Ege University
Faculty

Faculty of Dentistry

Ege University

38

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı akışkanlıklarda ve kimyasal yapıdaki ölçü maddelerinin yüzey detay verebilme yeteneklerinin ve akışkanlıklarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Protetik tedaviler için çeşitli ölçü maddeleri kullanıma sunulmuş bulunmaktadır. Vakaya en uygun ölçü maddesi seçiminde kullanılması düşünülen ölçü maddelerinin detay verebilme ve akışkanlık derecelerinin iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu çalışmada değişik kimyasal yapı ve akışkanlıktaki ölçü maddelerinin detay verme ve akışkanlık değerleri karşılaştırılarak vakaya en uygun ölçü maddesi seçiminde kullanıcıya rehber olunması amaçlanmıştır. Çalışmamızda polivinil siloksan ölçü maddesinin az akışkan, orta akışkan ve akışkan formları, polieter ölçü maddesinin az akışkan, orta akışkan ve akışkan formları, C tipi silikon ölçü maddesinin ise orta akışkan ve akışkan formları kullanılmıştır. Her bir gruptan shark fin test cihazından ve yüzey detay kalıbından 10'ar adet örnek olmak üzere toplamda 160 adet örnek elde edilmiştir. Shark fin test cihazından çıkan köpek balığı yüzgecine benzeyen örneklerin fotoğrafları sabit uzaklıktan çekilmiştir. Örneklerin en uç noktasından köpek balığı yüzgecinin başladığı noktaya kadar olan alanları görüntü işleme programı Image J kullanılarak ölçülmüştür. Yüzey detay kalıbından elde edilen örneklerin kesitleri alınmış ve 25,50 ve 75 µm'lik olukların ışık mikroskobunda görüntüleri elde edilmiştir. Elde edilen görüntülerde oluğun en uç noktasından oluğun tabanına kadar olan mesafe görüntü işleme programı Image J kullanılarak ölçülmüştür. Shark fin testi alan analizi sonuçlarına göre; polieter orta akışkan grup, polieter akışkan grup ,polivinil siloksan akışkan grup ve C tipi akışkan gruplar ile C tipi orta akışkan grup arasında, C tipi orta akışkan grup aleyhine istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. (p<0.05) Polieter orta akışkan grup, polieter akışkan grup, polivinil siloksan akışkan grup ve C tipi silikon akışkan gruplar ile polivinil siloksan az akışkan grup arasında, polivinil siloksan az akışkan grup aleyhine istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. (p<0.05) Polivinil siloksan akışkan grup ile polieter az akışkan grup arasındaki fark polivinil siloksan akışkan grup lehine istatistiksel olarak anlamlıdır. (p<0.05) Polivinil siloksan akışkan grup ile polivinil siloksan orta akışkan grup arasındaki fark polivinil siloksan akışkan grup lehinde istatistiksel olarak anlamlıdır. (p<0.05) Elde edilen veriler, Independent Samples T Testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Post Hoc Bonferroni Testi ile analiz edilmiştir. Yüzey detay analizinden elde edilen istatiksel sonuçlar akışkanlıklarına göre az akışkan gruplar arasında 25 µm'lik değerde, orta akışkanlıktaki gruplar arasında 50 µm'lik değerde anlamlıdır. (p<0.05). Az akışkan gruplarda 75 ve 50 µm'lik değerlerde, orta akışkanlıktaki gruplarda 75 ve 50 µm'lik değerlerde ve çok akışkan gruplarda 75, 50 ve 25 µm'lik değerlerde anlamlı fark bulunmamıştır. (p>0.05). Anahtar kelimeler: shark fin testi, elastomerik ölçü maddeleri, akışkanlık özellikleri, yüzey detay analizi

AkışkanlarDental materyallerElastomerler+3
İbrahim Işık
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Cam seramiklerin dentine bağlanmasında rezin simanlar ile kompozitlerin karşılaştırılması

