
13
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Büyüme hormonu eksikliği olgularında tanı ve tedaviye yanıtın değerlendirilmesi
Bu çalışma; Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Çocuk Endokrinolojisi ve Metabolizma Bilim Dalında büyüme hormon eksikliği tanısı konulup tedavi verilen olgular değerlendirilerek literatüre katkıda bulunmak amacıyla yapıldı.Haziran 2006- Kasım 2010 tarihleri arasında büyüme hormon tedavisi alan 142 olgu geriye dönük değerlendirildi. Olguların 142'si en az bir, 73'ü en az iki, 25'i en az üç, 9'u en az dört ve ikisi en az beş yıl süreyle tedavi almıştı. Boy, boy SDS, VKİ, tedavi başlangıç yaşı, kemik yaşı, hipofiz MRG, boy yaşı, anne boyu, baba boyu, AHB, AHB SDS'si, IGF-I, IGFBP-3, büyüme hormonu uyarı testlerine alınan yanıt ve BH tedavisi ile boy, boy SDS'nin belirli periyodlardaki kazançları kaydedildi. Kliniğimizde rhGH dozu 0.2-0.25 mg/kg/hafta olarak uygulanmaktadır.Çalışma sonucunda, yaş ortalaması 9.97±3.22 yıl (E/K: %55,6/44.4) bulundu. Tedavi öncesi boy SDS -3.46±1.18, delta SDS -2.49±1.39, AHB SDS'si -0.96±0.72, kemik yaşı 6.69±3.13 yıl, boy yaşı 6.50±2.77 yıl ve VKİ 17.05±3.43 kg/m² bulundu. Tedavi sonrası boy kazancı (cm/yıl); ilk altı ay 11.42±2.89, ikinci altı ay 8.55±2.48, birinci yılsonu 9.92±2.44, ikinci yılsonu 8.41±1.92, üçüncü yılsonu 7.74±1.63, dördüncü yılsonu 7.00±1.52 ve beşinci yılsonu da 6.25±2.47 idi. Tedavinin birinci yılsonu boy SDS kazancı 0.80±0.45 olarak bulundu. Tedavinin birinci yılsonu boy kazancının cinsiyet, SGA, pubertal durum, ağır boy kısalığı ve delta SDS'ye göre farklılık göstermediği, hipotiroidisi olan olguların ise daha iyi yanıt verdiği görüldü. Boy SDS kazancının prepubertal, ağır boy kısalığı olan ve delta SDS'si -2.5'in altında olanlarda daha iyi olduğu saptandı.Sonuç olarak büyüme hormonu tedavisi sırasındaki büyüme hızının pek çok faktörle ilişkili olabileceği görüldü.
Kabahatler Kanunu çerçevesinde idari para cezaları
Tez çalışmamızda 5326 sayılı Kabahatler Kanunu çerçevesinde idari para cezalarının bütün yönleriyle üzerinde durulmuş ancak bu çalışmalarımız Kabahatler Kanunuyla sınırlı tutulmuştur.Çalışmamız kabahatler hukuku genel esaslar ve idari para cezalarının Kabahatler Kanunu çerçevesinde değerlendirmesi olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.İdari yaptırımlar içerisinde yer olan idari para cezalarının idari yaptırımlar içerisinde en etkili olduğu söylenebilir. İdari para cezaları idare tarafından bir yargı kararına gerek duyulmaksızın verilebilir. Bunun yanında idari para cezalarına karşı başvurulacak kanun yoluna ilişkin diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmayan hallerde adli yargı görevlidir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu genel kanun niteliğindedir. Biraz önce bahsedilen kanun yoluna ilişkin istisna dışında kanunun genel hükümleri idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanır. Kabahatler dolayısıyla idari para cezası vermeye öncelikle kanunda açıkça gösterilen idari kurul, makam veya kamu görevlileri yetkilidir. Kabahatler Kanununda belirlenen şartlarının oluşması durumunda Cumhuriyet savcısının ve mahkemenin de karar vermeye yetkisi bulunmaktadır. Kabahatlere ilişkin genel hükümler 5326 sayılı Kabahatler Kanununun birinci bölümünde belirlenmiştir. Kanunun 2. Bölümünde ise bazı kabahatlere ve bunların işlenmesi sonucu uygulanacak idari para cezalarının miktarı ile uygulanacak diğer yaptırımlar belirlenmiştir. Ayrıca her kabahate ilişkin idari para cezasına karar verecek mercii belirtilmiştir.Anahtar Kelimeler:?Kabahatler Hukuku?İdari Para Cezaları?Hukuk
