
32
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Madde bağimliliğinin belirlenmesine yönelik biyoanaliz sistemleri i̇çin uygun aptamer ve antikorlarin stabilizasyonu: kokain ve metamfetamin sensörlerinin eldesi
Antikor ve aptamer temelli sensörler tanılayıcı protein işaretleyicilerin,nükleik asitlerin ve ilaçların analizinde oldukça popülerdir.Bundan dolayı bu sistemler madde analizinde kullanıma çok uygundur.Tez çalışmam kapsamında bu sistemler oluşturularak oldukça yaygın kullanıma sahip olan metamfetamin (MET) ve kokain analizi yapılmıştır.İlk olarak ;çift tabakalı polipeptid olan (EDOT-BTDA-Pala) polimeri MET antikorunu immobilize etmek için camımsı karbon elektroda konakçı olarak kullanıldı.MET analizi öncesinde GCE/EDOT-BTDA-Pala/Antikor yüzeyi ,elektrokimyasal dönüşümlü voltametri ve impedans spektroskopisi kullanılarak karakterize edildi.Sistemin analitik parametrelerinden LOD değeri 13,07 µg/mL; doğrusal aralığı ise y = 0,0429x-0,2347, (R2=0,996) denklemi ile 10 - 100 µg/mL bulunmuştur. Kokain analizi için ise EDOT-BTDA-PPhe iletken polimeri kullanılarak antikor ve aptamer temelli biyosensör tasarlanmıştır.GCE/ EDOT-BTDA-PPhe /Antikor –Aptamer yüzeyi elektrokimyasal tekniklerle karakterize edilmiştir.Tasarlanan aptamer temelli biyosensör sisteminde kokain ve onun metabolite benzoilekgonin (BE)'nin doğrusal tayin aralıkları sırasıyla 0,5µM-0,5 µM ve 25µM-50 µM'dır.Antikor temelli biyosensör sisteminde ise iki analit için de tayin aralığı 0,5-25 µM olarak bulunmuştur.Son olarak tasarlanan üç sistemin de sentetik olarak hazırlanan biyolojik sıvılardaki madde analizi için başarılı bir şekilde kullanıldığı kanıtlanmıştır. Anahtar kelimeler: Madde bağımlılığı; metamfetamin; kokain;anikor temelli biyosensör;aptamer temelli biyosensör
Ortaokul düzeyinde uygulanan Türkiye bağımlılıkla mücadele eğitiminin (TBM) etkililiği ve öğrencilerin eğitim ile ilgili görüşleri
Bu araştırmanın amacı; Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere ülkenin farklı kesimlerine ve farklı yaş gruplarına uygulanan Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programının (TBM) ortaokul düzeyinde etkililiğini ve öğrencilerin eğitim ile ilgili görüşlerini değerlendirmektir. Bu araştırmada ön test-son test deney deseni kullanılmış ve sonuçlar istatiksel yöntemler ile analiz edilmiştir. İzmir ili Karabağlar ilçesi bünyesinde risk grubunda bulunan öğrencilerin bulunduğu iki ortaokul belirlenmiştir. Araştırmanın deney grubunu seçilen iki ortaokulun tüm kademelerindeki öğrencilerin tamamı oluşturmaktadır. Deney grubu öğrencilerin araştırmacı tarafından TBM'nin alt modülleri olan teknoloji bağımlılığı, tütün bağımlılığı ve sağlıklı yaşam anketleri çalışma öncesi ön test verilerini elde etmek amacı ile uygulanmıştır. Ön test verileri elde edildikten sonra deney grubunda yer alan öğrencilere TBM eğitimi uygulanmıştır. Eğitim her sınıf düzeyinde 3 modül/8 saat olarak gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen eğitim programları sonrası deney grubu öğrencilerine teknoloji bağımlılığı, tütün bağımlılığı ve sağlıklı yaşam anketleri tekrardan uygulanmış ve son test verileri elde edilmiştir. Ayrıca 3 uzman görüşü alınarak hazırlanan öğrenci görüşlerini değerlendirme formu uygulanarak öğrencilerin eğitim ile ilgili görüşleri incelenmiştir. Deney gruplarının ön test, son test verileri T testi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın anlamlılık düzeyi .05 alınmıştır. Araştırma sonucunda, Ortaokul düzeyinde uygulanan TBM' nin etkili bir önleyici eğitim programı olduğu görülmüştür. Öğrencilerin eğitim sonrasındaki görüşleri bu sonuçları desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: önleyici rehberlik; bağımlılık; bağımlılıkla mücadele
Madde kullanım bozukluğu ve şizofreni hastalığı olan bireylerin içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri ile ebeveynlerinin hastalık algısı karşılaştırması
Bu araştırmada, madde kullanım bozukluğu, şizofrenik bozukluğu ve sağlıklı olan bireylerin içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri ile ebeveynlerinin bağımlılığa ve ruhsal hastalıklara yönelik inançlarını, umutsuzluk, depresyon ve tükenmişlik düzeylerini karşılaştırmak; ayrıca madde kullanım bozukluğu ve şizofrenik bozukluğu olan bireylerin içselleştirilmiş damgalanma düzeyi ile ebeveynlerinin hastalık algısı arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda; araştırmaya Bursa ilinde bulunan AMATEM polikliniklerine tedavi için başvuran 30 madde kullanım bozukluğu olan birey ile annesi, Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde (TRSM) kayıtlı 30 şizofrenik bozukluğu olan birey ile annesi ve 30 sağlıklı birey ve annesi olmak üzere toplam 180 kişi katılmıştır. Tüm katılımcı bireyler 18 yaş üzeri olup anneleriyle birlikte yaşamaktadır. Araştırmada katılımcı olan tüm annelere Bağımlılıkla İlgili İnanışlar Ölçeği, Ruhsal Hastalıklara Yönelik İnançlar Ölçeği, Beck Depreyon Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeği uygulanmıştır. Madde kullanım bozukluğu, şizofrenik bozukluk ve kontrol gruplarında yer alan bireylere ise Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen bulguların istatistiksel analizinde, Tek yönlü varyans analizi ile Pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırmada, Bağımlılıkla İlgili İnanışlar Ölçeğinin davranış sorumluluğu ile iyileşme sorumluluğu alt ölçekleri, Beck Depresyon Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeğinin duyarsızlaşma, duygusal tükenme ve kişisel başarı alt ölçek bulgularına göre; madde kullanım bozukluğu, şizofreni ve kontrol grubu anneleri arasında fark bulunmuştur. Beck Umutsuzluk ölçeği toplam, gelecek ile ilgili duygular ve beklentiler ile motivasyon kaybı alt ölçek bulgularına göre; madde kullanım bozukluğu ile kontrol grubu anneleri arasında ve de şizofreni ile kontrol grubu anneleri arasında fark bulunmuştur. Ayrıca madde kullanım bozukluğu, şizofrenik bozukluğu ve sağlıklı olan bireylere içselleştirilmiş damgalanma ölçeği uygulanmış olup; ölçek toplam, kalıp yargıların onaylanması, yabancılaşma, algılanan ayrımcılık ve sosyal geri çekilme bulgularına göre madde kullanım bozukluğu ile kontrol grubu arasında ve şizofrenik bozukluk ile kontrol grubu arasında fark bulunmuştur. Madde kullanım bozukluğu ve şizofrenik bozukluğu olan bireylerin içselleştirilmiş damgalanma alt ölçekleri ile annelerinin bağımlılıkla ilgili inançlar ve ruhsal hastalıklara yönelik inançlar alt ölçekleri arasında ilişki bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda; madde kullanım bozukluğu olan bireylerin annelerinin depresyon, tükenmişlik ve umutsuzluk düzeyleri şizofrenik bozukluk ve kontrol grubuna göre daha yüksek elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: Madde Kullanım Bozukluğu, Şizofreni, İçselleştirilmiş Damgalanma.
Metamfetamine spesifik DNA aptamerinin geliştirilmesi
Metamfetamin yaygın olarak kötüye kullanımı olan yüksek derecede bağımlılık yapan uyarıcı ve nörotoksik bir ilaçtır. Metamfetamin kötüye kullanımı birçok tıbbi, sosyal ve ekonomik sorun ile ilişkilendirilmektedir. Metamfetamin kötüye kullanımı, tüm dünyada giderek artan uluslararası bir sorun haline gelmiştir. Bağımlılık toplumun karşı karşıya olduğu en yaygın, pahalı ve zorlayıcı sağlık sorunlarından biridir. Bununla birlikte, amfetamin türevlerinin (metamfetamin vb.) üretimi ve kötüye kullanımı artarak devam etmektedir. Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi verilerine göre dünya genelinde metamfetamin kullanıcılarının sayısı, hem opiat hem de kokain kullanıcılarının sayısı ile yarışır durumdadır. Önceki çalışmalarda, idrar, kan ve saç gibi biyolojik örnekle laboratuvar testleri, uyuşturucu kullanımını doğrulamak amaçlı kullanılmıştır. Bununla birlikte, örnek toplama sırasında değiştirme ya da yerine koyma gibi birçok problem ortaya çıkmaktadır. Düşük hassasiyet ve seçicilik, operasyonel uygulama zorlukları ve toksik çözücülerin kullanımı gibi çeşitli sınırlamalar, metamfetamin analizleri için yeni ve pratik yöntemlerin geliştirilmesine duyulan ihtiyacı doğurmuştur. Bu sınırlamaların bir sonucu olarak, bu yöntemlere alternatif olabilecek metamfetaminin belirlenmesi için daha hızlı ve daha ucuz yöntemler geliştirmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, ssDNA aptamerleri GO-SELEX (Grafen Oksit-Ligandların Üstel Zenginleştirilmesi ve Sistematik Evrimi) yöntemi kullanılarak metamfetamin kullanımına karşı seçilmiştir. Aptamerler, dizilerine özgü üç boyutlu katlanmalarıyla hedeflerine oldukça yüksek afinite ve özgüllükle bağlanabilen tek iplikli DNA veya RNA oligonükleotidleridir. Aptamerler, üç boyutlu yapılarına bağlı olarak, tek bir molekülden karmaşık analit karışımına ve hücrelerden tüm organizmaya kadar birçok farklı ligand tipine bağlanacak şekilde geliştirilebilir. Küçük moleküller için aptamerlerin geliştirilmesi için en pratik ve seçici SELEX yöntemlerinden biri grafen oksit SELEX (GO-SELEX) 'dir. Bu çalışma kapsamında metamfetamin için geliştirilen aptamerler, izotermal titrasyon kalorimetrisi (ITC) ile karakterize edilmiştir. ITC analizi ile aptamerlerin hedef moleküle afiniteleri belirlenmiştir. Geliştirilmiş aptamerlerin seçiciliği ve afinitesi, biyolojik numunelerde µM seviyesinde afinite ile metamfetamin molekülünün analizi için yeni aptasensörlerin geliştirilmesi için ümit vericidir. Anahtar Sözcük: Aptamer, Madde Bağımlılığı, Metamfetamin, SELEX, GO-SELEX.
