
34
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
İşletmelerde riske yönelik denetim ve raporlanması
İşletmelerde Riske Yönelik Denetim ve Raporlanması, Doktora Tezi, Ankara, 2008.Günümüzde işletmelerin faaliyet alanlarının genişlemesi ve ürün çeşitlerinin çoğalması nedeniyle karşılaşabilecekleri riskler çok fazla oranda artmıştır. Dünyada yaşanan global krizler ve rekabet koşulları, işletmeleri ve piyasaları birtakım önlemler almaya zorlamıştır. Bunda, özellikle 2000'li yıllarda gelişmiş ülkelerde yaşanan işletme skandallarındaki muhasebe hata ve hilelerinin de önemli etkileri olmuştur. Son yıllarda işletmelerin şeffaf bir şekilde raporlama yapmalarını sağlayabilmek ve bilgi alıcılarını doğru bilgilendirmek için, işletme çapında risk yönetimi ve riske yönelik denetim yapılması zorunlu hale gelmiştir.Bu nedenle tezin amacı, riske yönelik denetim yapılma gerekliliğini ortaya koymak ve bunun nasıl yapılacağı konusunda açıklamalar yapmaktır. Riske yönelik denetim işletmenin sadece geçmişinin değil, geleceğine yönelik bilgilerinin (risk ve belirsizliklerinin) de sürekli bir biçimde denetimidir. Riske yönelik denetim için işletmenin çevresinin, faaliyette bulunduğu sektörün ve işletme faaliyetlerinin topluca analiz edilmesi gerekmektedir. Bunu yapabilmek için bir bağımsız dış denetçinin, sadece muhasebe bilmesi yeterli değildir. Denetçinin, muhasebe bilgilerinin yanı sıra işletmenin diğer fonksiyonlarına ilişkin bilgilerine, bilgi teknolojilerine, işletmenin faaliyette bulunduğu sektörün ve ülkenin yapısı ile ilgili konulara da hakim olması gerekmektedir.Çalışmada öncelikle, muhasebe denetiminin fonksiyonları, finansal bilginin önemi ve geleneksel muhasebe denetiminin özellikleri üzerinde durulmuştur. Daha sonra, riske yönelik denetim yapılabilmesi için bilinmesi gereken işletme riskleri geniş bir şekilde açıklanmıştır. Risk ve belirsizlik kavramı, risk çeşitleri ve risk yönetimi uygulamaları ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve riskler tez açısından yeniden sınıflandırılmıştır.Çalışma kapsamında ayrıca, riske yönelik denetimin özellikleri ve geleneksel denetimden farklılıkları, ülkemizde ve dünyada risk raporlaması ve denetimi hakkındaki mevzuat ve uygulamalar açıklanmıştır.Çalışmanın son kısmında, hisse senetleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören ve imalat sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin risklilik analizine ilişkin uygulama yapılmıştır. Analizde 89 adet işletmenin 2003-2007 yıllarındaki 15 ara dönemine ait 20 farklı finansal oran kullanılmıştır. Uygulamada Edward I. ALTMAN tarafından ilk kez 1968 yılında uygulanmış ve sonraki yıllarda da birçok çalışmada kullanılmış olan çoklu regresyon analizi baz alınmıştır. Temel amaç, imalat sektöründeki işletmelerin durumunu belirlemek ve bir erken uyarı sistemi geliştirebilmektir. Bu amaca ulaşabilmek için oluşturulan verilere, faktör analizi ve diskriminant analizi yöntemleri uygulanmıştır. Uygulama sonucunda işletmelerin risk derecelemesi yapılmış ve yeni bir işletme hakkında denetçinin fikir sahibi olabilmesi için fonksiyon geliştirilmiştir.Bu tez sonucunda, işletmelerin ve ekonominin gelişmesiyle risk çeşitlerinin de artacağı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, işletmelerin risklerle yaşamayı öğrenmesi ve riskten korunma yöntemlerini daima geliştirmesi gerekir. Bunun için, her işletmenin risk yönetim merkezi oluşturması, iyi bir iç kontrol istemi kurması, yeterli ve kaliteli bir şekilde iç ve dış denetim yapılmasını sağlaması gerekmektedir. İşletmelerin; üretim, pazarlama, insan kaynakları, finansman, bilgi teknolojileri gibi alanlarda karşılaşabileceği riskleri tespit edip, gerekli önlemleri alması ve bu risklerle, alınan önlemleri faaliyet raporu ile kamuoyuna açıklaması gerekmektedir.İşletmelerin bilgilerinin ve geleceğine ilişkin risklerinin şeffaf bir şekilde kamuoyuna sunulabilmesi için, bu verilerin bağımsız dış denetçiler tarafından denetlenmesi zorunluluktur. Sonuçta, işletmelerin sunacağı faaliyet raporlarında yer alan bilgilerin güvenilirliğinin, geleneksel denetimle değil de ancak riske yönelik denetimle yeterli ve etkili bir şekilde denetlenebileceği ortaya çıkmıştır. Gelecek yıllarda dünyada, riske yönelik denetim uygulamaları hızla yayılacaktır.Anahtar Sözcükler1.Risk-Bazlı Denetim2.Risk Raporlaması3.Risk Yönetimi4.Denetim Riski5.Uluslararası Denetim Standartları
Faaliyet tabanlı maliyetleme yönteminin tekstil üretim işletmesinde uygulanması; Denizli ili örneği
Teknolojik gelişmeler, ürünlerin maliyet bileşiminde değişikliklere yol açarak daha yüksek dolaylı maliyetlere ve daha düşük doğrudan işçilik maliyetlerine doğru bir kaymaya neden olmuştur. Fiyatlandırma kararlarını verirken, yöneticiler kesin maliyet bilgilerine giderek daha fazla değer vermektedir. Gelişen teknolojilerin etkisiyle ortaya çıkan Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (FTM) yöntemi, hacim tabanlı maliyetleme yöntemine kıyasla daha hassas bir maliyet hesaplama yöntemi sunmaktadır. Ancak bu özel çerçeve, maliyetli ve karmaşık yapısının yanı sıra uygulama ve sürdürülebilirlikte karşılaşılan önemli zorluklar nedeniyle eleştiriye açıktır. FTM sınırlamalarını ele almak için yöntemin bilinen yeni bir maliyet sistemi oluşturulmuştur. Bu yeni yöntem, kuruluş ve bakım açısından daha uygun olacak şekilde tasarlanmıştır. Bu araştırmada, Tekstil Üretim İşletmelerindeki endirekt ve direkt giderler, varyansları vurgulamak amacıyla, Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (FTM) yöntemi takip edilerek ve örnek olay yaklaşımı kullanılarak faaliyetlere dağıtılmıştır. Bu nedenle, bunun bir tekstil üretim tesisi özelinde uygulanmasının mümkün olup olmadığı ve giderler üzerindeki etkisi belirlenmiştir. Çalışma, kurum içinde üretilen mallarla ilgili giderlerin hacim tabanlı maliyetleme yöntemine kıyasla FTM yöntemine daha yüksek düzeyde uygunluk gösterdiğini ortaya koymuştur.
