
9.992
Arşivlenen Tez
30
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Remodelling of the korean wave: is it possible for Turkey to create the Turkish wave?
Today's economic and political developments have led to an intense competitive environment in which countries compete in the international arena. In this competitive environment, differentiation of countries from other countries, preserving the country's image, creating new market shares to develop the economy, expanding country's targets and meeting the demands of citizens are directly related to government strategies. It is an inevitable fact that governments have turned to different strategic areas as an element of soft power and evaluated their alternatives; It has created many new economic leverages such as cultural and technological developments that will directly contribute to the national economy. New development strategies of countries are influenced by many factors such as global, political, economic and technological. Nation and nation image, sales of its products, how other nations perceive and position the country in their minds have recently become an important factor in the country's policies. For this reason, governments, looking for new ways to develop the country's economy, have understood the importance of creating a successful nation branding and have started to take part in the international arena with new strategies. The international arena and fan groups, who recognize and become aware of the country's potential makes a great contribution to the national economy while at the same time make the country stand out in the world.
Dolaylı vergilerin Türk vergi sistemindeki yeri ve ekonomiye etkileri
Vergi; devletin ve yetkili diğer kamusal kurum ve kuruluşlarının, mali ve mali olmayan görevlerini yerine getirebilmeleri amacıyla, gerçek ve tüzel kişilerden; cebri, karşılıksız olarak ve egemenlik gücüne dayanarak tahsil ettiği para seklindeki iktisadi kıymetlerdir. Bir başka anlatım ile vergi, kamusal giderleri karşılamak üzere herkesin mali gücüne göre ödemekle yükümlü olduğu ekonomik bir değerdir. Vergileri sahip oldukları özellikler bakımından sınıflandırmanın çeşitli yöntemleri vardır. Bu yöntemlerden en çok kullanılanı ise dolaylı- dolaysız vergi ayrımıdır. İngiltere maliye bakanlığı görevini yürüten William Gladstone; dolaylı ve dolaysız vergileri iki kız kardeşe benzeterek birbirinden farklı erdemlere sahip olsalar da aynı aileye mensup olduklarını ve bu sebeple bir karşılaştırma yapmanın manasız olduğunu belirtmiştir. Fakat günümüzde vergi sistemlerinin bu vergi türlerinden hangisine yer verdiği, doğurduğu sonuçlar açısından büyük etkilere sahip olmaktadır. Dolaylı vergiler kişilerin her türlü tüketim mallarına uygulanan, satıcısından veya üreticisinden alınan, fiyatlara eklenerek nihai tüketiciye yansıtılan vergilerdir. Bu vergiler; yansıtılabilmesi, fiyatların içine gizlenebilmesi, peşin olarak tahsil edilebilmesi gibi sebeplerden ötürü sıkça tercih edilirler. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde; oturmuş bir vergi sisteminin bulunmayışı ve çeşitli ekonomik ve politik sebeplerden ötürü dolaylı vergilerin vergi gelirleri içindeki payı oldukça yüksek seviyelerde yer almaktadır. 2018 yılı itibariyle Türkiye'de dolaylı vergilerin vergi gelirleri içindeki payı %67 iken, aynı oran OECD ülkelerinin ortalamasında %43 olarak gerçekleşmiştir. Çalışmamızda; dolaylı vergilerin Türk vergi sistemindeki yeri incelendikten sonra dolaylı vergilerin ekonomideki bazı göstergelere etkilerinin analizi, çeşitli dünya ülkelerine ait verilerle karşılaştırılarak yapılacaktır.
Women entrepreneurship and credit scoring model
This study is that entrepreneurship plays an important role in women's becoming stronger, and women entrepreneurs must be encouraged and supported. The place of women in society has changed within the process of industrialization and they learned to invest their labour in a way to increase the standard of life. However, women entrepreneurs are subject to several social, economic and bureaucratic challenges as they start a business and afterwards. These challenges vary across sexes and women entrepreneurs have to deal with more challenges than men just because they are women. Many banks in our country give credits to support women entrepreneurs who have an important role in the country's economy. It provides support for women to realize their dreams and build their own business or to enlarge their current business. The biggest problem is the lack of capital for business establishment. A simple credit scoring model has been created with specific variables in the credits process to ensure that women are supported in this study.
Türkiye'de KDV iade sürecine ilişkin yaşanılan sorunlar ve çözüm önerileri
Katma Değer Vergisi bir ürün veya hizmetin imal edilip tüketilmesine kadar geçen her aşamada o ürüne veya hizmete katılan değer üzerinden alınan, her aşamada matrahı o ürün veya hizmete ilave edilen katma değer olan, söz konusu ürün veya hizmeti teslim alanın teslim edene ödediği bir tür yayılı muamele vergisi olup, bu verginin indirim mekanizmasına bağlı olma niteliğinden dolayı, her aşamada hesaplanan Katma Değer Vergisi, bir önceki aşamada hesap edilen vergiden indirilmekte ve kalan vergi, mükellef tarafından vergi dairesine yatırılmaktadır. Eğer mükellef tarafından ödenen Katma Değer Vergisi, yine mükellef tarafından yüklenilmiş olan Katma Değer Vergisi tutarından daha az ise, fark sonraki döneme devretmekte ve mükellefe iade edilmemektedir. Ancak gerçekleştirilen bir takım işlemler sebebiyle mükellefler tarafından yüklenilmiş olan Katma Değer Vergisi, talep edilmesi durumuna belirli yöntemlerle iade edilmektedir. Bu çalışmamızda, Katma Değer Vergisi iadesinin genel ve özel esasları, iade hakkı doğuran ve doğurmayan işlemler, Katma Değer Vergisi İade yöntemleri ve Katma Değer Vergisi iade süreci detaylı olarak açıklanmıştır. Yapılmış olan anket çalışması ile Türkiye'de Katma Değer Vergisi iade sürecinde yaşanılan sorunların neler olduğunu belirlemeye ilişkin, bu süreçte bilfiil yer alan katılımcıların tutum ve görüşleri tespit edildikten sonra ilgili görüşler ışığında sorunlara yönelik önem arz eden birtakım tespitler yapılmış ve bu sorunların çözümüne yönelik görüş ve önerilere yer verilmiştir.
(ISA 560) raporlama döneminden (Bilanço tarihinden) sonraki olaylar
Bilanço, belli bir tarihte işletmenin sahip olduğu varlıkların neler olduğu ve bunların hangi kaynaklardan sağlandığını gösteren temel mali tablolardan biridir. Finansal bilgi kullanıcıları, ihtiyaç duydukları veri ve bilgilere finansal tablolar aracılığıyla sahip olurlar. Finansal bilgi kullanıcıları karar alırken finansal tablolardaki bilgileri kullanırlar. Bilanço tarihinden sonraki olayların tespiti ve bunlarla ilgili olarak gerekli düzeltme ve açıklamaların yapılması, bilgi kullanıcılarına doğru ve zamanında bilgi sunma açısından son derece önemlidir. Bilanço tarihinden sonraki olaylar, bilanço tarihi ve finansal tabloların yayınlanması için onay verilen tarih arasında ortaya çıkan olayları kapsamaktadır. Onaylanma tarihine kadar kesinleşmiş olan düzeltme gerektiren işlemler bilançoya yansıtılır. Düzeltme gerektirmeyen işlemler ile ilgili açıklamalar bilanço dipnotlarında gösterilir. Bu çalışmada; 'Bilanço Tarihinden Sonraki Olaylar' kavramı hakkında bilgi verilmiştir. Örneklerle ve uygulamalarla açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Muhasebe, Bilanço, Finansal Tablolar, Denetim, Muhasebe Standardı.
Effects of humor, mood and brand perception on consumer buying intention
This research examines the impact of mood, brand perception, and humor on purchase intention. The sole purpose of this study is to investigate the relationship amongst these variables and understand how they collectively impact how a consumer's intention reaches and results in a purchase. It is recognized how important emotions are that play a crucial role in affecting consumer behavior and the growing importance of humor as a marketing tool in enhancing brand perception. By analyzing the interplay between mood, humor, brand perception, and purchase intention, this study will add and build upon the existing body of data in marketing and consumer psychology. The study employs a quantitative research methodology, utilizing survey questionnaires as the primary data collection tool. Through convenient sampling, 230 participants from Istanbul were asked to rate their mood, perceive the humor in marketing communications, evaluate brand perception, and indicate their intention which eventually leads them to buy a specific product or avail a certain service. Statistical analyses, such as correlation and regression, were used to investigate the relationships amongst the variables and analyze the predictive potential of mood, humor, and brand perception on purchase intention. The findings of this research offered a deeper dive with the insights, into the influence of mood, humor and brand perception on consumer's purchase intention. It was found that positive mood and perceived humor in marketing communications positively affected brand perception, leading to increased purchase intention. The different connotations this research holds expand to marketing practitioners and brand managers, as it offers insights into the effective utilization of mood and humor in advertising campaigns to enhance brand perception and drive consumer purchase intention. By understanding the underlying mechanisms that link these variables, marketers can develop more targeted and persuasive marketing strategies.
The development of health systems and policies in Türkiye and Saudi Arabia: A comparative study between 1960 and 2020
This study sought to compare Saudi Arabia's and Türkiye's health systems from 1960 to 2020. A comparative approach was used, using historical data, such as demographic information, life expectancy, infant mortality rate, urban and rural population, as well as the number of health professionals and the number of individuals per health professional. The budget of the Ministry of Health was also reviewed. From the state budget, gross domestic product, the number of hospitals and beds, and their distribution between the private and public sectors in each country. The study reached a number of conclusions, including that Türkiye and Saudi Arabia have made major changes in healthcare to make it better and more accessible over the past 60 years. The way healthcare is paid for differs, as Türkiye has a universal system and Saudi Arabia uses public and private insurance. Access to healthcare services has become easier now in both countries, but there are still problems in obtaining affordable and available treatment. Improving the quality of healthcare and maintaining patient safety are important focuses in both countries. They are investing in new infrastructure and technology. And healthcare systems in Türkiye and Saudi Arabia have their own unique characteristics. They face challenges in providing high-quality, affordable health care. Keywords: Health System, Health Policies, Health Indicators, Health Service, Health Service Quality
The impact of social media and digital marketing on brand awareness and purchasing behavior of millennials in Istanbul
The current research aimed to define the level of brand awareness and the impact on the buying behavior of people due to the usage of social media platforms and digital marketing measures used by the brands. The research was planned to assess the impact on the millennials in Istanbul, Türkiye. The data was collected from the individuals residing in Istanbul with the help of an online questionnaire survey which was filled in by 403 participants. The collected data was analyzed by using SPPS version 21. Descriptive statistics, reliability analysis, mean difference test, correlation test, and regression were performed to get the outcomes of the research. Mavi, a renowned brand, was used to assess the impact on the buying decisions of customers. The findings revealed that the measures of brand awareness namely, "Perceived product quality, Product recognition, Brand recall, and Brand perception" influence the purchasing behavior of millennials. However, the purchasing decisions were not affected based on the demographics of the participants. Thus, the millennials who stay in Istanbul and use social media are influenced by the strategies used by marketers to purchase their brands. The research also revealed how digital marketing strategies are perceived by millennials in Istanbul and how social media interactions shape the purchasing process. This confirms that social media and digital channels play an important role in consumer behavior.
Agritourism for the development of impoverished rural regions: Generating value-added for the region
Rural poverty remains one of the most pressing global challenges, often driving migration from agricultural villages to urban centers. This trend reduces the agricultural workforce, leaves arable lands uncultivated, accelerates erosion, and heightens risks of future food insecurity. Addressing rural poverty, therefore, requires solutions rooted in rural areas. Agriculture is a very important element to overcoming this challenge, and when combined with tourism, it creates new opportunities for rural revitalization. Agritourism—an emerging form of tourism that integrates agricultural practices with the experiences of consumers—has demonstrated significant potential over the past decades to increase the incomes of small and medium-sized farmers while generating value-added for rural economies. This thesis explores agritourism's role in rural development through two separate surveys conducted with potential agritourism consumers and farmers in Türkiye. Findings indicate that consumers while preferring authentic farm-based experiences, express their willingness to purchase local products, and associate agritourism with health, leisure, and environmental benefits. Farmers, on the other hand, while open to agritourism practices, require encouragement, training, and digital marketing support, and they generally prefer short-term, day-visit models. Obtained results suggest that fostering a supportive agritourism ecosystem requires targeted training, regional platforms for product promotion, and collaboration between farmers and academic researchers. This thesis highlights agritourism's potential as a regenerative pathway for Türkiye's rural regions, contributing simultaneously to poverty alleviation, cultural preservation, and sustainable tourism.
