Eskişehir Osmangazi University
Discipline

Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Anabilim Dalı

Eskişehir Osmangazi University

11

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

11 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Atmosferik soğuk plazmaların farklı tür planktonik bakteri ve biyofilmler üzerine etkilerinin incelenmesi

Dünya üzerindeki mikrobiyal yaşamın %80'ini oluşturan biyofilmler, biyolojik kirliliğin başlıca sebeplerinden biridir. Bu sorunları kalıcı olarak çözebilmek için biyofilmler ile nasıl mücadele edilmesi gerektiğinin iyi araştırılması gerekmektedir. Son yıllarda, geleneksel sterilizasyon yöntemlerine alternatif olarak soğuk plazmalar umut verici bir çözüm olarak ortaya çıkmıştır. Atmosferik basınç soğuk plazma jetleri (ABSPJ) Pseudomonas aeruginosa'nın planktonik formu üzerinde ipliksi modda temas ettiğinde, agar yüzeyinde erozyona neden olurken, difüz modda agar yüzeyine zarar vermeden en yüksek antibakteriyel etkinliği sergilemiştir. P. aeruginosa biyofilmlerinde, 300 saniyede ciddi azalma görülmüştür. Halomonas caseinilytica üzerine atmosferik basınç soğuk plazması (ABSP) uygulanmış ve doğrudan maruziyette 180 saniyede tam inaktivasyon sağlanırken, uzaktan maruziyete ise tam inaktivasyon süresi 300 saniye olarak tespit edilmiştir. H. caseinilytica biyofilmlerinde plazma uygulanmış su içinde 300 saniyede tam inaktivasyon sağlanmıştır. Biyofilmlerdeki yapısal değişiklikleri araştırmak için Alan Emisyon Taramalı Elektron Mikroskobu (FE-SEM) kullanılmıştır. Staphylococcus aureus biyofilmleri üzerine ABSPJ uygulanmıştır ve 300 saniyede önemli azalma görülmüştür. Planktonik formları Girişimli Elektron Mikroskobu ile analiz edilmiştir. Biyofilmler ise Konfokal Lazer Taramalı Mikroskop, FE-SEM, Atomik Kuvvet Mikroskobu, Fourier-Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi ile analiz edilmiştir. Sonuçlarda, morfolojide önemli değişiklikler gözlemlenmiş ve canlılıkta azalma tespit edilmiştir. Ayrıca plazma uygulanmış serum fizyolojik S. aureus biyofilmlerine uygulanmıştır ve 600 saniyede önemli bir azalma gözlenmiştir. Bu çalışmada; atmosferik basınçta üretilen soğuk plazmalar P. aeruginosa, H. caseinilytica, S. aureus bakterilerinin planktonik ve biyofilmleri üzerine uygulanmıştır. Sonuç olarak, soğuk plazmaların gelecekte geleneksel sterilizasyon yöntemlerine karşı alternatif bir teknoloji olabileceği gösterilmiştir.

Mikrobiyolojik korozyonSoğuk plazma
Ethem Serhat Yavaş
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Halofilik funguslardan biyopolimer üretim optimizasyonu, karakterizasyonu ve biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi

Ekstrem koşullara adapte olmuş fungusların ürettikleri polisakkaritler, çeşitlilikleri ve farklı moleküler yapıları nedeniyle biyoteknolojik açıdan dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, hipersalin çevrelerden izole edilen iki fungusun ekzopolisakkarit (EPS) üretim koşullarını optimize etmek için Box-Behnken deney tasarımı kullanılmıştır. Diyaliz membran ile kısmen saflaştırılan EPS'ler için toplam karbonhidrat ve protein miktar tayini, üronik asit varlığı testleri yapılmıştır. Polisakkarit zincirlerinin sarmal yapısı kongo kırmızısı testi ile analiz edilmiştir. Yapısal ve fonksiyonel grup analizleri NMR ve FT-IR ile, monosakkarit bileşimi HPLC ile, molekül ağırlıkları GPC analizi ile, yüzey morfolojisi ve elementel bileşimi SEM-EDS analizi ile incelenmiştir. Antimikrobiyal ve antioksidan aktiviteler ile hücrelere toksik etkileri de biyolojik aktivite çalışmaları ile değerlendirilmiştir. İki halofilik/halotoleran izolat Rhodotorula dairenensis ve Penicillium allii ile optimize koşullarda üretilen EPS miktarları sırasıyla 2,61 g/L ve 3,00 g/L olarak belirlenmiştir. Her iki EPS içerisinde üronik asitin var olduğu ve polisakkarit zincirlerinin sarmal yapıda olduğu tespit edilmiştir. NMR ve FT-IR analizleri, EPS'lerin β-konfigürasyonunda olduğunu ve fonksiyonel gruplarını ortaya koymuştur. R. dairenensis'ten elde edilen EPS ksiloz, P. allii'den elde edilen EPS ise mannoz ve galaktoz içermektedir. En yüksek molekül ağırlıklı fraksiyonların R. dairenensis'te 2126 kDa, P. allii'de ise 218 kDa olduğu belirlenmiştir. EDS analizi ile kükürt içerdikleri tespit edilmiştir. Biyolojik aktivite çalışmalarında antimikrobiyal aktivite gözlenmemiş ancak antioksidan aktivite belirlenmiştir. EPS'lerin hücrelere toksik etkisinin olmadığı MTT yöntemi ile doğrulanmıştır. R. dairenensis ve P. allii EPS'leri, yapılarındaki üronik asit ve kükürt gibi grupların varlığı, sarmal yapıları, antioksidan aktiviteye sahip oluşları, MTT testi ile sağlıklı hücreler üzerine toksik etki göstermemeleri gibi özellikleri ile sağlık ve kozmetik endüstrilerinde kullanım için potansiyel biyopolimer adayı olabilir. Diğer yandan hipersalin koşullarda biyoremediasyon ya da ağır metal giderimi gibi çalışmalar için de uygun olabilecekleri düşünülmektedir. Ancak konuyla ilgili detaylı araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Esma Ocak
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gıda sektörü için biyoaktif ve biyobozunur özelliklere sahip kompozit filmlerin geliştirilmesi

Plastik kirliliği, günümüzde çevresel sağlığı tehdit eden en ciddi problemlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Geleneksel petrol bazlı plastiklerin çevreye olan olumsuz etkileri, biyobozunur plastiklerin geliştirilmesini zaruri kılmaktadır. Biyoplastikler, yenilenebilir kaynaklardan elde edilen ve biyolojik olarak parçalanabilen malzemeler olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, çevre dostu ve antimikrobiyal özelliklere sahip kompozit filmler üretmektir. Elde edilen kompozit filmlerin, özellikle gıda ambalajlama gibi çeşitli alanlarda kullanılma potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir. Bu tez çalışmasında, polivinil alkol (PVA) ve gellan gum (GG) bazlı biyobozunur özelliğe sahip kompozit filmler geliştirilmiştir. Kompozit filmlere antimikrobiyal özellik kazandırmak için Nigella sativa L. yağı ve Salvia officinalis L. ekstresi kullanılmıştır. Nigella sativa L. yağı Salvia officinalis L. ekstresi güçlü antimikrobiyal aktivitesi ve antioksidan özelliği ile dikkat çekmektedir. Bu amaç doğrultusunda, kompozit film formülasyonları optimize edilmiş ve çeşitli karakterizasyon testleri uygulanmıştır. Araştırma sonunda, kompozit filmlerin mekanik, termal ve antimikrobiyal özellikleri detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Kompozit film üretim sürecinde, PVA ve GG'nin uygun oranları belirlenmiş ve Nigella sativa L. yağı ile Salvia officinalis L. ekstresinin etkileri değerlendirilmiştir. Kompozit filmlerin biyobozunurluk ve antimikrobiyal etkinlikleri laboratuvar koşullarında test edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, kompozit filmlerin potansiyel kullanım alanlarını genişletme açısından önemli bilgiler sunmaktadır. Ayrıca, biyoplastiklerin sürdürülebilirlik açısından sağladığı faydalar da vurgulanmıştır. Özellikle gıda sektöründe, biyobozunur ve antimikrobiyal ambalaj malzemelerinin önemi giderek arttığından bu çalışmanın, biyoplastiklerin geliştirilmesine ve yaygın kullanımına önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. Sonuç olarak, Nigella sativa L. yağı ve Salvia officinalis L. ekstresi ile zenginleştirilmiş antimikrobiyal ve antioksidan özellik kazandırılmış kompozit filmlerin, geleneksel plastik ambalajlara alternatif olabileceği gösterilmiştir.

