8
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Tekrarlayan IVF başarısızlığı olan hastalarda paternal lenfosit immunizasyonun etkinliği
Giriş ve Amaç: İmplantasyonun gerçekleşmesinde ve gebeliğin devamında immunolojik faktörlerin önemli rolü olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızın amacı, tekrarlayan implantasyon başarısızlığı olan infertil kadınlarda immunitenin yerini ve önemini ortaya koymak için paternal lenfosit immunizasyonunun gebelik sonuçlarına etkisini araştırmak.Materyal ve Metod: Çalışma retrospektif ve prospektif olarak tasarlandı. Olgularımızı, Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı bünyesindeki Üremeye Yardımcı Tedaviler Merkezi (ÜYTM) ve İstanbul Fertijin Tüp Bebek Merkezi'ne Ocak 2008-Ocak 2012 yılları arasında başvuran ve en az 2 defa tüp bebek tedavisi görmesine rağmen gebe kalamamış 500 hasta oluşturdu. Tekrarlayan spontan abortusu olanlar, 20 yaş altı ve 40 yaş üstü hastalar, diyabet, hipertansiyon ve metabolizma bozukluğu olan çiftler çalışmaya dahil edilmedi. Hepatit B, HIV ve HCV seroloji pozitifliği olan çiftler çalışma dışı bırakıldı. Mikrodoz ve diğer kısa protokol uygulanan vakalar çalışmaya dahil edilmedi. Tüm olgulara embriyo transferi öncesi 3 defa, transfer sonrası 2 defa paternal lenfosit aşısı uygulandı. Çalışmamızda istatistiki analizde Ki-Kare (?2) testi ve Student-t testi kullanıldı.Bulgular: Çalışmaya dahil edilen tüm vakaların gebelik sonuçlarına bakıldığında olguların 262 (%52)'sinde gebelik izlenmezken, uygulanmış tedaviye rağmen daha önceki tedavilerinde gebelik elde edilememiş 238 (%48) kadında gebelik izlenmiştir.Sonuç: Çalışmamız neticesinde tekrarlayan IVF başarısızlığı olan hastalarda paternal lenfosit immunizasyonu devam eden gebelik oranını %48'ler seviyesine çıkarmıştır. Standardize ve yaygın olarak uygulanabilen testler ve etkinliği kanıtlanmış tedavi yöntemleri olmadığından, tekrarlayan IVF başarısızlığında allojenik lenfosit izoimmunizasyonu ancak iyi tasarlanmış bir klinik çalışma koşullarında çiftlere önerilmelidir.
Vokal kord nodüllü kadın hastalarda ses kalitesi ve kişilik yapısının incelenmesi
Vokal nodüllü bireyler ses kliniklerindeki hasta grubunun geniş bölümünü oluşturmakta ve çoğunlukla kadınlarda görülmektedir. Görülme sıklığı sesin profesyonel olarak kullanıldığı mesleklerde daha yüksektir. Kişinin mizaç özellikleri, stres ve duygusal durum, fonasyonda yer alan fizyolojik mekanizmaları etkileyerek ses kalitesinde değişimlere neden olurBu çalışmada, ses kısıklığı şikayeti ile Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB AD Mart 2007 ile Haziran 2008 tarihleri arasında başvuran ve fiziksel ve stroboskobik muayeneleri sonucu vokal kord nodülü tanısı almış 32 hasta ile kontrol grubu olarak herhangi bir ses bozukluğu şikayeti olmayan ve larengeal muayenesi normal 30 olgudan seçilmiştir. Çalışmaya uygun tüm olgular Odyoloji BD ses laboratuvarına alınarak akustik analiz için ses kayıtları alınmıştır. Ses kaydı sonrası ses değerlendirme formu, aerodinamik değerlendirme (a, s, s/z süreleri), SHİ, RÖGÖ, MÖ tüm olgulara uygulanmıştır. Akustik analiz için CSL programında yer alan MDSP ve Dr. Speech programının ses değerlendirme bölümünden yaralanılmıştırÇalışma sonucunda anksiyete mizaç özelliğinin ve stresle başa çıkma stratejilerinde nodül grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı farklılık saptandı. MFZ'nında nodül grubunda anlamlı olarak kısalma görüldü. MDSP'den MF0, Jitt, ROP, PPB, SHdB, Shim, APB, GHO, YFİ parametrelerinin tümünde, ses değerlendirme programında Jitt, Shim%, ve ?Dr. Speech? ses değerlendirme analiz programının algısal (SB, SK, SN) parametrelerinde anlamlı farklılık gözlenmiştir. Vokal nodüllü hastaların değerlendirilmesi sırasında, objektif akustik ve algısal parametrelerin değerlendirilmeleri yanında tedavinin etkinliği açısından mizaç ve stres faktörlerinin de göz önünde bulundurulmasını önermekteyizAnahtar Kelimeler: Ses, nodül, ses kalitesi, akustik ses analizi, mizaç, stres, kişilik