TFRS 16 kiralamalar standardının finansal tablolara yansımaları: Havayolu şirketlerinde uygulamalar
Kiralama işletmeler tarafından sıkça başvurulan finansman yöntemlerinden birisidir. Faaliyet kiralaması ve finansal kiralama işletmeler için en yaygın olan kiralama yöntemleridir. Faaliyet kiralaması yönteminin sıkça kullanılmasının yanı sıra bazı taraflarca eleştirilmiştir. Bu eleştirinin konusu ise kiracıların kullandığı bilanço dışı finansman yöntemi idi. Başka bir ifadeyle, faaliyet kiralaması kaynaklı yükümlülükler bilançoda gösterilmiyor, giderleştirilmek suretiyle kar veya zarar ve diğer kapsamlı gelir tablosunda gösteriliyordu. Bu sorunla ilgilenen tarafların yapmayı önerdiği şey aktifleştirme olmuştur. Başka biri ifade ile bilanço dışı kiralama yükümlülükleri bilançolara aktarılmaya başlandı. Buradaki amaç finansal tablo kullanıcıları için finansal tabloların şeffaflığını sağlamaktı. Çalışmada Türkiye'de önde gelen iki hava yolu şirketinin 2017 yılına ait olan bilanço ve kar veya zarar ve diğer kapsamlı gelir dikkate alınmış ve faaliyet kiralaması ile ilgili bilanço dışı yükümlülükler aktifleştirilmiştir. Daha sonra yeni bilanço ve yeni kar veya zarar ve diğer kapsamlı gelir tabloları oluşturulmuş ve bu tablolar oran analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. TFRS 16'nın uygulandığı bilançolarda dönen varlık sınıfında herhangi bir değişim meydana gelmemiştir. Duran varlıklar, kısa vadeli yabancı kaynaklar ve uzun vadeli yabancı kaynaklar sınıflarında artış meydana gelmiş, buna karşın özkaynaklar sınıfında azalış meydana gelmiştir. Dönem kar veya zarar ve diğer kapsamlı gelir tablosuna gelince, satışların maliyetinde toplam cari faaliyet kiralaması ödemeleri dikkate alınmamıştır. Dolayısıyla satışların maliyetinde azalış meydana gelmiştir. Bu durum brüt karda artışa yol açmıştır. Yeni standarttan dolayı faiz gideri meydana gelmiş ve bu da finansman giderlerinde artışa yol açmıştır. Ancak cari faaliyet kiralaması ödemeleri faiz giderinden fazla olduğu için faiz ve vergi öncesi karda artış meydana gelmiştir. Son olarak bu finansal tablolara ait kalemler ve elde edilen oranlar yorumlanmıştır.
Firmalarda nakit kâr payı dağıtım politikalarını etkileyen mikro ve makro faktörler: BİST imalat sanayi firmaları üzerine panel veri uygulaması
Kâr payı, ortakların firmaya yapmış oldukları yatırıma karşılık dönem sonlarında net kârdan ödenen artık değer olarak ifade edilebilir. Kâr dağıtım politikası ise firmaların elde ettiği net kârın dağıtılmamış kârlar, paydaşlar ve yedek akçeler arasındaki dağılımını belirleyen politikadır. Temettü politikalarını etkileyen birden çok faktör vardır. Firmalar kâr payı dağıtım politikalarını oluştururken bu değişkenlerin birçoğunu göz önünde bulundurmalıdır. Kâr payı dağıtım kararlarını etkileyen faktörler, mikro ve makro değişkenler olarak ikiye ayrılır. Bu çalışmanın amacı Borsa İstanbul (BİST) İmalat Sanayi Endeksine kayıtlı imalat firmalarının nakit kâr payı dağıtım politikalarına etki eden faktörleri ve bu faktörlerin etki yönünü tespit etmektir. Literatürün incelemesi sonucunda elde edilen bulgular ışığında firmaların nakit kâr payı dağıtım politikalarını etkileyen mikro ve makro faktörler doğrultusunda kurgulanan modeller ve bu modeller kapsamında oluşturulan hipotezler panel veri analizi ile test edilmiştir. Araştırmada, nakit temettü ile mikro ve makro faktörler arasındaki ilişkiler 2010-2020 dönemi içinde imalat sanayi sektörü baz alınarak incelenmiştir. Veri setinde yer alan firmaların, 2008 küresel ekonomik krizin etkilerinden arınmış olabileceği düşünüldüğünden dolayı çalışmaya konu olan dönemin başlangıç yılı 2010 olarak tercih edilmiştir. Araştırmanın temel kısıtlarından biri firmaların belirlenen dönemde istikrarlı olarak kâr payı dağıtmış olmasıdır. Veri setinde yer alan firmalar, BİST Sanayi Endeksinde payları devamlı olarak işlem gören ve verilerine tam olarak ulaşılabilen firmalardan oluşmaktadır. Veriler, panel veri analizi ile test edilmiştir. Çalışmanın bağımlı değişkeni net nakit kâr payı dağıtım tutarıdır. Mikro modelin bağımsız değişkenleri aktif kârlılık oranı, hisse başına kâr, Tobin Q oranı, piyasa değeri/defter değeri, büyüklük, likidite oranı, cari oran, finansal kaldıraç, yabancı kaynak vade yapısı, uzun vadeli finansal kaldıraç, kısa vadeli finansal kaldıraç, beta, halka açıklık oranı, firmanın faiz oranı, varlık yapısı, vergi kalkanı, finansal başarısızlık oranı, sahiplik yoğunlaşması, net satışlar, vergi ve nakit dönüşüm süresidir. Makro modelin bağımsız değişkenleri ise ekonomik büyüme, enflasyon oranı, faiz oranı, döviz kuru ve Türkiye'nin kredi temerrüt risk primidir. Elde edilen bulgular firmaların nakit kâr payı politikalarının aktif kârlılık oranı, cari oran, firmanın faiz oranı, Tobin Q oranı ve yabancı kaynak vade yapısı değişkenlerinden etkilendiğini göstermektedir. Makro faktörlerden de ekonomik büyüme, enflasyon oranı, faiz oranı, döviz kuru ve Türkiye'nin kredi temerrüt risk priminin nakit kâr payı dağıtım politikalarını etkilediği tespit edilmiştir.
Çalışanların sergilediği presenteizm ve işe yabancılaşma davranışlarının yönlendirilmesinde hizmetkâr liderliğin rolü: Ampirik bir çalışma
Bu çalışmada, modern liderlik yaklaşımlarından biri olan hizmetkâr liderliğin çağımızın en önemli örgütsel problemlerinden ikisi olan, işe yabancılaşma ve presenteizm üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmada ihtiyaç duyulan veriler, Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesinden seçilmiş yedi kamu ve beş vakıf üniversitesinde çalışan 689 idari personelden toplanmıştır. Toplanan verilerin analizi SPSS 27 ve Mplus 8 programları kullanılarak iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kullanılan üç ölçeğin de güvenilir ve geçerli ölçüm araçları olup olmadığını belirlemek için Mplus 8 programı ile Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmıştır. DFA sonucunda elde edilen uyum indeksleri, her üç ölçeğin de faktör yapısını doğru bir şekilde yansıttığını ve güvenilir ölçüm araçları olduğunu göstermiştir. Hizmetkâr liderlik tarzının çalışanların işe yabancılaşma ve presenteizm davranışları üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla basit ve çoklu doğrusal regresyon analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonrasında, hizmetkâr liderliğin hem işe yabancılaşma üzerinde hem de işe yabancılaşmanın alt boyutları üzerinde anlamlı etkisi tespit edilmiştir. Ayrıca hizmetkâr liderliğin, presenteizm ve presenteizmin alt boyutlarından dikkat dağınıklığından kaçınma üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmazken, presenteizmin alt boyutlarından işi tamamlama üzerinde ise anlamlı bir etkisi görülmüştür. Bunlara ilaveten, hizmetkâr liderliğin alt boyutlarının işe yabancılaşmanın ve presenteizmin alt boyutları üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla geliştirilen hipotezler de kısmen kabul edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Liderlik, Hizmetkâr Liderlik, Yabancılaşma, İşe Yabancılaşma, Presenteizm.
Sanal mağaza atmosferinin ve kişiselleştirmenin tüketici ataletine etkisinde negatif e-WOM'un aracılık rolü
Günümüzde web ortamını temsil eden sanal mağazalar popüler hale gelmiş ve bireyler hakkındaki bilgilere dayalı olarak özel içerik sunan kişiselleştirme uygulamaları artmaya başlamıştır. Son zamanlarda oldukça ilgi çeken bir kavram olarak tüketicinin daha önce satın aldığı ürün ya da hizmeti başka faktörler bunu bozmadığı sürece satın almaya devam etme eğilimi anlamına gelen tüketici ataleti önem kazanmıştır. Öte yandan, olumsuz deneyimlerin olumlu deneyimlere kıyasla daha hızlı yayıldığı ve tüketicinin algılarını negatif yönde etkileyebileceği ifade edilmiştir. Sanal mağaza atmosferinin ve kişiselleştirmenin tüketici ataletine etkisinde negatif e-WOM'un aracılık rolünün olup olmadığını inceleyen bu çalışma kapsamında Türkiye'nin 7 bölgesinden 877 anket verisi toplanmış ve toplanan veriler yapısal eşitlik modellemesi ile analiz edilmiştir. Sonuçta, sanal mağaza atmosferi ve kişiselleştirmenin tüketici ataleti üzerinde etkisinin olduğu, negatif e-WOM'un ise herhangi bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte, sanal mağaza atmosferinin negatif e-WOM üzerinde bir etkiye sahip olduğu, kişiselleştirmenin ise negatif e-WOM üzerinde etki bırakmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sanal mağaza atmosferi ve kişiselleştirmenin tüketici ataletine etkisinde ise negatif e- WOM'un aracılık rolünün bulunmadığı tespit edilmiştir. Öte yandan demografik özellikler ve katılımcıların alışveriş alışkanlıkları ile ilgili çalışma kapsamında ele alınan değişkenler arasında bazı farklılıklar olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Tüm bu sonuçların tüketici davranışlarının anlaşılmasını derinleştirerek pazarlama stratejilerinin etkinliğini artıracağı ve pazara ilişkin önemli bir bakış açısı sağlayacağı düşünülmektedir.
The antecedents of consumer dishonest behavior and its impact on consumer-brand relationship
Bu tezde marka tarafından kandırılmışlık hissi yaşayan tüketicilerin, markayla kendilerini eşitlemek ve bu kandırılmışlık duygusunu telafi etmek amacıyla gerçekleştikleri etik dışı davranışların, tüketici-marka ilişkisine etkileri incelenmiştir. Ayrıca ortamda var alan bir durumsal belirsizliğin tüketici kandırılmışlık hissi ve tüketici etik dışı davranışı arasındaki ilişki üzerindeki düzenleyici etkisine bakılmıştır. Son olarak etik dışı davranış sonucunda oluşan suçluluk duygusunun, etik dışı yollarla edinilen ürüne yani suçluluk duygusu uyaranına maruz kalma sıklığının suçluluk duygusu ve tüketici-marka ilişkisi arasındaki düzenleyici etkisi test edilmiştir.
Bid-ask spread, liquidity and the effects of firm-level and market-level features
Market liquidity is defined as the ability to trade quickly, with low transactions costs, at any time and with no or a minimal impact on price. Liquidity is crucial for well functioning of markets. It has many implications for traders, investors, exchanges, regulators, and the listed firms. Thus, an accurate understanding of liquidity concepts and its determinants is essential. This dissertation consists of three main sections relating to liquidity. We start with a comprehensive review of the frameworks currently available for understanding definitions and determinants of liquidity. We put a special emphasis on various liquidity measures discussed in the literature about equity markets. Indeed, measures that we present have specific properties and capture certain aspects of liquidity. Our purpose, however, is to highlight the differences and similarities of these measures and produce a more complete understanding of their limitations and extensions. To do this, we review and categorize virtually all the equity market liquidity measures. Secondly, we empirically evaluate the performance of five different methods appearing in the market microstructure literature in predicting the cost dimension of market liquidity, in other words "bid-ask spread". Microstructure literature proposes models that attempt to estimate bid-ask spread using low-frequency data. However, the question is whether low-frequency spread proxies really measure what researchers want to measure. This questioning is essential since inaccurate estimates of spreads can create misleading information about actual market liquidity and functioning of financial markets. Thus, we investigate the performance of these proxies on index, currency and gold futures trading in Borsa Istanbul Futures and Options Market (VIOP). Although market liquidity is widely investigated from the markets perspective, the effects of corporate level features mostly are neglected. To fill this gap, in the last section, we develop a log-linear model that combines both corporate-level and market-level aspects in determining the market liquidity of stocks worldwide. The results indicate highly significant effects of the selected features and yield policy implications.
