Ege University
Discipline

Archaeology

Ege University

263

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Zerzevan Kalesi geç roma ve geç antik dönem mutfak kapları

Zerzevan Kalesi, Diyarbakır'ın, Çınar ilçesine 13 km., uzaklıkta Demirölçek Köyü sınırları içesinde yer alan askeri bir garnizondur. Kaledeki mevcut mimari kalıntılar ve kazı çalışmalarında ele geçen buluntular incelediğinde MS 3 ve 7. Yüzyıllar arasında kalenin aktif bir şekilde kullanıldığını gösterir. Büyük bir olasılıkla yerleşimin surları ve yapılarının Anastasios I (MS 491-518) ve Justinianos I (MS 527-565) döneminde onarımlardan geçtiği ve son halini aldığı düşünülmektedir. M.S. 639 yılında İslamorduları tarafından bölgenin fethine kadar da yerleşim önemini korumuştur. 124 m yüksekliğinde kayalık bir tepe üzerine kurulan kale, Roma ve Parth/Sasani mücadelelerine sahne olmuştur. 2014'te başlayan ve kesintisiz devam eden kazılarda gözetleme kulesi, surlar, Mithraeum, yeraltı sığınağı, kilise, askeri ve sivil konutlar, yeraltı ibadethanesi, sunaklar, kaya mezarları ve su kanalı gün yüzüne çıkarılmıştır. Tez kapsamında ele alınan seramik eserler "Zerzevan Kalesi Geç Roma ve Geç Antik Dönem Mutfak Kapları" başlığı altında incelenmiştir. Değerlendirilmeye alınan seramik eserler 2015-2020 yılları arasını kapsamaktadır. Zerzevan Kalesi kazılarında ele geçen eserlerin analojisi benzer örnekler üzerinden ve buluntu kontekstine göre yapılmıştır. Tez kapsamında 82 seramik eser değerlendirilmeye alınmıştır. Yapılan çalışmalar neticesinde 82 eserin 59'u Geç Roma, dördü Parth üretimli olduğu öngörülmektedir. Bu örnekler dışında herhangi bir benzerine ulaşılamayan 17 örnek de mevcuttur. Bu örneklerin yerel veya bölgesel olabileceği değerlendirilmiştir. Zerzevan Kalesi Kazılarında Geç Roma Dönemi ağırlıklı seramikler hakimdir. Geç Roma Dönemi seramikleri ağırlıklı olarak MS 3 ve 7. Yüzyıllar arasına tarihlenmektedir. Geç Roma örnekleri dışında Parth Dönemi'ni temsil eden örneklere de rastlanmıştır. Bu örnekler daha çok MÖ 3 - MS 3. yüzyıllara arihlenir. En erken örnekler Geç Helenistik-Erken Roma Dönemi, Geç Roma Dönemi örnekler ise MS 7 yüzyıllara kadar gitmektedir. Zerzevan Kalesi Kazılarında Brittle Ware (Gevrek Mallar), Kuzey Suriye Amphoraları I, Phokaia Kımrızı Astarlı Seramikleri gibi önemli mal gruplarına ait örneklere rastlanmıştır. Zerzevan Kalesi seramikleri Suriye, Levant, İran ve batı etkileşimini yansıtmaktadır.

Geç Antik DönemKaplarMutfak kapları+4
Şıvan Ayus
Batman University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Urartu Krallığı'nda su kullanımı ve sulama sistemleri

MÖ 9. yüzyılın başlarında Urartu Krallığı, maden kaynaklarını başarılı bir şekilde kullanmayı başararak, mimari faaliyetler göstermişlerdir. Bu mimari faaliyetlerden biri de yaşamsal öneme sahip olan sulama sistemleridir. Urartular, her geçen gün artan nüfus ile birlikte baş gösteren beslenme sorununu çözmek için dağlık ve engebeli coğrafyasında kurak bölgelere su tedarik etmek için çözüm yolları aramışlardır. Bunun için kilometrelerce uzunlukta sulama kanalları inşa etmekle birlikte dağ eteklerine, doğal çöküntü alanlarının önlerini kapatarak suyun toplanmasını ve su sorununun olduğu dönemlerde, su sorunu yaşayan bölgelere su taşınmasını sağlayarak, söz konusu bölgelerde tarımsal faaliyetlerin oluşmasını sağlamışlardır. Sahip oldukları mühendislik becerileri sayesinde topografyayı iyi okuyan Urartular, inşa ettikleri su sistemlerinin nereye inşa edileceğini, nereye hizmet edeceği ve hizmet edeceği bölgeye ulaşmak için geçeceği güzergâhları en iyi şekilde araştırmışlardır. Yerleşim içinde drenaj sistemi, sarnıç ve su kuyuları inşa eden Urartular, yerleşim dışında da drenaj sistemine özen göstermiş ve bunun yanı sıra sulama kanalları, göletler, barajlar ve çeşmeler inşa etmişlerdir. Göstermiş oldukları kapsamlı planlama ile sulama sistemlerinin inşası, inşa sonrası kontrolleri, temizlik ve bakım çalışmaları ve koruması planlama çerçevesinde yürütülmüştür. İnşa ettikleri sulama faaliyetleri dışında suyun gücünden de yararlanan Urartular, günlük ihtiyaçlardan ve tarımsal faaliyetlerden hayvancılığa, ulaşım ve taşımacılık faaliyetlerine, ritüel amaçlı kullanımına dek çok çeşitli alanlarda sudan yararlanmışlardır.

BarajlarSu yapılarıSulama+3
Kazım Özkan
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Assur Askerî Mimarisi (Yeni Assur Dönemi MÖ 934-612)

Kıtalara hükmeden geniş bir imparatorluğun temsilcileri Assurluların, askerî mimarisi her zaman siyasi tarihin, tapınakların, sivil sarayların, yukarı kentin, seramik parçalarının, tasvirli sanat eserlerinin, küçük buluntuların ve askerî seferlerin gölgesinde kalmıştır. Assurluların yüzyıllarca Yakındoğu'nun en büyük imparatorluklarından biri olarak varlık göstermesi sadece askerî seferlerle mümkün olmamıştır. Düşmanlarına, başkentlerinin yıkılmaz, geçilmez ve erişilmez olduğunu inşa ettiği askerî mimarisiyle de kabul ettirmeyi başarmışlardır. Assurluların askerî, siyasi, ideolojik ve ekonomik başarılarının somut görüntüsünü kudretli askerî mimarisi oluşturmaktadır. Savunma yapıları, dışarıdan bakan göz için gücün, zenginliğin, mukavemetin ve cesaretin göstergesi olan en pahalı ve anıtsal propaganda aracıdır. Aslında Assurluların kabartmalara işlediği, düşmanı zor durumda bırakan, her zaman galip gelen, yenilmez ordusu, bitmeyen askerî gücünün büyük resmini tahkim edilmiş Assur kentleri göstermektedir. Uygarlığın bu zor coğrafyada var olmasında ideolojik anlamların yüklendiği, statik ve estetik askerî mimarisinin etkisi yadsınamaz. Ön tahkimatlar grubunda değerlendirilen dış ön sur, yarı bağlı ve bağlı iç ön surlar, savunma sisteminin bel kemiğini oluşturan ana sur için birer bariyer işlevini üstlenmiştir. Hendekler, ön tahkimatlara paralel oluşturularak birer savunma desteğine dönüştürülmüştür. Hendek (ḫirīṣu) ve ana sur arasına iç ön surlar (šalḫû) yerleştirilmiştir. Assur başkentlerinde arkeolojik olarak kanıtlanan šalḫû ve ekal māšartiler Yeni Assur Dönemi Assur askerî mimarisinin seçkin yapılarıdır. Sadece başkentlerde varlığı ispatlanan ekal māšartiler, işlevsel açıdan saray-kışla-cephanelik-depo-ahır-atölye gibi çok işlevli yapı kompleksleri özelinde değerlendirebilecek, askerî kaygılarla inşa edilen karmaşık içerikli yapılardır. Coğrafi bakımdan "Assur Çekirdeği"nin dışındaki, sınırlar ötesine yapılan askerî seferlerde farklı tip planlarına ulaşılabilen askerî kamplar (ušmannu, madāktu, karāšu), mazgal dişlerine sahiptir ve kulelerle desteklenmiş duvarlarla kuşatılmıştır. Kentlerin dış dünyayla iletişimde kullanılan kent kapıları (abullu), kapı kuleleri, birden fazla geçişli sistem ve kilitleme mekanizmasıyla donatılmıştır. Assur kapılarına eklenen bileşenlerle birden fazla kapı tipi görülmektedir. Kapılara uygulanan önlemlerle sadece fiziksel düşmanlar için engeller oluşturulmuştur. "Kötü ruhlar ve şeytanlar" için ise apotropaik unsurlara başvurulmuştur. Assur askerî mimarisinin her öğesi; mimari, konstrüktif ve dekoratif ayrıntıların ötesinde, ideolojik anlamların da yüklendiği ve arka planında pek çok kültürel kodun bulunduğu donanımlar olarak algılanmalıdır.

ArkeolojiArkeolojik eserlerAskeri binalar+5
Tarık Günce
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'nin seçilmiş bazı müzelerinden Hellenistik ve Roma Dönemi bronz heykelcikleri

ÖZET "Batı Anadolu Hellenistik ve Roma Dönemi Bronz Heykelcikleri" adı altında 14 müzeden derlenen 208 adet eser bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Anılan dönemlere tarihlenebilen çeşitli tanrı, tanrıça ve tanrısalları ifade eden bronz heykelciklerin büyük çoğunluğu müzelere, satın alma veya zor alım yoluyla gelmişlerdir ve büyük bölümünün buluntu yeri bilinmemektedir. Sistemli bir kazı veya araştırma sonucu bulunmadıklarından, daha doğrusu kaçak kazı yoluyla gün yüzüne çıkarıldıklarından, herhangi bir konseptle değerlendirilme şansları kalmamıştır. Bu nedenle; tamamına yakınının identifikasyonu yapılabilmiş olsa da tarihlenebilen örneklerde sadece stilistik değerlendirmelerinden yararlanılmıştır. En önemli kayıp ise ait olduğu bölgenin kültü ile kurulabilecek ilişki şansını yitirmiş olmalarıdır. Bu durum ülke arkeolojisi için bilimsel kayıp olarak değerlendirilirken, diğerleri gibi dış ülkelere kaçırılmamış olmaları ise kazanç olarak düşünülmektedir. Farklı bölgelerden toplanmış, çok çeşitli özellikler içeren bu eserlerden ortak yönleri olanlar belirlenmiş, ilgili bölge kültleri ile ilintileri saptanmaya çalışılmıştır. Örneğin "Yıldırım Fırlatan Zeus" adı verilen heykelcikler bu betimleme ile stilistik ve ikonografik açıdan yakın benzerlikler sergilemektedirler. Trakya Bölgesi ve komşu Avrupa ülkelerinin buluntuları ile yapılan karşılaştırmalar sonucu, buluntu yerleri belirli olanların da yardımı ile İst-041, İst- 044, tst-070, SH-044 ve Edr-001 kodu ile anılan eserlerin "Trakya Zeus" olarak adlandırılmasına karar verilmiştir. Hellenistik Dönem' de Mısır da kurulan ve Küçük Asya üzerinden Roma'ya dek ulaşan Serapis kültü, bir taht üzerinde oturan, yere dayalı asayı sol eliyle kavrayan, sağ yanında duran Kerberos'un basma elini uzatan baba tanrı görünümlü heykel ile tapınım görmüştür. Bryaxis'e atfedilen bu orijinal kült heykeli hemen her örnekte çok küçük farklar dışında değiştirilmeden yaşatılmıştır. Silifke Müzesi'nde korunan bir örnek, söz konusu orijinal heykele benzerliği ile dikkat çekmektedir. Korunmamasına karşın heykelciğin sağ elinin duruşu Kerberos'un varlığına işaret etmektedir. Oturan tanrı orijinalde Hades-Serapis olarak yaratılmıştır. Bu nedenle yanma Kerberos verilmiştir. Bunun dışında ayakta duran ve elinde bereket boynuzu taşıyan Serapis betimlemesi de bulunmaktadır. Ege Bölgesi buluntusu olan tek örnek Kilikya ve baza bölgelerin sikkeleri üzerinde aynı betimleme ile benzeşmektedir. Bu tanrı Zeus-serapis olarak önerilmektedir.XI Hermes figürinlerinin diğer örneklere oranla sayıca üstün olması dikkat çekmektedir. Ancak, bu durumu Anadolu geneline maletmek için henüz erkendir. Çünkü, henüz 14 müzeden toplanan eserler incelenmiş ve değerlendirilmiş, müzelerin büyük bölümü araştırılmamıştır. Hermes figürMerinin tipolojik ayrımında, giysilerin düzenlenişi baz alınmış ve kümelenmiştir. İkonografik olarak incelendiğinde ise, önemli bir ayrım noktası olan Hermes ile Mısır tanrısı Thot'un birleştirilmesi sonucu oluşan bazı değişiklikler gözlemlenmiştir. Petasus'un üç kanatlı olarak betimlenmesi, tanrının üzerinde bulundurduğu chylamisin boyundan geçirilerek giyilmesi en önemli değişikliklerdir. Bu değişim tipolojiye de yansımıştır. Giysi düzenlenişindeki değişimin dışmda Hermes figürMerinin tipoloj isinde hiç değişiklik olmamıştır. Klasik Dönem büyük heykellerinde görülen şablon küçük heykel sanatının ürünlerinde de aynen devam etmiştir. Başında petasus, üzerinde chylamis, yana açtığı sağ elinde para kesesi, sol kolunda taşıyıp omzuna yasladığı kerikaionu ile tipik özelliğini çağlar boyu korumuştur. Küçük Asya budunlarının ilgi gösterdiği tanrılardan biri olan Apollon'un, ele geçen çok sayıdaki fîgürinler ve sikkeler üzerindeki betimlemeler yardımı ile, çeşitli kültlerle tapınım gördüğü anlaşılmaktadır. Deme dalı taşıyan örneklerin iyileştirici, kötülükleri def edici misyonları varken omzuna yaslayıp sol elinde taşıdığı baltası ile kapı ve/veya kent koruyuculuğu ön plana çıkarılmıştır. Bir başka örnekte ise ayağını bir Omphalosun üzerine basarak betimlenmiş ve "Apollon Omphalos" olarak tapınım görmüştür. Bir başka örnekte de sırtında sadağı, yana uzattığı sağ elinde phialesi ile betimlenen tamı farklı bir kült ile tapınım görmüş olmalıdır. Küçük Asya kökenli olarak bilinen Dionysos figürinleri sayıca azdır ve tamamı aynı tipoloj i içerisindedir. Sağ omzu açıkta bırakan giysisi, sol elinde bulunan üzüm salkımı ile tanımlanabilmişlerdir. Gövde yapılarındaki yumuşak işlenişe karşı sakallı yüz yapısı ile verilen baba tanrı görünümü bir tezat oluşturmaktadır. Savaş tanrıçalığının yanısıra akıl ve zanaat gibi önemli kavramların koruyuculuğunu istlenen ve Küçük Asya için önemli olan Athena figürinlerinin tipolojisi, giysinin niceliğine göre yapılmış, Peplos ve Himation giyenler olarak ayrılmışlardır. Ele geçen bir figürin "Athena- Parthenos" tipinde betimlenmişken dört figürin sol eliyle mızrak, sağ eliyle de phiale taşıyarak kendi içlerinde eylem benzerliği gösterirler, ikonografik olarak bakıldığında iseXII tanrıça sağ elindeki phiale ile ya bir sunağa uzanarak sunu yapmakta veya Athena kentinin baştanrılığı giriştiği yarışmada kendisine yengi getiren kutsal zeytin ağacını sulamaktadır. Farklı tipolojilerde görülen, güzelliğin ve aşkın temsilcisi Aphrodite fîgürinlerinin çalışmaya konu olan örneklerin büyük çoğunluğu "Anadiomene" olarak betimlenmiştir. Çıplak, elleri ile saçlarını kavrayarak çekiştiren tanrıça banyo sonrası saçlarının suyunu sıkan bir hareket içerisindedir. Bunun dışında az sayıda da olsa elma taşıyan, elindeki bandaletta ile Pan' a vurmaya çalışan örnekler de mevcuttur. Bitkisel bir küvet içerisinde yıkanırken betimlenen Aphrodite ise ilginç bir örnek oluşturmaktadır. Güzelliği sergilenen Aphrodite 'nin büyük heykelde görülen yan çıplak betimlemelerine örnek figürin örnekleri de vardır. Az sayıdaki Poseidon fîgürinlerinin tamamı aynı tipoloji ve ikonografi içerisindedir. Sol eliyle yere dayalı üçlü yabayı kavramakta ve sağ eli üzerinde de delphin taşımaktadır. Üzerine chylamis alan bir örnek dışındakiler tamamen çıplak betimlenmiştir. Roma Panteonu'nda Mars olarak tapım gören ve önemli tanrılar arasında yer alan, astronomide bir gezegene adı verilen ve çoğunlukla savaş tanrısı özellikleri ön plana çıkarılarak betimlenen Ares, zırh kuşanmış ve mızrağım kavramış olarak görülür. İncelenen eserler içerisinde bir örnek farklı tipolojisi ile dikkat çekmektedir. Çıplak gövdesinde bir chylamis bulunan fîgürinin tanımlanabilmesi amacıyla, belirteçlerinden biri olan miğferle betimlenmiştir. Denizcilerin şans ve bereket tanrıçası olarak sahiplendikleri Tyche, iç bölgelerde ele geçen kült ve adak heykelleri ve bu kentlere ait sikkeler üzerinde görülen betimlemeleri ile genel bir statüye kavuşmuş olduğu ve çok benimsendiği anlaşılmaktadır. Bu benimsenme, Mısır tanrıçası İsis ile birleştirilerek yeni bir adla fakat aynı kapsamda tapınımı gündeme getirmiş, bu kez tersine bir etkiyle batıya doğru yayılabilmiştir. Her iki tanrıçanın temsil edildiği örnekler olarak kümelenmiş figürinler, Batı ve Doğu lcültürlerinin etkisini birlikte sentezleyen Küçük Asya'nın din olgusununda da aynı durumda olduğunu göstermiştir. Tyche ve İsis- Tyche figürinleri tipolojik ve ikonografik olarak temelde büyük heykel örneklerle aynı betimlemeler içerisindedir ve İsis'in "ışın tacı" ayırıcı en önemli belirteçtir. Her iki tanrıçanın örnekleri giysinin düzenlenişine göre oluşturulan alt kümelerde incelenmişlerdir..Xlll Eros figürinleri oturan, uçan ve ayakta betimlenen farklı tipolojiler göstermektedir. Mısır tanrısı Horus ile birleştirilen ve Eros-Harpokrates olarak adlandırılan örneklerinde ikonografisi farklılaşmaktadır. Bir nesneye yaslanan Eros, sağ elini ağzına götürmekte ve bazı örneklerde sol elinde Meşale taşıyabilmektedir. Figürinler içerisinde Roma Panteonunun önemli tanrılarından Lar ile Ianus'un birer örneği bulunmaktadır. Böylece Küçük Asya da Hem Hellen, hem Roma ve hem de Doğu tanrılarının benimsendiği ve hepsinin ayrı kültlerde tapım görebildiği anlaşılmaktadır. Doğu kökenli Men, bu denli geniş tanrı harmonisi içerisinde bile kendisine yer bulabilmiş ve farklı kültlerle tapım görebilmiştir. Özellikle Küçük Asya'nın güney sahillerinden ele geçen figürinler, tanrının ayakta ve atlı betimlemelerinin örneklerini teşkil etmektedir. Atlı betinılemelerinin Lykia Bölgesinde sevilen ve yaygın olan Kakasbos ile birleştirildiği öngörülmektedir. Bölge insanları, Kakasbos ile benimsedikleri bazı tanrıları birleştirerek çeşitli synkretizmler oluşturabilmişlerdir. Ares ve Apollon gibi tanrılarla Herakles gibi yarı tanrılar bölgede saygı görmüş ve Kakasbos ile ortak tapım görmüşlerdir. Doğu kökenli başka bir tanrı olan Attis, az sayıda örnekle de olsa Küçük Asya topraklarında kendisine yer bulmuş ve tapım görmüş tanrılardandır. Doğu özellikli uzun giysisi, pantolonu ve başlığıyla Batı kaynaklı tanrılardan ayrılmaktadır. Beklentileri ve umutları hiç eksilmeyen insanlar, yaratmış oldukları tanrılara misyonlar yükleyerek onları şekillendirmekte sınır tanımamış, böylece doğanın karşısındaki zayıflıklarını gidermeye çalışmışlardır. Priapos, Batı Anadolu kökenli tanrılardan olup meyve ve sebzeleri doğal afetlerden ve kem gözlerden korurken bereket sağlayıcılığım da yüklenmiştir. Bu yönün öne çıkarılması ise vurgulanmış phallos ile gerçeMeştirilmiştir. Yan tanrılar içerisinde en çok benimsenen ve kültü çok geniş alanlara yayılan Herakles, başarmak zorunda bırakıldığı 12 iş ile ilintili betimlemeleri yanısıra gücünün ön plana çıkarıldığı farklı örneklerle de görülmektedir. Sopası omuzda ve Hesperid Elmaları ikonografisi ile görüldüğü örnekler daha fazladır. Lykia ve Cilicia' dan ele geçen örneklerle ise sözkonusu bölgelerin yerel tanrılarıyla birleştirilmiş heykelcikleri bulunmaktadır.XIV Hekate tapınımırtın, Küçük Asya batısında başladığı ve oradan yayıldığı savlanmaktadır. Üç kimliği temsil eden üçlü betimlemesi ile ön plana çıkar. Çalışma konusu eserler içerisinde yanyana ve sırt sırta bitişik üçlü betimlemelerinden birer örnek bulunmaktadır. Yukarıda incelenen eserlerin gösterdiği gibi Küçük Asya ve Doğu Bölgeleri üzerinde doğup farklı isimler kazandırılarak Hellen Panteonunu oluşturan ve Anadolu'nun hellenizasyonu sürecinde Hellenlere ait tanrılarla birlikte tekrar Küçük Asya' ya dönen tanrı, tanrıça ve yarı tanrılar, bu topraklar üzerinde yaşayan budunların beklentilerine göre çeşitli kültler altında tapım görmüşlerdir. Bu farklı beklentiler tanrılara ek misyonlar yüklerken kendilerine çeşitli belirteçlerin yakıştırılması gündeme gelmiştir. Sanatın dönemsel özellikleri yatımda bölgesel özellikler ve bu belirteçlerin katkısı ile farklı tipoloji ve ikonografide değerlendirilecek figür ve fîgürinler oraya çıkmıştır. Bu çalışmada incelenen eserler, kült ya da adak heykelcikleri olarak insanların inanç dünyalarında şekillenerek ortaya çıkmış ve kendilerinin beklentilerine cevap vermesi istenen tanrılar olarak somutlaşmıştır.