Solunumsal yoğun bakım ünitesinde izole edilen mikroorganizmalar ve antibiyotik direnç durumlarının yıllara göre değişimi
Yoğun bakım üniteleri (YBÜ) yaşamı tehdit eden hastalıklar, büyük cerrahi girişimler, solunum yetmezliği, koma, hemodinamik yetmezlikler, bir ya da birden fazla organ sisteminde yetmezlik bulunan hastaların yatırılıp tanı ve tedavilerinin gerçekleştirildiği multidisipliner hizmet verilen ünitelerdir. Bu çalışma ile solunumsal yoğun bakım ünitemizde yatan hastalarda enfeksiyon etkeni olan patojenleri ve antibiyotik direnç paternlerini ortaya koymayı amaçladık.Çalışmamızda 1.Ocak 2008 yılı ile 31. Aralık 2010 yılları boyunca gönderilen kültür materyallerinde üreme olan tüm hastaların, kültür antibiyogram sonuçları ve klinik verileri retrospektif olarak incelendi. 248 hasta ve bunlara ait 561 kültür sonucu çalışmaya dahil edildiÜreme olan kültür örneklerinin 336 (%59,9)' sı kandan, 104 (%18,6) `ü derin trakeal aspirattan, 89(%15,9)' u idrardan, 12(%2,1)'si yara akıntısından, 10(%1,8)'u balgamdan, 7(%1,3) `si CVP kateterinden, 1(%0,2) `i foley ucundan, 1(%0,2)' i plevral sıvıdan oluşmaktaydı. Çalışmanın yapıldığı zaman aralığında sırasıyla en sık üreyen mikrorganizmalar KNS (%25,3), Acinetobacter (%23,1) ve E.coli (%12,6) idi.Sonuç olarak, çalışmamızda mikroorganizmaların direnç profili, geçmiş çalışmalarla benzer oranda, saptandı. Bu çalışmanın verileri, solunumsal yoğun bakım ünitesinde, ampirik antibiyoterapi seçimi konusunda, önemli ipuçları vermektedir.Anahtar kelimeler: Solunumsal yoğun bakım ünitesi, yoğun bakım enfeksiyonları, antibiyotik direnci, antibiyotik duyarlılığı.
Matriks metalloproteinazlar ve inhibitörlerinin parkinson hastalığındaki rolleri
AMAÇ: Parkinson hastalığı (PH) tanılı hastalarla yaptığımız bu çalışmayla matriks metalloproteinazlar (MMP-2, MMP-3, MMP-9) ve spesifik doku inhibitörlerinin (Tissue Inhibitörs Of Matrix Metalloproteinases, TIMP-1 ve TIMP-2) PH üzerindeki etkilerini göstermeyi amaçladık. Böylece PH patofizyolojisi ve tedavisine yönelik yeni seçenekler bulmayı hedeflemekteyiz. Sonuçların kontrol grubu ile karşılaştırılmasıyla; MMP / TIMP değişikliklerinin hastalığın patogenezine katkıda bulunabileceği, dopaminerjik nöronların ölümünde rolleri olabileceği ihtimali ve sonuçta sinir-koruyucu tedavi için bir aday olarak denenebilecekleri sonucuna ulaşmayı amaçladık. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmaya Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Nöroloji polikliniğine Ocak-Eylül 2013 tarihleri arasında başvuran ve PH tanısı alan 45 hasta ile 41 sağlıklı kontrol grubu alındı. Kontrol grubunu oluşturan katılımcılar, gönüllü hasta yakınları arasından, hasta grubuna yakın yaş ve cinsiyetten seçildi. Çalışma için tüm parkinson hastaları ve kontrol grubunun standart nörolojik muayeneleri uzman nöroloji hekimleri tarafından yapıldı. PH tanısı, İngiltere PH Derneği Beyin Bankası tanı kriterlerine göre konuldu. Hasta ve kontrol grubu venöz kan örnekleri alınıp santrüfüj edilerek, enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemiyle MMP-2, 3, 9 ve TIMP-1, 2 serum düzeyleri elde edilebilir kitler kullanılarak üreticinin talimatlarına göre ölçüldü. BULGULAR: PH grubu 16 (%35.6)'sı kadın, 29 (%64.4) 'u erkek olmak üzere toplam 45 kişiden kontrol grubu ise 20'si (%48.8) kadın, 21'i (%51.2) erkek olmak üzere 41 sağlıklı gönüllüden oluşturuldu. Kontrollere karşılaştırıldığında, hastalarda MMP-3, TIMP-1 ve TIMP-2 düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düşük elde edildi (p<0,05). MMP-2 ve MMP-3 düzeyleri erkek hastalarda kadın hastalara oranla istatistiksel olarak anlamlı yüksek