Emniyet Müdürlüğünde çalışan personelin sigara kullanımının psikopatoloji, kişilik, travma ve iş doyumu ile ilişkisinin incelenmesi: Çeşme emniyet müdürlüğü uygulaması
Amaç: Bu araĢtırmanın amacı,ÇeĢme Emniyet Müdürlüğü‟nde sigara kullanımı olan ve olmayan personeli belirleyerek, sigara kullanımında etkili olan sebepleri ve sigara kullananların nikotin bağımlılık seviyelerini; iĢ doyumunun, psikolojik belirtilerin, kiĢilik özelliklerinin ve travmatik yaĢantıların sigara kullanımı üzerine olan etkilerini belirlemektir. Ayrıca diğer meslek gruplarına göre daha fazla riskli yaĢam olayları deneyimleyen Emniyet personelinin travma geçmiĢleri, kiĢilik profilleri ve psikolojik belirti durumları değerlendirilerek personeli daha iyi anlayıp yardımcı olmaya çalıĢılmıĢtır. Personelin iyi halinin sağlanması gerçekleĢtirilerek, iĢ yaklaĢımlarının olumlulaĢtırılması, iĢ doyumlarının yükseltilmesi ve teĢkilatın geleceğe yönelik iĢ koĢullarına daha iyi hazırlanması amaçlanmıĢtır. Yöntem: AraĢtırma Ġzmir Ġli ÇeĢme Emniyet Müdürlüğü‟nde aktif olarak görevli 100 polis (%8 kadın-%92 erkek) ile gerçekleĢtirilmiĢtir. AraĢtırmaya katılım gönüllülük esasına göre belirlenmiĢ olup katılımcılara sosyodemografik bilgi formunun, Minnesota ĠĢ Doyum Ölçeğinin, Fagerström Nikotin Bağımlılık Ölçeğinin, Belirti Tarama Testinin (SCL-90-R), BeĢ Faktör KiĢilik Envanterinin ve Travmatik YaĢantılar Ölçeğinin bulunduğu kitapçık dağıtılarak katılımcılardan testleri tek seferde cevaplandırmaları istenmiĢtir. Bulgular: Katılımcıların %82‟sinin sigara kullanımı vardır ve %18 katılımcı sigara kullanmamaktadır. AraĢtırma verilerine göre demografik özelliklerin katılımcıların sigara kullanımları üzerinde etkisi bulunmamaktadır. Bağımsız gruplar T-Testi ve Mann-Whitney U testi analizlerine göre sigara kullanımının iĢ doyumu, psikolojik belirtiler, kiĢilik özellikleri ve travma yaĢantıları üzerine istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunmamıĢtır (p>0.05). Ancak, ortalama değerler incelendiği zaman bulgular hipotezleri destekler niteliktedir. Yapılan korelasyon analizlerinde; iĢ doyumunun, kiĢilik özelliklerinin ve travmatik yaĢantıların bireylerin nikotin VI bağımlılıkları üzerinde etkili olmadığı görülmüĢtür (p>0.05) . Nikotin bağımlılığı ile Belirti Tarama Testinin (SCL-90-R) alt boyutlarından "anksiyete" alt boyutu arasında pozitif yönde anlamlı bir iliĢki tespit edilmiĢtir (p<0.05). BeĢ faktör kiĢilik envanterinin alt ölçeklerinden dıĢa dönüklük, sorumluluk, geçimlilik, açıklık kiĢilik özellikleri ile genel iĢ doyumu arasında pozitif yönlü anlamlı bir iliĢkinin olduğu bulgusuna ulaĢılmıĢtır (p<0.05). Genel iĢ doyumu ile ruhsal belirtiler tarama testi (SCL-90-R) alt boyutlarından "depresyon" ve "öfke" alt boyutları arasında negatif yönlü iliĢki tespit edilmiĢtir. KiĢilik özellikleriyle ruhsal belirtiler tarama testi (SCL90-R) alt boyutları arasında; dıĢa dönüklük ile "öfke" ve "depresyon" alt boyutları arasında negatif yönlü iliĢki; sorumluluk ile "somatizasyon", "obsesif-kompülsif belirtiler", "duyarlılık", "depresyon", "anksiyete", "öfke", "paranoid düĢünceler", "psikotizm", "ek skalalar" alt boyutları arasında negatif yönlü iliĢki; geçimlilik ile "öfke" alt boyutu arasında negatif yönlü iliĢki; duygusallık ile "obsesif-kompülsif belirtiler", "depresyon", "öfke", "ek skalalar" alt boyutları arasında pozitif yönlü iliĢki belirlenmiĢtir. Sonuç: Mesleğe personel alımında bireylerin fiziksel, duygusal ve motivasyonel açıdan yeterliliklerinin olması, teĢkilat içerisindeki psikolojik birimlerin kalite ve iĢ gücünün arttırılması, olası problem yaĢayanlara farklı mesleki imkanların sunulması Emniyet TeĢkilatı çalıĢanları için faydalı olacaktır. Sigara ile mücadele programlarının düzenlenmesi, mesleğe özel olarak sigarayı bırakma programlarının uygulanması, gerekli bilgilendirilmelerin yapılması, eğitimlerin verilmesi gerek polislerde gerekse toplumun genelinde sigara kullanımının azaltılması ve bıraktırılması için olumlu sonuçlar doğuracaktır. Anahtar Kelimeler: Sigara Kullanımı, ĠĢ Doyumu, KiĢilik Özellikleri, Travma, Psikopatoloji
Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerde bilişsel farkındalık, üst biliş ve kaygı duyarlılık düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, sigara içen ve sigara içmeyen bireylerde kaygı duyarlılığının, üst bilişin ve bilişsel farkındalığının farklılaşıp farklılaşmadığının araştırılmasıdır. Araştırma Türkiye genelinde 18- 65 yaş arası sigara kullanan ve kullanmayan bireylere uygulanmıştır. Çalışma 161 kadın,159 erkek olmak üzere toplam 320 gönüllü katılımcı ile sonuçlanmıştır. Sürekli sigara içen (bırakma deneyimi olmaksızın), bırakma deneyimleri olup aralıklı sigara içen ve hiç sigara içmeyen üç grup üzerinden değerlendirme yapılmıştır. Katılımcılardan demografik form, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Üstbiliş Ölçeği ve Anksiyete Duyarlılık İndeksi doldurmaları istenmiştir. Gruplar arası farklılaşma olup olmadığı t-testi ve varyans analizi ile incelenmiş, anlamlılık düzeyi .05 olarak alınmıştır. Araştırma sonucunda gruplar arasında anksiyete duyarlılığına ilişkin farklılaşma tespit edilmemiş olmakla birlikte; sürekli sigara kullanan kişilerin üst biliş ölçeğinin olumlu inanç alt boyut puanlarının, hiç sigara kullanmayan kişilerden daha yüksek olduğu ancak; bu farklılaşmanın istatistiki olarak anlamlı olmadığı; hiç sigara kullanmamış, aralıklı sigara kullanmış, sürekli kullanmış katılımcıların bilinçli farkındalık ölçeğinden aldıkları puanlar arasında ise anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Aralıklı sigara kullanmış katılımcıların bilinçli farkındalık ölçeği puanlarının, hiç sigara kullanmamış ve sürekli kullanmış katılımcıların puanlarına göre daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Tütün Bağımlılığı; Sigara; Bilinçli Farkındalık; Üst Biliş; Kaygı Duyarlılığ
Alkol ve sigara kullanımında erken dönem uyumsuz şemaların, ebeveynlik stillerinin ve psikolojik esnekliğin rolü
Amaç: Bu araştırmanın temel amacı erken dönem uyumsuz şemalarının, ebeveynlik stilleri ile sigara ve alkol kullanımı ilişkilerindeki aracı rolünü ve erken dönem uyumsuz şemaları ile sigara ve alkol kullanımı ilişkilerinde psikolojik esnekliğin düzenleyici rolünü incelemektir. Yöntem: Araştırmaya 186 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği, Young Ebeveynlik Ölçeği, Kabullenme ve Eylem Ölçeği-II, Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi ve Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Testi uygulanmıştır. Bulgular: Sonuçlar erken dönem uyumsuz şemalarının, ebeveynlik stilleri ile sigara ve alkol kullanımı ilişkisinde aracı role sahip olmadığını göstermiştir. Buna ek olarak, erken dönem uyumsuz şemaları ile sigara ve alkol kullanımı ilişkisinde psikolojik esnekliğin düzenleyici rolünün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Bulgular erken dönem uyumsuz şemaların aracı rolünü desteklememektedir. Bir başka deyişle, ebeveynlik stillerinin erken dönem uyumsuz şemaları arttırdığı, erken dönem uyumsuz şemaların da alkol ve sigara kullanımına yol açtığına dair bulgu desteklenmemektedir. Ayrıca, psikolojik esneklik erken dönem uyumsuz şemaları ile sigara ve alkol kullanımı ilişkisinde koruyucu role sahip değildir. Araştırmanın bulguları, sınırlılıkları ve güçlü yanları alanyazın ışığında tartışılmıştır. Bununla beraber gelecekte yapılacak araştırmalar için önerilere ve araştırma ile ilişkili klinik uygulamalara da yer verilmiştir.
Bağımlılık damgalamasını etkileyen sosyo-demografik değişkenlerin normal popülasyonda incelenmesi
Bu araştırma Türkiye Genelinde ikamet eden 18 yaş üstü kişilerin Alkol ve Madde Bağımlılığına Yönelik Damgalamalarının incelenmesi amacıyla tasarlanmış tanımlayıcı-kesitsel bir araştırmadır. Veri toplama aracı olarak, uygulamada alkol ve madde bağımlılarına karşı oluşan duygu, düşünce ve davranışlarla ilgili ifadeler içeren olan Alkol-Madde Bağımlılığı Damgalama Ölçeği kullanılmıştır. Bu araştırmada Örneklem yöntemi olarak kartopu örneklem yöntemi kullanılmıştır. 2015 TUİK verilerine göre Türkiye'de yaşayan 18 yaş ve üzerinde 50.189.930 kişi bulunmaktadır. %95 güven düzeyinde ve %5 güven aralığında gereken örneklem büyüklüğü 384 kişi olarak hesaplanmıştır. 384 kişinin 192'si kadın ve 192'si erkek olacak şekilde kartopu örnekleme yöntemi ile anketler toplanmıştır. Verilerin analizlerinde frekans tabloları, Ki-Kare Testi, bağımsız örneklem t-Testi ve tek yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; katılımcıların damgalama eğilimleri yaşadıkları bölgeye cinsiyete, yaşa, aylık gelire, kendilerinin ve anne babalarının sigara, alkol ve madde kullanımına göre anlamlı bir farklılık göstermektedir. Katılımcıların alkol kullanma durumlarına göre olumsuz tutum ortalamaları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Katılımcıların annelerinin alkol kullanma durumlarına göre olumsuz tutum ortalamaları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Katılımcıların madde kullanma durumlarına göre olumsuz tutum ortalamaları arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Sonuç olarak, içinde yaşanılan toplum bireyin bağımlılığı üzerinde etkilidir. Bunun yanında, bireyin demografik özellikleri, anne-babasının eğitimi, sigara, alkol ve madde bağımlısı olup olmaması bireyin madde bağımlılığı damgalaması ile ilgili görüşlerini farklılaştırmaktadır. Hem toplumun damgalama ile ilgili bilinçlenmesi ve damgalamanın bağımlı bireyler üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu topluma açıklanmalıdır.
Sigara kullanım öyküsü olan kanser tanılı hastaların akrabalarında sigara alışkanlığındaki değişiklikler
En önemli önlenebilir kanser nedenilerinden birisi olan sigaraya karşı mücadele temel bir halk sağlığı sorunudur. Kanser tanısı almış olan hastaların birinci dereceden akrabaları ile birinci dereceden akarabalarında kanser tanısı olmayan kişilerin sigara içme davranışını karşılaştırmak ve sigara bırakma çalışmaları için kullanılabicek veriler elde etmek amacı ile Ege Üniversitesi Hastanesi Tülay Aktaş Medikal Onkoloji Bilim Dalı'na tetkik ve tedavi için başvuran kişiler seçilmiştir. Birinci derece yakınında sigara kökenli kanser tanısı olan 100 kişi ile 32'si diğer kanser olmak üzere, birinci derece yakınında kanser tanısı olan toplam 132 kişi çalışma gurubu olarak alınmıştır. Birinci derece yakınlarında kanser tanısı olmayan 112 kişi kontrol gurubu olmak üzere, toplam 244 sigara içen kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Kişilere sosyodemografik bilgi formu ve Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Testi (FNTB) ölçeği uygulanıp veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Sosyodemografik özellikler incelendiğinde; çalışmaya katılan kişilerin en küçüğü 18 yaşında, en büyüğü 77 yaşında ve yaş ortalaması 40.1 olarak hesaplanmıştır. Bunların 87'si (%35.7) kadın ve 157'si (%64.3) erkektir. 158'i (%64.8) evli yada bir partner ile yaşayan, 74'ü (%30.3) bekâr ve 12'si (%4.9) ayrılmış/boşanmış olarak gözlenmiştir. Kişilerin FNBT puanları, birinci derecede yakınında kanser olan ve olmayanlar arasında karşılaştırıldığında P=0,208 olduğundan ve 0,05'den büyük olduğundan anlamlılık yoktur. Kişilerin birinci derede akrabalarına kanser tanısı konmuş olması sigara bırakma denemelerini ve FNBT puanlarını etkilemediği görülmüştür. Kişilerin cinsiyetleri ve FNBT puanları karşılaştırıldığında, P=0,016 olarak bulunmuştur. Erkeklerde FNBT puanı daha yüksek bulunmuştur. Erkeklerin kadınlardan çok daha fazla sigara içtiği belirlenmiştir. Daha önce sigarayı bırakmayı deneyenlerin sayısı 176 (%72.1) olarak hesaplanmıştır. Profesyonel yardım kaynaklarını bilenlerin sayısı 206'dır (%84.4). Sigara bırakmak için profesyonel yardım alanların sayısı 28 (%11.5) olarak bulunmuştur. Katılımcıların sigarayı bırakmayı deneseler bile bunu kendi başlarına denedikleri profesyonel yardım almadıkları görülmüştür.
Psikodrama grup terapisinin eş bağımlıların psikopatolojileri, stresle başa çıkma biçimleri, benlik saygıları, algılanan sosyal destek ve eş bağımlılığa etkisi.