İsa Kızgut
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Jeomorfolojik veriler ışığında Diyarbakır Havzası'nın (Diyarbakır) holosen jeoarkeolojisi

Yerleşimler ve doğal çevre arasındaki ilişkiler ve etkileşimler açısından bu çalışmada, Ambar Çayı'nın yukarı kısmı ve çevresini (Dicle Nehri'nin kuzeyini ve Diyarbakır-Batman arasında uzanan platoları) ilgilendirmektedir. Yaklaşımımız, özellikle topografya ve coğrafi uygunluğu açısından çevresine kıyasla elverişli yaşam alanları ve kaynakları üreten jeomorfolojik süreçlere ve diğer olası faktörlere odaklanmaktadır. Yerleşim için oldukça elverişli olan havza tabanında meydana gelen doğal çevre değişmeleri, arkeolojik yerleşimleri etkilemiştir. Arkeolojik alanlardaki geçmişe ait coğrafi ortam özellikleri ve buradaki yerleşimlerin tercih nedenleri disiplinler arası bir yaklaşımla irdelenmiştir. Bu çalışma, Ambar Çayı vadi sisteminde incelenen yerleşmelerin tarihine ve kaderine katkıda bulunan faktörler olarak Coğrafya (fiziki ve beşerî), Holosen iklimi ve çevreye dayalı ek yaklaşımları ve bilimleri arkeolojik araştırmalara mümkün olduğunca entegre etmek amacıyla disiplinler arası bir yaklaşımın uygulandığı Diyarbakır Havzası'ndaki çalışmalardan biridir. Ambar Çayı, Dicle'nin sol bankında Diyarbakır Havzası'ndaki önemli kollarından biri olduğundan, yaklaşımımız fiziki coğrafya bağlamının yanı sıra jeoarkeoloji-paleocoğrafya özelliklerinin incelenmesine dayanacaktır. Buna göre, Diyarbakır Havzası'nın rölyefleri, jeolojik yapısı, fasiyes değişimleri, yani tortul çökeller ve nehir malzemesi çökelleri, jeomorfolojik özellikleri, teras yapıları ve tektonizmasının arkeolojik yerleşimlerle ilişkileri ele alınmakta ve incelenmektedir. Dicle Nehri ve kolları, Fırat Havzası ile Mezopotamya'ya karakterini veren iki nehir sisteminden biridir. Dicle, Güneydoğu Toroslar'ın bir bölümünü oluşturan yüksek rölyefleri drene ettikten sonra Diyarbakır Havzası'nı bir uçtan diğerine kat eder. Bu havza içinde birçok kaynak ve akarsu, yeryüzünde yaşamın ilk koşulları olan su ve çevredeki kaynakları ile barınma olanağı sağlar. Dicle Nehri'nin sol bankında Diyarbakır Havzası'ndaki tüm kolları, yüksek platolara ve güneydeki alçak platolara bağlanan doğal geçitler ve güzergahlar sağlar. Ayrıca, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu (İran) atmosferik sirkülasyonlarından gelen hava kütlelerine bakan dağ sıralarının oluşturduğu Diyarbakır Havzası'nın kuzey kesiminin orografik organizasyonu, su kaynaklarının yanı sıra zengin çevresel sistemleri (hayvanlar, bitkiler, saha etkileri) destekleyen koşullar sağlar. Bu koşullar insan nüfusunu da cezbetmiştir. Bu rölyef ve buna bağlı iklimsel bağlamlar avcılık, toplayıcılık, yerleşik hayata geçme, çevreyi ehlileştirme ve değiş tokuş için gerçekten de avantajlar üretmiştir. Buna ek olarak, bölgesel durum yerleşim açısından en önemli avantaj olmakla birlikte, Ambar Çayı vadisi, avcı-toplayıcı gruplardan yerleşik topluluklara kültürel geçiş sürecinin (i) yerleşim yerlerinin (ii) kuzeydeki orojenik kuşakta kolayca bulunabilen bazı petrografik (obsidiyen) ve mineral (çoğunlukla bakır) kaynaklara son derece yakın olmasından ve (iii) dağlık kuşakta orman ve zengin ot alanlarının (avlanmak, odun toplamak vb. için) yakınlığından da yararlandığı açıktır. 1990'larda başlayan GAP Projesi çerçevesinde Fırat Nehri üzerindeki birkaç barajın ve kolları üzerindeki diğer barajların tamamlanmasının ardından (Fırat üzerindeki son baraj 2002 yılında TürkiyeSuriye sınırındaki Karkamış'ta açılmıştır), 2018 yılında Türkiye-Suriye sınırına yakın Dicle üzerinde devasa olan bir baraj daha (Ilısu'da) tamamlanmıştır. Fırat'ta olduğu gibi Dicle'nin barajlaştırılması projeside Güneydoğu Toroslar ve onun doğu uzantısı olan ana kollar üzerindeki barajları kapsıyor. Ambar'daki baraj projesi de bu çerçevede sulama amaçlı yapılmıştır. Ambar baraj suları altında kalacak olan 3 arkeolojik yerleşimde kurtarma kazıları 2018 yılında başlamıştır. 2020 yılında, jeoarkeolojik araştırmalarına başlanması: ilk olarak, (i) Ambar Çayı'nın Kenar Kıvrımlardan, Diyarbakır Havzası'na döküldüğü vadinin güneyindeki bu üç (Ambar Höyük, Gre Fılla ve Kendale Hecala) yakın lokaliteye yerleşmek için Neolitik popülasyonların seçimine katkıda bulunmuş olabilecek coğrafi, jeomorfolojik ve jeolojik ortamların tanımlanması, (ii) gelişme (ve uzmanlaşma?), (iii) dönemsel olarak terk edilmelerine yol açmış olabilecek nehir akış rejimiyle ilgili olası zorluklar ve (iv) nihai olarak terk edilmeleri irdelenmiştir. Arkeolojik stratigrafide kaydedilen bu tür olası olayları yeniden oluşturabilmek için, (i) bugünkü Ambar köyünün bulunduğu ve önemli bir Neolitik sit alanının da yer aldığı çok derin geçitlerin hemen güneyindeki Ambar'ın üst havzasından itibaren nehir boyunca topografyayı yeniden inşa etmek gerekmiştir, (ii) Ambar Çayı'nın, basamaklı ve gömülü teraslar sisteminden geçerek (Neolitik yerleşimin bulunduğu) Dicle vadisine yaklaştığı yere kadar, bu üç yerleşimle yakından ilişkili yerlerde (yukarıdan aşağıya doğru) bir dizi karot çalışması gerçekleştirdik: Ambar höyük, Gre Filla höyük ve Kendale Hecala höyük karotları. Sonuçlar, yerleşimlerin coğrafi bağlamını, yakın çevrelerinin jeomorfolojik karakterlerini, özellikle yeryüzü şekillerinin analizini ve bunların zaman içindeki evrimini, oluşum süreçlerini ve insan yaşamı üzerindeki etkilerini açıklığa kavuşturmaya olanak tanımaktadır. Elde ettiğimiz sonuçlar, arkeolojik kazılar ve projelerle bağlantılı olarak, havza ölçeğinden yerleşim yerine kadar jeomorfolojik bağlam ve evrimi üzerine de çalışmalar yapılmasının yararlılığının ve gerekliliğinin altını çizmektedir. Holosen Dönem'de Neolitik Çağ'da başlayan yerleşik hayatın coğrafi koşulları ve insan topluluklarını ne ölçüde etkilediği paleocoğrafya çalışmaları, karot örnekleme ve jeofizik çalışmalarla gün ışığına çıkarılabilir. Geçmiş döneme ait çevresel rekonstrüksiyonların anlaşılabilmesi için arkeolojinin coğrafya biliminden faydalanması büyük önem taşımaktadır.

Ambar ÇayıDicle NehriDiyarbakır Havzası+6
Aladdin Al
Batman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mardin Müzesi'nde bulunan Assur dönemine ait bir grup silindir mühür

Mühürler, insan hayatına getirdiği yeni bir solukla beraber Neolitik Çağa daha güzel bir anlam katmıştır. Ön Asya'nın bereketli topraklarında doğan bu mühürler, giderek güç ve güvenirliliğin simgesi haline gelmiştir. Başta Mezopotamya ve Anadolu olmak üzere Ön Asya toplumlarında daha fazla kullanılan mühürler, çeşitlilik açısından da zenginleştirilmiştir. Anadolu'da damga mühürler hâkimken, Mezopotamya' da silindir mühür hâkim olmuştur. Assur Ticaret Kolonileri sayesinde silindir mühürler, Anadolu'ya taşınarak bölgedeki halklar kendilerine has bir şekilde bu mühürleri biçimlendirmişlerdir. Mardin Arkeoloji Müzesi'ne satın alma yoluyla gelen silindir mühürler üzerinde yapılan bu çalışmada mühürlerin dönemi tespit edilip döneminin diğer mühürleriyle karşılaştırmalar yapılarak eserlerin kataloğu oluşturulmuş ve değerlendirilmesi yapılmıştır. İncelenen mühür form açısından silindir mühürler olup sahne bakımından farklı konular işlenmiştir. Her mühürde betimlenen sahnelerin ve motiflerin ikonografik analizleri yapılıp, diğer yayınlardaki eserlerle de karşılaştırması yapılmıştır. Ayrıca mühürlerin malzemesinin arkeometrik analizleri de XRF cihazı kullanılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Tez kapsamı içerisinde değerlendirmiş olduğumuz silindir mühürlerin tarihsel dönem açısında Erhanedanlar Döneminden Geç Assur Dönemine kadar geniş bir dönemi kapsadığı tespit edilmiştir.