Gonca Gülfem Turan
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyanobakteri aracılı gümüş nanopartiküllerin tekli ve ikili candida albicans ve staphylococcus aureus biyofilmleri üzerine in vitro etkilerinin araştırılması

Biyofilm yapısı mikroorganizmaları dirençli hale getirerek olumsuz çevre şartlarına karşı korur. Prokaryotik Staphylococcus aureus ile ökaryotik Candida albicans mikroorganizmaları halk sağlığı açısından önemli fırsatçı patojenlerdir ve enfeksiyonlardan sıklıkla bir arada izole edilir. Nanoteknolojik yöntemler yüksek derecede dirençli polimikrobiyal biyofilm enfeksiyonlarında umut verici sonuçlar sunabilir. Bu çalışma, Cyanobacterial Chroococcus sp.'den gümüş nanopartiküllerin (AgNP) biyosentezi ve karakterizasyonunu amaçlamıştır. Ayrıca AgNP'lerin planktonik ve biyofilm formundaki tekli ve ikili S. aureus ve C. albicans suşları üzerine etkilerini araştırmıştır. Elde edilen verilere göre, AgNP'lerin sentezi için en uygun koşullar ekstrakt oranı 3:1 v/v (hücre ekstraktı/AgNO3), gümüş tuzu konsantrasyonu 10 mM, pH 7, sıcaklık 60 °C ve süre 30 dakika olarak belirlenmiştir. AgNP'lerin yüzey plazmon rezonansı (SPR) zirvesi 420-430 nm'de gözlenmiş ve AgNP'ler, TEM ile ortalama 11-13 nm çapında ve küresel şekilde gözlenmiştir. EDX analizi güçlü bir gümüş elementi sinyali ortaya çıkarmıştır. FTIR analizleri ile AgNP'lerin oluşumundan sonra absorpsiyon bantlarındaki kayma doğrulanmıştır. X-ışını kırınım analizi, AgNP'lerin kübik kristal şeklinde olduğunu göstermiştir. AgNP'lerin zeta potansiyeli - 20 mV olarak bulunmuştur. MİK verileri S. aureus'un C. albicans'a kıyasla AgNP'lere çok daha duyarlı olduğunu, ikili kültürde ise amfoterisin ve ampisiline karşı artan bir direnç olduğunu göstermiştir. TEM verileri AgNP'lerin tekli ve ikili kültürlerde çok yönlü hedeflerle etki ettiğini, SEM verileri de AgNP'lerin biyofilm oluşumu öncesi uygulanmasının, biyofilm oluşumu sonrasına kıyasla çok daha etkili olduğunu desteklemiştir. XTT, hidrofobisite, SEM ve CLSM bulguları paralel bir şekilde AgNP'lerin biyofilmi inhibe edici etkilerini ortaya koymuştur. Ancak ikili biyofilmde AgNP'lerin etkisi tekli biyofilme kıyasla azdır. Ampisilin ise ikili biyofilm üzerine güçlü bir etkiye sahiptir. Chroococcus aracılı AgNP'lerin etkili, çevre dostu ve hızlı sentezi ve güçlü antibiyofilm etkileri, biyomedikal ve çevresel uygulamalarda kullanımları için önemli bir potansiyel oluşturabilir.

