Gazi University
Anabilim Dalı

Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı

Gazi University

23

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

23 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Lazer kullanımının koronal ve kök kanal dentini üzerine uygulanan adezivlerin bağlanma dayanımı üzerine etkilerinin incelenmesi

Er:YAG lazer, diş hekimliğinde frezlerin yerine kullanılmaya çalışılsa da adezivlerin dentine bağlanmasında frez preparasyonları kadar iyi sonuç vermemektedir. Bu çalışmada, Er:YAG lazerle prepare edilmiş dentin yüzeylerine uygulanan 4 farklı adezivin (Scotchbond Multi-Purpose, Adper Single Bond, Clearfil SE ve Clearfil S3) Nd:YAG lazer uygulanarak ısıtılmasıyla, koronal dentine bağlanma dayanımlarında bir farklılık olup olmadığının incelenmesi ve frezle prepare edilmiş yüzeylerdeki bağlanma dayanımlarıyla kıyaslanması amaçlanmıştır. Çalışmada ayrıca post boşluklarına uygulanan adezivlerde aynı işlemin yarar sağlayıp sağlamadığı araştırılmıştır.Araştırmanın birinci bölümünde, koronal dentin, tungsten karbid frez veya Er:YAG lazer ile hazırlandı. Er:YAG lazer grubundaki dişlerin bir kısmına uygulanan adezivler polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer (100 mJ, 10 Hz) uygulanarak ısıtıldı. Grupların bağlanma dayanımı mikrogerilim deneyiyle incelendi. Frez grupları beklendiği gibi Er:YAG lazer gruplarından iyi bulundu. Nd:YAG lazer uygulamasının bütün adezivlerde bağlanma dayanımını arttırdığı, nominal olarak daha düşük değerler elde edilse de frez gruplarıyla aradaki istatistiksel anlamlı farklılığın ortadan kalktığı saptandı.Araştırmanın ikinci bölümünde, kök kanalı prepare edildi ve dolduruldu. Post boşluğu bir post frezi ile hazırlandı. Daha sonra post boşluğuna uygulanan adezivin üzerine polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer uygulandı. Bağlanma dayanımı push-out deneyi ile incelendi. Nd:YAG lazer uygulamasının yine tüm adezivlerde bağlanma dayanımını arttırdığı bulundu.SEM incelemelerinde kök ve koronal dentinde adeziv üzerine polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer uygulamasının adezivin tübül penetrasyon derinliğini arttırdığı gözlendi.Bu çalışmanın sonunda adezivin ısısının arttırılmasının dentine bağlanma dayanımını geliştirdiği bulundu.

Dental bondingDentinLazerler
Zeliha Gonca Bek Kürklü
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı ışık kaynakları ile polimerize edilen farklı kompozit rezin restoratif materyallerin monomer değişim derecelerinin mikrosertlik ölçümü ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, iki farklı ışık cihazı ile üç farklı mesafe ve iki farklı ışık uygulama süresi kullanımı ile polimerize edilen iki farklı kompozit rezinin monomer değişim derecelerinin mikrosertlik ölçümü ile değerlendirilmesidir.Çalışmada 120 adet çekilmiş insan alt 3. büyük azı dişi kullanıldı. Dişlere 3 mm derinlikte standart Sınıf I kaviteler açıldı. Kavite duvarlarına kendinden pürüzlendiren bağlayıcı sistem uygulandı. A2 renginde, biri estetik diğeri akıcı, iki farklı kompozit rezin; tek kütle uygulama tekniği ile kavitelere yerleştirildi. Materyallerin polimerizasyon işlemleri, QTH ve LED ışık cihazları ile gerçekleştirildi. Işık cihazları, 20 sn ve 40 sn, iki farklı sürede ve ışık cihazının ucunun dişlerin tüberkül tepesine olan uzaklığı 0 cm, 0.5 cm ve 1 cm olmak üzere 3 farklı mesafede kullanıldı. Hazırlanan örnekler sert doku kesme cihazı yardımıyla bukko lingual yönde ikiye ayrıldı. Elde edilen örneklerin mikrosertlik ölçümleri, mikrosertlik ölçüm cihazı (HMV-II, Shimadzu, Japonya) kullanılarak 0 mm yüzeyden başlanarak 2.5 mm derinliğe kadar, 6 farklı derinlikte her derinlikte 3 ölçüm yapılarak gerçekleştirildi. Elde edilen değerler istatistiksel analizi yapılmak üzere kaydedildi.İstatistiksel analiz tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tamhane testleri ile %95 güven aralığında değerlendirildi.Bu çalışmanın sonucunda, tüm test gruplarında, hibrit kompozit rezin akıcı kompozit rezinden daha yüksek sertlik değerleri gösterdi. Işık uygulama süresinin 20 sn'den 40 sn'ye arttırılması (her iki ışık cihazı için), yüzey sertlik ve monomer değişim derecesi değerlerinde artma sağladı. Işık ucu ile test örneği yüzeyi arasındaki mesafesinin artması, yüzey sertlik ve monomer değişim derecesi değerlerinde azalmaya neden oldu. LED ışık cihazı, QTH ışık cihazlarına oranla daha yüksek yüzey sertlik değerleri ve monomer değişim derecesi gösterdi.

Kompozit reçinelerMikrosertlikPolimerleşme
Suat Özcan
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mineral trioksit agregat (MTA) ve yeni geliştirilen deney materyalinin fiziksel özelliklerinin in vitro olarak karşılaştırılması

dis hekimligine tanıtılan ve kök kanal tedavisi uygulamalarına yeni ufuklar kazandıran MTA benzerinin ülkemiz sartlarında daha uygun kosullarda üretilerek, yaygın sekilde kullanılabilir hale gelmesi için planladık. Bu amaçla beyaz MTA ve deney materyalinin fiziksel özelliklerini in vitro deneyler yardımıyla karsılastırdık. X-ısını kırınım faz analizi ile içerdikleri bilesenleri, günlük pH degisimlerini inceleyerek alkali özelliklerini, alüminyum step wedge kullanarak radyografik özelliklerini karsılastırdık. Toplam 41 disin apikal mikrosızıntılarını sıvı filtrasyon yöntemi ile, özel kalıplarda hazırlanmıs 16 örnegin sertlik degerlerini Vickers sertlik ölçüm cihazı ile degerlendirdik. Yaptıgımız in vitro çalısmalar sonucunda, deney materyalinin beyaz MTA'dan daha az sızıntı gösterdigini bulguladık. Sızdırmazlık, özellikle kök ucu dolgu maddeleri için gerekli olan en önemli özelliklerden biridir. Dokularla uyumlulugun ve antimikrobik özelligin karakteristigi olan alkali pH'yı, deney materyalinde ve beyaz MTA'da benzer bulduk. çerdikleri bilesenlerin x-ısını kırınım faz analizleri ile birbiriyle uyumlu oldugunu belirledik. Bu materyallerden deney materyalinin radyoopasite ve sertlik degerlerinin beyaz MTA'dan daha az oldugunu tespit ettik. Deney materyalinin radyoopasite degeri, beyaz MTA'dan daha az bulunmakla birlikte ISO standartlarını karsılayabilen degerlerdir. Klinik uygulama alanları göz önüne alındıgında, sertlik degeri fonksiyonel bölgeleri içermedigi için önem tasımamaktadır. Beyaz MTA benzeri deney materyali ile yaptıgımız bu çalısmanın sonuçları materyalin ülkemiz sartlarında üretilebilir olması nedeniyle klinik uygulamaları arttırıcı rol oynayabilir. Ancak ilerleyen dönemlerde klinik olarak kullanılabilir hale gelmesi için gelistirdigimiz bu deney materyalinin diger fiziksel ve biyolojik özelliklerinin de arastırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: MTA, radyoopasite, mikrosızıntı,sertlik

Serkan Çınar
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı dentin bağlayıcı sistemlerin antimikrobiyal özelliklerinin ve genotoksik potansiyellerinin in vitro değerlendirilmesi