Bu araştırmanın amacı Psikodrama Grup Terapisinin Eş Bağımlıların (bağımlı yakınlarının) psikopatolojileri, stresle başa çıkma biçimleri, benlik saygıları, algıladıkları sosyal destek ve eş bağımlılığa etkisini incelemektir. Araştırma kapsamında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ABD Bağımlılık polikliniğinde tedavisi devam eden 30 bağımlı yakını ile çalışılmıştır. 15 katılımcı deney grubuna, 15 katılımcı kontrol grubuna random olarak atanmış, deney grubunda bulunan katılımcılara 12 oturum boyunca Psikodrama Grup Terapisi uygulanırken, kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Tüm katılımcılara 3 ay arayla Eş Bağımlılık Ölçeği (CODA), Psikolojik Belirti Tarama Ölçeği (SCL 90), Stresle Başa Çıkma Ölçeği (COPE) ve Algılanan Çok Boyutlu Sosyal Destek Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca Psikodrama Grup Terapisi'nin etkinliğini değerlendirmek üzere deney grubuna nitel analiz yöntemleri kullanılarak veri toplanmıştır. Elde edilen verilere SPSS 22 programında Wilcoxon İşaretli Sıralar ve Mann Whitney U İşaretli Sıralar testleri ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda Psikodrama Grup Terapisi alan deney grubunun Eş Bağımlılık toplam puanlarında ve Eş Bağımlılık Ölçeği'nin Kendini Gizleme, Kendini İhmal ve Düşük Benlik Saygısı alt boyutlarında, SCL 90 Ölçeği'nin toplam puan ve tüm alt boyutlarında, Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nin toplam puan, Arkadaş Sosyal Destek ve Aile Sosyal Destek alt boyutlarında, kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde fark bulunmuştur. Stresle Başa Çıkma Biçimleri bakımından deney ve kontrol grubu arasında herhangi bir fark bulunmamıştır. Psikodrama Grup Terapis'inin etkinliğine dair yapılan nitel analiz sonucunda 9 temaya ulaşılmıştır. Sonuç olarak, Psikodrama Grup Terapisi'nin Eş bağımlıların, psikopatoloji semptomlarını azalttığı; benlik saygılarını yükselttiği ve algıladıkları sosyal desteği arttırdığı saptanmıştır.
Fotoğraf çekme sanatı'nın bağımlılık tedavisi üzerindeki etkileri
Amaç: Bu çalışmanın amacı, madde bağımlılığı tanısı almış ve medikal tedavileri devam eden erişkin olguların, aynı zamanda 'Fotoğrafçılık Sanatı' ile bütünleşmesini sağlayarak, tedavi süreçlerine katkı sağlayabilecek bir rehabilitasyon programı oluşturmak ve bu programın etkinliğini değerlendirmektir. Araştırma kapsamında, T.C. EGE Üniversitesi, Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü'nde madde bağımlılığı tedavisi almış ve takibi devam eden 18-40 yaş arası yetişkin olguların fotoğraf sanatı konusunda 5 hafta süresince, profesyonel eğitim almaları ve fotoğraf çekimleri gerçekleştirebilecekleri toplu gezilere katılmaları sonucu benlik saygısı, depresyon, anksiyete, tedavi motivasyonu, yaşam kalitesi seviyelerinde olumlu gelişme sağlayarak, aleksitimi ve öfke düzeylerini minimum seviyeye indirmek amaçlanmaktadır. Bununla birlikte, eğitim ve fotoğraf çekimleri süresince, toplumla bütünleşmelerini sağlayarak, alternatif yaşam becerileri geliştirmeleri ve üretkenliklerini göstermeleri araştırmanın ikincil kazancı olacaktır. Yöntem: Çalışmaya Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsüne başvuran 19 madde bağımlısı alınmıştır. Çalışmaya katılım gönüllülük esasına göre belirlenmiş olup seçkisiz olarak seçilen 9 hastaya üç ay süreyle fotoğrafçılık rehabilitasyonu ve medikal tedavi uygulanmıştır. Buna ek olarak diğer 10 madde bağımlısı olgu ise tedavilerine hali hazırda almakta oldukları medikal yöntemle devam etmiş ve rehabilitasyon tedavisi almamıştır. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası tüm katılımcıların ruhsal durumlarındaki değişim psikometrik ölçüm araçları, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Aleksitimi Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği, WHOQOL-BREF (Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği), Çok Boyutlu Öfke Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, ve Tedavi Motivasyon Anketi ile değerlendirilmiş olup bu özellikler uygulanan tedaviler açısından karşılaştırılmıştır. Bulgular: Yaş aralığı 18-40 arasında değişen katılımcıların tamamının çoklu madde kullanım öyküsü vardı. Çalışma öncesi yapılan psikometrik değerlendirme sonucunda fotoğrafçılık rehabilitasyonu uygulanan 9 madde bağımlısı (Deney) ve sadece medikal tedavi uygulanan 10 hasta (Kontrol grubu) arasında benlik saygısı skorları (p=0.037) hariç diğer psikometrik özelliklerin (Tedavi motivasyonu, depresyon skorları, anksiyete skorları, alekstimi skorları, yaşam kalitesi skorları) farklılaşmadığı bulundu. Dört ay sonra tekrar edilen psikometrik değerlendirme sonucunda alekstimi duyguları tanıma alt ölçeği (p=0.047) hariç diğer psikometrik özelliklerin deney ve kontrol grubu arasında farklılaşmadığı bulundu. Buna ek olarak duyguları tanıma zorluğu skorlarının ön ve son ölçüm farklarının (p=0.054) deney ve kontrol grubu arasında farklılaşmadığı bulundu. Deney grubuna yapılan Wilcoxon testine göre psikometrik özelliklerin tedavi sonrası farklılaşmadığı, fakat kontrol grubuna yapılan Wilcoxon testine göre anksiyete (p=0.049) ve duyguları tanımada zorlanma skorlarının (p=0.032) tedavi sonrası daha fazla artığı gözlemlenmiştir. Sonuç: Madde bağımlılığının rehabilitasyonunda farklı sanatsal faaliyetlerin tedavi üzerinde olumlu etkileri olduğu gösterilmiştir. Diğer çalışmaların aksine bu çalışmada medikal tedaviye ek olarak fotoğrafçılık rehabilitasyonun madde bağımlılığı olgularının ruhsal durumlarında değişim sağlamadığı görülmüştür. Bununla beraber sadece medikal tedavi alan grupta belirli psikopatolojik özelliklerin (anksiyete ve duyguları tanımada zorlanma) tedavi sonrası daha da artabileceği gösterilmiştir. Bu nedenle madde bağımlılarında, fotoğrafçılık rehabilitasyonunun medikal tedavi sonrası artabilecek bazı ruhsal sorunların azaltılmasında faydalı olabileceği söylenebilir.
Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı nedeniyle birden fazla kez yasal yaptırımla karşılaşmış yetişkin erkek bireylerin sosyal sorun çözme becerilerinin çeşitli değişkenlerle incelenmesi
Bu çalışmada uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı nedeniyle birden fazla kez kolluk kuvvetlerine yakalanıp yasal yaptırımlara maruz kalmış kişilerle bire-bir görüşme yöntemi şeklinde katılımcıların beyanı esas alınarak, yaşamları boyunca karşılaştıkları ve karşılaşmakta oldukları sosyal sorunlara (aile, eğitim, sağlık, iş) yaklaşım şekillerinin, sosyal sorunlarını çözme becerilerinin, bu kişilerin sosyal sorun çözme becerilerinin, mizaç (karakter) yapıları, dürtüsellikleri ve heyecan arama davranışına yatkınları ile ilişkisinin araştırılması planlanmıştır. Aynı zamanda sosyal sorun çözme becerileri ile madde kullanım ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Alanda yapılan mesleki çalışmalar ışığında, madde kullanımı nedeniyle birden fazla kez yasal yaptırımlar yaşamış kişilerin, profil özelliklerinin sadece 1 kez yasal sorun yaşamış kişilerden belirgin düzeyde farklılıklar gösterdiği gözlenmiştir. Bu farkılılıkların başlıcasının bu kişilerin sosyal hayatlarında karşılaştıkları sorunların karmaşık hale gelmesi, sorunla baş etmeden kaçınma ya da güçlük çekme, buna bağlı sorun çözme becerilerindeki eksiklikler, sorunları tanımlayamama ve müdahale edememe, madde kullanımına daha fazla yönelim ve daha sık madde kullanımı olarak değerlendirilmiştir. Yapılan tüm bu gözlemler, bu araştırmayı yapmamıza ışık tutmuştur. Çalışmada, Olgu grubunun yanında 2 kontrol grubu da vardır. Birinci kontrol grubu, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı nedeniyle sadece 1 kez kolluk kuvvetlerine yakalanıp, yasal yaptırıma maruz kalmış kişilerden, ikinci kontrol grubu ise, herhangi bir bağımlılık ve buna bağlı yasal yaptırım ve başka herhangi bir suç öyküsü olmayan sağlıklı bireylerden oluşturulması planlanmıştır. Bu şekilde, olgu grubu ile kontrol grupları arasındaki farklılıkların ve/veya benzerliklerin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya denetimli serbestlik müdürlüklerinde, uyuşturucu / uyarıcı madde kullanımı nedeniyle denetimli serbestlik cezası alan 100 yükümlü ve randomizasyon yöntemi ile belirlenen 50 sağlıklı erkek yetişkin birey gönüllü olarak katılım göstermiştir. Çalışmada, D'Zurilla ve Nezu tarafından geliştirilmiş, Duyan ve Gelbal tarafından Türkçe'ye uyarlanmış olan Sosyal Sorun Çözme Envanteri (Social Problem Solving Inventory – SPSI), Akiskal tarafından geliştirilen ve Vahip ve arkadaşları tarafından Türkçe'ye uyarlanan TEMPS-A Mizaç Değerlendirme Anketi, Lynam ve Whiteside tarafından geliştirilen ve Türkçe'ye uyarlaması Yargıç ve arkadaşları tarafından yapılan UPPS Dürtüselli Ölçeği, Zuckerman IV tarafından geliştirilen ve Türkçe'ye uyarlaması Beyaz ve Çok tarafından yapılan Zuckerman Heyecan Arama ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde post-hoc (çoklu karşılaştırma) testi, ki-kare testi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda ise, madde kullanımı nedeniyle birden fazla kez yasal yaptırımla karşılaşmış bireylerin, kontrol gruplarına göre madde kullanım sıklıkları ve miktarları, madde kullanımı dışında başka nedenlerden dolayı suç öyküsü açılarından anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Yine olgu grubu ile kontrol grupları arasında sosyal sorun çözme becerileri, dürtüsellikleri, mizaç-karakter özellikleri ve heyecan arama davranışı eğilimleri açısından anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bağımlılık, Denetimli Serbestlik, Sosyal Sorun Çözme, Dürtüsellik, Mizaç, Heyecan arama
Üniversite öğrencilerinin sigara içme durumlarına göre algıladıkları stres, çok boyutlu sosyal destek ve öz-yeterlik düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin sigara içme durumlarına göre algıladıkları stres, çok boyutlu sosyal destek ve öz-yeterlik düzeylerinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini Uşak Üniversitesine bağlı altı fakültenin 1.-4. sınıflarında öğrenimini sürdüren 1195 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada veriler Algılanan Stres Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Genel Öz-Yeterlik Ölçeği ve Fagerström Nikotin Bağımlılık Ölçeği'nin yanısıra öğrencilerin demografik özelliklerini ve sigara kullanım alışkanlıklarını belirlemek için araştırmacı tarafından oluştuulan kişisel bilgi formu ile toplanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans-yüzde dağılımları ile veri setinin özelliklerine uygun olarak t-testi, tek yönlü varyans analizi ve farkın kaynağını saptamak için uygun post-hoc teknikleri kullanılmıştır. Araştırmada anlamlılık düzeyi 0.05 olarak belirlenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre çalışmaya katılan üniversite öğrencilerinin 460'ının sigara içtiği ve 735'inin sigara içmediği saptanmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin sigara içme durumunun cinsiyet, yaş, öğrenim görülen fakülte, devam edilen sınıf, okul dönemi kalınan yer, aylık kişisel gelir, anne eğitim durumu, baba eğitim durumu, anne sigara içme durumu, baba sigara içme durumu, kardeş sigara içme durumu ve arkadaş sigara içme durumu değişkenlerine göre; sigara içen öğrencilerin nikotin bağımlılık durumunun ise yaş, sigaraya başlama yaşı, sigara kullanım yılı ve günde içilen sigara sayısı değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Araştırmanın sonucunda sigara içen üniversite öğrencilerinin sigara içmeyen öğrencilere göre algılanan stres puanlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu, çok boyutlu algılanan sosyal destek puanlarının ve öz-yeterlik puanlarının ise anlamlı olarak daha düşük olduğu bulunmuştur. Araştırmada ayrıca bağımlılık düzeyi yüksek olan üniversite öğrencilerinin düşük düzeyde bağımlı olan öğrencilere göre algılanan stres puanlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu, çok boyutlu algılanan sosyal destek puanlarının ve öz-yeterlik puanlarının ise anlamlı olarak daha düşük olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak, üniversite öğrencilerinin sigara içme durumları ve sigara içen öğrencilerin nikotin bağımlılık düzeyleri onların algıladıkları stres; aile, arkadaş, özel insan sosyal desteği ve öz-yeterlik düzeyleri üzerinde etkilidir. Bu sonuçlara göre madde bağımlılığı özellikle de sigara bağımlılığı alanında çalışan ruh sağlığı uzmanlarına ve akademisyenlere gelecekte yapılabilecek koruyucu-önleyici faaliyetler ve benzer çalışmalarla ilgili çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Sigara içme durumu; Stres; Sosyal destek; Öz-yeterlik