Arkeoloji
Merve Erin
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Orta ve Yeni Assur Devleti'nin varlığı

Güneydoğu Anadolu Bölgesi, uygun iklim şartları ve coğrafi konumu ile her dönem ön planda olmuştur. Sahip olduğu jeopolitik konumu ve tarıma elverişli toprakları en temel ihtiyaçları karşılayabilmek için uygun şartları sunmaktaydı. Dolayısıyla bölge tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bunlardan bir tanesi de bir döneme damgasını vuran ve bulunduğu bölgenin en güçlü devleti olan Assur Devleti'dir. Assur Devleti'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi üzerinde siyasal, ekonomik ve kültürel olarak birçok etkisi gözlemlenmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin ticaret yolları üzerinde bulunması ve çeşitli bölgeler arası geçiş güzergâhlarına sahip olması Assur Devleti'nin bölge üzerinde hâkimiyet çabalarının başlıca nedenlerindendir. Ayrıca bölgenin hem tarım dışında birçok kaynağa sahip olması ekonomik olarak da Assur'un ilgisini çekmekteydi. Böylelikle Assur, bölge üzerinde askeri seferlerle ve diplomatik girişimlerle hâkimiyet kurma çabalarına girişmiştir ve uzun bir süre bunda başarılı olmuştur. Birçok yerleşimi ve krallığı vergilere bağlayarak ve buralara vassallar atayarak kendine bağlamıştır. Bunlardan en önemlileri Karkamış, Sam'al, Kummuh, Sultantepe, Ziyaret Tepe, Üçtepe, Giricano, Kavuşan Höyük, Hakemi Use, Aşağı Salat, Salat Tepe'dir. Assur'un merkezinin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ne olan uzaklığı ve hali hazırda bölgedeki yerleşimlerin siyasi yapısı Assur'un bölgedeki hâkimiyet yöntemlerini etkilemiştir. Bölgede var olan devletleşmiş Geç Hitit ve Arami kentlerinin kontrolü ile ırmak kenarlarına konumlanmış yerleşimlerin hâkimiyet yöntemleri farklılık göstermekteydi. Assur hâkimiyetini ya merkezlere vali atayarak ya da kendi taraftarı kralı seçerek veya garnizonlar ve dunnular kurarak sağlamaktaydı. Assur Devleti'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki varlığı hem bölge sınırlarında ele geçen yazılı kaynaklardan hem de yerleşimlerdeki arkeolojik verilerden anlaşılabilmektedir. Bölgedeki yazılı kaynakların yanı sıra Assur'un merkezinden ve de çevre bölgelerden ele geçen birçok tabletten de Assur'un bölgedeki varlığı kanıtlanmaktadır. Ayrıca hem yerleşim yerlerinde hem de merkezlerin yakınlarından ele geçen kaya kabartmaları, steller, seramikler, mimari kalıntılar, küçük buluntular, mezarlar ve mezar buluntuları bu varlığı kanıtlar niteliktedir.

Tülay Gündoğan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kilikya Bölgesi'nde tapınaklar (Tykhe) ve küçük buluntular ışığında inanç

Kilikya Bölgesi'nin doğusunu Kinet Höyük, batısını Alanya, kuzeyini Toros dağları ve güneyini Akdeniz oluşturmaktadır. Antik tarihçiler ile coğrafyacılar eserlerinde Kilikya Bölgesi'ni ikiye ayırmış ve bu iki bölgeden Kilikya Trakheia (Dağlık) ve Kilikya Pedias (Ovalık) olarak bahsetmişlerdir. Kilikya Bölgesi; verimli toprakları, bol su kaynakları, antik limanları ile farklı toplumların ilgisini çekmiş ve tarih sahnesinde iz bırakmıştır. Farklı toplumların ilgisini çekmesiyle istilaya uğrayan ve ticaret ile uğraşan Kilikya Bölgesi'nde, kültür harmanlanması meydana gelmiştir. Bu harmanlanmayla birlikte yabancı tanrılar ile yerel tanrılar birleştirilerek yeni tanrı epitetleri ve formları ortaya çıkmıştır. Bu tanrılar; Athena Oreia, Artemis Perasia, Aphrodite Kasalitis, Demeter Karpotrophos, Tykhe, Hygeia, Zeus Olybris, Zeus Olympios, Zeus Hypsistos, Zeus Kolonaios, Zeus Soter, Zeus Theos, Zeus Kasios, Poseidon Asphaleios, Hephaistos, Apollon Patroos, Apollon Epekoos, Asklepion, Hermes, Dionysos Kallikarpos, Lares Penates ve İmparator kültüdür. Farklı tanrı kültleri, farklı tapınak yapılarını da doğurmuştur. Dağlık Kilikya Bölgesi'nde, Kelenderis antik kentinde yer alan, form ve buluntular ışığında Tykhe'ye ait olduğunu düşündüğümüz tapınak yapısı, Uzuncaburç (Diokaisareia) da tespit edilen Tykhe ve Zeus Olbios tapınak yapıları, Korykos'da yer alan Büyük ve Küçük tapınak yapıları, Eleiussa Sebaste'de yer alan tapınak yapısı ve Çatıören Hermes tapınağıdır. Ovalık Kilikya Bölgesi'nde Tarsus'ta yer alan Donuk (Dönük) Taş tapınağı ve Magarsus antik kentinde yer alan Athena Magarsia tapınakları bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dağ, İmparator, Kilikya, Kült, Ova, Tanrı, Tanrıça, Tapınak.

Dağlık KilikyaKilikyaTanrı anlayışı+4
Hacer Değirmenci
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mevlana Müze Müdürlüğü / İhtisas Kütüphanesine ait bir el yazmasının konservasyonu

Kültür varlıklarının korunması ve varlığını sürdürmesi için gerçekleştirilen konservasyon çalışmaları doğru bir metodolojiye dayanmalıdır. Farklı malzeme ve tekniklerle oluşturulan eserler içerisinde el yazması eserler, sanatsal ve tarihi öneminin yanı sıra önemli bir bilgi taşıyıcılık misyonu üstlenmektedir. Yazının icadından sonra taş, metal, kil, tekstil gibi farklı yazı zeminleri kullanılmıştır. En önemli yazı zemini olan kâğıdın icadı yazılı kültürün gelişmesini ve yüzyıllar boyunca aktarılmasını hızlandırmıştır. Geleneksel kâğıt yapımında kullanılan hammadelerin doğadan kolayca elde edilebilmesi, taşınmasının kolay olması, bir araya getirilebilir olması kâğıt kullanımını yaygınlaştıran etkenlerden sadece birkaçıdır. El yazması eserler organik kökenli malzemelerin bir araya getirilmesi ile oluşmaktadır. Bu nedenle diğer malzeme gruplarına oranla bozulma süreci daha hızlıdır. Genel olarak geriye dönüşümü pek mümkün olmayan bozulmalar fiziksel, kimyasal ve biyolojik değişimlere neden olarak eserin orijinal bütünlüğünü bozmaktadır. Bu bozulmaların boyutu ve ilerlemesi farklı ortam şartlarına göre değişebilmektedir. Eserin üretim teknolojisinin yanı sıra içinde bulunduğu çevresel koşulların (sıcaklık, nem, ışık gibi) da bozulmaların değerlendirilmesinde ele alınması gerekmektedir. Her ne kadar tahribatı geriye döndürmek mümkün olmasa da ilerlemesini durdurmak ve yeniden bozulmasına neden olacak koşulları ortadan kaldırmak mümkündür. Bu nedenle konservasyon metodunu belirlemeden önce detaylı bir belgeleme ve analiz çalışmasının yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda tez çalışmasında yazının tarihsel gelişimi hakkında geniş bir literatür taraması yapılmıştır. Kil tabletler, papirüs, parşömen ve kâğıdın tarihçesi araştırılmıştır. Çalışmada kullanılan eserin belgelemesi detaylı olarak yapılmıştır. Xrf spektroskopisi, Raman spektroskopisi, Lif analizi, pH ölçüm değerleri, Kolorimetre, dijital mikroskop ile inceleme analizleri konservasyon çalışmalarına başlamadan önce incelenmiş olup sonuç ve değerlendirmeler tez çalışmasında sunulmuştur. Bu değerlendirmeler sonucunda yapılacak müdahaleler tespit edilerek aşamalı olarak aktarılmıştır.

KağıtKitaplarKonservasyon+3
Muhammed Veysel Yıldız
Batman University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Güneydoğu Anadolu Bölgesi Neolitik Dönem hayvan betimlemeleri

Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Neolitik Dönem de insanlık tarihinin dönüm noktalarından birine ev sahipliği yapmıştır. Bu dönemde; tarım, hayvancılık ve yerleşik yaşamın temelleri atılmış olup sanatsal ve ritüel ifadelerde gelişimler gözlemlenmiştir. Hayvan betimlemeleri; dönemin toplumsal yapısı, inanç sistemi ve ekonomik faaliyetleri hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Özellikle Göbeklitepe, Nevali Çori ve Çayönü gibi arkeolojik alanlarda bulunan hayvan figürleri, genellikle yaban hayvanlarını konu almış ve taş rölyefler, heykeller ya da taşlar üzerinde işlenmiştir. Bu figürler, avcı-toplayıcı geçmişten yerleşik tarım toplumuna geçiş sürecindeki değişimleri yansıtmaktadır. Yaban domuzu, leopar, yılan ve kuşlar gibi betimlemeler, hem koruyucu hem de sembolik anlamlar taşımıştır. Bu eserler, toplulukların mitolojik düşüncelerini, ritüel pratiklerini ve doğa ile olan ilişkilerini yansıtmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki hayvan betimlemeleri, yalnızca sanatsal ifade olarak değil, aynı zamanda dönemin kültürel kimliğinin bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Güneydoğu Anadolu, Çanak Çömleksiz Neolitik, Ritüel, Sembolizm, Hayvan Betimlemesi

Pelda Aram
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni Assur İmparatorluğu'nun Yukarı Dicle Bölgesi'nde arazi ve su kullanımı

MÖ 2. Binyılın başından itibaren tüccar ailelerinden oluşan örgütlenmiş bir uygarlık olarak tarih sahnesindeki yerini alan Assurlular, MÖ 14. yüzyılın ikinci yarısında siyasi ve politik bir oluşum olarak bölgesel bir devlet, MÖ 10 yüzyıldan 7. yüzyılın son çeyreğine kadarki yaklaşık 320 yıllık bir süreçte ise Yakındoğu tarihini emperyalist yayılım politikalarıyla derinden etkilemiş bir imparatorluk olarak bilinmektedir. Yakındoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan çok geniş bir coğrafyada hegemonik bir güç olarak karşımıza çıkan Assur İmparatorluğu'nun sahip olduğu zengin kültürel dokusunda barındırdığı konu çeşitliliği içerisinde arazi ve su kullanımı veya peyzaj arkeolojisi ayrıcalıklı bir alanı oluşturmaktadır. Assur İmparatorluğu'nun emperyalist yayılım politikalarıyla çerçevesinde doğal kaynaklar açısından oldukça zengin ve stratejik önemi baskın bir bölge olarak karakterize edilen Yukarı Dicle Bölgesi, Orta Assur Dönemi'nden itibaren askeri seferlerin hedefindeki odak noktasını oluşturmuştur. Bu dönemden itibaren bölgedeki dönüşümün dinamikleri içerisinde verimli arazileri, hammadde kaynaklarını denetim altına almak adına bazı tahkimatlı yapılar inşa edilmeye başlandığı gibi askeri seferle yağma, vergi ve haraç toplama girişimleriyle genişleme çabaları olmuştur. Özellikle Yeni Assur İmparatorluğu'nda katı kurallarıyla tanınan ve dönüşümün asıl mimari II. Assurnasirpal'ın bu bölgede kalıcılığı sağlamak için uyguladığı emperyalist politikalar sayesinde peyzajın yapılandırıldığı görülmektedir. Yazılı kaynaklar, arkeolojik kazı ve yüzey araştırmalarının sunmuş olduğu veriler doğrultusunda, taşradaki Yukarı Dicle Bölgesi'nin Assur'un emperyalist üst yapısına entegrasyon süreci arazi ve su kullanımını işaret etmektedir. Bu bölgelerin kaynaklarından yararlanmak adına kültürel peyzajın temel unsurları olan eyalet merkezleri, tahkimatlı şehirler, kaleler, kasabalar, köyler, çiftliklerden oluşan ve üretim merkezi olarak bilinen kapru'lardan oluşan birbiriyle yakın mesafelerde ancak dağınık bir yerleşim modeli, doğal çevrenin kültürel peyzaja dönüştürülmesindeki süreçsel gelişiminin temel dayanağını arazi ve su kullanımı oluşturmaktır. Yukarı Dicle Bölgesi'nin zengin doğal kaynakları, verimli tarım arazilerinin yanı sıra bölgelerarası ulaşım trafiğini elinde tutan stratejik mekânsal rolünden yararlanıldığını gösteren yerleşim modeli içerisindeki hiyerarşik düzen, Assur'un arazi ve su kullanımı çerçevesinde bölgedeki yapılandırma sürecindeki yansımaları sunan gelişim ve değişim dinamikleri oluşturulan kültürel peyzajın dönüşümündeki baskın unsurları karakterize etmektedir. Yeni Assur İmparatorluğu'nun bölgedeki arazi ve su kullanımına yönelik yapılandırma faaliyetleri çerçevesinde kültürel peyzajın sahip olduğu karmaşık ilişkilerle fiziki coğrafyayı şekillendiren süreçlere olan genel bakışı, sosyal ve ekonomik hayata ilişkin ayrıntılı güncel verilerle zenginleştirilmiş bu çalışmamın önemi, Yeni Assur Dönemi yerleşim modeline literatüre katkı sağlayacak yaklaşımların yanı sıra MÖ 1. binyılda Assur'un Yukarı Dicle Bölgesi'ndeki arazi ve su kullanımına yeni veriler sağlamış olmasıdır.

Arazi kullanımıKültürel peyzajSu kanalları+5
Akarcan Güngör
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Takının tarihsel gelişimi ve Mardin'de telkari işlemeciliği

Takı, binlerce yıl boyunca insanların kendilerini güzel hissetme duygusunun yanında tüm uygarlıklarda farklı amaçlar ve inanışlar için de kullanılmıştır. Uygarlıkların kültür ve geleneklerinin en önemli yansıtıcısı olan takılar, süslenmenin en vazgeçilmez unsuru haline gelmiş; gelenek, görenek ve inançla beslenerek biçimlenmiştir. Takılar, kendini güzel göstermek, dikkat çekmek, dinsel inanışlara bağlı olarak nazar, hastalık, çeşitli zararlardan korunmak amaçlı kullanılmasının yanı sıra ölü hediyesi ve tanrılara sunu amaçlı da kullanılmıştır. Takıların mezarlarda ölü hediyesi ve ölü takısı olarak bırakılması da bu eserlerin günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır. Tarihte ilk takılar yerleşik düzene geçilmediği Paleolitik Çağ'da, avlanan hayvanların kemik ve dişlerinden yapılmıştır. Daha sonraki dönemlerde teknik ve malzeme çeşitlenerek her bir uygarlık kendi zengin kültürünü ve tasarımını ortaya koyarak takı sanatını meydana getirmiştir. Mardin ili Midyat İlçesinde bulunan atölyelerde yoğun olarak üretilen telkârinin tüm üretim aşamaları yazı ve resimlerle kayıt altına alınmıştır. Bu çalışmada ayrıca, binbir çeşit formda üretilen Mardin'in telkari takılarına, Paleolitik Çağ'dan başlayarak Osmanlı Dönemi'ne kadar geçirdiği serüven özellikle yakın çevre dikkate alınarak irdelenmiştir.