Candida albicansGümüş nanopartiküllerStaphylococcus aureus
Uğur Çiğdem
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Mikroenkapsüle probiyotik preperatlar için konsorsiyum geliştirilmesi

Sağlığa yararlı etkileri kanıtlanmış probiyotik mikroorganizmaların gıda ürünlerine eklenerek gıdalara fonksiyonel özellik kazandırılması, tüketicilerin bilinçlenmesi ve talepleriyle giderek artış göstermektedir. Probiyotik mikroorganizmalar, yeterli miktarda tüketildiğinde konakçı üzerinde sağlık etkisi yaratan canlı mikroorganizmalar olarak tanımlanmaktadır. Bağırsak mikrobiyotasındaki dengenin oluşturulmasında probiyotiklerin yanında prebiyotikler de etkili rol oynamaktadır. Prebiyotikler bağırsak mikrobiyotasını uyaran, probiyotiklerle birlikte çalışarak konakçı sağlığını iyileştiren sindirilemeyen gıda bileşenleri olarak tanımlanmaktadır. Bu tez çalışmasında, fermente gıda ürünlerinden izole edilen probiyotik bakterilerin prebiyotik bir polisakkaritle (inülin) birlikte kapsüllenerek sinbiyotik mikrokapsül eldesi, probiyotiklerin canlılığının korunması ve artırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda farklı fermente gıda ürünlerinden bakteri izolasyonu yapılmış ve izolatların asit ve safra tuzu toleransı, antimikrobiyal aktivite, asit üretimi ve EPS üretim yeteneği gibi probiyotik özellikleri belirlenmiştir. Probiyotik özelliğe sahip bakteriler seçilmiş ve moleküler olarak tanımlanmıştır. Tanımlanan izolatlar arasından mikroenkapsülasyon için Lactiplantibacillus plantarum BC-10, Hafnia paralvei BC-5, Lactococcus lactis BC-2 suşları seçilmiştir. Probiyotik kültür ve prebiyotik (inülin), sodyum aljinatla birlikte ekstrüzyon yöntemi kullanılarak kapsüllenmiştir. Mikrokapsüllerin canlılık takibi yapılmış, SGF ve SIF dirençleri belirlenmiş, çap ölçümü ve SEM görüntülemesi yardımıyla karakterize edilmiştir. Çalışma sonucunda; 16 adet probiyotik bakteri tanımlanmıştır. Probiyotik ve probiyotik+prebiyotik içeren mikrokapsüller, 21 gün boyunca canlılıklarını önemli ölçüde korumuş ve SGF-SIF ortamlarına direnç göstermiştir. Mikrokapsüllerin çap ortalaması 2290 μm olarak bulunmuştur. Elde edilen mikrokapsüllerin, gıdalara probiyotik özellik kazandırarak fonksiyonel hale getirmede önemli rol oynayacakları düşünülmektedir.

Benay Çolak
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Aptamer tabanlı yaklaşımlar ile Alicyclobacillus sporlarının seçici ve hassas tespiti