Vokal kord nodüllü kadın hastalarda ses kalitesi ve kişilik yapısının incelenmesi
Vokal nodüllü bireyler ses kliniklerindeki hasta grubunun geniş bölümünü oluşturmakta ve çoğunlukla kadınlarda görülmektedir. Görülme sıklığı sesin profesyonel olarak kullanıldığı mesleklerde daha yüksektir. Kişinin mizaç özellikleri, stres ve duygusal durum, fonasyonda yer alan fizyolojik mekanizmaları etkileyerek ses kalitesinde değişimlere neden olurBu çalışmada, ses kısıklığı şikayeti ile Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB AD Mart 2007 ile Haziran 2008 tarihleri arasında başvuran ve fiziksel ve stroboskobik muayeneleri sonucu vokal kord nodülü tanısı almış 32 hasta ile kontrol grubu olarak herhangi bir ses bozukluğu şikayeti olmayan ve larengeal muayenesi normal 30 olgudan seçilmiştir. Çalışmaya uygun tüm olgular Odyoloji BD ses laboratuvarına alınarak akustik analiz için ses kayıtları alınmıştır. Ses kaydı sonrası ses değerlendirme formu, aerodinamik değerlendirme (a, s, s/z süreleri), SHİ, RÖGÖ, MÖ tüm olgulara uygulanmıştır. Akustik analiz için CSL programında yer alan MDSP ve Dr. Speech programının ses değerlendirme bölümünden yaralanılmıştırÇalışma sonucunda anksiyete mizaç özelliğinin ve stresle başa çıkma stratejilerinde nodül grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı farklılık saptandı. MFZ'nında nodül grubunda anlamlı olarak kısalma görüldü. MDSP'den MF0, Jitt, ROP, PPB, SHdB, Shim, APB, GHO, YFİ parametrelerinin tümünde, ses değerlendirme programında Jitt, Shim%, ve ?Dr. Speech? ses değerlendirme analiz programının algısal (SB, SK, SN) parametrelerinde anlamlı farklılık gözlenmiştir. Vokal nodüllü hastaların değerlendirilmesi sırasında, objektif akustik ve algısal parametrelerin değerlendirilmeleri yanında tedavinin etkinliği açısından mizaç ve stres faktörlerinin de göz önünde bulundurulmasını önermekteyizAnahtar Kelimeler: Ses, nodül, ses kalitesi, akustik ses analizi, mizaç, stres, kişilik
Solunumsal yoğun bakım ünitesinde izole edilen mikroorganizmalar ve antibiyotik direnç durumlarının yıllara göre değişimi
Yoğun bakım üniteleri (YBÜ) yaşamı tehdit eden hastalıklar, büyük cerrahi girişimler, solunum yetmezliği, koma, hemodinamik yetmezlikler, bir ya da birden fazla organ sisteminde yetmezlik bulunan hastaların yatırılıp tanı ve tedavilerinin gerçekleştirildiği multidisipliner hizmet verilen ünitelerdir. Bu çalışma ile solunumsal yoğun bakım ünitemizde yatan hastalarda enfeksiyon etkeni olan patojenleri ve antibiyotik direnç paternlerini ortaya koymayı amaçladık.Çalışmamızda 1.Ocak 2008 yılı ile 31. Aralık 2010 yılları boyunca gönderilen kültür materyallerinde üreme olan tüm hastaların, kültür antibiyogram sonuçları ve klinik verileri retrospektif olarak incelendi. 