Gümüş takılar
Cemgil Arslan
Batman University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Arkeolojik ve yazılı veriler bağlamında Erken ve Orta Demir Çağ Hakkari bölgesi

Bu çalışmanın konusunu oluşturan Hakkari Dağlık Bölgesi Zagroslar dağ silsilenin kuzeye doğru uzanan devamı üzerinde yer alır. Bölge günümüzde kabaca Hakkari İlini, Van İlinin güneyini, Şırnak-Siirt-Bitlis hattının ise doğusunda kalan bölgeyi tanımlamaktadır. Sarp dağlar ve derin vadilerle kaplı bu bölge kendine özgü coğrafik ve kültürel özellikleri ile Eski Yakındoğu arkeolojisinde gizemini büyük ölçüde korumaktadır. Buna karşın bölgede şimdilik ilk insan izlerinin kanıtları yüksek yaylalarda sıkça rastlanılan ve Neolitik döneme tarihlenen, av sahnelerinin yoğunlukla işlendiği kaya resimleridir. Zagroslarda ele geçen arkeolojik kalıntılardan buradaki insan topluluklarının Prehistorik çağlardan itibaren avcılık ve toplayıcılıktan göçebe çobanlara ve nihayetinde yerleşik toplumlara nasıl dönüştüklerini gözler önüne sermektedir. Bu dönüşüm içinde Hakkari Dağlık Bölgesi'nin Erken Demir Çağ'da gerek kale gerekse de mezar veya nekropoller açısından zengin bir dokuya sahip olduğunu görüyoruz. Bu tez çalışmasında bölgede EDÇ ve ODÇ'ye tarihlenen kale, höyük, dirhe, stel ve mezarlar mercek altına yatırılmış, daha önceki çalışmalarda tespit edilenlerle birlikte yeni keşifler kayıt altına alınmıştır. Buna göre yaptığımız yüzey araştırmasında incelenen irili ufaklı 10 EDÇ kalesinin hemen hemen tümü bölgenin temel yeryüzü karakteristiğini oluşturan derin vadilerin yamaçlarında kurulu, vadiye hakim, kabaca işlenmiş taşlarla yapılan surlara sahip yerleşimlerdir. Mimari açıdan ODÇ'ye tarihlenen Kunin ve Bere Kele gibi bastiyonlu kaleler ve kaya mezarlarının yakınlarındaki Urartu Krallığı'nın etkisinde olduğunu görüyoruz. Kalelerin yanında özellikle Şırnak-Hakkari hattında yoğunlaşan ve bölgeye has bir yerleşim türü olduğu anlaşılan onlarca dirhe yapısının adeta birer gözcü kulesi şeklinde vadi sırtlarında sıralandıkları görülmüştür. Bunlardan başka bu çalışmada Hakkari Dağlık Bölgesi'nin EDÇ ve ODÇ kronolojik stratigrafisini verecek nitelikte çoğu Gever düzlüğüne yakın 7 höyük yerleşimi tespiti yapılmıştır. Bölgedeki kale, dirhe ve höyük yerleşimlerinin hiçbirinde sonuç alıcı bilimsel kazı çalışması yapılmaması tespitlerimizi sınırlar. Buna karşın tez çalışması sonucu bu kalelerin özellikle Orta ve Yeni-Assur yazıtlarına yansıyan Toroslardan Zagroslara kadar büyük bir coğrafyaya yayılmış Nairi kabileleri örneğinde olduğu gibi yarı göçebe aşiretlerden oluşan topluluklarına ait olduğu sonucuna ulaşılmıştır. MÖ II. bin başlarına ait Mezopotamya yazıtlarında adları Lullubi, Guti olarak geçen Zagros kabileleri gibi Hakkari bölgesinde yaşayan klanların MÖ I. bin'de Ukku (Hakkari merkezi?) ve Kumme (Beytüşşebap ?) gibi lokal kent devletleri öncülüğünde ittifak yaptıklarını görüyoruz. Böylece ciddi kamusal güç gerektiren yukarıda saydığımız Hakkari Bölgesi'ndeki kale, dirhe gibi büyük yatırımlar Assur yazılı metinlerinde bahsi geçen Ukku, Kumme gibi yerel güçlere bağlı klanlara ait olmalıdır. Bu klan veya aşiretler bölgenin sarp ve vadilerle parçalı topografik arazisinde her biri sınırları, kışlak (kale ve höyükler) ve yaylaları belli olan arazilerde hayvan sürülerine sahip yarı pastoral bir yaşam sürdürdüler. Neolitik dönemden itibaren Zagroslarda sürdürülen avcılık ve toplayıcılığa ek olarak evcilleştirilen hayvan sürüleri ile birlikte göçebe çobanlığa dayalı yeni sosyo-ekonomik durum coğrafyanın dayattığı bir yaşam modeli olarak günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Bu model ile birlikte klanlar arasında biraz daha öne çıkanların diğer klanlar üzerinde otorite sağlayıp yerel bir güç olma yolunda ilerlediği sonucuna ulaşılır. İncelediğimiz kale yerleşimleri içinde Levin Vadisini tutan Begire Kalesi büyük kamusal yapısı ile yerel bir merkez özellikleri taşır. Bunun dışında özellikle Mir Kalesi dibinde üst sınıflara ait avcı-savaşçılara ait steller ile zengin mezarlarıyla bir lokal şeflik merkezi özellikleri taşır. Bu mezarlarda (M1-M2) bulunan Habur ve Van-Urmiye Boyalıları ile plain simple ware türü seramik örnekleri Hakkari Bölgesi'nin MÖ. II. binyıldan itibaren Suriye ve Mezopotamya ile yakın kültürel ilişkileri kanıtlamıştır. Bunun yanında bazı monokrom seramikler ile "Kuzey Zagros Kültürü" olarak adlandırılan groovy ware türü mallar Hakkari Dağlık Bölgesi'ne özgü üretimler olarak değerlendirilmiştir. Arazi tespitlerinin yanında özellikle Van Müzesi'ne intikal etmiş seramikler hem form çeşitliliği hem de yapım tarzı açısından sıra dışı özellikler yansıtırlar. Bunlar arasında kahve-kiremit renkte ayaklı çanak-çömlekler ile tek kulplu ince cidarlı fincanların, uzun boyunlu yine keskin gövdeli kaseler EDÇ özellikleri yansıtan sıra dışı seramiklerdir. Bu seramikler Hakkari bölgesindeki EDÇ mezarlarından gelmektedir. Bölgede tespiti yapılmış EDÇ mezarlarının tümünün yeraltına örme şeklinde yapılan üstü kapak taşları ile kapatılmış oda mezarlar oldukları ve Van-Urmiye bölgelerindeki çağdaşları gibi çoklu gömülere sahip oldukları anlaşılmıştır. Mezarlarda niş, dromos gibi uygulamalarda bir bütünlük yoktur. EDÇ dönemi söz konusu mezar tipine ek olarak ODÇ'de bölgenin özellikle kuzeyinde Urartu Krallığı'nın etki alanında, Kunin ve Bere Kele kalelerinde görüldüğü gibi kaya mezarlarına rastlanılır. Bu mezarlar bölgenin yerel yöneticilerine ait olmalıdır. Bir bütün olarak bu tez çalışmasında incelenen EDÇ ve ODÇ'ye ait yerleşim, mezar ve buluntuların esasında hangi güç veya güçler tarafından yaratıldığını tüm detaylarıyla bilmiyoruz. Yine de ileride yapılacak bilimsel kazı ve araştırmalar bu konu ile birlikte bölgede arkeolojik anlamda gizemi koruyan çok sayıda soruya cevap olacaktır. Son olarak bu çalışmada ulaştığımız sonuçlar komşuları olan Urartu veya Assur'un sahip olduğu yazı, mühür veya tapınak yapısının olduğu krali bir merkez açısından şimdilik kayda değer bir ipucuna ulaşamadığımız bölgede Mir Kalesi Stelleri gibi bizleri şaşırtan verilerin keşfedilmesi bölgenin özellikle EDÇ ve ODÇ'nin yakın gelecekteki keşiflerle aydınlatılması noktasında umut vericidir.

Vedat Timur
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Güneydoğu Anadolu Bölgesi çanak çömlek öncesi Neolitik dönem yerleşimlerinin konumlarında coğrafi mekânın etkisi ve önemi

Güneydoğu Anadolu, Erken Neolitik döneme ait arkeolojik verilerin yoğunluk ve görünürlük açısından öne çıktığı nadir bölgelerden biridir. Hallan Çemi, Nevalı Çori, Çayönü, Boncuklu Tarla, Hasankeyf Höyük, Gusir Höyük, Körtik Tepe ve Göbeklitepe gibi merkezler, bölgenin kültürel olduğu kadar jeomorfolojik ve ekolojik açıdan da stratejik bir konuma sahip olduğunu göstermektedir. Yerleşimlerin gelişiminde karmaşık jeomorfoloji, hidrolojik sistemler, mikroklimatik farklılıklar, biyolojik çeşitlilik ve jeolojik kaynaklar belirleyici olmuştur. Dağ etekleri ile ova arasındaki geçiş kuşakları (piedmont alanlar), alüvyal düzlükler ve kalkerli tepe yamaçları, tarım, hayvancılık ve avcılık-toplayıcılığa elverişli ekotonlar oluşturarak geçim stratejilerinde esneklik sağlamıştır. Kuvaterner dönemi iklim dalgalanmaları, özellikle Younger Dryas kuraklığı, ilk kalıcı PPN yerleşimlerinin ortaya çıkışıyla örtüşmektedir. Holosen başındaki sıcaklık ve nem artışı, orman örtüsünü güçlendirerek tarıma yeni fırsatlar sunmuştur. Yerleşim seçiminde suya erişim, erozyona dayanıklı zemin, tarıma elverişli topraklar ve savunma potansiyeli belirleyici kriterler olmuştur. Çayönü'nün ova-dağ eşiğinde, Hallan Çemi'nin orman-bozkır ekotonunda, Göbeklitepe ve Karahantepe'nin yüksek hâkim tepelerde, Boncuklu Tarla'nın Dicle kıyısında ve Körtik Tepe'nin çakmaktaşı kaynaklarına yakın konumlanması; coğrafyanın ekonomik olduğu kadar ritüel ve sembolik mekân üretiminde de rol oynadığını göstermektedir. Fırat ve Dicle havzaları arasındaki mimari ve sembolik farklılıklar, çevresel koşulların kültürel örüntüler üzerindeki etkisini yansıtmaktadır. 2000'li yıllardan itibaren baraj projeleri kapsamında yürütülen kurtarma kazıları, yeni yerleşmelerin belgelenmesini sağlamış ve coğrafyanın yerleşim desen ve düzenlerini, geçim ekonomilerini, sosyal yapıları ve inanç sistemlerini yönlendiren aktif bir unsur olduğunu kanıtlamıştır. Sonuç olarak, Güneydoğu Anadolu'daki Çanak Çömlek Öncesi Neolitik yerleşimlerin dağılımı ve gelişimi, doğal ve beşerî unsurların kesişiminde şekillenen çok katmanlı bir sürecin ürünüdür. Gelecek araştırmalarda mekânsal analizlerin ve çevresel arkeoloji çalışmalarının merkezî rol üstlenmesi, bölgenin Yakındoğu ve dünya Neolitikleşme süreçlerindeki özgün konumunun daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.

Neolitik Dönem
Emre Türk
Batman University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Neapolis nekropolü

xiiNeapolis Nekropolü ……………………………………………………Banu ÖzdilekÖZET?Bey Dağları Yüzey Araştırmaları? kapsamındaki çalışma alanının sınırlarını kuzeydeTermessos, güneyde Kemer, güneybatıda ise Saraycık (Kithanaura) oluşturmaktadır. Çoğuyeni olmak üzere pek çok irili ufaklı yerleşim ve kalıntı tespit edilmiştir. Bu yerleşimlerin enönemlilerinden biri de arkeolojik kalıntıları ilk kez tarafımızdan çalışılan Neapolis'tir.Neapolis'in yerleşim ve nekropol alanlarında daha önce hiç biri yayınlanmamış olan 1 odamezar, 1 aedikula/arkosolium mezar, 26 lahit, 12 kaya lahdi, 1 bağımsız ostothek ve 4 adet dekaya ostotheği saptanmıştır. Mezar özellikleri ve yazıtlar ışığında mezarların tamamınınRoma dönemine ait olduğu ve muhtemelen Bizans Dönem'de de kullanılmış olabileceklerianlaşılmıştır.Günümüzde de, yerleşime ulaşımını sağlayan ve iki yanında lahitler, kaya lahitleri veostothekler içeren antik şehir / mezarlık yolu, kuzey-güney doğrultusunda sarp kayalıkboyunca yükselerek uzanmaktadır. Kent girişinde 5 kaya lahdi, 4 tane de lahit bulunmaktadır.Yerleşim yamacında başlayan mezarlar gruplar halinde, yol boyunca dizilmişlerdir. Yerleşimalanına ulaşıldığında, ana mezarlık son bulur. Mezarlık yolundaki asal nekropol dışında,yerleşim alanının değişik noktalarına dağılmış az sayıda bağımsız lahit ve kaya lahdi yanındabir aedikula ve bir de oda mezar bulunmaktadır. Tek sıralı ve tek taraflı mezarlarla birlikteuzayan yol, yerleşim kalıntılarının başladığı yerden itibaren çatallanıp devam eder. Lahitler,kayalık ve eğimli arazide kısmen yapay teraslamalar, kısmen ana kayaların düzeltilerekoluşturulduğu platformlar üzerine yerleştirilmişlerdir. Yerleşimde bulunan toplam 38 lahdin16 tanesi mezarlık yolu boyunca sıralanmaktadır. 18 lahit, 3 khamosorion olmak üzere,toplam 21 mezarda, Pisidia Bölgesi için karakteristik olan kalkanlı-tabula ansatalı bezemeformunun tercih edildiği görülmektedir. Yaygın kalkanlı bezeme yanında, kült unsurları, büst,girland gibi bezemelerin de Neapolis mezarlarında kullanıldığı görülmektedir.Bu çalışmayla ilk kez detaylıca ele alınan Neapolis Nekropolü, farklı mezar tiplerinibarındırması yanında, çevre yerleşimlerde saptanamayan, ölü kültüne ilişkin bazı özgünverileri bulundurması nedeniyle de önem taşımaktadır.Konumu ve doğal çevresi ile stratejik açıdan önemli olan yerleşimin, yoğun işlik buluntusunedeniyle bağcılık, zeytincilik yanında hayvancılığa dayalı bir üretimle beslendiğianlaşılmaktadır. Termessos'un uç kalesi olarak, çoğunluğunun asker olduğu varsayılanyerleşim halkının mezarlarında kalkan bezemeli lahitlerin varlığı da hem bu anlamda hem dePisidia geleneğinin baskın olduğu bölgede olma nedeniyle doğal görünmektedir. Yerleşimzenginlerinin ve yöneticilerinin ise yukarıda sözü edilen tekil anıtsal mezarlara gömülmüşolmaları gerekmektedir.

Banu Özdilek
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Batı Anadolu'da Hellenistik-Roma dönemlerinde bahçe mimarisi

Bahçe mimarlıgı açısından yüksek estetik degere sahip ve bitki örtüsü bakımından da oldukça zengin olan Hellenistik ve Roma Dönemi bahçeleri antik çagların önemli bahçeleri arasında yer almaktadır. Bahçe mimarlıgının resim, heykel ve mimari gibi güzel sanatlardan daha az yasayan (ephemeral) bir sanat olusu, antik uygarlıklara ait bahçelerin veya onlara ait izlerin günümüze kadar ulasmasını güçlestirmistir. Son yüzyılda yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkartılan duvar resimleri ve kabartmalarda resmedilmis bahçe tasvirleri ve bahçelerle ilgili mimari veriler artmaya baslamıstır. Kabartmalar ve duvar resimlerinde vurgulanan tasvirler gerçege çok yakın resmedilmislerdir. Bu anlatımlar sayesinde antik dönem bahçe mimarisi hakkında elde ettigimiz bilgiler artmıstır. Ve yine son 40 yılda arkeobotanik çalısmaların hız kazanmasıyla, arkeolojik kazılardan alınan toprak örneklere uygulanan polen ve karbon analizleri sonucunda, antik çaglara ait pek çok bitki kolaylıkla teshis edilebilir hale gelmistir. Bu tez çalısmasında, Hellenistik ve Roma Dönemleri basta olmak üzere, antik Akdeniz uygarlıklarına ait kazılar sonucu ortaya çıkartılan bahçelerle ilgili önemli vazo resimleri, duvar resimleri ve kabartmalar bir katalog haline getirilip antik çag bahçe mimarlıgına ısık tutulmaya çalısılmıstır. Bilinen bu örneklerin yanında konuyla baglantılı antik çag aktarımları ve modern literatür dikkatle incelenmis ve yorumlanmıstır. Ayrıca yapılan arkeolojik bahçe arastırmaları ve kazıları sonucu çıkartılan materyaller de katalogda degerlendirilmistir. Bu çalısmaların ısıgında, Helenistik ve Roma Dönemleri'ne ait Efes Yamaç Evleri'nin peristyl ve atrium bahçeleri model seçilerek, antik çag bahçeleri mimari yapısını canlandırmak amacına yönelik restitüsyon denemesi yapılmıstır. Ayrıca bu bahçelerin bilgisayar ortamında üç boyutlu modelleri de hazırlanmıstır. Restitüsyon çalısmasında, Hellenistik ve Roma Dönemleri villa bahçelerinin gösterisli ve estetik kaygılar tasıyan bahçeler olarak tasarlandıgı göz önüne alınmıstır. Bu dönemlere ait bahçelerin bu derece üstün olmalarının sebebi; dönemin bahçe sanatçılarının ve ziraatçılarının bahçe teknikleri bakımından son derece ileri düzeyde olmalarıdır. Bahçe mimarisinde kullanılan bitkilerin çesitliligi, bitki türlerinin o dönemlerde çok iyi tanındıgı ve onlardan en iyi sekilde faydalanıldıgını göstermektedir. Romalılar kurdukları büyük imparatorlugun gücünü göstermek amacıyla yaptıkları muhtesem mimari yapıların yanında onları tamamlayan bahçelere de büyük bir önem vermislerdir. Bütün bu özellikler yapılan restitüstyon çalısmasına ısık tutmus ve bütün bu verileri içinde bulunduran bir tasarım yapılmaya çalısılmıstır

AnadoluBahçelerMimari
Zuhal Kaynakçı Elinç
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Antik çağdan günümüze Glykon Kültü

Glykon Kültü, MS 2. yüzyılda Paphlagonia Bölgesi içinde yer alanAbonuteikhos/Ionopolis kentinde kendisi de Abonuteikhoslu olan Aleksandros isimlibir sahte peygamber tarafından kurulmuştur. Kült, özellikle antik dünyanın köklükültlerinden aldığı unsurlar, kendisinin yarattığı özellikler ve bunların kombinasyonu ileçağdaşları arasında öne çıkmış, Roma İmparatorluğu'nun gözde kültlerinden biriolmuştur. Glykon Kültü, yaklaşık iki yüzyıl boyunca varlığını canlı bir şekildesürdürmüştür.Glykon Kültü çağının popüleritesi içinde çok geniş bir coğrafyada varlığınıhissettirmiştir. Arkeolojik, epigrafik ve nümizmatik veriler ışığında kültün yayılımalanı açıkça izlenebilmektedir. Bu çalışmamızda bugüne değin literatürde yer alanveriler dışında yeni verilere de yer verilmiştir.Glykon Kültü'nün Roma Dönemi sonrasındaki seyri de çalışmamızın önemli birbölümünü oluşturmaktadır. Bu konuda, Bizans Dönemi, özellikle PaphlagoniaBölgesindeki Türk-İslam çağları ve günümüzde halk belleğindeki kült izleri takipedilmeye çalışılmıştır.