İçecek endüstrisinde ürün kalitesinin sürekli izlenmesi, tüketici beklentilerini karşılamak açısından büyük önem taşımaktadır. Termo-asidofilik özelliklere sahip Gram-pozitif Alicyclobacillus spp. bakterileri patojen olmasalar da meyve suyu işleme koşullarına dayanıklı ısıya dirençli endosporları nedeniyle önemli bir kalite sorunu oluşturmaktadır. Bu bakteriler, yüksek sıcaklık ve asidik ortamlarda hayatta kalabildikleri için meyve suyu üretiminde ciddi sorunlara yol açmaktadır. Mevcut tespit yöntemleri ise genellikle kültürleme, izolasyon ve tür tanımlamasını içerdiğinden oldukça zaman alıcıdır ve sonuçların alınması bir haftayı bulabilmektedir. Bu durum, tedarik zincirinde gecikmelere ve ekonomik kayıplara neden olabilmektedir. Bu çalışmada, Alicyclobacillus sporlarını tanıyabilen DNA aptamerlerinin geliştirilmesi ve karakterize edilmesi amaçlanmıştır. Aptamer seçimi, manyetik boncuk tabanlı spor-SELEX (Sistematik Ligandların Üstel Zenginleştirme Yoluyla Evrimi) yöntemiyle gerçekleştirilmiş ve süreç boyunca akış sitometrisi ile jel elektroforezi gibi tekniklerle seçim etkinliği doğrulanmıştır. Seçim sonrası yapılan analizlerde, aptamerlerin hedef sporlara karşı yüksek afiniteli ve seçici bağlanma özellikleri gösterdiği belirlenmiş, böylece özgül aptamerlerin başarıyla geliştirildiği ortaya konmuştur. FAM işaretli Apt-1, Apt-2 ve Apt-3 aptamerlerinin Alicyclobacillus sporlarına bağlanma özellikleri, farklı konsantrasyon ve ortam koşullarında değerlendirilmiştir. SELEX tamponunda elde edilen yüksek korelasyonlu standart eğriler, aptamerlerin kantitatif analizler için yeterli sinyal kararlılığına sahip olduğunu göstermiştir. Zaman temelli bağlanma analizleri, bağlanmanın 45. dakikada dengeye ulaştığını ortaya koymuştur. SELEX tamponunda en düşük Kd değerine Apt-2 sahipken, portakal ve elma suyu gibi kompleks gıda matrislerinde en yüksek bağlanma afinitesinin Apt-3 tarafından sergilendiği belirlenmiştir. Bu bulgular hem aptamer geliştirme sürecine hem de potansiyel uygulama alanlarının anlaşılmasına katkı sağlamış; ayrıca meyve suyu endüstrisinde hızlı ve güvenilir bir kalite kontrol yönteminin uygulanabilirliğini ortaya koymuştur.

Gıda mikrobiyolojisiNanobiyoteknoloji
Serhat Özdemir
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Fungal-bakteriyal (non-albicans Candida spp- Sqtreptococcus mutans) türler tarafından oluşturulan tekli ve ikili biyofilmler üzerine tyrosolün etkisinin araştırılması

İnfeksiyonların çoğunluğu biyofilm ilişkilidir ve üretilen biyofilmler genellikle polimikrobiyaldir. Streptococcus mutans diş çürümelerinde çok sık karşılaşılan bir bakteri türüdür ve asidik çevrelere dirençlidir. Fırsatçı patojen olan Candida türleri de oral kaviteyi kolonize eden mayalardır. Biri prokaryot diğeri ökaryot olan bu iki mikroorganizmanın oluşturduğu ikili biyofilm yapısı oldukça karmaşıktır. Tyrosol, C. albicans'ta endojen olarak üretilen bir çoğunluk algılama molekülüdür ve ekzojen uygulandığında antimikrobiyal ve antibiyofilm özellikler sergilemektedir. Bu çalışmada ekzojen tyrosolün planktonik C. glabrata, C. tropicalis ve S. mutans türleri üzerine ve S. mutans-C. tropicalis ikili biyofilmleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Verilerimiz tyrosolün tekli ve ikili planktonik ve biyofilm hücreleri üzerine inhibe edici ve biyofilm indirgeyici etkilerini ortaya koymaktadır. S. mutans, C. tropicalis'e göre çok daha yüksek tyrosol konsantrasyonlarında inhibe olmaktadır. Geçirimli elektron mikroskop (TEM) verileri tyrosolün çok hedefli bir mekanizma ile hücrelere hasar verdiğini göstermiştir. İkili kültürde ise bakteri- mantar hücresi arasındaki fiziksel etkileşim, bilgimize göre TEM ile ilk kez ortaya konulmuştur. İkili biyofilmde ise tyrosol ve amfoterisin B biyofilmi indirgemiş ancak ilginç bir şekilde ampisiline karşı direnç gözlenmiştir. 2xMİK konsantrasyonda tyrosol uygulaması biyofilmi indüklemiş olabilir. Hücre kültürü çalışmalarında da tyrosolün düşük konsantrasyonlarda üremeyi baskılarken daha yüksek konsantrasyonlardaki proliferatif etkisi dikkat çekicidir ve verilerimizin aydınlatılması gerekmektedir.