Etkinlik modellemesinde stokastik sınır analizi ve kategorik veri zarflama analizi: Havayolu şirketleri uygulaması
Bu çalışmada ticari hava taşımacılığı alanında faaliyetlerini sürdüren uluslararası havayollarının karşılaştırmalı olarak etkinlik analizi yapılması amaçlanmıştır. Etkinlik analizi hesaplanmasında parametrik olan Stokastik Sınır Analizi ve parametrik olmayan Veri Zarflama Analizi yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmanın veri seti 62 uluslararası havayolunun 2016 yılına ait verilerle oluşturulmuştur. Veriler Bloomberg veri tabanı, şirketlere ait yıllık raporlar ve sektör verilerinin bulunduğu çeşitli raporlar kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler finansal, havayolu özel (operasyonel) ve pazarlama performans göstergeleri ve değişkenler olarak sınıflandırılmıştır. Öncelikli olarak Stokastik Sınır Analizi, Kategorik Veri Zarflama Analizi ve Süper Etkinlik Ölçümü yöntemleriyle şirketlerin etkinlik skorları hesaplanmıştır. Sonraki aşamada şirketlerin farklı açılardan etkinliklerini değerlendirmek amacıyla her boyut için elde edilen modeller yardımıyla yöntemler içinde karşılaştırma yapılmıştır. Daha sonra ise şirket etkinliklerinin yöntemlerde nasıl değiştiğini incelemek amacıyla aynı boyutlar altında farklı yöntemlerle oluşturulan modellerle karşılaştırma yapılmıştır. Sonuç olarak Amerikan menşeli havayolu taşıyıcılarının finansal açıdan etkin olan şirketler olduğu, pazarlama ve operasyonel boyutlarda ise Avrupa ve Uzakdoğu menşeli şirketlerin etkin şirketler olduğu çalışmanın sonunda elde edilmiştir.
UFRS 9'un banka performansına karşılıklar bakımından etkisi
Son yıllarda Uluslararası Finansal Raporlama Sistemi'nin 9 numaralı bölümünün dünyada ve Türkiye'de önemi oldukça artmıştır. 2008 yılında Amerika'da başlayan ve küresel bir hale gelen krizden sonra Uluslararası Finansal Raporlama Komitesi bankacılık sektörünün temellerini daha sağlam bir hale getirmek için çalışmalara başlamış ve Haziran 2014'te UFRS-9'un son halini yayınlamıştır. Türk bankacılık sektörünün 2017'deki en büyük gündem maddesi, yayınlanan bu standarta uyum sağlamak olmuştur. BDDK'nın 22 Haziran 2016 tarihinde resmi gazetede yayınlamış olduğu "Kredilerin Sınıflandırılması ve Bunlar İçin Ayrılacak Karşılıklara İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik" 01.01.2018 tarihinde yürürlüğe girmiş ve bankalar bilançolarında ayırdıkları karşılıkları bu standarta göre hesaplamaya başlamışlardır. Bu çalışmada öncelikle, BDDK'nın bir önceki yönetmeliğine göre kredi karşılıklarının nasıl hesaplandığı, UFRS-9'a geçiş ile birlikte finansal araçlardaki sınıflandırma ve ölçüm kriterleri, beklenen kredi zararı hesaplamasının nasıl yapıldığı anlatılmıştır. Konunun yeni olması ve literatürde bu konunun yok denecek kadar az olması dolayısı ile bu hesaplamalar çalışmada detaylı olarak anlatılmıştır. BDDK'nın önceki yönetmeliği ve UFRS-9'a göre yayınlanan standartlar ve hesaplamalar anlatıldıktan sonra, örnek bir kredi portföyü seçilmiştir. Seçilen bu kredi portföyünün içerisinde her gruptan kredi bulundurulmasına özellikle özen gösterilmiştir. Her grupta bulunan krediler için, karşılık tutarları hesaplanmış ve iki durum birbiri ile karşılaştırılmıştır. Birinci aşamada bulunan kredilerde yapılan karşılık hesaplamasında BDDK'nın ilk durumda daha muhafazakar davrandığı görülmüştür. Birinci aşamada bulunan krediler standart nitelikli ve herhangi bir sıkıntısı olmayan krediler olduğu için UFRS-9'a göre bu sınıfta bulunan kredilere daha az karşılık ayrılması gerektiği yapılan hesaplamalarda ortaya çıkmıştır. Kredi değerliliğinde azalma olan krediler ikinci ve üçincü aşamada izlenmektedir. İkinci ve üçüncü aşamada bulunan krediler için UFRS-9 ömür boyu karşılık ayrılması gerektiğini belirtmektedir. Birinci aşamada bulunan kredilerde BDDK'nın daha muhafazakar davrandığı sonucuna ulaşılırken, ikinci ve üçüncü aşamada bulunan krediler için bu durum tam tersi olarak gerçekleşmiştir. UFRS-9'a göre bu aşamadaki krediler için daha fazla karşılık ayrılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak, yapılan çalışmada toplam verilere bakıldığında kredi karşılık rakamlarında %4'lük bir artışın olması öngörülmüştür. Karşılık rakamındaki bu artışın bankaların net karında bir azalmaya neden olacağı fakat bu durumun banka performansına olan etkisinin sınırlı kalacağı öngörülmektedir. Bunun yanı sıra bankaların derecelendirme sistemlerindeki farklılık ve geçmişteki veri stoklarının kalitesi her bankanın karşılık rakamlarını değiştirmektedir ve bu durumun da bir standartizasyona bağlanması gerektiği önerilmektedir.
Impact factors and current issues on technology development for industry 4.0 transformation in technopark companies: The case of Turkey
With the advances in technology, today's world is in the fourth industrial revolution. With this revolution, it is expected that all the tools and devices will be smart, self-learning and more efficient hardware and software products will be produced. Thus, industrial production speed, volume and productivity will increase, and economic and social life will develop. Efforts on digital transformation have also begun to appear in all around the world. Technoparks have an undeniable role on technology production and development. Therefore, technopark company's current issues and impact factors on the new technology development regarding Industry 4.0 are analyzed in this study.
The relationship between entrepreneurial characteristics and entrepreneurial intention
In today's complex globalized business environment where innovation in terms of markets and products is increasingly vital for survival of economies, entrepreneurship is a unique resource which should be the focal point. Not only vast majority of the innovation comes from newly founded firms, but also start-ups lift economies by decreasing unemployment, diversifying available products and services, increasing efficiency of the markets and attracting investments. In other words, entrepreneurs are the long sought key solutions for stagnated economies which are ineffectively tried to be revived by fiscal and monetary policies. While the benefits of entrepreneurship for the social and economic welfare are well understood, the same thing cannot be said for the decision-making processes, personality characteristics, thought processes of the individuals behind these companies. Who, where and when becomes an entrepreneur is yet to be clarified and structured in academic literature considering multitude of possible environmental, personality, contingency and cultural factors. The main purpose of this study is to determine whether selected personality traits; need for achievement, tolerance for ambiguity, innovativeness, locus of control, risk- taking propensity, self-confidence, need for autonomy, which are frequently emphasized in the literature, influence entrepreneurial tendencies and have predictive power for entrepreneurial intention of people. In addition to this aim, prevalence and variability of entrepreneurial intention and entrepreneurial characteristics according to demographic variables - age, gender, marital status- and two other variables; entrepreneurship training background and entrepreneurs in the family, are tested. Factor and reliability analyses forced us to remove self-confidence, locus of control, tolerance for ambiguity from the study. Multivariate Regression, T-test, ANOVA and correlation analyses were applied to the rest of the data with using SPSS. Result of statistical analyzes indicated; all of the sample showed high entrepreneurial characteristics and high entrepreneurial intention. Significant relationship found between personality characteristics of innovativeness, risk-taking propensity, need for autonomy and entrepreneurial intention. Need for achievement failed to explain entrepreneurial intention. Males displayed higher entrepreneurial intent than females. People who had entrepreneurial course during their careers also appeared to have higher entrepreneurial intention, risk-taking propensity and innovativeness than who hadn't. Risk-taking propensity came out to decrease with age. And lastly, singles demonstrated higher risk-taking propensity than married. Suggestions and implications for the results are discussed in conclusion.
Akıllı ev sistemlerinin benimsenmesini etkileyen faktörlerin tüketici algıları üzerinden analizi
Akıllı evler gelecekte tüketicilere günümüz standart evlerine göre daha güvenli, daha konforlu ve tasarruflu bir yaşam vaadetmektedir. Tüketicilere sağladığı faydaların yanı sıra akıllı ev sistemleri bir takım risk ve belirsizlikleri de beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada, Teknoloji Adaptasyon Modeli temel alınarak akıllı ev sistemlerine yönelik tutum ve tutumu etkileyen faktörleri ölçmek amacıyla yeni bir model kurgulanmıştır. Öne sürülen 19 hipotezden 17 tanesi desteklenmiş, 2 tanesi ise reddedilmiştir. Araştırma sonucunda sistemlerin birlikte çalışabilme yeteneklerinin sistem başarısı için yüksek önem taşıdığı ortaya çıkmıştır. Tüketicilerin, akıllı ev sistemlerinde özellikle güvenlik ve tasarruf faydalarını önemli bulduğu gözlemlenmiştir.
İstanbul gayrimenkul ilanlarının metin madenciliği ve konu modellemesi ile analizi
The purpose of this research is to investigate the topics embedded in the real estate post descriptions of Istanbul using Latent Dirichlet Allocation (LDA) topic modelling method. By applying LDA to the announcements of real estate advertisements; the topics used to attract the attention of the consumers, the probabilities of the topics and the frequent words are determined. These figures are also evaluated by location, type of property and transaction type. Finally, human development levels of the districts are used to compare and understand the text patterns used in the posts of real estates at different regions of Istanbul.
The effects of different information sources on consumer decisions: A comparative study on company and youtuber generated contents
An increasing number of people are spending more than two hours daily on social media. The ability of people to share and discuss about their thoughts and ideas, to share photos and videos with other users, has put a spotlight on social media. The appearance of electronic social media has altered customer experience as it has increased the speed of word of mouth, as well as that of business to customer interactions. Increased usage of social media and its new structure has led to change in people's attitudes and behavior. The current research examines the effects of various online information sources (YouTuber vs company) on consumer decisions. 80% of consumers prefer watching video instead of reading. By some estimates, one minute of video content is the equivalent of 1.8 million words. As a consequence, video sharing platforms have become important platforms to manage consumer attitudes and their decisions. This research concentrates on the most popular video sharing platform, YouTube. As part of the research effort, four characteristics of the video advertising have been identified (whether consumers assess the video being Memorable, Informative, Convincing and Trustworthy). Each of these characteristics can potentially affect intentions of consumers. For this study, an online randomized experiment was conducted. Research design revolved around four mostly unknown products and implied subjects seeing four out of eight carefully selected videos. The total of 120 usable responses were collected to measure of four abovementioned characteristics, as well as the consumer's intentions (likelihood) to purchase the product, to try the product, to get more information about the product and their willingness to pay. Findings show that consumers find both YouTuber and Company generated videos are memorable, informative, convincing and trustworthy. Video sources generated by different sources has no significant influence on consumers' intentions while it has a significant effect on consumers' willingness to pay.