Özel emeklilik fonları ve sermaye piyasası üzerine etkileri
Sosyal güvenlik sistemlerinin temelinde, genç ve sağlıklı çalışan nüfustan yaşlınüfusa bir gelir transferi düşüncesi yatmaktadır. Sözkonusu sistem sosyal güvenlikprimlerinin tutarına, fonların yönetimine ve nüfusun yapısına son derece duyarlı biryapı göstermektedir.Teknolojik gelişmeler, sağlıklı beslenme ve sağlık alanındaki ilerlemelersonucunda insan ömrünün uzaması her aktif sigortalıya daha çok pasif sigortalıdüşmesine yol açmaktadır.Başarılı bir sosyal güvenlik sistemine sahip bir ülkede aktif/pasif sigortalıdengesi1/7 iken Türkiye'de bu oran 2003 yılı itibariyle 1.7 çalışana 1 emekli olaraktespit edilmiştir. Ülkemizde bütçe açıklarının GSMH'ya oranı %9 civarındaseyretmektedir. Bütçe açıkları içerisinde sosyal güvenlik açıklarının payı ise %30-35aralığındadır. Mevcut yapı ve yaşanan ekonomik darboğazlar incelendiğindetamamen devletin finansmanı temeline dayalı bir sosyal güvenlik sistemininaksaklıklar yaşaması doğaldır.Ülkemizde sosyal güvenliğe ilişkin olarak yaşanan problemlerin benzerleri dahaönce gelişmiş veya gelişmekte olan birçok ülkede de yaşanmıştır. Emeklilik yaşınınyukarı çekilmesi veya emekli aylıklarının tutarının düşürülmesi gibi çözümler sorunudaha da kronik hale getirmekten öteye gidememiştir. Uzun süreli araştırmalarsonucunda sosyal güvenliğin özellikle de emeklilik sisteminin özelleştirilmesiningerektiği tespit edilmiştir. Bu kapsamda 1981 yılında tam bir reform yapılarak Şilisosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesine gidilmiştir. Sözkonusu reformunneticeleri son yirmi yıl içerisinde daha sağlıklı gözlemlenebilir hale gelmiştir. Kamuemeklilik programlarına alternatif olan özel emeklilik planı uygulaması yanındangiltere gibi devlet yanında özel emeklilik programı uygulamasını yürüten ülkeler debulunmaktadır.Özel emeklilik fonlarının devletin üzerindeki finansman yükünün hafifletmesininyanında ülke ekonomisine farklı katkıları da mevcuttur. Öncelikle adıgeçen fonlarkatılımcıların bireysel olarak yatırım yapamayacakları alanlara ulaşmalarınısağlayarak sermayenin tabana yayılmasını sağlamaktadırlar. Ülkemiz gibi sığsermaye piyasasına sahip ülkelerde emeklilik fonları aracılığı ile yatırımenstrumanları çeşitlenip biriken fonlar neticesinde ulusal tasarruf ve dolayısıyla dayatırımlar artacaktır.dünyanın en büyük fonlarına sahip ülkesi olan ABD'de özelemeklilik fonlarının GSMH'ya oranı %85 seviyelerine kadar ulaşması bunun birgöstergesidir.Ülkemizde, Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu başta MaliyeBakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve SermayePiyasası Kurulu olmak üzere ilgili tüm kesimlerin görüş ve önerilerinindeğerlendirildiği ortak bir metin ve sosyal güvenlik reformunun bir parçası olarakTBMM tarafından 28 Mart 2001 tarihinde kabul edilmiş, 7 Nisan 2001 tarih ve 24366sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Kanun, yayımı tarihinden itibaren 6 ay sonra7 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Süreç içerisinde mevcut yapı içerisinde faaliyet gösteren sigorta şirketleribireysel emeklilik alanında faaliyet göstermek için Hazine Müsteşarlığına ruhsatbaşvurusunda bulunmuş ve sistem işlemeye başlamıştır. 4697 sayılı Kanunun ileçeşitli vergi kanunlarında değişikliğe gidilmiş ve sisteme katılım cazip halegetirilmiştir.İzleyen yıllarda sistemde çalışan personelin eğitim kalitesinin yükseltilmesi,sisteme aktarılan bilgilerin devamlı ve sağlıklı hale getirilmesi, fonların sürekli olarakdenetlenmesi, kamuoyunun fonların getirileri ve portföy yapıları hakkında sürekliolarak bilgilendirilmesi, fona giriş çıkışların kontrol altına alınması ve halkınbilinçlendirilmesi neticesinde uzun yılardır gelişmiş birçok ülkede başarılı sonuçlarıgözlemlenen özel emeklilik fonlarının Türk sosyal güvenlik sisteminin kronikleşensorunlarına çözüm getireceği kuşkusuzdur.
Avrupa Birliği ve üye ülkelerde çevre muhasebesi uygulamaları
174 ÖZET Ekonomik sistemler, mal ve hizmet üretebilmek için büyük ölçüde doğal kaynakları kullanmakta ve bu kaynakları tüketerek ve yıpratarak, atıklar dökerek, doğal ve mimari estetik değiştirerek sonuçta insan yaşamını etkilemektedirler. Çevre kirlenmesiyle yaşam kalitesi düştüğünden insanların refah düzeylerini yükseltmek için günümüzde büyüyen ekonomiye değil, gelişen ekonomiye ama kaliteli yaşamı da beraberinde getiren ekonomik değerlere ihtiyaç vardır. Çevre muhasebesi, sürdürülebilir kalkınma kavramı çerçevesinde, ekonomik değerlere ulaşmada bir araç olmakta ve içinde bulunan ekonomik sistemin gelişmişlik düzeyini belirleyen gayri safi milli hasılanın doğru ve güvenilir bir şekilde hesaplanmasına yardım etmeyi hedeflemektedir. Yapılan bu çalışmada, yeni ortaya çıkan ve halen gelişmekte olan çevre muhasebesi kavramının tanımı, hem işletme, hem de ulusal çevre muhasebesini içerecek şekilde yeniden yapılmıştır. Çevre muhasebesinin muhasebe sistemi içerisindeki yeri, çeşitli açılardan ele alınmış ve düzenlenmiştir. Çevre muhasebesinin işletmeler ve ülkeler düzeyindeki uygulamaları, Avrupa Birliği üyeleri çerçevesinde incelenmiş, Avrupa Birliği üyeleri dışındaki ülkelerdeki uygulamalara da değinilmiştir. Son olarak Türkiye'de çevre muhasebesinin durumu ve bu konuda şu ana kadar yapılmış olan çalışmalar, genel olarak ele alınmıştır.
Sermaye şirketlerinin birleşmesi ve vergisel ilişkilerinin muhasebe uygulaması
Birleşme, birden fazla işletmenin tek bir tüzel kişilik altında toplanmasıdır. Günümüzde önemi gittikçe artan şirket birleşmeleri hakkında hem hukuk hem de muhasebe alanında günümüz koşullarına uyacak şekilde gerekli düzenlemelerin yapılması büyük önem taşımaktadır. UFRS' de şirket birleşmeleri satın alma ve menfaatlerin birleşmesi yöntemleri olmak üzere iki şekilde muhasebeleştirilmektedir. Bu iki yöntem birbirinin alternatifi değildir. Eğer alıcı taraf belirlenebiliyorsa satın alma yönteminin kullanılması zorunludur. Alıcı taraf belirlenemiyorsa menfaatlerin birleşmesi yöntemi kullanılabilir. Fakat menfaatlerin birleşmesi yöntemi bazı ülkelerin muhasebe standartlarında yasaklanmış bazılarında ise ağır koşullara bağlanmıştır. Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sermaye şirketleri ve birleşme işlemi TTK açısından ele alınarak tanıtılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde ise birleşmenin özellikle ekonomik ve finansal nedenleri incelenmiş ayrıca vergisel boyutu açkılanmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise gerek UFRS gerek TMS açışından şirket birleşmeleri ele alınmış ve UFRS' de yer alan yöntemler kullanılarak muhasebeleştirilmeye çalışılmıştır.
