomik anlamda daha da geliştirilmesi ve günümüz şartlarına uyarlanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca şehit ve gazi çocuklarının eğitim seviyelerinin genelde düşük olduğu ve bu durumun sosyal ve psikolojik hayatlarını etkilediği tespit edilmiştir.

Gazi yakınlarıGazilerSakarya+2
Sevgi Nalbantoğlu
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Öğrencilerin sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumları: Düzce ili örneği

Tarih boyunca çeşitli yollarla sosyal koruma amacıyla sosyal güvenlik uygulamaları bireyler ve devletler tarafından yürütülmeye çalışılmıştır. Gerek geleneksel gerekse çağdaş sosyal güvenlik sistemlerinin etkili şekilde işleyebilmesi için ihtiyaç duyulan en büyük olgu finansmandır. Sosyal güvenlik sisteminde finansman sorununun ortaya çıkmasına neden olan faktörler, aktif pasif dengesinin sağlanamaması, kayıt dışı istihdamın artması, erken emeklilik uygulamaları, yetersiz denetimler, toplanan primlerin gerekli şekilde değerlendirilmemesi şeklindedir. Bu problemlerin alt metninde yer alan asıl neden ise bireylerin, toplumun yeterli seviye de sosyal güvenlik ahlakına sahip olmamasıdır. Sosyal güvenlik ahlakı, sosyal güvenlik sistemine kayıtlı olanlar tarafından kanunen şartları belirlenmiş prim miktarlarını istekli şekilde ödemeleri şeklinde tanımlanmaktadır. Bu çalışmada ahlak kavramı, ahlak felsefesi, Türk sosyal güvenlik sisteminin tarihçesi ve finansman sorunlarından bahsedilmiştir. Çalışmada Düzce Üniversitesi'nde öğrenim gören fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokulu (MYO) öğrencilerinin; cinsiyetleri, öğrenim dereceleri, iş tecrübesinin varlığı ve çalışma şekillerinin sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumlarının etkilenmesinin söz konusu olup olmadığı problemi ile araştırma yapılmıştır. Araştırmanın problem sorusuna cevap bulabilmek adına yapılan çalışmada basit tesadüfi örneklem yöntemi kullanılmıştır. Buna göre seçilen örneklem içerisinde yer alan 500 öğrenciye sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutum ölçeği anketi uygulanmıştır. Anket 5 dereceli Likert tipi ölçek kullanılarak hazırlanmış, veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi için de AMOS programı kullanılmıştır. Yapılan ankette kanuna aykırılık boyutu, sigortayı gereksiz görme boyutu ve sigortalılık bilinci olarak üç ayrı boyuta ulaşılmıştır. Bu anket çalışmasının sonuçlarına göre, Düzce Üniversitesi'nde öğrenim gören fakülte, yüksekokul ve MYO öğrencilerinin; cinsiyetleri, öğrenim dereceleri, iş tecrübesinin varlığı ve çalışma şekillerinin sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumlarının etkilendiği ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin cinsiyetleri ile sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumları arasında anlamlı bir farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma şekli ile sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutum arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Lisans ve ön lisans öğrencileri arasında sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumlarında anlamlı bir farklılık olduğu, iş tecrübesi olan ve iş tecrübesi olmayan öğrencilerin sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutumları arasında anlamlı bir farklılık görüldüğü, çalışılan sektör ile sosyal güvenlik ahlakına yönelik tutum arasında anlamlı bir farklılığın var olduğu anlaşılmıştır.

AhlakAhlak felsefesiFinansman+3
Miraç Yalçın
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de faaliyet gösteren bankaların sürdürülebilirlik faaliyetlerinin incelenmesine yönelik bir araştırma