248 hasta ve bunlara ait 561 kültür sonucu çalışmaya dahil edildiÜreme olan kültür örneklerinin 336 (%59,9)' sı kandan, 104 (%18,6) `ü derin trakeal aspirattan, 89(%15,9)' u idrardan, 12(%2,1)'si yara akıntısından, 10(%1,8)'u balgamdan, 7(%1,3) `si CVP kateterinden, 1(%0,2) `i foley ucundan, 1(%0,2)' i plevral sıvıdan oluşmaktaydı. Çalışmanın yapıldığı zaman aralığında sırasıyla en sık üreyen mikrorganizmalar KNS (%25,3), Acinetobacter (%23,1) ve E.coli (%12,6) idi.Sonuç olarak, çalışmamızda mikroorganizmaların direnç profili, geçmiş çalışmalarla benzer oranda, saptandı. Bu çalışmanın verileri, solunumsal yoğun bakım ünitesinde, ampirik antibiyoterapi seçimi konusunda, önemli ipuçları vermektedir.Anahtar kelimeler: Solunumsal yoğun bakım ünitesi, yoğun bakım enfeksiyonları, antibiyotik direnci, antibiyotik duyarlılığı.
İnfeksiyöz trakeabronşitisli köpeklerde transtrakeal yıkama yöntemi ile etiyolojik ajanların belirlenmesi, prognostik kriterler ve sağaltım seçenekleri
Bu araştırmada köpeklerde infeksiyöz traekeboronşitisin (İTB) etiyolojisinde rol oynayan ajanların belirlenmesi ve sağaltım prensiplerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmanın materyalini Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezinde bulunan veya bakımevine getirilen çeşitli yaş, cinsiyet ve ırkta 100 hasta köpek oluşturdu. Klinik olarak öksürük, çift taraflı nasal akıntılar (seröz, serö-müköz, mükoz, muko-purulent), çift taraflı gözyaşı (seröz, serö-müköz, mükoz, muko-purulent), iştahsızlık, halsizlik gibi semptomları gösteren 40 hasta seçildi. Hematolojik incelemede lenfosit, monosit parametrelerindeki artış ve MCV değerlerinde düşüşün istatistiksel olarak önemli olduğu (p<0.05) saptandı. Biyokimyasal incelemede BUN, Crea (kreatinin), Demir (Fe) konsantrasyonlarındaki düşüşün ve Fosfor (P) konsantrasyonundaki artışın istatistiksel olarak önemli olduğu (p<0.05) görüldü. Yapılan mikrobiyolojik ve virolojik analizlerde İTB'nin etiyolojisinde Bordetella bronchiseptica (B. bronchiseptica), Klebsiella pneumonia (K. pneumonia), Pseudomonas aeroginosa (P. aeroginosa), Pseudomonas luteola, Pasteurella pneumotropica, Raoultella ornithinolytica, Raoultella planticola, Pantoa aglemerans, Seriata plymutica, Sphingomonas paucimobilis, Streptococcus canis (S. canis), Streptococcus zooepidemicus, Staphylococcus intermedius ve Staphylococcus aureus rol oynayabilecek bakteriyel ajanlar olduğu görüldü. Canine parainfluenza virus (CPIV) ve Canine distamper virusun (CDV) ise etiyolojisinde rol oynayabilecek viral ajanlar oldukları görüldü. Yapılan antibiyogram sonuçları ve klinik bulgular baz alınarak sağaltımda Trimetoprim/Sulfadoksin (Atavetrin, Atabay) kullanılan 11 hastanın 11(%100)'nün, Amoksisilin/Klavulanik asit (Synulox, Pfizer) kullanılan 17 hastadan 13 (%77)'sinin, Enrofloksasin (Baytril-K%5, Bayer) uygulanan 9 hastadan 6 (%67)'sinin, Gentamisinin (Gentavet, Vetaş) uygulandığı hastalarda ise 3 hastadan 2 (%67)'sinin sağaltıma cevap verdiği saptandı. Sonuç olarak; Diyarbakırda İTB'nin yaygın olduğu, etiyolosinde B. brochioseptica, S.canis, K. pneumonia ve P. aeroginosa gibi bakteriyel etkenler başta olmak üzere birçok bakteriyel ajanla birlikte CPIV ve CDV gibi viral ajanların rol alabilecekleri saptandı. Bu çalışmada yapılan sağaltımında Trimetorim/Sulfodoksin (Atavetrin, Atabay) ve Amoksisili/Klavulanik asit (Synulox, Pfizer) en etkili antibakteriyel ajanlar oldukları saptandı. Bu çalışmanın özelde Diyarbakırda çalışan, genelde de tüm veteriner hekimlere hastalığın yaygınlığı ve sağaltımı konusunda yol göstereceği kanaatine varıldı.