Bu çalışmada; farklı protokoller ile uygulanan rezin siman ve kompozitlerin cam seramik-yapıştırma ajanı-diş birleşimindeki bağlantıya etkisinin araştırılması ve çalışmada kullanılan materyallerin adezyon başarısının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza çeşitli nedenlerle çekilmiş 108 adet çürüksüz üçüncü molar diş dahil edilmiştir. Çalışmada kullanılacak olan dişler akrilik bloklara gömülüp okluzal yüzeylerinden dentin dokusu açığa çıkartılmıştır. Hazırlanan dişler randomize 9 gruba ayrılmıştır (n=12). 3 mm çapında, 3 mm yüksekliğinde IPS e.max CAD bloktan 108 adet seramik örnek hazırlanmıştır. Dört farklı rezin siman; Variolink Esthetic DC (Ivoclar vivadent), G-cem Link Force (GC), Panavia V5 (Kuraray), Maxcem Elite Chroma (Kerr) ve üç farklı akışkan kompozit; G-aenial universal flow (GC), Herculite XRV Ultra Flow (Kerr) ,Vertise Flow (Kerr) ve bir tane ön ısıtmalı kompozit rezin Enamel Plus HRI (Micerium) kullanılarak üreticilerinin talimatlarına uygun olarak dişlerin hazırlanan okluzal yüzeylerine farklı prosedürler ile (total etch, self etch, self adeziv) yapıştırılmıştır. Yapıştırılan örneklere 5±2 0C ve 55±2 0C'lik su banyoları içerisinde 20 sn bekleme süresinde 5000 döngüde termal yaşlandırma yapılmıştır. Hazırlanan örneklere Universal test cihazı (AGS-J, SHIMADZU) kullanılarak makaslama testi uygulanmış ve bağ dayanımlarına bakılmıştır. Kırma yüzeyleri stereomikroskopta incelenmiş ve kırılma tipleri değerlendirilmiştir. Veriler istatistiksel olarak tek yönlü varyans analizi (Anova) ile değerlendirilmiştir. Test grupları arasındaki anlamlı farklılıkların tespitinde Tukey testi p=0.05 anlamlılık düzeyi kabul edilerek kullanılmıştır. Kırma testi sonuçları ise Ki Kare testi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgulara göre total etch prosedürleri ile yapıştırılan G-aenial universal flow (akışkan kompozit) 15,42 MPa, G-cem Link Force (rezin siman) 12,69 MPa , Herculite XRV Ultra Flow (nanohibrit akışkan kompozit) 11,51 MPa ortalama bağ dayanımları ile diğer örneklerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ardından total etch grubundaki diğer malzemelerin bağ dayanımı ortalamaları Enamel Plus HRI (ön ısıtmalı kompozit rezin) 4,84 MPa ve Variolink DC (rezin siman) 'nın bağ dayanımı 3,15 MPa bulunmuştur. Self etch gruptaki örnekler ise Maxcem Elite Choroma-SE (rezin siman) 3,91 MPa ve Panavia V5 (rezin siman) 3,69 MPa olarak bulunmuştur. Kendinden adezivli prosedürler ile yapıştırılan örneklerin Maxcem Elite Choroma (SA) 0,83 MPa ve Vertise Flow 1,87 MPa bağ dayanımlarının oldukça düşük olduğu da gözlemlenmiştir. Sonuç olarak total etch sistemler ile kullanılan G-aeniel Universal Flow akışkan kompozitin en yüksek bağ dayanımı değeri gösterdiği, onu total etch adesiv siman G-cem Link Force'un izlediği bulunmuştur. Akışkan kompozitlerin total etch prosedürler ile tam seramiklerin yapıştırılmasında rezin simanlara alternatif olabileceği gösterilmiştir. Tam seramiklerin yapıştırılmasında self etch ve self adeziv sistemlerin kullanılması hala tartışmalıdır ve bu tip materyallerin bağlanma performansı açısından daha da geliştirilmesine ihtiyaç vardır.