Döviz kuru riskinde hedging ve Türkiye uygulamaları
Döviz kurlarındaki dalgalanmalar sonucunda yabancı para cinsinden varlık ve yükümlülüğe sahip olan kişi ve kuruluşların nakit akımları olumsuz yönde etkilenmektedir. Döviz kuru riski olarak tanımlanan bu olgunun yönetilmesi amacıyla bazı korunma teknikleri geliştirilmiş olup, bunların başında dövize dayalı türev araçlar (forward, futures, opsiyon ve swap sözleşmeleri) gelmektedir. Bu çalışmanın amacı; firmaların nakit akımlarında döviz kurlarındaki dalgalanmalar nedeniyle oluşan olumsuzlukların en aza indirilmesinde, bir yöntem olarak dövize dayalı türev araçlarının önemi vurgulamak ve Türkiye'deki uygulamaları ortaya koymaktır. Bu amaç çerçevesinde, ilk olarak, döviz piyasaları ve günümüze kadar uluslararası para piyasaları hakkında bilgi verilmiştir, ikinci olarak, döviz kuru ve döviz kuru riski tanımlanmış ve döviz kurlarını etkileyen faktörler ile bu faktörlerin etkilerinden dolayı oluşan kurlardaki değişmelerin ortaya çıkardığı risk türleri ortaya konulduktan sonra, bu bahsedilen kur risklerinden korunma stratejileri açıklanmıştır. Üçüncü olarak da.bir risk yönetimi olan hedging, hedging tekniklerinin özellikleri anlatılmış ve ithalat, ihracatla uğraşan işletmelerin kullandıkları nin içsel ve dışsal hedging teknikleri ile uluslararası muhasebe standartları açısından hedging işlemleri incelenmiştir. Son olarak da, Türkiye'de dövize dayalı türev araçların işlem gördüğü tezgahüstü piyasalarda yapılan işlemler ile İMKB Vadeli İşlemler Piyasası'nın kuruluşu, bugüne kadar yapılan işlemler, piyasanın istemeyişinin126 nedenleri ve Hazine'nin karşı karşıya kaldığı kur riski ve kur riskinden korunmak için kullandığı türev araçları bahsedilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Döviz Piyasası, Döviz Kur Sistemleri, Kur Riski, Hedging, Swap, Forward, Futures, Opsiyon
Sendikalarda uygulanan muhasebe sisteminin tek düzen muhasebe sistemine uygulanması ve örnek uygulama
Sendikalar insan hayatının daha iyi bir şekilde idamesi için gerekli ekonomik ve sosyal imkanları sağlamaya dönük kollektif mücadele araçlarıdır. Sendikalar ticari ve sınai işletmeler gibi kâr amacı gütmezler. Ancak faaliyetlerini sürdürebilmek için gelir elde etmek durumundadır. Elde etmiş olduğu gelirleri kanunun öngördüğü şekilde tüzel kişiliğin amacı doğrultusunda harcamak, kalan kısmını da en iyi ve en güvenilir şekilde değerlendirmek durumundadır. Bu tezle önerilen hesap planı, sendikalarda kurulu bulunan muhasebe sisteminin tekdüzen hesap planına uygun tutulmasını sağlamak amacıyla düzenlenmiştir. Böylelikle aynı muhasebe dili kullanılacak, bu da gerek sendikalar arasında, gerekse sendika merkezi ile şubeleri arasında uygulama birliği sağlayacaktır. önerilen hesap planında daha önce uygulanan "işçi ve işveren sendika ve konfederasyonların devletçe denetlenmesine ilişkin tüzük" ile sendika ve konfederasyonların uymakla zorunlu oldukları hesap planı çerçevesine istinaden tekdüzen hesap planı tebliği 7/B seçeneği esas alınmıştır. Muhasebenin usul ve esasları içinde yer alan kavramlara göre, sendikalarda maliyet hesapları 6 'lı hesap gruplarında değil, 7/B seçeneği esas alınarak izlenmesi uygun olacağı, elde edilen gelirlerin dönemsellik ilkesi göz önüne alınarak tahakkuk esasına göre yapılması gerekliliği, maddi duran varlıklarla ilgili olarak amortisman uygulanmasının ve yeniden değerleme yapılması, karşılıkların ve reeskont uygulamalarının yapılması gerekmektedir. Bundan dolayıdır ki, ticari kuruluşlardan farklı olarak sendikalar, özel kanunları doğrultusunda bir muhasebe düzenine sahip olup, bu manada uymakla yükümlü oldukları tekdüzen muhasebe sisteminde bile farklı kayıtların yapıldığı, muhasebenin temel kavramlarına, genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine aykırılıklar olduğu saptanmıştır Sendikaların mevcut muhasebe uygulamalarına göre dönem sonlarında düzenleyecekleri mali tabloların güvenilir, doğru ve gerçek bilgileri içermesi açısından muhasebe uygulamalarının tezimizde önerildiği gibi olması gerektiği kanısındayız.
Avrupa Topluluğu 4. yönergesi ve tekdüzen muhasebe sisteminin temel finansal tablolar yönünden karşılaştırılması
Bu çalışmada Avrupa Topluluğu 4. Yönergesi ile Ülkemizde Maliye Bakanlığı tarafından yayınlanan ve ekonomi ile ilgili tüm organizasyonları kapsamına alan "Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğleri" kamunun bilgi ihtiyacına cevap vermesi yönünden karşılaştırılması yapıldı. Yukarıda bahsedilen her iki düzenlemede de yer alan; finansal tablolar, Genel Kabul Görmüş Muhasebe ilkeleri yönünden karşılaştırıldı. Birinci bölümdeki genel açıklamalarda, kamunun bilgi ihtiyacı, bu ihtiyacın karşılanma yöntemleri ve bu doğrultuda Avrupa Topluluğu ve Ülkemizde yapılan düzenlemeler incelendi. İkinci bölümde, düzenlemelerin kapsamları ve getirilen temel muhasebe kavramları karşılaştırıldı. Üçüncü bölümde ise, her iki düzenlemede uygulamaya konan bilançolar ve gelir tabloları; şekil ve içerik açısından karşılaştırıldıktan sonra, her iki düzenlemede yer alan farklı tablolar incelendi ve Ülkemizdeki düzenlemelerin, Avrupa Topluluğu 4. Yönergesi ile uyumluluğu araştırıldı.
Değerleme açısından AT dördüncü yönergesi ile S.P.Kurulu tebliğinin karşılaştırılması
Sigorta işletmelerinde risk yönetimi
İnsanların geleceğe yönelik davranışlarını etkileyen nedenlerden bir tanesi de belirsizliktir. Belirsizlik, daha çok gelecekteki olaylara ilişkin kararların alınmasında, bilgi eksikliğinden dolayı subjektif tahminlere yönelmeyi ifade eder. Ancak belirsizlik, her zaman için ölçülemeyen bir kavram olarak anlaşılmamalıdır. Çünkü belirsizlik daha Önce meydana gelen benzer olaylara ait verilerden yararlanılarak, matematiksel ve istatistiksel yöntem1erin uygulanmasıyla ölçü1ebi1ir . Belirsizliğin ölçülebilen kısmına risk adı verilmektedir. Belirsizlik içinde gerçekleşebilecek risklere karşı insanlar, can ve mal varlıklarını korumak amacıyla çeşitli tedbirler almak zorundadırlar. Bu tedbirlerden birisi de sigorta yaptırmaktır. Sigorta, insanların karşı karşıya olduğu riskleri varlığını ortadan kaldırmaz, risklerin gerçekleşmesi halinde olası ekonomik kayıpları giderir ya da azaltır. Sigorta işletmeleri, sigorta işlemlerinin gereği sigortalıdan aldıkları belli bir prim karşılığında riski üstlenirler. Riskin gerçekleşmesi durumunda da doğacak hasarları tazmin ederler. Büyük Sayılar Yasasıdan hareketle aynı veya benzer nitelikteki riskle karşı karşıya bulunan birimlerin çok sayıda sigortalanması ile risk belirgin duruma getirilerek gerçeğe çok yakın hesaplanabilir. Kayıp olasılığının gerçeğe çok yakın olarak hesaplanabilmesi de sigorta işletmelerince sigortalıdan alınacak olan sigorta priminin daha adil hesaplanmasını sağlar. Bu da sigorta işletmelerinin varlığını sürdürmesinde önemli rol oynar. Ancak sigortacı riskle karşı karşıya olan yığını devam11 gözlemleyemez. Bunun için bu yığın içerisinden tesadüfi olarak seçilen Örnekler yardımıyla risklerin gerçekleşmesi sonucunda oluşacak kayıp dağılımlarının beklenen değerini tahmin edebilir. Olayın gerçekleşmesinden sonra beklenen değerle gerçekleşen değer arasında oluşacak farklılık ise örnek olarak alınan bölümün standart hatası, yani riskin ölçüsü olmaktadır. Çalışmanın yöntemi veriler yardımıyla teorik istatistiksel tekniklerinin uygulanmasıdır. Çalışmanın sonunda sigorta sektörinde risk yönetiminin başarı ile uygulanması, sektörde yer alan sigorta işletmeleri ile sigortalananlar arasındaki gÜveni pekiştirecek ve sektörün gelecekte daha kararlı büyümesini sağlayacağı tespit edilmiştir.