Matriks metalloproteinazlar ve inhibitörlerinin parkinson hastalığındaki rolleri
AMAÇ: Parkinson hastalığı (PH) tanılı hastalarla yaptığımız bu çalışmayla matriks metalloproteinazlar (MMP-2, MMP-3, MMP-9) ve spesifik doku inhibitörlerinin (Tissue Inhibitörs Of Matrix Metalloproteinases, TIMP-1 ve TIMP-2) PH üzerindeki etkilerini göstermeyi amaçladık. Böylece PH patofizyolojisi ve tedavisine yönelik yeni seçenekler bulmayı hedeflemekteyiz. Sonuçların kontrol grubu ile karşılaştırılmasıyla; MMP / TIMP değişikliklerinin hastalığın patogenezine katkıda bulunabileceği, dopaminerjik nöronların ölümünde rolleri olabileceği ihtimali ve sonuçta sinir-koruyucu tedavi için bir aday olarak denenebilecekleri sonucuna ulaşmayı amaçladık. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmaya Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Nöroloji polikliniğine Ocak-Eylül 2013 tarihleri arasında başvuran ve PH tanısı alan 45 hasta ile 41 sağlıklı kontrol grubu alındı. Kontrol grubunu oluşturan katılımcılar, gönüllü hasta yakınları arasından, hasta grubuna yakın yaş ve cinsiyetten seçildi. Çalışma için tüm parkinson hastaları ve kontrol grubunun standart nörolojik muayeneleri uzman nöroloji hekimleri tarafından yapıldı. PH tanısı, İngiltere PH Derneği Beyin Bankası tanı kriterlerine göre konuldu. Hasta ve kontrol grubu venöz kan örnekleri alınıp santrüfüj edilerek, enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemiyle MMP-2, 3, 9 ve TIMP-1, 2 serum düzeyleri elde edilebilir kitler kullanılarak üreticinin talimatlarına göre ölçüldü. BULGULAR: PH grubu 16 (%35.6)'sı kadın, 29 (%64.4) 'u erkek olmak üzere toplam 45 kişiden kontrol grubu ise 20'si (%48.8) kadın, 21'i (%51.2) erkek olmak üzere 41 sağlıklı gönüllüden oluşturuldu. Kontrollere karşılaştırıldığında, hastalarda MMP-3, TIMP-1 ve TIMP-2 düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düşük elde edildi (p<0,05). MMP-2 ve MMP-3 düzeyleri erkek hastalarda kadın hastalara oranla istatistiksel olarak anlamlı yüksek elde edildi (p<0,05). Hasta grubunda <55 ve ≥55 yaş grupları arasında MMP ve TIMP düzeyleri açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). PH'larda MMP ve TIMP düzeyleri, hastalık süresine göre < 4 yıl veya ≥ 4 yıl olmak üzere 2 grupta incelendi. Sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Hastalık süresi ile MMP düzeyleri arasında zayıf ve negatif, TIMP düzeyleri arasında ise zayıf bir korelasyon elde edildi. SONUÇ: Kontrollere göre PH'ların serumlarında ölçülen MMP ve TIMP değerleri düşük elde edildi. MMP-2 ve MMP-3 değerleri kadın hastalarda erkek hastalara kıyasla oldukça düşük elde edildi. Sonuçta MMP'lerdeki azalmanın, PH'da kadın cinsiyetine eğilimi olduğu düşünülebilir. Tüm bunlara rağmen MMP ve TIMP'lerin PH'da rollerini anlayabilmek, MMP / TIMP değişikliklerinin hastalığın patogenezine katkıda bulunabileceği ihtimalini göstermek için daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Parkinson Hastalığı, Matriks Metalloproteinazlar, Matriks Metalloproteinazların Doku İnhibitörleri