KandidaStreptococcus mutans
Zarıfeh Adampour
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Akciğer kanserinde adaptif ekstraselüler pH değişikliklerinde COL10A1 ve SOX9 gen ifadelerinin değişiminin incelenmesi

Akciğer kanseri insidansı ve mortalitesi tüm kanserler içinde ilk sırada yer almaktadır. Hastalık lokalize olduğunda beş yıllık sağkalımın %56 olduğu, metastaz varlığında ise bu sağkalımın sadece %5 olduğu ifade edilmektedir. Metastaz kanser prognozu açısından önemli bir patofizyolojik olaydır. Bu nedenle özellikle metastaza neden olan etmenlerin analizi hastalık özelinde son derece önemlidir. Epitelyal mezenkimal geçişin metastaza katkı sağladığı ve ekstraselüler matriksin yeniden şekillenmesinde önemli etkilerinin olduğu yapılan çalışmalarla ortaya koyulmuştur. Bu patofizyolojik durumda ise ekstraselüler matriksin önemli bileşeni olan kolajen ailesinden farklı genlerin ifadesinin pek çok kanser türünde bir biyobelirteç olarak değerlendirildiği bilinmektedir. Güncel araştırmalar COL10A1 geninin promotörü üzerinde SOX9'un bağlandığı bir bölgenin mevcut olduğunu ve bu bağlanmanın COL10A1 ifadesinin artışına neden olarak epitelyal mezenkimal geçişte rolü olduğunu ortaya koymuştur. Mevcut araştırmada akciğer metastazı için önemli değişimlerden biri olan epitelyal mezenkimal geçişe neden olduğu ifade edilen ve aynı zamanda ekstraselüler matriksin önemli bir bileşeni olan kolajen ailesinden COL10A1 ve hem epitelyal mezenkimal geçişte rolü olduğu olduğu bilinen hem de COL10A1'in yukarı regülatörü olan SOX9 genlerinin ifade değişimleri asidik tümör ortamında incelenmiştir. Bu amaçla, A549 akciğer adenokarsinom hücre hattında belirli pH seviyeleri oluşturularak kanser hücrelerinin oluşturulan pH seviyelerine adaptif hale gelmesi sağlanmıştır. Oluşturulan farklı adaptif pH seviyeleri de SOX9, COL10A1 gen ifade seviyeleri eş zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu kullanılarak analiz edilmiştir. Epitelyal mezenkimal geçişte bir epitelyal belirteç olan CDH1 geni ve mezenkimal belirteç olan VIM geni ifadesi ile araştırılmıştır. Ayrıca farklı adaptif pH koşullarında hücre proliferasyonu ve hücre göçü analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, sağlıklı akciğer hücreleri ile kıyaslandığında araştırılan genler olan COL10A1 ve SOX9 genlerinin ve epitelyal mezenkimal geçişin analizi için kullanılan CDH1 ve VIM genlerinin adaptif pH 7.0 seviyelerindeki ifadeleri dikkat çekicidir.