Antik ÇağGlykon KültüKült+2
Murat Karasalihoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Gallienus klasisizmi ve dönemin sanatında portrecilik anlayışı

Roma İmparatorluk tarihinde 3. yy. imparatorlarından biri olan Gallienus'un incelendiği bu çalışmada, dönemin siyasi, ekonomik, din, sanat ve felsefe tarihi üzerinde durulmuş, birbirleriyle ilişkileri saptanmaya çalışılmıştır. Bunun yanı sıra Hellen kültürü ve Plotinus'un Roma dünyası için şekillenen Klasisizmin etkileri araştırılmış ve Klasisizmin politik amaçlar baz alınarak yaratıldığı anlaşılmıştır.Roma dünyası için çok önemli olan imparator portreciliği, bahsedilen konular çerçevesinde irdelenmiş ve artlarında yatan ruhani hava ortaya çıkartılmıştır. Dönem içindeki karışmış siyaset, bozulmuş ekonomi, Hıristiyanlığın gelmesiyle beraber Olympos tanrılarının terk edilmesi gibi nedenlerden dolayı Roma'ya inancını yitiren halkın gözünde imparator imajının yeniden eski değerlere nasıl yüceltilmeye çalışıldığı gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.Gallienus Klasisizmi Antik dünya için yeni bir yaratımdır ve Roma İmparatorluğu tarihinde hem döneme ışık tutması hem de geçmişle gelecek arasında bir köprü kurması nedeniyle önemli bir geçiş aşamasıdır.Roma'yı tarihi açıdan değil de sadece estetik açıdan gören, onu anlayamaz.

GallienusKlasisizmPlotinos+7
Aylin Duysak
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Antik dünyada Thargelia Festivali

Bu çalışmada antik dünyada kutlanan Thargelia Festivalinin kökeni, karakteri ve ritüellerine ilişkin öğeler incelenmiştir.

Antik YunanAntik ÇağBayramlar+2
Mustafa Erdiken
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Side'de romanizasyon sürecinde gladyatörler ve agonlar

Bu tezin konusunu geneli itibarı ile gladyatör kabartmalı iki sütun ve busütunlar ışığında Anadolu'da gladyatör oyunları, Romanizasyon ve bu kapsamdaortaya çıkan agonistik festivaller oluşturmaktadır. Tez temel olarak beş bölümdenoluşmaktadır. Birinci bölümde Side antik kentinde bulunmuş olan Gladyatörkabartmalı eserler üzerinde genel değerlendirme yapılmıştır. Gladyatör kabartmalısütunlar, bu sütunlar üzerindeki yazıt ve kabartmalar detaylı olarak incelenmiştir.İkinci bölümde Gladyatör oyunlarına değinilmiştir. Gladyatörler ve gladyatörlerindünyası hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde Romanizasyonkonusu detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Anadolu'da Romanizasyon'un boyutlarıve amacı incelenirken aynı zamanda Roma'nın Anadolu topraklarına geliş süreciaçıklanmıştır. İmparator kültü ve kült ile ilgili oluşturulan sosyal yapıaçıklanmıştır.Dördüncü bölümde Romanizasyon sürecinde Anadolu da düzenlenmiş olanfestivaller, festivallerin amaçları açıklanmıştır. Tezin ana konusunu oluşturanRomanizasyon sürecinde Side'de düzenlenen agonistik festivaller hakkındabilgiler verilmiştir. Tezin beşinci ve son bölümde ise tez konusunun genel birdeğerlendirmesi yapılmıştır. Roma dünyasında kabartma sanatının gelişimi bazıspesifik eserler üzerinden yapılırken, Side antik kentindeki kabartma sanatınagenel bir bakış ile tez sonuçlandırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Side, Gladyatör, Romanizasyon, Agon, KabartmaSanatı

AgonistikAgonlarAntalya-Side+6
Adem Yurtsever
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Arkeolojik epigrafik nümismatik bulgular ışığında Pamphylia bölgesinde Zeus kültü

Bu çalışmanın ana amacı Anadolu'nun güneyinde Antalya körfezi ve Toros dağlarıyla çevrili Pamphhylia bölgesindeki Zeus Kültlerini arkeolojik, epigrafik ve nümismatik bulgular ışığında incelemektir. Bu incelemeye Zeus'un kökeni, gelişimi, Anadolu ve Pamphylia bölgesine gelişi ve yakındoğu kültürleriyle etkileşimi ve tanrının temel özellikleri de dahil edilmiştir. Tüm kavimlerin yurdu anlamına gelen Pamphylia'ya, ardı ardına Hititler, Lydia'lılar, Persler, Hellenistik Krallıklar ve Romalılar hükmetmişler ve bu kültürlerin tanrılarının yerel tanrılarla senkretize olmasıyla çeşitli Zeus Epithetleri ortaya çıkmıştır. Bölgedeki Zeus kültünün oluşumunda, Hititlerin ve Luvi panteonunun baş tanrısı olan hava ve fırtına tanrısı Tarhunt önemli bir rol oynamıştır. Bu tez kapsamında Pamphylia'nın önemli kentleri olan Side, Aspendos, Perge, Sillyon, Attaleia ve Magydos'ta Zeus ile ilgili arkeolojik, epigrafik ve nümismatik veriler toplanmış ve oluşan Zeus kültü tartışılmıştır. Toplanan bulgular, Pamphylia'da MÖ. 4.yy'dan MS. 4. yy'a kadar Zeus'a, tanrının farklı niteliklerini ve egemenlik alanlarını vurgulayan çok çeşitli epithetler altında tapınıldığını göstermektedir.

Selin Gülsel Köse
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Antik Side şehir planlamacılığında yol ağ sistemi

Jeopolitik konumu sayesinde Side, tarih boyunca Pamphylia Bölgesi'nin en önemli yerleşimlerinden biri olmuştur. Side'nin Roma Erken İmparatorluk Dönemi öncesine ilişkin bilgilerimiz sınırlı olsa da, kesin olarak tespiti yapılabilen ilk şehir planlamasının MS 1. yüzyılla beraber oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu süreç içerisinde, kamusal ve dini yapılar başta olmak üzere, kentteki yol ağlarının inşa edildiği ya da yeniden düzenlendiği görülür. MS 2. yüzyıl içerisinde inşa edilen anıtsal boyutlardaki kamu yapıları nedeniyle, kent planlamasının yeniden gözden geçirilmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu dönemde ana caddenin güzergahında değişikliğe gidilmiştir. Ayrıca, MS 2. yüzyıl kamusal yapılarına ulaşım sağlayan caddeler de, bu süreç içerisinde inşa edilmiştir. MS 5.-6. yüzyıllarla beraber caddeler yeniden elden geçirilerek, kentteki önemli Bizans yapılarına ulaşım sağlamak için kullanılmıştır. MS 7. yüzyılda kente gerçekleştirilen muhtemel Sasani ve Arap saldırıları sonrasında nüfusun da azalmasıyla birlikte, bu süreçte caddelerin eskisi kadar aktif bir şekilde kullanılmadığı düşünülmektedir.

Sütunlu caddeler
Volkan Öztekin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Türkiye'de klasik arkeoloji ve biyoarkeoloji arasındaki multidisipliner iş birliğinin incelenmesi: Teorik ve metodolojik bir tartışma

This is a descriptive study that examines the level of collaboration and integration between classical archaeology and bioarchaeology in Türkiye. The subject is investigated from a theoretical and methodological perspective, employing a mixed-methods explanatory sequential design. This is a combination of quantitative and qualitative methods in three parts. In the first part, bibliometric data on bioarchaeological research in the context of classical archaeology are collected through content analysis of six Turkish archaeological journals. Secondly, a survey is conducted among classical archaeology academics affiliated to Turkish universities. The aim of the questionnaire is to determine the practices within the field of archaeology, the backgrounds of the scholars and their attitudes towards bioarchaeology. The final part is the qualitative part, which consists of in-depth semi-structured interviews with some of the respondents. The interviews facilitate a more comprehensive understanding of the practices and degree of multidisciplinary collaboration between the two fields. The data obtained through the three methods is voluminous and is subjected to a rigorous and thorough evaluation in relation to one another. Furthermore, the results are discussed in the context of the published literature on the practice of classical archaeology, including the critiques regarding this issue. In conclusion, the results of this study indicate that the level of cooperation between the two fields remains low. Nevertheless, there is evidence of a positive shift over time, with the integration of bioarchaeology into classical archaeological contexts and practices.

BioarchaeologyClassical archeologyCommunity archaeology+1
Donald Kale
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Propagandanın tarihsel süreç içeresindeki gelişimi ve Roma'da Flaviuslar sülalesi sonuna kadar olan uygulamaları

Çalışmanın ele aldığı konu, propaganda kavramının tanımını ve tarih boyunca medeniyetler, krallar, monarşiler ve imparatorlar tarafından hangi amaçlarla ve hangi araçlarla kullanıldığını incelemektir. Ayrıca, bu araçların tarihsel süreçteki gelişimleri ve Roma'nın bu araçları stratejilerine göre nasıl şekillendirdiği de açıklanmıştır. Çalışma, Mezopotamya'daki ilk krallıkların yaratıcısı olan Sümer ve Akad krallıklarından başlamaktadır. Sümer'de krallıkların başlamasıyla hiyerarşik bir yapı oluşmuş ve elit bir yönetici sınıf ortaya çıkmıştır. Sümer'deki propaganda anlayışı, Mısır firavunları tarafından daha etkili ve büyük boyutlarda kullanılmıştır. Hitit krallarının da propagandayı etkili kullandığı bilinmektedir. Hititlerin ardından Assurlular, propagandayı rakiplerine korku ve terör saçmak amacıyla kullanmışlardır. Yunanistan'da ise propaganda, mitolojik konular üzerinden dolaylı bir anlatımla yapılmıştır. Helenistik dönemde Büyük İskender, global imparatorluk hayali için propaganda yönetmenlerini kullanmıştır. Roma, bu birikimi harmanlayarak eşsiz bir propaganda dili oluşturmuştur. Anahtar Sözcükler: Propaganda, Tarihsel Süreç İçerisindeki Propaganda, Propaganda Yöntemleri, Propaganda Sanatı, Roma Döneminde Propaganda.

Propaganda araçlarıSiyasal propaganda
Mert Gürcan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Roma dönemi'nde zafer'in mimarideki yansıması: Zafer sütunları

Roma uygarlığı İtalya coğrafyasında ortaya çıkmış ve bu coğrafya Paleolitik dönemden günümüze kadar pek çok yerleşim ve kültüre tanıklık etmiştir. Roma'nın Krallık Dönemi'nden itibaren sahip olduğu zafer geleneği Cumhuriyet Dönemi'nde Roma'nın siyasi ve dini yaşamına derinlemesine yerleşmiş ve üst makamların yanı sıra hem liderlerin hem de vatandaşların yaşamlarını ve kariyerlerini şekillendirmiştir. Zafer anıtları kent merkezindeki zafer rotasına biçim vererek zaferler için mimari açıdan tanımlanmış bir yol ve yeni formlar kazandırmış, halk üzerinde güçlü bir etkiye sahip olmuş ve zaferleri hafızalarda canlandırmıştır. Cumhuriyet Dönemi'nde siyasi rekabette önemli rol oynamış olan zafer geleneğinin mimarideki yansıması olan zafer sütunları bu dönemde artış göstermiş, diğer halklar ile kurduğu ilişkiler ve sahip olduğu gelenekler ile karakterize olmuştur. Kaide, sütun gövdesi, başlık ve heykelden oluşan sütunlar, forum ve meydanlarda konumlandırılmış ve halk ile temas içinde olmuştur. İmparatorluk Dönemi'nde ise zaferin imparatorun ayrıcalığı haline gelmesiyle sütunlar, imparatorların forum ve meydanlarında konumlandırılmıştır. Ayrıca bu dönemde Romalıların mimari ve heykeltraşlık becerilerini geliştirmesiyle yeni tasarım ve formlar gelişmiştir. Roma anıt sütunları MÖ 338'de Maenia Sütunu ile başlamakta ve MS 608'de Phocas Sütunu ile sona ermekte olup, bu dönem içerisinde bilinen sütunların sayısı çok fazla olmayıp, her aşamada da yeni bir tasarımdan geçmiş, hiçbir dönem ve kente eşit olarak dağılmamıştır.