İzmir İli Emniyet teşkilatı çalışanlarının bağlanma stilleri, kişilik özellikleri, kişilerarası çatışma çözme yaklaşımlarına göre internet kullanımlarının incelenmesi
Bu araştırma İzmir ili emniyet teşkilatı çalışanlarının beş faktör kişilik özellikleri, bağlanma stilleri ve kişilerarası çatışma çözme yaklaşımlarına göre internet kullanımlarının incelendiği kesitsel ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Dünyada ve ülkemizde genellikle öğrenciler ve gençlerin problemli internet kullanımı sergiledikleri ve bu durumun yaşam kalitesini etkilediğini ortaya koyan çalışmalar yapıldığı ve diğer grupların göz ardı edildiği gerçeğinden hareketle, her geçen gün teknolojik imkanları daha fazla kullanmaya başlayan ve bir alt kültüre sahip emniyet teşkilatı çalışanlarında problemli internet kullanımının bulunup bulunmadığı, bu durumun sebeplerinin neler olabileceği ve elde edilen veriler ışığında bu durumun ortadan kaldırılması yoluyla emniyet teşkilatı çalışanlarının yaşam kalitelerinin arttırılarak yürütülmekte olan iç güvenlik hizmetinin verimliliğinin ve etkinliğinin artırılması adına böyle bir çalışmanın yapılması gerekli görülmüştür. Araştırmanın evrenini 2013-2014 yıllarında İzmir il emniyet müdürlüğü kadrosunda çalışan emniyet teşkilatı çalışanları oluşturmaktadır. Yapılan çalışmanın örneklemini ise İzmir il emniyet müdürlüğüne bağlı 11 şube müdürlüğünde aktif olarak görev yapmakta olan 10'u kadın, 327'si erkek toplam 337 emniyet teşkilatı çalışanı oluşturmaktadır. Katılımcıların 2'si genel idari hizmetli memur, 311'i Polis memuru, 6'sı baş polis, 14'ü komiser yardımcısı, 4'ü de komiserdir. Araştırmada kişisel bilgi formu, internet bağımlılığı ölçeği, kişilerarası çatışma çözme yaklaşımları ölçeği, beş faktör kişilik özellikleri envanteri ve yakın ilişkilerde yaşantılar envanteri kullanılmıştır. Yapılan araştırmada beş faktör kişilik özelliklerinin alt boyutları olan dışa dönüklük, duygusal tutarsızlık, yumuşakbaşlılık, öz denetim/sorumluluk ve gelişime açıklık boyutları ile problemli internet kullanımı arasında ilişki bulunmuştur. Yakın ilişkilerde yaşantılar envanterinin alt boyutları olan kaygı ve kaçınma puanları ile problemli internet kullanımı arasında da ilişki bulunmuştur. Yine korkulu, saplantılı, kaçınan ve güvenli bağlanma stilleri ile iki grup yani normal ve problemli internet kullanıcıları arasında farklılık bulunmuştur. Kişilerarası çatışma çözme yaklaşımlarının alt boyutları olan özel-genel davranış ve yaklaşma-kaçınma puanları ile iki grup yani normal ve problemli internet kullanıcıları arasında fark bulunamamıştır. Kişilerarası çatışma çözme yaklaşımlarının diğer alt boyutları olan yüzleşme, duygusal ifade ve kendini açma boyutları ile iki grup yani normal ve problemli internet kullanıcıları arasında fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Sonuç olarak yapılan çalışma ile demografik özellikler, bağlanma stilleri, kişilik özellikleri ve çatışma çözme yaklaşımlarının internet kullanım durumu ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: internet, kişilik, çatışma, bağlanma
Lise öğrencilerinde internet bağımlılığının, psikolojik dayanıklılık ve ruminasyon açısından incelenmesi
Lise Öğrencilerinde İnternet Bağımlılığının, Psikolojik Dayanıklılık ve Ruminasyon Açısından İncelenmesi Bu araştırma, lise öğrencilerindeki internet bağımlılığının ruminasyon ve psikolojik dayanıklılık ile olan ilgisini incelemek ve lise öğrencilerindeki internet bağımlılığının yaygınlığını saptamak amacıyla gerçekleştirilen tanımlayıcı – kesitsel desende bir araştırmadır. Araştırma, İzmir ilinin Karabağlar ilçesinde bulunan beş lisede eğitim hayatına devam eden toplam 268 öğrenci (%53 erkek – %47 kız) ile gerçekleştirilmiştir. Verileri toplamak için; İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; katılımcıların arasında %40,1'i normal internet kullanıcısı, %37'si hafif düzeyde internet bağımlısı, %22'1'i orta düzeyde internet bağımlısı ve 0,8'i ağır düzeyde internet bağımlısıdır. Araştırma verileri, katılımcıların, ruminasyon düzeyleri ile internet bağımlılık düzeylerinin arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir korelasyon, psikolojik dayanıklılık düzeyleri ile internet bağımlılık düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif bir korelasyon bulunduğunu göstermektedir (p<0,05). Buna ek olarak ruminasyon ve psikolojik dayanıklılık puanları internet bağımlılığı varyansının %13'ünü açıklamaktadır. Anahtar Kelimeler: İnternet Bağımlılığı, Psikolojik Dayanıklılık, Ruminasyon, Ergen
Sigara paketleri üzerinde yer alan yazılı ve görsel uyarı işaretlerinin kişiler üzerindeki etkilerinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Sigara paketleri üzerinde yer alan görsel ve yazılı (birleşik) uyarı işaretlerinin kişiler üzerindeki etkisinin belirlenmesidir. Yöntem: Araştırmanın verileri 2014-2016 yılları arasında İzmir'de yer alan ve rasgele seçilen, sigara kullanımı bulunan, 200 (118 kadın ve 82 erkek) gönüllü katılımcılardan alınmıştır. Katılımcılar 18-83 yaş aralığındadır. Uygulanan ankette ilk 16 soru, yazılı uyarı işaretlerinden "sigara" sözcüğünün çıkarılmasıyla ön testi oluşturmaktadır. Ön testin sonunda sosyo demografik (yaş, cinsiyet, eğitim, sigara kullanım sıklığı/miktarı vb.) bilgileri içeren 9 soru yer almaktadır. Son testte ise yazılı ve görsel uyarı işaretlerinin birlikte kullanıldığı 14 soru, her sigara paketinde bulunan, 2 adet yazılı uyarı ve son olarak da görsel ve yazılı uyarı işaretlerinin etkililiğinin değerlendirilmesine yönelik bir soru bulunmaktadır. Katılımcıların ankette korku öğesini sosyal (korkutucu, dehşet verici ve rahatsızlık) ve fiziksel (sinirlilik, mide bulantısı ve gerginlik) olmak üzere ikiye ayrılarak likert tipi(1-hiç katılmıyorum -- 7 çok fazla katılıyorum) değerlendirmeleri istenmiştir. Bulgular: Oluşturulan anket sorularının, araştırmanın amacını destekler nitelikte olup olmadığını gözlemlemek için iç tutarlılık güvenirlik analizi uygulanmıştır. Ön-testeki 16 likert tipi sorunun cronbach alfa değeri 0,980, son-testte yer alan 16 likert tipi sorunun cronbach alfa değeri 0,984 olarak güvenilir bir korelasyon dağılımı sağladığı görülmüştür. Çalışmada sosyal korku ve fiziksel korkunun ön test ile son test değerlendirmesinde anlamlı farklılaşmalar görülmektedir. Katılımcıların sigara kullanımı konusunda paketlerin üzerinde yer alan hem yazılı hem de görsel uyaranları (birleşik) korkutucu bulmadıkları fakat sigara kelimesi çıkarılarak verilen sigara paketleri üzerinde yazılı olan uyaranları daha korkutucu buldukları görülmüştür. Sigara kullanımına bağlı sağlık sorunu yaşayan kişilerde birleşik uyaranların yarattığı sosyal korku düzeylerinde sigara kullanımına bağlı sağlık sorunu yaşamayanlarla anlamlı bir farklılaşma görülmemiştir. Öte yandan sigaraya bağlı sağlık sorunu yaşayan bireylerde birleşik uyaranların yarattığı fiziksel korku düzeylerinde anlamlı bir artış görülmüş, hasta olmanın sigara kullanırken fiziksel olarak korkmayı etkileyen bir faktör olduğu sonucu elde edilmiştir. Sonuç: Bu çalışma sonucunda sigaraya bağlı sağlık sorunu yaşayan bireylerde birleşik uyaranların fiziksel korku düzeylerinde artışa sebep olduğuna dair elde edilen sonuç göz önünde bulundurulduğunda sigara paketleri üzerindeki görsel uyarı işaretlerinin fiziksel korkuyu arttırıcı yönde görsellerle değiştirilerek revize edilmesi sağlanabilir. Anahtar kelimeler: Korku; Korku öğesi; birleşik uyarı etiketleri; sigara paketleri
Kadın konukevine müracaat eden kadınların çocuklarına aktarılan şiddetin araştırılması ve bu şiddetin kadınların eşlerindeki alkol madde kullanımı ile ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, kadın konukevine müracaat eden kadınların çocuklarına aktarılan şiddetin araştırılması ve bu şiddetin kadınların eşlerindeki alkol madde kullanımı ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Kadın konukevine yerleştirilmek amacıyla İzmir Şiddet Önleme Ve İzleme Merkezi ( ŞÖNİM )'e müracaat eden 32 kadın ve çocukları çalışmanın olgu grubunu oluşturmuş, bu grubun yanında "gönüllülük" esasına dayalı olarak 25 kadın ve çocuklarından oluşan bir kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubu eşinden şiddet görmediğini belirten kişilerden oluşturulmuştur. Çalışmada, kadın ve çocuk anket formu, Hamilton Depresyon Ölçeği, SCL- 90, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Travmatik Stres Belirti Ölçeği, K-SADS-PL, Çocuklarda Travma Ölçeği kullanılmıştır. İstatistiksel analizler SPP- 18 ile gerçekleştirilmiştir. Analizler için Ki-kare testi, Mann- Whitney U, korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Çalışma sonucunda şiddet gören (olgu grubu) kadınların, şiddet görmeyen kadınlara ( kontrol) göre "depresyon, travma sonrası stres belirtileri, çocukluk çağı travmaları ve SCL-90" ölçek puanları istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Annesi şiddet gören çocukların- görmeyen çocuklara göre "çocuklarda travma ölçeği" puanları istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. K-SADS-PL ile yapılan yarı yapılandırılmış klinik görüşme sonuçlarına göre olgu grubunda yer alan çocuklarda, daha fazla çocukluk çağı psikopatolojik tanı ölçütüne sahip olduğu bulunmuştur. Eşlerin alkol- madde kullanımı ile şiddet uygulamaları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç ve öneriler: Bu sonuçlar şiddet gören kadınların çocuklarının da ruh sağlığı açısından risk altında olduklarını göstermekte olup, kadına yönelik şiddet olgularında çocukların da değerlendirilmesinin yararlı olacağı önerilmektedir. Sonuç olarak kadın konukevine müracaat eden kadın ve çocuklarıyla ilgili rehabilitasyon çalışmaları yapılmasının, aynı zamanda kadınların alkol- madde ile ilgili bilgilendirilmesinin fayda arz edeceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Şiddet, aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet, çocuğa yönelik şiddet, alkol-madde, travma sonrası stres.
