
90
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Niksar'da Türk Devri mimari eserleri
Tokat iline bağlı bir ilçe olan Niksar, Kelkit Çayı'nın geçtiği verimli bir arazi üzerinde yer almaktadır. Şehrin kurulu bulunduğu alan coğrafi yapısı itibariyle doğal bir savunma alanı oluşturması bakımından önem arz etmektedir. Pontus, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşimin görüldüğü Niksar, 11. yüzyılın sonlarından itibaren Danişmendliler Beyliği ile birlikte Türk Yurdu haline gelmiştir. Danişmendliler Beyliğinin yanı sıra Taceddinoğulları Beyliğine de başkentlik yapması şehrin imarına katkı sağlamıştır. Şehirde 12.yüzyılın ikinci yarısından, 20.yüzyıla kadar her döneme ait yapı bulunmaktadır. Günümüze kadar yapılan çalışmalar, genellikle ilçe merkezi ile sınırlı kalmış olup,merkezde de belli başlı yapılar ele alınmıştır. Niksar'ı kırsal kesimiyle birlikte ele alan bir çalışma olmaması sebebiyle bu çalışmanın yapılmasına karar verilmiştir. Bu çalışmada Hurufat defterleri esas alınmakla birlikte diğer arşiv belgelerinden de (vakfiyeler, tahrir defterleri, cevdet-i evkaf defterleri vb.) yararlanarak Niksar ilçe merkezi ve ilçeye bağlı köylerdeki mimari eserlerin tespiti yapılmıştır. Belgeler üzerinde ismi belirlenen yapıların arazi çalışmasıyla yerleri tespit edilmeye ve günümüze ulaşıp ulaşmadığı belirlenmeye çalışılmıştır. Arazi çalışması aşamasında belgelerde ismi geçmemekle birlikte özellikle köylerde ve yaylalarda tarihi eser niteliği taşıdığı belirlenen yapılar da çalışmaya dâhil edilmiştir. Hurufat defterleri üzerinde yapılan çalışma neticesinde Niksar ilçe merkezinde ve köylerinde 114 cami ve mescit, 14 çeşme, 2 hamam, 1 han, 2 köprü, 6 medrese, 10 mektep/muallim hane, 6 türbe, 12 zaviye olmak üzere sekiz türde toplam 167 yapı tespit edilmiştir. Bu yapılardan ilçe merkezinde 14, köylerde ise yalnızca 7 adedi günümüze ulaşmıştır. Diğer arşiv belgelerinde hurufat defterlerinde yer almayan 8 yapı tespit edilmiştir. Bu yapılardan günümüze sadece 1 adedi ulaşmıştır. Arşiv belgelerinde ismi geçmeyen ancak yapılan yayınlar üzerinde yapılan taramalarda ve arazi çalışması sırasında tespit edilen 36 yapı bulunmaktadır. Yapılar, Danişmendliler ve Taceddinoğulları Beyliği döneminde moloz taş ve kesme taş, Selçuklu döneminde tuğla, kesme taş, moloz taş, Osmanlı döneminde ahşap ağırlıklı olmak üzere kesme taş malzeme ile inşa edilmiştir.