Gelişen endüstriler ve buna bağlı olarak artan üretim miktarı kaynakların sürdürülebilirliği konusunu gündeme getirmeye başlamıştır. Üretim faaliyetlerinin şuan devam etmesi değil gelecekte de devam ediyor olmasını sağlamak adına işletmelerin yapacağı bir takım faaliyetler vardır. Sürdürülebilirlik üretim öncesi süreçten, üretim sonrası süreçlere kadar oldukça geniş kapsamlı bir konudur. Sürdürülebilirlik çalışmaları için gerek hizmet sektöründe gerekse imalat sektöründe olsun tüm işletmelerin ortak bir bilinç ile hareket etmesi ve endüstride bir dönüşümü sağlaması gerekmektedir. Üretimin ana girdilerine sahip olan ve bunu etkin kullanmayan işletmeler sadece kendi faaliyetlerine yönelik değil çevreye yönelikte olumsuz etkiler oluşturmaktadırlar. Atıklarla çevreye zarar veren, kaynakları bilinçsizce kullanan ve paydaşlarına yönelik sorumluluklarını yerine getirmeyen işletmeler sürdürülebilirliği tehlikeye sokmaktadır. Bu sebeple artan bilinç ile birlikte işletmelerin sürdürülebilirlik çalışmalarına geçmişe kıyasla daha fazla odaklandıkları görülmektedir. Sürdürülebilirlik sadece çevresel ve ekonomik boyutta değil sosyal boyutta da ele alınan bir konudur. Sektörü ne olursa olsun birçok işletmenin sürdürülebilirlik ile ilgili yapacağı çalışmalar ile gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak mümkün olacaktır. Bu çalışmada hizmet sektöründe büyük bir paya sahip olan ve faaliyetleri nedeni ile diğer sektörleri de etkileyen bankacılık sektörünün sürdürülebilirlik faaliyetleri incelenmiştir. Bankaların yayınlamış oldukları sürdürülebilirlik raporları ve entegre raporları içinde yer alan sürdürülebilirlik ile ilgili bölümleri incelenmiş ve hangi konularda ne tür çalışmalar yaptıkları ile ilgili verilere ulaşılmıştır. Bankaların yapmış oldukları sürdürülebilirlik çalışmaları ekonomik, çevresel ve sosyal olarak üç boyutta değerlendirilmiş ve sürdürülebilirlik çalışmalarının öncülleri ile çıktıları belirlenmeye çalışılmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniği ile BİST Sürdürülebilirlik endeksinde yer alan 8 bankanın faaliyet raporları değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, bankaların sürdürülebilirlik çalışmalarına önem verdikleri ve sürdürülebilirliğin üç boyutunda da faaliyet yaptıkları görülmüştür. Yapılan faaliyetlerin ulusallığın ötesine geçtiği ve uluslararası çalışmalara dönüştüğü ve ayrıca işbirlikçi bir yaklaşımla bu faaliyetlerin yapıldığı görülmüştür. Bankaların özellikle karbon ayak izinin azaltılası ile ilgili, enerji verimliliği ile ilgili, atık yönetimi ile ilgili çalışmalar yaptıkları ve bu faaliyetler içinde olan diğer işletmelerle ortak projeler de yürüttükleri görülmüştür.

Bankacılık sektörüBankalarFinansal sürdürülebilirlik+5
Kübra Uzden
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Eski hükümlülere yönelik sosyal politikaların incelenmesi: Düzce ili örneği

Bu tez, ceza infaz kurumlarından tahliye olan eski hükümlülerin topluma yeniden kazandırılması sürecinde sosyal politikaların rolünü incelemektedir. Araştırmanın saha çalışması Düzce ilinde gerçekleştirilmiş olup, 40 eski hükümlü ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla nitel veri toplanmıştır. Katılımcıların demografik özellikleri, suç türleri, ceza süreci deneyimleri, cezaevi koşulları, tahliye sonrası karşılaştıkları sosyal, ekonomik ve psikolojik sorunlar detaylı biçimde analiz edilmiştir. Bulgular, cezaevinde sunulan kurs, seminer ve işyurdu faaliyetlerine katılımın yeniden uyum sürecini olumlu etkilediğini; ancak bu programların sürekliliğinin sağlanamaması, bireylerin serbest kalma sonrasında desteklenmemesi ve mesleki becerilerin piyasa ihtiyaçlarıyla uyumsuzluğu nedeniyle etkinliğin sınırlı kaldığını ortaya koymuştur. Denetimli serbestlik uygulamaları, katılımcıların sosyal hayata yeniden adaptasyonunu destekleyen önemli bir araç olarak öne çıkmıştır. Ancak bu sürecin bireyselleştirilmiş destek mekanizmalarından yoksun olması, etkisini sınırlamaktadır. Devlet destekli sosyal yardımların ve mesleki eğitimlerin katılımcıların yaşam koşullarını iyileştirmede kısmen etkili olduğu, fakat bu hizmetlerin erişilebilirliğinin ve sürekliliğinin yetersiz kaldığı tespit edilmiştir. Özellikle sabıka kaydının istihdam sürecinde oluşturduğu yapısal engeller, bireylerin ekonomik bağımsızlıklarını kazanmalarını zorlaştırmakta, toplumsal dışlanmayı pekiştirmektedir. Araştırma sonuçları, Türkiye'de eski hükümlülere yönelik sosyal politikaların daha çok kısa vadeli ve merkezi düzeyde yürütüldüğünü, birey odaklı, bütüncül ve sürdürülebilir stratejilere ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Toplumsal damgalamayı azaltmaya yönelik kamu farkındalık çalışmalarının yetersizliği, bireylerin yeniden suç işleme riskini artırmakta, sosyal bütünleşme süreçlerini zorlaştırmaktadır. Çalışmanın sonunda, eski hükümlülerin iş gücü piyasasına katılımını kolaylaştıracak düzenlemelerin yapılması; mesleki eğitimlerin piyasa ihtiyaçlarına göre revize edilmesi; psiko-sosyal destek hizmetlerinin yerel düzeyde yaygınlaştırılması; denetimli serbestlik süreçlerinin bireysel ihtiyaçlara göre yeniden yapılandırılması ve sivil toplum ile kamu kurumları arasında etkin koordinasyonun sağlanması önerilmektedir. Ayrıca, sosyal politikaların yalnızca cezaevi sonrası döneme odaklanmakla kalmayıp, infaz süreci boyunca bireyin rehabilitasyonunu destekleyecek şekilde yapılandırılması gerekmektedir.