Yabancı paralı finansal tabloların milli paraya çevrilmesinde kullanılan yöntemlerin konsolide finansal tablolar açısından incelenmesi
Sigortacılığın özel bir dalı hayat sigortacılığı
ÖZET Sigorta, aynı veya benzer nitelikteki riskle karşı karşıya bulunan çok sayıda insanın tek başlarına karşılayamayacakları riskleri birlikte karşılamak amacıyla oluşturdukları bir kurumdur. Hayat sigortası ise hem bir tasarruf aracı olması, hem de geleceğin güvence altına alınmasını sağlayan sigortacılığın özel bir dalıdır. Hayat sigortasının amacı rizikonun gerçekleşmesi karşısında potansiyel kazancın kaybolmasını önlemektir. Bu açıklamalardan sonra hayat sigortacılığının insanlar için ne kadar önemli bir faaliyet olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Türkiye'de ki sosyal güvenlik kurumlarının Türk halkına verdikleri sosyal güvenlik hizmetlerinin çok yetersiz ve sınırlı kaldığı da bir ger çektir, işte bu noktada Türkiye'de ki özel hayat sigortacılığının gelişmiş ve ekonomileri istikrar gösteren ülkelerdeki hayat sigortacılığı faaliyetlerini örnek alıp, Türk insanının bu konudaki taleplerini gerçek anlam da karşılayacak seviyeye gelmesi gerekmektedir. Bu tezde sigortacılık, özellikle de hayat sigortacılığı ile ilgili temel teorik bilgiler verildikten sonra, ayrıca bu konuda Türkiye'de ki uygulamaları, gelişmiş ve ekonomileri istikrar gösteren ülkelerdeki uygu lamalarla karşılaştırmak suretiyle, hayat sigortacılığının Türkiye'de ne aşamada olduğu, bunun nedenleri ve neler yapılması gerektiği incelen meye çalışılmıştır. 11
Türkiye'de menkul kıymetleştirme uygulaması, etkileri, sorunlar ve çözüm önerileri
ÖZET Menkul kıymetleştirme ilk olarak 1970'lerin ortalarında ABD'nde başlamıştır. ödenmeme riski düşük olan ve sürekli yinelenen alacak türlerine dayalı olarak oluşturulan sistem de, hem varlıklara likidite kazandırılmakta hem de yeni bir kaynak yaratma imkanı doğmaktadır. Menkul kıymetleştirme, dayanak oluşturan alacakların firmanın bilançosundan çıkarılmasına veya çıkarılmamasına bağlı olarak iki şekilde yapılmakta ve bilançodan çıkma durumunda sağlanacak fayda çok daha fazla olmaktadır. Ancak, alacakların bilanço dışına çıkarılabilmesi için, bunları devralacak, tahsilat, ödeme ve takip işlerini yürütecek bir özel amaçlı kuruma (GFO) ihtiyaç duyulmaktadır. Menkul kıymetleştirmenin Türkiye'deki düzenlemesinde de esas olarak ABD'ndeki uygulamalardan yararlanılmış ancak, getirilen bazı koşullar nedeniyle uygulama farklı bir hal almıştır. Bankalar dışındaki ihraçcılar tarafından yapılacak ihraçların banka garantili olması koşulu, alacaklar temlik edilmesine rağmen bunların ödenmemesinden kaynak, firmanın sorumlu olmaya devam etmesi, ikinci el piyasaların düzenlenmemiş olması, rating firmalarının yokluğu, sanayi işletmeleri için tahvil ve finansman bonosu ihracına göre maliyet açısından avantajlı olmamasına rağmen ihraç prosedürünün daha karmaşık olması, bankalar için bu yolla toplanan kaynağın munzam karşılık ve disponibiliteye tabi olmaması, GFO'ları için getirilen asgari sermaye koşulu ve işlem limi-İİ ti gibi nedenlerle sanayi işletmeleri bugüne kadar menkul kıymetleştirmeye ilgi duymamış, GFO'ları kurulmamış, menkul kıymetleştirme sadece bankalar tarafından gerçekleştirilmiştir. Menkul kıymetleştirilen alacakların bankaların bilanço sunun dışına çıkarılamaması, alacaklar ile ihraç edilen menkul kıymetler arasındaki bağın tam olarak kurulmamış olması gibi nedenlerle mevcut uygulamada, VDMK ihracı bankalar açısından tahvil veya finansman bonosu ihracından fark sız durumdadır.
Türk holding işletmelerinde muhasebe sorunları
Entegre raporlama ilkeleri çerçevesinde Türkiye ve Dünya örnekleriyle bir inceleme
Günümüzde bilgiye erişimin teknolojik gelişmelerle birlikte kolaylaşması bilgiye olan talebi de giderek arttırmaktadır. Kuruluşların paydaşları ile iletişim araçlarından olan kurumsal raporlamalardaki kapsam da değişen bu duruma ayak uyduracak şekilde, mevcut raporlara gelen yeni düzenlemeler ve de yeni tür raporlama çeşitleriyle gün geçtikçe genişlemektedir. Tüm paydaşların karar alma ve görüş edinme süreçlerinde finansal bilgiler artık tek başına yeterli değildir. Günümüzde sadece mevcut finansal durum ve ilgili dönemin finansal performansı değil, gelecekte yaratılabilecek olası değerlerin tahmin edilmesi ve paydaşlara iletilmesi de bir gerekliliktir. Gelecekte yaratılacak bu değer ile ilgili kişiler, finansal veriler ile finansal olmayan verilerin birleştirilmesi sonucunda oluşacak kriterlere göre karar verme eğilimindedirler. Bu eğilim, bir kuruluşun stratejisi, kurumsal yönetim ve finansal performansı ile sosyal, çevresel ve ekonomik çevresi arasındaki ilişkiyi gösteren, kuruluşun değer yaratmak için neler yapılabileceğinin anlaşılabilir ve sade bir biçimde sunulmasını amaç eden entegre raporları doğurmuştur. Bu tezde, Türkiye ve Dünya'da entegre raporlama yapan şirketlerin söz konusu raporlarının, bulunduğu ülke ve sektörleri düzeyindeki belirleyicileri ışığında incelenip, tespitlerden faydalanılarak entegre raporların standartlaşamaması eleştirileri Entegre Raporlama Çerçevesi özelinde sorgulanacaktır. Bu inceleme sonucunda da, ülkelerarası karşılaştırılabilir ve şirket düzeyindeki belirleyiciler fark etmeksizin kullanılabilir bir raporlamada, entegre düşüncenin özüne uygun en iyi uygulama örnekleri sunulacaktır. Tüm bu tartışmaların ve araştırmaların odak noktası, kuruluşların paydaşlarına, kendi ihtiyaçlarına uygun, etkin ve kaliteli bir entegre rapor sunma çabalarında hangi hususlarda ne gibi farklılaşma yarattıklarının; diğer taraftan ise hangi hususlarda standartlaşıp benzer uygulamalara gidildiğinin ortaya çıkarılması olacaktır.
Finansal açıklama üzerinde kültürün etkisi: UFRS öncesi ve sonrası
Uluslararası muhasebe uygulamalarında uyumlaştırma ve yakınsama çalışmaları, 1Ocak 2005 tarihinden itibaren Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarının(UFRS) Avrupa Birliği üyeleri ve diğer bazı ülkeler tarafından kullanılacak olması ileönemli bir aşama kaydetmiştir. Muhasebede yakınsamanın temel amacı, dünyaüzerinde karşılaştırılabilir finansal tablo düzenlenmesini sağlamaktır. Ulusalmuhasebe uygulamalarının ise sosyal, politik, ekonomik ve kültürel değerlerdenetkilendiği geçmiş araştırmalarda ortaya konulmuştur. Bu tez çalışmasında UFRSkullanılarak hazırlanan finansal tablolarda yer alan finansal açıklamalar üzerindekültürel değerlerin etkilerinin 2005 tarihinden sonra ortadan kalkıp kalkmadığıincelenmiştir. Bu amaçla, yedi ülkeden seçilmiş şirketlerin 2004, 2005 ve 2006finansal tabloları incelenerek finansal açıklama endeksi oluşturulmuştur. Finansalaçıklama endeksi ve kültür değerleri üzerinde yapılan regresyon analizleri sonuçlarınagöre, kültür değerleri 2004 yılında ve UFRS uygulanılmaya başlanan 2005 ve 2006yıllarında da finansal açıklama üzerinde önemli etkiye sahiptir. Analizler, örneklemdeyer alan şirketlerin hukuk sistemleri ayrıştırılarak yinelendiğinde, İçtihat Hukukusisteminde yer alan şirketlerde kültür değerlerinin finansal açıklama üzerindekietkisinin UFRS kullanılarak finansal tablo hazırlanmasından sonra ortadan kalktığıbelirlenmiştir. Roma Hukuku sisteminde yer alan şirketlerde ise kültür değerlerininetkileri devam etmektedir. Ancak, 2004, 2005 ve 2006 yılı finansal tablolarında yeralan açıklamalara bakıldığında UFRS uygulaması ile birlikte, açıklama düzeyinin tümülkelerde arttığı da gözlenmiştir. Dolayısıyla UFRS uygulamasının muhasebedeyakınsamada tümüyle başarısız olduğunu söylemek doğru değildir. Ancak, ülkelerarasında yer alan kültürel farkların finansal açıklamaya olan etkisi tek bir muhasebestandart seti kullanılarak tamamen ortadan kaldırılamamıştır.