Akrilik reçinelerDental bondingDental materyaller+4
Alev Mutlu
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Elektrokimyasal yöntemle anodize edilmiş bireysel abutmentların siman bağlantılarının ve mikrobiyolojik tutulumlarının incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; 4 farklı yüzey özelliğine sahip titanyum blokların 3 değişik siman kullanılarak yapıştırılması ve gerilme dayanımlarının ölçülmesi; bu farklı yüzeylere tutunan 5 farklı Candida türünün adezyonlarının değişik ölçüm yöntemleriyle karşılaştırılmasıdır. Yöntem: 5 mm boyunda 10 mm genişliğinde 64 adet titanyum blok üretildi. Mekanik testte Grup 1 elektrokimyasal metod ile anodize olup parlak yüzey edildi, grup 2 anodize edilmiş mat yüzey, grup 3 anodizasyon uygulanmaksızın mat yüzeylerden oluşturuldu, grup 4 ise kontrol grubu olarak belirlenip herhangi bir yüzey işlemi yapılmadı. Bu gruplar rezin siman, polikarboksilat siman ve cam iyonomer simanlarla çiftler halinde yapıştırıldı. Tensile test cihazı yardımıyla 0.5 mm/ dk hız ile çekilip sonuçlar Newton cinsinden kaydedildi. Elde edilen değerler SPSS IBM v.25 programı ve Kruskal- Wallis yöntemi ile istatistiksel olarak incelendi. Mikrobiyolojik test için ise materyaller dört gruba (Gl, G2, G3 ve G4) ayrıldı. Gl; yüzeye yapışmış hücrelerin qPCR ile ölçülmesi için, G2; agar plakalarındaki canlı hücrelerin sayımı için, G3; canlı / ölü hücre analizi için ve G4 grubu; taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizi için gruplandı. Gruplar otoklav ile sterilize edildi. Adezyon incelemesi için iki hücre bileşimi hazırlandı. Bir bileşim (C1), sadece C. albicans içerirken, diğer bileşim (C2), C. albicans, C. glabrata, C. krusei, C. tropicalis ve C. parapsilosis içerikli hazırlandı. CHROMAgar besiyerinde petri plak sayımı yapıldı, q PCR 'da ise kopya DNA sayımı yapıldı. Adeze olan mayalar üzerinde sonikasyon işlemi yapılarak canlı/ ölü mikroorganizma sayımı yapıldı. Bulgular: Mekanik testte Grup 2'ye ait örnekler en yüksek gerilme dayanımını (56.33N +- 8.33) gösterirken, grup 4 ise en düşük gerilme dayanımını (7.75 N+- 2.22) gösterdi (p≤ 0.05). Bu iki grubun değerleri arasındaki fark anlamlı bulundu. Mikrobiyolojik testlerde ise; bloklar üzerine en fazla adeze olan maya C. glabrata olarak; (parlak saf titanyum blokta 547 adet +- 1,83) en az adeze olan maya ise C. tropicalis olarak ( her bir blokta 0 adet +- 0) belirlendi (p≤ 0.05). Elde edilen veriler SPSS IBM v.25 programı ve tek yönlü ANOVA ile istatistiksel olarak incelendi. Sonuç: Mekanik test sonuçları çalışmanın hipotezini de doğrulayacak şekilde; titanyum bloklara uygulanan elektrokimyasal anodizasyon işleminin çekme dayanımını artırdığı yönünde belirlendi. Mikrobiyolojik test sonuçlarında ise anodizasyonun ve parlak yüzeyin maya adezyonunu artırdığı, C. tropicalis' in hiçbir titanyum bloğa adeze olamadığı ve ortamda diğer 4 çeşit mayaların varlığının C. albicans tutulumunu artırdığı belirlendi.