Abdulsamet Duran
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İş güvencesizliği algısının psikolojik iyi oluş ve etik olmayan davranışlar üzerindeki etkisinin incelenmesi

Endüstriyel ve küresel değişimler örgütsel alanda hızlı bir dönüşüme yol açmaktadır. Bu değişimler çalışanların mevcut işleri konusunda tehdit algıları yaşanmasına sebep olmuştur. Bilişsel ve fiziksel sağlık üzerinde önemli etkiler bırakan bu algılar, kişinin davranışlarını da şekillendirmektedir. Bu tutum doğrultusunda oluşan yansımalar birey üzerinden örgütü de etkilemektedir. Ortaya çıkan sorunlar bireyde, işe gelmeme veya aksatma, görevi kötüye kullanma, tatminsizlik ve geleceğe dair ümitsizlik olarak kendini gösterirken; örgütsel olarak, verimsizlik, gelişememe, adaletsizlik, çevrenin güvenini kaybetme ve kurumsal yok oluşla kendini gösterebilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı örgütsel ortamda algılanan iş güvencesizliklerinin psikolojik iyi oluşa ve etik olmayan davranışlara yansımalarını analiz etmektir. Bu çalışmanın bir diğer amacı da örgütün koşullarının iyileştirilmesi ve etik dışı davranışların önlenmesi için uygun stratejiler sunmaktır. Özellikle, insan kaynakları yönetimi uygulamalarının ve liderlik yaklaşımlarının gözden geçirilmesi, çalışanların psikolojik olarak iş güvenliğini artırmak ve etik koşullar sağlamak için kritik öneme sahiptir. Bu doğrultuda çalışma, genel literatüre ve pratik uygulamalara değerli bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu araştırma ilişkisel tarama modeli çerçevesinde anket tekniği kullanılarak yürütülmüştür. Nicel verilere dayalı olan bu çalışmada veri analizinde SPSS26 programı kullanılmıştır. Bu şekilde araştırma süreçlerinde sistematik ve sayısal bir yaklaşım benimsenerek hipotezler test edilip, değişkenler arasındaki ilişkiler ortaya konuldu. Araştırmanın evrenini personel devir oranının oldukça yüksek olduğu, Düzce'de tekstil imalatında faaliyet gösteren, büyük işletmelerin mavi yakalı çalışanları oluşturmaktadır. Bu nedenle evren sayısının net verilmesi mümkün olmamıştır. Bu belirsiz evrenden araştırma yapılmasına izin veren işletmelerin çalışanları ile yüz yüze anketler yapılarak birincil veriler toplandı. Araştırmada, çalışanların eşit şekilde örneklemde yer alması sağlanarak, kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre, iş güvencesizliği algısı etik olmayan davranışları artırıcı bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşıldı. Psikolojik iyi oluş değişkeni açısından ise iş güvencesizliği iyimserlik alt boyutunu negatif etkilerken, etik olmayan davranışların alt boyutları ile de pozitif bir etkileşim söz konusudur ve iş güvencesizliği iyimserliği azaltıcı etki yapmaktadır.