Göksel Efendioğlu
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Akut yaraların iyileştirilmesinde bitkisel lipozom içeren levan bazlı biyoaktif hidrojellerin geliştirilmesi

Son zamanlarda doku mühendisliği yaklaşımları, insidansı artan akut ve kronik yaraların tedavisinde aktif yara bakım ürünlerine yönelmiştir. Aktif yara bakım ürünleri içerisinde yer alan hidrojeller, yüksek su tutma kapasiteleri ile yara bölgesinde istenilen nem dengesini sağlayan 3B polimerik iskelelerdir. Biyouyumlu özellikleri, esnek ve gözenekli yapıları, yüksek hidrofilik özellikleri sayesinde hücre ve dokuların onarımı ve yenilenmesinde, biyoaktif maddelerin hedef bölgeye kontrollü salımında sıklıkla tercih edilmektedir. Yara bakımında ideal yapılar olan hidrojellerin üretiminde polisakkarit yapıdaki doğal polimerler, biyouyumlu ve biyoaktif özellikleri sayesinde sentetik polimerlere tercih edilmektedir. β-(2-6) bağlarına sahip fruktoz monomerlerinden oluşan levan polisakkariti biyouyumlu özelliği, düşük iç viskozitesi ve yüksek yapışkan özellikleri ile gıda, farmasötik, kozmetik ve medikal alanlarda kullanılmaktadır. Üretim ve saflaştırma işlemlerinin yüksek maliyetleri ise ilgili polimerin çalışmalarını ve kullanımını sınırlandırmaktadır. Özellikle halofilik bakteriler aracılığı ile steril olmayan koşullarda da levan polimeri yüksek verimlilikte üretebilmekte ve böylece üretim maliyetleri azaltılabilmektedir. Bu doktora tezi kapsamında ilk defa Halomonas elongata 153B halofilik bakterisinin levan üretimi için optimum koşulları Cevap Yüzey Yöntemi ile belirlenmiş ve optimum koşullarda üretilen polimer ile levan bazlı hidrojel yapılar geliştirilmiştir. Hücre yenilenmesi, doku bütünlüğünün kısa sürede sağlanması ve yara bölgesindeki enfeksiyonların azaltılması amacıyla tıbbi öneme sahip halk arasında yara otu olarak bilinen Plantago major L. ve Plantago lanceolata L. bitkilerinden ekstre elde edilerek yara bölgesine kontrollü salım için ekstre yüklü lipozom yapılar oluşturulmuştur. Bitkisel lipozomların levan bazlı hidrojel yapılara yüklenmesi ile geliştirilen kompozit malzemenin yara iyileştirme etkinliği ise in vitro yara modelinde değerlendirilmiştir. Böylece hem klinik uygulamalarda hem de point-of-care olarak adlandırılan hasta başı kullanıma uygun bitkisel lipozom içeren, doğal, biyouyumlu, biyobozunabilir ve yara iyileşme sürecine katkıda bulunan levan ile fonksiyonel bir (antimikrobiyal, antieflamatuar ve proliferatif) yara bakım ürünü geliştirilmiştir. Geliştirilen biyoaktif hidrojeller akut yaraların iyileştirilmesi için umut verici bir tedavi yaklaşımı niteliğindedir.

Biyoaktif bileşiklerDoku mühendisliğiHalofilik bakteriler+3
Özlem Erdal Altıntaş
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

316 L paslanmaz çelik yüzeyine uygulanan mikro-deformasyonun karakterizasyonu ve antibiyofilm özelliklerine etkilerinin ön incelemesi

