Feyziye Schools Foundation Işık University
Anabilim Dalı

Psikoloji Anabilim Dalı

Feyziye Schools Foundation Işık University

2.710

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocukluk çağı travmaları ile depresyon ilişkisinde dini başa çıkmanın aracı rolü

Amaç: Bu araştırmada çocukluk çağı travmaları ile depresyon ilişkisinde dini başa çıkmanın aracı rolünün değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma toplam 366 kişi olmak üzere; 257'si kadın 109'u erkek üniversite öğrencisi ile yürütülmüştür. Bu öğrencilerin yaş ortamaları 23,51'dir. (ss:5,317). Değişkenleri ölçümlemek için Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇTQ-28), Kısa Semptom Envanteri (KSE), Dini Başa Çıkma Ölçeği (DBÇÖ), Beck Depresyon Envanteri (BDE), kullanılmıştır. Bulgular : Araştırmanın bulguları incelendiğinde çocukluk çağı travmaları ile depresyon arasında anlamlı bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Öngörülenin aksine çocukluk çağı travmaları ile olumlu dini başa çıkma arasında negatif anlamlı ilişki saptanmış fakat olumsuz dini başa çıkma ile çocukluk çağı travmaları arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Korelasyon analizlerinde olumlu dini başa çıkma ile depresyon arasında negatif anlamlı ilişki bulunmasına rağmen mediasyon analizlerinde aynı sonuca ulaşılamamıştır. Çocukluk çağı travmaları ile psikiyatrik ilaç kullanımı değişkenleri kontrol edildiğinde olumlu dini başa çıkma ile depresyon arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç: Araştırmanın sonuçları çocukluk çağı travmalarına maruz kalmış bireylerin olumlu dini başa çıkma stratejilerini kullanımının daha düşük ve depresyon şiddetlerinin yüksek olduğunu göstermektedir.

Başa çıkmaDepresif bozukluk-majörDepresyon+4
Nazan Cankılıç
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlköğretim 3, 4 ve 5.sınıf öğrencilerinde akran zorbalığı ve sosyal beceri arasındaki ilişkiyi etkileyen ve bu ilişkiye eşlik eden faktörler ile birlikte incelenmesi

Amaç: Bu araştırmada, akran zorbalığı ve sosyal beceri arasında olası anlamlı bir ilişkinin araştırılması planlanmıştır. Yöntem: Katılımcılar, İstanbul'da Anadolu yakasında bulunan özel okulda okuyan, normal gelişim gösteren, 2018-2019 dönemi içinde ilköğretim 3., 4. ve 5. sınıfta okuyan toplam 164 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmaya toplam 17 sınıftan 164 öğrenci ve onların ebeveynleri, 17 sınıf öğretmeni ve 8 rehberlik öğretmeni katılmıştır. Araştırılması amaçlanan bilgiler Sosyodemografik/Kişisel Bilgi Formu, Olweus Öğrenciler İçin Akran Zorbalığı Ölçeği ve Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği ile elde edilmiştir. Bulgular: Araştırma sonucuna göre, zorbalık davranışı ile sosyal beceriler arasında anlamlı bir ilişki bulunamazken, akran zorbalığına maruz kalan öğrencilerin sosyal becerileri puanlarının anlamlı olarak daha düşük olduğu bulunmuştur. Akran zorbalığına maruz kalan öğrencilerin ilişki başlatma ve sürdürme, saldırgan davranışlar ve dürtülerle başa çıkma, plan yapma ve sosyal becerilerinin daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Sonuçlar, sosyal beceri problemleri ve akran zorbalığına maruz kalmanın ilişki içerisinde olduğunu desteklemektedir. Bu bulgular ilgili literatür göz önüne alarak tartışılmış ve gelecek araştırmacılara ve uygulayıcılara yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: akran zorbalığı, sosyal beceri, atılganlık, saldırganlık.

Akran zorbalığıAtılganlıkGelişim psikolojisi+5
Zeynep Kurt
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveynlik tutumları ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz-şefkatin aracı rolü

Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin algılanan ebeveyn tutumları ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide öz-şefkatin aracı etkisini incelemektir. Algılanan ebeveyn tutumları, anne duygusal sıcaklık, baba duygusal sıcaklık, anne reddedicilik, baba reddedicilik, anne aşırı koruyuculuk ve baba aşırı koruyuculuk alt ölçeklerini içermektedir Araştırmaya 137 kadın 54 erkek olmak üzere toplamda 191 üniversite öğrencisi katılmıştır. Araştırma değişkenlerini ölçmek amacıyla kullanılan ölçekleri sırasıyla Demografik Bilgi Formu, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları-Çocuk Formu, Öz-duyarlık Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri oluşturmaktadır. Araştırma verileri çevrimiçi ortamda toplanmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS Statistics 27 programında yapılmıştır. Araştırma sonuçlarını görmek amacıyla Pearson korelasyon analizi, güvenirlik analizi, Tek Yönlü ANOVA, Bağımsız Gruplar T-Testi, Hiyerarşik Regresyon ve PROCESS ile Aracılık Etkisi analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre cinsiyetin algılanan ebeveynlik tutumlarında, öz-şefkatin bazı alt ölçeklerinde ve psikolojik belirtilerin bazı alt ölçekleri üzerinde anlamlı etkisi olduğu bulunmuştur. Ebeveyn eğitim durumunun da algılanan ebeveyn tutumları ve öz-yargılama üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu bulunmuştur. Aracılık etkisi analizleri algılanan ebeveyn tutumlarının 6 alt boyutu için de ayrı ayrı yapılmıştır. Bulgulara göre öz-şefkat algılanan anne duygusal sıcaklığı, baba duygusal sıcaklığı, baba reddediciliği, anne aşırı koruyuculuğu, baba aşırı koruyuculuğu ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide tam aracılık etkisi olduğu bulunmuştur. Algılanan anne reddediciliği ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkide ise öz-şefkatin kısmi aracılık etkisi olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Algılanan Ebeveyn Tutumları, Öz-şefkat, Psikolojik Belirtiler

Ayşe Sürücü
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin öz-şefkatleri ve bozulmuş yeme davranışları arasındaki ilişkide öz-eleştirel ruminasyonun aracı rolü

Bu çalışmada beliren yetişkinlik dönemindeki üniversite öğrencilerinin öz-şefkatleri, öz-eleştirel ruminasyonları ve bozulmuş yeme davranışları arasındaki ilişkiler incelenmiş olup öz-eleştirel ruminasyonun öz-şefkat ile bozulmuş yeme davranışları arasındaki aracı rolü de değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, 18-25 yaş arası 46 farklı şehirde yaşayan, 95 farklı bölümde aktif öğrenim hayatı devam eden 498 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Katılımcılara sırayla Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği, Öz-Eleştirel Ruminasyon Ölçeği, Öz-Duyarlık Ölçeği uygulanmıştır. Kadınların yeme bozukluğu ve öz-eleştirel ruminasyon puanlarının erkeklerden istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu saptanmıştır. Kilolarından memnun olmayan katılımcıların yeme bozukluğu ve öz-eleştirel ruminasyon puanlarının, kilolarından memnun olan katılımcılara göre daha yüksek, öz-şefkat puanlarının ise anlamlı derecede daha düşük olduğu bulunmuştur. Ayrıca, kronik rahatsızlığı olan katılımcıların yeme bozukluğu ve öz-eleştirel ruminasyon puanlarının, rahatsızlığı olmayanlara kıyasla daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kilo alma/verme amacı güzel/fit görünmek olan bireylerin yeme bozukluğu ve öz-eleştirel ruminasyon puanlarının kilo alma/verme amacı sağlıklı yaşamak olan gruptaki bireylerden istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek olduğu, öz-şefkat puanlarının ise düşük olduğu görülmüştür. Tek yönlü varyans analizi sonuçlarına göre, beden kitle indeksi (BKİ) gruplarına (zayıf, normal kilolu, fazla kilolu, obez) göre yeme bozukluğu puanları anlamlı şekilde farklılık göstermiştir. Zayıf bireylerin yeme bozukluğu puanlarının istatistiksel olarak anlamlı şekilde diğer gruplara kıyasla düşük olduğu, obez bireylerin ise istatistiksel olarak anlamlı şekilde diğer gruplara kıyasla yeme bozukluğu puanlarının yüksek olduğu bulgulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, öz-şefkatin bozulmuş yeme davranışları ve öz-eleştirel ruminasyonu anlamlı şekilde negatif yönde, öz-eleştirel ruminasyonun ise bozulmuş yeme davranışlarını pozitif yönde yordadığı görülmüştür. Hiyerarşik çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre, öz-eleştirel ruminasyonun, kontrol değişkenleri (kilo memnuniyeti, yeme bozukluğu dışında psikiyatrik tanı, kronik rahatsızlık, cinsiyet) ve öz-şefkat değişkeninin ötesinde, yeme davranışında bozulma üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu bulunmuştur. Ayrıca, basit bir aracılık modeli incelenmiş ve öz-şefkat ile bozulmuş yeme davranışları arasındaki ilişkide öz-eleştirel ruminasyonun aracılık rolü olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular literatürle karşılaştırılarak tartışılmış ve çalışmanın alana sağladığı katkılar ile sınırlılıkları ele alınmıştır.

Ruminatif düşünmeVücut kitle indeksiYeme davranışı+3
Duygu Zomp
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocukluk çağı travmaları ile evlilik doyumu ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğünün ve stresle çift olarak baş etmenin aracı rolü

Amaç: Bu çalışmanın amacı evli bireylerin çocukluk çağı travma düzeyleri ile evlilik doyumları arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün ve stresle çift olarak baş etme düzeyinin aracı ilişkisini ele almaktır. Bunun yanı sıra söz konusu kavramlar arasındaki ilişkileri incelemek ve farklı sosyodemografik değişkenler açısından ele almak amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmanın örneklemi yaşları 18-65 yaş aralığında değişen 37.49±10.50 ortalamaya sahip 296'sı kadın 98'i erkek olmak üzere toplam 394 evli bireyden oluşmaktadır. Çalışmada Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Evlilik Yaşamı Ölçeği, Duygu Düzenlemede Zorluklar Ölçeği, Stresle Çift Olarak Baş Etme Envanteri kullanılmıştır. Veri analizinde, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü Anova analizi, Pearson korelasyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi ve PROCESS aracı etki analizi uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmanın sonuçlarına göre çocukluk çağı travma düzeyleri duygu düzenleme güçlüğünü pozitif yönde; stresle çift olarak baş etme düzeyini negatif yönde yordamaktır. Çocukluk çağı travma düzeyleri ve duygu düzenleme güçlüğü evlilik doyumunu negatif yönde; stresle çift olarak baş etme düzeyi evlilik doyumunu pozitif yönde yordamaktadır. Çocukluk çağı travma düzeyleri ile evlilik doyumu arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün ve stresle çift olarak baş etmenin kısmi aracı rolü bulunmaktadır. Sonuç: Evli bireylerde çocukluk çağı travma düzeyleri, duygu düzenleme güçlüğü ve stresle çift olarak baş etme düzeyi, evlilik doyumunun yordayıcıları olarak bulunmuştur. Ele alınan aracı modellerde çocukluk çağı travma düzeyi ile evlilik doyumu ilişkisinin açıklanmasında duygu düzenleme güçlüğünün ve stresle çift olarak baş etmenin aracılık ettiği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Evlilik Doyumu, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Stresle Çift Olarak Baş Etme

Duygu düzenleme güçlüğüEvlilik doyumuStresle başetme+1
Simay Yılmaz
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erken çocukluk dönemi içselleştirme ve dışsallaştırma davranış problemleriyle annenin ebeveyn tutumları arasındaki ilişkide anne mükemmeliyetçiliğinin aracı rolü

Bu araştırma, annelerin ebeveyn tutumları ile çocuklardaki içselleştirme ve dışsallaştırma davranış problemleri arasındaki ilişkide anne mükemmeliyetçiliğinin aracı rolünü incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 3-6 yaş arası çocuğu olan 271 anne oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan annelerden sosyodemografik bilgi formu, Ebeveyn Tutum Ölçeği, Hacettepe Ruhsal Uyum Ölçeği ve Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeğini doldurmaları istenmiştir ve veriler çevrim içi olarak toplanmıştır. Araştırmanın temel hipotezini test etmek üzere yapılan analiz bulgularına göre aşırı koruyucu ve izin verici ebeveyn tutumları ile içselleştirme ve dışsallaştırma davranış problemleri arasındaki ilişkide annenin kendine yönelik mükemmeliyetçiliğinin aracı bir etkisi bulunmazken sosyal olarak belirlenen mükemmeliyetçiliğinin aracı bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Bununla birlikte demokratik ve otoriter ebeveyn tutumları ile içselleştirme ve dışsallaştırma davranış problemleri arasındaki ilişkide anne mükemmeliyetçiliğinin aracılık etkisinin anlamsız olduğu bulunmuştur. Annelerin ebeveyn tutumlarından otoriter tutumun annenin yaşadığı yerleşim birimine göre; aşırı koruyucu tutumun ise annenin eğitimi düzeyine, çalışma durumuna ve sahip olduğu çocuk sayısına göre anlamlı olarak farklılaştığı görülmüştür. Çocuklardaki içselleştirme davranış problemlerinin annenin eğitim düzeyine göre farklılaştığı görülürken, dışsallaştırma davranış problemlerinin ise çocuğun cinsiyetine göre anlamlı olarak farklılaştığı tespit edilmiştir. Mükemmeliyetçilik alt boyutlarında ise kendine yönelik mükemmeliyetçiliğin annenin yaşına göre; sosyal olarak belirlenen mükemmeliyetçiliğin ise annenin eğitim düzeyine göre anlamlı olarak farklılaştığı bulunmuştur. Sonuç olarak, araştırma aşırı koruyucu ve izin verici ebeveyn tutumlarının içselleştirme ve dışsallaştırma davranış problemleri ile olan ilişkisinin sosyal olarak belirlenen mükemmeliyetçilik aracılığıyla ortaya çıktığını göstermektedir. Bu anlamda bu çalışma, Türkiye örneklemindeki ebeveynlerin tutumlarının ve özelliklerinin çocuklarının ruh sağlığı üzerindeki rolünün önemini göstermekte ve ebeveynlerin etkin ve olumlu ebeveynlik yaklaşımlarını edinmeleri konusundaki pratik uygulamalar konusundaki gerekliliği ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn Tutumları, Çocuk Davranış Problemleri, Ebeveyn Mükemmeliyetçiliği, Erken Çocukluk Dönemi

Merve İnce
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

EMDR ile travma odaklı sanat terapisi uygulamalarının çocuk ve ergenlerdeki travma sonrası stres düzeyine etkisinin karşılaştırılması: Sistematik derleme ve meta-analiz

Bu araştırmada travma sonrası stres belirtilerini gösteren veya Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) tanısı almış olan çocuk ve ergenlerde gerçekleştirilen Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) ile Travma Odaklı Sanat Terapisi (TO-ST) uygulamalarının etkisinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca her iki terapi yönteminin etkisinin incelenmesinde çalışmalara ya da katılımcılara ait özelliklerin (katılımcıların yaş grubu, cinsiyetleri, uygulanan terapinin süresi ve seans sayısı, aile üyelerinin dahil olma durumu, araştırmanın yürütüldüğü ülke, katılımcıların maruz kaldığı travmatik tecrübe sayısı, araştırmada yarıda bırakma oranları, araştırmanın kontrol grubu seçimi, bireysel ya da grup terapi şeklinde yürütülme ile travmatik olay üzerinden geçen süre) etki büyüklüğünde yarattığı farklılık Metaregresyon analizleri ile yürütülmüştür. Standartlaştırılmış ortalama farkı (Hedges' g) üzerinden etki büyüklüğü hesaplaması gerçekleştirilmiştir; Rastgele Etkiler Modeli ile heterojen dağılımların analizi yürütülmüştür. Yayın yanlılığı için Kırpma ve Doldurma, Huni Grafiği, Begg sıralı korelasyon testi, Egger regresyon testi, Rosenthal ve Orwin hata koruma sayıları incelenmiştir. Verilerin analizinde R ve R Studio v.4.3.3 içerisindeki meta paketleri kullanılmıştır. Elektronik veri tabanı incelemesinde öncelikle 1516 kayda ulaşılmıştır. Belirlenmiş olan içleme kriterleri kapsamında araştırma sonunda toplamda 17 çalışmaya (NEMDR = 11, NTO-ST = 6) ulaşılmıştır. Tedavi öncesi ve sonrasındaki ortalama farkları üzerinden genel etki büyüklüğü incelendiğinde, her iki yöntemin de sözü edilen klinik popülasyonda marjinal anlamlı düzeyde etkili olduğu; ancak etki büyüklüğü açısından Sanat Terapisinin lehine olduğu gözlemlenmiştir (EMDR için Hedges' g = .68, 95% CI [-.03; 1.41], p = .06; Sanat Terapisi için Hedges' g = 1.19, 95% CI [-.20; 2.58], p = .09). Yayın yanlılığına dair potansiyel riskler, hata koruma sayıları (EMDR için Rosenthal fail safe N = 177, Orwin fail safe N = 161; Sanat Terapisi için Rosenthal fail safe N = 222, Orwin fail safe N = 150), Begg sıralama korelasyon testi (EMDR için Kendall's tau = .27, p = .28; Sanat Terapisi için Kendall's tau = .33, p = .46) ve Egger regresyon testi (EMDR için t(9) = 4.04, p<.001; Sanat Terapisi için t(4) = 4.16, p<.001) üzerinden tartışılmıştır. Son olarak yapılan moderatör analizlerinde travmatik tecrübe sayısı her iki terapi yöntemi için de anlamlı bir düzenleyici etkiye sahipken (EMDR için B = -.29, p = .08; Sanat Terapisi için B = .05, p<.001), yarıda bırakma oranı Sanat Terapisi için anlamlı (B = .02, p<.001) olarak bulunmuştur; ancak diğer değişkenler için anlamlı bir düzenleyicilik etkisi saptanmamıştır. Elde edilen veriler literatürde yer alan diğer çalışmalarla karşılaştırılmış, Sanat Terapisinin EMDR'ye göre etkisinin yüksek olmasının olası sebepleri tartışılmıştır. Nörobiyolojik etki farklılıkları, çocuk ve ergenlerin sanatsal yaratımlara hakimiyeti olması, Sanat Terapisinin gelişim dönemlerine uygun olacak şekilde çerçevelendirilmesi ve sonuçta somut sanatsal üretimlerin varlığı gibi etmenlerin, Sanat Terapisinin daha fazla etki büyüklüğüne sahip olmasını açıkladığı düşünülmektedir. Randomize kontrollü çalışmalar üzerinden travma literatüründe EMDR ve Sanat Terapisi karşılaştırılmasının ilk defa yapılmasından ötürü bu araştırmanın literatürde öncül bir konumda olduğu gözlemlenmektedir.

Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden işlemeSanat terapisiTravma
Nur İnci Namlı
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

HIV ile yaşayan kişilerin sağlık çalışanları tutumlarından bekledikleri stigmatizasyonun psikopatolojik semptomlar üzerindeki yordayıcı etkisi

HIV, kan veya cinsel yolla bulaşan tedavi alınmadığı taktirde immun sisteme zarar vererek AIDS tablosuna evrilen bir virüstür. Tedavi alınması halinde bulaşın ve olumsuz prognozun ortadan kaldırılabilmesine rağmen HIV epidemisi dünyada hala devam etmektedir. Epideminin kontrol altına alınamamasındaki en güçlü etkenlerden biri HIV stigmatizasyonu ve ayrımcılıktır. HIV ile yaşayan kişiler tanı ve tedavi süreçlerinde de stigmatizasyon ve ayrımcılığa maruz kalmakta, bu durum tanı sürecinin gecikmesine ve/veya tedavi uyumunun düşmesine neden olabilmektedir. Stigmatizasyon ve ayrımcılığa maruz kalmak kişinin psikopatolojik semptomlar geliştirmesinde etkilidir. HIV ile yaşayan kişilerin tanı ve tedavi süreçlerinde bekledikleri ve maruz kaldıkları stigmatizasyon alanyazında ele alınsa da bu değişimi ölçen standardize bir ölçek bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı HIV ile yaşayan kişilerin tedavi süreçlerinde bekledikleri stigmatizasyon ve ayrımcılığı ölçen bir ölçek geliştirmek ve geliştirilen ölçek aracılığıyla HIV ile yaşayan kişilerin tanı ve tedavi süreçlerinde bekledikleri stigmatizasyon ile psikopatolojik semptomlar arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmanın ilk bölümünde 18 yaş ve üzeri HIV ile yaşayan 224 kişiye ulaşılmıştır. Ölçeğin yapı geçerliğinin sınanması için Açımlayıcı ve Doğrulayıcı Faktör analizleri yürütülmüştür. Analiz sonuçlarına göre varyansın %72'sini açıklayan, uyum indeksine gör kabul edilebilir uyum değerlerine sahip ikfaktörlü bir yapı ortaya çıkmıştır. İlk faktör "HIV Tedavisine Yönelik Beklenen Stigmatizasyon", ikinci faktör ise "HIV Statüsüne Yönelik Beklenen Stigmatizasyon" olarak isimlendirilmiştir. Ölçeğin birleşen geçerliğinin sınanması için HIV/AIDS Damgalama Ölçeği ile ilişkisi incelenmiş beklenildiği gibi iki ölçek arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Ölçeğin görünüm geçerliğinin sınanması için iki enfeksiyon uzmanı, bir klinik psikolog ve bir HIV ile ilişkili danışmanlık hizmeti veren Sivil Toplum Kuruluşu çalışanından uzman görüşü alınmıştır. Ölçeğin güvenirliğinin sınanması için toplam puan ve faktör yapılarının iç tutarlılık kat sayıları hesaplanmıştır. Ölçeğin iç tutarlık katsayılarının iyi düzeyde olduğu saptanmıştır. Geliştirilen HIV Tedavisinde Beklenen Stigmatizasyon Ölçeği psikometrik özellikler açısından yeterli düzeydedir fakat örneklem genişliği ve örneklem içi çeşitlilik arttırılarak psikometrik özelliklerin tekrar sınanması alanyazına katkı sağlayacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde geliştirilen HIV Tedavisinde Beklenen Stigmatizasyon Ölçeği kullanılarak HIV ile yaşayan kişide tedavide beklenen stigmatizasyonun psikopatolojik semptomlar üzerindeki yordayıcı etkisi incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünün örneklemi 18-25 yaş aralığında 101 HIV ile yaşayan kişiden oluşmaktadır. Literatür ile uyumlu olarak HIV tedavisinde beklenen stigmatizasyonun depresyon, anksiyete, hostalite, olumsuz benlik ve somatizasyon belirtileri üzerinde yordayıcı etkisinin bulunduğu saptanmıştır. Bulgular literatür verileriyle karşılaştırılarak tartışılmıştır. İkinci bölümde öne sürülen tüm hipotezler doğrulanmıştır fakat çalışmanın önemli kısıtlılıklara da sahiptir. En önemli iki kısıtlılık örneklem sayısı ve örneklem içi çeşitliklitir. Örneklem sayısı ve örneklem içi çeşitliliğin arttırılarak çalışmanın tekrarlanması bulguların güvenirliğinin arttırması açısından alanyazına katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: HIV, Stigmatizasyon, Psikopatoloji, HIV Tedavisi, HIV Stigmatizasyonu

Eda Yardımcı
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ergenlerde maruz kalınan akran zorbalığı ve kaygı düzeyi arasındaki ilişkide bilişsel esneklik becerisinin etkisinin incelenmesi

Amaç : Bu araştırma, ergenlik döneminde maruz kalınan akran zorbalığı düzeyi ve kaygı düzeyi arasındaki ilişkide bilişsel esnekliğin düzenleyici rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemi 12-18 yaş aralığında 270 ergen katılımcıdan oluşurken, katılımcılardan elde edilen veriler Ergen Akran İlişkileri Ölçeği Mağdur Formu, Bilişsel Esneklik Ölçeği Ergen Formu, Çocuklar İçin Kaygı Ölçeği–R(2) ve Aile Demografik Bilgi Formu aracılığıyla yüz yüze toplanmıştır. Araştırmanın temel hipotezini test etmek için Process Makro analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda maruz kalınan akran zorbalığının kaygıyı anlamlı biçimde yordadığı tespit edilirken; bilişsel esnekliğin, maruz kalınan akran zorbalığı ve kaygı düzeyi arasındaki ilişki üzerinde düzenleyici etkisi anlamlı bulunmamıştır. Ancak araştırma değişkenleri arasındaki korelatif değerler gözden geçirildiğinde araştırma hipotezleri arasında yer almasa da öte analizler kurgulanarak bilişsel esnekliğin maruz kalınan akran zorbalığı ve kaygı düzeyi arasındaki ilişkide olası aracı rolünü araştırmak hedeflenmiştir. Yapılan analiz sonuçlarına göre bilişsel esnekliğin maruz kalınan akran zorbalığı ve kaygı düzeyi arasındaki ilişkiye tam aracılık ettiği tespit edilmiştir. Bu araştırma sürecinde, çalışmanın yan amaçları doğrultusunda, sosyodemografik değişkenlerin araştırma değişkenleri üzerindeki olası etkisi de incelenmiştir. Yapılan grup farkı analiz sonuçlarına göre maruz kalınan zorbalık düzeyinin; cinsiyet, okul türü, kardeş sayısı, yaş, sınıf düzeyi, anne ve baba eğitim durumuna göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Kaygı düzeyi incelendiğinde ise; cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi ve anne eğitim durumunun kaygı puanları üzerinde anlamlı farklar oluşturduğu bulunmuştur. Ek olarak bilişsel esneklik düzeyi ise yaş, sınıf düzeyi ve baba eğitim durumuna göre farklılaşmaktadır. Sonuç: Araştırma; maruz kalınan akran zorbalığı ve kaygı düzeyi ilişkisinin bilişsel esneklik aracılığıyla gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Bu anlamda elde edilen bulgular ve araştırmanın sonuçları ilgili literatür kapsamında tartışılmış ve değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Akran Zorbalığı, Kaygı Düzeyi, Bilişsel Esneklik, Ergenlik

Gülin Yüksel
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik rahatsızlığı olan çocuk ve ergenlerde sanat terapi uygulamalarının etkinliği: Sistematik derleme ve meta-analiz

Bu sistematik derleme ve meta-analiz çalışmasının amacı, sanat terapi uygulamalarının kronik hastalığa sahip çocuk ve ergenlerdeki yaşam kalitesi, anksiyete, ağrı ve depresyon düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Araştırmada, Google Scholar, APA PsycNet, Cochrane Library CINAHL, EBSCOHost, ERIC, Medline, PsycINFO, PsycARTICLES, PsycBOOKS, Pubmed, Proquest, Sciencedirect, Springer Link, ULAKBIM, YÖKTEZ ve Web of Science veri tabanları sistematik biçimde taranmış, 2000-2023 yılları arasında yapılmış çalışmaları içeren toplamda 2352 veri kaydına erişilmiştir. Bunlardan 0-18 yaşları arasında 584 katılımcı barındıran 12 randomize kontrollü çalışma araştırmaya dahil edilmiştir. Dahil edilen çalışmalarda, sanat terapisinin etkinliği Hedges g etki büyüklüğü değeri üzerinden hesaplanmış ve tesadüfi etkiler modeli temel alınarak R, R Studio programlarında standartlaştırılmış ortalama farkına dayalı meta-analiz değerlendirilmesi yapılmıştır. Her bir değişken için etki büyüklüğüyle birlikte heterojenlik, duyarlılık ve yayın yanlılığı değerlendirmeleri gerçekleştirilmiştir. Yaşam kalitesi için ebeveyn ve çocuk ölçeklerine dayalı iki farklı değerlendirme yapılmıştır. Çalışmaların kalitesi Cochran Risk of Bias 2 (RoB2) aracı esas alınarak değerlendirilmiştir. Etki büyüklüğündeki değişimlere neden olabilecek moderatör değişkenlerin etkisi alt grup ve meta-regresyon analizleriyle incelenmiştir. Analize dahil edilen çalışmalar, sanat terapisinin çocuk ve ergenlerin bakış açısından değerlendirilen yaşam kalitesi üzerinde orta düzeyde ve anlamlı bir etkisi olduğunu göstermiştir (Hedges' g = .40, 95% CI [0.27; 0.53], p = .001). Ebeveyn değerlendirmesini baz alan yaşam kalitesi değerlerinde ise pozitif ancak istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir etki gözlenmiştir (Hedges' g = .43, 95% CI [-.03; 1.20], p = .21). Bu bakış açısındaki farklılıklar klinik ve yöntemsel açıdan tartışılmıştır. Sanat terapisinin ağrı düzeyi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve büyük bir etkisi olduğu bulunmuştur (Hedges' g = -.63, 95% CI [-1.19; -0.07], p = .03). Anksiyete düzeyi üzerindeyse pozitif ancak anlamlı bir etki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Hedges' g = -.71, 95% CI [-2.24; 0.82], p = .23). Depresyon değişkenine dair yeterince çalışma olmaması nedeniyle analiz yapılmamıştır. Yaşam kalitesi ve anksiyete için heterojenliğin kaynakları araştırılmış ve tartışılmıştır. Yapılan yanlılık değerlendirmelerinde meta-analiz bulgularında belirgin bir yayın yanlılığı olmadığı tespit edilmiştir. Araştırmanın bulguları, sanat terapisinin kronik hastalığı olan çocuk ve ergenlerde yaşam kalitesini artırmada ve ağrı düzeyini azaltmada potansiyel bir araç olabileceğini göstermiştir. Bu sonuçlar, klinik uygulamalar ve gelecekteki araştırmalar için yön göstericidir. Ancak, alandaki çalışma sayısının azlığı, yüksek heterojenlik düzeyleri ve çalışmaların risk oranları gibi sınırlılıklar düşünüldüğünde, bu potansiyel etkiyi daha iyi değerlendirebilmek adına bu alandaki çalışmaların artması gerektiği düşünülmektedir.

Ecemnur Köksal
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erken dönem uyumsuz şemalar somatizasyon ilişkisi: Kişilerarası duygu düzenlemenin aracı rolü

Amaç: Bu araştırma erken dönem uyumsuz şemaların somatizasyon ile ilişkisinde kişilerarası duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolünü incelemektedir. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 18-45 yaş aralığındaki toplam 1112 kişi oluşturmaktadır. Katılımcılara uygun örnekleme yoluyla ulaşılmış ve çevrimiçi anket yardımı ile veriler toplanmıştır. Katılımcılara sırayla; Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ- KF3), Kişilerarası Duygu Düzenleme Ölçeği (KDDÖ), Somatizasyon Ölçeği uygulanmıştır. Sonuçlar SPSS 25.0 programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Analizler neticesinde; yatıştırılma duygu düzenleme stratejisinin ve erken dönem uyumsuz şema alanlarının somatizasyon üzerinde pozitif yordayıcı etkisi bulunmuştur. Bakış açısı edinme duygu düzenlemesinin ise somatizasyon üzerinde negatif yönde yordayıcılığı tespit edilmiştir. Process Makro v4.2 Model 4 ile yürütülen paralel aracılık analizi neticesinde yatıştırılma, bakış açısı edinme, olumlu duyguları artırma duygu düzenleme biçimlerinin erken dönem uyumsuz şemalar ve somatizasyon arasındaki ilişkide aracı rolünün olduğu görülmüştür. Sosyal model alma duygu düzenleme stratejisinin ise erken dönem uyumsuz şemalar ve somatizasyon ilişkisine aracılık etmediği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Araştırmada erken dönem uyumsuz şemalar, kişilerarası duygu düzenleme ve somatizasyon değişkenlerinin ilişkileri incelenmiş ve istatistiksel olarak anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır. Yatıştırılma duygu düzenleme stratejisinin kullanımı erken dönem uyumsuz şemalar ve somatizasyon arasındaki ilişkinin güçlenmesinde rol oynarken, bakış açısı edinme ve olumlu duyguları artırma duygu düzenleme stratejilerinin kullanımının aradaki ilişkiyi zayıflattığı görülmüştür.

Sedef Nergiz Karagöz Ay
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişilik inançları ve somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin aracı rolü

Bu çalışmanın amacı kişilik inançları ve somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin aracı etkisini incelemektir. Kişilik inançları; çekingen, bağımlı, antisosyal, pasif-agresif, obsesif-kompulsif, histriyonik, narsisistik, şizoid, paranoid ve sınırda kişilik inancı alt ölçeklerini içermektedir. Araştırmaya katılan katılımcı sayısı toplam 457 kişidir ve bu katılımcıların 295'i kadın 162'si erkektir; katılımcıların yaş aralığı 18-65'tir. Araştırma değişkenlerini ölçmek amacıyla kullanılan ölçekler sırasıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Kişilik İnanç Ölçeği Kısa Form (KİÖ-Kısa Form), Somatizasyon Ölçeği ve Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20)'dir. Araştırma verileri çevrimiçi yollarla toplanmıştır. Katılımcılara uygun örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Veri analizi IBM SPSS Statistics 25 paket programında yapılmıştır. Araştırmanın bulgular kısmında yürütülen analizlerde Pearson korelasyon analizi, güvenirlik analizi, Tek Yönlü ANOVA, Bağımsız Gruplar T-Testi, Hiyerarşik Regresyon ve PROCESS Makro v4.2 Model 4 ile Aracılık Etkisi analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre kişilik inanç ölçeğinin tüm alt boyutlarının somatizasyon üzerinde anlamlı etkisi olduğu, aleksitiminin somatizasyon üzerinde anlamlı etkisi olduğu ve kişilik inanç ölçeğinin tüm alt boyutlarının aleksitimi üzerinde anlamlı etkisi olduğu bulunmuştur. Aracılık etkisi analizleri kişilik inançlarının 10 alt boyutu için ayrı ayrı yürütülmüştür. Bulgulara göre kişilik inançlarının tüm alt boyutları için, kişilik inançları ve somatizasyon arasındaki ilişkide aleksitiminin aracı rolü olduğu bulunmuştur.