Kentsel arkeolojiKlasik Roma mimarisiKlasik arkeoloji+1
Yasin Yılmaz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi pişmiş toprak unguentariumları

Unguentariumlar yüzyıllar boyunca yağ, parfüm, merhem gibi ürünlerin konulması ve ticaretinin yapılmasından dolayı günlük yaşamın, özellikle nekropol alanlarında yoğun olarak bulunmasından dolayı da manevi yaşamın önemli bir parçası olmuşlardır. Bu çalışma kapsamında Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi envanterinde bulunan toplam 135 adet pişmiş toprak unguentariumun tipolojik olarak değerlendirmesi ve tarihlendirmesi yapılmıştır. Çalışmamıza konu olan pişmiş toprak unguentariumlar Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi'ne 1966-2022 yılları arasında kazı, satın alma, bağış, müsadere, devir yolu ile gelmiştir. Farklı yollardan müze envanterine kazandırılan 135 adet pişmiş toprak unguentarium İğ Gövdeli, Kubbe Ağızlı, Torba Gövdeli ve Diğer Tipler olarak dört ana tip altında ve eserlerin form, katkı, renk, pişme durumu ve iç hazneleri gibi değişen özelliklerinden dolayı bu ana başlıkların altında alt tipler olarak değerlendirmeye alınmıştır. Pişmiş toprak unguentariumların değerlendirmesi yapılırken ilk olarak eserlerin çizim ve fotoğraflarıyla katalog çalışması yapılmış ve öncelikli olarak Eskişehir ve çevresinde yapılan araştırmalardan başlanarak birçok kaynak taranarak incelenmiş ve benzerleri ile karşılaştırılarak tarihlendirmesi yapılmıştır. Çalışmamızla birlikte Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi envanterinde bulunan unguentariumların tipolojik olarak oldukça zengin olduğu, Hellenistik ve ağırlıklı olarak da Roma Dönemi'ne ait oldukları görülmektedir. Anahtar Sözcükler: Eskişehir, Unguentarium, Pişmiş Toprak, İğ Formlu, Torba Formlu

Özge Gürcan Bıçakcı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Karşılaştırmalı Yunan Pers sanatı

Büyük Kyros'un MÖ 546 yılında Lydia'yı işgali ve başkent Sardeis'i ele geçrimesi ile başlayan Anadolu'daki Pers egemenliği Makedonyalı Büyük İskender'in Pers kralı III. Dareios'u MÖ 333'te İssos Savaşı'nda yenilgiye uğratması ile yaklaşık iki yüz yıl sürmüş ve bu dönem Anadolu'da "Pers Dönemi" ya da "Akhaemenid Dönemi" olarak adlandırılmıştır. Çalışmanın başlığı olan Karşılaştırmalı Yunan ve Pers Sanatının esas konusu bu dönemleri kapsayan ve birbirleri ile etkileşim içerisinde olan bu iki büyük kültür ve uygarlığın üretmiş olduğu maddi kültür ve dolayısı ile sanatsal çıktılarını değerlendirerek bir karşılaştırma yapmaktır. Bu çalışmada Yunan sanatı, Anadolu sanatı ve Pers sanatı mümkün olduğunca ait oldukları coğrafya içerisindeki Anıtsal alanlardaki mimari yapılar, heykeltıraşlık eserleri ve küçük buluntular değerlendirilerek bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ulaştığı en önemli sonuçlardan bir tanesi özellikle Yunan karasında Akropolis üzerinde Parthenon tapınağı friz kabartmaları ile Persepolis Apadana kabartmalarının fonksiyonel olarak bir imparatorluk imgesini temsil etmeleridir. Bu durumda Parthenon kabartmalarının kompozisyon olarak Apadana kabartmalarını örnek almış olması muhtemeldir. Anadolu'da ise Pers egemenliği ile birlikte görülen yeni imparatorluk sanatı özellikle Yunan algısında sanatçıların bakış açılarını değiştirmiş ve bu Attika vazo resimlerine Yunanlıların gözünde Pers ikonografilerini yansıtmaları ile yeni bir boyut kazanmıştır. Pers İmparatorluk sanatının Anadolu coğrafyasına yansıması ise Pers satrap ve üst yöneticileri aracılığı ile olmuştur. Yerel Anadolu sanatına Pers sanat unsurlarının eklenmesi Anadolu-Pers, Yunan sanat unsurlarının eklenmesi ise Greko-Pers sanatı olarak değerlendirilmektedir. Anahtar Sözcükler: Yunan sanatı, Pers sanatı, Anadolu Pers sanatı, Persepolis, Pasargadae

Gündüz Ünlü
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Pamphylia heykeltıraşlığı ve Suriye ile karşılıklı etkileşimi

Pamphylia Bölgesi, Doğu Akdeniz'deki konumu nedeniyle erken dönemlerden itibaren deniz ulaşımı ve ticaretin vazgeçilmez bir durak noktası olmuştur. Bölge, Mısır ve Kıbrıs'ın yanı sıra Kilikia Bölgesi ve Suriye ile de ticari etkileşim içerisindedir. Bölgeler arasındaki ticari ilişkiler; ekonomik, sosyo-kültürel, siyasi, dini, askeri, turizm, eğitim ve sanat gibi farklı alanlardaki yoğun etkileşimi de kaçınılmaz kılmıştır. Bu durum, şüphesiz plastik sanatları da etkilemiştir. Tam da bu noktadan hareketle, bölgenin Suriye ile olan ilişkisinin anlaşılması adına, Pamphylia Bölgesi, Kilikia Bölgesi ve kısmen Kuzey Suriye'den ele geçen heykeltıraşlık eserler bu çalışmaya konu edilmiştir. Bu kapsamda Side Müzesi, Alanya Müzesi, Antalya Müzesi, Anamur Müzesi, Mersin Müzesi, Tarsus Müzesi, Adana Müzesi, Hatay Müzesi ve Gazinatep Müzesi'nde alınan gerekli izinler doğrultusunda gerçekleştirilen malzeme çalışmaları sonucunda 86 adet eser tespit edilmiştir. Eserlere yönelik katalog çalışması yapıldıktan sonra, genel değerlendirme başlığı altında duruş pozisyonları, kıyafet tipleri, takı ikonografileri, buluntu yerleri, kullanım amaçları, tarihsel dağılımları, malzeme cinsleri, teknik ve üslup özellikleri karşılaştırmalı örnekler dahilinde değerlendirmeye tabii tutulmuştur. Tüm değerlendirmeler sonucunda, Pamphylia Heykeltıraşlığı açısından önemli sonuçlar elde edilmiştir. Bu noktada eserlerin duruş pozisyonları, kıyafet tipleri, başörtü kullanım şekilleri ve takıları bakımından Suriye'deki Palmyra ile benzerlikler sunduğu tespit edilmiştir. Bu doğrultuda, söz konusu çalışma ile bölgeler arasındaki çok yönlü ilişkilerden hareketle heykeltıraşlık alanındaki etkilerin varlığı da saptanmıştır.

Heykel
Hacer Yeliz Öztunç
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da Medusa bezemeli sikkeler

Medusa, mitolojik hikayelerde ve sanat eserlerinde sıkça rastlanan, etkileyici ve karmaşık bir figürdür. Medusa, antik Yunan mitolojisinin zengin bir parçası olup hem mitolojik kökeni hem de görsel temsilleriyle ilgi çekmektedir. Bu çalışmada, Medusa etimolojisi, ikonografisi, mitolojisi, mimari üzerindeki betimlemeleri, seramik üzerindeki tasvirleri, heykeltraşlık eserleri, mozaik üzerindeki figürleri ve sikkeler üzerindeki betimlemeleri gibi çeşitli konulara odaklanarak, Medusa'nın geniş bir analizini yapmayı amaçlanmaktadır. Bu çalışmada, Medusa figürünün etimolojisini, mitolojisini, görsel temsillerini ayrıntılı bir şekilde inceleyerek, Medusa'nın kültürel önemini ve evrimini anlamamıza katkı sağlamayı hedeflemekteyiz. Sonuç olarak, bu çalışma Medusa'nın etimolojik kökenlerini, mitolojik hikayelerini, görsel temsillerini ve sanatsal yönlerini ele alan geniş bir araştırmasını sunmaktadır. Medusa'nın farklı sanat formlarında nasıl betimlendiğini ve bu betimlemelerin nasıl bir anlam taşıdığını anlamamıza, Medusa figürünün kültürel önemini daha iyi kavramamıza yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Medusa, etimoloji, ikonografi, mitoloji, mimari, seramik, heykeltraşlık, mozaik, sikke.

Kübra Bulut
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hatay Arkeoloji Müzesi'nde bulunan bronz eserlerden bir grup

Geçmişten günümüze çeşitli amaçlara hizmet etmesi için üretilen takılar günümüzde sadece süs eşyası olarak kullanılmaktadır. Takıların en çok hizmet ettiği amaç olan dini unsurları ele aldığımızda karşımıza; tılsımlara, koruyucu özellik taşıyan figürlerden sonra dini temsil ettiğine inanılan sembollere kadar gelmekteyiz. Yapılan takılarda madenlerin keşfinden önce renkli taşlar, organik malzemeler ve boncuklar; sürtme kazıma, delme ve aşındırma yöntemleri ile bölgedeki halkın zevkine, geleneğine ve inancına göre şekillenerek takı olmuştur. Madenleri keşfeden insanoğlu kolay işlenen madene yönelmiştir. Bu yöneliş Mısır Kültürü'nde statü simgesi olmuş ve varlıklı aileler madenlerden yapılmış takılara yönelmeye başlamıştır. Yöneliş sonucunda takılar bir statü simgesi olma özelliği kazanmış ve hizmet edecek bir alana daha sahip olmuştur. Sahip olduğu bu yeni alan o kadar yerleşmiştir ki yaşayan insanların yanı sıra ölenleri de bu takılarla süslemek gibi gelenekler edinmişlerdir. Mezopotamya' da erkeklerde kadınlar kadar takı kullanırdı. Erkekler genelde mühür için kullanılan yüzükleri tercih etmiştir. Bu durum takılara bir hizmet amacı daha oluşturmuştur. Genelde bu yüzükler kişinin sembolü ya da statüsünü belirten unsurlar taşırdı. Takının bu unsurları taşıması için belirli bir işlem görmesi gerekmekteydi. Görülen bu gereksinim Anadolu' da döküm tarihinin başlamasını sağlamış, yeni iş imkanı oluşturmuştur. Her alanda olduğu gibi bu yeni meslek alanı da yaşanan kültürel olaylarla gelişmiştir. Oluşan gelişmeleri, takı isimleri ve yapım teknikleri gibi bilgileri; yazılı kaynaklardan, Antik vazo ve duvar resimlerinden, sikkeler ve hatta heykeller üzerindeki takıların betimlemelerinden öğrenmekteyiz. Teknolojik gelişmeler yeni meslek alanı olan kuyumculuğu da geliştirmiştir. Zamanla kuyumculuk o kadar gelişmiştir ki insan ya da hayvan gibi plastik unsurlar bulunduran takılar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hatay Arkeoloji Müzesi, Bronz Eserler, Takı, Roma Dönemi, Bizans Dönemi, Antiocheia Ad Orontes

Göknur Geçimli
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

I.binde Ionia bölgesi ölü gömme gelenekleri

Ritüel-gelenek tarafından onaylanan faaliyetlerdir. Gömme yöntemi, gömme türü gömme yapısının biçimi, gömme sırasındaki ve sonrasındaki ritüeller ayin-mezar eşyası ve iskeletlerin konumu gibi eski toplumların yaşamına ait her bir kültür öğesi o topluma ışık tutar. Ölünün gömülmesi öncesinde ve sonrasında meydana gelen ve ölen kişinin diğer dünyasına geçişi için gerekli maddi unsurlar bunların başında gelir. Cenaze töreninin her toplum için zamanla gelenekselleşen kısmı ve arkeolojik kültür varlıkları birbirinden ayrı değerlendirilemez. Toplumların cenaze törenlerine dair herhangi bir bilgiyi çıkarmak için diğer arkeolojik unsurlarla cenaze törenini bir bütün olarak ayrıntılı analiz etmek gerekir. Batı Anadolu; toplumların sosyal ve ekonomik kültürlerine ait bilgi kaynağı olarak ölü gömme adetleri içinde değerlendirilebilecek önemli maddi kanıtlara sahiptir. Tarih öncesi çağlardan Roma dönemine kadar aralıksız olarak ölü gömme gelenekleri alanında veri sunan bu coğrafya toplumlardaki gelişimin izini sürmeyi de mümkün kılar. İonia şehir devletleri, günümüze kadar ulaşan örnekler ışığında Arkaik Dönemden Hellenistik dönem sonuna kadar tarihli üç yüze yakın nekrolojik esere sahiptir. Bu bağlamda Batı Anadolu'da en fazla nekrolojik esere sahip olan bölgedir. Bölgenin elde bulunan arkeolojik verileri hem mezar ritüeli hem de sosyal ideolojilere paha biçilemez bir bilgi sağlar. Anahtar Kelimeler: İonia, Ölü Gömme Gelenekleri, İnhumasyon, Kremasyon, Birinci Bin Yıl, İonia Şehir Devletleri, Intramural Gömü, Exramural Gömü.

Arkeolojik alanlarArkeolojik yerleşimDini tören+6
Nagehan Özköylü
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İznik (Nicaea) tiyatrosu taş eserleri: Sütunlu galeriler ve çevresi

Bithynia sınırları içerisinde Askania Limne'nin (İznik Gölü) kıyısında konumlanan Nicaea antik kenti, Bithynia Krallığı'ndan itibaren sırasıyla Roma, Bizans, Laskarisler Dönemi, Anadolu Selçukluları ve Erken Osmanlı hakimiyetine girmiş, bu süreçte önemli bir merkez olarak varlığını sürdürmüştür. Roma Dönemi kalıntılarının çoğu modern yerleşim altında kalan ya da sonraki uygarlıklar tarafından zarar verilen kentte, bu döneme tanıklık eden ve bugün hala ayakta olan yapı Roma tiyatrosudur. Anadolu sınırları içerisinde düz bir alanda tonozlu galeriler ile oturma sırası elde edilen iki örnekten birini teşkil eden yapı, antik yazar Genç Plinius tarafından yapım tarihi ve mimari özellikleri hakkında bilgi verilmesi ve alt (ima) cavea'yı taşıyan trapezoidal tonozların kullanımda olması gibi özellikler ile diğer örneğinden ayrılır. Vali Plinius ve İmparator Traianus arasında yapılan mektuplaşmalarda MS II. yüzyılda yapım aşaması devam eden tiyatroda, kazı çalışmalarının başladığı dönemden günümüze kadar geçen süreç içerisinde mimari özellikleri ile ilgili kapsamlı çalışmalar yapılmamıştır. Bu tez çalışmasındaki amaç, mimari özellikleri ile bir bütün halinde ele alınan tiyatronun ortaya çıkarılan farklı mimari kalıntıları ve taş eserleri ile bilim dünyasına kazandırmaktır. Bütün taş eserleri ve mimarisi çalışma kapsamına alınan tiyatroda, sütunlu galeriler ve çevresinde ele geçen taş eserler ve mimari kalıntılar daha ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Scaena'nın doğusunda ve batısında yer alan iki galeride Amorf/Profilsiz bloklar (111 adet), Postamentler (17 adet), Sütunlar (45 adet), Korinth Başlıkları (9 adet), Arşitrav+Friz (49 adet), Korniş/Geison+Sima/Dişli Geison+Sima (25 adet), Attik İon Kaideler (7 adet), Parapetler (37 adet), Hermeler (9 adet), Korniş/Geison+Sima/Konsollu Geison+Sima (27 adet), Alınlıklar (4 adet), işlevinin ne olduğu anlaşılamayan ve diğer başlığı altında değerlendirilen (18 adet) bloklar incelenmiştir. Yapılan çalışmalarda doğu ve batı galerinin iki katlı ve çevresinde yer alan yapı kalıntıları ile ilişkili olduğu anlaşılmıştır. Çevresindeki mimari örüntünün sit alanını çeviren çitin dışına çıkmasından dolayı kazı çalışmaları yapılamamış, bu yüzden galeriler ile bağlantısı analojik örnekler üzerinden karşılaştırılarak olası restitüsyon önerisi üzerinde durulmuştur.