Dental bondingDental estetikDental restorasyon+6
Büşra Doğan
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye'de endodontistler tarafından endodontik tedavide tercih edilen materyal, yöntem ve tedavi protokolünün belirlenmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı ülkemizde endodontistler tarafından endodontik tedavide tercih edilen materyal, yöntem ve tedavi protokollerinin anket çalışması ile belirlenmesi ve elde edilen verilerin Türkiye ve dünyada yapılan benzer çalışmalardaki veriler ile kıyaslanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Türk Endodonti Derneği ve illerin diş hekimliği odaları tarafından düzenlenen kongre, sempozyum ve konferanslara katılan 352 endodontiste anket dağıtıldı. Katılımcılarla yüz yüze görüşülerek 30 çoktan seçmeli soruyu yanıtlamaları istendi. Anket soruları 2 ana bölüme ayrılmıştır; ilk bölümde endodontistlerin yaşı, cinsiyeti, deneyim yılı, çalıştıkları kurum, bilimsel programlara katılımı, ikinci bölümde endodontik tedavilerde kullanılan yöntem ve materyaller ile ilgili 24 soru sorulmuştur. Veriler toplanıp, SPSS (SPSS, Inc., Chicago, IL, ABD) progaramı ile analiz edildi. Anlamlı ilişkilerin hesaplanması için ki-kare ve Fisher's exact testi kullanıldı. (p< .05) Bulgular: Endodontistlerin çoğu (% 88.9) vital pulpa tedavisi yapmaktadır ve vital pulpa tedavileri için kalsiyum hidroksit kullanmaktadır. Her zaman rubber dam ile izolasyon yöntemini ankete katılanların sadece % 4.3'ü tercih etmiştir, % 67.1'i hastalarını herhangi bir büyütme sistemi kullanmadan tedavi etmektedir. Çalışma boyu tespiti için çoğunluk sadece elektronik apeks bulucu (% 47.2) ya da apeks locater ile radyografiyi birlikte kullanmaktadır (% 44.9). Endodontistlerin çoğu (% 96.3) vital asemptomatik vakalarda tek seans kök kanal tedavisini tercih etmiştir. Yaklaşık %85'i kök kanal şekillendirmesi için el aletlerini ve döner aletleri birlikte kullanmaktadır. En fazla rotasyonel hareketle çalışan çoklu eğe sistemleri kullanılmaktadır (% 75). Katılımcıların % 90'dan fazlası öncelikli olarak sodyum hipoklorit kullanırken, % 41.2'si %1.6-2.5 konsantrasyonda tercih etmiştir. Katılımcıların % 52.3'ü irigasyon için 27 gauge kanülleri kullanmaktadır. En fazla kullanılan medikament kalsiyum hidroksittir (% 93.2). Ankete katılanların yüzde yetmiş üçü endodontik tedavi sırasında smear tabakasını uzaklaştırmayı hedeflemektedir. Polimer esaslı kanal patları en çok seçilmiştir (% 67.6). Soğuk lateral kondensasyon tekniği ve basit tek kon tekniği popüler dolum teknikleridir. Kök kanal tedavili dişlerin koroner restorasyonlarında en sık kullanılan materyal rezin kompozitlerdir (%66.8). Sonuç: Sonuçlar, yeni teknik ve malzemelerin Türkiye'de çalışan endodontistlerin klinik uygulamalarına dahil edildiğini göstermiştir. Ancak uygulanan tedavilerin kalitelerinin artması için rutin tedavi sırasında izlenecek standart kılavuz ilkeler ve prosedürlerin bilincinde olmak gerekmektedir. Bu nedenle, devam eden diş hekimliği eğitim programları, konferanslar ve kongreler yoluyla endodontide güncel kavram ve teknikler hakkında bilgi sahibi olmak çok önemlidir. Anahtar kelimeler: Endodontist; kök kanal tedavisi; kullanım; teknik; materyal; anket

AnketlerDental materyallerEndodonti+4
Serpiye Merve Görür
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Klinikte tedavi edilen molar-kesici hipomineralizasyonlu dişlerde ağrı duyarlılığı ve hastalardaki anksiyete düzeylerinin karşılaştırılmalı olarak araştırılması

Bu çalışmada molar kesici hipomineralizasyonu (MIH) gözlenen hastalarda olası etiyolojik faktörlerin incelenmesi, çocukların tedavi öncesi ve sonrasındaki dental anksiyete düzeyleri ile tedavi sırasında hissedilen ağrı düzeylerinin belirlenmesi amaçlandı. MIH gözlenen çocuklarla aynı yaş grubundaki sağlıklı mineye sahip çocukların dental anksiyete ve ağrı seviyelerinin karşılaştırılması ile MIH'lı dişlerin tedavisinde karşılaşılan davranış yönlendirme sorunlarının çözümünde yol gösterici bulgular elde edilebileceği öngörüldü. Bu araştırmaya, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Ana Bilim Dalı'na başvuran, yaşları 6 - 12 arasında değişen 60 çocuk dahil edildi. Bunlardan MIH gözlenen 30 hasta çalışma grubunu oluştururken, sağlıklı mineye sahip 30 hasta kontrol grubuna dahil edildi. Her iki gruptaki hastaların üst çene sağ veya sol molar dişlerinde bulunan çürükler lokal anestezi (Ultracain® DS ampul, Aventis Pharma, İstanbul, Türkiye) uygulanması sonrasında tedavi edildi. Bu çocuklarda başlangıçtaki dental anksiyetenin değerlendirilmesi amacıyla Corah Dental Anksiyete Skalası kullanıldı. Tedavi öncesinde ve sırasında kendini nasıl hissetiğini betimlemesi için ise Spielberg'in Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI) kısa formu ve Wong-Baker Skalası kullanıldı. Tedavi sırasında hissedilen ağrının derecelendirilmesi amacıyla ise Sayısal Ağrı Derecelendirme Skalası kullanıldı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics 25.0 programı ile gerçekleştirildi, bu amaçla Ki-Kare Testi ve Fisher'ın Kesin Ki-Kare Testi kullanıldı. Gruplar içindeki karşılaştırmalar için Mann-Whitney-U Testi, gruplar arasındaki karşılaştırmalar için ise Wilcoxon Testi kullanıldı. İstatistiksel değerlendirmeler sonucunda, MIH gözlenen grup ile kontrol grubu arasında dental anksiyete açısından anlamlı bir fark bulunmadı. Tedavi sırasında hissedilen ağrı düzeyi MIH grubunda daha yüksek olmakla birlikte, bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptandı. Çalışmaya katılan çocukların tümünde tedavi sırasında yaşanan ağrı ile tedavi sırasındaki dental anksiyete düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Ayrıca tedavi sırasındaki anksiyete düzeyinin, başlangıç anksiyete düzeyinden daha düşük olduğu görüldü. Bu bulgular doğrultusunda, doğru davranış yönlendirme teknikleri ve ağrı kontrolünün sağlanması ile dental anksiyetenin önlenebileceği sonucuna varıldı.