Sigara bırakma sonrası bireylerin yaşam tarzı değişikliğinin araştırılması
Tütün kullanımı, bırakması zor olan; bilişsel, fizyolojik ve davranışsal fenomenlerden oluşan bir bağımlılıktır. İnsan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinden dolayı sigara içme dünyanın ve ülkemizin önemli sağlık sorunlarından biridir . Etkileri ve sonuçları bakımından sigara içme alışkanlığı, çok geniş halk kitlelerini ilgilendiren bir toplum, eğitim ve halk sağlığı sorunudur. Çalışmamızda; sigara bırakma süresi en az altı ay olan bireyler ile görüşmeler yapılarak sigarayı bıraktıktan sonra yaşanan değişimler ayrıntılı bir biçimde incelenmesi ile sigarayı bıraktıktan sonra yaşanan geri dönüşlerin üstesinde gelme biçimleri incelenerek bırakma tedavilerine ve literatüre katlkı sağlamak amaçlanmıştır. Araştırmamızda, Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü Sigara bırakma polikliniğine başvurarak 18-65 yaş arası en az altı aydır sigara kullanmıyor olan 10 gönüllü hasta ve en az altı aydır sigara içmiyor olan 18-65 yaş 3 gönüllü katılımcı ile araştırmacı tarafından hazırlanan yarı-yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Araştırmanın içerik analizi ile elde edilen bulguları üç ana başlıkta toplanmıştır. Bunlar sigaraya başlama ve devam ettirme süreçlerinin değerlendirilmesinin yapıldığı "Sigaraya Başlamaya Etken" ; sigarayı bırakma öncesi sürecin deneyimlerinin ele alındığı"Sigarayı Bırakma Öncesi Süreç"; ve sigarayı bıraktıktan sonra değişimlerin incelendiği "Sigarayı Bırakmayı Deneyimlemek" başlıklarıdır. Bu temaların ayrı ayrı değerlendirilmesi yapılsa da bir çok alt temanın birbiri ile bağlantılı ve etkileşim içinde olduğu görülmüştür. Sigara bırakma tedavilerine verilen önem son yıllarda artmış bulunmaktadır. Bu tedavilerin etkililik kapsamını genişletmek amaçlı bu alanda yapılacak çalışmalar önem kazanmaktadır. Bağımlılık yaratan madde veya davranışın kişilerin hayatına hiç dahil olmaması bağımlılıkla mücadelede ilk ve önemli adımı oluşturabileceği düşünülmektedir. Toplumun bağımlılığı tanıyabilmesine ve bağımlılıktan nasıl uzak durabileceğini keşfedebilmesine fırsat verilmesinin önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sigara Bırakma, Bağımlılık, Değişim, Tütün Kullanımı Bozukluğu
Sigara, alkol ve madde tutulumu tarama testinin türkçe geçerlilik ve güvenilirliği
AMAÇ:Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) tarafından dünya genelinde yararlanılması hedeflenerek geliştirilmiş olan Alkol, Sigara ve Madde Tutulumu Tarama Testi(ASSİST), bir çok ülkede başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Birçok dilde ve farklı popülasyonlarda geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları mevcutken Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı Denetimli Serbestlik Tedbiri altında olan bireylerde, birinci basamak sağlık kuruluşlarının yanısıra madde kullanımına ilişkin suç işleyen bireylerde de yararlanılması uygun görülen ASSİST 3.1 versiyonunun psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesidir. YÖNTEM:Bu çalışma epidemiyolojik analitik bir çalışmadır. Örneklem, hakkında Türk Ceza Kanunu (TCK) 191. madde kapsamında denetimli serbestlik tedbiri verilen, 18 yaş üstü kişiler arasından basit tesadüfi örneklem yoluyla seçilmiştir. 18-55 yaş arasında ve yaş ortalaması 27.51(±7.01) olan, çoğunluğu erkek(%98), bekar(%73), 200 olguyla gerçekleştirilen araştırma, öncelikle Dünya Sağlık Örgütü ile ASSİST kılavuzu ve ölçeğinin Türkçe çevirisi için sözleşme imzalanmasının akabinde, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nden yazılı izin alınmasının ardından Eylül 2017- Aralık 2017 tarihleri arasında İzmir ve Yalova Denetimli Serbestlik Müdürlüklerinde gerçekleştirilmiştir. Denetimli Serbestlik Hizmetleri kapsamında yüz yüze gerçekleştirilen bireysel görüşmelerde çalışmanın amacı kişilere anlatıldıktan sonra katılmayı kabul eden kişilere Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu verilmiş, sonrasında Kişisel Bilgi Formu, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi, Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi(AUDİT), Madde Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi(DUDİT) ve ASSİST Türkçe Formu uygulanmıştır. Ölçeğin güvenilirliğini belirlemek için Cronbach's Alfa katsayısı hesaplanmıştır. Yapı geçerliliği için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi gerçekleştirilmiştir. Yakınsak geçerliliğin belirlenmesi için ASSİST ilgili puanları ile AUDİT, DUDİT ve Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi arasında Pearson Çarpım-Moment Korelasyon Katsayısı hesaplanmıştır. Özgüllük ve duyarlılık değerlerinin belirlenmesi için ROC analizi yapılmıştır. BULGULAR: ASSİST alt ölçekleri olan alkol(alfa=0.71), hint keneviri(alfa=0.79), kokain(alfa=0.81), amfetamin türevi uyarıcılar (alfa=0.93), opiyat(alfa=0.91), diğer(alfa=0.93) için uygun güvenilirlik katsayıları elde edilmiştir. AUDİT ile ASSİST alkol alt ölçeği arasında(r=0.795), ASSİST'ten alkol ve tütün ürünleri hariç puanlamaya dahil olan tüm sorulardan (S2-S7) alınan toplam puanla DUDİT puanları arasında(r=0.719) anlamlı korelasyonlar bulundu. Özgüllük ve duyarlılık dengesinde en iyi sonuç(sırasıyla %80 ve %83) alkol alt ölçeği için kesi değeri 9.5 ile bulunmuştur. Orijinal kesi değeri olan 11 için özgüllük ve duyarlılık değerleri sırasıyla %72.3 ve %74.5 bulundu. SONUÇ: ASSİST, bu popülasyonda madde kullanımına bağlı riskli olguları belirlemek için geçerli bir tarama aracıdır.
Madde kullanım bozukluğu olan erkek olgularda saldırganlığın ve kendine zarar verme davranışının yordanmasında bağlanma ve duygu düzenleme güçlüğünün rolü
Bu araştırmanın temel amacı madde kullanım bozukluğu olan erkeklerde saldırganlık ve kendine zarar verme davranışının yordanmasında bağlanma, psikopatoloji ve duygu düzenleme güçlüklerinin etkilerini incelemektir. Ayrıca bağlanma ile saldırganlık ve kendine zarar verme davranışı arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü de araştırılmıştır. Çalışmaya madde kullanım bozukluğu olan 252 erkek katılmıştır. Yetişkin bağlanma (İÖA), duygu düzenleme güçlükleri (DDGÖ), psikopatoloji (KSE), saldırganlık (AGR) ve kendine zarar verme davranışları (KZVD) öz-bildirim ölçekleri ile ölçülmüştür. Değişkenlerin saldırganlık ve kendine zarar verme davranışı üzerindeki etkileri hiyerarşik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular bağlanma, duygu düzenleme güçlükleri ve psikopatolojilerin hem saldırganlığı hem de kendine zarar verme davranışını hiyerarşik olarak yordadığını göstermiştir. Ayrıca elde edilen bulgular duygu düzenleme güçlüklerinin bağlanma ile saldırganlık ve kendine zarar verme davranışı arasındaki ilişkide aracılık etkisinin olduğunu göstermiştir. Bulgulara göre, madde kullanım bozukluğu olan erkeklerde düşmanlık, güvensiz bağlanma ve anksiyete düzeyleri arttıkça saldırganlık düzeyi artma eğilimi göstermektedir. Bağlanma ve psikopatolojiler kontrol edildiğinde duygu düzenleme stratejilerindeki eksiklik ve dürtüsellikteki artış da saldırganlığın artması ile ilişkilidir. Ayrıca olumsuz duygular deneyimlendiğinde uygun duygu düzenleme stratejilerinde eksikliğin, dürtüselliğin ve düşmanlığın artması kendine zarar verme davranışı sergileme olasılığını da artırmaktadır. Düşmanlık ve duygu düzenleme güçlüğü madde kullanım bozukluğu olan erkeklerde kendine zarar verme davranışını artıran anlamlı risk faktörleridir. Duygu düzenlemede yaşanan güçlükler korkulu bağlanma ile saldırganlık arasındaki ilişkide kısmi aracılık etkisi gösteriyorken, diğer güvensiz bağlanma biçimleri (kayıtsız, saplantılı) ile saldırganlık arasında anlamlı aracılık ilişkisi göstermemiştir. Diğer yandan duygu düzenlemede yaşanan zorluklar korkulu bağlanma ile kendine zarar verme arasındaki ilişkide tam aracılık etkisi gösterirken, diğer güvensiz bağlanma biçimleri (kayıtsız, saplantılı) ile kendine zarar verme davranışı arasında anlamlı aracılık etkisi göstermemiştir. Bu bulgular, madde bağımlısı erkeklerde saldırganlığın ve kendine zarar verme davranışının önlenmesinde diğerlerine karşı duyulan düşmanlık, güvenli bağlanma, özellikle olumsuz duygular deneyimlerken uygun stratejiler üretme ve dürtüleri kontrol etmenin önemini vurgulamaktadır. Anahtar Sözcükler: Madde kullanım bozukluğu; Yetişkin bağlanma; Duygu düzenleme güçlüğü; Kendine zarar verme davranışı; Saldırganlık.
Yasa dışı madde kullanımı nedeniyle denetimli serbestlik tedbirine tabi kişilerde madde kullanımına eşlik eden sigara, alkol ve patolojik kumar bağımlılığının araştırılması
AMAÇ: Bu çalışmada; yasa dışı madde kullanımı nedeniyle hakkında Türk Ceza Kanunu (TCK) 191. madde kapsamında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişilerde, madde kullanımına eşlik eden sigara, alkol kullanım düzeyinin belirlenmesi, kumar oynama yaygınlığının araştırılması ve madde kullanım özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. YÖNTEM: Bu çalışma epidemiyolojik -tanımlayıcı- nitelikte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini oluşturan 500 olgu, hakkında Türk Ceza Kanunu (TCK) 191. madde kapsamında denetimli serbestlik tedbiri verilen, 18 yaş üstü kişiler arasından basit tesadüfi örneklem yoluyla seçilmiştir. Araştırma Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğün'den yazılı izin alınmasının ardından Nisan 2016 - Aralık 2016 tarihleri arasında İzmir Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'nde gerçekleştirilmiştir Yüz yüze gerçekleştirilen görüşmelerde çalışmanın amacı kişilere anlatıldıktan sonra katılmayı kabul eden kişilere Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu verilmiş, sonrasında Kişisel Bilgi Formu, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi, Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi ve South Oaks Kumar Tarama Testi (SOKTT) Türkçe Formu uygulanmıştır. BULGULAR: Katılımcılar 18 – 65 yaş aralığında, yaş ortalaması 28±8, %98.8'i erkek, %1.2'si kadın, %67.4'ü bekar, %24'ü evli, %44.2'si ortaokul mezunudur. %62.8'inin anne babası hayatta ve birlikte, %12.6'sının ebeveynleri boşanmıştır. %18'inin kendine zarar verme davranışı gösterdiği, %7.4'ünün ise intihar girişiminde bulunduğu saptanmıştır. Katılımcıların %37.2'sinin daha önce de DS tedbiri aldığı ve %25'inin daha önce madde kullanımı dışında başka bir suçtan sabıkasının olduğu, %14'ünün ailesinde DS tedbiri alan kişilerin olduğu ve %11'inin de ailesinde sabıka olduğu, %63.2'sinin arkadaş çevresinde DS tedbiri alanların olduğu ve %39'unun arkadaşlarında sabıka olduğu belirlenmiştir. Sabıkası olan katılımcılar çoğunlukla yaralama, hırsızlık, gasp, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçlarından ceza almıştır. Katılımcıların %77.2'sinin DS tedbiri almalarına neden olan madde esrardır. Yaşam boyu en fazla kullanılan madde esrardır (%88.2). Katılımcıların madde kullanımına başlama yaş ortalaması 19.09±5.3, madde kullanım süresi ortalama 6.3±7 yıldır. %40.2'si