Benay Tetik Şahin
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Beliren yetişkinlik döneminde bozulmuş yeme davranışı, kişilerarası duygu düzenleme stratejileri, kişilerarası problemler ve aleksitimi arasındaki ilişki: Aracı ve düzenleyici roller

Araştırmada yaş ortalaması 23.18 (SS = 3.13) olan beliren yetişkinlik dönemindeki (18-29 yaş arası) bireylerin bozulmuş yeme davranışlarının özelliklerini, koruyucu ve risk faktörlerini kişilerarası bağlamda incelemek amaçlanmıştır. Bozulmuş yeme davranışları olarak klinik bir tanı olmaksızın gözlemlenen problemli yeme alışkanlıkları ifade edilmiştir. Aleksitimi, kişinin duygularını tanımlamakta ve ifade etmekte zorlanarak duygularını bedensel belirtiler aracılığıyla ifade etmesi sebebiyle bozulmuş yeme davranışlarıyla sıklıkla ilişkilendirilmiştir. Kişilerarası duygu düzenleme stratejileri, bireylerin kendilerini güvende hissetmek veya olumsuz duyguların şiddetini azaltabilmek için diğer insanları kullanma eğilimi olarak tanımlanmıştır. Kişilerarası problemler ise kişilerarası ilişkilerdeki güçlük ve stres alanlarını tanımlayan sekiz problem alanından oluşan döngüsel bir model olarak ele alınmıştır. Araştırma kapsamında ilk olarak aleksitimi ile bozulmuş yeme davranışları arasındaki ilişkide kişilerarası problem alanlarının aracı rolününün sınanması, ikinci olarak kişilerarası problemler ile bozulmuş yeme davranışları arasındaki yordayıcı ilişkide Türkiye'de yeni bir çalışma konusu olan kişilerarası duygu düzenleme stratejilerinin düzenleyici rolünü anlamak amaçlanmıştır. Araştırma 18-29 yaş arası 454 (369 kadın ve 85 erkek) katılımcı ile yürütülmüştür. Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği, Kişilerarası Problemler Envanteri, Kişilerarası Duygu Düzenleme Stratejileri Ölçeği ve Toronto Aleksitimi Ölçeği kullanılmıştır. Aracı etki analiz sonuçları, aleksitimi ile bozulmuş yeme davranışı arasındaki ilişkide baskın-kontrolcü, intrusif-muhtaç, aşırı uyumlu ve aşırı fedakar problem alanlarının anlamlı bir aracı rolünün olduğunu göstermiştir. Düzenleyici etki analiz sonuçlarına göre kişilerarası duygu düzenleme stratejisi olan bakış açısı edinme ve yatıştırılma stratejilerinin kişilerarası problemler ile bozulmuş yeme davranışı arasındaki ilişkiyi anlamlı derecede zayıflattığı görülmüştür. Elde edilen sonuçlara göre bozulmuş yeme davranışlarının tedavisinde hem kişilerarası duygu düzenleme stratejilerinin düzeyinin ve şiddetinin farkındalığına yönelik hem de kişilerarası problem alanlarını belirlemeye odaklanan müdahaleler geliştirilmesi, bu bireylerin duygularını ifade edebilmek için ihtiyaç duydukları sosyal desteğin ve risk faktörlerinin önemine vurgu yapacak kamusal çalışmalar düzenlenmesi ve bozulmuş yeme davranışı açısından risk grubu olarak görülen beliren yetişkinlik dönemindeki bireylere yönelik farkındalık çalışmalarının düzenlenmesi önerilmiştir.

Ece Hoşceylan Türkün
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadınlarda çocukluk çağı travmaları ve partner şiddetine yönelik tutum arasındaki ilişkide başa çıkma stillerinin aracı rolü

Amaç: Bu çalışmanın amacı erişkin kadınlarda çocukluk çağı travma düzeyleri ile partner şiddetine yönelik tutum arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide başa çıkma stillerinin aracı etkisini ele almaktır. Bunun yanı sıra söz konusu kavramları farklı sosyodemografik değişkenler açısından ele almak amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemi, yaş ortalaması 35,01±8,96 olan, yaşları 18 ile 64 arasında değişen 338 kadın katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33), Yakın İlişkilerde Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği–Gözden Geçirilmiş Formu (YİŞTÖ-GG), Stresli Durumlarla Başa Çıkma Envanteri Kısa Formu (SDBÇE-21) kullanılmıştır. Veri analizinde, frekans analizi, hiyerarşik regresyon analizi, bağımsız gruplar t-testi, Pearson korelasyon analizi, regresyon analizi ve PROCESS aracı etki analizi uygulanmıştır. Bulgular: Çocukluk çağı travma düzeyleri, yakın ilişkilerde şiddete yönelik tutumu pozitif yönde yordamakta; stresle başa çıkma davranışlarından çözüme yönelik başa çıkma düzeyini ise negatif yönde etkilemektedir. Çocukluk çağı travma düzeyleri ile yakın ilişkilerde şiddete yönelik tutum arasındaki ilişkide, stresle başa çıkma davranışları kısmi bir aracı rol üstlenmiştir. Çocukluk çağı travma düzeyi arttıkça duygusal başa çıkma düzeyinde artış gözlenirken, bu durum yakın ilişkilerde şiddete yönelik olumlu tutum geliştirme riskini artırmaktadır. Buna karşılık, çözüme yönelik ve kaçınmacı başa çıkmanın aracılık etkisi gözlemlenmemiştir. Kaçınmacı başa çıkmanın, çocukluk çağı travmaları ve yakın ilişkilerde şiddete yönelik tutum arasındaki ilişkilerde dolaylı bir etkisi olduğuna dair herhangi bir bulgu elde edilmemiştir. Sonuç: Kadınlarda çocukluk çağı travmatik deneyimlerinin kişinin yetişkinlik hayatında da önemli bir etkisi olduğunu, romantik ilişkilerinde partner şiddetine yönelik tutumunu etkilediğini; başa çıkma stillerinin (özellikle duygusal başa), yakın ilişkilerde şiddete yönelik tutum üzerinde anlamlı bir etkisi olduğunu ve çocukluk çağı travmalarının etkilerini anlamada duygusal başa çıkma stratejilerinin kritik rolünü ortaya koymaktadır.

Kadına yönelik şiddetStresle başetmeYakın partner şiddeti+1
Merve Ağırbaşlı
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

0-2 yaş aralığında çocuğu olan annelerin prenatal bağlanma, psikolojik sağlamlık ve algıladıkları sosyal desteğin depresyon üzerine etkisi

Bu araştırma 0-2 yaş aralığında çocuğu olan annelerin prenatal bağlanma ile depresyon arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlık ve algılanan sosyal desteğin düzenleyici rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 0-2 yaş aralığında çocuğu olan 100 anne oluşturmaktadır. Katılımcılardan elde edilen veriler Prenatal Bağlanma Ölçeği, Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği Kısa Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri-Depresyon Alt Boyutu ve Sosyodemografik Bilgi Formu aracılığıyla çevrimiçi ortamda toplanmıştır. Çalışmanın temel hipotezlerini test etmek amacıyla PROCESS Hayes düzenleyici etki analizleri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucun elde edilen bulgular hem psikolojik sağlamlığın (β=,043, SH=,099, t=,434, p>0.05) hem de algılanan sosyal desteğin (β=-,107, SH=,106, t=-1,012, p>0.05) prenatal bağlanma ile depresyon arasındaki ilişkide düzenleyici etkisi olmadığını işaret etmektedir. Bununla beraber araştırmanın yordanan değişkeni olan depresyon ile prenatal bağlanma, psikolojik sağlamlık ve algılanan sosyal destek puanları arasında negatif yönlü ilişki olduğu bulunmuştur. Çalışmanın ana değişkenlerinin katılımcıların sosyodemografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla yapılan t-test analizlerinde depresyon puanının algılanan gelir düzeyine göre farklılaştığı bulunmuştur. Buna ek olarak prenatal bağlanmanın kabul alt boyutu ve algılanan sosyal desteğin aile alt boyutunun evlilik süresine göre farklılaştığı bulunmuştur. Sonuç olarak çalışmada prenatal bağlanma ile depresyon arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlık ve algılanan sosyal desteğin düzenleyici etkisi olmadığı görülmüştür. Çalışmanın gebelik döneminden itibaren anne ve bebek sağlığını korumak adına önleyici ve iyileştirici müdahalelere katkı sağlaması beklenmektedir. Araştırma sonuçları ilgili literatür doğrultusunda tartışılmıştır.

Algılanan sosyal destekPrenatal bağlanmaPsikolojik sağlamlık
Rabia Karaçay
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveynleşme ve kırılgan narsisizm arasındaki ilişkide kendiliknesnesi ihtiyaçlarının aracı etkisi ve savunma mekanizmalarının düzenleyici etkisi

Bu araştırmada ebeveynleşme ile kırılgan narsisizm arasındaki ilişkide kendiliknesnesi ihtiyaçlarına yönelimin aracı etkisi ve savunma mekanizmalarının düzenleyici etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın örneklemi, 18-65 yaş aralığındaki 308 gönüllü katılımcıdan (228 Kadın, 80 Erkek) oluşmaktadır. Araştırmanın amacı doğrultusunda katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Ebeveynleştirilmiş Çocuk Ölçeği – Yetişkin Formu, Patolojik Narsisizm Envanteri, Kendiliknesnesi İhtiyaçları Envanteri, Savunma Biçimleri Testi sunulmuştur. Araştırma verilerini analiz etmek amacıyla Pearson Korelasyon, Bağımsız İki Örneklem T-test, ANOVA analizleri ve Process Makro Model 5 analizleri yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kırılgan narsisizm düzeyinin cinsiyete göre farklılaştığı, kadınların erkeklere göre daha yüksek düzeyde kırılgan narsisizme sahip olduğu bulunmuştur. Kırılgan narsisizm ile yaş arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmış, yaş arttıkça kırılgan narsisizm düzeyinin azaldığı bulunmuştur. Ebeveynleşme düzeyinin cinsiyete göre farklılaştığı, kadınların erkeklere göre daha yüksek genel ve kardeş odaklı ebeveynleşme düzeylerine sahip oldukları bulunmuştur. Process Model 5 analizlerine göre hem genel ebeveynleşme hem de kardeş odaklı ebeveynleşme ile kırılgan narsisizm arasındaki ilişkide aynalanma - idealizasyon - ikizlik ihtiyacına yaklaşma ve idealizasyon - ikizlik ihtiyacından kaçınmanın anlamlı aracılık etki gösterdiği ancak aynalanma ihtiyacından kaçınmanın anlamlı aracılık etki göstermediği saptanmıştır; tüm modellerde savunma mekanizmalarının (matür, nevrotik, immatür) anlamlı düzenleyici etki etmediği görülmüştür. Son bölümde analizler sonucu elde edilen bilgiler literatür ışığında tartışılmıştır, çalışmanın kısıtlılıklarına değinilmiş ve gelecek çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.

Ceyhun Kahveci
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ebeveynlik stresi ile çocukların davranış problemleri arasındaki ilişkide annenin zihinselleştirme kapasitesinin düzenleyici rolü

Tüm ebeveynlerde farklı düzeylerde var olan ebeveynlik stresinin çeşitli alanlarda olumsuz etkileri bulunmakla birlikte, çocuk üzerindeki en yaygın sonucu davranış problemleridir. Ebeveyne ait bazı özelliklerin, ebeveyn-çocuk ilişkisi üzerinde düzenleyici bir rol oynadığı düşünülmektedir. Son dönemde bu özelliklerden biri olan zihinselleştirme kapasitesi, araştırmalarda artan bir ilgi odağı haline gelmiş ve özellikle ebeveyn-çocuk ilişkisindeki işlevi üzerine odaklanılmaya başlanmıştır. Önceki çalışmalar ışığında, bu çalışmanın temel amacı ebeveynlik stresi ve çocuk davranış problemleri arasındaki ilişkide annenin zihinselleştirme kapasitesinin düzenleyici rolünü belirlemektir. Buna ek olarak araştırma kapsamında, anne zihinselleştirme kapasitesinin değerlendirilmesinde kullanılan öz-bildirime ve performansa dayalı ölçüm araçları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklemini 26-46 yaş arası (Ort.= 36.32, SS=4.39) 1.5-6 yaş aralığında çocuğu bulunan 110 (110 kadın) katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılardan; ebeveynlik stresi düzeylerini belirlemek için Ebeveyn Stres Ölçeği (ESÖ), çocuklardaki davranış problemlerini değerlendirmek için Çocuk Davranış Değerlendirme Ölçeği (ÇDDÖ) ve annenin zihinselleştirme kapasitesini belirlemek amacıyla Sosyal Biliş Film Testi (SBFT), Ebeveyn İçsel Düşünme İşlevselliği Ölçeği (EİDİÖ) ve Yansıtıcı İşleyiş Ölçeği-Kısa Formunu (YİÖ) tamamlaması istenmiştir. İstatistiksel analiz sonuçları, ebeveynlik stresinin davranış problemleri üzerinde anlamlı ve pozitif yönde yordayıcı bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Düzenleyici analizler sonucunda, anne zihinselleştirme iii kapasitesinin ve azalmış zihinselleştirmenin ebeveynlik stresi ile çocuk davranış problemleri arasındaki ilişkide düzenleyici bir rol oynamadığı belirlenmiştir. Buna karşın, farklı ölçüm yöntemleriyle değerlendirilen anne aşırı zihinselleştirme düzeyinin söz konusu ilişkide düzenleyici bir rol üstlendiğine ilişkin bulgular elde edilmiştir. Bu sonuçlar, anne aşırı zihinselleştirme düzeyinin düzenleyici etkisinin ölçüm aracına ve çocuklardaki davranış probleminin türüne göre farklılaştığını göstermektedir. Anne zihinselleştirme kapasitesinin değerlendirildiği performansa dayalı ölçüm aracı olan SBFT'nin ve öz-bildirim temelli değerlendirme yöntemlerinin (EİDİÖ ve YİÖ) alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Çalışmanın bulguları, anne zihinselleştirme kapasitesinin geliştirilmesine yönelik müdahale programlarının ve önleyici çalışmalarının çocuk ruh sağlığı üzerinde koruyucu bir etkisinin olabileceğini göstermektedir.

Ezgi Şen Kabakcı
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Psikiyatrik tedavi gören ergenlerde ebeveyn kabul-reddi ve içselleştirilmiş damgalama arasındaki ilişkide öz şefkat ve öz yeterliğin rolü

Bu araştırmada, psikiyatrik tedavi gören ergenlerde algılanan ebeveyn reddi ile içselleştirilmiş damgalama arasındaki ilişkide öz şefkat ve öz yeterliğin aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Buna ek olarak algılanan ebeveyn reddi, içselleştirilmiş damgalama, öz şefkat ve öz yeterlik değişkenlerinin sosyodemografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Çalışmamıza 12-17 yaş aralığında, ortalama yaşı 15.08±1.48 olan 160 katılımcı dahil edilmiştir. Araştırma kapsamında veriler, özel bir psikiyatri hastanesi ve iki özel psikiyatri kliniğinden toplanmıştır. Katılımcıların ebeveyn reddi algısı düzeylerini değerlendirmek için Çocuk/Ergen Ebeveyn Kabul Red Ölçeği, içselleştirilmiş damgalama düzeylerini değerlendirmek için Çocuklar ve Ergenler için İçselleştirilmiş Damgalama Ölçeği, öz şefkat düzeylerini değerlendirmek için Öz-Duyarlık Ölçeği ve öz yeterlik düzeylerini değerlendirmek için Genel Öz Yeterlik Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca sosyodemografik değişkenleri değerlendirebilmek adına katılımcıların ebeveynlerinin sosyodemografik bilgi formunu doldurmaları istenmiştir. Korelasyon analizine göre, ebeveyn reddi ile içselleştirilmiş damgalama arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde, (r = 0.639, p = <0.001), öz şefkat ile içselleştirilmiş damgalama arasında negatif yönlü ve ve orta düzeyde (r = -0.630, p = <0.001), algılanan öz yeterlik ile içselleştirilmiş damgalama arasında ise negatif yönlü ve orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. (r = -0.555, p = <0.001). Aracı değişken analizi sonuçları, ebeveyn reddinin içselleştirilmiş damgalama üzerindeki toplam etkisinin (B = 1.1277, p = <0.001 ) öz şefkat ve algılanan öz yeterlik dahil edildiğinde (B = 0.6455, p = <0.001) azaldığını göstermektedir. Bu kesitsel çalışmadan elde ettiğimiz bulgular, içselleştirilmiş damgalamanın ebeveyn reddi ile artış gösterdiği; öz yeterlilik ve öz şefkatte azalmanın da, içselleştirmiş damgalamadaki artışa yol açtığını göstermiştir. Ayrıca, öz şefkat ve algılanan öz yeterliğin ebeveyn reddi ile içselleştirilmiş damgalama arasındaki ilişkide kısmi bir aracı rol oynadığını ortaya koymaktadır. Bulgularımız psikiyatrik tedavi sürecindeki ergenler için ebeveyn desteğinin önemini vurgularken, bulgularımızın kohort çalışmaları ile de doğrulanması durumunda, öz şefkat ve öz yeterlik temelli müdahalelerin damgalama algısını azaltmada etkili olabileceği söylenebilir.