elde edildi (p<0,05). Hasta grubunda <55 ve ≥55 yaş grupları arasında MMP ve TIMP düzeyleri açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). PH'larda MMP ve TIMP düzeyleri, hastalık süresine göre < 4 yıl veya ≥ 4 yıl olmak üzere 2 grupta incelendi. Sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0,05). Hastalık süresi ile MMP düzeyleri arasında zayıf ve negatif, TIMP düzeyleri arasında ise zayıf bir korelasyon elde edildi. SONUÇ: Kontrollere göre PH'ların serumlarında ölçülen MMP ve TIMP değerleri düşük elde edildi. MMP-2 ve MMP-3 değerleri kadın hastalarda erkek hastalara kıyasla oldukça düşük elde edildi. Sonuçta MMP'lerdeki azalmanın, PH'da kadın cinsiyetine eğilimi olduğu düşünülebilir. Tüm bunlara rağmen MMP ve TIMP'lerin PH'da rollerini anlayabilmek, MMP / TIMP değişikliklerinin hastalığın patogenezine katkıda bulunabileceği ihtimalini göstermek için daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Parkinson Hastalığı, Matriks Metalloproteinazlar, Matriks Metalloproteinazların Doku İnhibitörleri
Sağlık yöneticilerinin sağlık hizmetleri finansmanına ve sunumuna yönelik görüşlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, sağlık yöneticilerinin reform çalışmaları sonucu olarak ortaya çıkan mevzuat ve uygulama değişiklikleri konusundaki farkındalıkları ile bilgi düzeylerini ölçmek ve sağlık hizmetleri finansmanı ve sunumuna yönelik görüşlerini değerlendirmektir.Sağlık sektörü ile ilişkili son dönem reform çalışmaları olan Sağlıkta Dönüşüm, Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası ve Sağlık Hizmetleri Finansmanı Alt Yapısını konu alan bu çalışmada, evrenimizi Ankara ili merkezindeki Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastaneler ile özel mülkiyetli hastanelerin üst düzey yöneticileri oluşturmaktadır. Saha aşamasında, hastanelerin üst düzey yöneticilerine anket uygulanmıştır. Çalışma, Ankara ili merkezi için tam sayım esası ile tasarlanmış, örneklem kullanılmamıştır ancak, sadece görüşmeyi kabul eden cevaplayıcıların anket sonuçları değerlendirmede esas alınmıştır.Çalışmada Ankara ili merkezindeki Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastaneler ile özel mülkiyetli hastanelerin üst düzey yöneticilerinin demografik özellikleri, finansal yönetim bilgi düzeyi, Sağlık Hizmetleri Finansmanı Yönetiminin Güçlendirilmesi çalışmaları hakkındaki bilgi düzeyi, Sağlıkta Dönüşüm çalışmaları hakkındaki bilgi düzeyi, Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası çalışmaları hakkındaki bilgi düzeyleri sorgulanmıştır.Reform çalışmalarının etkin şekilde yürütülebilmesi ve sonuçlarının alınabilmesi için uygulayıcı durumunda olan sağlık yöneticilerinin çalışmalar konusundaki bilgilerinin yüksek olması beklenir. Çalışma sonuçları dikkate alındığında, sağlık yöneticilerinin Sağlık Hizmetleri Finansmanı, Sağlıkta Dönüşüm Projesi, Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası ile ilgili bilgi düzeylerinin genel olarak az ve orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda, finansal eğitim almış olan yöneticilerin bilgi düzeylerinin ya da başka bir ifadeyle farkındalıklarının daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçtan yola çıkarak sağlık yöneticilerinin işletme ve sağlık işletmeciliği ile ilişkili alanlarda eğitim almış olmaları, sağlık sektöründeki gelişmelere karşı daha duyarlı olmalarını etkilediği söylenebilir. Sağlık yöneticilerinin mezun oldukları bölüm açısından, bilgi düzeylerinde farklılık tespit edilmese de, uzmanlaşılmış alanlarda ve reform çalışmaları kapsamındaki uzmanlık alanlarında eğitim verilmesinin yöneticilerin farkındalıklarını artıracağı düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Sağlıkta Dönüşüm, Genel Sağlık Sigortası, Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası, Sağlık Hizmetleri Finansmanı, Farkındalık.