Hizmet ortamının karaklık yüzü: Hizmet deneyimleri sırasındaki işlev dışı davranışlar için sistematik literatür taraması ve deneysel bir araştırma
Çeşitli promosyon malzemelerinde sıkça idealize edilerek resmedilenin tersine, hizmet aktörleri arasındaki işlevsel ve prososyal ilişkiler artık gerçek dışı bir ütopyaya dönüşmüş durumdadır (Fisk et al., 2010). Birçok çalışma ve sektör raporu, müşterileri-çalışan etkileşiminin yaygın olduğu bölgeler başta olmak üzere örgütlerde antisosyalliğin artık bir kriz halini aldığını göstermektedir. Tüm hizmet aktörlerinin (çalışanlar, müşteriler, yöneticiler, eski çalışanlar, firmanın müşterisi olmayan diğer tüketiciler…) birbirlerine yönelik olumsuz yönlü davranış biçimlerini sürekli ve sık biçimde hizmet ortamında gerçekleştirildiği görülmektedir. Bununla ilişkili olarak yaklaşık yirmi yıllık süreçte örgütlerin karanlık yüzü ile ilgili çalışmalarda bir patlama yaşandığını göstermektedir. Biriken bilgi birikimi arttıkça, sistematik olmayan bir biçimde üretilen kavramlar çalışma alanındaki yapı temizliğine (construct clarity) zarar vermektedir. Mevcut yaşama dair fenomenleri net bir şekilde hedefleyen kavramsal yapıların açığa çıkarılması ve bu kavramsal yapılan belirli öncül ve sonuçlarla olan ayırt edici ilişkilerinin incelenmesi giderek daha önemli bir hal almıştır. Mevcut tez çalışması (1) hizmet ekosistemlerinde karanlık tarafa ait kavramsal olarak net, işlemsel olarak anlamlı ve tatbiki açıdan önemli kavramsal yapı gruplarının ortaya çıkarılmasını, diğer kavramsal yapı gruplarından ayrıştırılmasını ve (2) bu kavramsal yapıların diğer güdüsel, bilişsel, duygusal ve davranışsal kavramlar ile ilişkisinin anlaşılmasını ve ampirik olarak test edilmesini amaçlamaktadır. Yazar, bu amaçlar doğrultusunda üç ayrı metodolojide (sistematik literatür taraması, meta-analiz ve deneysel araştırma) toplam altı çalışma yürütmüştür. İlk olarak, yazar 1975 ile 2016 yılları arasındaki tüketici ve çalışan davranışının karanlık taraflarını inceleyen indeksli çalışmaları taramıştır. Bu sistematik literatür taramasının sonuçlarından hareketle, iki boyut sayesinde birbirinden ayrışan dört kavramsal altyapıyı (subconstruct) içeren bir tipoloji önermiştir. Bu tipoloji dahilinde odaklı işlevdışılığın (targeted dysfunctionality) dört kavramsal altyapı tarafından net bir şekilde açıklanabildiği görülmüştür: Saldırganlık (aggression), kabalık (incivility), sabotaj (sabotage) ve üretkenlikten sapma (production deviance). Saldırganlık ve sabotaj kavramları, hizmet aktörlerinin zarar verme amaçlarının net olduğu ve açık bir şekilde anlaşılabildiği davranışları ifade ederken; kabalık ve üretkenlikten sapma davranışları zarar verme amaçlarının muğlak olduğu ve kolay anlaşılamadığı durumları ifade etmektedir. Sabotaj ve üretkenlikten sapma davranışları direkt olarak hizmet süreçlerine zarar verme amaçlı davranışları ifade ederken; saldırganlık ve kabalık ise hizmet aktörü bireyleri (çalışanlar, müşteriler, yöneticiler gibi) hedef almaktadır. İkinci olarak, yazar çalışanlar ile müşteriler arasındaki işlevdışı davranışları inceleyen iki meta-analiz çalışması uygulamıştır. İlk meta-analiz çalışmasında, yazar müşteri kötü muamelesi ile ilgili müşteriler ile doğrudan irtibat halindeki çalışanlardan toplanan veriler kullanılarak hazırlanan çalışmalardaki verileri bir araya getirmiş ve tüketici kötü muamelesinin çalışan ile ilgili öncüllerini araştırmıştır. 1990-2018 yılları arasında yönetim, pazarlama ve turizm alanında yapılan çalışmalar ayrıntılı bir şekilde taranmıştır. Örgütsel ve bireysel birçok faktörün çalışanların müşteri kötü muamelesine maruz kalmalarını arttırdığı ve azalttığı görülmüştür. Özellikle, çalışanların müşteri odaklı olmasının bu maruz kalmayı önemli ölçüde azalttığı ortaya çıkmıştır. Kişilik özellikleri arasından ise nevrotik ve olumsuz duygulanımı (negative affectivity) yüksek bireylerin diğer çalışanlara göre daha fazla müşteri kötü muamelesine maruz kaldığı görülmektedir. Ayın zamanda iş arkadaşları tarafından kötü muamele gören ve onlar ile sürekli çatışma yaşayan bireylerin, aynı zamanda müşteriler tarafından da kötü muameleye maruz kaldıkları ve çalışan kötü muamelesi ile müşteri kötü muamelesi arasındaki ilişkinin kuvvetli olduğu görülmüştür. Beklenenin aksine yaş ve tecrübenin diğer faktörlere göre daha zayıf etkilerinin olduğu ortaya çıkmıştır. İkinci meta-analiz çalışmasında, müşteri kötü muamelesi ile çalışanların işlev-dışı davranışları arasındaki ilişki incelenmiştir. Sonuçlar, sistematik literatür çalışması sonucunda önerilen tipolojiyi destekler niteliktedir. Müşteri kötü muamelesi ile saldırgan müşteri davranışları arasında bir ilişki görülmese de kaba çalışan davranışını güçlü bir şekilde arttırdığı görülmüştür. Kabalık üzerindeki etkisi kadar kuvvetli olmasa da müşteri kötü muamelesinin, çalışanların müşteriye yönelik sabotaj davranışlarını ve firma süreçlerine yönelik olarak da üretkenlikten sapma davranışlarını önemli ölçüde arttırdığı meta-analiz çalışması ile ortaya çıkmıştır. Bu etkilerin hizmetin sosyal karakteristiğine göre farklılaştığı görülmüştür. Sosyal niteliği öne çıkan hemşirelik, öğretmenlik, hasta bakım, sosyal hizmetler gibi mesleklerde müşteri kötü muamelesinin çalışanların işlevdışı davranışlarına etkisi daha düşük iken; ticari boyutu öne çıkan satış, konaklama gibi sektörlerde ve işlerde bu etkinin daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Üçüncü olarak yazar iki deneysel çalışma ile müşteriler arasındaki ve çalışanlar arasındaki kötü muamelenin üçüncü kişilerin belirli duyguları ve değerlendirmeleri üzerindeki ilişkisini incelemiştir. Saldırgan davranışlar hizmet ortamının ahlaki ve toplumsal normlarını ihlal etmekte ve bu ahlaki normların ihlali utanma ve utanç duygularını harekete geçirmektedir. Harekete geçen bu duygular empatik eğilimlerin de etkisiyle hizmet ortamındaki diğer müşterilere geçmektedir. Sonuçlara göre hizmet ortamında saldırgan davranışlara tanıklık etmek üçüncü kişi konumundaki müşterilerin utanç ve utanma hislerini uyandırdığı ve hizmet ortamını bir daha ziyaret etme isteklerini azalttığını göstermiştir. Ayrıca çalışanlar arasındaki saldırgan davranışlar, müşteriler arasındaki saldırgan davranışlara göre duygular ve değerlendirmeler üzerinde daha etkili olduğu görüşmüştür. Ortaya çıkan bir diğer sonuç ise empatik eğilimleri yüksek olan bireylerin, tanık oldukları saldırgan davranışlardan bu eğilimleri düşük olan bireylere göre daha fazla etkilendikleri; utanma ve utanç duygularını daha yoğun hissettikleri ve yeniden ziyaret etme niyetlerinin daha fazla azaldığı görülmüştür. İkinci deneysel çalışma sonucuna göre ise saldırgan davranışlara tanıklık etmek hem utanç hem de utanma duygularını harekete geçirirken; kaba davranışlara tanıklık etmek sadece utanma duygusunu harekete geçirmekte; utanç duygusunu etkilememektedir. Sonuç olarak, bu tez projesi zarar-odaklı-davranışların iç yapısını hizmet bağlamında analiz ederek; farklı referans noktaları üzerinden araştırarak ve farklı metodolojik yöntemler ile test ederek literatüre katkı sağlamıştır. Karanlık tarafa ait konuların temel karakteristiklerine dair geçerli açıklamalar geliştirildiği ve sonuçlar ortaya konulduğuna inanılmaktadır. Hizmet bağlamında bu davranışların nasıl oluştuğu ve nasıl sonuçlandığı; hizmet aktörlerinin motivasyonlarıyla, bilişsel süreçleriyle, duygularıyla, çevresel faktörlerle, kişilik özellikleriyle ve hizmet ortamında gösterdikleri davranışlar ile nasıl bir ilişki içerisinde olduğu ortaya konulmuştur.
Havayolu şirketlerinde çevrimiçi mağaza tasarım unsurlarının kullanıcı deneyimi üzerinden analizi ve yeniden yapılandırılması: Türk Hava Yolları örneği
Elektronik Ticaret günümüzde her alanda yaygın olarak kullanılmaktadır. Teknolojinin gelişmesi, akıllı telefon kullanımının yaygınlığı ile birlikte hızı ve kolay işlem yapmayı tercih eden insanlar için elektronik ticaret vazgeçilmez bir unsur haline gelmiştir. Teknolojinin gelişimini ve mobil cihaz kullanımının yaygınlaştığını pazarlama alanında rekabet avantajı sağlamak üzere kullanmayı amaçlayan firmalar için çevrimiçi kanallar oldukça önemli bir yere gelmiştir. Bu durum firmaların çevrimiçi kanalları üzerinde geliştirme ve düzenleme yapma ihtiyaçlarına sebep olmuştur. Bu çalışma kapsamında çevrimiçi mağazalar için yapılan düzenleme ve tasarım değişikliklerinin kullanıcı deneyimi etkilerinin analizine yer verilmiştir. Çevrimiçi mağazalar birer self servis ürünü olarak ele alınmış ve self servis teknoloji kapsamında kullanıcıya da kontrolü veren ve birlikte üretimi sağlayan modeler incelenmiştir. Çevrimiçi mağazalar havayolu sektörü kapsamında incelenmiş ve havayolu sektöründe faaliyet gösteren global firmaların çevrimiçi mağazaları incelenmiştir. Havayolu firmalarının çevrimiçi mağazaları üzerinde yaptığı tasarım unsurularının yeniden yapılandırılması örneklerine yer verilmiştir. Çevrimiçi mağaza tasarım unsurlarının yeniden yapılandırılması kullanıcı deneyimi üzerinden incelenmiş olup kullanıcıların yenilikleri adaptasyonunun anlaşılabilmesi için Davis'in Teknoloji Benimseme Modeli'nde (1989) yer alan algılanan kullanım kolaylığı ve algılanan fayda kavramları incelenmiştir. Çevrimiçi mağaza tasarım unsurları beligin içerik, kolay anlaşılabilirlik, teknik yeterlilik, cevap verirlik, etkileşirlik ve güvenirlik olarak belirtilmiştir. Çalışma kapsamında yapılan derinlemesine mülakatlar sonucu elde edilen kullanıcı geri bildirimleri analiz edilerek çevrimiçi mağaza tasarım unsurları ile ilişkilendirilmiştir ve bulgular oluşturulan temalar çalışma kapsamında sunularak sonuç analiz kısmında özetlenmiştir. Çalışma kapsamında Türk Hava Yolu çevrimiçi mağazası üzerinde yapılan düzenleme ve tasarım değişiklikleri üzerinden yola çıkarak eski versiyonla kıyaslamalı şekilde yorumları içerir düzeyde oluşturulmuş bir uygulamaya yer verilmiştir. Bu uygulama sonucunda tasarımlara yönelik edinilen tespitler analiz ve sonuçlar kısmında açıklanmıştır. Çalışmanın akademik literatüre katkısı, çevrimiçi mağaza tasarımlarının yeniden yapılandırılması konusuna olan katkısı olarak özetlenebilir. Global havayolu firmalarının çevrimiçi mağazaları üzerinde yaptıkları düzenleme ve değişikliklerin kolay erişilebilir olmaması bu çalışmanın kısıtları olarak özetlenebilir. Analiz sonucu tespitlerin güvenilirlik düzeyinin artması için kullanıcıların yanında global havayolu firmaları ile derinlemesine mülakatlar yapılarak çalışmanın tekrarlanması önerilebilir.