Çağla Selin Aydın
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Risk alma davranışı, ödül duyarlılığı ve siklotimik/irritabl mizacın bipolar bozukluk belirtileri ve kronotip arasındaki ilişkide aracı rolünün araştırılması

Bu araştırmada, sağlıklı popülasyonda bipolar bozukluk (BB) riski ile kronotip arasındaki ilişkide, ödül duyarlılığı, risk alma davranışı ve siklotimik/irritabl mizacın aracılık rolleri incelenmiştir. Çalışmaya, BB veya başka herhangi bir psikiyatrik tanısı bulunmayan, Türkiye'de üniversite öğrenimi gören ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden, 18-24 yaş aralığındaki 244 birey (61.1% (n=149) kadın) dahil edilmiştir. Veriler, yüz yüze ve çevrim içi olmak üzere iki aşamada toplanmıştır. Katılımcılara bilgisayar ortamında Ödül için Efor Sarf Etme Görevi ve Modifiye Balon Analog Risk Testi uygulanmış, ardından Sabahçıl-Akşamcıl Testi, Duygudurum Bozuklukları Ölçeği (DBÖ), TEMPS-A Mizaç Ölçeği'nin Siklotimik ve İrritabl alt boyutları, Davranışsal İnhibisyon Sistemi/Davranışsal Aktivasyon Sistemi Ölçeği ve BARRATT Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu doldurtulmuştur. Katılımcıların yaş ortalaması 21.23±1.59'dur. Kronotip dağılımı incelendiğinde, sabahçıl tipte 27 kişi (%11.1), ara tipte 152 kişi (%62.3) ve akşamcıl tipte 65 kişi (%26.6) yer almaktadır. Kronotip ve DBÖ ile ölçülen BB riski arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (r=-0.025, p>0.05). Kronotip gruplarına göre DBÖ ile ölçülen BB riski açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (F=0.373, p=0.689). Dürtüsellik düzeyleri arttıkça DBÖ ile ölçülen BB riski de artış göstermektedir (r=0.350, p<0.001). Ayrıca, irritabl mizaç ve DBÖ ile ölçülen BB riski arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.149, p=0.018). Sonuç olarak, kronotip ve DBÖ ile ölçülen BB riski arasında bir ilişki saptanmamıştır. Ancak irritabl mizaç, dürtüsellik gibi faktörlerin DBÖ ile ölçülen BB riski ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu gözlemlenmiştir. Bu bulgunun, örneklemin klinik düzeyde BB belirtileri göstermeyen sağlıklı bireylerden oluşmasıyla ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Bulgular, hem BB riski ile kronotip arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi hem de BB riskiyle ilişkili psikolojik ve davranışsal faktörlerin belirlenebilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

Bipolar bozuklukSirkadiyen ritim
İrem Su Demircioğlu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Depremden etkilenen okul öncesi çocuklarda Grup Theraplay®'in problemli davranış, öz-düzenleme becerileri ve ebeveyn stresi üzerindeki etkisi (Malatya örneği, 2023)

Bu araştırmada, 2023 yılında Türkiye'nin Güney ve Güneydoğu bölgelerinde gerçekleşen depremlerden etkilenen okul öncesi çocuklara yapılan Grup Theraplay® müdahalelerinin, problemli davranış, öz-düzenleme becerileri ve ebeveyn stresi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırmada çalışılan örneklem grubunu 4-6 yaş aralığında yer alan, toplam 142 katılımcı oluşturmuştur. Bu katılımcıların 71'i müdahale grubunda ve 71'i de kontrol grubunda yer almıştır. Çalışmada yer alan çocuklara haftada 2 kez olmak üzere toplamda 12 Grup Theraplay® seansı uygulanmıştır. Veri toplama sürecinde, Anaokulu ve Anasınıfı Davranış Ölçeği (PKBS-2), 4-6 Yaş Çocuklarına Yönelik Öz-Düzenleme Becerileri Ölçeği, 36-72 Aylık Çocuklara Yönelik Saldırganlık Yönelim Ölçeği ve Ebeveyn Stres Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezlerini test etmek amacı ile bağımlı örneklem t-test ve bağımsız örneklem t-test analizleri uygulanmıştır. Analizlerden elde edilen bulgularda, Grup Theraplay® uygulamalarının, müdahale grubunda yer alan katılımcıların ön test sürecinde elde edilen dışa yönelim, ben merkezi problem davranış puanları ve problemli davranış toplam puanları ile dikkat, engelleyici kontrol-duygu, engelleyici kontrol-davranış puanları ve öz-düzenleme becerileri toplam puanlarının son test sürecinde elde edilen puanlara göre anlamlı olarak farklılaştığı görülmüştür. Deney ve kontrol grubunun son test puanları karşılaştırıldığında ise engelleyici kontrol-duygu, engelleyici kontrol-davranış puanları, öz-düzenleme becerileri toplam puanları ve başkalarına yönelik fiziksel saldırganlık puanları arasında anlamlı bir fark olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Melike Kabataş
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Olumsuz çocukluk çağı yaşantıları ve deprem sonrası travma ilişkisinde psikolojik sağlamlığın moderatör etkisi

Travmatik olayların kişiler üzerindeki psikolojik etkileri üzerine yapılan araştırmalar, başlangıçta travma sonrası stres tepkilerine odaklanmış olsa da bazı bireylerin bu tür deneyimlere karşı neden daha dirençli oldukları merak konusu olmuştur (Gibbs, 1989; Holgersen vd., 2011; Holen, 1990; Werner, 1989). Psikolojik sağlamlık olarak da adlandırılan bu direncin, travmatik deneyimlerle olan ilişkisi farklı değişkenlerle yapılan çalışmalar sayesinde daha da belirginleşmiştir. Psikolojik sağlamlığın algılanan sosyal destek, stresle baş etme tarzları, bütünlük duygusu gibi değişkenlerle ilişkili olduğu birçok çalışma tarafından ortaya konmuştur. Ayrıca, psikolojik sağlamlığı olumsuz yönde etkilediği de bilinen çocukluk çağı travmalarının, kişileri travmatik yaşantıların olumsuz etkilerine karşı daha açık hale getirdiği ve doğal afet veya diğer olumsuz yaşam olaylarına karşı kişilerin incinebilirliklerini arttırdığı belirtilmektedir (Coates vd., 2013; Lowe vd., 2015; Sakız ve Aftab, 2019; Taylor vd., 2010; Todd ve Worell, 2000). Bu çalışma ile hem algılanan sosyal destek düzeyi, stresle baş etme tarzları ve bütünlük duygusu gibi değişkenlerin psikolojik sağlamlık üzerinde yordayıcı gücü olup olmadığının hem de çocukluk çağı travmaları ve deprem sonrası deneyimlenen TSSB arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın biçimlendirici bir etkisinin olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada, 6 Şubat 2023 tarihli ve Kahramanmaraş merkezli depremleri deneyimlemiş 140 katılımcı (%47 kadın) ve deprem bölgesi dışındaki kontrol grubunu oluşturan 240 katılımcı (%67 kadın) olmak üzere toplamda 346 katılımcıya ulaşılmıştır. Uygun örnekleme yöntemi ile veri toplanmıştır. Demografik Bilgi Formu, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Çocukluk Çağı Travmaları Anketi, DSM-5 için Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi, Revize Edilmiş Tutarlılık Duygusu Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Analizler, SPSS paket programı ve AMOS programı ile gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubu örnekleminde Revize Edilmiş Tutarlılık Duygusu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeğinin alt boyutlarından olan Kendine Güvenli Yaklaşım, Çaresiz Yaklaşım, Boyun Eğici Yaklaşım ve Sosyal Destek Arama değişkenlerinin psikolojik sağlamlığı anlamlı bir şekilde yordadığı görülse de (p<.00) psikolojik sağlamlığın, çocukluk çağı travmaları ve TSSB arasındaki ilişkide biçimlendirici etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (β2= .27, p= .88). Benzer biçimde, deprem sahası örnekleminde Revize Edilmiş Tutarlılık Duygusu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeğinin alt boyutlarından olan Kendine Güvenli Yaklaşım ve Boyun Eğici Yaklaşım değişkenlerinin psikolojik sağlamlığı anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüş olup (p<.00) psikolojik sağlamlığın, çocukluk çağı travmaları ve TSSB arasındaki ilişkide biçimlendirici etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (β2= 1.09, p= .30). Gerçekleştirilen bu çalışma ile literatürde bahsi geçen değişkenlere dair araştırmaların bulgularının genellenebilirliklerini sorgulamaya ve daha kapsayıcı araştırma modelleri oluşturmaya fırsat sunabileceği düşünülmektedir. İleride yürütülecek araştırmalar için daha büyük ve çeşitli örneklemlerle çalışılması, psikolojik sağlamlığın etkisinin daha net görülebileceği boylamsal bir çalışmanın gerçekleştirilmesi, psikolojik sağlamlığı etkilediği bilinen iyimserlik, umutlu olma gibi kişilik özelliklerinin bağımsız etkilerinin de incelenmesi önerilmektedir.

Psikolojik travmaStres bozuklukları-post travmatikToplumsal travma+1
Mahmut Can Hasateş
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Okul öncesi çocuklara uygulanan Grup Theraplay'in duygu ve davranış sorunları, sosyal yetkinlik düzeyleri ve öz düzenleme becerilerine etkisi

Bu araştırma, Grup Theraplay uygulamasının okul öncesi dönemdeki çocukların duygu ve davranış sorunları, sosyal yetkinlik düzeyleri ve öz düzenleme becerileri üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, bir belediyeye bağlı gündüz bakımevlerine devam eden 4–5 yaş aralığındaki çocuklarla gerçekleştirilmiştir. Çalışma başlangıcında müdahale grubunda 60, kontrol grubunda 52 çocuk yer almıştır. Belirlenen dışlama kriterlerine göre yapılan değerlendirme sonucunda, analizlere müdahale grubundan 49, kontrol grubundan 45 çocuk dahil edilmiştir. Müdahale grubuna 10 oturumluk Grup Theraplay uygulanmış, kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Veriler, Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA), Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme Ölçeği (SYDD-30) ve 4-6 Yaş Çocuklarına Yönelik Öz Düzenleme Ölçeği aracılığıyla öğretmen ve ebeveyn formlarına dayalı olarak toplanmıştır. Buna ek olarak, araştırmacı tarafından müdahale grubundaki çocukların olumlu ve olumsuz davranışlarındaki değişimi daha kapsamlı değerlendirmek amacıyla Çocukların Grup Theraplay'deki Gelişim Değerlendirme Formu da doldurulmuştur. Çalışmanın analizlerinde bağımlı ve bağımsız örneklem t-testleri ile normalize kazanç (gain score) hesaplamaları kullanılmıştır. Araştırmanın başlangıcında, öğretmen verilerine göre Güçler ve Güçlükler, Dikkatsizlik/Hiperaktivite, Duygusal Sorunlar, Sosyal Davranışlar, Öz Düzenleme, Dikkat, Çalışma Belleği, Engelleyici Kontrol ve Sosyal Yetkinlik; ebeveyn verilerine göre ise Öz Düzenleme, Dikkat, Çalışma Belleği ve Engelleyici Kontrol alt boyutlarında, müdahale ve kontrol grupları arasında anlamlı ön test farklılıkları saptanmıştır. Bu nedenle, gruplar arasındaki başlangıç düzeylerini dengeleyerek müdahalenin etkisini daha doğru değerlendirmek amacıyla normalize kazanç (gain score) hesaplamaları yapılmıştır. Öğretmen verilerine göre; Güçler ve Güçlükler, Duygusal Sorunlar, Dikkatsizlik/Hiperaktivite, Öz Düzenleme, Dikkat ve Engelleyici Kontrol alt boyutlarının müdahale grubunun ön test-son test puanları arasında ve son testte müdahale ve kontrol grupları arasında anlamlı farklar saptanmıştır. Davranış Sorunları alt boyutunda ise yalnızca gruplar arası son test karşılaştırmasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Sosyal Davranış boyutunda, son testte gruplar arasında anlamlı fark bulunmuş; her iki grup kendi içinde anlamlı artış göstermiş fakat kontrol grubundaki artış müdahale grubundan daha fazla olmuştur. Ebeveyn verilerine göre ise Güçler ve Güçlükler, Dikkat, Dikkatsizlik ve Hiperaktivite, Öz Düzenleme ve Engelleyici Kontrol alt boyutlarında yalnızca müdahale grubunda anlamlı gelişim saptanmıştır. Ayrıca bazı değişkenlerde yaş, cinsiyet, ebeveyn eğitimi, annenin çalışma durumu ve sosyoekonomik düzey gibi sosyodemografik etkenlerin anlamlı fark yarattığı bulunmuştur. Bulgular, Grup Theraplay'in okul öncesi dönemde yürütücü işlevleri desteklemede ve çocukların çeşitli duygusal ve davranışsal güçlüklerini azaltmada etkili bir müdahale yöntemi olabileceğini ortaya koymaktadır.

Pelin Yıldırım
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Şemaların kuşaklar arası aktarımı: Erken çocukluk döneminde şema yatkınlığı

Bu çalışma, şemaların üç kuşak boyu nesiller arası aktarımını ve çocuklarda şema yatkınlığını araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında veriler 6-8 yaş arası çocuklardan, ebeveynlerinden ve büyükannelerinden toplanmıştır. Erken yaş dönemindeki çocukların gelişimsel özellikleri göz önünde bulundurularak her bir şema için bir vinyet ve bu vinyetleri temsil eden kısa video içerikleri oluşturulmuştur. Bu çalışma, iki kısımdan oluşmaktadır. İlk aşamada, araştırma kapsamında geliştirilen Video Tabanlı Çocuklarda Şema Yatkınlığını Değerlendirme Ölçeği'nin (VTÇŞYÖ) geçerlik güvenirlik çalışmaları yapılmış; tüm ölçek için Cronbach alfa katsayısı .83 olarak bulunmuştur. Bu aşamada 6-8 yaş arası 156 çocuk VTÇŞYÖ'ye cevap vermiş, birleşen geçerliği için ise 8-14 yaş grubu 45 kişilik bir grup Düsseldorf Resimli Çocuk Şema Ölçeği'ni yanıtlamıştır. Toplam puanlar bakımından karşılaştırıldığında iki ölçek arası korelasyonun r=.50 düzeyinde olduğu görülmüştür. Çalışmanın ikinci aşaması şema aktarımının incelendiği kısımdır. Bu aşamaya, geçerlik güvenirlik çalışmasında yer alan 156 çocukla birlikte, 156 anne, 156 baba ve 156 anneanne olmak üzere 624 kişi katılmıştır. Çocuklar VTÇŞYÖ'ye cevap vermiş; anne baba ve anneanneler Young Şema Ölçeği'ni yanıtlamıştır. Anneler aynı zamanda, kendilerini değerlendirdikleri Depresyon Anksiyete Stres (DASS) Ölçeği ve olası psikopatolojiyi gözlemlemek amacıyla çocuklarını değerlendirdikleri Güçler Güçlükler Anketi'ni doldurmuştur. Bulgular, kuşaklar arası şema aktarımı ve şemaların yordadığı çocuklarda davranım sorunlarının aktarımı olmak üzere iki düzeyde incelenmiştir: Annenin depresyon anksiyete stres düzeyi kontrol edildiği ve anne şemalarının aracı olduğu koşulda özerklik alanı hariç diğer tüm alanlarda anneanneden anneye şema aktarımının olduğu; fakat aynı aktarımın çocuklarda herhangi bir şema alt alanında gözlenmediği bulgulanmıştır. Şemaların yordadığı, çocuklarda davranış sorunlarının aktarımına dair yürütülen analizlerde, annenin depresyon anksiyete stres düzeyi kontrol edildiği koşulda, anne şemalarının özerklik ve sınırlar alt alanı hariç; bağlanma ve özdeğer alanında çocuğun içselleştirilmiş ve dışsallaştırılmış davranım sorunlarını yordadığı görülmektedir. Spontanite alt alanında ise anne şemalarının yalnızca içselleştirilmiş sorunlar üzerinde yordayıcı etkisinin olduğu bulgulanmıştır. Elde edilen veriler, literatür bulgularıyla tartışılmıştır.

Ayşenur Güngör
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deprem sahasında 4-6 yaş çocuklarla grup Theraplay uygulaması: Ebeveyn-çocuk ilişkisi ve çocuğun sosyal beceri ve davranışları üzerine etkisi

Depremden etkilenmiş 48-72 aylık çocuklarla gerçekleştirilen bu çalışmada, grup Theraplay oyun terapisinin çocukların ebeveyn-çocuk ilişkisi, sosyal beceri ve davranışları üzerindeki etkisi nicel yöntemler kullanılarak incelenmiştir. Bu çalışma, 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli depremlere maruz kalmış ve afet bölgesi kapsamına alınan illerden biri olan Malatya'daki konteyner kentlerde yaşayan 137 (Müdahale: 64, Kontrol: 73) çocukla gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında çocukların annelerinden elde edilen veriler; müdahale öncesi ve sonrası olmak üzere, Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Ölçeği, Okul Öncesi Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği (OSBED) Anne-Baba Formu ve 4-6 Yaş Sosyal Davranış Ölçeği kullanılarak basılı formlar aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmada, ön test ve son test uygulamalarını içeren kontrol gruplu yarı deneysel bir desen kullanılmıştır. Müdahale grubuna, 6 hafta süresince toplamda 12 seanslık grup Theraplay seansları düzenlenmiştir. Kontrol grubuna ise bu süre zarfında herhangi bir müdahale çalışmasında bulunulmamıştır. Çalışmanın hipotezleri, bağımlı, bağımsız örneklem T-testi ve karışık desen (mixed-design) ANOVA kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları, Grup Theraplay uygulamasının müdahale grubundaki çocukların sosyal becerilerinde olumlu etkiler yarattığını ortaya koymuştur. Bağımlı örneklem T-testi sonuçları, çocukların sosyal becerilerinin alt boyutları olan başlangıç (t(63)=-2,25, p<,05) ve akademik destek (t(63)=-2,26, p<,05) becerilerinde müdahale öncesine kıyasla müdahale sonrasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde gelişme olduğunu göstermiştir. Ayrıca grup Theraplay uygulaması müdahale grubunda yer alan çocukların sosyal becerilerinin genelinde de istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar (t(63)=-3,05, p<,01) ortaya koymuştur. Bağımsız örneklem T-testi sonuçlarına göre müdahale ve kontrol grupları arasında yapılan karşılaştırmalarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Karışık desen ANOVA sonuçları, olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi (F(1,135)=4,25, p<,05, η²=,03), akademik destek (F(1,135)=6,29, p<,05, η²=,04), duygularını yönetme (F(1,135)=14,21, p<,001, η²=,10), OSBED (F(1,135)=11,79, p<,001, η²=,08) ve saldırganlıkta (F(1,135)=5,07, p<,05, η²=,04) zamana bağlı; iş birliğinde (F(1,135)=6,28, p<,05, η²=,04) ise grup etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğunu ortaya koymuştur. Ancak değişkenlerin zaman × grup etkileşiminin istatistiksel olarak anlamlı olmaması, müdahale etkisinin zaman içerisinde gruplara göre farklılaşmadığını göstermiştir. Sonuç olarak, Grup Theraplay uygulaması çocukların sosyal becerilerinde olumlu etkiler yaratmış, ancak bu etki zaman içerisinde gruplar arasında anlamlı bir farklılaşma göstermemiştir. Çalışmanın, afet sonrası erken çocukluk dönemine yönelik müdahale programlarının geliştirilmesine katkı sağlaması beklenmektedir. Bulgular, mevcut literatür doğrultusunda değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Deprem, Grup Theraplay, Ebeveyn-Çocuk İlişkisi, Sosyal Beceri, Sosyal Davranış