Hemşirelerde işe bağlı stres ve iş doyumu: Bir eğitim hastanesinde saha çalışması
Günümüzde hemşirelikte stres faktörünün işe devamsızlık, düşük iş perforsmansı, personel sağlığı açısından en yüksek maliyetli sorun olduğu kabul edilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin işe bağlı stres düzeylerini ve stresin iş doyumuna etkisini incelemektir. Çalışmanın birinci bölümünde, işe bağlı stres ve iş doyumu ile ilgili kuramsal kavram ve yaklaşımlar açıklanmıştır. Bu bölümde, ayrıca stres kaynakları ve stresin iş doyumuna etkisi irdelenmiştir.İkinci bölümde, araştırma tasarımı açıklanmıştır. Araştırma problemi, hipotezler, evren ve örneklem, örneklem süreci, veri toplama araçları ve istatistiksel analiz yöntemlerine bu bölümde yer verilmiştir,. Araştırma bulguları dördüncü bölümde açıklanmıştır. Beşinci bölümde araştırma sonuçları ve önerilere yer verilmiştir.Araştırma bir vakıf üniversitesi araştırma hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aacı olarak anket yöntemi uygulanmıştır. Araştırma evreninin özelliklerini betimlemek için tanımlayıcı istatistiksel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Stres faktörlerini saptamak amaıyla faktor analizi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farklılıkları test etmek için tek yönlü varyans analizi ve T testi işlemleri gerçekleştirilmiştir..Faktör analizi sonucunda, 7 faktör seçilmiştir. Bu faktörler, toplam varyansın % 67 `sini açıklamaktadır. Başlıca stres faktörleri şunlardır: Yönetim tarzı ve dengesiz iş yükü, hastalık ve ölüm süreci, hasta güvenliği, hekimlerle ilişkiler, işin tamamlanamaması, acil karar verme, ve mesleki gelişim faktörü. İş tatmin boyutları ise şu şekilde belirlenmiştir: İşletme politikası, fiziksel koşullar, kişilerarası ilişkiler, ücret, bireysel faktörler ve kontrol.
Ankara'da bir vakıf Üniversitesine bağlı semt polikliniğine başvuran hastaların tamamlayıcı sağlık sigortasına bakış açılarının değerlendirilmesi
Sosyal güvenlik, bir ülkede yaşayan tüm insanları ve çalışma yaşamını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen temel bir sistemdir. Sosyal güvenlik sisteminde gerçekleştirilen reformlar sonucunda genel sağlık sigortası oluşturulmuştur. Genel Sağlık Sigortası kişilerin ekonomik gücüne ve arzulu olup olmadığına bakılmaksızın, ortaya çıkacak hastalık riskine karşı, toplumun bütün fertlerinin sağlık hizmetlerinden yaygın ve etkin bir şekilde yararlanmasını sağlayan, sağlık sistemidir. Ancak genel sağlık sigortası modeli sunmuş olduğu temel teminat paketi ile optimal sağlık beklentilerini karşılamaya yetmemektedir. Tamamlayıcı sağlık sigortasının devreye girmesiyle genel sağlık sigortası da sağlıklı bir şekilde işleyebilecektir. Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Sosyal güvenlik kurumu tarafından kapsama alınmayan ya da kapsama alındığı halde genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler tarafından ilave ücret ödemesi gerektiren sağlık hizmetlerini, özel sigorta aracılığı ile sigorta kapsamına almaktır. Tamamlayıcı sağlık sigortası ile vatandaşların kolay erişebileceği nitelikli sağlık hizmeti seçenekleri artacaktır. Bu çalışmanın amacı, Ankara'da Bir Vakıf Üniversitesine Bağlı Semt Polikliniğine Başvuran Hastaların sosyo-demografik özellikleri, sağlık sorunları ve