AnksiyeteAzı dişleriAğrı algısı+5
Funda Gökırmak
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Trizomi 21'li bireylerde dişsel gelişim defektlerinin görülme sıklığının ve olası etiyolojilerinin değerlendirilmesi

Otozomal kromozomal hastalıklar içinde en yaygın görülen, Trizomi 21 veya Trizomi G olarak da bilinen Down sendromunun diş bulguları arasında hipoplazi, hipokalsifikasyon ve mine defektlerinin yaygın olarak gözlendiği bilinmektedir. Araştırmacılar Down sendromlularda fetüsün fetal yaşam boyunca ve sonrasında bir dizi gelişimsel bozukluğa maruz kaldığı sonucuna varmışlar ve bu bireylerin neonatal adaptasyonda zorluklar yaşadığını belirtmişlerdir. Bunun sonucunda Down sendromlu bireylerde dentin ve minenin olgunlaşması sırasında oluşan, bir ağaçtaki büyüme halkalarına benzeyen inkremental çizgilerin arttığı, sağlıklı bireylere göre daha geniş ve koyu renkte olduğu bildirilmiştir. Erken yaşlarda antimikrobiyal kemoterapiye çoğunlukla gerek duyulması sonucu bu bireylerde tetrasiklin renklenmeleri de görülebilmektedir. Bazı araştırmacılar; hipoplastik defektlerin prenatal değişiklerden çok postnatal değişiklikler olduğunu vurgulamış, bu defektlerin önemli veya uzun süren ateşli hastalıkların sonucu olarak meydana geldiğini belirtmişlerdir. Literatürde Down sendromlu bireylerin dişlerindeki hipoplazi ve hipokalsifikasyon bozukluklarının prevalansıyla ilgili çalışma sayısı yok denecek kadar azdır. Çalışmamızda, Down sendromlu bireylerin dişlerindeki hipoplazi ve hipokalsifikasyon bozukluklarının prevalansının ve olası etiyolojik faktörlerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamızda 50 Down sendromlu birey ve kontrol grubunu oluşturan 50 sağlıklı bireyin ağız içi muayenesi yapılarak hipoplazi ve hipomineralizasyon bozuklukları, bruksizm, dişlerde atrizyon, çapraşıklık, ön açık kapanış, derin damak, dil itimi, travma, çiğneme, yutma problemi ve çürük prevalansı kaydedildi. Aynı zamanda var olan hipoplazinin etiyolojisine yönelik velilere anket uygulaması yapıldı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak Fisher's Exact Test , ki kare testi ve Mann Whitney-U testi ile değerlendirildi. Çalışma sonucunda Down sendromlu bireylerde hipoplazi prevalansı %6 olarak bulundu. Hipoplazisi olan Down sendromlu bireylerin hepsi erkek olarak tespit edildi. Down sendromlu bireylerde bruksizm, atrizyon, çapraşıklık, ön açık kapanış, derin damak, dil itimi, çiğneme ve yutma problemi kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Down sendromlu bireylerin dfs değerleri kontrol grubundan anlamlı derecede düşük bulunmuş olup, DMFS değerleri arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Hipoplazi görülen Down sendromlu bireylerin diş fırçalama alışkanlığı hipoplazisi olmayan Down sendromlu bireylerden anlamlı derecede düşük, dfs ve DMFS değerleri anlamlı olmamakla birlikte yüksek bulundu. Çalışmamız Down sendromlu bireylerin diş yapısındaki hipoplazi prevalansı ve olası etiyolojik faktörlerle ilgili yapılacak diğer çalışmalara ışık tutabilir. Ancak daha fazla sayıda Down sendromlu bireyin dahil olduğu çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Down sendromu; Mine hipoplazisi; Prevalans; Etiyolojik faktör