Dentin baglayıcı sistemlerin dentin ve çevre dokularla olan sürekli ve yakın teması ile olusan biyolojik etkilerinden dolayı günümüzde baglayıcı sistemlere olan ilgiyi artırmıstır. Bu çalısmanın amacı, farklı dentin baglayıcı sistemlerin antimikrobiyal özelliklerini ve mutajenik potansiyellerini degerlendirmektir. Bu çalısmada gerçeklestirilen birinci deneyde, Clearfil SE Bond, SL Bond, i-Bond, Clearfil Protect Bond, %2 klorheksidin (pozitif kontrol) ve serum fizyolojigin (negatif kontrol), L.casei (ATCC4646) C.albicans (ATCC10231) ve S.mutans'a (NCTC10449) karsı antimikrobiyal etkileri agar disk difüzyon testi ve seri mikrodilüsyon yöntemi ile tespit edilmistir. kinci deneyde, dentin baglayıcı sistemlerin genotoksik aktiviteleri, farklı elüsyon konsantrasyonunda, insan lenfositlerinde alkalin tek hücre jel elektroforez yöntemi ile incelenmistir. Agar disk difüzyon deneyi ve MK/MBK ölçümü sonucuna göre, Clearfil Protect Bond primer, test edilen her üç bakteriye karsı diger baglayıcı sistemlerden anlamlı derecede, fazla inhibisyon göstermistir Çalısmada test edilen diger sistemlerden, Clearfil SE Bond sadece S.mutans'a karsı zayıf bir inhibisyon gösterirken, SL Bond tüm mikroorganizmalarda inhibisyon olusturmustur. i-Bond ise test edilen her üç mikroorganizma türüne karsı çok düsük inhibisyon etkisi göstermistir. Genotoksisite çalısma sonuçlarına göre, Clearfil Protect Bond primer, kuyruk uzunlugunu 50 ?l ve 100 ?l'de anlamlı derecede arttırmıs, kuyruk momenti ve yogunlugu ise sadece 100 ?l'lik en yüksek konsantrasyonda artıs göstermistir. Kuyruk uzunlugu, yogunlugu ve momenti Clearfil Protect Bond baglayıcıda 100 ?l'lik konsantrasyonda belirgin olarak arttırmıstır. Clearfil SE Bond primer 50 ?l'de, Clearfil SE bond baglayıcı ise 100 ?l'de DNA hasarını artırmıslardır. Fakat SL bond ve i-Bond belirgin bir DNA hasarı olusturmamıstır. Bu çalısmada tasarlanan 2 deneyin sonuçları, test edilen dentin baglayıcı sistemlerden, antimikrobiyal monomer içeren Clearfil Protect Bond primerin, klinikteki etkili uygulama dozlarında, güçlü bakterisid/fungusid etki ve düsük genotoksik potansiyele sahip oldugunu göstermistir. Anahtar kelimeler; dentin baglayıcı sistemler, MDPB, antimikrobiyal aktivite, genotoksisite.

Genotoksisite
Alev Ateşağaoğlu Kaya
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2007
00
DoktoraAçık ErişimTR

Aşırı harabiyet gösteren endodontik tedavili dişlerin farklı materyaller ile restorasyonu

66 ÖZET Aşırı harabiyet gösteren kanal tedavisi görmüş tek köklü dişlerin restorasyonunda maksimum tutuculuk ve direnç sağlayacak post sistemlerinin seçilmesi önemlidir. Son yıllarda estetik gereksinimler göz önüne alınarak metal olmayan seramik ve fiber esaslı post sistemleri kullanıma sunulmuştur. Bu çalışmada aşırı harabiyet gösteren tek köklü dişlerin farklı adeziv sistemler ve dual sertleşen kompozit rezin yapıştırma simanı ile yapıştırılan üç farklı postun kırılma dayanıklılığı açısından incelenmesi amaçlandı. Çalışmamızda yeni çekilmiş tek köklü 63 adet diş kanal preparasyonları tamamlandıktan ve kanallar doldurulduktan sonra rastgele 3 gruba ayrıldı. Birinci gruptaki örneklerde hazırlanan kanal boşluğuna titanyum kanal postu olan Filpost yerleştirildi. İkinci gruptaki örneklerde kanal boşluğunda cam fiber post olan Mirafit White ve üçüncü gruptaki örneklerde ise seramik post olan Cosmopost kullanıldı. Postları yapıştırmak için dual sertleşen Rely X ARC ve farklı 3 bağlayıcı ajan (Single Bond, Clearfil SE Bond, Prompt L Pop) kullanıldı ve kompozit rezinle (Clearfil Photocore) tamamlandı, örneklere 5 ve 55 °C'de 500 kez ısısal değişim testine tabi uygulandı, örnekler 1 mm/dk hızda Llyod marka test cihazında makaslama testine tabi tutuldu. Çalışmanın sonucunda postlar arasındaki farklılıkların bağlayıcı ajanlara göre farklılık oluşturduğu bulundu. Her bağlayıcı grubunda kırılma direnci açısından fiberle güçlendirilmiş post Mirafit White dirençli bulunurken, titanyum post Filpost en az direnç gösterdi.

Bağdagül Helvacıoğlu Kıvanç
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Servikal çürüklerin restorasyonunda kullanılan estetik restoratif materyallerin in vitro ve in vivo incelenmesi