Uluslararası denetim ve güvence standartları çerçevesinde geleceğin denetimi
Bu çalışma, Uluslararası Denetim ve Güvence Standartları başlığı altında yer alan ISAE 3400 Geleceğe Yönelik Finansal Bilgilerin İncelenmesi Standardı çerçevesinde bu bilgilerin sınıflandırılması, hazırlanması, raporlanması ve incelenmesi sürecini araştırmaktadır. Çalışmada, çeşitli ülkelerin standartlara yakınsama çalışmaları doğrultusunda düzenledikleri mevzuat ve tartışma raporları incelenerek, işletme yönetimi ve meslek mensuplarının bu süreçteki rol ve sorumluluklarını belirlemek amaçlanmaktadır. Buna göre, meslek mensuplarının bu çerçevedeki rolü ile ilgili çeşitli konulardaki tartışmaların süregeldiği tespit edilmiş ve geleceğe yönelik finansal bilgilerin doğal yapısı gereği daha detaylı tanımlamalar içeren kılavuzların geliştirildiği gözlenmiştir. Bundan hareketle, Türkiye'de genel olarak geleceğe yönelik finansal bilgilerin incelenmesi konusuna meslek mensuplarının yaklaşımlarını ve ileriye yönelik beklentilerini araştırmak amacıyla uygulanan anket çalışması ile mevcut durumunun tespiti yapılmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre, meslek mensupları geleceğe yönelik finansal tabloların bağımsız denetim sürecine tabi olması gerektiğini ve böylece kullanıcılara verilen güvence seviyesinin belli düzeyde artacağını öngörmüşlerdir. Buna ek olarak, bu standardın uygulama sürecinde ülkemizde karşılaşılabilecek en büyük zorluk, işletme yönetimlerinin konu hakkında yeterli bilgiye sahip olmaması, risk ve belirsizliklerin bu süreçte güçlükle yönetilmesidir. Çalışmanın önemli sonuçlarından bir diğeri ise meslek mensuplarının geleceğe yönelik finansal bilgilerin tümünün finansal tablolarda bir bütün olarak yer almasından yana olmalarıdır. Anahtar Kelimeler: Güvence Standartları, Geleceğe Yönelik Finansal Bilgi, ISAE 3400
Bankacılıkta yeni nesil finansal ürünlerin muhasebeleştirilmesine ilişkin dünya ve Türkiye uygulamalarının incelenmesi ve Türkiye için uygulama önerisi
Günümüzde türev ürünler hem riskten korunma aracı olarak hem de spekülatif amaçlı işlem görmektedir. İlk olarak tezgahüstü piyasalarda işlem görmeye başlayan forward türündeki sözleşmeler, organize vadeli piyasaların oluşmasıyla gelişim göstererek futures, opsiyon ve swap türünde vadeli sözleşmelerin de ortaya çıkmasına neden olmuştur. Piyasaların küreselleşmesi, teknolojik gelişmeler, risk unsurlarının artması bu ürünlerin kullanımını yaygınlaştırmıştır. Son yıllarda ise klasik türev ürünlerin yanında yeni nesil türev ürünler ve diğer finansal araçlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bankacılık sektörü ise türev ürünler ve yeni nesil finansal araçları en çok kullanan sektörler olarak gelişmelere en duyarlı sektördür. Bu çerçevede bankacılık sektörü için, türev ürünler ve yeni nesil finansal araçların kullanımının artması, bu ürünlerin muhasebeleştirilmesine ilişkin problemleri de beraberinde getirmiştir. UMS ve UFRS'ler çerçevesinde dünyada ve ülkemizde türev ürünlere yönelik standartlar belirlenmiştir. Buna karşılık yeni nesil finansal ürünler için düzenlemelerin muhasebeye uygulanmasına yönelik özellikle ülkemizde net bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, öncelikle türev ürünlerle birlikte yeni nesil türev ürünler tanıtılmaktadır. Daha sonra özellikle türev ürünleri kapsayan uluslararası, başlıca ülkeler ve ülkemizdeki muhasebe düzenlemeleri anlatılmaktadır. Düzenlemeler çerçevesinde bankalarda türev ürün muhasebeleştirme örneklerinin verilmesinin ardından, son bölümde yeni nesil finansal araçların banka muhasebe düzenindeki yeri ve muhasebeleştirilmelerine yönelik öneriler sunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yeni Nesil Finansal Ürünler, Türev Ürünler, Türev Ürünlerin ve Yeni Nesil Finansal Ürünlerin Muhasebeleştirilmesi
Mermer sektöründe üretim kayıplarının maliyetlere etkisi: Van ilinde bir uygulama
Mermer sektöründe faaliyet gösteren işletmeler, doğal bir hammaddeye bağımlı olarak faaliyetlerini gerçekleştirmektedir. Bu sebeple üretim yapısı oldukça karmaşık ve sektöre has birtakım zorlukları bulunmaktadır. Karmaşıklığın büyük bir kısmı, ayrı safhalarda gerçekleşen üretim sırasında ortaya çıkan firelerden oluşmaktadır. İstenilen mermer ürününün elde edilmesi için tercih edilen kesim biçimi ya da ebatlanması durumu, fire miktarını önemli ölçüde etkilemektedir. Mermer sektöründe üretim, birbirini izleyen safhalarda gerçekleştiği için kullanılan sistem "safha maliyet sistemi"dir. Bu çalışmada amaç, mermer sektöründe faaliyet gösteren işletmenin üretimi sırasında ortaya çıkan fire miktarlarını, safha maliyet sisteminde ele almaktır. Ayrıca araştırma kapsamına üretim sırasındaki süreçte bozuk, kusurlu veya artık olarak ortaya çıkan, tam fire olarak ifade edilmeyip belirli aşamalardan geçerek mamul hale gelebilen durumlar da girmektedir. Bu durumlarda ilave maliyetlere katlanılması söz konusu olmuştur. Araştırma, Van ilinde faaliyet gösteren bir mermer işletmesinden alınan verilerle gerçekleştirilen çalışma olmasına rağmen, blok mermerde her bir safhada ortaya çıkan fire oranları verileri için Afyon Ticaret Odası verileri baz alınmıştır. Bunun nedeni, Van Ticaret Odası'nın ve dolayısıyla Van ilindeki mermer işletmesinin her bir safhada oluşan fire oranlarına ilişkin verilerinin, gerekli hesaplamaları yapmak için yetersiz olmasıdır. Ayrıca Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki diğer Ticaret Odası verilerinin de yeterince ayrıntılı olmadığı görülmüştür. Uygulama yapılan işletme verileri üzerinde baz alınan fire oranları ile üç ayrı safhadaki firelerin belirlenmesi, maliyetlerin hesaplanması ve işlemlerin muhasebeleştirilmesi amaçlanmıştır.