Hülya Yörükoğlu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kekemeliği olan ve olmayan 18-24 yaş arası bireylerin erken dönem uyumsuz şemaları ile yaşam kaliteleri arasındaki ilişkide şema başa çıkma stratejilerinin aracı rolü

Bu araştırmada, kekemelik tanısı olan ve olmayan 18–24 yaş arası geç ergenlik dönemindeki bireylerde, erken dönem uyumsuz şemalar ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide şema başa çıkma stratejilerinin aracı rolü incelenmiştir. Araştırmaya 103'ü kekemelik tanısı olan, 110'u olmayan toplam 213 kişi katılmıştır. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3), Şema Başa Çıkma Ölçeği, Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) ile toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde Ki-kare testi, Bağımsız Gruplar T-Testi, Pearson Korelasyon Analizi ve SPSS Process Macro v4.2 (Model 5) kullanılmıştır. Bulgular, "zedelenmiş otonomi", "zedelenmiş sınırlar", "aşırı uyarılmışlık" ve "kopukluk" şema alanlarının yaşam kalitesi üzerinde anlamlı ve negatif etkileri olduğunu; teslimiyet ve kaçınma stratejilerinin bu ilişkide aracı rol oynadığını ortaya koymuştur. Aşırı telafi stratejisinin ise aracılık etkisi bulunmamıştır. Ayrıca kekemelik tanısının, yalnızca "zedelenmiş sınırlar" şema alanı ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide düzenleyici (moderatör) bir rol üstlendiği belirlenmiştir. Yaşam kalitesi düzeyi, demografik ve klinik değişkenler açısından da değerlendirilmiştir. Kekemelik tanısı, cinsiyet ve kronik hastalık öyküsüne göre yaşam kalitesi düzeylerinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ancak psikiyatrik veya psikolojik rahatsızlık tanısı olan bireylerin yaşam kalitesi düzeylerinin, bu tanıya sahip olmayan bireylere kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptanmıştır. Psikolojik destek alma durumu ise yaşam kalitesi açısından anlamlı bir fark yaratmamıştır. Ek olarak, cinsiyet ile kekemelik tanısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş; erkek bireylerde kekemeliğin görülme oranının kadınlara kıyasla belirgin şekilde daha yüksek olduğu görülmüştür. Eğitim düzeyi açısından, kekemelik tanısı olan bireylerin eğitim seviyelerinin görece daha düşük olduğu belirlenmiş ve bu durum kekemeliğin akademik yaşama olası olumsuz etkilerine işaret etmektedir. Çalışma durumu ile kekemelik arasında anlamlı bir ilişki saptanmamış olsa da literatür bu ilişkinin bireysel ve çevresel faktörlere bağlı olarak değişebileceğini göstermektedir. Bu bulgular, kekemeliğin yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda sosyal ve mesleki işlevsellik üzerinde de çok boyutlu etkiler doğurabileceğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, kekemeliğin yüzeyde gözlemlenebilen bir konuşma bozukluğuna indirgenemeyeceğini; bireyin derin psikolojik yapısı, şemaları, bu şemalarla baş etme biçimleri ve psikiyatrik geçmişi gibi çok katmanlı içsel dinamiklerle şekillendiğini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle teslimiyet ve kaçınma gibi başa çıkma stratejilerinin yaşam kalitesi üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olması, psikolojik müdahalelerde yalnızca semptomlara değil; bu semptomların kökeninde yatan bilişsel ve duygusal yapıya odaklanılması gerektiğini göstermektedir. Bu doğrultuda, şema terapisi gibi yapısal yaklaşımlar, kekemelikle başa çıkan bireylerin yaşam kalitesini artırmada önemli ve dönüştürücü bir potansiyel taşımaktadır.

Başa çıkmaBilgisayar programlarıErgenler+5
Nilüfer Özkan
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erken dönem uyumsuz şemaların psikoz benzeri yaşantılar üzerindeki etkisinde şema başa çıkma biçimlerinin aracı rolü

Bu araştırmanın amacı erken dönem uyumsuz şemaların psikoz benzeri yaşantılar ile ilişkisinde şema başa çıkma biçimlerinin aracı rolünü incelemektir. Çalışmanın örneklemini, 18-65 yaş aralığında, okur-yazar ve gönüllü 904 katılımcı oluşturmuştur. Çalışma örnekleminin %71.7'sini kadın katılımcılar oluşturmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması (X̄ = 28.91, SS = 10.95) olarak hesaplanmıştır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form 3 (YŞÇ-KF3), Toplumda Psişik Yaşantıları Değerlendirme Ölçeği (TPYÖ-A) ve Şema Başa Çıkma Biçimleri Ölçeği (ŞBÇBÖ) uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 paket programı kullanılarak analiz edilmiş ve aracılık analizleri Hayes'in geliştirdiği PROCESS makrosunun Model 4 versiyonu ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan aracılık analizleri sonucunda, şema alanları ile psikoz benzeri yaşantılar arasındaki ilişkide bazı şema başa çıkma stratejilerinin ilişkiyi güçlendirici bir aracı rol oynadığı bulunmuştur. Kopukluk ve reddedilme şema alanının psikoz benzeri yaşantılar üzerindeki etkisi, kaçınma (β = .049, p < .05) ve teslim (β = .089, p < .05) başa çıkma stratejileri aracılığıyla artmaktadır. Zedelenmiş özerklik ve kendini ortaya koyma alanında, yalnızca teslim başa çıkma stratejisi (β = .127, p < .05) aracılık etmektedir. Zedelenmiş sınırlar alanında ise aşırı telafi (β = .077, p < .05) ve teslim (β = .187, p < .05) stratejileri aracılık rolü üstlenmektedir. Başkaları yönelimlilik şema alanında (β = .218, p < .05) ve aşırı uyarılma ve ketlenme şema alanında (β = .154, p < .05) teslim başa çıkma stratejisi bu ilişkiyi artırıcı bir rol oynamaktadır. Bu bulgular, şema başa çıkma stratejilerinin (kaçınma, teslim ve aşırı telafi) şema alanları özelinde psikoz benzeri yaşantılar arasındaki ilişkiyi güçlendirdiğini göstermektedir. Özellikle teslim başa çıkma stratejisinin birçok şema alanında etkili bir aracılık rolü üstlendiği ve psikoz benzeri yaşantılar üzerinde artırıcı bir etki yarattığı anlaşılmaktadır. Bulgularımız geniş örneklemli kohort çalışmaları ile desteklenirse, özellikle teslim başa çıkma stratejisinin, psikoz benzeri yaşantıların gelişiminde önemli bir rol oynayabileceğini ve bu stratejilerin klinik müdahalelerde göz önünde bulundurulması gerektiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Psikoz Benzeri Yaşantılar, Şema Başa Çıkma Biçimleri

Erken dönem uyum bozucu şemalarKlinikaltı psikoz
Melda Karataş
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bağlanma stillerinin bilişsel esnekliği yordamasında öz yeterliliğin aracı rolü

Amaç: Bu çalışmanın amacı yetişkinlerde bağlanma stilleri ile bilişsel esneklik arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide öz yeterliğin aracı rolünü incelemektir. Değişkenlerin birbiri ile olan ilişkisine bakılmasına ek olarak söz edilen değişkenlerin farklı sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi de amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemi, yaş ortalaması 42.36±14.05 olan, yaşları 18 ile 65 arasında değişen, ilişkisi en az 2 aydır devam eden, 395'i kadın ve 115'i erkek olmak üzere toplam 510 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada ölçüm araçları olarak Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II, Bilişsel Esneklik Envanteri ve Genel Öz Yeterlik Ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde, frekans analizi, hiyerarşik regresyon analizi, bağımsız gruplar t-testi, Pearson korelasyon analizi, hiyerarşik regresyon analizi ve PROCESS aracı etki analizi uygulanmıştır. Bulgular: Kaygılı ve kaçıngan bağlanma stilleri bilişsel esnekliği ve öz yeterliliği negatif düzeyde yordamaktadır. Öz yeterlilik ise bilişsel esnekliği pozitif yönde yordamaktadır. Öz yeterliliğin, bağlanma stilleri ve bilişsel esneklik arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolü bulunmaktadır. Kaygılı ve kaçıngan bağlanma düzeyleri arttıkça öz yeterlilik ve bilişsel esneklik düzeyleri düşüş göstermektedir. Öte yandan, öz yeterlilik arttıkça bilişsel esnekliğin de arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Bireyin ebeveynleri ile ilişkisinde oluşturduğu bağlanma stillerinin yetişkin hayatında romantik ilişkilerinde gözlemlendiği görülmüştür. İlişkilerinde sahip olduğu bağlanma stilleri bilişsel esneklik ve öz yeterlilik düzeyini etkilemektedir. Bilişsel esnekliğin bağlanma stilleri ile olan ilişkisinde de öz yeterliliğin önemli bir role sahip olduğu görülmüştür.

Eda Karabudak
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ayrılma-bireyleşme düzeyinin borderline kişlik bozukluğu inançlarına etkisinde kişilerarası nörobiyoloji temelli prefrontal işlevlerin ve duygu düzenleme güçlüklerinin aracı rolü

Bu araştımada, klinik olmayan popülasyonda, ayrılma-bireyleşme güçlüğünün düzeyi ile borderline kişilik bozukluğu (BKB) inançları arasında kurulan yolda kişilerarası duygu düzenleme becerilerinin ve kişilerarası nörobiyoloji temelli prefrontal işlevlerin aracı etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte, katılımcıların sosyo-demografik değişkenlere göre BKB inançlarında bir farklılaşma sergileyip serilemediğinin araştırılması da çalışmanın amaçlarındandır. Çalışma yaşları 18-66 arasında değişen toplamda 400 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı kapsamında Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Ayrılma – Bireyleşme Envanteri, Kişilik İnanç Ölçeği – Kısa Form / Borderline Kişilik Bozukluğu Alt Ölçeği, Kişilerarası Duygu Düzenleme Ölçeği, Kişilerarası Nörobiyoloji Temelli Prefrontal İşlevler Ölçeği kullanılarak veri seti oluşturulmuştur. Araştırmanın sonuçlarına göre ayrılma-bireyleşme güçlüğü ile duygu düzenleme becerileri, prefrontal işlevler ve BKB inançları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ek olarak BKB inançlarının bazı sosyo-demografik faktörlere göre farklılaştığı görülmüştür. Process ile yapılan aracı etki analizinin sonucuna göre ayrılma bireyleşme güçlüğü ve BKB inançları arasındaki ilişkide duygu düzenleme becerilerinin ve prefrontal işlevlerin aracı rolünün bulunduğu görülmüştür. Çalışmada BKB boyutsal bir perspektiften değerlendirilmiş ve işlevsel olmayan kişilik inançlarının ölçülmesi yoluyla incelenmiştir. Değişkenler arası ilişkiyi toplum örneklemiyle gerçekleştiren önceki araştırmaların sayısının sınırlı olması nedeniyle, bu araştırmanın literatüre katkı sağladığı düşünülmektedir. Son olarak, ulaşılan bulgular, mevcut alanyazın çerçevesinde tartışılmış, araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve gelecek çalışmalar için önerilere yer verilmiştir.

Lal Mengüç
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geç ergenlikte bağlanma stillerinin sosyal medya bağımlılığı ile ilişkisinde psikolojik dayanıklılık ve gelişmeleri kaçırma korkusu: Aracı ve düzenleyici etkiler

Bu araştırmada, geç ergenlik dönemindeki bireylerde bağlanma stilleri ile sosyal medya bağımlılığı ilişkisinde gelişmeleri kaçırma korkusunun aracı, psikolojik dayanıklılığın düzenleyici etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, 18-25 yaş aralığındaki 131 geç ergenlik dönemindeki katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler Sosyodemografik Bilgi Formu, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği, Sosyal Ortamlarda Gelişmeleri Kaçırma Ölçeği, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği – Yetişkin Formu ve Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılarak çevrimiçi yöntemle elde edilmiştir. Bağlanma stilleri ile sosyal medya bağımlılığı ilişkisinde gelişmeleri kaçırma korkusu ve psikolojik dayanıklılığın aracı düzenleyici etkileri SPSS PROCESS uzantısı, Model 14 aracılığıyla analiz edilmiştir. Buna ek olarak, SPSS PROCESS Model 4 kullanılarak gelişmeleri kaçırma korkusunun bağlanma stilleri ile sosyal medya ilişkisindeki aracı rolü test edilmiştir. Elde edilen bulgular, gelişmeleri kaçırma korkusu ve psikolojik dayanıklılığın etkileşimi bağlanma stilleri ve sosyal medya bağımlılığı ilişkisinde anlamlı bir etki ortaya koymadığını göstermektedir (B=-.0001, %95 BCA [-.0046, .0075]). Güven aralığında "0" değerinin olması nedeniyle etkileşim etkisinin anlamlı olmadığı sonucuna varılmıştır. Bağlanma stilleri ile sosyal medya bağımlılığı ilişkisinde gelişmeleri kaçırma korkusunun güvenli bağlanma (B=-.0264, %95 BCA [-.3190, .1720]) ve kaçınan bağlanma (B=.0003, %95 BCA [-.1732, .1640]) için anlamlı değildir. Kaygılı-kararsız bağlanma stili ile sosyal medya bağımlılığı ilişkisinde ise gelişmeleri kaçırma korkusunun aracılık etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (B=.2089, %95 BCA [.0505, .4245]). Araştırmanın bulguları aracılığıyla bağlanma stilleri ile sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkide aracı ve düzenleyici etkiler değerlendirilmiş olup sosyal medya bağımlılığı ile ilgili çalışmalarda koruyucu faktörlerin belirlenmesi, olumsuz etkileri önlemeye veya azaltmaya yönelik müdahaleler için katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Gelişmeleri kaçırma korkusuGeç ergenlikGüvenli bağlanma+4
Yaren Beyza Türkmen
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile intihar düşüncesinin ilişkisinde umudun düzenleyici rolü

Bu çalışmanın amacı bireylerin kullandıkları bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin intihar düşüncesi düzeyleri ile ilişkisini incelemek ve bu ilişkide sürekli umudun düzenleyici rolünü ele almaktır. Ayrıca söz konusu kavramları farklı sosyodemografik değişkenler, intihar ve kayıp ile ilgili faktörler ve ilişkisel koruyucu faktörler açısından da incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, yaş ortalaması 34.79±13.22 olan ve yaşları 18 ile 65 arasında değişen 431 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada İntihar Düşüncesi Ölçeği, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği, Sürekli Umut Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri kullanılmıştır. Veriler çevrimiçi olarak paylaşılan ölçek formları aracılığıyla toplanmıştır. Veri analizinde, bağımsız gruplar t-testi, Pearson korelasyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi ve hiyerarşik regresyon düzenleyici değişken analizleri uygulanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden kabul etme, kendini suçlama, ruminasyon, diğerlerini suçlama ve yıkımın intihar düşüncesini pozitif yönde yordadığı saptanmıştır. Bununla birlikte, pozitif tekrar odaklanma, plana tekrar odaklanma, pozitif yeniden gözden geçirme intihar düşüncesini negatif yönde yordamaktadır. Sürekli umut intihar düşüncesini negatif yönde yordamaktadır. Bunun yanında, ruminasyon, kendini suçlama ve pozitif tekrar odaklanmanın intihar düşünceleri ile ilişkisinde sürekli umudun düzenleyci rolü gözlenmiştir. Bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin intihar düşünceleri üzerinde anlamlı etkilerinin bulunduğu görülmüştür. Sürekli umudun intihar düşünceleri üzerinde koruyucu etkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte sürekli umudun risk oluşturan stratejilerin etkisini zayıflatabileceği ve uyumlu stratejilerin etkisini güçlendirebileceği gözlenmiştir.