Ortopedik uygulamalarda yaygın olarak tercih edilen bir biyomedikal alaşım olan 316L paslanmaz çeliğine uygulanan yüzey işlemlerin bu malzemenin antibiyofilm özelliklerine olan etkisinin bu çalışmada incelenmesi amaçlanmıştır. 316L paslanmaz çelik örneklerin yüzeyinde mikro-sertlik ölçüm cihazıyla çeşitli miktar ve tekrar eden düzenlerde kontrollü mikro-deformasyon alanları oluşturulacak olup. uygulanan işlemlerin, alaşımın yüzey özellikleri üzerindeki etkisi çeşitli yöntemler ile karakterize edildikten sonra her bir yüzeyde biyofilm oluşum davranışları detaylı olarak incelenecektir. Elde edilen bulgularla ortopedik uygulamalarda kullanılan metalik biyomalzemelerin antibiyofilm özelliğinin iyileştirmesini sağlayacak yüzey özellikleri hakkında bilgi edinilmesi ve edinilen bilgilerin yeni biyomedikal alaşım tasarımlarında kullanılması amaçlanmaktadır.

AntibiyofilmBiyofilmlerBiyomedikal ve dental materyaller+1
Burcu Türk Yılmaz
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Çörek otu (Nigella sp.) yağlarının fizikokimyasal-biyoaktif özelliklerinin incelenmesi, ve yağın ekmek eldesinde kullanılabilirliği

"daha sonra doldurulacaBu çalışmada; soğuk sıkım ekstraksiyonu ile elde edilmiş farklı süre ve sıcaklıklarda depolanan Nigella sativa yağı, süperkritik akışkan (CO2) ekstraksiyon ile elde edilmiş +4 ˚C'de depolanan N. sativa yağı, soğuk sıkım ekstraksiyonu ile elde edilmiş +4 ˚C'de depolanan Nigella damascena yağının fizikokimyasal özellikleri, timokinon miktarı, antioksidan ve antimikrobiyal aktiviteleri karşılaştırılmıştır. Yağların antioksidan aktiviteleri DPPH (difenil pikrilhidrazil serbest radikal süpürme etkinliği), CUPRAC (Bakır İyonu İndirgeme Esaslı Antioksidan Kapasite) ve toplam fenolik madde miktarı analizleriyle tayin edilmiştir. Antimikrobiyal aktiviteleri ise Disk Difüzyon metodu ve Minimal İnhibisyon Konsantrasyonu testi ile değerlendirilmiştir. Antimikrobiyal aktivite testlerinde 10 patojen mikroorganizma kullanılmıştır. N.sativa yağı, 6 mikroorganizmaya karşı farklı çaplarda zon oluşturabilirken, N. damascena yağı ise hiçbir mikroorganizmaya karşı zon oluşturamamıştır. Timokinon aktif maddesi, N. sativa yağında % 1,90±0,05 oranında bulunurken, N. damascena yağında tespit edilmemiştir. N. damascena ve N. sativa yağının başlangıç peroksit değerleri sırasıyla 0,36±0,02 meq O2/kg yağ, 20,69±0,34 meq O2/kg yağ olarak tespit edilmiştir. N. damascena ve N. sativa yağlarının toplam fenolik madde miktarları sırasıyla 2245 mg gallik asit/ kg yağ ve 235,45 mg gallik asit/kg yağ olarak bulunmuştur. Süperkritik akışkan ve soğuk sıkım ekstraksiyon ile elde edilen yağların analizlerinde, süperkritik akışkan (CO2) ekstraksiyonu yöntemi istatiksel olarak daha iyi gruplarda yer almıştır. İki yöntem ile elde edilen yağların timokinon miktarının aynı oranda bulunduğu tespit edilmiştir. Çörek otu yağı (N. sativa) ile zenginleştirilmiş ekmek ürününün duyusal özellikleri ve teknolojik özellikleri de dikkate alınarak ekmeğe ilave edilebilecek optimum yağ dozu belirlenmiştir. N. sativa yağı belirlenen aralıklarda ekmeğe ilave edildiği oran arttıkça toplam bakteri, maya ve küf sayısında azalma olduğu tespit edilmiştir. ktır"

Timokinon
Seda Doğan
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00