Antik mimariAntik şehirlerArkeolojik alanlar+7
Nihal Kardoruk
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Myrina yakınında bir Roma villası

Günümüzde İzmir İli Aliağa ilçesi yakınlarında yer alan Myrina' nın kuruluşu, birçok kentte olduğu gibi efsanelere dayandırılmıştır. Antik Çağda Attika-Delos Birliğine bağlı, 12 Aiol kentinden biri olan kentin adı, Roma Döneminde Sebastopolis olarak değiştirilmiştir. Zamanla tekrar Myrina ismiyle anılan kent hakkında gün yüzüne çıkmayı bekleyen pek çok bilgi vardır. Tez konusunu; Myrina kentinin 1300 m doğusunda yer alan alanda, 2014- 2015 yılları arasında, İzmir Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından yürütülmüş olan bir kurtarma kazısından elde edilen buluntular oluşturmaktadır. Çalışma alanından açığa çıkarılmış olan Roma villasının bulunduğu tabaka odak noktası alınarak, alandaki diğer tabakalar da incelenmiştir. Söz konusu villaya ait tespit edilen 13 mekanın içerisinden ele geçen buluntular incelenip, yapıyı tarihleme ve kullanım amacını saptayabilmek adına önem arz edenler kataloğa alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Myrina, Roma, Villa, Konut

Arkeolojik eserlerArkeolojik yerleşimKlasik Roma mimarisi+7
Begüm Düztaş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Lena-Yenisey bölgesi Neolitik kültürleri

Çalışmamız Lena ve Yenisey Nehirleri arasındaki toprakların Güney Sibirya sınırları içinde kalan bölgesinin Neolitik Dönem ve Eneolitik/ETÇ kültürleri olan Kitoy, İsakovo-Serovo ve Glazkovo Kültürlerine ait araştırmaları içermektedir. Bu araştırmalar dört konu üzerinden incelenmiştir: ölü gömme gelenekleri, keramikler, bazı kültlere ait obje ve ritüeller ve genetik veriler. Bu başlıklar kapsamında ana bölgemizin Neolitik Dönem kültürleri hem kendi bölgesi içinde hem de Güney Sibirya'nın içinde ve dışında kalan komşu bölgelerindeki kültürlerle olan bağlantıları üzerinden değerlendirilmiştir. Aynı zamanda ana bölgemizin Güney Sibirya'daki Neolitik Dönem sonrasındaki kültürler üzerinde görülebilen izleri takip edilmeye çalışılmıştır. Bu kapsam içinde Lena ve Yenisey Neolitik Dönem kültürlerinin kendi aralarındaki devamlılıkları ve diğer bölgelerle olan etkileşimleri araştırılmış ve bu etkileşimin arkeolojik ve genetik izleri bulunmaya çalışılmıştır. Bunun için Batı Sibirya, Doğu Sibirya, Rusya Uzak Doğusu ve Çin topraklarının kuzeydoğu, doğu ve güney kesimlerindeki belli arkeolojik alanlar araştırılmıştır. Bunun yanında ana bölgemizin ve onu kapsayan Güney Sibirya'nın yerli halkları arasındaki kültürel ve genetik bağlar saptanmaya çalışılmış ve tespit edilen bağların ne derece bir yakınlık gösterdiği araştırılmıştır. Bunun için de özellikle Minusinsk ve Kuznetsk Havzalarındaki ETÇ'dan Etnografik dönemlere kadar bölge halklarının ana bölgemizin Kitoy, İsakovo-Serovo ve Glazkovo Kültürleriyle olan kültürel ve genetik bağları en son yapılan çalışmalar üzerinden incelenmiştir. Anahtar sözcükler: Sibirya, Güney Sibirya, Cis-Baykal, Transbaykal, Lena, Yenisey, Altay, Sayan, Neolitik, Kitoy Kültürü, İsakovo Kültürü, Serovo Kültürü, Glazkovo Kültürü, Okunyev Kültürü, Seima-Turbino Fenomeni, Ağ baskılı keramikler, Ust'-Byelaya keramikleri, Posol'skaya keramikleri, Tarak baskılı keramikler, Güney Sibirya yerli halkları, Paleosibiryalılar, Kafkasoid, Mongoloid, Ayı kültü

Güney SibiryaKültürKültürel ögeler+5
Ayça Avcı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Arkeolojik metodoloji'nin endüstriyel arkeoloji bağlamında Haluk Sağlamtimur Kibrit Kutusu Koleksiyonuna uygulanması

Türkiye Ekonomisi'nin kuruluş aşamasındaki ilk endüstriyel girişim olan, ancak günümüzde değişen ekonomik koşullar altında Türkiye piyasasında varlığını sürdüremeyen kibrit endüstrisinin somut kalıntılarından birisi kibrit ve kutusudur. Birincil ihtiyaçların karşılanması için ateş yakmak amacıyla kullanılan kibrit ve kutusu, Türkiye'de 1900'lerden 2000'lere kadar günlük yaşamın önemli bir parçası olmuştur. Bu temel tüketim malı teknik işlevi yanı sıra, kutusu üzerinde yer alan grafik öğeler aracılığıyla toplumsal ortak belleğin sürdürülmesi ve toplumun bilinçlendirilmesi için bir toplum mühendisliği aracı olarak kullanılmış; alış-verişte para üstü yerine geçen bir ekonomik birim olmuş; günlük konuşmalarda ölçü birimi ve deyim olarak yer almıştır. Bu bağlamda, kibrit ve kutusu Türkiye endüstri kültürüne ait taşınır endüstri miraslarından olan bir seri imalat nesnesidir. Bu çalışmada Türkiye Kibrit Endüstrisi biyografik yöntemle incelenmiş, Doç. Dr. Haluk Sağlamtimur'a ait yaklaşık 25.000 adet kibrit kutusu barındıran koleksiyonda yer alan 1.505 adet yerli imalat kutudan oluşan amaca yönelik örneklem grubu belirlenmiş, bu örneklem grubu arkeolojik metodolojiyle analiz edilerek kataloglanmış, elde edilen somut ve somut olmayan tüm kalıntılar bağlamsal arkeoloji yaklaşımıyla değerlendirilerek arşivlenmiştir. Bu çalışma, endüstri mirasını yalnızca mimari veya teknolojik boyutuyla ele alan tek boyutlu endüstriyel arkeoloji çalışmalarından farklı olarak; üretilen hizmet ve ürünün de toplumla ilişki kurduğu görüşüne dayanarak gerçekleştirilmiştir ve disiplinler arası bir bakış açısına sahiptir. Döneminin üretim-tüketim ilişkilerinde ve günlük yaşamında önemli yer teşkil eden kibrit ve kutusunun teknolojik, sosyal, politik, iktisadi ve kültürel yapılar hakkında taşıdığı kalıntıları belirleyip bağlamsal olarak yorumlayan bu çalışmanın amacı; kamu yararına sunulacak bir Türkiye Kibrit Endüstrisi Arşivi oluşturulmasında altyapı olarak kullanılabilecek dokümantasyonu hazırlayarak endüstri kültür mirasının sürdürülebilirliğine katkıda bulunmaktır. Anahtar Kelimeler: Taşınır Endüstri Mirası, Endüstriyel Arkeoloji, Türkiye Kibrit Endüstrisi Arşivi.

ArkeolojiEndüstri arkeolojisiEndüstrileşme+6
Nergiz Yiğit
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Roma'da ev kültleri: Genius, Lares ve Penates

Kökenleri en az Roma kadar eski olan ev kültü tanrıları Genius, Lares ve Penates, Augustus Dönemi'nde önem kazanmış, MS 4. yy'da yasaklanana dek Roma'nın en önemli dinî inançları arasında kabul edilmiştir. Bu tez, Roma ailesinin, koruyucu tanrıları Genius, Lares ve Penates ile dinsel pratikler üzerinden kurduğu özel bağın, Romalıların kültürel, politik ve toplumsal kimliklerinin oluşumundaki etkiyi anlamaya yönelik bütüncül bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Roma toplumunun temel yapı taşı olan aile kurumu, Roma'nın kuruluşundan itibaren sosyal, politik, dinî ve kültürel yapının şekillenmesinde belirleyici bir rol oynamıştır. Aile ve dinin kesiştiği noktada oluşan aile kültü ise Roma'nın en özgün inanç sistemleri arasında yer almaktadır. Bu kesişimin mimari düzlemdeki yansıması, Roma evlerinde bulunan tapınım mekânlarıdır. Lararium adı verilen bu mekânlarda hane halkının koruyucu tanrıları olan Genius, Lares ve Penates'i betimleyen duvar resimleri ve heykelcikler, ev içi dinsel ritüellerin maddi kültür ögelerini oluşturmaktadır. Arkaik yapıları nedeniyle birçok yönü hâlen belirsizliğini koruyan bu tanrılar, lararium buluntularının yanı sıra kökenleri, dinsel pratikleri, tarihsel dönüşümleri, ikonografileri, epithetleri, tipolojileri ve antik dönem anlatıları ile Roma'nın en etkili inançları arasında yer almaktadır.

Antik RomaKlasik arkeolojiRoma İmparatorluğu
Beyza Çebi
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Side liman gümrük yapısı amphoraları

Pamphylia Bölgesi kentlerinden olan Side Antik Kenti, Doğu Akdeniz Bölgesi'nde yer almaktadır. Antalya'nın 80 km doğusunda, Alanya'nın ise yaklaşık 60 km batısında konumlanmıştır. Kent, antik dönemde Akdeniz Bölgesi'nin en önemli liman kentlerinden biri olmasıyla deniz ticaretinde etkiliydi. Kentin korunaklı liman yapısı bu ticaretin gelişmesine katkı sağlamıştır. 2019-2020 yıllarında kentte gerçekleştirilen kazılarla anıtsal bir yapı ortaya çıkarılmıştır. Ortaya çıkarılan anıtsal yapının kullanım amacı ve işlevi ile ilgili kesin bilgilere sahip olmasak da kentteki konumu, buluntular ve epigrafik kanıtlar sayesinde, bu yapının Liman Gümrük Yapısı olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın materyalini Liman Gümrük Yapısı'ndan çıkarılan ticari amphora buluntuları oluşturmaktadır. Bu buluntuların form repertuvarı ve bölgelere göre dağılımı konusu ele alınmıştır. Özellikle, farklı amphora tipleri ve çeşitliliği, kentteki Liman Gümrük Yapısı'nın deniz ticareti açısından önemini belirlemede yardımcı olurken, kentin antik dönem ticaretinin ve ekonomik ilişkilerinin anlaşılmasına da önemli katkılar sağlamıştır. Anahtar Sözcükler: Doğu Akdeniz, Side, Liman Gümrük Yapısı, Seramik, Ticari Amphoralar.

Canan Uysal Tezer
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Sinemada Antik Yunan ve Roma kültürü algısı

Konularını Antik Çağ'dan alan Epik filmler, Sinema'nın ilk döneminden beri üretilmektedirler. Söz konusu yapıtlar, ilk olarak İtalya'da çekilmişler ve genellikle Roma Dönemi'ni işlemişlerdir. Arkeolojik buluşların Beyazperde'deki bir yansıması olan, sinemada önemli bir tür oluşturan ve ikonografi ile içerik bazında diğer türlerden farklı olan bu tür eserlerde, atmosfer yaratma, yani kostüm, dekor ve aksesuar bazında seyirciyi inandırıcı bir ortamın içine çekme, başlıca unsurdur. 1950ler'de gerek yapıtların kalitesi ve gerekse izleyici rağbeti açısından altın çağını yaşayan Tür'ün "10 Emir", "Ben Hur", "Spartakus" ve "Kleopatra" gibi örnekleri en önemlileri arasında yer alırlar. Sözgelimi, 'Gladyatör Filmleri', türün mükemmel örnekleri olarak anılacaklardır. 1970ler'den itibaren, çağdaş dünyayı işleyen filmlere ilgi duyan yeni nesil izleyicinin yadsıması nedeniyle Tür'ün nadir örnekleri çevrildi. Ancak, yönetmen Ridley Scott'un 2000 tarihi "Gladyatör"ü ile Epik Filmler, yeniden gündeme gelerek, son yirmi yıl içerisinde "İskender", "Krallar ve Tanrılar" ve "Agora" gibi en mükemmel örneklerini verdi.

Antik YunanAntik ÇağArkeoloji+7
Vasfi Ufuk Güral
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Paphlagonia bölgesi Zeus kültleri

Paphlagonia Bölgesi'nde arkeolojik çalışmalar son yıllarda artmış olsa da halen yetersizdir ve yüzyılın başından bu yana müzelerde toplanan arkeolojik materyaller halen değerlendirilmeyi beklemektedir. Bu noktada bölge antikçağ inanışlarını ele almak, Anadolu Arkeolojisi içinde değerlendirmek güçleşmektedir. Ancak belgelenmiş epigrafik veriler antikçağın inanışları üzerine önemli bilgiler verir. Bu bilgiler bölgedeki en kuvvetli kültün Zeus Kültü olduğu göstermektedir. Zeus Kültleri'nin incelemesinde epigrafik bilgilerin yanında numismatik ve arkeolojik bulgular, bölgedeki 6 polis ve teritoryumları içerisinde ele alınmıştır. Tespit edilen 30 Zeus epithetinin yarıdan fazlasının yerli ve toponim kaynaklı epithetler olup diğerlerinin ise bölgenin etkileşimde olduğu Hellen, Phryg ve ticari ilişkiler ile muhtemel lejyon faaliyetleriyle bölgeye ulaşan Mısır kökenli epithetler olduğu görülmüştür. Veriler kültlerin isimlerinin tespit edilmesine izin vermesine karşın kült organizasyonlarının nasıl şekillendiği konusunda bilgi sunmamaktadır. Bölgenin dağlık ve yüksek olması mevcut Zeus inancının kesinlikle tarım ve bereket özünde yoğunlukla dağ/fırtına kültü özünde oluştuğunu gösterir. Bu meteorolojik fenomenlere hakim tanrı kültüne daha yakından bakıldığında yerel epithetlerin yoğunluğu, bölgenin coğrafi anlamda kapalılığı ve Roma İmparatorluk Dönemine kadar kentleşmeden uzak kalmış olmasıyla, inançların Tunç Dönemleri ile bağlantısının devamlılığını akla getirmektedir. Tezimizde önemli yer tutan ve Asia Minor Zeus Kültleri içinde ünik olan taş boğa adakların hem düşüncede hem de stil-kritik olarak Tunç Dönemleri'ndeki Fırtına Tanrısı ve onun boğa olarak betimlenmesi arasındaki benzerlikleri inanç devamlılığına kuvvetli bir işaret olarak yorumlanabilir. Bu noktada bölgedeki Zeus inancının klasik Hellen inancındaki tanrıdan çok Anadolu'nun yerli inanışlarının devamı, daha sonradan bu Hellen tanrısı ile isim bağlamında synkretik bir birleşmeye gittiği söylenebilir.

BoğalarKlasik arkeolojiKült+3
Murat Karasalihoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Akşehir Arkeoloji Müzesi'nde yer alan Roma Dönemi sikkeleri

Bu yüksek lisans tez çalışmasında Konya İli, Akşehir İlçesi'nde yer alan Arkeoloji Müzesi sikke envanterinin Roma Dönemi sikkeleri incelenmiştir. Yapılan incelemelerde Roma Cumhuriyet Dönemi'nden Geç Roma Dönemi'ne kadar üretilen sikke örneklerine rastlanmış ve bu örneklerin tespitinde antik kaynaklar, yurtiçi ve yurtdışı sikke katalogları, modern ve elektronik kaynaklar kullanılmıştır. Kaynaklardan elde edilen bilgiler doğrultusunda müze bünyesinde bulunan sikkeler dönemsel ve üretim yeri olarak kategorize edilmiş ayrıca Roma Dönemi sikke basımına ilişkin çıkarımlar yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Akşehir Müzesi, Roma, Geç Roma, Sikke, Nümizmatik.

Arkeoloji müzeleriKonya-AkşehirRoma Dönemi+1
Ömer Can Taşpınar
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu neolitik mutfak kültüründe kaşıklar

Neolitik Dönem'de prehistorik yaşamın birçok alanında radikal değişim ve dönüşümler gerçekleşmiştir. Bunlardan en önemlisi belki de besin üretiminde büyük değişikliklere yol açan tahılların evcilleştirilmesidir. Bu değişim döneminde yulaf lapası gibi tahıl temelli yiyecekler ve sulu yemeklerin hazırlanmasına başlanmış dolayısıyla yemek yiyebilmek için kaşıklara ihtiyaç duyulmuştur. Bütün dünyada yaygın olarak ele geçen arkeolojik buluntulardan biri olan kaşıklar Anadolu'daki Neolitik yerleşimlerin birçoğunda açığa çıkarılmıştır. Fakat Neolitik merkezlerde birçok obje odaklı sentez çalışması yapılmasına rağmen yerleşim bazlı bazı çalışmalar dışında, kaşıklar doğrudan ilgi görmemişlerdir. Bu çalışma; Anadolu Neolitiğinde kaşıkların kullanımı, bölgesel dağılımı ve yoğunluğunu incelemeyi amaçlamaktadır. Tipolojik bir perspektifle kaşıkların uzun bir zaman dilimi içerisindeki gelişimi ve kültürel konteksti üzerine odaklanmaktadır.

AnadoluKaşıklarMutfak+3
Mert Hüseyin Doğan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahya Arkeoloji Müzesi'nde bulunan bir grup terrakotta figürin

Günümüz Kütahya İli ve çevresinde yapılan yüzey araştırmaları ve kazılar sonucu, kentin farklı dönemlerde birçok uygarlığa ev sahipliği yaptığı anlaşılmıştır. Antik dönemde Kütahya, Phrygia ve batı kesimleri Mysia Bölgesi sınırları içinde kalmıştır. Günümüz Kütahya merkezinde Kotiaeion Antik Kenti yer alırken, günümüz Kütahya İl sınırları içinde bulunan ve Roma Dönemi'nde kendi adına sikke basan Aizanoi, Appia, Ankyra-Sidera, Kodai, Kotiaeion, Synaus ve Tiberiopolis, antik kentleri, tarihsel açıdan Kütahya'nın arkeolojik olarak önemli bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. Bu çalışma ile Kütahya Arkeoloji Müzesi envanterine kayıtlı, müzeye satın alma, hibe, müsadere, kazı ve yüzey araştırması yolu ile gelmiş 63 adet terrakotta figürinin bilimsel olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Figürinler tipolojik, ikonografik ve stilistik açıdan tanrıça, tanrı, kadın, erkek ve oyuncak olarak gruplara ayrılarak, kataloğu yapılmıştır. İkonografik kökenleri ve teknik özellikleri araştırılmış, analojileri yardımıyla karşılaştırılarak tarihleme yoluna gidilmiştir. Figürinlerin bölgedeki sosyal ve dinsel bağlantıları incelenmiş, benzer tiplerle ortak noktaları ve farkları ortaya konularak, koroplast sanatında bölgeye has özellikler belirlenmeye çalışılmıştır. Değerlendirmeler sonucu, terrakotta figürinler arasında bölgenin dinsel inanışları ve kültürel özellikleri ile bağlantılı olabilecek olanlar tespit edilmiş; bölge koroplast sanatı, inanç sistemi ve adak kültürü hakkında ipuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Kütahya Arkeoloji Müzesi, Kotiaeion, Terrakotta figürin, Tanrı, Tanrıça.