Özge Talman
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Psikotik bozukluk tanısı alan bireylerin bakım verenlerinde aile dayanıklılığının yordayıcıları: Algılanan aile bütünlük duygusu, duygu düzenleme güçlüğü ve bakım yükü

Amaç: Mevcut çalışmanın temel amacı, psikotik bozukluk tanısı almış bireylerin bakım verenlerinde aile dayanıklılığı düzeylerinin; algılanan aile bütünlük duygusu, duygu düzenleme güçlüğü ve bakım yükü değişkenleri tarafından yordanıp yordanmadığını incelemektir. Ayrıca, bakım verenlerin aile dayanıklılık düzeylerinin bazı sosyo-demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediği de araştırma kapsamında incelenmiştir. Yöntem: Araştırma, Türkiye genelinde psikotik bozukluk tanısı almış bireylere bakım veren 126 kişiyle yürütülmüştür. Veriler İstanbul'daki özel bir psikiyatri Hastanesi'nden onay alındıktan sonra veri toplamak amacıyla katılımcılara Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Walsh Aile Dayanıklılık Ölçeği, Aile Bütünlük Duygusu Ölçeği-Kısa Form, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği - Kısa Form ve Zarit Bakım Yükü Ölçeği uygulanarak yüz yüze toplanmıştır. Verilerin analizi korelasyon ve hiyerarşik regresyon yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma bulgularına göre, algılanan aile bütünlük duygusu değişkeni ve aile dayanıklılığı arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuş olup değişkenler arasında en güçlü yordayıcı olarak belirlenmiştir. Duygu düzenleme güçlüğü ve bakım yükü değişkenleri ile aile dayanıklılığı arasında ise anlamlı ve negatif yönlü ilişkiler gözlemlenmiştir. Ayrıca, aile dayanıklılık düzeyleri bazı sosyo-demografik değişkenlere göre (örneğin eğitim düzeyi, yardım alma durumu, gelir düzeyi) incelenmiş olup anlamlı farklılıklar göstermemiştir. Sonuç: Araştırma sonuçları, aile dayanıklılığının bireysel (duygu düzenleme becerileri) ve çevresel (aile bütünlüğü, bakım yükü) faktörlerle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu kapsamda elde edilen bulgular, psikotik bozukluk tanısı almış bireylerin bakım sürecinde bakım verenlere yönelik müdahalelerde hem bireysel hem de ailesel düzeyde psikososyal desteklerin önemine işaret etmektedir. Literatürde bahsi geçen tüm değişkenlerin bir arada araştırıldığı çalışmaların eksikliği göz önünde bulundurulduğunda mevcut çalışmanın boşluğu doldurduğu söylenebilir. Öte yandan, bulgular önceki araştırmalar doğrultusunda yorumlandıktan sonra mevcut çalışmanın da sınırlılıklarına değinilerek gelecek çalışmalar için öneriler verilmiştir.

Mader Bengisu Bilgen
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genç yetişkinlerde psikolojik sağlamlık ve görünümle ilgili sosyal medya bilinci arasındaki ilişkide duygu düzenleme becerilerinin aracı rolü

Bu araştırmanın amacı, genç yetişkinlerde görünümle ilişkili sosyal medya bilinci ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide duygu düzenleme becerilerinin aracı rolünü incelemektir. Sosyal medya bilinci, bireylerin toplumsal normlar ve güzellik standartları gibi unsurların farkındalığını ve bu temsillerin sosyal medyada nasıl algılandığını kapsamaktadır. Psikolojik sağlamlık ise bireylerin stresli yaşam olaylarıyla başa çıkma ve olumsuz deneyimlere karşı direnç geliştirme kapasitesidir. Regresyon analizleri sonucunda, duygu düzenleme becerilerinin görünümle ilişkili sosyal medya bilincini anlamlı ve pozitif yönde yordadığı görülmüştür (β = -0.276, p < .001). Psikolojik sağlamlık ise doğrudan anlamlı bir etki göstermemiştir (β = -0.098, p = .068). Duygu düzenleme becerileri modele eklendiğinde, psikolojik sağlamlığın etkisi anlamlılığını kaybetmiş (β = 0.057, p = .343), buna karşın duygu düzenleme becerilerinin etkisi devam etmiştir (β = -0.305, p < .001). Modelin toplam açıklayıcılığı %7.9 olup istatistiksel olarak anlamlıdır. Bulgular, psikolojik sağlamlığın sosyal medya bilinci üzerindeki etkisinin duygu düzenleme becerileri aracılığıyla dolaylı olarak gerçekleştiğini göstermektedir. Bireylerin duygu düzenleme becerileri arttıkça sosyal medyada maruz kaldıkları imaj baskısı azalmakta ve bu durumun psikolojik etkisi azalmaktadır. Duygu düzenleme becerileri kişileri koruyucu rol üstlenmektedir. Bu sonuçlar, teknolojik dünyada duygularını etkili bir şekilde düzenleyebilen bireylerin sosyal medyadaki görünüm baskısından daha az etkilendiğini ve psikolojik dayanıklılıklarının bu yolla güçlenebileceğini ortaya koymaktadır.

Beden algısıBilişsel duygu düzenlemePsikolojik dayanıklılık+1
Özge Olgun
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Olumsuz çocukluk çağı yaşantıları ve somatizasyon belirtileri arasındaki ilişkide duygu düzenleme ve zihinselleştirmenin aracı rolü

Bu araştırma çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve somatizasyon arasındaki ilişkide duygu düzenleme ve zihinselleştirmenin aracı rolünün incelenmeyi hedeflemekle birlikte bu değişkenler arasındaki yordayıcı etkileri araştırmayı amaçlamaktadır. Yapılan araştırmanın örneklemi 184 kadın (%51) ve 176 erkek (%49) olmak üzere 360 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların yaşları 18-61 yaş (31.14±10.70) arasında dağılım göstermektedir. Kartopu örnekleme yöntemi ile katılımcılar araştırmaya çevrimiçi ortamda ve gönüllü olarak dahil olmuşlardır. Araştırmaya katılan kişiler Sosyodemografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği, Somatizasyon Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği -Kısa Form ve Zihinselleştirme Ölçeği'ne ait soruları çevrimiçi olarak yanıtlamışlardır. Çalışmanın ana hipotezini test etmek amacıyla SPSS Macro ile PROCESS Hayes aracı etki analizi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve somatizasyon arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracı etkisi varken (β=0.53, BootSE=0.10, t=9.84, p<0.05, CI [0.34, 0.75]) zihinselleştirmenin aracı etkisi bulunmamaktadır (β=0.01, BootSE=0.01, t=-1.25, p>0.05, CI [-0.01, 0.06]). Ayrıca, çocukluk çağı olumsuz yaşantılarının somatizasyon (β=0.37, t=7.69, p<.05) ve duygu düzenleme güçlüğünü pozitif yönde (β=0.36, t=7.48, p<.05) zihinselleştirmeyi ise negatif yönde yordadığı (β=-0.10, t=-1.99, p<.05) görülmüştür. Ek olarak, duygu düzenleme güçlüğü somatizasyonu pozitif yönde yordarken (β=0.55, t=12.74, p<.05) zihinselleştirme somatizasyonu negatif yönde anlamlı şekilde yordamaktadır (β=-.099, t=0.024, p<.05). Çalışmamız çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve somatizasyon arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracı etkisi olduğunu göstermektedir. Bu bulguların ilgili uzmanlarca somatik semptomlar bildiren hastaların tedavi planlarında göz önünde bulundurulması önerilmektedir. Araştırmanın sonuçları geçmiş çalışmalar doğrultusunda tartışılmıştır.

Yaren Erdem
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortoreksiya nervosa eğilimi ve dikkat yanlılıkları arasındaki ilişkide obsesif-kompulsif belirtilerin düzenleyici ve yeme tutumunun aracı rolü: Bir göz izleme çalışması

Ortoreksiya Nervoza (ON), sağlıklı beslenmeye yönelik aşırı ilgi ve katı tutumlarla karakterize edilen, henüz tanı kılavuzlarında yer almayan fakat klinik ilgiyi giderek daha fazla üzerine çeken bir yapıdır. ON'nin yeme bozuklukları (YB) ve obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) ile gösterdiği benzerlikler, bu yapının nasıl kategorize edilmesi gerektiği konusunda süregelen tartışmaları beraberinde getirmektedir. Bu doğrultuda, ON'nin yalnızca davranışsal özelliklerinin değil, aynı zamanda bilişsel süreçlerle olan ilişkilerinin de incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışma, ON eğilimi ile dikkat yanlılığı arasındaki ilişkiyi, yeme tutumu ve obsesif-kompulsif belirtiler bağlamında deneysel bir yöntem olan göz izleme tekniği ile araştırmayı amaçlamıştır. Çalışma iki aşamadan oluşmuştur. Tarama aşamasına, klinik tanısı bulunmayan 347 sağlıklı yetişkin katılmış; bu aşamada ORTO-11, Yeme Tutum Testi Kısa Formu (YTT-26) ve Maudsley Obsesif-Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) katılımcılara uygulanmıştır. Deneysel aşamada ise ON eğilimi yüksek (n=17) ve düşük (n=17) bireylerden oluşan iki grup oluşturulmuştur. Katılımcılara daha önce ön çalışması gerçekleştirilerek seçilen sağlıklı, sağlıksız yiyecek ve nötr nesnelerden oluşan 30 çift görsel gösterilmiş ve her bir çift için 8 saniyelik süre boyunca göz hareketleri kaydedilmiştir. Dikkat yanlılığı dört bileşen üzerinden değerlendirilmiştir: ilk bakış yönü/süresi, toplam bakış süresi, toplam bakış sayısı ve ilgi alanları arası geçiş sayısı. Hayes'in PROCESS Model 5 analizi kullanılarak, ortorektik eğilim ile dikkat yanlılığı arasındaki ilişkide yeme tutumunun aracı, obsesif-kompulsif belirtilerin ise düzenleyici etkisi test edilmiştir. Tarama aşaması için yapılan analizler ışığında deney aşamasından elde edilen bulgular, ortorektik eğilimlerin yeme tutumlarını tüm dikkat yanlılığı parametrelerinde anlamlı ve negatif biçimde yordadığını göstermiştir. Ancak bu ilişkinin aracılık ve düzenleyicilik üzerindeki etkisi dikkat parametrelerine ve uyaranın türüne göre farklılık göstermiştir. İlk bakış yönü ve süresinde anlamlı bir etki saptanmamış; toplam bakış süresi ve sayısında ise grup farkı olmaksızın bazı uyaran türlerinde dikkat kaçınmasına işaret eden örüntüler ortaya çıkmıştır. İlgi alanları arası geçiş sayısı ise anlamlı bir etki göstermemiştir. Sonuç olarak bu tez çalışması, ON'nin yalnızca yeme tutumlarını değil, aynı zamanda dikkat süreçlerini ve psikopatolojik yapılarla olan ilişkisini de etkileyebilecek bilişsel bir yapı olduğunu ortaya koymakta ve alandaki teorik tartışmalara katkı sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ortoreksiya Nervoza, Dikkat Yanlılıkları, Yeme Tutumu, Obsesif-Kompulsif Belirtiler, Göz-İzleme

Buse Okandan
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Klinik altı otistik özellikler ve psikotik deneyimler ile zihin kuramı arasındaki ilişkide yürütücü işlevlerin rolünün incelenmesi

Sosyal bilişin temel unsurlarından biri olan zihin kuramı, bireylerin diğer insanların duygularını, düşüncelerini ve amaçlarını içeren zihinsel süreçlerini anlama yeteneğini ifade etmektedir. Bu yetenek, bireylerin günlük yaşamda diğer insanlarla sağlıklı ve etkili sosyal ilişkiler kurabilmeleri açısından oldukça önemlidir. Klinik altı otistik özelliklerin ve psikotik deneyimlerin zihin kuramını nasıl etkilediği hakkında çelişkili sonuçlar bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, klinik altı otistik özellikler ve psikotik deneyimler ile zihin kuramı arasındaki ilişkide yürütücü işlevler ve bilişsel esnekliğin rolünün incelenmesidir. Çalışmaya 18-45 yaş arasında 125 (66 kadın, 59 erkek) katılmıştır. Toplumda Psişik Yaşantıları Değerlendirme Ölçeği (TPYÖ), Otizm Spektrum Anketi (OSA), Sosyal Biliş Film Testi (SBFT), WMS-R Sayı Menzili Alt Testi, Sözel Akıcılık Testi, İz Sürme Testi ve Stroop Testi Çapa Formu ve Bilişsel Esneklik Envanteri ölçüm araçları kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, yaş ve eğitim durumu ile zihin kuramı arasında anlamlı bir ilişki vardır. Yetişkinlerde klinik altı otistik özellikler azalmış zihin kuramını yordamaktadır. Otizm Spektrum Bozukluğuna özgü sosyal bilişsel işlevlerdeki belirli bozulmaların bu ilişkiyi açıkladığı düşünülmektedir. Klinik altı psikotik deneyimlerin aşırı zihinselleştirmeyi yordamadığı saptanmıştır. Klinik altı otistik özellikler ile azalmış zihinselleştirme arasındaki ilişkide psikotik deneyimlerin düzenleyici etkisi üzerinde yürütücü işlevlerin ve bilişsel esnekliğin düzenleyici etkisi bulunmamaktadır. Bu bulgular, klinik altı özelliklerin altında yatan bilişsel mekanizmaların ve bu özelliklerin sosyal biliş üzerindeki etkilerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamaktadır.

Simge Ece Erer
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı olan 11-17 yaş arası ergenlerin DEHB belirti şiddeti ile ebeveyn ve arkadaş bağlanmaları arasındaki ilişkiye sosyal bilişin aracılık etkisinin araştırılması

Bu araştırma, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı alan 11-17 yaş arasındaki ergenlerin ebeveynleri ve arkadaşlarına bağlanmaları ile sosyal bilişleri arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamıştır. Araştırmanın örneklemi 11-17 yaş aralığında ortalama yaşı 13.08±.501 olan 114'ü erkek 86'sı kız olan toplam 200 ergen katılımcıdan oluşmaktadır. Dehb grubunda 100 katılımcının 56'sı erkek 44'ü kız iken kontrol grubunda 100 katılımcının 58'i erkek 42'si kız katılımcıdır. DEHB grubunun yaş ortalaması 14.06±.496 iken kontrol grubunun 13.08±.348 olarak bulunmuştur. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Hastenesi'nde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü'nden veriler toplanmıştır. 100 kişiden kalan son 30 kişi zoom online aracılığıyla hediye çeki verilerek tamamlanmıştır. Kontrol grubu Lüleburgaz İlçesi'ndeki ile 11-17 yaş aralığındaki Ergenlerden yüz yüze toplanmıştır. Ebeveyn ve Arkadaşlara Bağlanma Envanteri Gözden geçirilmiş form (EABE-G), Çocuklar için Gözlerden Zihin Okuma Testi, Gaf (Faux Pas) Tanıma Testi Çocuk Formunu araştırmacı öncülülüğünde katılımcılar tarafından yanıtlanmıştır. Katılımcıların ebeveynlerine Bilgilendirilmiş Onam Formu ve Sosyodemografik Bilgi Formu, Çocuk ve Ergenlerde Yıkıcı Davranım Bozuklukları İçin DSMIV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği-Turgay verilmiştir. Aynı zamanda, kontrol grubundaki ergenlerde psikopatoloji olmadığını teyit etmek amacıyla, araştırmacı tarafından Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi Şimdi ve Yaşam boyu Şekli Türkçe Uyarlaması- ÇDŞG-ŞY uygulanmıştır. Araştırmanın hipotezlerini test etmek için Independent student t test, Hiyerarşik Regresyon, One-way Anova, Pearson Korelasyon analizi, Process Makro analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, DEHB grubunun aynı zamanda sosyal bilişlerinde tanı almayanlara göre daha kötü performans sergiledikleri bulunmuştur. DEHB şiddeti ile akran ve ebeveyn güvenli bağlanma skorları arasındaki ilişkinin incelendiği korelasyon analizi bulgularına göre, DEHB şiddeti ile akran (r=-0.307) ve ebeveyn (r=-0.528) ile güvenli bağlanmaları arasında orta düzeyde negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Ayrıca, DEHB şiddetinin akran bağlanma üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir (β = -0.1159, p < .001). GZOT'un DEHB şiddeti ile akran bağlanması arasında indirekt aracılık etkisi bulunmamasına rağmen (β =-0.0167, p = 0.46), Gaf tanımanın istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde bu ilişkiye aracılık ettiği bulunmuştur (β = -0.0992, p = 0.015). Araştırmada; 11-17 yaş arası DEHB tanısı almış ergenlerin ebeveyn ve akranlarına bağlanmaları ve sosyal bilişlerinin tanı almayanlara göre daha düşük düzeyde olduğu bulunmuş ve DEHB şiddetinin ebeveyn ve akrana güvenli bağlanması arasındaki ilişkisine Gaf testinin pozitif yönde aracılık ettiği bulunmuştur. Bulgularımız DEHB tanısı alan ergenler için ebeveyn ve akran desteğinin önemini vurgularken, aynı zamanda sosyal biliş ve bağlanma temelli müdahale programlarının oluşturulmasının ergenlerin yaşamında olumlu yönde etki oluşturabileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: DEHB, Ebeveyn ve Akrana Bağlanma, Sosyal Biliş, Ergenlik

Zeynep Şişman
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

4-6 yaş aralığında çocuğu olan annelerin kabul ve red tutumu ile çocukların sosyal kaygısı arasındaki ilişkide çocuğun duygu düzenleme becerilerinin aracı rolü

Araştırma kapsamında annelerin çocuklarına yönelik kabul ve red davranış eğilimleriyle annelerin algıladığı çocukların sosyal anksiyete düzeyleri aralarındaki etkileşimde annelerin algıladığı çocuğun duygu düzenleme becerilerinin aracı rolü değerlendirilmiştir. Araştırma 4-6 yaş aralığında en az bir çocuğa sahip 403 anne ile yürütülmüştür. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerinin ölçeklerde göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir Annelerin çocuğuna yönelik red düzeyini incelemek amacıyla Ebeveyn Kabul Ret Ölçeği (Anne Formu), çocukların sosyal kaygı seviyelerini ölçmek için Yeniden Düzenlenen Okul Öncesi Kaygı Ölçeği, çocukların duygu düzenleme becerilerini ölçmek üzere Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği kullanılmıştır. Spearman korelasyon katsayıları incelendiğinde annenin çocuğuna yönelik toplam red tutumu ile çocuğun sosyal kaygı düzeyi arasında orta düzeyde pozitif, annenin çocuğuna yönelik toplam red tutumu ile çocuğun pozitif duygu düzenleme becerisi arasında orta düzeyde negatif yönde ve annenin red tutumu ile çocuğun negatif duygu düzenleme becerisi arasında ise orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki gözlemlenmiştir. Bununla beraber çocukların sosyal kaygı düzeyleri ile pozitif duygu düzenleme becerileri arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmıştır ancak çocukların sosyal kaygı düzeyi ile çocukların negatif duygu düzenleme becerileri arasında pozitif yönde bir ilişki tespit edilmiştir. SPSS programında Process Makro eklentisi ile yapılan aracılık analizinde annenin çocuğuna karşı gösterdiği red tutumu ile çocuğun sosyal kaygı düzeyi arasındaki ilişkide çocuğun pozitif ve negatif duygu düzenleme becerilerinin kısmi aracı rol oynadığını tespit edilmiştir.