-164- ÖZET Servikal restorasyonların koronal kenarı genellikle minede, servikal kenarı ise sement ve dentinde yer almaktadır. V. Sınıf kaviteler adı verilen bu tip kavitelerin restorasyonlarında farklı yapıda adeziv sistem ve estetik dolgu maddeleri kullanılabilir. Bu restoratif sistemlerin, mine ve dentine eşit şekilde iyi bağlantı kurması arzu edilir. Bu çalışmanın amacı, farklı yapıdaki adeziv sistem ve ışıkla sertleşen rezin modifiye cam iyonomer restoratif materyal, poliasit modifiye rezin kompozit, mikrodolduruculu kompozit rezin ve hibrit tip kompozit rezin gibi diş rengindeki dolgu materyallerinin in vivo ve in vitro değerlendirilmesidir. In vitro değerlendirmeler adeziv arayüzey kalınlığının ölçülmesi ve mikrosızıntı esas alınarak yapıldı. Örneklerin adeziv arayüzey kalınlığım belirlemek için SO adet çekilmiş çürüksüz premolar dişin bukkal yüzeyine mine sement bileşiminde V. Sınıf kaviteler (meziodistal genişliği 3 mm, okluzogingival uzunluğu 2mm ve derinliği 2mm) okluzal kenarı minede, gingival kenarı dentin ve sementte olacak şekilde açıldı. Prepare edilen dişler her grupta 10 adet olacak şekilde S gruba ayrıldı. Gruplar aşağıdaki gibidir:-165- Grup 1: Tek aşamada smear tabakasını modifıye eden sistem (Compoglass SCA primer/adheziv sistem) + poliasit modifiye rezin kompozit (Compoglass) Grup 2: Üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Scotchbond Multi Purpose Plus Adheziv Sistem) + microdolduruculu kompozit rezin (Silux Plus) Grup 3: Üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Scotchbond Multi Purpose Plus Adheziv Sistem) + hibrit tip kompozit rezin (Z 100) Grup 4: Florit ile doldurulmuş iki aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Syntac Single-Component Adheziv Sistem) + florit içeren hibrit tip kompozit rezin (Tetric) Grup 5: Florit ile doldurulmuş üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Optibond) + hibrit tip kompozit rezin (XRV Herculite) Restorasyon esnasında bütün materyaller okluzal tabaka önce olacak şekilde iki tabaka halinde yerleştirildi. Her tabaka 40 saniye görünür ışık ile sertleştirildi. Restorasyonlar 12 numaralı karbit frez ile hızlı dönen su soğutmalı el aleti yardımı ile bitirildi ve kalından inceye doğru Sof-Lex diskler kullanılarak parlatıldı. Restorasyonları tamamlanan dişler, yavaş hızla dönen kesme aletiyle bukkolingual yönde kesilmeden önce 37°C su içinde 24 saat saklandı. Adeziv arayüzey kalınlığı yüzey tarama elektron mikroskobu ile 10 farklı ölçüm noktası esas alınarak ölçüldü.-166- Sonuç olarak, adeziv arayüzey kalınlığının tüm test edilen sistemlerde homojen olmadığı gözlendi. Diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, tek aşamalı smear tabakasını modifiye eden sistem en fazla adeziv arayüzey kalınlığı gösterdi (p<0.05). Test edilen diğer sistemler benzer adeziv arayüzey kalınlık ölçümleri gösterdi(p>0.05). Farklı diş renginde restoratif materyallerin mikrosızıntılannı değerlendirmede, 240 adet çekilmiş çürüksüz premolar dişlerin bukkal yüzeylerine V. Sımf kaviteler (meziodistal genişliği 3mm, okluzogingival uzunluğu 2mm ve derinliği 2mm) okluzal kenarı minede, gingival kenan dentin ve sementte olacak şekilde açıldı. 120 kavitenin okluzal kenarlarına ince elmas frez ile bizotaj (45°,0.5mm) yapıldı. Daha sonra 60 bizotajlı ve 60 bizotaj sız kaviteleye restoratif materyal yerleştirilmeden önce görünür ışık ile sertleşen rezin modifiye kaide materyali yerleştirildi. Kaviteler altı farklı restoratif materyal ile bizotajlı, bizotajsız ve kaideli, kaidesiz olacak şekilde restore edildi. Her test grubu için 10 kavite aşağıdaki gibi restore edildi: Grup 1 A: bizotajlı, kaideli + Fuji II LC Grup IB: bizotajlı, kaidesiz + Fuji II LC Grup İC: bizotajsız, kaideli + Fuji II LC Grup İD: bizotajsız, kaidesiz + Fuji II LC?167- Grup 2A: bizotajh, kaideli + Compoglass Grup 2B: bizotajlı, kaidesiz + Compoglass Grup 2C: bizotajsız, kaideli + Compoglass Grup 2D: bizotajsız, kaidesiz + Compoglass Grup 3 A: bizotajlı, kaideli + Silux Plus Grup 3B: bizotajlı, kaidesiz + Silux Plus Grup 3C: bizotajsız, kaideli + Silux Plus Grup 3D: bizotajsız, kaidesiz + Silux Plus Grup 4A bizotajlı, kaideli + Z 100 Grup 4B: bizotajlı, kaidesiz + Z 100 Grup 4C: bizotajsız, kaideli + Z 100 Grup 4D: bizotajsız, kaidesiz + Z 100 Grup 5A: bizotajlı, kaideli + Tetric Grup 5B: bizotajlı, kaidesiz + Tetric Grup 5C: bizotajsız, kaideli + Tetric Grup 5D: bizotajsız, kaidesiz + Tetric Grup 6A: bizotajlı, kaideli + XRV Herculite Grup 6B: bizotajlı, kaidesiz + XRV Herculite Grup 6C: bizotajsız, kaideli + XRV Herculite Grup 6D: bizotajsız, kaidesiz + XRV Herculite Restorasyon esnasında bütün materyaller okluzal tabaka önce olacak şekilde iki tabaka halinde yerleştirildi. Her tabaka 40 saniye görünür ışık ile-168- sertleştirildi. Restorasyonlar 12 numaralı karbit frez ile hızlı dönen su soğutmalı el aleti yardımı ile bitirildi ve kalından inceye doğru Sof-Lex diskler kullanılarak parlatıldı. Restorasyonları tamamlanan dişler, 37°C su içinde 24 saat süre ile bekletildi ve daha sonra restorasyonların kenarlarının 1 mm uzağından başlayarak tüm diş yüzeyleri tırnak cilası ile örtüldü. Dişler, yavaş hızla dönen kesme aletiyle bukkolingual yönde kesilmeden önce, mikrosızmtı değerlendirmesi için % 2'lik metilen mavisi solüsyonunda 24 saat bekletildi. Kavite şekli düşünüldüğünde, tüm test edilen materyaller için bizotaj ve kaide uygulaması mikrosızmtı değerlerini etkilemedi. Buna rağmen, test edilen materyaller karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık bulundu (p<0.05). Rezin modifiye cam iyonomer restoratif materyal, Fuji n LC, en fazla mikrosızmtı değerleri gösterdi. Ancak, okluzal ve gingival kenarlardaki mikrosızmtı değerlerinde bir farklılık gözlenmedi (p>0.01). Bütün kompozit rezin materyaller tipine bağlı olmaksızın en az mikrosızmtı değerleri gösterdi. Ancak, okluzal kenarlarda gingival kenarlardan daha az sızıntı değerleri gözlendi In vivo değerlendirmeler, dişlerin bukkal yüzeyinde aktif çürük lezyonlannın restorasyonunda rezin modifiye cam iyonomer, poliasit modifiye rezin?169- kompozit, mikrodolduruculu kompozit rezin ve hibrit tip kompozit rezin kullanımı üzerine kurulmuştur. Her test grubu için 30 olacak şekilde, 180 servikal lezyon 50 hastada tek bir hekim tararından restore edilmiştir (23 kadın, 27 erkek ve 35-45 yaş arası). Çürüğün uzaklaştırılması sırasında, kavite kenarlarına bizotaj yapılmadı ve kavite preparasyonundan sonra kaide materyali uygulanmadı. Tüm restorasyonlar yerleştirildikten 6 ay, 1 yıl, 2 yıl ve 3 yıl sonra iki deneyimli gözlemci tarafından değerlendirildi. Araştırıcılar, dentin ve mine adeziv materyalleri için Amerika Dişhekimleri Birliği Kilinik Protokol Tüzüğü Kriterlerini esas alarak retansiyon, marjinal bütünlük, marjinal renk değiştirme, renk uyumu, anatomik form, yüzey yapısı, yüzey boyanması, sekonder çürük, dişeti cevabı ve hassasiyet yönünden değerlendirdi. Elde edilen veriler, tüm restorasyonların incelenen kriterleri sağladığını göstermiştir. Ancak, uygun adeziv sistem kullanılan restoratif materyaller, adeziv sistem kullanılmayan Fuji n LC gibi restoratif materyallerden daha iyi sonuç vermiştir. Restorasyonların 3 yıllık klinik kullanımından sonra test edilen restoratif materyallerden 10 'ar adet ölçü ahndı ve replika modeller epoksi rezinden elde edildi. Epoksi replika model kullanılarak materyallerin marjinal bütünlüğü ve yüzey yapısı yüzey tarama elektron mikroskobu altında incelendi. Replika modellerden elde edilen marjinal bütünlük ve yüzey yapısı sonuçlan restorasyonların klinik bulgularıyla uyumluluk göstermiştir.

Cam iyonomer çimentolarıDiş çürükleriKompozit reçineler
Mine Betül Üçtaşlı Kaya
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1999
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çürük aktivitesi yüksek olan bireylerde çeşitli antimikrobiyal ağız çalkalama solüsyonlarının tükrük ve plak biyokimyası ve mikrobiyolojisi üzerine etkinlikleri

Bu çalışmada, Snyder Testi kullanılarak çürük aktivitesi yüksek olan 60 birey tespit edilmiş tir. Bireylerin tükrük ve plak örnekleri alınarak gerek Streptokokların sayı ve dağılımları gerekse tükrük bikarbonat, pH, laktat dehidrojenaz enzim aktiviteleri ile plak pH'ları üzerine kullanılan antimikrobiyal ağız çalkalama solüsyonlarının etkinlikleri çift kör deneyi ile incelenmiştir. Bu solüsyonlar %0.12'lik Klorheksidin ve %0. 03 Sanguinarin-Zn içermektedir. Kontrol grubunda ise %0,9'luk Sodyumklorür içeren Serum fizyolojik kullanılmıştır. Klorheksidin ve Sanguinarin içeren ağız çal kalama solüsyonlarının her ikisininde bakteri plağının diş yüzeyinden uzaklaştırılmasına yardımcı olduğu ve hem tükrük hem de bakteri plağı içindeki mikro organizmaların sayı ve dağılımlarında önemli bir düşüşe neden olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bu iki solüsyon tükrük ve plak pH değerlerinde artmaya neden olurken, tükrük laktat dehid rojenaz enzim aktivitelerinde bir değişme saptanama mıştır (p>0,05). Sanguinarin ve Klorheksidin içeren ağız çal kalama solüsyonu ile Serum fizyolojik kullanılan grubun tükrük bikarbonat değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05).

Dental plakDiş çürükleriDiş çürüğünü önleyici ajanlar+1
Hülya Can Erten
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
1995
00
DoktoraAçık ErişimTR

Dört farklı laminate veneer restorasyon materyalinin bağlanma direncinin değerlendirilmesi