ArkeolojiArkeoloji müzeleriFigürün+7
Nesrin Demir
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

"Ana" tanrıça kültünün Pessinus'dan Roma'ya gidişi -Antik kaynaklar, arkeolojik ve epigrafik veriler ışığında-

Anadolu'da köklü bir geçmişe sahip olan "Ana" tanrıça inancı değişen medeniyet ve toplumlara karşın varlığını çağlar boyu sürdürmeyi başarmıştır. Hiçbir tanrıça onun kadar geniş bir tapınım alanına sahip olmamıştır. Farklı dönemlerde, farklı kültürlere kolayca adapte olabilen bir tanrıça olarak karşımıza çıkmıştır. Külte dâhil edilen yeni özellikler olsa da o asla yerel kimliğini kaybetmemiştir. Tezin özünü Pessinus'daki tanrıçanın önce Pergamon'a oradan Şehir Roma'ya uzanan yolculuğu oluşturmaktadır. Kült, Pessinus-Pergamon-Roma üçgeninde, Helenistik Dönem'in siyasi olaylarının ışığında değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda filolojik kaynakların yanısıra ağırlıklı olarak arkeolojik ve epigrafik verilerden yararlanılmıştır.

AnatanrıçaAnatanrıça kültüHelenistik Dönem+4
Rukiye Çomak
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Dönemi'nden Cumhuriyete Türkiye arkeolojisinde eski eser kaçakçılığı

"Osmanlı Dönemi'nden Cumhuriyete Türkiye Arkeolojisinde Eski Eser Kaçakçılığı" başlıklı tezim ülkemizde yapılan kazılarla yurt dışına çıkarılmış üç adet anıtsal yapı, 1 adet lahit ve 4 adet heykeli kapsamaktadır. Osmanlı Dönemi'nde eski eser kaçakçılığının tarihçesi ve kaçakçılığın önlenmesi için çıkarılan nizamnamelere değinilerek giriş yapılmıştır. Yapılan kazılarda bulunarak yurt dışına çıkarılmış eserlerimiz hakkında bilgiler verilmiş, her eserin nasıl yurtdışına çıkarıldığı ile ilgili bilgiler sunularak devam edilmiştir. Son bölümde ise eski eser kaçakçılığı ile ilgili mevcutta olan uygulamaların geliştirilmesi ile yeni uygulamalar eklenerek eski eser kaçakçılığı ile mücadeleyi daha etkin kılmak adına öneriler getirmek amaçlanmıştır.

ArkeolojiArkeolojik eserlerEski eserler+3
Oben Ardıç
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Roma kentinde augustus dönemi sanatsal propaganda

Tarihi çağlar boyunca, imparatorlar, krallar ve liderler, politik güçlerini arttırabilmek için, propaganda araçlarını kullanmışlardır. Halkın çoğunluğunu etkisi altına alabilecek ideolojik kavramlar, propaganda sanatının içeriğini belirlemiştir. Propaganda sanatının temeline ise tarihi kahramanlar, dini kavramlar, başarılı bir lider figürü oturtularak, propagandanın hizmet ettiği yönetici ve ideolojisi yüceltilmeye çalışılmıştır. Günümüzde, yapılacak olan propaganda, medya ve bilişim ağları sayesinde çok hızlı bir şekilde büyük kitlelere ulaşabilmektedir. Antik çağlarda kullanılan kitle iletişim araçları ise mimari eserler, heykeltıraşlık eserleri, edebi eserler ve sikkelerdir. Halkın büyük bir kısmının görüp, etkilenebileceği şekilde tasarlanmış olan sanat eserleri, ideolojik propagandanın göz önünde olmasını sağlamıştır. Augustus, ideolojik propagandasının temellerini Roma kentinde atmıştır. Augustus, tarihi efsaneler ve dini kavramlar etrafında şekillendirdiği propagandasını, tüm detayları ile tasarlamıştır. Augustus kendi kült programını yayabilmek ve kabul görmesi için sanat eserlerini araç olarak kullanmıştır. Bu programı hayata geçirirken insanların çekinmemesi ve güvenle yaklaşması için yavaş ve sağlam adımlarla ilerlemiştir. Augustus döneminde oluşturulan propaganda öyle etkili olmuştur ki Roma İmparatorluk Dönemi ve sonralarında, Augustus'un ayak izleri takip edilmeye çalışılmıştır. Augustus propagandasını anlamak için Roma kentine bakmamız gerektiği gibi Roma İmparatorluk Dönemi ve sonrasına açılan kapının anahtarı da Augustus'un ellerindedir. Anahtar Sözcükler: Augustus, Sanatsal Propaganda, Roma, Roma İmparatorluk Dönemi.

AugustusEski ÇağEski Çağ tarihi+7
Furkan Sefa Aslanhan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Nemrut Dağı Doğu-Batı sentezi

Bu yüksek lisans tez çalışmasında, Kommagene Krallığı'nın Pers ve Helen dünyalarına ait maddi ve manevi öğelerin kullanılış biçimleri incelenmiştir. Geç Helenistik Dönem' in en önemli kült merkezlerinden olan Nemrut Dağı yaptığımız incelemenin merkezinde tutulmuştur. Nemrut Dağı'nda bulunan her iki dünyaya ait öğelerin kökenlerinin tespiti için araştırmalar yapılmıştır. Pers ve Helen öğelerinin dışında, bölgede uzun yıllardır süre gelen yerel kültüründe I. Antiokhos üzerindeki etkisi saptanmaya çalışılmıştır. Tez kapsamında, kaynaklar aracılığı ile yapılan bütün araştırmaların sonunda, Anadolu coğrafyasının sahip olduğu kültürel zenginlik, çevresindeki diğer toplumlardan farklı olarak I. Antiokhos'un düşüncesine nasıl etki ettiği, genel ve özgün düşünceler ile aktarılmıştır. Anahtar Sözcükler: Kommagene Krallığı, Pers, Helen, I. Antiokhos, Sanat, Din

DinDoğu-Batı sentezlemesiHelenistik Dönem+5
Alper Alp
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Geç Hitit sanatında plastik eserler üzerindeki Arami etkileri

Bronz Çağı'nın sonlarına doğru Anadolu'da büyük ve köklü değişimler yaşanmıştır. Bu değişim, bölgeyi olumsuz etkilemiş ve bölgedeki istikrarı tamamıyla bozmuştur. İ.Ö. 13.yy. sonlarında Güney Mezopotamya'da Kassitler çözülmüş, Mısır Hanedanlığının Mezopotamya üzerindeki etkisi zayıflamış ve Anadolu'da Hititler yıkılmıştır. Bu değişimlerden bölgede en az etki gören, coğrafyasından ötürü Assur olmuştur. Bu değişim ve yıkımın başlıca sebepleri: göç dalgaları, farklı etnik gruplar, kuraklık, kıtlık ve iç karışıklıklardır. Bu karışıklıktan ötürü Anadolu-Mezopotamya arası bakır ticareti sekteye uğramış ve zorunlu olarak daha önce de kullanılan demir kullanımı yaygınlaşmıştır. Böylece Tunç Çağları bitmiş ve yeni bir çağ başlamıştır. Bölgede oluşan otorite boşluğu ve istikrarsızlıktan ötürü, Güney Mezopotamya ve Arap çöllerinden Kuzey Suriye ve Güneydoğu Anadolu'ya İ.Ö. 12.yy. ortalarından itibaren göçebe halkların büyük göç dalgaları başlamıştır. Bu göç dalgaları Batı Sami Kökenli pastoralist halk olan Aramiler önderliğinde gerçekleşmiştir. Sızıntı şeklinde asırlarca süren göçler sonucu bölgenin bütün etnik yapısı değişime uğramıştır. Bu göç dalgaları başladığında Kuzey Suriye ve Güneydoğu Anadolu'da genel olarak yerel halk Hurriler, Hititler ve Luwilerin oluşturduğu kozmopolit etnik bir tabakalaşma mevcuttu. Hitit İmparatorluğu kuruluşundan itibaren askeri ve siyasi yoğunluğunu, Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye bölgelerine vermiştir. Bu adımlar neticesinde sözü edilen bölgede Hititler adına diğer Anadolu bölgelerine kıyasla daha fazla nüfus oranı oluşmuştur. Bu nüfus yoğunluğu Hititlerin yıkımından sonra Anadolu ve Kuzey Suriye'de, Hititlerin devamı olarak nitelendirilen kendilerini imparatorluğun varisi olarak gören irili ufaklı kent devletlerinin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bu kent devletlerinin yöneticileri ve halkları, bölgeye yeni gelmiş Aramilerle yaklaşık yarım asır boyunca birlikte yaşam sürmüştür. Bu birliktelik neticesinde sanat, kültür, inanç gibi kavramlarda birbirlerinden etkilenmeler yaşanmıştır.

AnadoluAramilerGeç Hitit Dönemi+6
Cengiz Zeyrek
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Yenikapı kazı buluntuları ışığında antik gemilerdeki arma ve donanım malzemelerinin gelişimi

İstanbul'da iki ayrı raylı toplu taşıma projesi olan Metro ve Marmaray birleşme istasyonları, günümüzde dolmuş olan Theodosius Limanı'nın bulunduğu Yenikapı semtinde inşa edilmiştir. Bu istasyon kompleksinin inşası için İstanbul Arkeoloji Müzeleri başkanlığında, 2004-2014 yılları arasında yapılan kurtarma kazılarında bulunan oldukça fazla sayıdaki buluntu içerisinde antik gemilerin kullandıkları arma ve donanımlara ait pek çok parçalar da yer almaktadır. Bu çalışmada, Yenikapı Kazıları'nda bulunmuş olan arma ve donanımlara ait parçalar ile seyir güvenliğine dair ekipman buluntuları incelenerek belgelemesi yapılmıştır. İlk keşfinden Orta Çağ'a kadar antik gemilerin kullandıkları, yelkenle ve seyir güvenliği ile ilgili ekipmanların ve sistemlerin nasıl bir değişim ve gelişim gösterdiği, Yenikapı Kazıları'nda bulunmuş bu konu ile ilgili parçaların incelenmesi ile elde edilen veriler ışığında karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir.

Arkeolojik kazılarArmalarDonanım+5
Orkan Köyağasıoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Bangladeş antik kenti Mahasthangarh'ın miras alanı yönetimi; yeniden değerlendirme problemleri, beklentileri ve önerileri

Kültürel miras ve arkeoloji, geçmiş insan kültürüne, sosyal ve teknolojik gelişmeye dair anlayış seviyesini uzatan geçmişe açılan bir kapı açar. Arkeolojik alanlar veya mirasların korunması ve uygun yönetimi, profesyonellerin, akademisyenlerin, özellikle arkeologların ve genel olarak halkın, şimdiki ve gelecek nesillerin yararına olduğunu anlamasını sağlamak için kaçınılmazdır. Miras Yönetiminin (Heritage Management: HM) rolünün kabul edilmesi, dünya çapındaki birçok kültürel mirasın mevcut kritik durumunun iyileştirilmesine sayısız katkı sağlayabilir. Ulusal ve uluslararası alanda tanınmış miras alanlarının hem akademik hem de kültürel ilgisini çektiği Bangladeş'te, maddi ve manevi miras farklı sorunlardan muzdariptir. Mahasthangarh, Bangladeş'in kuzeybatı kesiminde şimdiye kadar keşfedilen en eski kentsel miras alanlarından biridir ve 1999 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne kaydedilmiştir. Örenyeri, Bengal uygarlığının geçmiş insan faaliyetlerinin kültürel gelişimi ile birlikte kronolojik tarihin anlaşılmasına yardımcı olan farklı antik hanedanların kültürel dizilimi, Ortaçağ İslam dönemi ve sömürge dönemi kalıntıları ile birlikte içerir. Son zamanlarda, Mahasthan miras alanı, vandalizm, hazine avcısı, cehalet, yağma, çeşitli koruma sorunları, yasadışı arazi kullanımı, tarım arazilerinin genişlemesi, turizm ve kalkınma baskısı gibi nedenlerden kaynaklanan çeşitli tehdit türleri ve ciddi yıkım zorluklarıyla karşı karşıyadır. Bangladeş hükümetinin Arkeoloji Departmanı'nın (DoA) yerel bir site sorumlusu, site bakım ve yönetim politikalarını yürütmektedir. Ne yazık ki, yönetim sürecini sistematik olarak yürütmek için kapsamlı bir Miras Alanı Yönetimi (HSM) planı ve politikası veya yönergesi bulunmamaktadır. Yerel topluluk, sitenin önemli bir parçası haline gelmiştir, çünkü site, topluluğun çoğunun miras alanları çevresinde bir tarım toplumu olduğu kırsal bir bölgede bulunmaktadır. Mahasthan'daki arkeolojik peyzajın çoğunun yer aldığı kale bölgesi bile yerel topluluklara aittir ve potansiyel alanları sürekli olarak yıkılmaktadır. Araştırma, Mahasthangarh'ı bir vaka çalışması olarak kullanarak, somut ve somut olmayan mirası korumak ve yönetmek için Miras Yönetimi'ni bir araç olarak kullanma olasılıklarını gösterecektir. Araştırma, Mahasthangarh bölgesinin hem somut hem de somut olmayan mevcut miras yönetimi senaryoları ile birlikte miras alanlarının mevcut koşullarına genel bir bakış sağlamıştır. Bu araştırmanın eleştirel tartışmaları teşvik edeceğini, Arkeoloji Departmanının (DoA) kapasitesini geliştireceğini ve artıracağını, daha fazla araştırmaya ilham vereceğini ve ulusal ve uluslararası düzeyde sürdürülebilir kültürel miras yönetimini ilerleteceğini umuyoruz. Anahtar Kelime: Arkeoloji; Miras; Site Yönetimi; Koruma; Paydaşlar; Turizm; Mahasthangarh; Bangladeş.

Antik şehirlerBangladeşKoruma+6
Mohammad Mahmudul Hasan Khan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Lykia-Karia sınırında antik bir yerleşim: Hippokome (Dalaman/Çöğmen)

Kuzeybatı Lykia ve Karia bölgesi sınırındaki dağlık coğrafyada yer alan Hippokome Antik Kenti, tez çalışması boyunca pekçok açıdan ele alınmıştır. Kent, coğrafi koşullar nedeniyle dağlık ve akarsuyu bol bir yerleşim olması neticesinde civardaki diğer yerleşimlerden ayrılmaktadır. Bu nedenle Hippokome, Fethiye Körfezi'nin iç kesimlerinde kalan diğer küçük yerleşimler ile coğrafi ve politik paylaşımlarda bulunmuştur. Kentte bulunan hamam yazıtında yer alan yerleşim adları ve bağışçı listesi bu önermeyi desteklemektedir. Kentin önemi ve statüsü hakkında dönemsel değişimler gözlemlense de Oktapolis'in bir bölge olduğu ve Hippokome'un da bu bölgenin bir üyesi olduğu ileri sürülmektedir. Patara Yol Anıtı'nda da anılan Hippokome, aynı zamanda içerisinde bulunduğu yol ağı ile küçük yerleşimleri birbirine bağlamaktadır. Tez çalışması içerisinde, Hippokome'a yol güzergâhında bağlantıda olduğu yerleşimlerde ele alınmıştır. Kentte görülen kaya mezarları, başta Paavo Roos'un çalışmalarına dayanarak tekrar üzerinde durulmuş ve yer yer civar yerleşimlerdeki kaya mezarları ile karşılaştırılmıştır. Bununla birlikte Hippokome'da 2005 yılında definecilik yolu ile ele geçen 184 adet sikke katolog halinde olarak tez çalışmasına eklenmiştir. Bu tez çalışmasında yardımcı olan edebi kaynaklar, epigrafik belgeler ve modern araştırmalar neticesinde Hippokome Antik Kenti bilim dünyasına tanıtılmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelime: Hippokome, Kuzeybatı Lykia, Fethiye Körfezi, Oktapolis, Lyrnai, Symbra, Kalynda, Kaya Mezarı, Sikke

Antik şehirlerFethiye KörfeziHippokome+3
Eda Yılmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00