Endüstri ilişkileriÇalışma ekonomisi
Tuğçe İnci
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal güvenlik sistemi sorunlarının sebep-sonuç zinciri

Sosyal güvenlik sistemimizin finansal anlamda zora düşmesine neden olan bazı nedenler bulunmaktadır. Literatür incelendiğinde bu nedenler arasında bir sebep-sonuç ilişkisinin olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, sosyal güvenlik sistemimizin problemlerinin nedenlerini ve sonuçlarını ortaya koyan bir sorun zinciri resmetmektir. Böylelikle ortaya konulan sorun zinciri, çözüm için gereken ilk adımı görmeyi kolaylaştıracaktır. Diğer bir değişle bahsedilen sorun zinciri aynı zamanda çözüm zinciri niteliği taşımaktadır. Yukarıda anlatılan amacın gerçekleştirilmesi için çalışma bölümleri oluşturulmuştur. 1.Bölüm'de sosyal güvenlik kavramına ve gelişimine değinilmiştir. Sosyal güvenlik kavramının Eski Türklerden Osmanlıya kadar gelişimi ve yakın geçmişte Avrupa'da modernize edilerek popüler bir çağ yaşadığı anlatılmıştır. 2.Bölüm'de sosyal güvenlik sistemimizi finansal göstergelerine yer verilmiştir. Tablo ve grafikler ile sistemin verdiği finansal açık gösterilmiştir. 3.Bölüm'e gelindiğinde sosyal güvenlik sistemimizin finansal açığına dolaylı veya doğrudan neden olan sorunlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu sorunların üzerine gidilerek kapsayıcı sorunlar genel boyutları ile anlatılmıştır. 4.Bölüm'e çalışmanın amacı, gerekçesi ve yöntemi aktarılmıştır. Beşinci bölümde, finansal açığa neden olan olası problemleri gösteren genel bir diyagram dâhil edilmiş ve yorumlanmıştır. Son bölümde ise çalışmada bahsedilen sorunlarla oluşturulmuş sebep-sonuç diyagramına göre, çözüm için atılacak ilk adımlar tespit edilmeye çalışmış ve bu yönde bazı önerilerde bulunulmuştur.

Neden-sonuç ilişkisiSosyal güvenlikSosyal güvenlik sistemleri
Ertuğrul Evlice
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kariyer stresi ile belirsizlikten kaçınma arasındaki ilişkisi: Sigortacılık ve sosyal güvenlik bölümü öğrencileri üzerine bir araştırma

Etki alanının ve insanların üzerindeki olumsuz özelliklerinin her geçen gün arttığı ve modern dünyanın hastalığı olarak bilinen stres, günümüzün en önemli sorunlarından biridir. Stres günümüzde oldukça yaygındır. Stresin insan üzerinde fiziksel ve duygusal etkileri vardır, aynı zamanda negatif ve pozitif hislerde yaratır. Belirsizliğin yaşandığı durumlar için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Kariyer seçiminde ve sonrasında yaşanan olaylar kariyer stresine neden olmaktadır. Belirsizlikten kaçınan bireylerin kariyer stresi yaşama olasılığının daha fazla olduğu düşünülmektedir. Hayatın dönüm noktalarından biri olan üniversite sürecinde kariyer stresinin yoğun olduğu düşünülmektedir. Özellikle riski sevmeyen, belirsizlikten kaçınan öğrenciler kariyer stresini daha çok hissetmektedir. Buradan yola çıkarak bu çalışmada belirsizlikten kaçınmanın kariyer stresine olan etkisi incelenmiştir. Çalışma kapsamında, belirsizlikten kaçınmanın neticeleri doğrultusunda ortaya çıkan kariyer stresinin etkilerinin önemi vurgulanmıştır. Ayrıca belirsizlikten kaçınma ve kariyer stresinin demografik özelliklere göre farklılaşıp, farklılaşmadığı incelenmiştir. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada, kolayda örnekleme ile Düzce Üniversitesi Sigortacılık ve Sosyal Güvenlik bölümü öğrencilerinden 234 kişilik örneklem uluşturulmuştur. Anket tekniği ile birincil veriler toplanmıştır. Anketler 5 dereceli likert tipi ölçeklerdir. Bu ölçekte, kariyer stresini ölçmek için 20 ifade, belirsizlikten kaçınma eğilimini ölçmek için 16 ifade yer almaktadır. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, örneklem içinde yer alan öğrencilerin değişkenlere yönelik genel eğilimlerine bakıldığında, kariyer stresleri çok yüksek değildir orta derecededir, kariyer stresini oluşturan boyutlardan en yüksek ortalamaya sahip değişken iş bulma baskısı olurken en düşük ortalamaya sahip değişken dışsal çatışma olmuştur. Belirsizlikten kaçınma eğilimleri ise ortanın biraz üstünde kalmıştır. Demografik özellikler açısından ise kariyer stresi ve belirsizlikten kaçınma eğilimi farklılık göstermemektedir. Belirsizlikten kaçınma eğilimi ise kariyer stresini etkilemektedir. Özellikle iş bulma baskısı boyutu üzerinde belirleyici etkisi bulunmaktadır. Anahtar Sözcükler: Stres, Kariyer Stresi, Belirsizlik, Belirsizlikten Kaçınma