Sağlık yöneticilerinin sağlık hizmetleri finansmanına ve sunumuna yönelik görüşlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, sağlık yöneticilerinin reform çalışmaları sonucu olarak ortaya çıkan mevzuat ve uygulama değişiklikleri konusundaki farkındalıkları ile bilgi düzeylerini ölçmek ve sağlık hizmetleri finansmanı ve sunumuna yönelik görüşlerini değerlendirmektir.Sağlık sektörü ile ilişkili son dönem reform çalışmaları olan Sağlıkta Dönüşüm, Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası ve Sağlık Hizmetleri Finansmanı Alt Yapısını konu alan bu çalışmada, evrenimizi Ankara ili merkezindeki Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastaneler ile özel mülkiyetli hastanelerin üst düzey yöneticileri oluşturmaktadır. Saha aşamasında, hastanelerin üst düzey yöneticilerine anket uygulanmıştır. Çalışma, Ankara ili merkezi için tam sayım esası ile tasarlanmış, örneklem kullanılmamıştır ancak, sadece görüşmeyi kabul eden cevaplayıcıların anket sonuçları değerlendirmede esas alınmıştır.Çalışmada Ankara ili merkezindeki Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastaneler ile özel mülkiyetli hastanelerin üst düzey yöneticilerinin demografik özellikleri, finansal yönetim bilgi düzeyi, Sağlık Hizmetleri Finansmanı Yönetiminin Güçlendirilmesi çalışmaları hakkındaki bilgi düzeyi, Sağlıkta Dönüşüm çalışmaları hakkındaki bilgi düzeyi, Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası çalışmaları hakkındaki bilgi düzeyleri sorgulanmıştır.Reform çalışmalarının etkin şekilde yürütülebilmesi ve sonuçlarının alınabilmesi için uygulayıcı durumunda olan sağlık yöneticilerinin çalışmalar konusundaki bilgilerinin yüksek olması beklenir. Çalışma sonuçları dikkate alındığında, sağlık yöneticilerinin Sağlık Hizmetleri Finansmanı, Sağlıkta Dönüşüm Projesi, Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası ile ilgili bilgi düzeylerinin genel olarak az ve orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda, finansal eğitim almış olan yöneticilerin bilgi düzeylerinin ya da başka bir ifadeyle farkındalıklarının daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçtan yola çıkarak sağlık yöneticilerinin işletme ve sağlık işletmeciliği ile ilişkili alanlarda eğitim almış olmaları, sağlık sektöründeki gelişmelere karşı daha duyarlı olmalarını etkilediği söylenebilir. Sağlık yöneticilerinin mezun oldukları bölüm açısından, bilgi düzeylerinde farklılık tespit edilmese de, uzmanlaşılmış alanlarda ve reform çalışmaları kapsamındaki uzmanlık alanlarında eğitim verilmesinin yöneticilerin farkındalıklarını artıracağı düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Sağlıkta Dönüşüm, Genel Sağlık Sigortası, Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası, Sağlık Hizmetleri Finansmanı, Farkındalık.