Dişlerde görülen estetik problemler çoğunlukla travma, erken doğum, hamilelik veya bebeklik sırasında geçirilen enfeksiyonlar ve genetik bozukluklar sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu tür vakaların tedavisinde; öncelikle hassasiyet giderici ajanlar, takiben diş renginde restoratif materyaller, ardından laminate veneer restorasyonlar ve son olarak full seramik restorasyonlar tercih edilmektedir. Doğal dişlerde renk, şekil ve gelişim bozukluğu gibi nedenlerle meydana gelen estetik problemlerin tedavisinde en az doku kaybına neden olan yöntemlerin seçilmesi başarı şansını arttıracaktır. Renk değiştirmiş, fraktüre, malforme veya malpoze anterior dişlerin estetik tedavisinde full seramik kronlar yerine, laboratuvar işlemi gerektirmeyen direkt kompozit laminate veneer yöntemi tercih edilmektedir. Laminate veneerler; estetik, biyouyumlu, stabil, tedavi sonuçları tahmin edilebilir ve gingival iritasyon yaratma riski minimal olan restorasyon seçenekleridir. Uygulama kolaylığı ve tedavi süresinin kısa olması gibi avantajlara sahip olan kompozit rezinler, son yıllarda önemli ölçüde ilerleme sağlayan nanofil teknolojisi ve gelişmiş bonding sistemleri sayesinde sıklıkla kullanılmaya başlamıştır. Bu in-vitro çalışma; prepare edilen labial diş yüzeylerine yerleştirilen dört farklı kompozit rezin materyalinin makaslama dayanım kuvvetlerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmek üzere planlanmıştır. Araştırmamız; ortodontik veya periodontal nedenlerle yeni çekilmiş, çürüksüz, restorasyonsuz 60 adet üst santral diş kullanılarak gerçekleştirildi. Kavite preparasyonları tamamlanan dişler rastgele 15'erli dört gruba ayrıldı. Birinci gruba Grandio, ikinci gruba Gradia, üçüncü gruba Amaris ve dördüncü gruba Tetric ceram restoratif materyalleri üretici firmaların önerileri doğrultusunda yerleştirilerek görünür ışık ile polimerize edildi. Instron test cihazına yerleştirilen dişlerdeki restorasyonlar üzerine farklı yükler uygulanarak materyallerin doğal dişten ayrılma değerleri Newton cinsinden kaydedildi. İstatistiksel olarak ANOVA Tek Yönlü Varyans Analizi ve TUKEY HSD testleri kullanılarak değerlendirilen materyaller arasında, kırılma direnci bakımından istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmezken, en yüksek bağlanma dayanımı değerine sahip olan materyal Grandio olarak belirlendi (P<0,05). Anahtar kelimeler: Laminate veneer, kompozit rezin, bağlanma dayanımı.

Suzan Cangül
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Geleneksel kavite dezenfektanı ve ozonun, güncel restoratif materyal uygulanmış dişlerde makaslama bağlanma dayanımına etkisi

ÖZET Amacı; Enfekte dentinin mekanik uzaklaştırılması sonrası kavitede ve smear tabakasında kalması muhtemel mikroorganizmaların eliminasyonu amacıyla kullanılan kavite dezenfektanı klorheksidin glukonat ve ozonun, güncel restoratif materyallerde (kompozit, siloran) dentine bağlanma dayanıklılık etkisinin incelenmesidir. Materyal ve metot; Çalışmamızda 90 adet çürüksüz, restorasyonsuz üçüncü molar diş kullanıldı. Dişler dentin yüzeyi yere paralel olacak şekilde 2 cm çapında, 3 cm boyunda silindirik kalıplara kökleri içinde kalacak şekilde soğuk akril yardımıyla yerleştirildi. Orta koronal düz dentin yüzeyleri elde edilinceye kadar aşındırıldı. Örnekler rastgele üç ana gruba (n=30) ayrıldı. Her bir grup daha sonra kendi içinde rastgele üç alt gruba (n=10) ayrıldı. Ana gruplardan birincisine dentin yüzeylerine klorheksidin (Ceraxidin-C), ikincisine ozon (Prozone ) uygulandı, üçüncü grup ise kontrol grubu olarak hazırlandı. Alt gruplardaki örneklerin dentin yüzeylerine çapı 3 mm, yüksekliği 4 mm olan silikon şeffaf kalıplar içerisine üç farklı restoratif dolgu materyali kullanılarak restore edildi (Filtek Silorane, Gradia Direct, Quıxfil). Kontrol gruplarına dezenfeksiyon işlemi uygulanmadan restorasyon tamamlandı. İnstron universal test cihazına yerleştirilen örnekler 1 mm/dak. hızda makaslama kuvveti uygulanarak kırılıncaya kadar kuvvet uygulandı. Elde edilen değerler MPa cinsinden kaydedildi. Kırılan yüzeyler, x40 büyütmede stereo mikroskopta incelenerek kırık tipleri tespit edildi. Bulgular: Çalışmamızın istatistiksel değerlendirilmesinde Veriler Kolmogorov-Smirnov testine göre normal dağılış göstermediğinden tüm grupların karşılaştırılmasında Non-parametrik testlerden Kruskal Wallis varyans analiz yöntemi uygulandı. Grupların kendi aralarında ikişerli karşılaştırmalarında ise çoklu karşılaştırma testlerinden Bonferroni Düzeltmeli Mann-Whitney U testi kullanıldı. Çalışmanın makaslama bağlanma dayanımı incelenmesinde gruplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0,05). Sonuç: Kavite dezenfeksiyonu amacıyla uygulanan klorheksidinin restoratif materyallerin makaslama bağlanma dayanımını kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak etkilemediğinden restorasyon öncesinde kullanılabileceği sonucuna varıldı. Ozon uygulamasının makaslama bağlanma dayanımı kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düşüş görüldü. Bu nedenle restoratif tedaviler öncesi kavite dezenfeksiyonu amacıyla ozon uygulamasına kuşkuyla yaklaşılmalı ve sebeplerinin araştırılması için ileri in vitro/ in vivo deneysel ve klinik çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.. Anahtar Kelimeler: Ozon, klorheksidin, bağlanma dayanımı, kompozit

Yasemin Yavuz
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin, CAD/CAM blokların tamir kompozitlerine bağlanma direnci üzerine etkisinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı; 3 farklı CAD/CAM bloğun (2 farklı rezin içerikli ve 1 tane seramik içerikli) kompozit rezin ile tamiri öncesinde yapılan yüzey işlemlerinin, makaslama bağlanma direnci üzerine etkilerini değerlendirmek, frez ile pürüzlendirme işleminin diğer yüzey işlemlerine olan katkısını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, IPS e-max CAD, Vita Enamic ve Lava Ultimate blokların her birinden 63 adet olmak üzere toplamda 189 adet 2 mm kalınlığında örnekler hazırlandı. Test materyalleri yüzey işlem tekniğine göre dokuz alt gruba (kontrol, kumlama, Cojet, HF asit, fosforik asit, frez+ kumlama, frez+ Cojet, frez+ HF asit, frez+ fosforik asit) ayrıldı. Termal siklus işlemi uygulandıktan sonra, tüm örnek yüzeylerine silan+ bond+ kompozit rezin uygulandı. Sonrasında, örnekler makaslama bağlanma direnç testine tabi tutuldu. Kırık tipleri, stereomikroskop ve SEM kullanılarak değerlendirildi. Veriler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve post-hoc testler ile analiz edildi. Bulgular: Bağlanma direnci açısından, kullanılan blok tipi ve yüzey işlemleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). Tüm gruplar arasında en yüksek bağlanma değeri Vita Enamic HF asit, en düşük değer Lava Ultimate kontrol grubunda gözlenmiştir. Frez uygulanmasının, bağlanma direncine istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmamaktadır (p>0,05). Seramik çeşitleri arasında bağlanma direnci bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). En yüksek değerler Vita Enamic grubunda, en düşük değerler IPS e-max seramik çeşidinde görülmüştür. Sonuç: CAD/ CAM blokların kompozit rezin ile tamiri öncesi yapılan yüzey işlemleri bağlanma direncini arttırmaktadır. Frez uygulaması bağlanma direncini artırdı ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Anahtar Sözcükler: CAD/ CAM, kompozit rezin, tamir, yüzey işlemi, bağlanma direnci