An analysis of voters' perception of visual advertisements with respect to neuromarketing approach: Eye-tracking study
Researchers have progressively used a multidimensional approach in their methodical development, which has led to new understandings and discoveries. The usage of neuroscientific approaches has gained more prominence in several marketing functions and has contributed to greater understanding of human behavior. Neuromarketing is one of these disciplines that integrate multidimensional fields of scientific research; neurology: a science that concentrates on the study of the human brain; cognitive psychology: focuses on exploring the relationship between mind and human behavior; marketing: the field of research that focuses on developing new, lucrative products and services to meet the needs of consumers. Thus, Neuromarketing focuses on researching and understanding consumer behavior and measuring people's brain responses to marketing stimuli. The development of this field basically is reliant on the progress of several principles of study: neuroscience, applied physics, and computer science. Moreover, Neuromarketing is being used to study consumer behavior and purchase decision processes. Neuromarketing save an opportunity basically to researchers to have a deeper insight of the degree of abstraction present in the minds of customers and the role of feelings in decision- making and intentional behavior. Thus, it allows the development of more operative mechanisms for activating and stimulating these feelings. Conventional methods, such as interviews, surveys, or focus groups assume that customers are able to describe their own mental processes. There are numerous brain regions related to vision. The processing of visual attention begins with eyes gazes. Eye movements can be considered good behavioral signals for evaluating visual attention and information acquisition because they are thoroughly related to cognitive processes. Consequently, accepting and observing eye gazes and other patterns in eye movement is a vital part of neuroscience for Neuromarketing. The ability to track eye activities has existed for over a long period of time though it was limited to academic field because the technology was not validly manageable or flexible. Lately, nevertheless, eye tracking technology has stretched to be feasible in marketable developments. Eye tracking is now flexibly and straightforwardly applied and used in marketing settings, that many unique applications are obtainable, principally those that can study phenomena in ordinary setting rather than a laboratory. In the domain of marketing, eye tracking technology is a novel but recognized field of study identified as visual marketing. Eye tracking measures where the person is gazing, the time that this person gazed at this certain region, the movement of his eyes in relation to his head, and even the number of blinks. In addition to the eye gazes and fixations, the sequence in which his or her eyes shift from one location to another that is known as known as the (saccade) can also be measured. There are different eye tracking technologies to measure eye movement and gaze fixations. The most common xxi are those that inspect the monitoring of controlled stimuli at fixed points in videos, photos, and viewer's interaction with a displayed screen. There are more sophisticated tools that also mechanically track the head position in three-dimensional space in relation to the camera. Advertisements are not only limited for business field. In modern representative democracies, political parties employ their optimum capabilities through a variety of tools i.e. public relations, social media activation and various advertising campaigns. All these tools are used to achieve political success by attempting to affect the voters' attention especially during an election campaign. They tend to maintain their success by choosing and producing the best influential advertisements. Therefore, the primary objective of the study is to analyze the effect of advertisement schematic design on viewers' attention. In other words, it measures how the arrangements and positions of the advertisements' elements such as their claim, photo and logo may alter voter's gaze plots and fixations. The study aims at measuring these differences based on eye-tracking technology not self-reporting or traditional research tools such as questionnaires and focus groups. The eye-tracking technique is unique because it gives precise and abstract findings that are not affected by personal judgement of the subjects of the study. Eventually the results will help campaigners and political parties in Turkey get deeper insight of their voters' preferences and gaze attention so that they can design their advertisements accordingly. The dissertation starts with reviewing the literature of political marketing and advertising. Then previous studies utilizing eye tracking approach were thoroughly reviewed. Based on the literature review, conceptual model and hypotheses are formulated and the rationale is discussed. Then, a brief review of the literature of eye tracking approach and its relations to customers' mental attitude based on their age, gender is presented. Then the rationale for the experimental study of eye tracking is conducted then hypotheses and variables are tested. Finally, discussion, findings and conclusions are presented. It aims to offer gaze plots' measurement and eye-tracking techniques as novel methods in political marketing. The contribution is expected to generate a change tendencies in the advertising field mainly when designing the logo, text and pictures of printed advertisements. It aims at investigating both 'focus selection', what the voter chooses to gaze at- and 'focus engagement', the time a voter spends gazing at the components of the advertisement. Both focus selection and focus engagement are offered as indicators of voters' tendencies. A sample of 80 participants were recruited to measure their eye gazes on 32 visual political advertising materials. The findings highlight that voters have variances with various proportions in their visual attention on areas of interests (AOI) as claim, logo, and photo of the printed political advertisements based on their gender, age, partisan affiliation and their level of likeability to the advertisements.
Algılanan yıkıcı liderlik davranışlarının çalışanların işperformasına etkisi
Günümüz iş hayatında yıkıcı liderlik davranışlarının çalışanlar tarafından algılanma düzeyi; örgütsel yapı, takım dinamikleri ve bireysel özelliklere göre farklılık gösterebilmektedir. Bu liderlik tarzı, çalışanların iş performansı üzerinde doğrudan etkili olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, algılanan yıkıcı liderlik davranışlarının iş performansına etkisini ve bu etkinin demografik ve kişilik özelliklerine göre değişip değişmediğini incelemektir. Araştırma, Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren 495 çalışan ile gerçekleştirilmiştir. Veriler yansız örnekleme ile toplanmış, analizlerde parametrik ve non-parametrik testler kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; erkek çalışanlar aşırı otoriterlik, liderlik için yetkin olmama, etik dışı davranış, değişime direnç ve astlara duyarsızlık gibi yıkıcı liderlik türlerini kadınlara göre daha yüksek düzeyde algılamaktadır. Yaş değişkeninde anlamlı bir fark olmamakla birlikte, 54 yaş üzeri çalışanların yıkıcı liderlik algısı daha yüksek bulunmuştur. Medeni duruma göre evli bireyler belirli alt boyutlarda daha yüksek algılara sahiptir. İş tecrübesi arttıkça bazı alt boyutlarda yıkıcı liderlik algısı da artmaktadır. Düşük maaşlı çalışanlar etik dışı davranışlar ve değişime direnç gibi tutumları daha fazla algılarken, yüksek maaşlılar liderlik yetkinliği eksikliğini daha belirgin hissetmektedir. İş performansı üzerinde ise genel anlamda anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. ANAHTAR KELİMELER: Liderlik, Yıkıcı Liderlik, İş Performansı
Bireysel müşterilerin fon kullanımında katılım bankalarını tercih etme nedenleri üzerine Şanlıurfa ilinde bir araştırma
Ülkemizde hizmet sektörünün en önemli kollarından bir tanesi bankacılık sektörü olup, bu grubun üyelerinden biri de katılım bankalarıdır. Bu bankaların işleyiş prensibi ve hizmet anlayışı birçok müşterinin katılım bankalarını tercih etmesinde rol oynamıştır. Bu çalışmanın amacı, bireylerin katılım bankalarını tercih etme nedenleri ile cinsiyet, yaş, medeni durum, meslek, gelir ve eğitim durumu gibi demografik faktörler arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını ortaya koymaktır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, Şanlıurfa ilinde faaliyet gösteren katılım bankalarından hizmet alan 410 bireyden veri toplanmıştır. Araştırmada ihtiyaç duyulan veriler online ve yüz yüze anket yöntemi ile elde edilmiştir. Verilerin normal dağılıp dağılmadığını belirlemek amacıyla faktörlerin basıklık çarpıklık değerleri kontrol edilmiştir. Ulaşılan değer -2 ile +2 arasında yer aldığından verilerin normal dağılım gösterdiği kabul edilmiştir. Bu doğrultuda araştırmada analizler, parametrik testler (t testi ve Anova) kullanılarak yapılmıştır. Müşterilerin katılım bankalarını tercih etme nedenlerinin alt faktörlerinden olan hizmet ve ürün politikası, faizsizlik prensibi ve tanıtımı ve alternatif dağıtım ve tutundurma kanalları ile cinsiyet arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Medeni durum açısından ise alternatif dağıtım ve tutundurma kanalları ve tahsis politikası ile medeni durum arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Yaş ile bireylerin katılım bankalarını tercih etme nedenlerinin alt faktörlerinin tamamı arasında anlamlı bir farklılık tespit edilirken, meslek açısından ise kart politikası alt faktörü hariç diğer tüm alt faktörler ile yaş arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Gelir durumu açısından ise hizmet ve ürün politikası, alternatif dağıtım ve tutundurma kanalları ve tahsis politikası ile gelir arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Ve son olarak ise eğitim ile bireylerin katılım bankalarını tercih etme nedenlerinin tüm alt faktörleri arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır.
Çalışanların stres ve kaygı düzeyleri ile özgüvenleri arasındaki ilişkide kamu liderliğinin moderatör etkisinin incelenmesi
Kamu kurumlarının sağlıklı bir şekilde işleyişinde birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörler içerisinde en önemlilerden birisi şüphesiz kamu personelinin görevlerini uygun bir şekilde yerine getirmesidir. Bununla birlikte kamu personelinin çalışmasını etkileyen çok sayıda etmen de bulunmaktadır. Etkili bir kamu liderliğiyle birlikte personelin stres, kaygı ve özgüven durumlarının da önemli olduğu düşünülmektedir. Bu önemden hareketle bu araştırma temelde iki ana amaç doğrultusunda şekillenmiştir. Öncelikle kamu liderlik ölçeği kısa formunu Türkçeye uyarlayarak Türk kültürüne kazandırmaktır. İkinci amaç ise kamu personelinin stres ve kaygılarının özgüvenleri üzerindeki olumsuz etkide kamu liderliğinin moderatör etkisinin olup olmadığını test etmektir. Bu amaçlardan hareketle, öncelikle ölçek uyarlama çalışması için kamu personelinden üç kez veri toplanmıştır. İlk önce açımlayıcı faktör analizi için (349 kişi), ikinci olarak doğrulayıcı faktör analizi (234 kişi) ve üçüncü olarak ise ölçüt geçerliği için (80 kişi) veri toplanmıştır. Yapılan analizler neticesinde Türkçeye kazandırılan kamu liderlik ölçeği kısa formunun yeterli geçerlik ve güvenirlik analizine sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bu sonuçlardan sonra kamu personelinin stres ve kaygıları ile özgüvenleri arasındaki ilişkide kamu liderliğinin moderatör etkisinin incelendiği yapısal eşitlik modeli için 615 kamu personelinden veri toplanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda öncelikle demografik değişkenler ile bağımlı, bağımsız ve moderatör değişkenler için parametrik analizler yapılmıştır. Bu analizlere ilişkin sonuçlar tablolaştırılarak sunulmuştur. Nihai olarak araştırmanın amacını oluşturan stres ve kaygı ile özgüven arasındaki ilişkide kamu liderliğinin moderatör etkisine ilişkin analizler yapılmıştır. Yapılan analizler neticesinde hem stres hem de kaygının özgüveni olumsuz etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak etkili kamu liderliğinin araya girmesiyle birlikte stres ve kaygının kamu personelinin özgüvenini daha az oranda etkilediği sonucu ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlara göre etkili bir kamu liderliğinin aynı zamanda kamu personelinin hem stres hem de kaygısını azalttığını, bununla birlikte özgüveni artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: Kamu Personeli, Stres, Kaygı, Kamu Liderliği, Moderatör Etki.
İşletmelerde uygulanan liderlik tarzlarının inovasyon üzerindeki etkisi: Şanlıurfa ilinde bir uygulama
Bu araştırmanın temel amacı, Şanlıurfa ilinde hizmet sektöründe faaliyet gösteren işletmelerde görev yapan çalışanların algıladıkları liderlik tarzlarının inovasyon düzeyleri üzerindeki etkisini analiz etmektir. Çalışmanın bir diğer amacı ise katılımcıların demografik özellikleri (cinsiyet, medeni durum ve yaş) doğrultusunda, liderlik tarzı algıları ve inovasyon düzeylerinde anlamlı farklılıkların bulunup bulunmadığını ortaya koymaktır. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli çerçevesinde desenlenmiş olup örneklem grubunu, kolayda örnekleme yöntemi ile belirlenen ve hizmet sektöründe çalışan toplam 406 birey oluşturmaktadır. Veriler, hem çevrim içi (online) hem de yüz yüze anket yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler, SPSS 27 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçeklerin iç tutarlılığı, Cronbach Alfa katsayısı ile test edilmiş ve kullanılan ölçüm araçlarının yüksek düzeyde güvenilir olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, veri setinin normalliğini değerlendirmek amacıyla çarpıklık (skewness) ve basıklık (kurtosis) değerleri incelenmiş ve verilerin normal dağılıma uygunluk gösterdiği tespit edilmiştir. Araştırmanın temel sorularını yanıtlamak amacıyla yapılan doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre çalışanların algıladıkları liderlik tarzlarının; katılımcı, destekleyici ve araçsal liderliğin, inovasyon üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde etkili olduğu ortaya konulmuştur. Bunun yanı sıra, demografik değişkenlere bağlı olarak farklılıkların analizinde kullanılan Bağımsız Örneklem t-testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) sonuçlarına göre cinsiyet değişkeni açısından liderlik tarzı algıları ve inovasyon düzeylerinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ancak, medeni durum ve yaş grupları açısından bazı değişkenlerde kısmen anlamlı farklılıklar tespit
Zorunlu örgütsel vatandaşlık davranışlarının çalışanların örgütsel özdeşleşme düzeyine etkisi
Bu çalışmanın temel amacı, Şanlıurfa ilinde bulunan Harran Üniversitesinde görev yapan idari personelin zorunlu örgütsel vatandaşlık davranışlarının (ÖVD), örgütsel özdeşleşme düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmanın ikincil amacı ise, katılımcıların zorunlu örgütsel vatandaşlık davranış (ZÖVD) algıları ile örgütsel özdeşleşme düzeylerinin çeşitli demografik değişkenler açısından anlamlı farklılık gösterip göstermediğini belirlemektir. Araştırma kapsamında, kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen 307 idari personel üzerinde uygulama yapılmış; veri toplama aracı olarak 6 maddelik Örgütsel Özdeşleşme Ölçeği ile 5 maddelik Zorunlu Örgütsel Vatandaşlık Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin güvenilirliği Cronbach Alpha katsayısı ile test edilmiş ve sonuçların yüksek düzeyde güvenilir olduğu belirlenmiştir. Bulgulara göre, zorunluluk temelli örgütsel vatandaşlık davranışlarının artması, çalışanların örgütsel özdeşleşme düzeylerini olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca, erkek çalışanların zorunlu örgütsel vatandaşlık algılarının kadın çalışanlara kıyasla daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yaş değişkeni açısından genel bir farklılık bulunmazken, 29–39 yaş aralığındaki katılımcıların zorunlu örgütsel vatandaşlık davranış algılarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Medeni durum açısından ise evli çalışanların daha yüksek algılara sahip olduğu belirlenmiştir. Eğitim düzeyi değişkenine göre zorunlu örgütsel vatandaşlık davranışlarında anlamlı bir farklılık bulunmazken, örgütsel özdeşleşme düzeylerinde anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir.