Dental mineDiş anomalileriDown sendromu+4
Cansu Ertaş
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Frezleme hızının implant stabilitesi ve postoperatif ağrı seviyelerine etkisinin incelenmesi

AMAÇ: Çalışmanın amacı, implant yuvası hazırlanması esnasında 50 rpm düşük devir irrigasyonsuz frezleme ve 800 rpm yüksek devir irrigasyonlu frezleme yöntemlerinin cerrahi sırasında oluşan rahatsızlık, postoperatif dönemde algılanan ağrı seviyeleri ve implant stabilitelerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmaya alt birinci molar diş bölgelerinde karşılıklı diş eksikliği bulunan 15 birey (8 erkek ve 7 kadın, yaş ortalaması: 38±15) dahil edildi. Dişsiz bölgelerin test veya kontrol grubuna dağılımı operasyon sırasında tam kalınlık flep kaldırılmasından sonra rastgele belirlendi. Test grubunda 50 rpm irrigasyonsuz frezleme, kontrol grubunda ise 800 rpm irrigasyon ile frezleme yapılarak implant yuvaları hazırlandı. Her iki grupta da standart çap ve boyda implant ve iyileşme başlıkları kullanıldı. Implantın primer ve sekonder stabilite değerleri başlangıç, 1,2 ve 3. Aylarda rezonans frekans analizi yöntemiyle değerlendirilirken, sert dokular başlangıç ve 3. ayda alınan paralel teknik periapikal radyografilerle değerlendirildi. Ayrıca, dişsiz bölgeye komşu dişlerin vitalite değerleri başlangıç, 1 ve 3. aylarda ölçülerek kayıt altına alındı. Dişsiz bölgedeki keratinize doku genişlikleri ise başlangıç ve 3. ayda ölçüldü. Aynı zamanda operasyon sırasında ve sonrası 1 hafta boyunca hastanın algıladığı ağrı seviyeleri VAS skalası yardımıyla kaydedildi. BULGULAR: Onbeş hastanın tümü planlanan şekilde çalışmayı tamamladı. Keratinize doku genişlikleri gruplar arasında anlamlı fark oluşturmazken grup içi başlangıç ve 3. ay arasında istatistiksel anlamlı fark saptandı (p<0,01). RFA ve vitalite değerlerinde ise tüm takip dönemlerinde grup içi ve guruplar arası kıyaslamada benzerdi. İlk kemik implant temas noktası grup içi kıyaslandığında her iki grup içinde başlangıca göre anlamlı seviyede azalma saptandı (Test Grubu içi p<0,01, Kontrol Grubu için p=0,01). Marjinal kemik kaybı her iki grupta benzer bulundu. Operasyon sırasında algılanan rahatsızlık seviyesi gruplar arasında benzerken, postoperatif 2.gün Test Grubunda ağrı anlamlı seviyede yüksektir (p<0,05). Grup içi kıyaslamada test ve kontrol gruplarında birinci gün algılanan ağrı seviyeleri sırasıyla 6,7. ve 5,6 ve 7. günlerden anlamlı seviyede yüksektir ( p< 0,05). SONUÇ: Her iki frezleme yöntemi de klinik olarak güvenli yöntemler olmasına karşın, yüksek devirde frezlemenin oluşan ağrı seviyesinde az bir avantaj sağladığı izlenmektedir. Ancak bu farkın klinik olarak anlamsız seviyede olduğu söylenebilir.