BelirsizlikBelirsizlikten kaçınmaKariyer+3
Merve Emirel
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sigorta yaptıran bireylerin tekâfül uygulamalarına yönelik bakış açıları

Konvansiyonel sigortacılık sistemi, bilhassa Akdeniz merkezli olan ticaretin gelişmesiyle Avrupa'da görülmeye başlanmış ve İngiltere'de sanayi devrimi döneminde sistematik bir uygulama haline gelmiştir. Bununla birlikte zekât, vakıf, beytü'l-mal, lonca gibi müesseseler İslam ülkelerinde 19. yüzyıla kadar sigorta sistemine alternatif olarak görülmüştür. Ancak 20. yüzyılda sosyal hayat ve ekonomik şartların değişmesi ile beraber bu müesseselerin neredeyse tamamı işlevini yitirmiştir. İşlevinin yitirilmesiyle bu müesseseler, Fıkhî tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Sigorta sistemine alternatif olan müesseselerin etkisinin azalması, beraberinde bireyleri, uygun bir çıkış yolu aramaya itmiştir. Bu arayışların neticesinde "Tekâfül Sigortacılığı" kavramı ortaya çıkmıştır. Tekâfül sigorta, temelinde karşılıklı kefalet anlayışı bulunan bir modeldir. Bu model İslam hukukuna uygun bir model olarak sunulmuştur. Tekâfül sigortacılığı, Sudan, Malezya gibi ülkelerin öncülüğünde ortaya çıkarılmış bir model olup, günümüzde İslam ülkelerinde olduğu kadar Avrupa ülkelerinde de uygulanan alternatif bir sigorta modeli haline gelmiştir. Modelin Türkiye'de uygulanmaya başlanması ise ilk kez 2010 yılında Neova Sigorta şirketi ile başlamış ve bu süreç ciddi bir ivme ile gelişim ve büyüme göstermiştir. Yaşanan bu gelişim ve büyüme ile beraber, tekâfül sigortanın, kendisini destekler nitelikte olan ve uluslararası finansal sistemin yapısı içinde yer alan katılım finans sistemine dâhil edilmesinde büyük ölçüde etkili olmuştur. Bu etki ile beraber tekâfül sigorta sisteminin finansal bağlamdaki destekleyicisi rolünü üstlenmiştir. Bu çalışmada ortaya konulan iddia; İslam'ın, sigortacılık sistemine dair mülkiyet ile ilgili ilkelerini ortaya koymak ve İslamiyet'in sunduğu sigortacılık sistemi mevcut durumunda, kapitalist uygulamalara kıyasla insana huzur ortamı sağlama ve hayatını kolaylaştırma noktasında daha tutarlı ve daha yararlı sonuçlar doğurabileceğidir. Araştırmada tekâfül sigortacılığına dair ortaya konulan iddiaların doğruluğunu araştırmak için anket yöntemi uygulanmıştır. Elde edilen sonuca göre; muvakkat dünya hayatında mülkiyetlerin, güvence altına alınması ve bütün şartların İslam hukukuna uygun bir model ile sağlanması anlayışı ortaya konulmuştur. Ebedi olan ahiret hayatını kazanmak gayesi ile bir emanetçi algısı güdülerek, mülkiyet hukukunu gözetecek bir şekilde İslam hukukunun ışığında, uygun bir sigorta sisteminin var olması gerektiği düşüncesinin ağır bastığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tekâfül Sigortacılığı, Sigortacılık, Algı, Düzce

AlgıDüzceSigorta+3
İshak Turğut
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00