Konaklama işletmelerinde influencer pazarlama uygulamalarının etkisi
Günümüzde dijital pazarlama stratejileri içinde önemli bir yere sahip olan influencer'lar, konaklama işletmelerinin marka bilinirliğini artırma, müşteri çekme ve satışları yükseltme süreçlerinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada, KONAKLAMA İŞLETMELERİNDE INFLUENCER PAZARLAMA(NÜFUZLU PAZARLAMA) UYGULAMALARININ ETKİSİNİ araştırma amaçlanmıştır. Sosyal medya platformlarının konaklama işletmelerinin pazarlama faaliyetleri üzerindeki rolü değerlendirilmiştir. Bu amaçla, Türkiye genelinde anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışması için, "Olasılıklı Örnekleme" yöntemlerinden "Rastgele Örnekleme Tekniği" kullanılmış olup, oransal tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılarak %95 güven aralığında, populasyon ortalamasından %5 sapma ile toplam 385 katılımcı ile anket tamamlanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, en çok sosyal medya kullanımı instagram ve youtube olduğu, kampanyaların konaklama işletmeleri için etkili olan sosyal medya platformlarının en yüksek oranı da yine % 75 ile instagram olduğu, sosyal medyada en fazla 2-3 ve 3-4 saat dilimlerinde zaman harcandığı, ancak, sosyal medyada uzun süre geçirmenin yalnız konaklama işletmeleri seçimi ve pazarlanması konusundaki sosyal medya fenomenleri ile ilgili olmadığı ve başka amaçlar için de kullanıldığı tespit edilmiştir. Gençlerin ve eğitim düzeyi bakımından da, lisans mezunlarının konaklama işletmeleri seçimi ve pazarlanması konusundaki sosyal medya fenomenlerinden etkilenmede ilk sırada yer aldığı, gelir düzeyi yüksek kişilerin konaklama işletmeleri seçimi ve pazarlanması konusundaki sosyal medya fenomenlerinden yararlanmaları veya etkilenmelerinin daha fazla olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, konaklama işletmelerinde konaklama işletmeleri seçimi ve pazarlanması konusundaki sosyal medya fenomenleri ve sosyal medya ilişkisinin önemli olduğu, bununla ilgili çok farklı faktörlerin (yaş, eğitim, gelir düzeyi, sosyal medyanın içeriği ve yapısı, sosyal medyada geçirilen zaman v.b.) önemli rol oynadığını söylemek mümkündür. Gelişen teknolojiye bağlı olarak, konaklama işletmeleri için de fenomen ve sosyal medya kullanımının daha da geliştirilmesinin pazarlama açısından gerekli ve önemli oluğu söylenebilir.
Sağlık sektörü ve sağlık ürünlerinde influencer pazarlaması rolü
İnfluencer pazarlaması; işletmelerin sosyal medya platformları üzerinden, etkileyici kişiliklere sahip influencerlar aracılığıyla ürün ve hizmetlerin tanıtması ve potansiyel müşterilere ulaşmasını sağlayan bir pazarlama stratejisidir. Bu teknik, özellikle sağlık ürünleri sektöründe giderek daha fazla kullanılmakta olup, markaların hedef kitlelerine güvenilir ve etkili bir şekilde ulaşmalarını sağlamaktadır. Sağlık ürünleri gibi hassas ve kişisel tercihlere dayalı ürün gruplarında, influencerların önerileri tüketici davranışlarını doğrudan etkileyebilmekte; satın alma niyetini şekillendirebilmektedir. Bu araştırma, influencer pazarlamasının sağlık ürünleri üzerindeki etkilerini ve tüketicilerin satın alma niyetine olan katkısını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Elde edilen veriler içerik analizi ve betimsel analiz yöntemleriyle incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre, bazı markaların influencer pazarlamasından aktif olarak yararlandığı; diğerlerinin ise hedef kitlelerini geleneksel şekilde yönetimi tercih ettiği görülmüştür. İnfluencer pazarlamasını sağlık ürünleri sektöründe; marka bilinirliğini artırma, güven oluşturma, hızlı erişim sağlama ve sosyal medya üzerinden ücretsiz içerik üretimi gibi olumlu etkileri bulunurken; bazı influencerların yeterince bilgi sahibi olmadan ürün tanıtımı yapmaları, sürekli ücretsiz ürün talep etmeleri, etik dışı paylaşımlar ve yanlış hedef kitleye ulaşma ve yanlış ürün yönlendirmesi de gözlemlenmiştir.
Dönüşümcü liderlik ve örgüt kültürünün bilgi üretim sürecine etkisi
Araştırmanın amacı, dönüşümcü liderlik ve örgüt kültürünün bilgi üretim sürecine etkisini istatiksel analizler yardımıyla test etmektir. Araştırma evrenini Türkiye'de faaliyet gösteren bir katılım bankası çalışanları oluşturmaktadır. Veriler anket yöntemi ile toplanmış olup, soruların oluşturulmasında literatürde güvenilirlik ve geçerliği test edilmiş ilgili ölçekler kullanılmıştır. Analiz için SPSS 22 ve AMOS 22 paket programları kullanılmıştır. Toplanan veriler analiz aşamasında ilk olarak açıklayıcı faktör analizine tabi tutulmuş, çıkan sonuçların araştırma modeli ile uyumlu olup olmadığı doğrulayıcı faktör analizi ile incelenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi uyum iyiliği değerlerinin kabul edilebilir sınırlar içinde olduğu görüldükten sonra hipotezlerin testi için yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Son olarak analiz sonuçları değerlendirilmiş ve sonraki çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye elektrik piyasasını modellemede arz-talep bazında modeller ile zaman serileri modellerinin karşılaştırılması
Enerji piyasalarında fiyat tahminlemesi problemi, enerji santralleri için yatırım kararı alınmasından başlayarak kurulu bir santralin saatlik optimizasyonunun gerçekleştirilmesine kadar geniş bir kapsamda profesyonellere destek olmaktadır. Bu kararlar alınırken piyasada oluşacak fiyatların tahminlemesi, en önemli girdiyi oluşturmaktadır. Türkiye elektrik piyasasındaki elektrik fiyat tahminlemesi probleminin çözümü için iki farklı model önerilmiş ve sonuçları karşılaştırılmıştır. İlk modelde ardışık ay çiftleri üzerinden zaman serileri modelleri oluşturulmuş, birinci ay seri ile eğitilmiş ve ikinci ay tahminlenerek gerçekleşen fiyatlar ile karşılaştırılmıştır. Arz-talep bazlı modeller ise piyasa özelindeki arzı santral kırılımında detaylandırmakta, aylık talep ile ekonomik sıralama sonucu kesiştirmektedir. Buna göre belirli varsayımlar çerçevesinde emreamade kapasiteleri aylık olarak oluşturulan santraller, yakıt maliyetlerine uygun olarak kısa vadeli marjinal maliyet prensibi çerçevesinde dizilmiş ve talep ile kesiştiği noktada fiyat oluşmuştur. İki modelin sonuçları karşılaştırılmış, zaman serileri modelinin mutlak hata oranları karşılaştırıldığında daha iyi sonuç verdiği görülmüştür.
Sosyal sorumluluk projelerinin marka değerinin arttırılmasında önemi ve istatistiksel analizi
Bu araştırmanın amacı işletmelerin uyguladıkları sosyal sorumluluk projeleri ile marka değerleri arasındaki ilişkinin tespit edilmesidir. Araştırmanın evrenini, İstanbul Anadolu Yakasında faaliyet göstermekte olan kurumsal ve büyük ölçekli bir şirketin çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında basit tesadüfi örneklem yöntemiyle 420 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Anket formu dört bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler şu şekildedir: Demografik Özelliklere İlişkin Sorular, Marka Tercihinde Etkili Olan Faktörler, Sosyal Sorumluluk Alanı, Marka Değeri ve Sosyal Sorumluluk Projeleri. Veri analizi SPSS 16 paket programında yapılmıştır. Araştırmada sosyal sorumluluk projelerinin marka değerine olan etkisi incelenmiş ve sosyal sorumluluk projelerinin marka değerini olumlu şekilde etkilediği tespit edilmiştir.
Dönüşümcü liderliğin örgütsel bağlılığa etkisi
Dönüşümcü liderlik ve örgütsel bağlılık konuları geçmişten günümüze kadar pek çok araştırmaya konu olmuştur. Bu araştırmanın özgün olan kısmı katılım bankaları üzerine ilgili konuda yapılmış ilk örnek olmasıdır. Araştırma, dönüşümcü liderlik yaklaşımının örgütsel bağlılık üzerine etkisinin istatistiksel analizler yardımıyla test edilmesi amacıyla yapılmıştır. Bu amaca ulaşabilmek maksadıyla Türkiye'de faaliyet gösteren üç katılım bankası çalışanları araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Anket yardımı ile elde edilen 458 katılımcıya ait veriler SPSS 22 ve AMOS 22 paket programları kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan istatistiki hesaplamalardan sonra dönüşümcü liderlik ve örgütsel bağlılık arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Yataklı turizm tesislerinde izlenim yönetimi ve örgütsel sosyalizasyon arasındaki ilişkinin araştırılması ve istatiksel analizi
Tarihin başlarından beri şirketler oluşturdukları işlerde başarılılar mı başarılı değiller mi? Bunu ölçmek amacıyla farklı performans ölçme yöntemleri denemişlerdir. En başlarda idareciler sadece ve parasal(finansal) ölçütleri kullanmalarına rağmen, son zamanlarda başarı ölçüm kriterlerine yeni bir yöntem daha katmışlardır; buda stratejik ölçüt kriteridir. Çalışmamızda yataklı turizm tesislerinde izlenim yönetimi ve örgütsel sosyalizasyon arasındaki ilişkinin araştırılması konu başlığı ile araştırmamız yapılmıştır. Birinci bölümde otel işletmelerinin tanımı, tarihi özellikleri, ikinci bölümde izlenim yönetimi, modelleri ve taktikleri üçüncü bölümde örgütsel sosyalizasyon ve performans kriterleri dördüncü bölümde ise analizlere yer verilmiştir.
Örgüt içi iletişimin iş tatminine etkisi ve bir örnek inceleme
Karşılıklı duygu ve düşünce aktarımı şeklinde tanımlanabilecek olan iletişim, insanlar açısından hayatın değişmezi olmakla birlikte, insanlardan oluşan örgütler içinde, faaliyetlerin sürdürülmesi adına önemli rol oynar. Örgütlerin oluşumundaki insan faktörü ve iletişimin insan yaşantısındaki yeri, örgüt ve iletişim ilişkisini açıklar. Örgüt içi iletişimle ilişkili olan kavramlardan biri olarak iş tatmini, yaşam doyumunu da etkilemekle beraber hem bireysel anlamda, hem de örgütsel anlamda önem taşır. Bu teorik çerçeve ışığında, kurum içi iletişimin önemi, örgütsel iletişim ve iş tatmini ilişkisiyle incelenmeye çalışılmış, 250 kamu çalışanına ait veriler anket yoluyla toplanarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda iletişim araçları ve iklimi, üst iletişimi, bireysel geribildirim, kurumsal bütünleşme, yatay iletişim ve kurum bilgisi boyutları iş tatminiyle ilişkili bulunmuş, iletişim araçları ve iklimi ile yatay iletişim boyutlarının da iş tatmininin belirleyicileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İletişim araçları ve iklimi ile kurumsal bütünleşme boyutlarında yaşa göre anlamlı farklılıklar bulunmakla birlikte, mesai arkadaşlarıyla uyum içinde çalışmanın iş tatmini açısından önem taşıdığı anlaşılmıştır. Regresyon analizi sonucunda iletişim araçları ve iklimi ile yatay iletişim boyutlarının iş tatmini üzerindeki etkisi ortaya koyulurken, bu boyutlardaki düzey artışlarının iş tatminini de yükselteceği görülmüştür. Bu çalışmayla ulaşılan sonuçların, örgütlerin daha mutlu çalışanlara sahip olmak adına iletişime vermeleri gereken önem açısından dikkat çekici olacağı ve örgütlerin iş doyumunu artırmak için hangi iletişim faktörlerine yönelik uygulamalar yapabileceği konusunda yol göstereceği düşünülmektedir.