madde kullanımına 18 yaş altında başlamıştır. %46.6'sı arkadaş etkisiyle madde kullanımına başladığını bildirmiştir. Sabıkası olan katılımcıların olmayanlara kıyasla, daha önce DS tedbiri alan katılımcıların ilk defa DS tedbiri alanlara oranla, madde kullanan arkadaşa sahip olanların olmayanlara göre daha uzun madde kullanım süresinin olduğu bulunmuştur. Katılımcıların %90.4'ünün sigara kullanımı olmakla beraber %28.6'sı orta derece, %14.2'si şiddetli derecede bağımlılık düzeyindedir. Alkol kullanımına ilişkin; %32.6'sı kullanmamakta, %38'i kullanmakta, %29.4'ü ise alkol kullanımı konusunda problem yaşamaktadır. Katılımcıların toplamda %13.6'sının kumar oynadığı, %2.2'sinin ise kumar oynama bozukluğu tanısı aldığı belirlenmiştir. Katılımcıların madde kullanım düzeyi ile sigara, alkol kullanım düzeyi ve kumar oynama davranışı arasında istatistiksel olarak pozitif korelasyon olduğu gözlemlenmiştir. SONUÇ: Bağımlılık bir bütündür ve bu konu ele alınırken birbiri ile ilişkili birden çok değişkenin dikkate alınması ve yapılacak çalışmaların bu doğrultuda planlanması önemlidir. Kişinin cinsiyeti, yaş grubu, medeni durumu, suç geçmişi, sosyal çevresinde madde kullanımı ve sabıka durumu, kendine zarar verme davranışı, madde kullanım süresini ve başlama yaşını etkileyen önemli belirleyicilerdir. Bunun yanı sıra katılımcıların kullandıkları yasa dışı maddeler dışında sigara, alkol kullanımı ve kumar oynamanın bu süreçte risk faktörü olduğu göz önünde bulundurularak genel olarak bağımlılık önleyici çalışmaların planlanmasının önemli olduğu ileri sürülebilir. Anahtar Kelimeler: denetimli serbestlik; yasa dışı madde; madde kullanımı; bağımlılık; sigara; alkol; patolojik kumar oynama
Çocukluk çağı travması ve psikolojik dayanıklılığın alkol kullanım bozukluğu klinik görünümüne etkisi
Alkol kullanım bozukluğu, çocukluk çağı travmalarının en önemli sekellerinden biridir. Ancak bazı bireyler etkin başa çıkma stratejileri geliştirirler ve sosyal ilişkiler ve iş gibi hayatın bazı alanlarında başarılı olurlar. Bu olumlu görünüm, 'psikolojik dayanıklılık' kavramı ile açıklanabilir. Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı travması ve psikolojik dayanıklılığın alkol kullanım bozukluğu klinik görünümüne etkisini araştırmaktır. Çalışmaya Ege Üniversitesi Bağımlılık Tedavi Birimi'ne yönlendirilen alkol kullanım bozukluğu tanılı 100 erkek olgu dahil edildi. Olgularda ek psikiyatrik hastalık tanısı yoktu. Sosyodemografik veriler ve alkol kullanım özellikleri elde edildi. Çocukluk çağı travmaları (Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği), psikolojik dayanıklılık (Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği), alkol kullanım bozukluğu şiddeti (Michigan Alkolizm Tarama Testi ve Alkol Bağımlılığı Şiddeti Ölçeği) değerlendirildi. Olguların yaş ortalaması 43.3±10.6 idi. Tüm olguların %64'ü (n=64) evli idi, %70'inin (n=70) düzenli bir işi mevcuttu. Sorunlu alkol kullanımına başlama yaşı 27.4±9.9, ortalama alkol kullanım süresi 15.9±10.7 yıl, en uzun ayıklık süresi ortancası 2 aydı. Psikolojik dayanıklılıkla ile erken alkol deneyimi, sorunlu alkol kullanım süresi ve ayıklık süresi arasında bağıntı yoktu. Geçmişinde intihar girişimi öyküsü olmayan olgularda psikolojik dayanıklılık, intihar öyküsü olan olgulara göre daha yüksek saptandı. Psikolojik dayanıklılık ile alkol kullanım bozukluğu şiddeti arasında negatif bağıntı mevcuttu. Aynı bağıntı, çocukluk çağı travması öyküsü olan grupta korundu ancak çocukluk çağı travması öyküsü olmayan grupta saptanmadı. Regresyon modeli, psikolojik dayanıklılık bir birim arttığında, hastalık şiddetinin 0.18 birim azaldığını, hastalık şiddetindeki değişimin %18'inin psikolojik dayanıklılık tarafından açıklandığını ve yaş, eğitim ve çocukluk çağı travmasının bu modele katkısının olmadığını gösterdi. Çalışma bulgularımız, psikolojik dayanıklılığı artırmaya yönelik yapılacak müdahalelerin, alkol kullanım bozukluğunda tedavi sürecini ve hastalık şiddetini olumlu yönde etkileyeceğini göstermektedir. Anahtar sözcükler: Alkol kullanım bozukluğu; Çocukluk çağı travması; Psikolojik dayanıklılık
Denetimli serbestlik programı'ndan yararlanan kişilerin kişilik özelliklerinin 'davranış inhibisyon sistemi/davranış aktivasyon sistemi ölçeği' ve 'eysenck kişilik envanteri-gözden geçirilmiş kısa formu' üzerinden araştırılması
Bu araştırmada madde kullanımı nedeniyle Denetimli Serbestlik Programı'na dahil olan kişilerin kişilik özelliklerinin biyolojik temelli kişilik teorileri üzerinden incelenmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle madde kullanımına bağlı olarak Denetimli Serbestlik Programı'na dahil olmuş, 18-60 yaş arası 150 erkek katılımcıyla çalışılmıştır. Herbir katılımcı demografik bilgiler formu ile Davranış İnhibisyon Sistemi(DİS)/Davranış Aktivasyon Sistemi (DAS) Ölçeği ve Eysenck Kişilik Envanteri-Gözden Geçirilmiş Kısa Formu'nu doldurmuşlardır. Yapılan analizler sonucunda katılımcıların yaş ortalamaları 26, %71'inin bekar, %48'inin ortaokul mezunu olduğu, %89'unun sigarayı, %85'inin alkolü, %29'unun ise ekstaziyi yaşamları boyunca en az bir kez kullandığı saptanmıştır. Bu maddelerin yanında diğer uyarıcı ve uyuşturucu maddelerin yaşamboyu kullanımı olduğu görülmüştür. Katılımcıların DAS/DİS Ölçeği'nin altölçeklerinden istatistiksel olarak anlamlı bir farkla yüksek puan almadıkları fakat EKE-GGK Formu'nun altölçekleri puanlarınından Dışadönüklük ve Yalan altölçeklerinden yüksek puan aldıkları saptanmıştır. DAS/DİS Ölçeği ve EKE-GGK Formu'nun karşılaştırmalı analizlerinde katılımcıların DAS/DİS Ölçeği Davranış Aktivasyon Sistemi altölçeği ile EKE-GGK Formu'nun Nörotisizm ve Psikotisizm altölçekleri ile DAS/DİS Ölçeği Davranış İnhibisyon Sistemi altölçeği ve EKE-GGK Formu'nun Yalan ile Nörotisizm altölkçekleri arasında pozitif korelasyon olduğu görülmüştür.Demografik verilerin ölçek sonuçları ile karşılaştırılmasında ise demografik verilerden Yaş ile DAS/DİS Ölçeği'nin DAS, Ödüle Duyarlılık, Eğlence Arayışı ve Dürtü altölçekleri puanlarının arasında negatif korelasyon olduğu ve bunun yanında EKE-GGK Formu'nun Yalan altölçeği puanları ile pozitif korelasyon olduğu, bekar katılımcıların DAS/DİS Ölçeği'nin DAS, Eğlence Arayışı ve Dürtü altölçeklerinden ve EKE-GGK Formu'nun Psikotisizm altölçeklerinden diğer medeni hallere dahil olan katılımcıların bu ölçeklerden aldıkları puanlardan daha yüksek olduğu, eğitim düzeyi ve ölçek sonuçları arasındaki ilişkide ise ortaokul mezunu olan katılımcıların DAS/DİS Ölçeği Davranış Aktivasyon Sistemi altölçeğinden ve ilkokul mezunu olan katılımcıların EKE-GGK Formu'nun Yalan altölçeğinden diğer eğitim düzeylerine sahip katılımcılara göre daha yüksek puan aldıkları görülmüştür. Kullanılan maddeler ve DAS/DİS Ölçeği ile EKE-GGK Formu ile yapılan karşılaştırmalı analizlerde ise DAS/DİS Ölçeği Davranış Aktivasyon Sistemi altölçeği puanları yaşamboyu uçucu kullanımı olan katılımcılarda yaşamboyu uçucu kullanımı olmayan katılımcılara göre, Davranış İnhibisyon Sistemi altölçeği puanları yaşamboyu alkol kullanımı olmayan katılımcılarda yaşamboyu alkol kullanımı olan katılımcılara göre, EKE-GGK Formu'nun Dışadönüklük altölçeği puanları yaşamboyu alkol kullanımı olan katılımcılarda yaşamboyu alkol kullanımı olmayan katılımcılara göre ve yaşamboyu sakinleştirici kullanımı olmayan katılımcılarda yaşamboyu sakinleştirici kullanımı olan katılımcılara göre, EKE-GGK Formu'nun Nörotisizm altölçeği puanları yaşamboyu uçucu kullanımı, yaşamboyu eroin kullanımı ve yaşamboyu sakinleştirici kullanımı olan katılımcılarda yaşamboyu uçucu kullanımı, yaşamboyu eroin kullanımı ve yaşamboyu sakinleştirici kullanımı olmayan katılımcılara göre ve son olarak EKE-GGK Formu'nun Yalan altölçeği puanları yaşamboyu uçucu, ekstazi ve kokain kullanımı olmayan katılımcılarda yaşamboyu uçucu, ekstazi ve kokain olan katılımcılara göre daha yüksektir. Sonuç olarak, yaş, medeni hal, eğitim düzeyi ve yaşamboyu kullanılan maddelerdeki farklılıklar ile kişilerin kişilik özellikleri arasındaki farklılıklar birbiriyle ilişkilidir. Ayrıca Denetimli Serbestlik Programı'na dahil olan kişiler daha dışadönük ve yalan söylemeye eğilimlidirler. Ayrıca çalışmaya katılan kişilerin dışadönüklük, yalan, nörotisizm ve psikotisizm özellikleri ile davranışlarını kontrolsüzce gerçekleştirmeleri arasındaki ilişki, dışadönüklük, yalan, nörotisizm ve psikotisizm özellikleri ile davranışlarını inhibe edebilmeleri arasındaki ilişkiden daha güçlüdür. Bu analizle birlikte Denetimli Serbestlik Programı'na esrar kullanımından dolayı dahil olan kişilerin daha dürtüsel oldukları, ödüle duyarlılıklarının daha fazla olduğu ve daha sık eğlence arayışına girdikleri sonucuna ulaşılabilir
Alkol bağımlılığı şiddeti ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirliği
Amaç: Bu araştırma, alkol kullanım bozukluğu olan olgularda bağımlılık şiddetini değerlendirmek üzere, Tim Stockwell ve arkadaşları tarafından 1983 yılında geliştirilen Alkol Bağımlılığı Şiddeti Ölçeğinin Türkçe uyarlamasının geçerlik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yapılan metodolojik tipte bir çalışmadır. Yöntem: Araştırma Nisan 2014- Nisan 2015 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü'ne başvuran ve DSM-V tanı ölçütlerine göre alkol kullanım bozukluğu tanısı almış 200 kişinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Öncelikle ölçeğin dilsel eşdeğerliği incelenmiş geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Test-yeniden-test değerlendirmesi için ölçek ayrıca iki hafta ara ile 37 kişiye uygulanmıştır. Karşılaştırma amacıyla katılımcılara Michigan Alkolizm Tarama Testi de verilmiştir. Bulgular: Ölçeğin güvenirliğini belirlemek için hesaplanan Cronbach alfa iç tutarlık katsayısı α=0,914 olarak bulunmuştur. Ölçeğin toplam puan korelasyonlarına bakıldığında ise, toplam puan korelasyonları 0.309 (ABŞÖ 13) ila 0.730 (ABŞÖ 11) arasında değiştiği bulunmuştur (p< 0.01).Ölçek ve alt boyutlarının zamana göre değişmezliğini değerlendirmek için yapılan güvenirlik analizi (test - tekrar test) ile elde edilen puan ortalamaları bağımlı gruplarda t testi ile karşılaştırılmış, ortalamalar arasında bulunan farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır. Ayrıca test-tekrar test korelasyon katsayısı 0.855 (p<0.01) olarak hesaplanmıştır. Ölçek bağıntılı geçerlik için, Michigan Alkolizm Tarama Testi puan ortalamalarına ait korelasyon kat sayıları karşılaştırılmıştır. Katılımcılarımızın ABŞÖ skorlarının MATT skorları ile yüksek korelasyon gösterdiği saptanmıştır (r=0,557 p<0,001). Yapılan faktör analizi sonucunda dört alt boyut belirlenmiştir. Elde edilen alt boyutların faktör yükleri 0.49 - 0.91 olarak saptanmıştır. Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızdan elde ettiğimiz veriler ABŞÖ'nün dört faktörlü Türkçe versiyonu alkol bağımlılığı şiddetinin değerlendirilmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu göstermiştir.