sağlık harcamaları çerçevesinde tamamlayıcı sağlık sigortasına bakış açılarının tespit edilmesidir. Veri toplamak için Sigorta Şirketi anketleri derlenerek oluşturulan anket 278 hastaya uygulanmıştır. Toplanan veriler SPSS 18.0 paket programı kullanılarak bilgisayara girilmiş ve değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda araştırmaya katılan kişilerin büyük ölçüde tamamlayıcı sağlık sigortasının farkında olmadıkları, farkında olan kişilerin ise önemli bir bölümünün tamamlayıcı sağlık sigortasına sıcak bakmadığı belirlenmiştir. Tamamlayıcı sağlık sigortasına bu yaklaşımın en önemli nedeni, sigorta şirketlerine duyulan güvensizlik ve yeterli tanıtımın yapılmaması olarak belirlenmiştir. Türkiye'de Tamamlayıcı sağlık sigortası uygulamasına geçilmeden önce, yapılan bu çalışmanın Türkiye genelinde daha büyük bir örneklemle genişletilmesi Tamamlayıcı Sağlık Sigortası ile ilgili yasal ve pratik düzenlemelerin geliştirilmesinde yararlı olabileceği düşünülmektedir.
Afyonkarahisar'da sığır, manda, koyun ve keçilerde bulunan echinococcus granulosus izolatlarının moleküler karakterizasyonu
Bu çalışma Mart 2010-Nisan 2012 tarihleri arasında Afyonkarahisar yöresindeki sığır, manda, koyun ve keçilerde bulunan Echinococcus granulosus kistlerinin genotiplerinin belirlenmesi amacıyla Afyonkarahisar (Merkez), Emirdağ, Bolvadin, Şuhut, İhsaniye ve Dinar ilçelerinde yürütülmüştür. Çalışma süresince hidatik kistle enfekte 65 keçi, 71 koyun, 119 sığır ve 3 manda olmak üzere toplam 258 hayvanın iç organlarından kistler toplanmıştır. Enfekte hayvanlardaki Echinococcus granulosus genotiplerini belirlemek amacıyla kistlerden çıkarılan germinal membran ve protoskolekslerden DNA izolasyonu yapılmıştır. 78 kistten (30 keçi, 26 koyun, 19 sığır ve 3 manda) DNA elde edilmiştir. Elde edilen DNA'larınnd1 gen bölgesinin Hin6I ve StuI restriksiyon enzimleri kullanılarak PCR-RFLP yapılmıştır. Tüm izolatlarda bir farklılık olmadığı gözlenmiştir. Bu çalışmada cox1 gen bölgesi analizi sonucunda sığır, manda, koyun ve keçilerden elde edilen izolatların tümünde evcil koyun suşu olarak bilinen G1 suşu ve 18 farklı haplotip bulunduğu görülmüştür. Buna göre Afyonkarahisar ili ve ilçelerindeki keçilerde en fazla haplotip TR_AF005 (%33.3) ile TR_AF001 TR_AF003 (%20), koyunlarda TR_AF001 (%73.1), sığırlarda TR_AF001 (%21.1) ve mandalarda da TR_AF013 (%100) bulunmuştur. Bu araştırmadaki toplam 77 örneğin ITS1 gen bölgesinin dizileme analizi sonucunda 462 bç uzunluğunda DNA dizisi elde edilmiştir. Bu DNA dizilerinde 16 baz çiftinde farklılık olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; Afyonkarahisar Yöresinde sığır, manda, koyun ve keçilerde bulunan izolatların nd1, cox1 ve its1 genlerindeyapılan genetik analizler sonucunda tüm izolatların G1 suşu olduğu belirlenmiştir. Bu izolatların içerisinde TR_AF001 haplotipinin incelenen hayvan türlerinde daha fazla enfeksiyona sebep olduğu bulunmuştur. Mitokondriyal gen bölgelerinde nükleer DNA'ya göre daha fazla mutasyonun olması mitokondride tamir mekanizmasının bulunmamasıyla açıklanabilir. Hastalığın kontrolünde daha etkili stratejilerin geliştirilmesi, bölgesel ve ulusal düzeyde yapılması gerekli olan eradikasyon, aşı ve ilaç geliştirme çalışmalarında bu noktanın göz önüne alınmasında yarar bulunmaktadır.