Küresel finansal teknoloji sektöründe ortaya çıkan yeni girişimlerin ekonomik ve teknolojik belirleyicileri
Günümüz finansal teknolojilerinin gelişmesine bağlı olarak sunulan finansal hizmetlerin kalitesi ve çeşitliliği zamanla artmaktadır. Finansal ve teknoloji kelimelerinin birleşmesiyle oluşan FinTek kavramı internet, mobil, veri analitiği gibi inovatif teknolojileri kullanarak geleneksel finansal hizmet anlayışını ortadan kaldırmış, yenilikçi bir yaklaşımla finansal hizmetlerin tüketicilere ulaşmasını kolaylaştırmıştır. FinTek girişimleri ise hem gerçek hem de tüzel işletmeler için inovatif ve kaliteli finansal hizmetler, ürünler ve iş modelleri sunmak için yeni teknolojilerin oluşturduğu fırsatlardan yararlanan işletmelerdir. FinTek girişimlerinin faaliyet gösterdiği farklı iş modelleri mevcuttur. Bu iş modelleri sırasıyla ödemeler, varlık yönetimi, kitle fonlaması, kredilendirme, sermaye piyasası ve sigorta hizmetleridir. FinTek girişimleri geleneksel bankacılık ve finans kurumlarıyla doğrudan rekabet ederek, pek çok açıdan banka ve finans kurumlarını şaşırtmaktadır. FinTek girişimleri yapay zekâ, makine öğrenmesi, uygulama programlama arayüzleri (API), blokzinciri ve kuantum bilişimi teknolojilerini etkin bir şekilde kullanarak yenilikçi finansal ürün, hizmet ve iş modellerini tüketicilere sunmaktadırlar. Gelişen yeni teknolojilere bağlı olarak FinTek girişimleri finansal hizmetlerin nasıl sunulması gerektiğiyle ilgili değişimlere devam etmektedir. Değişim yolunda FinTek girişimlerinin tüketicilere sağladığı avantajlar sadece müşteri deneyimi, hız ve kolaylık değildir; aynı zamanda zaman ve mekândan bağımsız hizmetlere erişim ve düşük maliyetlerde tüketicilerin FinTek girişimlerini seçme nedenleridir. Bu tez çalışmasında, küresel finansal teknoloji sektöründeki FinTek girişimlerinin ortaya çıkmasına neden olan ekonomik ve teknolojik belirleyiciler sayma veri modeli yöntemi ile araştırılmıştır. FinTek girişimlerinin ortaya çıkmasında doğrudan ve dolaylı etkisi olduğu düşünülen değişkenler; ekonomi ve teknoloji alanlardan alınarak araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırma 49 ülkenin 2007-2016 dönemindeki yıllık verileri kullanılarak, 490 gözlemden oluşturulmuştur. Bağımsız değişken verileri panel veriseti olarak oluşturulmuştur. Araştırmadaki bağımsız değişkenler arasında yüksek seviyede korelasyon ve doğrusal ilişkinin tespiti için korelasyon matrisi ve varyans büyütme faktörü (VIF) değerleri incelenmiştir. Araştırmada bağımlı değişken sayma verisi olduğu ve aşırı yayılım gösterdiği için Negatif Binom Regresyon modeli kullanılmıştır. Araştırma modelindeki bağımsız değişkenlerin değerleri, gecikmeli olarak modele dâhil edilmiştir. FinTek girişimlerinin %47'si ABD'de kurulduğu için araştırma sonuçları, ABD FinTek girişim verileri dâhil ve hariç olarak incelenmiştir. ABD verilerinin araştırma sonuçlarını etkilediği tespit edilmiştir. Araştırma modeli FinTek girişim sayıları ekonomik, teknolojik ve tüm bağımsız değişkenler ile ayrı ayrı çalıştırılmıştır. Tüm bağımsız değişkenlerin çalıştırıldığı modeldeki elde edilen sonuçlara göre; işsizlik oranındaki artışın görüldüğü ekonomilerde FinTek girişim sayılarında artış gözlemlenmektedir. Ülkelerin bilimsel ve teknik dergi makale sayısındaki artışın FinTek girişim sayısını olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir. Teknolojik belirleyici olan inovasyon seviyesindeki yükselişin daha fazla FinTek girişimlerinin kurulmasına neden olduğu tespit edilmiştir. Finansal piyasalardaki gelişimin ve iş gücü piyasasındaki verimliliğin FinTek girişim sayılarının artmasına neden olduğu tespit edilmiştir.
Entelektüel sermayenin işletme performansına etkisinde yenileşimi destekleyen örgüt ikliminin rolü: Büyük ölçekli işletmelerde bir araştırma
Özellikli teknikler ve ürünler gibi maddi olmayan varlıkları, üretime ve pazar bilgisine özgü teknik bilgiyi ve kendi rekabetçi zekalarını kullanarak rekabet avantajı sağlayan işletmelerin yenileşimi destekleyen işletmeler oldukları da bilinmektedir. Rekabetçi işletmelerin en değerli varlıklarından biri olarak entelektüel sermayenin yenileşimi destekleyen örgüt iklimine ve işletme performansına etkilerini araştırmakla önemli bulgular elde edileceği düşünülmüştür. Bu çalışmada, entelektüel sermaye ile işletme performansı arasındaki ilişkinin ve bu ilişkide yenileşimi destekleyen örgüt ikliminin rolünün araştırılması amaçlanmıştır. İşletmelerin bazı özelliklerinin entelektüel sermaye, yenileşim ve performans ilişkilerindeki rolünün araştırılması araştırmada ikincil olarak amaçlanmıştır.
360 derece performans değerlendirme sisteminin metal sektöründeki yöneticiler üzerine etkileri
Bu çalışma kapsamında ekonominin temel dinamiklerinden biri olan metal sektöründe, Kocaeli'nde bulunan KOBİ üstü firmaların personel yapıları incelenmiş ve sektörde bulunan firmaların çalışan yapısının, teknolojide meydana gelen ilerlemelere bağlı olarak mavi yakalı çalışandan, beyaz yakalı çalışana doğru ciddi oranda evirildiği görülmüştür. Önceleri maaş artışları, işten çıkarmalar ve özlük işleri takibi amaçlı kullanılan performans değerlendirme sistemleri yeterli görülüyordu. Günümüzde ise artan beyaz yakalı çalışan sayısı ve insanın sadece bir "kaynak" değil ''kıymet ''olduğu anlayışı gelişmiştir. Stratejik yönetsel anlayış, çalışanların sadece bu günkü değil, gelecekteki performansının ve verimliliğinin belirlenmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Yapılan bu çalışma sonucu, performans değerleme sistemlerinden beklenen çıktıların klasik performans yöntemleri ile mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Bu çalışma ile 360 derecelik performans değerlendirme sisteminin stratejik insan kaynaklarının geleceğe yönelik hedef, vizyon ve misyonlarının belirlenmesinde sağlıklı sonuçlar sağladığı ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: 360 derece performans değerlendirme, metal sektörü, verimlilik. anova, lsd.
Marka kişiliğinin karar verme tarzları üzerine etkisi; Otomotiv sektörü üzerine bir araştırma
Tüketicilerin karar verme davranışını etkileyen en önemli faktörlerden biri markadır. Her tüketicinin fikir sahibi olduğu bir ürün, hizmet veya marka vardır. Ayrıca her markanın kendine ait bir kişiliği de vardır. Bu kişilik özelliklerine göre kişiler kendilerine yakın hissettikleri markayı seçerler. Ancak firmalar tüketicinin ilgili markayı seçerken hangi karar verme tarzına göre seçim yaptığını çok iyi bilmesi gerekir. Tüketiciler yaptıkları seçimlerde karar vermelerine etkili olan unsurlar sadece ihtiyaçları doğrultusunda satın alma eğilimleri olan rasyonel davranış tarzı değil aynı zamanda sezgisel, bağımlı, spontane ve kaçınmacı eğilimler de gösterebilirler. Bu bağlamda satın alma noktasında karar vermeye sebep olan etken bu tarzlar sayesinde tüketicilerin satın alma niyetinin ne yönde olacağı belirlenmektedir. Bu çalışmada marka kişiliği kavramının işletmeler için ne kadar önemli olduğu ve tüketicilerin de karar verme anında sergilemiş oldukları tarzlar üzerinde durulmuştur. Dolayısıyla bu iki değişken arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma rastgele örneklem yöntemiyle seçilen otomobil markaları hakkında bilgi sahibi olan 455 tüketiciye uygulanmış ve anket sonuçlarından elde edilen veriler SPSS 22 programında analiz edilip yorumlanmıştır.
Teknoloji kabul modeli kapsamında tüketicilerin mobil (TV) uygulamalara karşı tutumlarının davranışsal niyetine etkisi
Bilişim teknolojilerinde yaşanılan hızlı gelişmeler ve kullanım maliyetlerinin makul bir seviyeye gelmesi nedeniyle, internet kullanım yoğunluğunun sabit bilgisayarlardan mobil iletişim cihazı olarak adlandırılan yeni nesil akıllı telefon ve tabletlere kaymasına neden olmuştur. Bununla birlikte mobil cihaz ve uygulamalarının kullanıcısına sağladığı imkanlar tüketicileri neredeyse günün tamamında mobil olma durumuna getirmiştir. Bu fırsatı gören işletme ve firmalar, pazar paylarını artırmak, yeni ve daha fazla tüketiciye ulaşmak adına farklı mobil pazarlama eylemlerine yönelmişlerdir. Bunlardan biri de video akış hizmeti sunan mobil uygulamalardır. Bu çalışma, akıllı telefon ve/veya tablet üzerinden mobil uygulama kullanan tüketicilerin Netflix, PuhuTV vb. video akış içerikli mobil (TV) uygulamalara yönelik tutumlarını ve bunun davranışsal niyetine olan etkilerini teknolojik kabul modeli kapsamında araştırılması ve bu konuda bir model oluşturma çalışması amaçlanmaktadır. Araştırma, çevrimiçi mağazalar (Google Play, Apple Store ve Windows Phone) üzerinden akıllı telefon ve tablet yoluyla, mobil (TV) uygulamaları indirip kullanan Kocaeli ilindeki 537 katılımcı ile gerçekleştirilmiş ve birincil verilere anket yöntemi kullanılarak ulaşılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS istatistiksel veri analizi paket programı ve AMOS yapısal eşitlik modeli analiz programı ile analiz edilerek ulaşılan bulgular değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın sonucuna göre, duygusal değer ve algılanan kullanım kolaylığı, mobil (TV) uygulamasının benimsenmesinde algılanan fayda üzerinde iki temel belirleyicidir. Mobil (TV) uygulama kullananların kullanmaya yönelik tutumu üzerinde kilit rol oynayan algılanan fayda, algılanan kullanım kolaylığına kıyasla daha fazla etkiye sahiptir. Tüketicilerin, mobil (TV) uygulama kullanmaya yönelik tutumlarının ise davranışsal niyeti üzerinde oldukça güçlü bir etki oluşturmaktadır. Araştırmada ayrıca, aracılık etkisiyle ilgili bulgular değerlendirilmiş, algılanan kullanım kolaylığı bağımsız değişkeni ile kullanmaya yönelik tutum bağımlı değişkeni arasında algılanan fayda değişkeninin, kısmi aracılık görevi yaptığı sonucuna ulaşılmıştır.