Hemşirelerde işe bağlı stres ve iş doyumu: Bir eğitim hastanesinde saha çalışması
Günümüzde hemşirelikte stres faktörünün işe devamsızlık, düşük iş perforsmansı, personel sağlığı açısından en yüksek maliyetli sorun olduğu kabul edilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin işe bağlı stres düzeylerini ve stresin iş doyumuna etkisini incelemektir. Çalışmanın birinci bölümünde, işe bağlı stres ve iş doyumu ile ilgili kuramsal kavram ve yaklaşımlar açıklanmıştır. Bu bölümde, ayrıca stres kaynakları ve stresin iş doyumuna etkisi irdelenmiştir.İkinci bölümde, araştırma tasarımı açıklanmıştır. Araştırma problemi, hipotezler, evren ve örneklem, örneklem süreci, veri toplama araçları ve istatistiksel analiz yöntemlerine bu bölümde yer verilmiştir,. Araştırma bulguları dördüncü bölümde açıklanmıştır. Beşinci bölümde araştırma sonuçları ve önerilere yer verilmiştir.Araştırma bir vakıf üniversitesi araştırma hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aacı olarak anket yöntemi uygulanmıştır. Araştırma evreninin özelliklerini betimlemek için tanımlayıcı istatistiksel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Stres faktörlerini saptamak amaıyla faktor analizi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farklılıkları test etmek için tek yönlü varyans analizi ve T testi işlemleri gerçekleştirilmiştir..Faktör analizi sonucunda, 7 faktör seçilmiştir. Bu faktörler, toplam varyansın % 67 `sini açıklamaktadır. Başlıca stres faktörleri şunlardır: Yönetim tarzı ve dengesiz iş yükü, hastalık ve ölüm süreci, hasta güvenliği, hekimlerle ilişkiler, işin tamamlanamaması, acil karar verme, ve mesleki gelişim faktörü. İş tatmin boyutları ise şu şekilde belirlenmiştir: İşletme politikası, fiziksel koşullar, kişilerarası ilişkiler, ücret, bireysel faktörler ve kontrol.
Sağlık reformlarının eğitim hastanelerinin performansına etkileri
2000'li yılların başlarında Sağlık Bakanlığı ?Sağlıkta Dönüşüm Programı? olarak adlandırılan yeni bir programı uygulamaya koymuştur. Bu program Türk sağlık sisteminin yapı ve işleyişini yeniden düzenlemeyi amaçlamıştır. 2003 yılında Hükümet tarafından uygulamaya konulan Sağlıkta Dönüşüm Programı, Türk sağlık sistemindeki tüm yapısal yetersizliklere ve sorunlara (örneğin genel sağlık sigortası, sağlık hizmetlerine erişim ve hizmet kalitesi) çözüm aramaktadır. Sağlıkta Dönüşüm Programının temel ögeleri şu şekilde sıralanabilir: 1) Planlayıcı ve düzenleyici Sağlık Bakanlığı yapılanması, 2) Tüm Türkiye vatandaşlarını tek bir çatı altında toplayan genel sağlık sigortası sisteminin kurulması, 3) Sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılarak, toplumun hizmetlere daha kolay ulaşabilmesini ve kolay kullanabilmesini sağlama, 4)Sağlık personelinin bilgi ve beceri düzeylerinin geliştirilmesi ve personel motivasyonunun yükseltilmesi, 5) Etkili ve kaliteli bir hizmet sunumu için kalite güvence ve akreditasyon sisteminin kurulması, 6) Sağlık sistemini destekleyecek bilim ve eğitim kurumlarının tesis edilmesi, 7) Akılcı ilaç kullanımı, tıbbi araç ve malzemelerin etkili kullanımının sağlanması, 8) Etkili bir sağlık bilgi sisteminin kurulması yoluyla veriye dayalı karar verme sürecinin oluşturulması.Rekabetin yoğunlaştığı, gelirlerin giderek azaldığı bir dönemde, hastanelerin ekonomik performansının yükseltilmesi yaşamsal öneme sahiptir. Böyle bir ortamda yaşamını devam ettirebilmek için hastane yöneticileri, hızla değişen koşullara uyum sağlamak için yeni stratejiler geliştirmek zorundadırlar.Verimlilik analizleri, sağlık reformlarının sonuçlarını değerlendirmede sıklıkla kullanılan araçlardır. Veri Zarflama Analizi, benzer kurumların, örneğin hastane kümesi veya okul kümesinin verimliliğini ölçmede kullanılan matematiksel programlama teknigidir. Zaman içinde verimlilikteki değişimi ölçmek için Malmquist indeks hesaplanmıştır.Bu çalışma 2003 yılında uygulamaya konulan Sağlıkta Dönüşüm Programının eğitim hastanelerinin verimliliğine olumlu etkide bulunduğunu ortaya koymuştur. 2002-2004 yılları arasında hastanelerde toplam faktör verimliliği yaklaşık % 20 artış göstermiştir. Ayrıca aynı dönemde hastanelerde girdi israfları ve üretilmeyen çıktı miktarlarında da önemli azalışlar sağlanmıştır.