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansman problemlerinin çözümünde sermaye piyasası düzenlemeleri
Küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansal sorunları ve bir çözüm yöntemi olarak risk sermayesi modeli
Kredi risk yönetim aracı olarak KOBİ kredileri için alternatif kredi skorlama model önerisi ve uygulama
Bankalar açısından en önemli amaç, risk yönetimi ilkelerine uygun hareket ederek kaynak hareketlerinden doğan karı en fazlalaştırmaktır. Kredi riski, bankalar ve finansal kuruluşların karşılaştıkları başlıca risklerden biridir. Yeni Basel-II Uzlaşısıyla birlikte, bankalar ve finansal kuruluşlar iç derecelendirmeye dayanan yaklaşımla risk yönetimi yöntemlerini geliştirme olanağına sahiptirler. Bankacılık sektöründe kredi süreci düşünüldüğünde, kredi fiyatlaması, risk bazlı kredi kararı ve teminatlandırma açısından en önemli yenilikçi yaklaşımlardan birisi kredi skorlama yaklaşımıdır. Kredi skorlama yaklaşımının kurulumu ve kullanımı, kredi operasyonlarında kolay ve hızlı karar almayı kolaylaştırdığı için hızla artış göstermektedir. Diğer taraftan, kredi skorlama yaklaşımı konusunda hangi yaklaşımın en iyi yaklaşım olduğu konusunda ortak bir fikir birliği söz konusu değildir.Bu tez çalışmasının amacı, risk değerlendirmesinin büyük ölçekli işletmelere göre daha zor olduğu KOBİ'ler için alternatif bir model öngörüsünde bulunmaktır.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun yerel yönetimlere getirdiği yenilikler
Günümüzde dünyada ve Türkiye'de sanayileşme ve yeni teknolojiler üretme bağlamında özel sektörde hızlı gelişmeler vukuu bulurken bu büyüme ve gelişmeler karşısında Kamu kesimi büyük sıkıntılar yaşamaktadır. Bu sıkıntılar karşısında Dünya genelinde gelişmiş ülkelerin mali yönetimlerini bir reform sürecine tabi tuttuğu görülmektedir. Dünya genelindeki bu gelişmeler neticesinde, ülkemizde de dünya uygulamalarına ayak uydurabilecek bir mali yönetim reformu yapılması gereği zorunlu hale gelmiştir. Bu bağlamda kamu kaynaklarının daha iyi ve rasyonel kullanımı konusu ön plana çıkarılarak bunların daha etkin, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılması amacıyla kamu maliyesi alanında birçok reformlar yapılmıştır.Bu reformların en önemlisi ?5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu?nun çıkartılıp yasalaştırılması olarak gösterilebilir. Çıkarılan bu kanun sayesinde kamu kaynakları daha etkin ve verimli kullanılabilecekken, hesap verebilirlik ve mali saydamlık sağlanabilecektir. Bununla birlikte Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde de müstakil bir başlık altında ele alınan kamu mali kontrol sistemi, tarama sürecinde ve katılım müzakerelerinde bir kilometre taşı olmaktadır.Bu çalışmamızda, çıkarılan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun Türk Bütçe Sistemi'ne getirdiği yenilikler ve Türk Mali Sistemi'ne olası etkileri yerel yönetimler perspektifinden incelenmiş, bu konuda öne çıkan sorunlar tartışılmıştır. Bununla birlikte kanunun BUSKİ'de nasıl uygulandığı ekler kısmında verilerek kanunun daha iyi anlaşılabilmesi amaçlanmıştır.Çıkarılan 5018 Sayılı Kanun ile aynı işlevi gören 1050 sayılı eski kanun arasında yapılan karşılaştırmalar neticesinde, yeni kanunla birlikte kamu sektöründe şeffaflık kavramının bütünüyle sağlandığı, iyi işleyen bir hesap verme mekanizmasının kamuda yer bulduğu, bütçe bütünlüğünün sağlandığı ve bütçelemeden önce yapılan stratejik planlar sayesinde kaynak-hizmet ve maliyet-fayda analizleri yapılarak gereksiz harcamaların önüne geçilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir.
Finansal teknoloji uygulamalarının bankacılık kredi riskleri üzerindeki etkisi: 2018-2023 dönemi için Irak finansal sektöründen ampirik kanıtlar
This study aims to investigate the influence of financial technology on credit risks in the Iraqi financial sector, as significant improvements have been observed in the Iraqi financial system over the last decade. The onion research model has been used to draft the methodological aspects of this study. Credit risks (the dependent variable) have been measured using Total Cash Credit, Overdraft Accounts, Paid Capital, Late Debit Payments, Loans, and Advances, while financial technology (the independent variable) has been measured using Total Electronic Payments, the Number of NassPay Transactions, NassPay Volume, the Number of Asia Hawala Transactions, Volume of Asia Hawala, the Number of Zain Transactions, and the Volume of Zain Cash Transactions. The data were collected monthly from 2018 to 2023, with all measurements for both variables sourced from the official website of the Iraqi Central Bank. This study reached several conclusions, the most significant being that Iraq's financial system has improved since 2021 due to rising oil production and global oil prices, which have strengthened government spending on public services and infrastructure. In addition to enhancing financial inclusion, efforts to modernize the banking sector, stabilize the currency, and expand digital banking have also attracted international investment. With ongoing reforms and investments in FinTech staff training, the future appears cautiously optimistic. The most important recommendation is that research on the impact of fintech on banking credit risks in Iraq should be conducted after 2023, focusing on micro-level case studies and comparisons with other developed fintech hubs. Future studies should explore blockchain and artificial intelligence applications, assess the effects of regulations, and provide policy recommendations. Moreover, examining financial inclusion, cultural attitudes, user behaviors, and economic conditions will offer a comprehensive risk assessment. To enhance understanding and decision-making, innovative approaches to risk management should be explored, along with fintech-bank collaborations and the development of quantitative models that include stakeholder perspectives.
Muhasebede kurumsallaşma süreci: Türkiye'deki gelişmeler, Azerbaycan için öneriler
Kurumsallaşma, bir kurumun oluşma basamaklarını, kuruluşunun arka planında yatan mantığı ve işleyiş biçimini kavramsallaştırma sürecindeki önemli bir kavramdır. İşletmelerde, özellikle küçük işletmelerde, kurumsallaşma amacıyla oluşturulan sistem, rekabetçi ve yenilikçi bir yaklaşım adına, işletmenin en uygun olduğu dönemde gerçekleştirildiğinde kuruma birçok katkısı olacaktır. Muhasebe, işletme dalları içinde en eskisi ve bilgi sistemi olarak en gelişmiş olanıdır. Muhasebenin kurumsal yapısını oluşturan kavramsal çerçeve, ilkeler, kayıt kuralları ve muhasebe kayıt ve raporlama süreci ile ilgili düzenlemeler oldukça kapsamlıdır. Türkiye'de muhasebenin yasal statüye kavuşması ile ilgili düzenlemeler, 1990'lı yıllardan itibaren yapılmıştır. Türkiye'de meslek unvanları; serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavir olarak belirlenmiştir. Meslek mensupları, meslek odaları ve bunların bağlı olduğu meslek birliği: TÜRMOB çatısı altında örgütlenmiştir. Azerbaycan'da muhasebe mesleğinin durumunu ortaya koymak amacıyla 15 açık uçlu soru ile bir araştırma yapılmıştır. Azerbaycan'da kamu ya da özel sektörde muhasebe ile ilgili 10 kişiye bu sorular ulaştırılmış ve dört meslek mensubundan cevap alınmıştır. Azerbaycan'da muhasebe mesleği baş muhasebeci ve serbest muhasebeci (serbest denetçi) unvanları ile düzenlenmiştir. Meslek örgütlenmesi ise henüz tam teşekkül etmemiştir. Mesleki uygulamalar, Milli Mali Mevzuat çerçevesinde yürütülmektedir. Azerbaycan 1991'de bağımsız bir cumhuriyet haline geldikten sonra ekonomik alandaki gelişmeler, milli maliye ve muhasebe politikalarının uluslararası standartlara uyumlu hale getirilmesine olan ihtiyacı iyice artırmıştır. Azerbaycan'da da bu konuda birçok adımlar atılmıştır. Ancak muhasebede kurumsallaşma süreci ve uluslararası standartlara ulaşmak için yapılması gereken birçok çalışma vardır. Bunun için bu alanda eğitim kurumları ve eğitim programları geliştirilmeli, uluslararası standartlara uygun bir müfredat geliştirilmelidir. Bu alanda yapılacaklar için seminer ve kurslar düzenlenmelidir. UMS ve UFRS konularında bilgisi olan, yurtdışında bu alanda eğitim almış ya da eğiticilik yapmış kişilerden oluşan bir uzman grup kurulabilir. Muhasebe alanında literatüre katkı sağlayacak araştırmalar yapılarak metodolojik altyapı ile ilgili sorunlar giderilebilir. Anahtar Sözcükler: Azerbaycan, Muhasebe mesleği, Kurumsallaşma, Uluslararası muhasebe standartları.