Genç yetişkinler ile yaşlıların otantiklik, yaşamda anlam, mutluluk, affedicilik ve yalnızlık düzeylerinin karşılaştırılması
BBu çalışmanın temel amacı genç yetişkinler ile yaşlı bireylerin otantiklik, yaşamda anlam, affedicilik, mutluluk ve yalnızlık düzeylerini karşılaştırmaktır. Ayrıca, bu araştırma değişkenleri cinsiyet, yaşanılan şehir, kentsel/kırsal yaşam alanı, gelir, barınılan yer ve ideolojik-siyasi eğilim gibi demografik değişkenler bakımından karşılaştırılmıştır. Çalışma grubunu, 308 üniversite öğrencisi ile 285 yaşlı birey oluşturmaktadır. Genç yetişkinlerin yaşları 18-29 arasında iken yaşlı bireylerin yaşları ise 65-78 arasındadır. Veri toplama Kişisel Bilgi Formu, Otantiklik Ölçeği, Yaşamda Anlam Ölçeği, Oxford Mutluluk Ölçeği-Kısa Formu, Affedicilik Ölçeği ve UCLA Yalnızlık Ölçeği aracılığıyla yapılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklemler t testi, ANOVA, MANOVA; ikili/kategorik değişkenler (genç yetişkin ve yaşlılar) ve yordayıcı değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek ve tanımlamak için Lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre otantiklik, yaşamda anlam, affedicilik ve mutluluk puan ortalamaları genç ve yaşlı yetişkinlerde istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Gruplar arasında yalnızlık puan ortalamalarının karşılaştırmasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık çıkmamıştır. Yaşlı yetişkinler genç yetişkinlerden daha otantik, mutlu ve affedicidir. Yaşlı yetişkinlerin mevcut yaşamda anlam puan ortalamaları genç yetişkinlerden daha yüksektir. Aranan yaşamda anlam puan ortalamalarında ise genç yetişkinler lehine bir durum söz konusudur. Ayrıca, hem genç yetişkinler hem de yaşlı yetişkinlerde otantiklik, yaşamda anlam, affedicilik, mutluluk ve yalnızlık puan ortalamaları bazı demografik değişkenler bakımından önemli ölçüde farklılıklar göstermektedir. Erkek yaşlılar kadın yaşlılardan daha mutlu iken kadın yaşlılar, erkek yaşlılara göre daha yalnızdır. Ağrı'da yaşayan genç yetişkinler, Antalya'da yaşayan genç yetişkinlerden daha otantiktir. Ağrı'da bulunan hem gençler hem de yaşlılar, Antalya ve Kütahya'dakilere göre daha az yalnızdır. Köylerde yaşayan hem gençler hemde yaşlılar kentsel yerlerde yaşayanlardan daha otantiktir. Kentlerdeki yaşlılar daha yalnızdır. Huzurevinde yaşayan yaşlılar, kendi evinde yaşayan ve/veya çocuklarının yanında yaşayan yaşlılardan daha yalnızdır. Araştırma bulguları yaşlanma teorileri ve sembolik etkileşim yaklaşımı ışığında tartışılmıştır. Çalışmada sosyologlar, sosyal psikologlar ve diğer araştırmacılar için pratik sonuç ve öneriler vardır. Örneğin yaşlı kadınlarda mutsuzluk ve yüksek yalnızlık düzeyinin nedenleri nitel çalışmalarla araştırılmalıdır.
Kazakistan'da üç tarz-ı siyaset. cedidçilik, milliyetçilik, Türkçülük (XIX. yüzyılın sonu-XX. yüzyılın başı)
Bu çalışma, XIX. yüzyılın sonu ve XX. yüzyılın başında Kazakistan'ın siyasi yapısının oluşumunu ve Kazak milliyetinin devlet olma mücadelesinin tarihi sürecinde ortaya çıkan Cedidçilik, Türkçülük ve Milliyetçilik adlı fikir hareketleri araştırılmıştır. Çalışmanın kronolojik çerçevesi Çarlık Rusya'nın Kazakistan'ı işgali, yerel aydınların sömürü politikasına karşı verdiği siyasi ve kültürel mücadele, Kazakistan'da Cedidçilik faâliyetleri, İslami bütünleşme, Pantürkizm süreci ve âkabinde gelişen ulusal Kazak milliyetçiliğinin oluşum süreçlerini kapsamaktadır.