AğrıAğrı-postoperatifDental implantasyon+2
Aylin Avcı
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant çevresi vertikal defekt boyutlarının radyolojik ve klinik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Periimplantitis tanısı konulmuş hastalarda; implant çevresindeki kemik kaybının dijital periapikal radyografi kullanılarak ölçümü ile cerrahi sırasında yapılan ölçümünün kıyaslanması ve periapikal radyografinin gerçeğe yakınlığının değerlendirilmesi, radyografi üzerinden yapılan defekt tipi tayininin gerçek defekt tipi ile karşılaştırılması ve implant çevresi dokularda metal ve plastik sonda ile yapılan ölçümlerin uyumunun incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Kemik içi komponente sahip periimplantitis defekti bulunan 28 hasta (10'u erkek, 18'i kadın), 51 implant ve 96 yüzey çalışmaya dahil edildi. Plastik ve metal sonda ile sondalama derinlikleri ölçülerek, modifiye gingival ve modifiye plak indeksi değerleri ve keratinize mukoza genişliği değerleri kaydedilen bölgelerden üzerine 10'ar mm' lik metal teller yapıştırılmış filmler ile paralel teknikle periapikal radyografik görüntüler alındı. Cerrahi tedavi sırasında defektin granülasyon dokularından temizlenmesinden sonra defekt tipi tayini yapıldı ve defekt boyutları vertikal ve horizontal yönde stoperli spreader ile dijital kumpas kullanarak ölçüldü. Alınan radyografik görüntüler üzerinden java tabanlı bir program aracılığı ile aynı yönde ölçümler ve defekt tipi tayini yapılarak kaydedildi ve bu veriler birbirleriyle karşılaştırıldı. Metal ve plastik sonda ile yapılan sondalama derinliği ölçümlerinin uyumu da kendi içinde değerlendirildi. Defekt boyutu ölçümleri karşılaştırılması için Bland-Altman analizi kullanıldı. Defekt tipi uyumu için Kappa değeri hesaplandı. İki sonda ile yapılan sondalama derinliği ölçümü uyumu için ise Weigted Kappa değeri hesaplandı. Bulgular: Radyografi üzerinden yapılan ölçümler cerrahi sırasında yapılan ölçümlerden düşük (fark horizontal yönde 0,26mm; vertikal yönde ise 0,23mm) bulundu ve bu istatistiksel olarak anlamlıdır. (p˂0,001) Radyografi üzerinden yapılan defekt tayini cerrahi sırasında belirlenen defekt tipi ile 'orta' derece uyumlu bulundu. (κ= 0,47) Plastik ve metal sonda ile yapılan sondalama derinliği ölçüm değerleri birbiriyle 'iyi' derece uyumlu bulundu. (κw = 0,71) Sonuç: Sonuç olarak periapikal radyografiler paralel teknik ve kalibrasyon için ilave bir işlem kullanılarak elde edildiğinde gerçek defekt boyutunu gerçeğe yakın, ancak olduğundan daha az göstermektedir. Defekt tipi belirlemede ise çok başarılı olmasa da klinisyen için operasyon öncesi fikir sağlayabilir. İmplant çevresinde sondalama derinliklerinin ölçülmesinde uyumları iyi derecede olduğu için metal veya plastik periodontal sondadan herhangi biri tercih edilebilir. Anahtar Kelimeler: Periimplant Defekt, Periapikal Radyografi, Periimplantitis, Periodontal Sonda

Dental implantasyonDental implantlarPeriimplantitis+3
Asena Türedi
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sinüs tabanı yükseltilmesinde kullanılan manyetik çekiç ve konvansiyonel yöntemin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmanın amacı manyetik çekiç ve manuel çekiç kullanılarak yapılan krestal sinüs tabanı yükseltme (KSTY) operasyonu ile birlikte kısa implant uygulanması esnasında oluşan rahatsızlık seviyeleri, postoperatif dönemde oluşan ağrı seviyeleri ve klinik sonuçların kıyaslanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Üst çene posterior bölgede karşılıklı tek diş eksiği bulunan ve maksiller sinüs altında residüel kemik yüksekliği <6mm olan 9 erkek ve 5 kadın, toplam 14 hasta (yaş  ort std: 45  12) çalışmaya dahil edildi. KSTY operasyonu ile birlikte kısa implant yerleştirilmesi esnasında, bir tarafta manyetik çekiç kullanılırken (Test grubu), diğer tarafta manuel çekiç (Kontrol grubu) kullanıldı. Cerrahi rahatsızlık, postoperatif birinci haftada algılanan ağrı seviyesi, komşu dişlerin vitalite durumları, cerrahi süre, çekiç ile yapılan vuruş sayısı ve yükseltilen sinüs miktarları kıyaslandı. Bulgular: Test grubunda cerrahi rahatsızlık seviyesinin kontrol grubundan anlamlı seviyede düşük olduğu saptandı (p<0.05). Benzer şekilde 2, 4 ve 5. günlerdeki ağrı seviyeleri anlamlı seviyede test grubunda düşüktü (p<0.05). Sinüs tabanı yükseltilmesi için kullanılan vuruş sayısı manyetik çekiç grubunda anlamlı seviyede düşükken (p<0,05), komplikasyon oranları ve diğer klinik parametreler grup içi ve gruplar arasında benzerdi. Sonuç: Manyetik çekiç kullanılarak yapılan KSTY operasyonları hasta tarafından daha rahat tolere edilmekte, postoperatif dönemde oluşan ağrı seviyeleri daha düşük olmaktadır. Her iki yöntem de KSTY de güvenli yöntemler olmasına karşın, manyetik çekiç KSTY operasyonlarında manuel çekicin yerini alabilecek kapasitesinin mevcut olduğu düşünülmektedir.