Ankara'da bir vakıf Üniversitesine bağlı semt polikliniğine başvuran hastaların tamamlayıcı sağlık sigortasına bakış açılarının değerlendirilmesi
Sosyal güvenlik, bir ülkede yaşayan tüm insanları ve çalışma yaşamını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen temel bir sistemdir. Sosyal güvenlik sisteminde gerçekleştirilen reformlar sonucunda genel sağlık sigortası oluşturulmuştur. Genel Sağlık Sigortası kişilerin ekonomik gücüne ve arzulu olup olmadığına bakılmaksızın, ortaya çıkacak hastalık riskine karşı, toplumun bütün fertlerinin sağlık hizmetlerinden yaygın ve etkin bir şekilde yararlanmasını sağlayan, sağlık sistemidir. Ancak genel sağlık sigortası modeli sunmuş olduğu temel teminat paketi ile optimal sağlık beklentilerini karşılamaya yetmemektedir. Tamamlayıcı sağlık sigortasının devreye girmesiyle genel sağlık sigortası da sağlıklı bir şekilde işleyebilecektir. Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Sosyal güvenlik kurumu tarafından kapsama alınmayan ya da kapsama alındığı halde genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler tarafından ilave ücret ödemesi gerektiren sağlık hizmetlerini, özel sigorta aracılığı ile sigorta kapsamına almaktır. Tamamlayıcı sağlık sigortası ile vatandaşların kolay erişebileceği nitelikli sağlık hizmeti seçenekleri artacaktır. Bu çalışmanın amacı, Ankara'da Bir Vakıf Üniversitesine Bağlı Semt Polikliniğine Başvuran Hastaların sosyo-demografik özellikleri, sağlık sorunları ve sağlık harcamaları çerçevesinde tamamlayıcı sağlık sigortasına bakış açılarının tespit edilmesidir. Veri toplamak için Sigorta Şirketi anketleri derlenerek oluşturulan anket 278 hastaya uygulanmıştır. Toplanan veriler SPSS 18.0 paket programı kullanılarak bilgisayara girilmiş ve değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda araştırmaya katılan kişilerin büyük ölçüde tamamlayıcı sağlık sigortasının farkında olmadıkları, farkında olan kişilerin ise önemli bir bölümünün tamamlayıcı sağlık sigortasına sıcak bakmadığı belirlenmiştir. Tamamlayıcı sağlık sigortasına bu yaklaşımın en önemli nedeni, sigorta şirketlerine duyulan güvensizlik ve yeterli tanıtımın yapılmaması olarak belirlenmiştir. Türkiye'de Tamamlayıcı sağlık sigortası uygulamasına geçilmeden önce, yapılan bu çalışmanın Türkiye genelinde daha büyük bir örneklemle genişletilmesi Tamamlayıcı Sağlık Sigortası ile ilgili yasal ve pratik düzenlemelerin geliştirilmesinde yararlı olabileceği düşünülmektedir.