Bölgesel ve dengeleyici güç olma yolundaki Hindistan'ın Sahra-altı Afrika ile politik ve ekonomik işbirliği
Sahra-altı Afrika ülkeleri, gelişmişlik sıralamasında dünya ülkeleri arasında en alt sıralarında yer almaktadırlar. Kalkınmasını ve sanayileşmesini tamamlayamamış olan bu ülkeler, sahip oldukları potansiyel ve zengin kaynaklar ile her geçen gün daha fazla ilgi odağı haline gelmektedir. Bu kapsamda özellikle son dönemde Sahra-altı Afrika'da önemli ekonomik ve ticari girişimlerde bulunan ülkelerden birisi de Hindistan olmuştur. Hızla gelişen bir ekonomiye sahip olan Hindistan, bölgesel güç ve küresel aktör olma yolunda önemli adımlar atmaktadır. Gerek geçmişe dayanan bağları gerekse günümüzde izlediği dış politika ve ekonomi politikaları sayesinde Sahra-altı Afrika ülkelerinin hemen hemen tamamı ile ekonomik, ticari, politik ve kültürel ilişkiler kurmaktadır. Hindistan, bu sayede bölgedeki en önemli aktörlerden biri haline gelmiştir. ÇHC, Hindistan'ın en önemli rakibi konumundadır. Elbette ki bu rekabette batılı ülkeler de yer almaktadır. Ancak, sömürgecilik geçmişinin sebep olduğu yaralar, Hindistan'ın da sömürge düzeninin bir mağduru olması ve Afrika ülkeleri ile bu konuda ortak bir anlayışa sahip olması, batının Afrika'ya kolonyal perspektiften bakmaya devam etmesi gibi nedenlerden dolayı Hindistan'ın bölgedeki etkinliği ön plana çıkmaktadır. Hindistan batılı ülkelerden farklı olarak Sahra-altı Afrika'da bağış yapan bir ülke olarak değil, bir kalkınma ortağı olarak hareket etmektedir. Türkiye, 1990'lı yılların sonlarından itibaren Afrika kıtasına yönelik politikasında radikal değişimler yapmıştır. Bu yeni yaklaşım ile Sahra-altı Afrika ülkeleri ile politik, ekonomik ve ticarî ilişkilerin geliştirilmesi için ciddi girişimlerde bulunmaktadır. Türkiye'nin bölgeye özellikle sağlık, altyapı, eğitim, sosyal yaşam gibi alanlarda yapmakta olduğu insanî yardımlar oldukça dikkat çekmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye ve Hindistan'ın Sahra-altı Afrika'ya yaklaşımları benzerlikler göstermektedir. Türkiye'nin Sahra-altı Afrika ile ticari ve ekonomik ilişkilerini daha üst seviyelere çıkarabilmek için çabaları ve çalışmaları devam etmektedir. Bu kapsamda Sahra-altı Afrika'da geniş ve derin bir etkinliğe sahip olan Hindistan ile yapılacak işbirliği tüm taraflar için oldukça faydalı olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Azgelişmiş, Sahra-altı Afrika, Kalkınma, Hindistan, Türkiye.
Osmanlı Sarayında görevli kadınlar ve vakıfları
Osmanlı Sarayında Görevli Kadınlar ve Vakıfları adlı tez çalışmasında harem müessesesi, kısmî mukayeselerle birlikte Osmanlı geleneğindeki uygulamalarına göre, cariyeler üzerinden ele alınmıştır. Harem-i Hümâyûn müessese olarak incelenmiş olmakla birlikte bu müessesenin aynı zamanda bir eğitim kurumu olarak ne gibi işlevleri olduğu araştırılmıştır. Cariyelerin hareme dâhil olmasından başlayarak bu kurum içerisinde uzmanlaştıkları vazife ve mertebeleri anlatılmıştır. Kurdukları vakıflara maddi kaynak teşkil eden, in'âm, ihsan ve maaşlarıyla ilgili defterler üzerinden incelemeler yapılarak, gerekli yerlerde tablo ve değerlendirmelerle konu detaylı bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmada müessese olarak vakıf kurumunun kısa bir tanımı yapıldıktan sonra Saraylı kadınların kurdukları vakıflar ve bu vakıfların hangi hizmetleri ifa ettikleri üzerinde durulmuştur. Söz konusu vakıflara ait vakfiyelerden elde edilen bilgiler çerçevesinde saraylı kadınların fikrî eğilimlerinin neler olduğu araştırılmıştır. Arşivlerde yapılan tarama neticesinde elde edilen vakfiyelerin ilk ve son tarihlisi olmak üzere yıllara göre dağılımı ve İstanbul'da kadınlar tarafından kurulan toplam vakıflar içerisindeki oranı bulunmuştur. Saraylı kadınlar tarafından kurulan vakıfların hizmet alanları, şartları, yönetim ve denetim mekanizmaları ele alınmıştır. Bu kadınların kurdukları vakıflar başta olmak üzere sahip oldukları imkânlar üzerinden geçirdikleri değişim, dönüşüm ve gelişmeler neticesinde haremin sınırlarını aşan etkinlik alanları üzerinde