Çevre muhasebesi
ÖZET 2000'li yıllarda muhasebe uygulamalarında yaşanacak e n önemli gelişmelerden birisinin de çevre muhasebesi alanında olacağı tahmin edilmektedir. Globalleşme süreci içine giren dünya ülkelerinde, ekonomik sosyal ve teknolojik gelişmelerin sonucu olarak ortaya çıkan çevresel sorunlar, dünyanın geleceğini sürekli artan boyutlarda tehdit etmeye başlayınca, çevre olgusu insanlığın gündemindeki yerini gecikmeli de olsa almış ve çevresel bilincin hızlı bir şekilde yerleşmesine neden olmuştur. Bu gelişmeler kapsamında geleneksel kalkınma modelleri yeniden tartışılmaya ve çevre faktörünü dikkate alan yeni kalkınma anlayışları ile alternatif ekonomik yaklaşımlar geliştirilmeye başlanmıştır. Yine bu gelişmelerle birlikte uluslararası muhasebe uygulamalarının; özellikle maliyet ve yönetim muhasebesi sistem ve tekniklerinin çevre için de bir gereksinim oluşu çevre muhasebesi kavramını ortaya çıkarmıştır. Nitekim çevre muhasebesinin gerek makro açıdan gerekse mikro açıdan temel amacı çevresel konuların muhasebe sistemine entegrasyonudur. Çevresel bilgilerin muhasebe sistemi içinde öngörülmesi veya muhasebenin kapsamının bu bilgileri de içerecek şekilde genişletilmesiyle, ekonomik faaliyetlerde çevreye öncelik verilmesi ve böylece çevresel sorunların önlenmesine muhasebenin katkısının sağlanması amaçlanmaktadır. XIV
Türkiye'de sağlık harcamaları ve finansman modelleri: OECD ülkeleri ile karşılaştırılması
Türkiye'de sunulan sağlık hizmetlerinde özelleştirmeye yönelik reformların yapıldığı görülmüştür. Sağlık hizmetlerinin sunumu ve finansmanı politikacılar için her zaman önemli bir konu olmuştur. Sağlık harcamalarının devlet bütçesinde önemli bir paya sahip olması nedeniyle sağlık hizmetlerinin finansmanı sağlanırken doğru kararların alınması gerekmektedir. Dolayısıyla literatüre katkı sağlamak ve bu kararların alınmasına yardımcı olmak amacıyla Türkiye'deki sağlık hizmetleri harcamaları ve sağlık hizmetlerinin finansman modelleri incelenmiş, OECD ülkeleri ve OECD üyesi olan G7 ülkeleri ile Türkiye'nin sağlık hizmetleri harcamaları ve finansman modelleri karşılaştırılmıştır. 2000 – 2019 yılları arasında OECD ülkeleri ile Türkiye'nin kişi başına toplam sağlık harcamaları verilerini dolar bazında kıyaslandığında, Türkiye'nin diğer çoğu OECD ülkesinden az harcama yaptığı ve OECD ortalamasının da altında olduğu görülmektedir. Türkiye' de kişi başına toplam sağlık harcamalarının GSYİH içindeki payının 19 yıllık süreçteki ortalaması %4,76, OECD ortalaması ise %8,57'dir. Türkiye GSYİH içinde, sağlık harcamalarına daha az pay ayırmaktadır. Türkiye sağlık finansman modeli olarak karma finansman modelini kullanmaktadır. Bu araştırmanın sonucunda Türkiye'nin sağlık harcamalarının diğer OECD ülkeleri harcamalarının çok altında olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlık Harcamaları, Sağlık Finansmanı, Finansman Modelleri
Kaynak tüketim muhasebesinin kalite maliyetleme sistemi ile bütünleşik kullanılması ve geleneksel maliyetleme sistemleri ile karşılaştırılması: Bir lojistik işletmesinde uygulama
Günümüz yoğun rekabet ortamında işletmelerin varlıklarını sürdürebilemeleri bu rekabet ortamıyla başa çıkabilmelerine ve sürdürülebilir rekabet üstünlüğü sağlayabilmelerine bağlıdır. İşletmelerin rekabette üstünlük sağlamaları ve bu üstünlüğü sürdürülebilmeleri için kaliteden ödün vermeden maliyetleri olabildiğince düşürmeleri gerekmektedir. Kaliteden ödün vermeden maliyetlerin en aza indirilmesi, işletme yöneticilerinin aldıkları doğru kararlar sonucunda ortaya çıkmaktadır. Alınan kararların doğruluğu, kararlara temel oluşturan bilgi ve verilerin doğru ve detaylı olamasına bağlıdır. Geleneksel muhasebe yöntemleri işletmeye yöneticilerinin alacakları kararlara destek oluşturacak veriler üretmesi için geliştirilen yöntemlerdir. Ancak bu maliyet yöntemlerinin doğru, detaylı ve güvenilir maliyet verisi sağlamada yetersiz kalması, yeni maliyet yöntemleri geliştirilmesine sebep olmuştur.bu arayışlar sonucunda kendinden önceki maliyetleme yöntemlerinin güçlü yönlerini bünyesinde toplayan kaynak tüketim muhasebesi yöntemi geliştirilmiştir. Bu çalışmada kaynak tüketim muhasebesi, kalite maliyetleme sistemleri ile bütünleşik olarak lojistik alanında faaliyet gösteren bir işletmeye uygulanmış ve geleneksel maliyetleme yöntemi ile karşılaştırmalı analizi yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda kaynak tüketim muhasebesinin amortisman uygulamasında tarihi maliyetler yerine, yenileme maliyetlerini kullanması, atıl kapasitenin hesaplanarak atıl maliyetlerin birim maliyetlere yüklenmemesi ve faaliyet bazında maliyet tespiti yapabilmesi gibi özelliklerinden dolayı daha doğru, detaylı ve güvenilir sonuçlar ortaya koyduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca kaynak tüketim muhasebesinin kalite maliyet sistemleri ile uygulanması, kalite maliyet sistemlerinin daha etkin ve verimli kullanılmasına katkı sağladığı görülmüştür.
Malatya ili maden, tarım ve turizm sektöründe yatırım potansiyelinin tespiti ve Malatya ekonomisine etkisinin analizi
Bu çalışmanın amacı, Malatya ilinin tarım, turizm ve maden sektörlerinin mevcut ve potansiyel durumunun analizinin yapılması ve bu doğrultuda hangi sektör veya sektörlerin en verimli yatırım alanı olduğunun tespit edilmesidir. Analizde kullanılacak veriler ilgili sektörlerin Malatya ekonomisine katkı sağlayacağı düşünülen ekonomik ölçütlerdir. Çalışmanın ilk bölümünde Malatya'nın tarihi, sosyoekonomik durumu ve jeopolitik konumu hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise İl'e ait tarım, turizm ve maden sektörleri ile ilgili mevcut durum tespit edilmiştir. Çalışmanın son aşamasında ise tezin ana amacı olan Malatya'nın alternatif yatırım alanlarını bulmaya yönelik veriler derlenmiş, uygulanacak analiz yöntemleri belirlenmiş ve analiz sonuçları çerçevesinde en uygun yatırım alanı veya alanları tespit edilmiş ve önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Malatya, Yatırım Alanları, Panel Veri Analizi, Topsis Yöntemi
Fırat Kalkınma Ajansının Malatya bölgesindeki işletmelere 2013-2015 yılları arasında verdiği finansal destekler
Değişen dünya koşullarında ülkeler bütün bölgeleri ile komple bir kalkınmışlık seviyesi yakalamak arzusu içerisindedirler. Bu amaçla oluşturulan kalkınma ajanslarının ilk örnekleri Avrupa'da görülmekle birlikte Türkiye'de 1990'lı yıllarda faaliyetlerine başlamışlardır. Kalkınma ajanslarının ana amacı, ülke içerisinde kalkınması amaçlanan bölgeleri belirleyerek bu bölgelerin mevcut durumlarını tespit etmek ve mevcut durumu destekleyici çalışmalar yaparak bölgesel kalkınmışlık farklılıklarını ortadan kaldırmaktır. Merkezi Malatya ilinde bulunan Fırat kalkınma Ajansı 25.07.2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 14.07.2009 tarih ve 15236 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla kurulmuştur. Araştırma Malatya ilinde bulunan Fırat Kalkınma Ajansından 2013-2015 yılları arasında finansal destek almış 19 işletme üzerinden yürütülmüştür. Proje desteği alan işletmelerin aldıkları destek ile kapasite ve finansal durumlarında, personel sayılarında ve işletme verimliliklerinde sağladıkları avantajların tespit edilmesi amacıyla yapılan çalışmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen anket formunda 30 adet soru bulunmaktadır. Anket formu ile elde edilen verilerin yüzde ve frekans değerleri tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, kalkınma ajansından temin edilen proje desteklerinin işletmelerin istihdam, üretim ve işletme kapasitesi, teknoloji kullanım durumu, ürün kalitesi ve çeşitliliği, hammadde siparişlerinde artış ve işletmelerin rakiplerine karşı rekabet avantajı elde etmesine olumlu yönde katkı sağladığı tespit edilmiştir.