CAD/CAMDental bondingDental materyaller+4
Şule Sayan
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yeni nesil self-etchıng adeziv sistemlerin rezin kompozit restorasyonlarında mikrosızıntılarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, yeni nesil beş self-etching adeziv sistemin sınıf V restorasyonlarda mikrosızıntı miktarlarını in vitro koşullarda karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada ortodontik veya periodontal sebeplerle çekilmiş 100 adet çürüksüz insan molar dişi kullanıldı. Çekim sonrasında dişler üzerindeki yumuşak dokular ve artıklar bir kretuar uzaklaştırıldı, pomza ve fırça yardımıyla parlatıldı. Çalışmada kullanılacakları güne kadar dişler distile suda, oda sıcaklığında bekletildi. Dişlerin bukkal yüzeylerinde, mine sement birleşiminin (servikal) 1 mm altında sonlanacak şekilde silindirik elmas frezler (Diatech, Swiss Dental Instruments, Heerbrugg, Switzerland) yardımıyla mezio-distal genişliği 3 mm, okluzo-gingival genişliği 2 mm ve derinliği 1.5 mm olan standardize sınıf V kaviteler hazırlandı ve mine kenarları 0.5-1 mm genişliğinde olacak şekilde elmas rond frezlerle (Diatech, Swiss Dental Instruments, Heerbrugg, Switzerland) bizote edildi. Dişler her grupta 20'şer adet olacak şekilde rastgele beş gruba ayrıldı. 1.grup: Clearfil S3 Bond (Kuraray Medical Inc., Japonya), 2.grup: Xeno V (Dentsply DeTrey, Konstanz, Almanya), 3.grup: G Bond (GC, America), 4.grup: Optibond All In One (Kerr Corporation, Orange, CA), 5.grup: iBond (Heraeus Kulzer, Almanya) uygulandıktan sonra hazırlanan kavitelere üretici firmaların tavsiyeleri doğrultusunda kompozit rezinler yerleştirildi ve LED (Light Emitting Diode-Elipar Freelight, 3M ESPE, Germany) cihazı ile polimerize edildi. Bitirme ve cila işlemlerinden sonra dişler önce 24 s 37 oC de etüvde (Nüve Incubator EN 120, Ankara, Türkiye) distile su içerisinde bekletildi. 24 saat sonra restorasyonların parlatılma işlemi su altında elmas bitirme frezleri (Diatech Dental AG, Heerbrugg, Switzerland) ile yapıldı ve alüminyum oksit kaplı diskler (Sof-Lex, 3M ESPE, St. Paul, MN, USA) yardımıyla tamamlandı. Ardından dişler 5 ± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC de termal siklus cihazında (NOVA, Konya, Türkiye) 10.000 kez termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra dolguların 1mm çevresi hariç dişler tamamen 2 kat aside dirençli tırnak cilası ile kaplandı ve ardından 24 s 37 oC de (Nüve Incubator EN 120, Ankara, Türkiye) % 0.5'lik metilen mavisinde bekletildi. Bu süre sonunda boyadan çıkartılan örneklerden isomet 1000 cihazında (Isomet 1000 Precision Saw, BUEHLER, USA) alınan kesitler stereomikroskop (Olympus SZ 40, SZ-PT, Japan) altında x15 büyütmede incelenerek fotoğrafları alındı. Gingival ve okluzal mikrosızıntı dereceleri standart bir skala ile 0-4 arasında skorlandı. Ayrıca, her gruptan rastgele birer örnek seçildi ve rezin-diş sert dokusu ara yüzeyi SEM ( JSM-5600 JEOL SEM, Jeol Co., Tokyo, Japan) altında farklı büyütmelerde incelenip fotoğraflandı. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak Kruskal-Wallis ve Mann Whitney U testleri ile değerlendirildi.Bulgular: Gruplar arasındaki okluzal ve gingival mikrosızıntı farkları istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05)(p=0.043, p=0.005). Clearfil S3 Bond ve Optibond All In One gruplarında okluzal mikrosızıntı değerlerinin diğer üç gruptan oldukça düşük olduğu gözlendi. iBond grubunda mikrosızıntı değerlerinin en yüksek olduğu tespit edilirken Xeno V ve G Bond grupları arasında istatistiksel olarak bir farklılık olmadığı gözlenmiştir (p>0.05). iBond grubunda gingival kenarda mikrosızıntı değerlerinin en yüksek olduğu tespit edilirken diğer gruplar arasında istatistiksel olarak bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05).Sonuç: Çalışmamızda termal siklus ile ağız ortamı taklit edilmeye çalışıldı. Hazırlanan sınıf V kavitelerde self-etching adezivlerin okluzal ve gingival mikrosızıntı skorlarının bir grup haricinde başarılı olduğu saptanmıştır.

Dental bondingDental sızmaKompozitler+1
Mehmet Dallı
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sınıf v restorasyonlarda beş farklı restoratif materyalin stres dağılımının sonlu elemanlar yöntemi ile analizi

Amaç: Bu araştırmada, Sınıf V restorasyonlarda beş farklı restoratif materyalin basma yükü altında diş ve restorasyon üzerinde oluşan farklı gerilmelerin sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada mandibular birinci molar dişlerde sınıf V restorasyonlarda kullanılan beş farklı materyalin sonlu elemanlar yöntemiyle stres analizleri yapıldı. Grup1: amalgam, Grup 2: Clearfil photo core, Grup 3: filtek Z 100, Grup 4: grandio ve Grup 5:filtek supreme XT. Dişler mine, dentin ve restorasyon kısımları olacak şekilde 3 tabaka olarak modellendi. Dişlerde standart sınıf V kaviteler oluşturuldu. Kavitelerin tabanları dik ve yuvarlatılmış (Radius) olmak üzere iki farklı şekilde modelleme yapıldı. Diş üzerine 90 ve 45 derece olmak üzere iki farklı açıdan yükleme yapıldı. Her bir yükleme değeri 250 N'dur (Newton). 250 N'luk yük diş üzerinde 3 bölgeye yayılmıştır (mine, dentin ve restorasyon). Çalışmada mine, dentin ve restorasyon üzerinde oluşan gerilmeler hesaplanmış ve hesaplamalar eşdeğer von-Mises gerilmesi olarak alınmıştır. Modelleme için Rhinoceros 4.0 programı kullanılmıştır. Her farklı restoratif materyale, 90 ve 45 derece olmak üzere 2 farklı kuvvet uygulanmış ve bu kuvvetler yuvarlatılmış ve dik köşeli kavitelere de ayrı ayrı uygulanarak 4 farklı sonuç elde edilmiştir. Her restorasyon, dentin ve mine için 20 farklı sonuç ve toplamda 60 farklı sonuç elde edilmiştir. Bulgular: Beş farklı restoratif materyalin sonlu elemanlar yöntemiyle stres analizinin yapıldığı çalışmada minede, dentinde ve restorasyonlarda farklı yöndeki kuvvetler farklı gerilmeler oluşturmuştur. Bütün gruplar incelendiğinde oluşan kuvvetlerin minede ve dentinde birbirine benzer olduğu gözlendi. Restorasyonlarda ise amalgam grubunda oluşan stresin diğer gruplardan çok daha fazla olduğu görüldü. Minimum stres Filtek Z 100 ile restore edilen grupta tespit edildi. Genel olarak 45 dereceyle gelen kuvvetlerin oluşturdukları stres 90 dereceyle oluşanların yaklaşık 3 katı kadar olduğu tespit edildi. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre Sınıf V restorasyonlar için bütün gruplar içinde en ideal restoratif materyal Filtek Z 100 olarak bulundu. Amalgam grubunda oluşan stresin diğer gruplardan çok daha fazla olduğu görüldü. Tabanı yuvarlatılmış olarak hazırlanan kaviteler standart dik açılı kavitelere göre daha az stres birikmesi gösterdi.

Dental materyallerDental restorasyonDental stres analizi+3
Ramazan Kara
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Diabetli hastaların diş ve dişetlerindeki patolojik oluşumların farklılıkları yönünden incelenmesi

Seyit Aydın
Dicle University
1983
00
DoktoraAçık ErişimTR

Değişik sodyum perborat ve sodyum perkarbonat materyallerinin yapay olarak boyanmış devital dişlerin beyazlatılmasındaki etkilerinin değerlendirilmesi

ÖZET Doğal diş estetiğinin hastaya yeniden kazandırılması, dişhekimliğinin en önemli amaçlarından biridir. Günümüzde uygulanan konservatif tekniklerle; estetik sorunlara neden olan diş renklenmelerini gidermenin yanı sıra, diş ve dişeti sağlığı da korunmaya çalışılmaktadır. Restoratif dişhekimliğinin bu amaca yönelik çalışmaları sonucunda, değişik beyazlatma teknik ve materyalleri geliştirilmiştir. Bu araştırma; değişik sodyum perborat ve sodyum perkarbonat materyallerinin, yapay olarak boyanmış devital dişlerin beyazlatılmasındaki etldnliWerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmamız, periodontal ve ortodontik amaçlarla çekimi yapılan 60 adet çürüksüz ve restorasyonsuz anterior diş üzerinde gerçekleştirildi. Kökleri minesement sınırının 3mm. altından kesilerek uzaklaştırılan dişlerin, standart lingual giriş kaviteleri hazırlandı. Tüm dişlerin kanalları gates glidden frezleri kullanılarak genişletildi ve doğal renkleri dental kolorimetre cihazı ile tespit edildi. İnsan hemoglobini dolu test tüplerine yerleştirilen dişler, üç gün boyunca santrifüje edildi. Renklendirilmiş dişlerin başlangıç L* değerleri belirlendikten sonra, her grupta farklı bir beyazlatma materyali kullanılmak üzere, 1 5 ' erli dört eşit gruba rastgele ayrıldı. Birinci gruba Sodyum perborat + %35'lik H2O2, ikinci gruba Sodyum perborat + %3'lük H2O2, üçüncü gruba Sodyum perkarbonat + %35'lik H2O2 ve dördüncü gruba Sodyum perkarbonat + %3'lük H2O2 materyalleri, üretici firmaların önerileri doğrultusunda yerleştirildi. Tüm dişlerin 3, 7 ve 11. günlerdeki L* parlaklık değerleri CIELAB renk analiz sistemine göre kaydedildi. Ölçümler sonucu elde edilen veriler, istatistiksel olarak Tek Yönlü Varyans Analizi ve Tukey HSD testi kullanılarak değerlendirildi. Kullanılan dört farklı tip materyal arasında; birinci grup en yüksek beyazlatma etkinliğine sahip karışım olurken, onu sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü grupta yer alan karışımlar izlemiştir. Anahtar Kelimeler: Beyazlatma etkinliği, devital beyazlatma, sodyum perborat, sodyum perkarbonat.