Görsel medyanın alkol ve sigara kullanımı üzerine etkisinin incelenmesi
Alkol ve madde bağımlılığı, birçok boyutu olan önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kişiler sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını tatmin etmek, keyif almak, heyecan aramak, problemlerinden uzaklaşmak ya da meydan okumak gibi farklı sebeplerle madde kullanmayı denemektedirler. Kişilerin, madde kullanmaya başlamasının en büyük nedeni ve etkileyici unsuru "merak" olarak belirtilmektedir. Medya, merak faktörünü etkileyen unsurlardan biridir. İzlenen sahnede alkol ve maddenin kötü yanının gösterilmemesi ve tamamen keyif veren, gevşeten, rahatlatan bir şey gibi gösterilmesi kişide merak uyandırabilir ve özendirici etkiler yaratabilir. Alkol ve sigara; imalatı devlet tarafından kurallara bağlanan, kolay ulaşılabilen, uluslararası ve ulusal dağıtımı yoğun; kullanıcılara yönelik reklam ve tanıtımlarının fazla olduğu iki önemli bağımlılık yapan maddedir. Toplumsal olayların şekillenmesinde, gündemin belirlenmesinde görsel medyanın gücü ve üstlendiği rol tartışmasız çok büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma ile, kitle iletişim araçlarının yaygın olarak kullanıldığı günümüzde görsel medyada gösterimlerin alkol ve sigara kullanımı üzerine etkisi bilimsel verilerle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla; 50 gönüllüye alkol ve sigara görsellerini daha az içeren Uzun Hikâye filmi ve 50 gönüllüye alkol ve sigara görsellerinin daha çok yer aldığı Kaybedenler Kulübü filmi izletilmiştir. Filmlerin seçimi sırasında; televizyon, sinema ve internet ortamının her üçünde de gösterilmiş olması, yapım yılları, türleri, beğeni düzeyi, süreleri göz önünde bulundurulmuştur. Katılımcılara cinsiyet, yaş, medeni durum, öğrenim durumu ve çalışabilirlik durumu gibi sosyodemografik özellikleri ile sigara ve alkol kullanım geçmişlerinin, filmi beğeni düzeylerinin, filmdeki alkol ve sigara görselleri ile ilgili soruların ve Penn Alkol Aşerme Ölçeği (PAAÖ) ile Fagerstörm Sigara Bağımlılığı Ölçeği'nin yer aldığı yarı yapılandırılmış bilgi formu uygulanmıştır. Veriler istatiksel olarak değerlendirilmiştir. Katılımcılardan kadın sayısı çoğunlukta olup, büyük bir bölümü bekâr, çalışmayan, üniversite öğrencisidir. Katılımcıların % 38'i sigara kullanmadığını, % vi 23'ü ise hiç alkol tüketmediğini bildirmiştir. Buna rağmen ayda 1-2 kez alkol kullananların sayısı çoğunluktadır. Uzun Hikâye filmini izleyen katılımcılar sigara gösterim süresini gerçeğinden daha az tahmin etmelerine rağmen, alkol gösterim süresini gerçek süresinden yaklaşık 8 kat daha fazla bildirmişlerdir. Sigara içen sayısı az olmasına karşın katılımcılar filmi izlerken sigara isteklerinin ve alkol isteklerinin arttığını belirtmişlerdir. PAAÖ'ye göre alkol içen bireylerin filmi izlerken aşermelerinin artması da bu veriyi destekler niteliktedir. Bu filmin alkol ve sigara görsellerini daha az içermesine karşın izleyen kişilerin aşermelerinin artması önemli bir bulgudur. Kaybedenler Kulübü filmini izleyen katılımcılar alkol ve sigara kullanımına yöneltici etkisinin daha fazla olduğunu belirtmişlerdir. Sigara kullanım süresini gerçeğinden 6 kat, alkol gösterim süresini de yaklaşık 4 kat daha fazla tahmin etmişlerdir. PAAÖ'ye göre alkol içen bireylerin filmi izlerken aşermeleri Uzun Hikâye filmini izleyenlere oranla yaklaşık 2 kat artış göstermiştir. Bu çalışma ile televizyon, sinema ve internet gibi görsel medya organlarında yayınlanan alkol ve sigara içeren görsellerin bu maddeleri kullanma isteği yönünden özendirici olduğu gözlenmiştir. Alkol ve madde bağımlılığı ile mücadelede büyük yer tutan önleme faaliyetlerinde eğitici işlevi ile yer alan görsel medyada bu tür maddelerin işlenilmesinde akıllı işaretler kullanılması bir kısıtlayıcılık oluştursa da izleme eylemi kişilerin kendi insiyatifine bırakıldığından özellikle sinema gösterimlerinde alkol ve sigara içeriklerinin kullanılması ile yeni düzenlemeler yapılması gerekliliği bu çalışmanın sonuçlarındandır.
Esrar ve sentetik esrar kullanımı olan bireylerin nöropsikolojik işlevlerinin madde kullanımı olmayan bireyler ile karşılaştırılması
Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımında ve yeni sentetik maddelerin kullanıma girmesinde gözlenen yükseliş sosyoekonomik bir mesele olmakla birlikte, kullanıcıların çeşitli sağlık sorunları yaşamalarına yol açmaktadır. Çalışmamızda esrar ve sentetik esrar kullanımının yol açtığı nörobilişsel işlev kayıpları belirli bilişsel alanlar (dikkat ve çalışma belleği, yönetici işlevler, görsel-mekânsal algılama, öğrenme ve bellek, planlama ve problem çözme, sözcük adlandırma) incelenmiş, sağlıklı kontrollerle karşılaştırılarak betimlenmeye çalışılmıştır. Araştırmamızda, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi Polikliniği'ne 2015 Mart - 2017 Şubat ayları arasında başvuruda bulunan geçmişte en az bir yıl esrar kullanmış 52 katılımcı ile geçmişte en az bir yıl sentetik esrar kullanmış 51 katılımcı araştırmanın madde kullanım geçmişi olan katılımcı grubunu oluştururken, herhangi bir madde kullanım geçmişi olmayan 57 Ege Üniversitesi çalışanı/öğrencisi kontrol grubu katılımcılarını oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi 160 katılımcıdan meydana gelmektedir. Zihinsel engele sahip olmak, bağımlılık dışında psikiyatrik eş tanı ile tedavi sürecinin olması, nörolojik bir rahatsızlığa sahip olmak, geçmişte kafa travması öyküsüne sahip olmak gibi özellikler araştırmanın dışlama kriterlerini oluşturmuştur. Örneklem grubunun tamamı erkek katılımcılardan oluşmakta, yaş aralığı 18-35 olarak belirlenmekle birlikte, 36-54 yaş aralığında 16 katılımcı yaşla birlikte nöropsikolojik işlevlerdeki değişimi görebilmek amacıyla çalışmaya dahil edilmiştir. Test uygulama oturumlarında, testlerin ve oturumların sırasının belirlenmesinde dengeleme tekniği kullanılmıştır. Dikkat alanı için Stroop Testi, yönetici işlevler ve çalışma belleği alanları için Raven Standart Progresif Matrisler Testi ile Wisconsin Kart Eşleme Testi, görsel-mekânsal algılama alanı için Çizgi Yönü Belirleme Testi ve İşaretleme Testi, öğrenme ve bellek alanları için Sayı Dizisi Öğrenme Testi ve Öktem-Sözel Bellek Süreçleri Testi, planlama ve problem çözme alanları için Londra Kulesi Testi, sözcük adlandırma alanı için Boston Adlandırma Testi kullanılmıştır. Uyum düzeylerinin değerlendirilmesi için Hacettepe Kişilik Envanteri, psikopatolojik semptom düzeylerinin incelenebilmesi için de Belirti Tarama Testi uygulanmıştır. Araştırmamızda, odaklanmış dikkat, görsel-mekânsal algılama, görsel tarama, yönelim, sürdürülebilir dikkat, genel yetenek, anlık bellek, öğrenme, uzun süreli bellek, sözcük adlandırma becerilerinde en düşük performansı sentetik esrar kullanım geçmişi olan katılımcılar gösterirken, tepki hızı, perseverasyon, kavramsallaştırma, soyut düşünme, set değiştirme, tanıma becerilerinde en düşük performans esrar kullanım geçmişi olan katılımcılara aittir. Planlama ve problem çözme becerileri, katılımcıların madde kullanım geçmişleri açısından farklılaşmamıştır. Esrar kullanım süresi, sözcük adlandırma, perseverasyon, tanıma ve hatırlama becerilerini etkilerken, sentetik esrar kullanım süresi öğrenme ve bellek becerilerini etkilemiştir. Haftalık kullanılan madde miktarı arttıkça, sürdürülebilir dikkat becerisinde bozulma gözlenmiştir. Katılımcıların eğitim, gelir, anne ve babalarının eğitim düzeyleri arttıkça, test performanslarında artış gözlenmiştir. Çalışmamızın bulgularına göre uyum düzeyi en düşük ve psikopatolojik semptom düzeyi en yüksek grup sentetik esrar kullanım geçmişi olan katılımcılardır. Bilişsel fonksiyon kayıplarının madde kullanımının kaçınılmaz sonuçlarından biri olduğu düşünüldüğünde, bağımlıların sosyal, akademik, mesleki, iletişim, tedaviye uyum sorunları yaşaması hem bilinen hem de beklenen bir gerçektir. Bağımlılık tedavilerinin, bilişsel fonksiyon kayıplarını gözönünde bulundurarak geliştirilmesi, tedavinin etkililiğini arttıracaktır. Bu nedenle madde kullanımının yol açtığı nörobilişsel işlev kayıplarının daha kapsamlı araştırılabilmesi için kontrollü, nörogörüntüleme tekniklerinin kullanıldığı, geniş örneklemlerle yapılan çalışmalara gereksinim vardır. Bilişsel fonksiyon kayıpları bireysel olarak farklılık gösterdiğinden, seçilen psikoterapi yöntemlerinin ve psikososyal rehabilitasyonun kişiye özel düzenlenmesi yararı arttıracaktır. Özetle bu çalışma, bağımlılık alanında sürdürülen tıbbi ve psikososyal iyileştirme çalışmalarınına bilişsel rehabilitasyon programlarının eklenmesinin başarıyı arttıracağını düşündürmektedir.
Sigara içen ve sigara içmeyen bireylerin psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tutumları açısından karşılaştırılması
Bu çalışmada sigara kullanan, sigara bırakma tedavisi alan ve sigara kullanmayan bireylerin stresle başa çıkma stilleri ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri karşılaştırılmıştır. Çalışmanın örneklemini; sigara kullanan ve sigarayı bırakmak amacıyla Ege Üniversitesi Sigara Bırakma Polikliniği'ne başvuran 116, sigara kullanan 110, sigara kullanmayan 121 kişi oluşturmaktadır. Çalışmada cinsiyet, yaş, eğitim durumu, aylık gelir algısı, medeni durum, birlikte yaşanılan kişiler ve bu kişilerin sigara kullanma durumunun yanı sıra; alkol ve sigara dışında başka bir maddenin kullanım durumu, sigaraya başlama yaşı, sigaraya başlama nedeni, sigara kullanım süresi gibi değişkenleri ölçmek amacıyla bireysel bilgi formu hazırlanmıştır. Bireysel bilgi formuna ek olarak; Fagerström Nikotin Bağımlılığı Testi, Alkol Kullanım Bozukluklarını Belirleme Testi'nde yer alan üç soru, Başa Çıkma Stilleri Ölçeği Kısa Formu, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılan ölçekler arasında yer almaktadır. Elde edilen verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Sözü geçen üç grupta gerçekleştirilen çoklu karşılaştırmalar sonucunda, stresle başa çıkma stilleri ve psikolojik dayanıklılık değişkenlerinin bazı alt boyutlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu bulgusuna ulaşılmış; psikolojik dayanıklılık değişkeninin düzeyi açısından sigara kullanan katılımcılar ile diğer gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu ortaya çıkmıştır.
Bir grup profesyonel futbolcunun futbolu bırakmadan önce ve bıraktıktan sonra madde kullanım profilinin incelenmesi
Bu çalışmada madde kullanımının profesyonel futbol oynamış ve bırakmış kişiler arasında yaygınlığı incelenmiştir. Bu kişilerin madde kullanım profillerini araştırarak, aktif sporculuk dönemi içerisinde sigara, alkol ve diğer madde kullanımının değerlendirilmesi yapılmıştır. Madde kullanımı, futbolu bırakmadan önce ve bıraktıktan sonra, her iki dönemi ele alarak çok yönlü değerlendirilmiştir. Bu çalışmadaki amacımız; geriye dönük sorgulamaya dayanarak sporcuların hem futbolculuk dönemi hem günümüzdeki madde kullanma davranışlarının sosyo-demografik bileşenlerini saptamaktır. Çalışmanın futbolu bırakmış kişiler ile yapılmasının nedeni, profesyonel olarak aktif oynayan futbolculardan mesleki kaygıları sebebiyle madde kullanımı ile ilgili sorulan sorulara samimi cevaplar alınamayacağının düşünülmesidir. Yapılan araştırmada, çalışma evrenini İzmir'de yaşayan profesyonel futbolu bırakmış kişiler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, İzmir ili içinde yaşayan, 25-65 yaş aralığında olan, en az 5 yıl futbol oynamış ve bırakmış bir grup eski futbolcu oluşturmaktadır. Örneklemin tamamı erkektir. Herhangi bir istatistiki seçme yöntemi kullanmadan 238 gönüllü kişiye bireysel olarak anket uygulaması yapılmıştır. Çalışmamızın konusunu teşkil eden profesyonel futbolcuların futbolu bırakmadan önce ve bıraktıktan sonra madde kullanım alışkanlıklarının olduğu ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak, çalışmamıza katılan futbol oyuncuların genelinde özellikle alkol ve sigara gibi zararlı alışkanlıkların yaygın olduğu ve bu maddelerle tanışmaları futbol ortamında gerçekleştiği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler; Profesyonellik; Futbolcu; Madde Kullanımı
Erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun ailede alkol ve madde kullanımı ile ilişkisi
Bu araştırmada alkol bağımlısı erişkinlerde Dikkat Eksikliği ve .Hiperaktivite Bozukluğu belirtileri, erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunda aile alkol-madde kullanım özelliklerinin etkisi incelenmiştir. Bu amaçla deney grubunda alkol bağımlılığı tanısı almış 50 katılımcı ile 50 sağlıklı katılımcının oluşturduğu toplam 100 kişilik bir örneklem kullanılmıştır. Her gruba "Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS)", 'Stroop TBAG Formu' ve Bağımlılık Profil indeksi' uygulanmıştır. BAPİ bağımlılık şiddeti toplam puanı ile Stroop Testi arasında korelasyon bulunmamıştır. BAPİ bağımlılık şiddeti toplam puanı ile DSM-V kriterleri arasında yüksek şiddette ve pozitif bir korelasyon bulunmuştur. Bu sonuca göre bireylerin BAPİ bağımlılık şiddeti arttıkça DSM-V kriterleri de artacak ya da BAPİ bağımlılık şiddeti azaldıkça DSM-V kriterleri de azalacaktır. Alkol bağımlılarından oluşan grup Stroop Testi TBAG Formunun; 1. Siyah Basılmış Renk İsmi Okuma Bölümü, 2. Renkli Basılmış Renk İsmi Okuma Bölümü ve 3. Şekil Rengi Söyleme Bölümünü kontrol grubundan daha uzun sürelerde tamamlamışlardır. Alkol bağımlısı olanlar ile olmayanların hiperaktivite/dürtüsellik puanları arasında istatistiksel .olarak anlamlı bir farklılık mevcuttur.:Alkol bağımlısı grubun hiperaktivite/dürtüsellik toplam puan ortalaması kontrol grubuna göre daha yüksektir. Yapılan bağımsız örneklem t testi sonucunda kadın .ve erkeklerin "Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği" alt boyutları toplam puanları anlamlı farklılık görülmemiştir. Ailede alkol kullanımı değişkeni ve Alkol Bağımlısı. ve kontrol grupları arasında istatistiksel anlamlı fark yoktur.: Alkol Bağımlısı Gruptaki katılımcıların 28'inde ailede alkol kullanımı varken 22 kişide yoktur. Kontrol grubundaki 24 kişinin ailesinde alkol kullanımı varken 26 kişinin ailesinde yoktur. Ailesinde alkol kullanımı olan ve olmayanların Erişkinler .İçin Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu .Ölçeği puanları arasında istatistiksel anlamlı bir fark mevcut değildir.. Katılımcıların medeni durumları için hiperaktivite/dürtüsellik puanları arasında istatistiksel anlamlı bir fark. vardır.: Ayrı yaşayan ve boşanmışların hiperaktivite/dürtüsellik toplam puan ortalaması en yüksekken evlilerin hiperaktivite/dürtüsellik toplam puan ortalaması en düşüktür. Yüksek puanın yüksek hiperaktivite/dürtüsellik özelliklerini gösterdiği esas alınırsa ayrı yaşayan ve boşanmış kişilerde hiperaktivite/dürtüsellik en yüksek evlilerde ise en düşüktür. Sonuç olarak; Alkol bağımlılarında dikkat işlevleri, DEHB belirtileri ve DEHB' ye eşlik eden sorunlar daha fazla görülmektedir.