Beyzanur Berber
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Grandiyöz ve kırılgan narsisizm ile psikolojik belirtiler ve kişilerarası problemler arasındaki farklılaşan ilişkilerde şema başa çıkma biçimleri ve öz-bilincin aracı rolü

İki aşamadan oluşan tez çalışmasında literatürde önemli bir yeri olan narsisizm kavramının grandiyöz ve kırılgan türleri arasındaki farklılıkları incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, tez çalışmasının birinci aşamasında öz-bilincin işlevsel ve işlevsel olmayan iki boyutunu ölçen Ruminasyon-Yansıtmalı Düşünme Ölçeğinin Türkçe uyarlama çalışması gerçekleştirilerek, alana öz-bilinç kavramını ölçen psikometrik özellikleri güçlü bir ölçüm aracı kazandırmak hedeflenmiştir. Tez çalışmasının ikinci aşamasında ise, grandiyöz ve kırılgan narsisizmin öz-bilinç boyutları ve şema başa çıkma biçimleri ile birbirinden ayrışan ilişkilere sahip olacağı ve bunun sonucunda da iki narsisizm türünün işlevselliğinin farklı şekilde bozulacağı hipotezini test etmek amaçlanmıştır. Tez araştırmasının ilk aşaması olan ölçek uyarlama çalışması araştırmaya dahil olan ilk 500 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Tez çalışmasında sub-klinik kişilik özellikleri ölçülmek amaçlandığından genel popülasyondan kartopu örnekleme yöntemi ile toplamda 1012 katılımcıya ulaşılmıştır. Katılımcılardan Sosyodemografik Bilgi Formu'nun yanı sıra, Narsisistik Kişilik Envanteri-16, Kırılgan Narsisizm Ölçeği, Ruminasyon-Yansıtmalı Düşünme Ölçeği, Şema Başa Çıkma Biçimleri Ölçeği, Kişilerarası Problemler Envanteri-Döngüsel Ölçekler Kısa Formu, Kısa Semptom Envanteri ve Temel Kişilik Özellikleri Ölçeği kullanılarak çevrimiçi veri toplanmıştır. Tez araştırmasının ilk aşamasından elde edilen veriler ile ölçeğin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik analizleri yürütülmüştür. Yapı geçerliği, yakınsak geçerlik, ayırt edici geçerlik, yordama geçerliği ve iç tutarlılık, yarıya bölme yöntemi, test-tekrar test güvenirliği analizleri aracılığıyla Ruminasyon-Yansıtmalı Düşünme Ölçeğinin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu tespit edilmiştir. Tez çalışmasının ikinci aşamasında ise, grandiyöz ve kırılgan narsisizme dair üç farklı aracı model test edilmiştir. Buna göre, birinci modelde sırasıyla ilk olarak yansıtmalı düşünme ve ardından telafi şema başa çıkma biçiminin grandiyöz narsisizm ile kişilerarası problemler arasındaki ilişkide aracı rolü olduğu görülmüştür. İkinci modelde, sırasıyla ilk olarak yansıtmalı düşünme ve ardından telafi şema başa çıkma biçiminin grandiyöz narsisizm ile dışsallaştırma problemleri arasındaki ilişkide aracı rolü olduğu bulunmuştur. Son olarak üçündü modelde, sırasıyla ilk olarak ruminasyon ve ardından teslim şema başa çıkma biçimi ile kaçınma şema başa çıkma biçiminin kırılgan narsisizm ile içselleştirme problemleri arasındaki ilişkide aracı rolü olduğu gösterilmiştir. Öz-bilincin hem olumlu hem de olumsuz sonuçlarla ilişkisi bulunduğundan, Ruminasyon-Yansıtmalı Düşünme Ölçeği'nin Türkçe uyarlamasının ruminasyon ve yansıtmalı düşünme olmak üzere işlevsel ve işlevsel olmayan iki boyutu ölçen bir ölçek olarak literatürdeki bu paradoksu çözme anlamında önemli bir boşluğu doldurması beklenmektedir. Ayrıca, tez çalışmasının ikinci aşamasında grandiyöz ve kırılgan narsisizm türlerinin, öz-bilinç ve şema başa çıkma biçimleri ile içselleştirme, dışsallaştırma ve kişilerarası problemler ile ilişkileri açısından birbirinden farklılaştığı gösterilmiştir. Bu farklılıkların hem klinik hem de teorik açıdan önemli sonuçları bulunmaktadır. Teorik bağlamda, literatürde halihazırda tartışılmakta olan grandiyöz-kırılgan narsisizm ayrımını daha iyi anlamlandırmak adına önemli bir bakış açısı sunulmaktadır. Son olarak, grandiyöz ve kırılgan narsisizmin işlevselliklerindeki bozulmanın farklı şekillerde gerçekleştiğinin aydınlatılmasının, klinik alanda çalışan uygulamacılara pratiklerinde yol gösterici olması beklenmektedir.

Seren Saltoğlu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kanser tanısı almış bireylerde ölüm kaygısı ile travma sonrası büyüme arasındaki ilişkide savunma mekanizmalarının düzenleyici rolü

Mevcut araştırmanın temel amacı kanser tanısı alan bireylerde ölüm kaygısı ve travma sonrası büyüme arasındaki ilişkide savunma mekanizmalarının düzenleyici rolünü incelemektir. Nicel araştırma yöntemlerinden kesitsel araştırma modeli kullanılarak yürütülen çalışmaya, herhangi bir tür ve evrede kanser tanısına sahip, aktif tedavi sürecinde bulunan ya da bu süreci tamamlamış ve en az 18 yaşında olan 212 yetişkin birey katılmıştır. Katılımcılara Sosyodemografik ve Kanserle İlgili Bilgi Formu, Travma Sonrası Büyüme Envanteri, Ölüm Kaygısı Ölçeği ve Savunma Biçimleri Testi uygulanmıştır. Araştırmaya ilişkin veriler, çevrimiçi paylaşılan anket formları yoluyla elde edilmiştir. Veri analizinde, Bağımsız Örneklem T-Testi, ANOVA, Kruskal-Wallis Testi, Pearson Korelasyon Analizi, Hiyerarşik Regresyon Düzenleyici Değişken Analizi uygulanmıştır. Araştırma bulguları, ölüm kaygısı ile travma sonrası büyüme arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığını ve savunma mekanizmalarının bu ilişkiyi düzenleyici bir etkisinin olmadığını göstermiştir. Öte yandan, olgun/matür savunma mekanizmalarının yanı sıra, nevrotik ve olgunlaşmamış/immatür savunma mekanizmalarının da travma sonrası büyümeyi anlamlı şekilde pozitif yönde yordadığı belirlenmiştir. Ölüm kaygısı ise yalnızca nevrotik savunma mekanizmalarıyla pozitif yönde ilişkili bulunmuş; olgunlaşmamış ve olgun savunma mekanizmalarıyla anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Sosyodemografik değişkenler açısından değerlendirildiğinde, yalnızca gelir getiren bir işte çalışma durumunun travma sonrası büyüme düzeylerinde anlamlı farklılık yarattığı; çalışan bireylerin travma sonrası büyüme düzeylerinin çalışmayanlara kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ölüm kaygısı düzeyleri ise gelir düzeyine göre anlamlı biçimde farklılaşmış; yüksek gelir grubundaki bireylerin ölüm kaygısı düzeylerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Hastalıkla ilgili özelliklerden yalnızca tanı konulmasının üzerinden geçen zamanın ölüm kaygısı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu ortaya konmuştur. Tanı konulmasının üzerinden 7-12 ay geçen bireylerin ölüm kaygısı düzeyleri, hem 0-6 ay hem de 13 ay ve üzeri süredir tanı almış bireylere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, araştırma sonuçları, savunma mekanizmalarının travma sonrası büyüme üzerinde önemli bir yordayıcı rol oynayabileceğini, ancak ölüm kaygısı ile travma sonrası büyüme arasındaki ilişkide düzenleyici bir rol oynamadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, bazı sosyodemografik ve hastalıkla ilişkili faktörlerin psikolojik süreçler üzerinde anlamlı etkileri olabileceğini göstermektedir. Elde edilen sonuçlar, literatürdeki ilgili çalışmalar doğrultusunda tartışılmış; bulguların gelecek araştırmalara ve klinik uygulamalara yönelik olası katkıları değerlendirilmiştir.

Merve Şenli
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Benliğin farklılaşması ile psikolojik flört şiddeti arasındaki ilişkide kendini susturma ve zihinselleştirmenin aracı rolleri

Amaç: Bu çalışmanın amacı bireylerin benliklerinin farklılaşma düzeyleri ile psikolojik flört şiddeti uygulama ve maruz kalma davranışları arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu ilişkide zihinselleştirme ve kendini susturmanın aracı rollerini ele almaktır. Ayrıca söz konusu kavramları farklı sosyodemografik değişkenler açısından da incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 18-29 yaş aralığındaki 416 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada Çok Boyutlu Duygusal İstismar Ölçeği, Benliğin Farklılaşması Envanteri Kısa Formu, Kendini Susturma Ölçeği ve Zihinselleştirme Ölçeği kullanılarak veriler çevrimiçi olarak paylaşılan ölçek formları aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Çalışmanın sonuçlarına göre benliğin farklılaşmasnını, psikolojik flört şiddeti uygulama ve maruz kalma ve kendini susturma ile negatif yönde; zihinselleştirme ile pozitif yönde anlamlı ilişkisi bulunmuştur. Psikolojik flört şiddeti uygulama ve maruz kalmanın ise zihinselleştirme ile negatif, kendini susutmra ile pozitif anlamlı ilişkisi bulunmuştur. Ek olarak, psikolojik flört şiddeti uygulama ve maruz kalma davranışının bazı sosyodemografik değişkenlere göre farklılaştığı görülmüştür. Aracı etki analizi sonuçlarına göre benliğin farklılaşması ile psikolojik flört şiddeti uygulama arasındaki ilişkide hem kendini susturma hem de zihinselleştirmenin aracı rolü bulunurken benliğin farklılaşması ile psikolojik flört şiddetine maruz kalma arasındaki ilişkide yalnızca kendini susturmanın aracı rolü bulunmuştur. Sonuç: Mevcut araştırmada psikolojik flört şiddeti hem uygulama hem de maruz kalma davranışı benliğin farklılaşması, zihinselleştirme ve kendini susturma ile birlikte ele alınarak kapsamlı şekilde incelenmiştir. Literatürde psikolojik flört şiddetini bahsi geçen değişkenlerle inceleyen çalışmaların oldukça sınırlı olması sebebiyle güncel çalışmanın alanyazına katkı sağladığı düşünülmüştür. Elde edilen bulgular literatür doğrultusunda tartışıldıktan sonra mevctur araştırmanın sınırlılıklarına yer verilmiş ve son olarak gelecekte yapılacak çalışmalar için önerileri değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Benliğin Farklılaşması, Psikolojik Flört Şiddeti Uygulama, Psikolojik Flört Şiddeti Maruz Kalma, Kendini Susturma, Zihinselleştirme

Benliğin ayrımlaşmasıDuygusal şiddetKendini susturma davranışı+2
Boran Pur
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Beliren yetişkinlik döneminde algılanan ebeveyn kabul-reddi ile öfke ifade tarzı arasındaki ilişkide zihinselleştirmenin aracı rolü

Amaç: Bu araştırmanın temel amacı, beliren yetişkinlik döneminde algılanan ebeveyn kabul-reddi ile öfke ifade tarzları arasındaki ilişkide zihinselleştirmenin aracı rolünü incelemektir. Çalışma, ebeveyn kabul-red algısı, zihinselleştirme kapasitesi ve öfke ifade tarzlarının birbiriyle ilişkisini anlamaya ve bu değişkenlerin bazı sosyo-demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymaya yöneliktir. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 18-29 yaş arası 401 kişi oluşturmuştur. Katılımcılardan çevrim içi olarak veri toplanmıştır. Veri toplama araçları arasında Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği Yetişkin Kısa Formu, Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği, Zihinselleştirme Ölçeği (ZÖ) yer almaktadır. Verilerin analizinde korelasyon analizleri, hiyerarşik regresyon ve PROCESS makro (Model 4) kullanılarak aracı etki analizleri gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Araştırma sonuçları, algılanan anne ve baba reddinin öfke ifade tarzları ve zihinselleştirme ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu göstermiştir. Algılanan anne reddi, zihinselleştirme alt boyutları ve dışa dönük öfke arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. PROCESS analizi, algılanan ebeveyn reddi ile öfke ifade tarzları arasındaki ilişkide zihinselleştirmenin bazı alt boyutlarının anlamlı bir aracı rol oynadığını ortaya koymuştur. Ayrıca, zihinselleştirme düzeyi ve öfke ifade tarzlarının bazı sosyo-demografik değişkenlere göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmada beliren yetişkinlik döneminde ebeveyn kabul-red algısı, zihinselleştirme ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkiler kapsamlı biçimde incelenmiş; zihinselleştirmenin bu ilişkide önemli bir aracı mekanizma olabileceği ortaya konulmuştur. Bulgular, alanyazındaki önceki çalışmalarla karşılaştırılarak tartışılmış; araştırmanın sınırlılıkları ve gelecekte yapılacak çalışmalara yönelik öneriler sunulmuştur.

EbeveynlerZihinselleştirmeÖfke yönetimi
Zeynep Kurt
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Grup Theraplay uygulamalarının okul öncesi çocukların sosyal duygusal iyi oluş, psikolojik sağlamlık ve kaygı düzeyleri üzerindeki etkisi

Bu araştırma, Grup Theraplay® müdahalesinin 36–59 ay arası okul öncesi çocukların kaygı düzeyleri, psikolojik sağlamlıkları ve sosyal-duygusal iyi oluşları üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma,ön test–son test kontrol gruplu deneysel desen ile yürütülmüş; İstanbul'da okul öncesi eğitimine devam eden 119 çocuk (deney = 64, kontrol = 55) ile ebeveynleri ve öğretmenleri araştırmaya dâhil edilmiştir. Müdahale grubundaki çocuklara, Theraplay'in dört temel boyutu (yapı, bağlılık, besleme, mücadele) esas alınarak 10 hafta boyunca haftada bir kez 45 dakikalık Grup Theraplay® oturumları uygulanmıştır. Kontrol grubunda ise olağan sınıf müfredatı sürdürülmüştür.Veri toplama sürecinde, çocukların kaygı düzeyleri Çocuklar İçin Anksiyete Ölçeği (ebeveyn ve öğretmen formları), sosyal-duygusal iyi oluş ve psikolojik sağlamlık düzeyleri ise Sosyal-Duygusal İyi Oluş ve Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (öğretmen formu) ile değerlendirilmiştir. Bulgular, deney grubundaki çocukların hem ebeveyn hem öğretmen değerlendirmelerine göre kaygı düzeylerinde anlamlı düşüş yaşadığını ortaya koymuştur. Psikolojik sağlamlık alt boyutlarından keşfetmekten hoşlanma, atılganlık ve öz-kontrol alanlarında da deney grubunda anlamlı gelişmeler gözlenmiştir. Sosyal performans, görev yönelimi ve duygusal istikrar alanlarında ise hem deney hem kontrol gruplarında gelişim saptanmış, ancak gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>.05). Müdahale süreci boyunca yapılan yapılandırılmış gözlemler, olumlu davranışlarda artış ve olumsuz davranışlarda azalma olduğunu göstermiştir. Grup Theraplay'in sınıf ortamında öğretmen eşliğinde, basit materyallerle uygulanabilir olması ve yapılandırılmış ilişki temelli yapısı, bu yöntemi okul temelli erken müdahale programları için uygulanabilir ve etkili bir model olabileceği gözlemlenmiştir.