durulmuştur. Siyasete kadar sirayet eden ve muhtelif açılardan eleştiri konusu olan, Osmanlı kadınının nüfuz bakımından yükselişi ve Tanzimat'tan sonra görünür hale gelecek olan, kadının modernleşme tecrübesine giden dönem vakfiyeleri üzerinden araştırılmıştır. Çalışma konusunun ana kaynağı vakfiyelere müsteniden saraylı kadınların kurmuş olduğu vakıfların gelir ve giderleri, hizmet şartlarında belirtilen cari giderler, yani istihdam edilen personel ve işletme usulleri üzerinde durulmuştur. Konuya dair tablolar meydana getirilmiştir. Bu tablolardan hareketle istatistiki veriler oluşturulmuş ve bu veriler kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
Cumhuriyet ve Zafer gazetelerinde batı imgeleri (1950)
Bu çalışma Türk yazılı basınında Batı'nın ne tür imgelerle yansıtıldığını incelemeyi amaçlamıştır. Bu konuyu incelemek için Türkiye'nin modernleşmesinde siyasal ve sosyal anlamda önemli bir değişim dönemi olarak 1950 yılı seçilmiştir. Çalışma giriş ve sonuç bölümleri hariç dört ana bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde Türk modernleşmesinde Batı imgesinin gelişimi, modernleşmeyi geç yaşayan bir ülke örneği olarak ve ülkenin Batı ile ilişkileri bağlamında genel olarak ele alınmıştır; incelenen dönemin neden seçildiği gerekçelendirilmiştir. İkinci bölümde ise, Türk basınının rejim değişikliğine bağlı olarak geçirdiği dönüşümlere genel olarak değinilmiş ve incelenen dönemde basının durumuna dikkat çekilmiştir. Örnek olarak seçilen Cumhuriyet ve Zafer gazetelerinin tarihçeleri açıklanmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümü yöntem bölümüne ayrılmıştır. Çalışmada temalar üzerinden niteliksel içerik analizi yöntemi kullanılmış ve ilgili tarihteki gazete yazıları tek tek incelenerek Batı algılamasını içeren yazılar seçilmiş ve sonrasında analiz edilerek yorumlanmıştır. Dördüncü bölümde ise; araştırmanın bulguları yorumlanmıştır. Bu bölümde 1950 yılı boyunca Zafer ve Cumhuriyet gazetelerinde çıkan yazılardaki Batı ile ilgili algılamaların neler olduğu ve bu algılamaların farklılıkları ve benzerlikleri bulgulanmıştır. Böylelikle Türkiye'de modernleşmenin önemli parçalarından birini oluşturan yazılı basının Batı algısı ve bu algıdaki farklılıklar tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise; genel bir perspektifle, iki gazetenin konuya bakışlarındaki benzerlikleri ve ötekileştirici imgelemeleri tespit edilmiş ve bu imgelemeler kavramsal bölümlerden elde edilen teorik bulgular eşliğinde açıklanmıştır.
Ursula K. Le Guin'in Yerdeniz Serisi'nin toplumsal cinsiyet açısından söylem analizi: Dil bilimsel ve kültürel cinsiyet adaptasyonu
This study aims to analyse Earthsea Series, written by Ursula K. Le Guin, regarding how language is used by the author and its transference in Turkish translation in terms of cultural and linguistic elements of gender. Although series contain six separate books, the last two books are excluded from the research as they are not related to the main plot of the story. Since the case books of the series were written in 22 years which correspond with the spring of feminist movements' effect on literature, they might, within themselves, indicate a considerable amount of differences in language use. Therefore, the translation of the series might possibly adapt those differences in accordance with target culture's transformation in that time shift. The source text and the target text are both examined with Critical Discourse Analysis approach with respect to linguistic and cultural gender. The target text is also analysed through source text adaptation in Turkish translation as well as feminist translation strategies. The fact that English and Turkish are two highly different languages, it is possible to talk about significant differences in both their linguistics and cultures. Thus, this study seeks to find out and show those notable differences in the source text and its transference in the target text as well as whether the translator has adopted feminist translation strategies, or the language of the source text has remained.