Özkan Adıgüzel
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Enfekte kök kanallarından izole edilen mikroorganizmalar üzerinde farklı yıkama solüsyonlarının antibakteriyel etkinliği

Pulpa ve periapikal doku hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri olan mikroorganizmaların elimine edilmesinde, biyomekanik preparasyonun yanında kimyasal dezenfeksiyondan da yararlanılması gerekmektedir. Periapikal dokuların sağlıklı yapılarına kavuşabilmesi için, endodontik tedavi sırasında yıkama işlemlerinin uygulanmasına da ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla kullanılacak yıkama solüsyonlarının, inorganik dokuları çözme özelliğine sahip olması yanında periapikal dokulara karşı toksik olmaması da gerekmektedir. Bu araştırma, dört farklı yıkama solüsyonunun, enfekte kök kanallarından izole edilen mikroorganizmalar üzerindeki antibakteriyel etkinliklerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmamız, pulpal ve periapikal rahatsızlık tanısı konulmuş 80 adet enfekte, kesici ve premolar diş üzerinde gerçekleştirildi. Standart endodontik giriş kaviteleri hazırlandıktan sonra 20 nolu kanal eğesi yardımıyla tüm dişlerin apekslerine kadar ilerlendi. Steril kağıt koniler ile kök kanallarından alman bakteri kültürleri deney tüpleri içerisinde 37°C'de 72 saat süreyle inkübe edildi. Ekimi yapılan bakteriler içerisinde en çok üreyen aerob ve anaerob mikroorganizmalardan toplam 5 tanesinin çalışmaya katılmasına karar verildi. Hastalar, her grupta 20 birey olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Tüm dişlerin kanalları step-back tekniğiyle, 55 no'lu eğeye kadar genişletildi. Birinci grupta %5'lik Sodyum Hipoklorit, ikinci grupta %2'lik Klorheksidin Glukonat, üçüncü grupta Kalsiyum Hidroksit + Distile su karışımı ve dördüncü grupta %3'lük Hidrojen Peroksit olmak üzere dört farklı kök kanal yıkama solüsyonuyla yıkama yapıldı ve geçici olarak kapatıldı. Aynı işlemlerin tekrarlandığı 3 ve 6. günlerde, yine kağıt koniler yardımıyla alman örnekler mikrobiyolojik olarak incelendi. Elde edilen veriler hangi tip solüsyonun antibakteriyel etkinliğinin daha fazla olduğunu belirlemek üzere, istatiksel olarak Chi-square testi kullanılarak değerlendirildi. Kullanılan dört farklı yıkama solüsyonu arasında; klorheksidin en yüksek antibakteriyel etkinliğine sahip materyal olurken, onu sırasıyla sodyum hipoklorit, kalsiyum hidroksit ve hidrojen peroksit izlemiştir. Bununla birlikte, E.faecalis dışındaki tüm mikroorganizmalar üzerinde ilk üç grup arasında elde edilen fark, istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). E.faecalis üzerinde ise ilk iki grup arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0.05). Anahtar Kelimeler: irrigasyon solüsyonu, antibakteriyel etki, enfekte kök kanalı

Ertuğrul Ercan
Dicle University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2004
00
DoktoraAçık ErişimTR

Güta-perka-kor-aracılı ultrasonik aktivasyonun kalsiyum-silikat ve rezin-bazlı patların bağlanma dayanımı ve dentintübül penetrasyonuna etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, güta-perka kon aracılı ultrasonik aktivasyonun yeni geliştirilmiş kalsiyum silikat esaslı ve rezin esaslı kök-kanal dolgu patının tek kon tekniğiyle doldurmada dentin tübül penetrasyonu ve bağlanma dayanımının incelenmesidir. Çalışmada 160 adet tek köklü insan alt premolar dişi kullanıldı. Dişlerin boyları 14mm olacak şekilde kronları kesilip dişler standart hale getirildi. Kemomekanik preparasyon %2,5 NaOCl ile ve Mtwo 40/.04 döner eğe sistemi ile yapıldı. Son yıkama işlemi için %2,5 NaOCl ve %17 EDTA kullanılıp solüsyon etkinliğini sonlandırmak için kanallar distile su ile yıkandı. Daha sonra örnekler uygulanacak teste göre rastgele önce 2 ana gruba daha sonra kullanılan patın çeşidine ve dolum tekniğine göre 4 alt gruba (n=20) ayrıldı. A grubundaki örnekler için hazırlanan kök kanal dolgu patları üretici talimatlarına göre karıştırıldı. B grubu örneklerinde ise konfokal mikroskop incelemesi için hazırlanan kök kanal dolgu patlarına %0,1 Rhodamin B boyası eklendi. Grup A1: Silikat esaslı pat Grup A2: Silikat esaslı pat / UA Grup A3: Rezin esaslı pat Grup A4: Rezin esaslı pat / UA Grup B1: Silikat esaslı pat Grup B2: Silikat esaslı pat / UA Grup B3: Rezin esaslı pat Grup B4: Rezin esaslı pat / UA Obturasyon sonrası tüm örnekler apeksten 3, 7 ve 11 mmlerden horizontal olarak kesildi. Grup A push-out testi için universal test cihazına bağlandır. Kuvveti dolgu materyallerine dikey olarak uygulamak için sırasıyla apikal, orta ve koronal bölüme karşılık gelen 3 farklı çapta (0.5-0.6-0.8) paslanmaz çelik pistonlar kullanıldı. Kanal dolum materyalinin yerinden çıkmasının meydana geldiği Newton'da (F-max) maksimum kuvvet kaydedilip her bir örnek megapaskal (MPa) cinsinden itme bağ gücü hesaplandı. Daha sonra örneklerde oluşan hatalar 40x büyütme altında incelendi. Grup B için örneklera cam slaytlara monte edilip konfokal lazer tarama mikroskobu ile 10x'te 560-600 nm dalga boyunda fotoğraflandırıldı. Kanalın tamamı tek bir görüntüde incelenemediğinde, kısmi görüntüler çekilip ardından Photoshop kullanılarak tek bir görüntü olarak birleştirildi. Toplam dentin tübül penetrasyon alanını ölçmek için dijital görüntüler ImageJ programına aktarıldıktan sonra dentin tübül penetrasyon alanı, mikrometre (mm) olarak ölçülmüş ve istatistiksel analiz için milimetre kareye (mm2) çevrildi. Elde edilen verilere göre Ah Plus ile NeoMTA Pus arasında ultrasonik aktivasyon dahil ve hariç tutulduğunda bağlanma dayanımı açısından fark görülmedi. Ah plus patı kullanılan durumda apikaldeki bağlanma dayanımı düşüklüğü dışında ultrasonik aktivasyonun bağlanma dayanımına etkisi görülmedi. İncelenen hata modlarında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi. Uygulanan ultrasonik aktivasyon NeoMTA Plus patının penetrasyon alanını ve penetrasyon derinliğini arttırırken Ah Plus kök kanal dolgu patınınkini azaltmıştır.