Özlem Çoklar
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çocukluk çağı travmaları ve obsesif kompulsif bozukluk ilişkisinde mentalizasyon ve interosepsiyonun aracılık etkisi

Obsesif Kompulsif Bozukluk, dünya genelinde nüfusun %1 ila %3'ünü etkileyen ve kadınlarda erkeklerden daha sık görülen psikiyatrik bir bozukluktur (Brock vd. 2024; Fawcett vd., 2020; Ruscio vd., 2010). Obsesif Kompulsif Bozukluk tanılı bireylerde çocukluk çağı travmalarının olması hastalığın daha kötü seyri ile ilişkilendirilmiş, psikoterapide travmaları ele almanın önemli olabileceği vurgulanmıştır (Kessler vd., 2010; Kyrios vd. 2018). Literatür, bedenin psikolojik iyi oluş için önemini, travma alanındaki rolünü ve psikoterapilerde bir güvenlik üssü olarak kullanımına yönelik müdahalelerde kaynak olarak kullanılmasını vurgulamaktadır (Ogden vd., 2006; van der Kolk, 1994). Mentalizasyon ve interosepsiyon ilişkisinde ise literatür kısıtlı olmakla beraber kişinin kendi içsel durumlarına ilişkin anlayışının başkalarının içsel durumlarını anlamaya yardımcı olabileceği belirtilmektedir. Bu çerçevede interosepsiyon ile mentalizasyon arasındaki mekanizmaların aydınlatılmasının, interosepsiyonu destekleyerek mentalizasyonu geliştirmek amaçlı uygulamalara katkı sağlayabileceği vurgulanmıştır (Ondobaka vd., 2017). Bu çalışmada klinik örneklem ve kontrol grubunda çocukluk çağı travmalarının obsesif kompulsif bozukluk semptomları ile olan ilişkisinde mentalizasyonun ve interosepsiyonun seri çoklu aracı değişken rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Mayıs 2024-Mayıs 2025 tarihleri arasında NP Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Polikliniğine ayaktan tedavi görmekte olan OKB tanısı alan 66 yetişkin hasta ve aynı tarihler içerisinde herhangi bir psikiyatrik tanısı olmayan 62 birey araştırmaya dahil edilmiştir. Demografik Bilgi Formu, İçsel Algılayıcı Farkındalığın Çok Boyutlu Değerlendirmesi Ölçeği II, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Zihinselleştirme Ölçeği, Boyutsal Obsesif Kompülsif Bozukluk Ölçeği, Akut Stres Belirti Ölçeği-Yetişkin veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS v.21 istatistik analiz programı ile istatistiksel analize tabi tutulmuştur. Yapılan analizler sonucunda hem obsesif kompulsif bozukluk grubunda hem de kontrol grubunda çocukluk çağı travmaları ile obsesif kompulsif bozukluk arasındaki ilişkide interosepsiyonun ve mentalizasyonun seri çoklu aracılık rolü anlamlı bulunmamıştır. Buna karşın, modele kontrol değişkeni olarak eklenen akut stres belirtileri, OKB grubunda OKB semptomlarının güçlü bir yordayıcısı olarak ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda akut stresin kontrol grubunda hem mentalizasyon kapasitesini azalttığı hem de OKB belirtilerini anlamlı biçimde artırdığı saptanmıştır. İleride yürütülecek araştırmalar için daha geniş örneklemlerle çalışılması, interosepsiyon ve mentalizasyonun etkisinin daha net görülebileceği boylamsal çalışmaların gerçekleştirilmesi, interosepsiyonun farklı boyutlarının da ölçülmesi önerilmektedir.

Merve Umay Candaş Demir
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveynlikte bilinçli farkındalığın 12-16 yaş aralığındaki ergenlerin yaşadığı duygu ve davranış zorluklarına ve öz düzenleme becerilerine olan etkisinde ebeveynlik tutumlarının aracı etkisi

Bu araştırmanın amacı, ebeveynlikte bilinçli farkındalığın 12-16 yaş arasındaki ergenlerin deneyimlediği duygu ve davranış zorluklarına ve öz düzenleme becerilerine olan etkisinde, ebeveynlik tutumlarının aracı rolünü incelemektir. Araştırma, 12-16 yaş arasındaki 196 çocuk ve çocukların ebeveynleri (196 anne ve 196 baba) ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan anne ve babalar, sosyodemografik bilgi formunu; Ebeveynlikte Bilinçli Farkındalık Ölçeği'ni (EBFÖ) ve Çok Boyutlu Ebeveynlik Stillerini Değerlendirme Ölçeği'ni (ÇESDÖ) doldurmuş; çocuklar, Güçler ve Güçlükler Anketi Ergen Formu (GGA-E) ve Ergenler için Öz- Denetim Becerileri Ölçeği Ergen Formu'nu (EÖDÖ-E) doldurmuşlardır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; annelerin ebeveynlikte bilinçli farkındalık düzeyi ile çocuklarının sahip olduğu duygusal ve davranışsal güçlükler ile öz düzenleme becerileri arasındaki ilişkide ebeveynlik tutumlarının etkisi anlamlı bulunmamıştır. Buna rağmen babaların ebeveynlikte bilinçli farkındalık düzeyi ile çocukların sahip olduğu öz düzenleme becerileri arasında babaları benimsediği ebeveynlik tutumlarının aracı etkisi anlamlı bulunmuştur. Bu aracı etki, babaların benimsediği kapsamlı olumlu ebeveynlik tutumları üzerinden gerçekleşmektedir. Babaların ebeveynlikte bilinçli farkındalık tutumları, benimsedikleri kapsamlı olumlu ebeveynlik tutumlarını güçlendirmekte, kapsamlı olumlu ebeveynlik tutumları ise bu yaş grubundaki ergenlerin öz düzenleme becerilerini anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Sonuç olarak, bu araştırmadan elde edilen bulgular değerlendirildiğinde, elde edilen verilerin hem ulusal hem de uluslararası literatürde ebeveyn çocuk ilişkisine odaklanan iii araştırmaların yer aldığı önemli bir alana ışık tutarak, önemli katkılar sunabileceği düşünülmektedir.

Elif Pozüt
Feyziye Schools Foundation Işık University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Baş ağrısı ve baş dönmesi şikâyetleri ile nöroloji polikliniğine başvuran hastaların anksiyete risk düzeyleri

Baş ağrısı ve baş dönmesi semptomları toplumumuzda çok sık görülmektedir. Bu belirtiler organik bir nedene bağlı olarak gelişebileceği gibi anksiyete gibi psikiyatrik bir sebeple de oluşabilmektedir. Önleyici çalışmaların yapılması ile anksiyete riskleri azalacaktır. Bu çalışmanın amacı, baş ağrısı ve baş dönmesi şikâyetleri ile anksiyete ilişkisini inceleyerek risk düzeylerini belirlemektir. Araştırma, Bağcılar Medilife Hastanesi Nöroloji Polikliniği'ne başvuran 92 kişiyi kapsamaktadır. Katılımcıların baş ağrısı şiddeti, Wong – baker ağrı skalası ile değerlendirilmiştir. Anksiyete ve depresif belirti düzeyleri, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği ile belirlenmiştir. Katılımcıların yarısından fazlasının (%53) anksiyete belirti düzeyleri, kesme puanı olan 10'a eşit ya da 10'un üzerindedir. Çalışmamızda çeşitli risk faktörleri bulundu. Ağrı şiddeti ile anksiyete belirti şiddeti arasında orta düzey anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Biraz şiddetli, şiddetli ve çok şiddetli ağrısı olan kişilerde anksiyete belirti düzeyi daha yüksektir. Ağrı arttıkça anksiyete şiddeti de artmaktadır. Ağrı bildiren 36-45 yaş aralığındaki kişiler anksiyete geliştirme eğilimindedirler. Psikojen ya da beyin kaynaklı baş dönmesi tanısı, ağrı ve baş dönmesi durumunda ilaç kullanım süresi anksiyete açısından risk faktörüdür. İstatistiksel olarak anlamlı bulunmasa da; gerilim tipi baş ağrısı tanısı almak, kadın olmak risk açısından yordayıcıdır. Bu çalışmada cinsiyet, yaş, medeni durum, çalışma durumu, eğitim gibi faktörlerin baş ağrısı ya da baş dönmesi ile ilişkili istatistiksel olarak anlamlı anksiyete risk faktörü olmadığı bulunmuştur. Bu durum örneklem grubunun sosyo-kültürel yapısı, örneklemin erkek ve kadın dağılımı (kadın; 72, erkek; 20), eşlik eden psikolojik tablonun varlığı gibi sebepler gösterilebilir. Sonuç olarak, organik nedenle olsun ya da olmasın baş ağrısının ve baş dönmesinin anksiyete ile ilişkili olduğunun saptanmış olması psikolojik tedavinin gerekliliğini göstermektedir.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıBaş ağrısı+3
Gamze Karabulut
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üst biliş ve pozitif psikolojik sermayenin sınav kaygısı ile ilişkisi

Araştırmada Haliç Üniversitesi lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin üst bilişlerinin ve pozitif psikolojik sermayelerinin sınav kaygılarıyla ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Buradan hareketle ilk olarak üst biliş ile sınav kaygısı arasındaki ilişki, pozitif psikolojik sermaye ile sınav kaygısı arasındaki ilişki ve üst biliş ile pozitif psikolojik sermaye arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma Haliç Üniversitesi Lisans ve Yüksek Lisans öğrencilerinden oluşan 211 kişiden anket yoluyla toplanan verilerle gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri Demografik Bilgi Formu, Üst biliş Ölçeği-30, Pozitif Psikolojik Sermaye Ölçeği ve Sınav Kaygısı Envanteri kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler, ''IBM SPSS Statistic 22'' paket programıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde ilk olarak demografik bilgilerin incelendiği frekans analizleri, demografik verilerle değişkenlerin farklılıklarını ölçümlemek için t-test ve korelasyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmada üst biliş ve pozitif psikolojik sermayenin sınav kaygısı ile arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişkinin olduğu, üst biliş ile pozitif psikolojik sermaye arasında da pozitif yönlü anlamlı bir ilişkinin olduğu sonucu çıkmıştır. Ayrıca cinsiyet faktörüyle gerçekleştirilen fark testleri sonucunda erkeklerin pozitif psikolojik sermayelerinin kadınlarınkine göre daha fazla olduğu; psikolojik tanı almayan bireylerin tanı alan bireylere göre üst biliş ve pozitif psikolojik sermayelerinin daha yüksek olduğu sonucu elde edilmiştir.

Lisansüstü öğrencilerPozitif psikolojik sermayePsikolojik sermaye+4
Hatice Kahramanoğlu
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genç erişkinlerde bağlanma stilleri ve dürtüsellik düzeyleri ile yeme bağımlılığı arasındaki ilişkisinin incelenmesi

Araştırmanın amacı genç erişkinlerde bağlanma stilleri ve dürtüsellik düzeyleri ile yeme bağımlılığı arasındaki ilişkisinin incelenmesidir. Bilgilerimiz doğrultusunda belirlenen değişkenlerin bir arada olduğu bir araştırma daha önce yapılmamıştır ve bu konuda literatür boşluğunu doldurmak hedeflenmiştir. Araştırmanın örneklemine, 2016-2017 öğretim yılında Haliç Üniversitesinde ve İstanbul Kültür Üniversitesinde öğrenim gören 300 öğrenci katılmıştır. Kişiler rastgele bağımsız olarak seçilmiştir. Araştırmaya katılan genç erişkin üniversite öğrencilerine; bağlanma stillerini belirlemek amacıyla 'İlişki Ölçekleri Anketi', dürtüsellik düzeylerini belirlemek amacıyla 'Barratt Dürtüsellik Ölçeği', yeme bağımlılığı tanısı koymak için 'Yale Yeme Bağımlılığı Ölçeği' uygulanmıştır. Çalışmanın veri analizinde SPSS for Windows 22,0 programı kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistiksel olarak yüzde ve sayı yöntemleri değerlendirilme işleminde kullanılmıştır. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü Anova testi kullanılmıştır. Çalışmanın sürekli değişkenleri arasında pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Çalışmada temel olan yeme bağımlılığını etkileyen faktörünün belirlenmesine yönelik Forward Stepwise Lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırmanın önemli sonuçları, genç erişkin üniversite öğrencilerinin önemli bir kısmında yeme bağımlılığı bulunmuştur(%21,7). Yeme bağımlılığı ile cinsiyet arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Yeme bağımlılığı olan bireylerde, bağlanma stili alt boyutlarından olan saplantılı bağlanma stilinin daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Yeme bağımlılığı olan bireylerde, motor dürtüsellik ve toplam dürtüsellik skorlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Yeme bağımlılığı ifadesi için saplantılı bağlanma stilleri ve dürtüsellik toplam skorlarının önemli yordayıcı olduğu görülmüştür. Üniversite öğrencilerinde yeme bağımlılığı önemli ölçüde bulunmaktadır. Yeme bağımlılığı, bağlanma stilleri ve dürtüsellikle ilişkili bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yeme Bağımlılığı, Bağlanma Stilleri, Dürtüsellik, Genç Erişkin Üniversite Öğrencileri.

Bağlanma stilleriBağımlılıkBeslenme ve yeme bozuklukları+3
Çağla Gürsoy
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mülteci çocuklarda travma sonrası stres, depresyon ve anksiyete düzeylerinin cinsiyete göre karşılaştırılması

Bu çalışmada Türkiye'de yaşayan Suriyeli mülteci çocuklarda Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Depresyon ve Anksiyete düzeylerinin belirlenmesi ve cinsiyet açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırma bir devlet okulunda okuyan 12-15 yaş arası 87 çocukla yapılmıştır. Araştırmanın verileri Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Çocuklar İçin Travma Sonrası Stres Tepki Ölçeği (ÇTSS-TÖ), Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) ve Çocuklar İçin Sürekli Kaygı Envanteri (ÇSKE) kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde ilk olarak demografik bilgilerin incelendiği frekans analizleri, demografik verilerle değişkenlerin farklılıklarını ölçümlemek için t-test ve korelasyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucu elde edilen bulgularda katılımcıların orta düzey travma sonrası stres düzeyine, yüksek kaygı seviyesine sahip olduğu bulunmuştur. Katılımcıların depresyon eşiğini geçemedikleri saptanmıştır. Cinsiyete göre fark testi analizi sonucunda; kız öğrencilerin (n=46) sürekli kaygı düzeyi, erkek öğrencilere (n=40) oranla istatistiki olarak daha yüksek çıkmıştır (p<.001)

AnksiyeteDepresyonMülteciler+4
Merve Betül Akyıldız
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

8-10 yaş çocuklarında uyku sorunları ile bağlanma stillerinin incelenmesi

Çocukluk döneminde kazandığımız veya maruz kaldığımız birçok durum yaşamamızın ilerleyen dönemlerini etkilemektedir. Çocukların duygularını düzenlemede büyük bir öneme sahip olan uyku, hem kalitesi ile hem de varlığıyla fizyolojik açıdan büyük öneme sahiptir. Uykunun içeriği hala gizemini koruyor olsa da gerekliliği hakkında literatürel bir uzlaşma vardır. Uyku durumunu anlamak için onu etkileyen değişkenlerin önemini kriterize etmemiz gerekmektedir. Bu da uyku sorunlarının derinlemesine ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu amaçla araştırmamızda 8-10 yaş çocuklarında uyku sorunları ile bağlanma stilleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, evreni belli örneklem hesabı ile %95 güven aralığı ve %5 hata payına göre 378 çocuk oluşturacaktır. Bu çalışma 2017 yılı içerisinde İstanbul ilinde Başakşehir, Ziyagökalp Mahallesi, Kayaşehir Mahallesi, Altınşehir Mahallesi, Şamlar Mahallesi ve İkitelli OSB Mahallesi semtlerinde bulunan 378 8-10 yaş çocuk katılımcı üzerinde yapılacaktır. Bu çalışma sırasında edinilen demografik bilgiler ile istatistiksel planlanmış rastlantısallık durumu aranarak toplanacaktır. Çalışma grubundaki bireylerin hepsine ''Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi'', ''Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II Orta Çocukluk Dönemi Ölçeği'' ve ''Sosyo-demografik Bilgi Formu'' uygulanmıştır. Araştırmanın genellenmek istenen örneklemi İstanbul'dur. Araştırma için Ekim 2017- Şubat 2018 tarihleri arasında veri toplanacaktır. Veriler SPSS 20 paket programı kullanılarak analiz edilecektir. Araştırma verileri doğrultusunda çocukların uyku sorunları ölçeğinden aldıkları puanlar ile bağlanma stilleri alt boyutu kaçınmacı ve kaygılı bağlanma puanları ile istatistiksel anlamlı şekilde ilişkisi bulgulanamamıştır. Bağlanma stilleri alt boyutu kaçınmacı bağlanma puanları ile kaygılı bağlanma puanları istatistiksel olarak anlamlı bulgulanmıştır. Ayrıca araştırmaya katılan 8,9 ve 10 yaşındaki çocukların uyku sorunları ölçeğinden aldıkları puanların 41 eşik puanı etkileyen bağlanma stilleri ölçeği alt boyutu kaçınmacı bağlanma olarak belirlenmiştir. Analizler sonucu elde edilen bulgular, literatür ışığında kuramsal olarak tartışılmıştır.

BağlanmaBağlanma stilleriUyku+4
Zeynep Karaer
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uyku kliniğine başvurmuş ve uyku bozukluğu tanısı almış bireylerde uyku kalitesi, depresyon, anksiyete ve stres düzeylerinin incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı, uyku kliğine başvurmuş ve uyku tanısı almış bireylerin, uyku kalitesi, depresyon, anksiyete ve stres düzeylerini incelemektir. Araştırmanın örneklemi 54'ü erkek ve 48'i kadın olmak üzere 102 yetişkin uyku bozukluğu tanısı almış bireylerden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, " Lovibond Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASÖ)" ve "Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)" ile toplanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) paket programı (22.0) kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıp dağılmadığının tespit edilmesi için "Normallik Testi" gerçekleştirilmiştir. Verilerin normal dağılım göstermediği belirlenmiştir. "Non-Parametrik" testlerde kullanılan "Mann-Withney U" ve "Kruskal-Wallis-H" testi kullanılmıştır. Örneklemi oluşturan bireylerin Sosyo-Demografik özellikleri "Frekans" tablosu yapılarak özetlenmiştir. Araştırmanın hipotezleri doğrultusunda değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek içinse korelasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre uyku bozukluğu tanısı almış kişilerde, uyku bozuklukları genel olarak incelendiğinde depresyon, anksiyete ve stres bulgusuna rastlanmamış, uyku bozuklukları ile uyku kalitesi arasında anlamlı bir sonuç elde edilmiştir. Uyku bozuklukları ayrı ayrı incelendiğinde, depresyon, anksiyete ve stres ile uyku bozuklukları arasında anlamlı bir sonuç olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Uyku Bozuklukları, Uyku Kalitesi, Depresyon, Anksiyete ve Stres

AnksiyeteStresUyku+3
Yıldız Merve Kutlu
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00