Canlı varlıkların değerlemesi ve tarımsal faaliyetler (TMS 41) standardına göre muhasebeleştirilmesi
Tarım insaların her zaman ihtiyaç duyduğu bir sektör olduğu için ihtiyaca yönelik değişerek ve gelişerek hayatımızdaki yerini korumaktadır. Tarımsal ürünlere olan ihtiyacı karşılayabilmek için tarım alanındaki faaliyetler artan nüfus, kentleşme, küreselleşme ve teknolojik gelişmeler gibi değişikliklere bağlı olarak profesyonelleşerek devam etmektedir. Profesyonelleşen tarım sektöründeki işletme yapılarıda bu gelişmelere göre değişiklik göstermektedir. İşletme yapılarının büyümesi gibi değişiklikler tarımsal faaliyetlere özgü muhasebe standartları ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. 2005 yılında çıkan Türkiye Muhasebe Standartlarından 41 nolu Tarımsal Faaliyetler Standardı Türkiye'de uygulanmaya başlamıştır. 2005 yılı sonrasında TMS 41'de birkaç defa düzenlemeler yapılmıştır. Son düzenleme 15/01/2019 tarihinde gerçekleşmiştir. 2011 yılı itibariyle de zorunlu olarak TMS'ye uygun defter tutulmaya başlanmıştır. Bu çalışmada Türkiye Muhasebe Standartları ve Vergi Usul Kanunu Kapsamında ele alınan değerleme ölçülerinden bahsedilmiştir. TMS 41'in uygulanma şartlarına değinilmiştir. Tarımsal faaliyetler altında sınıflandırılan bitkisel üretim ve hayvansal üretim çeşitlerinin üretim miktarlarının Türkiye'deki ürün bazlı artış ve azalışları gösterilmiştir. Tarımsal faaliyet çeşitlerinin hepsinin ayrı muhasebe hesapları altında kayda alınması için akademisyenler tarafından tekdüzen hesap planına tarımsal faaliyetlerle ilgili bazı hesaplar eklenmesi önerilmiş ve bu hesaplar altında muhasebeleştirilme işlemleri detaylandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: TMS 41 Tarımsal Faaliyetler Standardı, Canlı Varlıklar, Değerleme, Canlı Varlıkların Muhasebeleştirilmesi, Tarımsal Faaliyet
Maliyet hesaplama teknikleri ve faaliyet tabanlı maliyetleme: Sigara üretim tesisi uygulaması
Doğru maliyet bilgisi işletmelerin hem operasyonel hem de fnansal riskinin belirlenmesi, karlılık, planlama, kontrol, strateji belirleme ve karar verme gibi bir işletme için hayati önem taşıyan konularda yöneticilere yol göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda bir işletme için en uygun maliyetleme yöntemini seçmek geçmişten günümüze muhasebeciler, yöneticiler ve akademisyenler tarafından birçok kez ele alınan ve sıkça tartışılan bir konu haline gelmiştir. Günümüzün üretim organizasyonları, önceki yıllara göre çok daha karmaşık bir hale gelmiştir. Her ne kadar üretim sistemleri pazarın değişen ihtiyaçlarını karşılamak için değişmiş olsa da, birçok organizasyonda iç yönetim muhasebe sistemleri ve bilgi sistemleri değişmeden, olduğu haliyle kalmıştır. Bunun bir sonucu olarak da yöneticiler ve muhasebeciler, geleneksel maliyet sistemlerinden memnuniyetsizliklerini ve modern üretim ortamındaki uygunluklarına ilişkin endişelerini dile getirmişlerdir. Faaliyet tabanlı maliyetleme, geleneksel maliyetleme sistemlerine bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada bir sigara üretim işletmesindeki maliyetler, hacim tabanlı maliyetleme ve faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemleri uygulanarak ayrı ayrı analiz edilmiş ve şirketin pazarlama ve satış politikaları ile ürünlerinin müşteri grubu özellikleri dikkate alınarak karlılık analizi yapılmıştır. Sonuçlar faaliyet tabanlı maliyetleme ve hacim tabanlı maliyetleme yöntemlerinin farklı maliyet ve dolayısıyla karlılık bilgileri ortaya koyduğunu göstermiştir. Farklı maliyetleme yöntemlerinin ulaştırdığı farklı sonuçlardan yola çıkılarak, maliyet analizi yöntemi tercihinin karlılık, fiyatlandırma, hedef kitle, pazarlama politikalarının belirlenmesi gibi işletmeye ait verilmesi gereken her tür stratejik kararda anahtar bir rol oynadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Faaliyete dayalı bütçelemeye yönelik faaliyete dayalı maliyetleme ve bir üretim işletmesinde uygulama
Günümüzde hızla değişen iş kurallarında işletmelerin nadir kaynakları daha etkin şekilde kullanmak için uygun makinelere sahip olmaları gerekmektedir. İşletmeler bu makinalarla, yalnızca kaynakları etkin şekilde dağıtmayı değil, ideal bir yönetim anlayışının geliştirilmesini ve desteklenmesini de hedeflemelidirler. Ancak geleneksel işletme bütçelerinin günümüz koşullarında kendilerinden beklenen faydaları sağlayamadığı ve ihtiyaçlara cevap vermediği ifade edilmektedir. Bu noktada günümüz bütçe yönetim uygulamalarında mevcut olan anlayış, bütçelerin yönetim aracı olarak kullanılmasında yetersiz kalmaktadır. Zira geleneksel bütçeler, genellikle önceden belirlenen finansal sonuçlara ulaşmak için faaliyetlerin yürütülmesine odaklanan bir araç konumundadır. Geleneksel bütçelerin dezavantajlarını ortadan kaldırmak amacıyla ortaya konulan faaliyet dayalı bütçeleme yaklaşımı, herhangi bir faaliyet dönemine ilişkin olarak istenilen çıktının elde edilebilmesi için ihtiyaç duyulan kaynakların miktarını belirleyen bir tahmin modelidir. Faaliyet dayalı bütçeleme yaklaşımı klasik bağlamda bütçe hazırlama sürecindeki gibi sadece finansal verilerin değerlendirilmesi ile sınırlı olmayıp, aynı zamanda operasyonel verilerin değerlendirilip, sonuçlarının analizine olanak sağlayan bir yapı sunmaktadır. Bu çalışmadaki uygulama örneği özellikle, modelin uygulama evrelerini ayrıntılı şekilde gösterdiği, kaynakların bütçelenmesinde değişken ve sabit genel üretim giderlerini ayrı olarak ele aldığı için değerli bilgiler sunmaktadır. Bu amaçla çalışmada öncelikle, faaliyet dayalı maliyetleme, faaliyet dayalı yönetim ve faaliyet dayalı bütçelemeye ilişkin literatür incelemesi yapılmıştır. Bu çerçevede, söz-konusu faaliyet dayalı maliyetleme ve faaliyet dayalı bütçelemenin yapısı, uygulama süreçleri, avantaj ve dezavantajları açıklanmıştır. Sonrasında farklı bir faaliyet dayalı bütçeleme modeli oluşturmaya yönelik kavramsal bir model ortaya konulmuş ve söz-konusu modelin işleyişi, bir üretim işletmesinin verileri esas alınmak suretiyle gösterilmeye çalışılmıştır. Bu çalışma ile ortaya konulan faaliyete dayalı bütçeleme modelinin, işletme yönetiminin maliyet kontrolü ve performans değerlemesi amaçlarını gerçekleştirmede yol gösterecek etkin bir yapı sağlayacağı düşünülmektedir. Böylece, işletme yöneticilerinin bütçeleme ve planlama konularına faaliyet dayalı bakış açısı kazanmaları yönünde önemli bir katkı sağlanmış olacaktır.
Faizsiz bankacılık ve faizsiz fon kaynağı olarak sukukun yeterliği üzerine bir çalışma
Bu çalışmanın amacı dünyada faizsiz bankacılığın gelişimi ve gelişmekte olan İslam Ülkelerinde fon kaynağı olarak Sukuk'un yeri ve önemi ile ilgili fikir vermektir. Kapsamlı bir kaynak incelemesinin ardından Sukuk ihracının İslam Ülkelerindeki fon sağlama problemlerini azaltmada önemli bir rol oynayabileceği görülmüştür. Yapılan araştırmalar, fon sağlama probleminin pek çok İslam Ülkesi için geçerli ve önde gelen unsurların başında geldiği ortaya konmuştur. Bununla birlikte sonuçlar, Sukuk'un pek çok İslam Ülkesinde fon sağlama boşluğunu doldurabilecek uygun bir alternatif olabileceğini göstermektedir. Anahtar Söcükler: Faizsiz Bankacılık, Sukuk ve Sukuk ihracı, Fon kaynakları