AğrıDental implantasyonDental implantlar+3
Rouzbeh Fazelı
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bilateral gömülü 3. molar cerrahisinde, konsantre büyüme faktörü (KBF) uygulamasının postoperatif ağrı ve ödem üzerine etkisinin araştırılması

Ağız içerisine çeşitli sebeplerden dolayı süremeyen ve gömülü kalan dişlerin çekim kararı verildikten sonra özellikle mandibular yirmi yaş dişi çekimi sonrası meydana gelen ağrı, ödem gibi hastanın sosyal hayatını etkileyen komplikasyonlar meydana gelmesi inflamasyonun doğal sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumun önüne geçmek için, hastanın operasyon sonrası konforunu arttırmak için operason öncesinde, operasyon sırasında ve operasyon sonrasında çeşitli teknikler kullanılmaktadır: İşlem öncesi premedikasyon, çekim soketlerine prf yerleştirilmesi, çeşitli flep dizaynları vs... Bu çalışmada hastaların postoperatif ödem ve ağrı miktarını azaltmak amacıyla gömülü yirmi yaş dişi çekim soketlerine; hastaya ek bir maliyet getirmeksizin kendi venöz kanınından elde edilmiş kontsantre büyüme faktörü yerleştirilmiştir. Bu çalışmaya Ege Üniverstesi Diş hekimliği fakültesi Ağız, Diş Ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'na başvuran hiçbir sistemik hastalığı bulunmayan bilateral simetrik gömülü mandibular yirmi yaş dişine sahip ve çekim endikasyonu almış 49 hasta dahil edilmiştir. Standardizasyonu sağlamak amacıyla operasyonlar aynı cerrah tarafından yapılmış, konsantre büyüme faktörleri aynı cihaz tarafından elde edilmiş ve hastalara post-op aynı medikasyon uygulanmıştır. Hastaların aynı seansta çift taraflı gömülü yirmi yaş dişleri operasyonla alınıp çekim soketlerinden birine konsantre büyüme faktörü yerleştirildi diğer çekim soketi ise kontrol amaçlı boş bırakıldı. Hastalar operasyon sonrası ikinci gün ve yedinci gün kontrole çağırılıp ödem miktarları ölçüldü ayrıca hastalara ağrılarının değerlendirilmesi için vas skalası uygulandı. Çalışmaya dahil edilen 49 hastanın post operatif ödem miktarlarının karşılaştırılması sonucu hem klinik olarak hem de istatiksel olarak konsantre büyüme faktörü yerleştirilen bölgede yerleştirilmeyen bölgeye göre daha az ödem meydana geldiği tespit edilmiştir. Ayrıca Vas skalası incelendiğinde yine KBF kullanılan tarafta istatiksel olarak daha az ağrı meydana geldiği görülmüştür(p<0,05). Sonuç olarak KBF' nin gömülü diş çekimi sonrası ödem ve ağrı oluşumunu azalttığı görülmüştür. KBF' nin ödem ve ağrı dışında ; cep derinliği üzerine etkisi, kanama üzerine etkisi , kemik remodelasyonu hızına etkisi gibi konularda yüksek sayıda hasta grubu içeren çalışmalarla değerlendirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Azı dişleriAğrıAğrı-postoperatif+4
Muharrem Güray Gümüşel
Ege University
2019
00