Madde kullanım öyküsü olan mahkumlarda aleksitimi ve öfke ifade tarzlarının psikiyatrik komorbidite ile ilişkisinin incelenmesi
Çalışmamızda; ; madde kullanım öyküsü olan erkek hükümlü/tutuklularda aleksitimi ve öfke ifade tarzlarının psikiyatrik komorbidite ile ilişkisinin değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışmayla alana, cezaevi örnekleminde aleksitimi ile sürekli öfke ve öfke ifade tarzlarının ilişkisini inceleyen çalışma bulunmaması nedeniyle yeni bir bilgi sağlamak amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklemini, Kasım 2013- Ocak 2014 tarihleri arasında İzmir 2 No'lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda adli suçtan cezasını infaz etmekte olan, gönüllü olarak çalışmaya katılmayı kabul eden ve madde kullanım öyküsü olan 134 erkek H/T ile madde kullanım öyküsü olmayan 132 erkek H/T oluşturmuştur. Araştırmaya katılmayı kabul edenlere; Demografik Form, DSM-IV Tanı Kriterlerine Uygun Hazırlanmış Kötüye Kullanım ve Bağımlılık Formu, Türkçe Toronto Aleksitimi Ölçeği, Spielberger Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzları Ölçeği öz bildirim yoluyla, I. Eksende yer alan bozukluklar için DSM-IV'e göre yapılandırılmış klinik görüşme kılavuzu ve kişilik bozuklukları için DSM-III-R'e göre yapılandırılmış klinik görüşme kılavuzu uygulayıcı tarafından bireysel görüşme yoluyla uygulanmıştır. Araştırmaya alınan 266 erkek H/T'nun yaş ortalaması 34±10.16 olarak bulunmuş olup, yaş aralığı 18-73 arasında değişmektedir. H/T'ların %74.1'i (n=197) sigara kullanımına, %46.2'si (n=123) alkol kullanımına, %50.4'ü (n=134) madde kullanımına sahiptir. Aleksitimik olup olmamaları açısından değerlendirildiklerinde, 116 kişinin (%43.6) aleksitimik özellikler taşıdığı, 150 kişinin ise (%56.4) aleksitimik özellikler taşımadığı görülmektedir. Ayrıca; öfkelerini 108 kişinin (%40.6) sürekli öfke, 63 kişinin (%23.7) içe atılan öfke, 47 kişinin (%17.7) dışa vurulan öfke ve 48 kişinin (%18) ise kontrol edilen öfke şeklinde ifade ettikleri görülmüştür. Ek olarak; psikiyatrik rahatsızlıklar ve kişilik bozukluklarına da incelenmiştir. Madde kullanım öyküsü olan ve olmayan katılımcıların aleksitimik olup olmamaları ile öfke ifade tarzları arasındaki ilişkiye bakıldığında; madde kullanım öyküsü olanlarda aleksitimik olup olmamaları ile öfke ifade tarzları olan sürekli, kontrol edilen ve dışa vurulan öfke ifade tarzları arasında anlamlı bir fark bulunamazken (p>0.05), aleksitimik olup olmamaları ile içe atılan öfke ifade tarzı arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Madde kullanım öyküsü olmayanlarda aleksitimik olup olmamaları ile öfke ifade tarzları olan sürekli, kontrol edilen, içe atılan ve dışa vurulan öfke ifade tarzlarının her biri ile aralarında anlamlı bir fark bulunmuştur (p>0.05). Katılımcıların alkol kullanımları, alkol bağımlılıkları, madde bağımlılıkları ve kullandıkları madde türü değişkenleri ile psikiyatrik rahatsızlıklar değişkeni arasında ilişkiye bakıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Ayrıca; alkol kullanımları, alkol bağımlılıkları, madde bağımlılıkları değişkenlerinin ile kişilik bozuklukları değişkeni arasındaki ilişkiye de bakıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Madde kullanım öyküsü olan ve olmayan katılımcıların aleksitimik olup olmamaları ile psikiyatrik rahatsızlıkları arasındaki ve aleksitimik olup olmamaları ile kişilik bozuklukları arasındaki ilişkiler incelendiğinde her iki durum arasında da anlamlı bir fark bulunmuştur. Katılımcıların psikiyatrik rahatsızlıkları ile sürekli, kontrol edilen, içe atılan ve dışa vurulan öfke ifade tarzları arasındaki ve kişilik bozuklukları ile sürekli, kontrol edilen, içe atılan ve dışa vurulan öfke ifade tarzları arasındaki ilişkilere bakıldığında; her bir öfke ifade tarzı ile hem psikiyatrik rahatsızlıklar hem de kişilik bozuklukları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak; aleksitimik belirtilerin, öfke ifade tarzlarının, özellikle içe atılan ve dışa vurulan öfkenin, psikiyatrik rahatsızlıklar ve kişilik bozukluklarının madde kullanım örüntüsü le güçlü bir ilişkisi olduğu söylenebilir. Bu konuda daha çok araştırma yapılmasının kesin sonuçlar elde edilmesi yönünden uygun olacağı düşünülmektedir. Ceza infaz kurumlarında bilimsel çalışmaların arttırılmasına, bu yönde müdahale programlarının geliştirilmesi ile mahpusların rehabilitasyon çalışmalarının daha sistematik hale getirilmesine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Suç; mahkum; bağımlılık; aleksitimi; öfke; psikiyatrik komorbidite
Dokuz Eylül Üniversitesi'nde öğrenim gören üç farklı fakülte öğrencilerinin alkol ve madde bağımlılığına yönelik damgalamaları
Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesinin Eğitim, Güzel Sanatlar ve İlahiyat fakültelerinde okuyan üniversite öğrencilerinde: alkol ve madde bağımlılığına yönelik damgalamaları, sigara, alkol ve madde kullanım yaygınlığı, alkol ve madde bağımlılığına yönelik damgalamaları ile öğrenim gördükleri fakülte ve sigara, alkol ve madde kullanım arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı-kesitsel tipteki bu araştırmaya Dokuz Eylül Üniversitesi'nde okuyan (81 İlahiyat Fakültesi, 83 Eğitim Fakültesi ve 76 Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencisi) 240 öğrenci katılmıştır. Araştırmada Varan ve Özbay tarafından geliştirilen Alkol-Madde Bağımlılığı Damgalama Ölçeği ve Bireysel Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde, Ki Kare testi, Çoklu Varyans Analizi (MANOVA), Tukey ve Tamhane T2 testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; öğrencilerin damgalama eğilimleri okudukları fakülteye, cinsiyete, aylık gelire, kendilerinin ve ebeveynlerinin sigara alkol ve madde kullanımına göre anlamlı bir farklılık göstermektedir. Güzel Sanatlar Fakültesinde okuyan öğrencilerin damgalama düzeyi Eğitim ve İlahiyat fakültelerinde okuyan öğrencilere göre daha düşük bulunmuştur. Ayrıca sigara, alkol ve madde kullanan öğrencilerin damgalama eğilimi kullanmayanlara göre daha düşük olduğu gözlenmiştir. Araştırmada elde edilen bir diğer önemli bulgu ise öğrencilerin %60,1'i yüksek olumsuz tutuma sahipken aynı zamanda %80,6'sı da yüksek olumlu tutuma sahiptir ve olumlu tutumla diğer değişkenler arasında anlamlı düzeyde ilişkili yoktur. Anahtar kelimeler: damgalama, tutum, öğrenci, alkol, madde, sigara, bağımlılık.
Esrar bağımlılarında algılanan ebeveyn kabul reddinin, psikolojik uyumları ve yetişkinlikteki yakın ilişkiler üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu araştırmada esrar bağımlısı olan 75 (50%) ile esrar bağımlısı olmayan 75 (50%) erkek; sosyodemografik özellikler, anne ve baba kabul-reddi, psikolojik uyum, eş kabul-reddi ile kendine zarar verme davranışı, intihar düşüncesi ve girişimi ve çocukluk çağı travmatik yaşantının varlığı açısından karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Araştırmada Rohner (1986, 1999) tarafından geliştirilen Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği Anne-Baba formları, Kişilik Değerlendirme Ölçeği ve Eş Kabul-Red Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular, esrar bağımlısı olan kişilerin çocukluklarında hem anneleriyle hem de babalarıyla ilişkilerinde esrar bağımlısı olmayan kişilere göre daha fazla ihmal edildiklerini ve anneleri ve babaları tarafından sevildikleri hakkında daha fazla şüpheye düştüklerini ve daha az kabul algıladıklarını göstermiştir. Esrar bağımlısı olan kişilerin babalarıyla ilişkilerinde ihmal edilmiş olmaları ve algıladıkları ayrışmamış red ile kişilerin çoklu madde kullanımıları arasında güçlü bir bağ olduğu görülmüştür. Yakın ilişkilerinde algıladıkları kabul red açısından esrar bağımlısı olanların normal gruba göre, eşlerini daha saldırgan, ve görünürde belirgin ihmal, saldırganlık ya da soğukluk olmadığı halde eşlerini daha ilgisiz ve daha sevgisiz algıladıkları görülmüştür. Ayrıca, esrar bağımlısı olan kişilerin, eşleri tarafından daha fazla kontrol edildiklerini ve daha az kabul edildiklerini düşündükleri bulunmuştur. Genel psikolojik uyum açısından, araştırmadan elde edilen bulgular esrar bağımlısı olan kişilerin genel psikolojik uyumunun normal gruba göre daha sağlıksız olduğunu ortaya koymuştur. Esrar bağımlısı olanlar normal gruba göre daha olumsuz benlik algısına ve yetersizlik duygusuna sahiptirler, duygularını göstermekte ve uygun duygusal tepkiler vermekte zorlanmaktadırlar. Ayrıca normal gruba göre daha öfkelidirler ve dünya görüşleri daha olumsuzdur. Araştırmadan elde edilen bulgular, esrar bağımlısı olan kişilerin genel psikolojik uyumlarının çocuklukta anne-babalarıyla bugün ise eşleriyle yaşadıkları yakın ilişkilerde algıladıkları kabul-red ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Çocukluk dönemine ilişkin ebeveyn kabul-reddi anılarının, yetişkinlik döneminde algılanan eş kabul-reddi ile psikolojik uyum arasındaki ilişkide aracılık etkisi incelendiğinde, esrar bağımlılarının oluşturduğu grupta çocuklukta algılamış olan anne kabulü, eş kabulü ile psikolojik uyum arasındaki ilişkiye tam aracılık etmiştir. Kontrol grubunda ise, çocuklukta algılamış olan anne kabulünün eş kabul-reddi ile psikolojik uyum arasındaki ilişki üzerinde aracılık etkisi yoktur. Bağımlı grupta, baba kabul-reddinin psikolojik uyum ve eş kabul-reddi üzerinde dolaylı aracılık etkisi bulunduğu ancak kontrol grubunda yer alanlar için çocuklukta algılanmış olan baba kabul-reddi eş kabul-red ile psikolojik uyum arasındaki ilişkiye aracılık etmediği bulunmuştur. Son olarak esrar bağımlısı olan kişilerin çocuklukta fiziksel, sözel şiddete ve duygusal istismara bağımlı olmayan gruptan belirgin düzeyde daha fazla maruz kaldığı, kendine zarar verme davranışının, intihar düşüncesinin ve girişiminin daha fazla olduğu görülmüştür.