Dental bondingDental materyallerDental stres analizi+5
Barış Kandemir
Başkent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı kurulama protokollerinin kalsiyum silikat ve epoksi rezin esaslı kök kanal patlarının tekrarlayan kök kanal tedavilerinde dentine bağlanma dayanımı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Kanal tedavisi kök kanal sisteminin temizlenmesi, şekillendirilmesi ve doldurulmasıdır. Bu tedavi için günümüzde guta-perka ve kök kanal dolgu patları birlikte kullanılmaktadır. Kök kanallarının doldurulması sonrası kök kanal sistemi bakterilerin giriş ve çıkışına engel olacak şekilde kapatılmış olur. Kök kanalının irrigasyonu sonrasında üç boyutlu olarak tüm anatomik düzensizliklerinin doldurulması kanal tedavisinin başarısı açısından çok önemlidir. Kök kanal dolgusu yeterli düzeyde yapılamaz ise tedavinin başarı şansı düşer. Bu amaçla guta-perka adlı kök kanal dolgu materyali, farklı içeriklere sahip çeşitli kök kanal dolgu patlarıyla kombine olarak kullanılmaktadır. Epoksi rezin esaslı bir kök kanal patı olan AH Plus, antibakteriyel etkisi, üstün fiziksel özellikleri ve kök dentinine bağlanma gücünün yüksekliği nedeniyle altın standart olarak kabul edilmektedir. Kalsiyum silikat esaslı simanlar ise biyouyumlulukları, toksisite göstermemeleri, boyutsal stabiliteleri ve biyolojik ortamda bozulmamaları nedeniyle perforasyon tamirinde, endodontik cerrahide, pulpa kuafajında ve rejeneratif endodontide kullanılmaktadır. Bu simanların üstün fiziksel ve biyolojik özelliklerinden yola çıkılarak yeni tür kalsiyum silikat esaslı patlar geliştirilmiştir. Geliştirilen bu patlar üstün fiziksel özellik, yeterli biyouyumluluk, yüksek bağlanma dayanımı, minimal renk değişimi ve üstün sızdırmazlık göstermiştir. AH Plus Biyoseramik bu özelliklere sahip olan yeni geliştirilen patlardan biridir. İrrigasyon sonrası kök kanalını doluma hazırlayabilmek için kurulamak gereklidir ve kök kanalını kurutmak için çeşitli protokoller geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı kök kanal tedavisi sırasında irrigasyon solüsyonlarının kullanımını takiben kanalları kurulamak için uygulanan protokollerinin, kalsiyum silikat ve epoksi rezin esaslı kök kanal patlarının tekrarlayan kök kanal tedavilerinde dentine bağlanma dayanımı üzerine etkilerini araştırmaktır. Sıfır hipotezi, farklı kurulama protokollerinin, istatistiksel olarak iki patın tekrarlayan kök kanal tedavilerinde dentine bağlanma dayanımı üzerine etkisinin olmamasıdır.

Derin Buğu Yüzer
Başkent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Rezin esaslı yeni bir kanal dolgu sisteminin apikal sızdırmazlığının ve biyolojik uyumluluğunun incelenmesi

ÖZETAraştırmamızın amacı, rezin esaslı yeni bir kök kanal dolgu materyali olan Epiphany-Resilon sisteminin biyolojik uyumluluğunun incelenmesi ve AH Plus, guta perka,Epiphany ve Resilon materyallerinin farklı kombinasyonlarının apikal sızdırmazlıkyönünden değerlendirilmesidir. Biyolojik uyumluluk çalışmasında 36 adet, 9 aylık ve200-220 gr ağırlığında olan Wistar Albino cinsi rat kullanıldı. Anestezi sonrası ratlarınsırtlarında dört adet subkütanöz cep hazırlandıktan sonra, her bir materyal (Resilon,guta perka, teflon tüp içerisine yerleştirilmiş Epiphany, boş teflon tüp) belirli bir cepiçerisine implante edildi. Boş olan teflon tüpleri ve guta perka konlar kontrol grubuolarak kullanıldı. İmplantlar 1, 4 ve 8 haftalık süreler sonrası, etraflarında bulunandokularla birlikte çıkarıldı. Histopatolojik değerlendirme sonucunda doku reaksiyonlarıderecelendirildi. İncelenen her zaman aralığındaki implant materyalleri arasında,doku reaksiyonu açısından bir farkın olmadığı belirlendi (p>0.05). Dördüncü haftadanitibaren doku reaksiyonu şiddetinin oldukça hafiflediği, 8 haftalık dönemde azalmayadevam ettiği gözlendi. Test edilen materyallerin tümü biyolojik uyumluluk yönündenyeterli bulundu. Araştırmada apikal sızıntının incelenmesi için 70 adet tek köklü diş,ProTaper dönen aletler ile crown-down tekniği ile prepare edildi. Örnekler rastgeleolarak 4 adet çalışma grubuna (15'er diş) ve 2 adet kontrol grubuna (5'er diş) olmaküzere toplam 6 gruba bölündü ve şu şekilde dolduruldu: Grup 1, AH Plus + gutaperka; Grup 2, AH Plus + Resilon; Grup 3, Epiphany + Resilon; Grup 4, Epiphany +guta perka. Tüm dişler 1 hafta süreyle nemli gazlı bez içerisinde kapalı kaplardamuhafaza edildi. Bir hafta sonra 10 ± 0,05 mm boyutunda hazırlanmış örneklerbilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazına bağlanarak apikal sızıntıları incelendi. ANOVA testiile gruplar arasında istatistiksel olarak farkların olduğu tespit edildi. Tukey HSD testmetodu kullanılarak, Group 4 (Epiphany + gutta-percha)'ün apikal sızıntı değerininistatistiksel olarak Group 2 (AH Plus + Resilon)'den daha düşük olduğu tespit edildi(p<0.05). Group 3 (Epiphany + Resilon) ile diğer çalışma grupları arasındaistatistiksel bir fark görülmedi (p>0.05).Anahtar kelimeler: AH Plus, apikal mikrosızıntı, biyolojik uyumluluk, Epiphany,Resilon.

Emel Olga Önay
Başkent University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2006
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Gömülü dişi olan hastalarda üçüncü molar gömülü kalma paterninin radyomorfometrik değerlendirilmesi

Amaç: Bu retrospektif çalışmanın birincil amacı gömülü dişi olan hastalarda üçüncü molar gömülü kalma paterninin radyomorfometrik olarak incelenmesidir. İkincil amacı ise gömülü dişi olan hastalarda üçüncü molarların gömülü kalma pozisyonları ile gonial açı ve insizal açı arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Yöntem: Ocak 2020-Nisan 2024 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Ana Bilim Dalı'nda gömülü dişleri değerlendirmek için alınmış KIBT görüntüsü olan 120 hastanın gömülü üçüncü molar dişleri incelenmiştir. Üçüncü molarların Pell & Gregory ve Winter sınıflamasına göre gömülülük paternleri kaydedilmiştir. Gonial açı KIBT'den elde edilmiş panoramik rekonstrüksiyon görüntüleri üzerinde ölçülmüştür. İnsizal açı ölçümü KIBT'nin sagittal kesit görüntülerinin incelenmesi sonucu belirlenen en uygun kesit görüntüler üzerinde gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analiz verileri IBM SPSS Statistics 25 (© Copyright SPSS Inc. 1989), 2017 yazılımı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Gömülü dişi olan hastalarda gömülü üçüncü molar dişlerden 18 (p=0,036), 38 (p= 0,001) ve 48 (p=0,011) numaralı dişler anlamlı şekilde farklı görülme sıklığına sahip bulunmuştur. Üçüncü molar diş hariç en az bir gömülü dişi olan hastalarla sadece gömülü üçüncü molar dişi olan hastaların Pell & Gregory-Winter sınıflamaları, Gonial-insizal açı değerleri karşılaştırıldığında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç: Bu araştırma gömülü dişi olan hastalarda gömülü üçüncü molar dişlerin anlamlı şekilde az sıklıkta bulunduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular, gömülü dişlerin varlığı ile üçüncü molar dişlerin gömülü kalma olasılığı arasında ters bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, üçüncü molar dişlerin gömülülük paternleri ve bunları etkileyen faktörlerin tahmin edilmesinde yol gösterici olabileceği gibi mandibular morfometri açısından da önemli bir rehber olmaktadır. Anahtar Kelimeler: gonial açı, gömülü diş, gömülülük paterni, insizal açı, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

Neslihan Göksu
Akdeniz University
2025
00
Diş Hekimliği UzmanlıkAçık ErişimTR

Farklı ofis tipi beyazlatma yöntemlerinin etkinlikleri ve mine dokusu üzerinde oluşturdukları değişikliklerin incelenmesi

Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı 5 farklı ofis tipi beyazlatma yönteminin beyazlatma etkiliği ile beyazlatma sonrası mine morfolojisinde meydana gelen değişikliklerin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 75 adet insan molar dişi kullanıldı. Dişler meziodistal yönde ikiye bölünerek toplamda 150 adet mine örneği elde edildi. Elde edilen örnekler beyazlatma etkinliği, yüzey pürüzlülüğü ve mine yüzey sertliği değerlendirilecek şekilde 3 ana gruba ayrıldı ve her grup 50 örnekten oluşturuldu. Ardından her ana grup, 5 farklı beyazlatma yöntemini içeren 5 ayrı alt gruba (n=10) ayrıldı. Beyazlatma uygulaması öncesi spektrofotometreyle renk ölçümü, profilometreyle yüzey pürüzlülüğü, Vicker's test cihazı ile mikrosertlik ölçümü yapıldı. Daha sonra oluşturulan 5 alt gruba farklı beyazlatma prosedürleri şu şekilde uygulandı; Grup I: yanlızca %40'lık Hidrojenperoksit ile beyazlatma uygulandı (20 dk). Grup II: %40'lık Hidrojenperoksit artı LED ışık kaynağı ile aktivasyon işlemi uygulandı (20 dk). Grup III: %40'lık Hidrojenperoksit artı Diyot lazer ile aktivasyon işlemi uygulandı (7W-940 nm diyot lazerle toplamda 20 dakikada 2 dakika). Grup IV: Ozon gazı ile beyazlatma uygulandı (20 dakika). Grup V: %40'lık Hidrojenperoksit ile ozon gazı kombine bir şekilde uygulandı (20 dakika H2O2 ve 2 dk boyunca ozon gazı). Ardından beyazlatma sonrası ölçümler aynı koşullar altında yapıldı. Deneyler sonucunda elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirmesi SPSS 25.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Normallik gösteren verilerin kıyaslanmasında One-Way ANOVA, normal dağılım göstermeyen bağımsız grupların kıyaslamasında ise Kruskal wallis H testi kullanıldı. Gruplar arası çoklu kıyaslamalarda Post-hoc Tukey ve H testleri tercih edildi. Bulgular: Yapılan istatiksel değerlendirme sonucunda tüm gruplarda anlamlı düzeyde beyazlatma gerçekleştiği tespit edildi (p<0.05). Ancak gruplar arasında beyazlatma etkinliği arasında anlamlı fark görülmedi (p>0.05). Ortalama değerlere bakıldığında ise en düşük etkinlik grup 3'te en yüksek etkinlik ise grup 1'de tespit edildi. Beyazlatma sonrası bütün gruplarda Vickers sertlik değeri ve yüzey pürüzlülüğü anlamlı bir biçimde azaldı (p˂0.05). Gruplar arası karşılaştırmada ise sertlik ve pürüzlülük düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmadı (p˃0.05). Sonuç: Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar ışığında ozonun hidrojen peroksite alternatif bir beyazlatma ajanı olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Ayrıca ışıkla aktivasyonun beyazlatma etkinliğini arttırmak için kullanımının şart olmadığı anlaşıldı. Son olarak ofis tipi beyazlatma yöntemleri sonrasında mine yüzey morfolojisinin etkilenebileceği bu sebeple beyazlatma öncesi ve sonrası çeşitli önlemlerin alınması gerektiği kanaatindeyiz.

Dental mineDiyod lazerDiş beyazlatma+6
Rahime Zeynep Erdem
Adıyaman University
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı hassasiyet giderici ajanların demineralizasyona karşı stabilitesinin mikro bilgisayarlı tomografi kullanılarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu deneysel çalışmanın amacı; farklı remineralize edici mekanizmalara sahip olan hassasiyet giderici ajanların dentin tübüllerini tıkamadaki etkinliklerini, asit maruziyeti karşısındaki stabilitelerini kıyaslamalı olarak değerlendirmek için, mikro-BT kullanarak incelemektir. Materyal ve metot: Bu çalışmada 40 adet çürüksüz insan daimi molar dişleri kullanıldı. Hassas kesme cihazı ile kole bölgesinden 40 adet dentin bloğu elde edildi. Diskler Enamelast, Nupro Sensodyne Paste, Tooth Mousse, Colgate Sensitive Pro-Relief Desensitizing Paste olmak üzere rasgele 4 gruba ayrıldı. Her bir grup sırasıyla hiçbir işlem yapılmadan, hassasiyet giderici ajan uygulandıktan sonra ve demineralize edici ajanda bekletildikten sonra olmak üzere 3 defa mikro-BT'de tarandı. Ayrıca her gruptan bir örnek SEM ile görüntülendi. Bulgular: İstatistiksel analiz hassasiyet giderici ajan uygulandıktan sonra Nupro ile Colgate grupları arasında mineral yoğunluk değişimi olduğunu gösterdi (p=0.042). Diğer gruplar arasında mineral yoğunluk düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. Mineral yoğunluğu en fazla artan grup Colgate olmuş, bunu sırasıyla Enamelast, Toothmouse ve son olarak Nupro grupları izlemiştir. Demineralizasyon sonrası mineral yoğunluk değişimlerinde Toothmouse ile Colgate grupları arasında (p=0.002) ve Enamelast ile Colgate grupları arasında (p<0.001) anlamlı bir fark saptandı. Diğer gruplar arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmadı. Mineral yoğunluk değişim en fazla Enamelast grubunda olmuş bunu sırasıyla Tooth Mousse, Nupro ve Colgate grupları izlemiştir. Sonuçlar: Çalışmada kullanılan tüm örneklerde hassasiyet giderici ajanlar uygulandıktan sonra mineral yoğunluk değerleri artış göstermesine rağmen demineralizasyona karşı yeterli direnci gösterememiştir. Mineral yoğunluğundaki en fazla artış ve demineralizasyona karşı en fazla direnç Colgate grubunda olmuştur.

Dentin duyarlığıDiş demineralizasyonuFlorürler+1
Enis Şimşek
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Pulpa kuafaj materyallerinin diş pulpası kökenli mezenkimal kök hücreler üzerindeki etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, pulpa kuafajında kullanılan kuafaj materyallerinin diş pulpası mezenkimal kök hücreleri (DP-MKH) üzerindeki etkilerinin, sitotoksik ve odontojenik farklılaştırma yönünden incelenmesidir. Gereç ve yöntem: Çalışmada güncel kuafaj materyalleri olan Biodentine, MM-MTA, BioAggregate ve TheraCal'in sitotoksik etkilerini belirlemek amacıyla DP-MKH üzerinde WST-1 testi gerçekleştirilmiştir. Odontojenik farklılaştırma deneyi için ise, DP-MKH' ler ve kuafaj materyallerinden oluşturulan diskler (5x2 mm) odontojenik indüksiyon besi yerinde ortak kültüre edilerek, odontojenik farklılaştırmanın bir belirteci olan Alkalen fosfataz (ALP) aktivite testi yapılmıştır. Bulgular: WST-1 testi sonuçlarına göre, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kuafaj materyallerinin tümünde sitotoksik etki gözlemlenmiştir. TheraCal diğer kuafaj materyallerinden daha fazla sitotoksik etki göstermiştir. Materyaller arasında en yüksek odontojenik farklılaştırma potansiyeli TheraCal grubunda gözlemlenmiştir. Biodentine ve MM-MTA ise kontrol grubu ile karşılaştırıldığında düşük ALP aktivitesi göstermiştir. Sonuç: Yeni geliştirilen pulpa kuafaj materyalleri, yeni doku oluşumunu uyarmada üstün özelliklere sahip olsalar bile sitotoksisite yönünden dikkatli olunmalı ve ilave çalışmalar yapılmalıdır.

Alkalen fosfatazDental pulpaDental pulpaya başlık geçirmek+3
İbrahim Umar
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı kanal şekillendirme aletleri ve kanal yıkama solüsyonlarının smear tabakası üzerine etkisinin incelenmesi: SEM çalışması

Ill ÖZET Çalışmamızda 3 farklı kök kanalı şekillendirme aleti ve 4 farklı yıkama solüsyonu kullanılarak bunların kök kanallarının koronal-orta ve apikal bölgelerde smear tabakasını ne kadar uzaklaştırabildiği incelenmiştir. Kanal şekillendirme aletleri olarak el aleti (Hedström eğe), Giromatik ve Hero 642 sistemi kullanılmıştır. Solüsyon olarak, sodyum hiporlorit (NaOCİ), Etilendiamine Tetra Asetik Asit (EDTA), EDTA+NaOCl kombinasyonu ve serum fizyolojik kullanılmıştır. Çalışmamızda 64 adet ön grup diş kullanılmış, bunların kuron kısımları uzaklaştırıldıktan sonra rastgele 16 dişten oluşan 4 gruba ayrılmıştır. El aleti, Giromatik ve Hero 642 sistemiyle şekillendirilmiştir. 4. grup kontrol grubu olarak kullanılmış, şekillendirme işlemi yapılmamıştır. Her gruptaki dişler irrigasyon için 4 'erli 4 alt gruba ayrılmış ve irrifasyon işlemi yapılmıştır. Serum fizyolojikle yıkanan kanallar kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Dişlere mesio-distal yönde oluklar açılarak sıvı azotta bekletilmiş ve ikiye ayrılmıştır. 200 °A kalınlığında altınla kaplanarak scanning elektron mikroskobik (SEM) 'de incelenmiştir. Testler sonucunda aletler arasında en iyi temizleme Hero 642 sisteminde, solüsyonlar arasında EDTA+NaOCl kombinasyonunda ve bölgeler arasında koronal bölgede elde edilmiştir. Şekillendirme işlemi yapılmayan kontrol grubunda smear tabakasının varlığı görülmemiştir.IV Testlerimiz sonucunda en iyi temizlemenin El aleti/NaOCİ/Koronal, Giromatik/NaOCİ/Koronal ve Hero 642/EDTA+NaOCl/Orta kombinasyonlarında olduğu görülmüştür.

K. Meltem Çolak
Atatürk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2001
00