Örgütsel değişimin iş-aile yaşam dengesi ve örgütsel bağlılık üzerindeki etkisi: E-ticaret şirketi üzerinde bir uygulama
Günümüzde teknoloji alanında yaşanan hızlı gelişim ve değişim örgütlere de yansımaktadır. Örgütler değişim ile beraber şekillenmektedir. Bu değişim karşısında çalışanlarının iş-yaşam dengesi kurabilmesi için gerekli ortamları yaratması gerekmektedir. Örgüt çalışanlarının örgüte bağlılıklarının da değişim karşısında bağlayıcı olması örgüt için önemlidir. Bu tezin amacı örgütsel değişimin iş-aile yaşam dengesi ve örgütsel bağlılık üzerindeki etkisini ölçmektir. Bu amaçla örgütsel değişimin iş-aile yaşam dengesi ve örgütsel bağlılık üzerindeki etkisi regresyon analizi ile ölçümlemektir. Araştırmanın bir diğer amacı olan örgütsel değişimin örgütsel bağlılık üzerindeki etkisinde iş aile yaşam dengesinin düzenleyici etkisi yapısal eşitlik modeliyle ölçümlenmektir. Bu doğrultuda bir e-ticaret şirketi çalışanları üzerinde soru formları vasıtasıyla araştırma yapılmıştır. Örgütsel değişim, iş-aile yaş dengesi ve örgütsel bağlılık değişkenleriyle kurulan modelde değişkenler arasındaki ilişkinin ve düzenleyici değişkenin etkisi incelenmiştir. Araştırmanın bulguları tanımlayıcı istatistikler, fark analizleri, korelasyon analizleri, regresyon analizleri ve yapısal eşitlik modellemesi vasıtasıyla elde edilmiştir. Örgütsel değişimle beraber iş-aile yaşam dengesinin değiştiği gözlemlenmiştir. Bu değişimle beraber örgütlerin bağlılığını arttırması gerekmektedir. Örgütsel değişimin Covid-19 süreci ile birlikte örgütlerin değişime uğraması, çalışanların iş-aile yaşam dengesini sağlaması ve örgütlerin çalışanlarının bağlığını arttırması gerekecek uygulamalar geliştirmesi gerekmektedir.
Covid-19'un havacılık sektörüne etkisi
2019 yılı sonunda Çin'in Wuhan şehrinde ortaya çıkan Covid-19 virüsü kaynaklı koronavirüs salgını hem ülke hem dünya çapında büyük etkilere sebep olmuştur. Ülkeler salgınla mücadele doğrultusunda çeşitli tedbirler alarak salgının bulaşmasını engellemeyi ve durdurmayı amaçlamışlardır. Bu tedbirlerden bazıları havacılık sektörünü de kapsamaktadır. Covid-19 kapsamında alınan tedbirlerden bazıları da uçuşları belli bir zamana kadar durdurmak olmuştur. Bu durum havacılık sektöründe yer alan firmaları finansal anlamda zor durumda bırakmıştır ve ekonomi de buna bağlı olarak etkilenmiştir. Ancak uçuş yasaklarının atmosferimiz üzerindeki pozitif etkilerinden biri uçaklardan kaynaklanan emisyon miktarının azalmasıdır. Bu çalışma Covid 19'un havacılık sektörüne ekonomik finansal ve çevresel etkilerini içermektedir. Araştırmanın problemi; salgının ekonomik, finansal ve çevresel anlamda oluşturduğu olumsuz etkileri en aza indirmektir. Araştırmanın amacı; COVID-19 salgını ile beraber ortaya çıkan küresel krizin havacılık sektörüne küresel etkisini ekonomi, finansal ve çevresel açıdan incelemek, salgın öncesi ve sonrası yolcu sayıları, sefer sayıları ve mali tablolar üzerine yapılan çalışmaları karşılaştırmak ve sonuçları analiz etmektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemleri arasından yazılı doküman inceleme kullanılmış ve doküman analizinde ikincil dokümanlardan yararlanılmıştır. Bu dokümanlar THY'nin 2019-2020 Faaliyet Raporları, Devlet Hava Meydanları Genel Müdürlüğünün 2020 Havayolu Sektör Raporu, THY sitesindeki bilgiler, UNWTO, IATA, ICAO, EUROCONTROL verileridir.
Türkiye optik cam pazarında yönetim stratejileri Hoya Corporation örneği
Türk Optik Sektörünün yönetim stratejilerine bir bakış açısı sunmayı amaçlayan bu çalışma, Hoya Corporation'ın incelemesi ile çalışılmıştır. Bu çalışmada Stratejik Yönetim alanında bilgiler sunulmaktadır. Çalışmada ayrıca HOYA'nındünya ve Türkiye pazarındaki konumu ve firmanın optik pazarındaki gelişmelere kendini adapte etme kabiliyeti araştırılmıştır. Ayrıca şirketin inovasyon kabiliyeti ve bu kapasiteye dayalı çeşitlendirilmiş ürün portföyü de incelenmiştir. Optik ürünler portföyünden bir kısım yeni ürün, anket ile Türkiye optik sektörü ve optisyenlerine sunulmuştur. Anketten çıkan sonuç analiz edilmiş, şirketin Türkiye politikasına ait stratejik hatalara çözüm önerileri eklenmiştir. Bu kapsamda çalışma, HOYA Corporation'ın SWOT analizi, optik pazar stratejisinin araştırılması, HOYA'nın stratejik konumlandırması üzerinden optik sektörüne yönelik çözüm önerilerini içermektedir.
The moderating effect of leadership between the retention management and employee attitudes
The retention of employees is a necessary criterion for any organization that seeks to achieve its organizational objectives and goals as well as creating and maintaining a competitive advantage in the market. The purpose of this study is to discuss the main factors that affect retention management, such as career opportunities and leadership in the Lebanese service sector and to show the role of the management in this area of study. This study will include definitions of key concepts like retention and turnover, as well as the types of factors that significantly affect the willingness of employees to leave or stay in a given organization, and how management can play its role in retaining employees. Based on previous research, the researcher concluded that a relationship exists between these factors and retention management. To reach the research objectives, the researcher used quantitative approach in collecting primary data; this approach used a questionnaire. First, the questionnaire was given in two companies in the service sector to 107 employees, 79 of which filled it in. The answers to the questionnaire were analyzed using SPSS version 23, and the data collected showed main retention factors perceived as most important for employees (career opportunities, and leadership). These factors were analyzed using the cross-tabulation method to show the relationship between these variables. The researcher calculated the Pearson Correlation Coefficient to examine the strength of answers from the collected questionnaires. All the variables' coefficients indicate moderate to high strength of relation. The results of this study show that many reasons have an influence on employee to leave and that management has a role in controlling and using these factors in order to initiate some measures that will make the workplace more desirable for workers, and this will reduce their intention to quit. Keywords: Retention Management, Intention to Leave, Employee Satisfaction.
The managerial practices of Lebanese restaurants towards workforce with disabilities
In Lebanon, people with disabilities face numerous barriers to employment, including issues like accessibility. They are still associated with high-cost accommodations. The aim of this thesis was to explore how managers adopt to accommodate people with disabilities. This thesis investigates the reasons, challenges, and barriers these people encounter at the workplace. Semi-structured interviews were conducted with Lebanese managers. Data were then analyzed using a thematic approach. Different themes emerged and findings revealed that Lebanese restaurants perceive the positive impact of people with special needs in their workplace. However, they are skeptical of their employment since different challenges confront them, such as workplace culture, discrimination, etc. Researchers could use this study as a guide to study people with disabilities in Lebanon's hospitality industry.
Çalışanların hizmetkâr liderlik algılamalarının iç girişimcilik eğilimlerine etkisi üzerine bir araştırma
Bu tez çalışmasının temel amacı, çalışanların hizmetkâr liderlik algılamalarının iç girişimcilik eğilimlerine etkisi ve bu etkide içsel markalaşma uygulamalarının aracılık rolünü araştırmaktır. Aynı zamanda, çalışanların demografik özellikleri açısından hizmetkâr liderliğin, iç girişimcilik eğiliminin ve içsel markalaşma uygulamalarının bir farklılık gösterip göstermediği tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu araştırmanın kapsamını, Kocaeli ilinde faaliyet gösteren sağlık sektörü çalışanları oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak Mühittinoğlu (2018) tarafından geliştirilen Hizmetkâr Liderlik Ölçeği, Selva ve Arslan (2015) tarafından geliştirilen İç Girişimcilik Ölçeği ve Düğer ve Taşkın (2017) tarafından geliştirilen İçsel Markalaşma Ölçeği kullanılmıştır. Çeşitli sağlık kurumlarında çalışan beyaz yakalı 436 gönüllü katılımcı çalışandan 2022 yılı içerisinde geçerli anketler toplanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS ve AMOS paket programları kullanılarak istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Analiz yöntemi olarak yapısal eşitlik modellemesi kullanılmıştır. Analizlerde öncelikle betimsel istatistikler, Mann Whitney U ve Kruskal-Wallis H analizleri yapılmıştır. Daha sonra ölçeklerin geçerlilik ve güvenilirlikleri için DFA analizi yapılmıştır. Yapılan DFA sonucunda hizmetkâr liderlik, içsel markalaşma ve iç girişimcilik eğilimi ölçeklerinin Türkiye'de geçerli ve güvenilir olduğu kanısına varılmıştır. DFA işleminden sonra araştırma hipotezleri Spearman Korelasyon analizi ve yol analizi kullanılarak test edilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda, çalışanların hizmetkâr liderlik algılamalarının, iç girişimcilik eğilimleri ve içsel markalaşma uygulamaları üzerinde pozitif ve anlamlı etkileri bulunmuştur. Araştırma bulgularına göre, çalışanların algıladıkları hizmetkâr liderlik tarzının duygusal destek ve iyileştirme boyutuyla çalışanların iç girişimcilik eğilimini, etik davranma boyutuyla da içsel markalaşma uygulamalarını etkilediği saptanmıştır. Ayrıca, çalışanların hizmetkâr liderlik algılamalarının iç girişimcilik eğilimleri üzerindeki etkisinde içsel markalaşma uygulamalarının aracılık rolü olduğuna yönelik geliştirilen hipotez kabul edilememiştir. Elde edilen diğer bir sonuç ise, bazı ölçek ve/veya alt boyut skorlarının, çalışanların cinsiyet, iş yerindeki görev türü, kurumdaki çalışma süresi ve sektör türü gibi demografik özelliklerine göre farklılık gösterdiği şeklindedir. Araştırmanın entegre modeli, araştırmacılara ve uygulamacılara yön gösterici orijinal bir nitelik taşımaktadır. Bu yönüyle yönetim literatürüne katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Hizmetkâr Liderlik, İç Girişimcilik Eğilimi, İçsel Markalaşma.
Marka beğenilirliği ve marka faydasının ağızdan ağıza pazarlama üzerindeki etkisi: Özel hastanelerde bir araştırma
Araştırmanın amacı, özel hastaneleri tercih eden hastalar için marka beğenilirliği ve marka faydasının ağızdan ağıza pazarlama üzerindeki etkisini tespit etmektir. Bu kapsamda araştırmanın örneklemini Uşak, Kütahya, Afyon ve İzmir illerinde özel hastaneleri tercih eden hastalar oluşturmaktadır. Örneklem seçiminde, Kolayda Örnekleme Yöntemi'nden yararlanılmıştır. Araştırma verileri anket tekniği ile toplanmış ve katılımcılara internet ortamında bir link vasıtasıyla gönderilmiştir. Bunun neticesinde geçerli 657 veriye ulaşılmıştır. Toplanan veriler, SPSS 26 ve AMOS 22 programları ile analiz edilmiştir. Bu bağlamda öncelikli olarak marka beğenilirliği ve marka faydası ve ağızdan ağıza pazarlama ölçekleri için frekans, geçerlilik (keşfedici ve doğrulayıcı faktör analizi) ve güvenilirlik (Cronbach alfa) analizleri uygulanmıştır. Daha sonra, normallik ve betimsel analizler yapılmıştır. Son aşamada, araştırma hipotezlerini test edebilmek adına Korelasyon ve Yapısal Eşitlik Modeli ile Yol Analizi yapılmıştır. Analizler neticesinde; marka beğenilirliğinin olumlu, olumsuz ve online ağızdan ağıza pazarlama üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı bir etkisi tespit edilememiştir. Marka faydasının ise olumlu, olumsuz ve online ağızdan ağıza pazarlama üzerinde istatistiksel açıdan yüksek düzeyde anlamlı etkileri tespit edilmiştir. Araştırma; marka faydası arttıkça özel hastaneleri tercih eden hastaların olumlu ve online ağızdan ağıza pazarlama faaliyetlerinde bulunduklarını göstermiştir. Bununla birlikte, marka faydası arttıkça özel hastaneleri tercih eden hastaların olumsuz ağızdan ağıza pazarlama faaliyetlerinin azaldığı tespit edilmiştir.