Kırım ve Kafkasya matbuatında kadın: Âlem-i Nisvan, Işık ve Molla Nasreddin
1905 İhtilali ile birlikte Çarlık Rusya'sında basın ve yayın hürriyetinin sağlanmasıyla birlikte Rusya Türkleri, fikir ve görüşlerini rahatça ifade edebilecek, tartışabilecek ve birbirleriyle paylaşabilecek ortamı bulmuştur. İhtilal sayesinde basın ve yayın faaliyetlerinin artması, toplumun gelişmesi için önünde büyük engel olan kadın meselesinin gündeme getirilmesini sağlamıştır. Kadınların toplum tarafından ikincil bir statüye sahip olması ve bu sebeple birçok hak ve özgürlüklerden mahrum olmasına karşı Türk Dünyası'na seslenen ilk kadın dergisi Âlem-i Nisvan, Şefika Gaspıralı ve İsmail Gaspıralı tarafından 1905 yılında yayın hayatına Bahçesaray'da Tercüman gazetesinin eki olarak başlamıştır. 1905-1911 yılları arasında yayın hayatına devam eden Âlem-i Nisvan, Rusya Türklerinde kadınlara özel olarak hitap eden ilk süreli yayın olmuştur. Kadınların eğitim alarak toplumu şekillendirebileceğine inanan Âlem-i Nisvan, kendi yaktığı özgürlük meşalesini Bakü'de 1911 yılında yayın hayatına Hatice Alibeyova ve Mustafa Alibeyov tarafından yayın hayatına başlatılan Işık gazetesi ile paylaşmıştır. 1911-1912 yılları arasında kadın ve çocukların talim ve terbiyesine önem veren Işık gazetesi toplumun geleceğini kadınların şekillendireceğine dikkat çekmiştir. Kafkasya'da kadın mücadelesini Işık gazetesiyle birlikte paylaşan Molla Nasreddin, 1906-1931 yılları arasında zaman zaman yayın hayatında kesintiler yaşasa da kadın meselesine mizahi üslubunu yansıttığı karikatürleriyle birlikte destek olarak kadınların özgürlük mücadelesine katkı sağlamıştır. Türk Dünyası'nın ilkleri olan bu yayın organları kadınların İdil-Ural'dan başlayan Rusya Türk kadın hareketi'nin önce Kafkasya'ya ardından Türkistan'a uzanan mücadelesini Batı dünyasında gelişen kadın haklarından bahsederek kadınların sosyo-kültürel değişimi için bir kıvılcım oluşturmuştur.
Osmanlı Devleti'nde borsa: Dersaadet Tahvilat Borsası'ndan Esham Tahvilat Borsası'na geçiş
Osmanlı Devleti, içerde ve dışarıda yaşadığı olumsuz gelişmeler sonucunda ve çağa ayak uydurmak amacı ile özellikle XIX. yüzyılda yoğun bir modernleşme sürecine girmiştir. Bu süreç Osmanlı Devleti'nde siyasi, idari, askeri, sosyal ve ekonomik alanların hepsini etkilemiştir. Ekonomik alanda XVIII. yüzyıl ve sonrasında Avrupa ülkelerinin ekonomik yapısından doğrudan etkilenen Osmanlı Devleti'nin finansal açıdan Avrupa ile entegrasyon süreci hızlanmıştır. Bu entegrasyon sürecinin ve modernleşmenin getirdiği bir kurum da "borsa" olmuştur. XIX. yüzyılda öne çıkan Galata Bankerleri, borsanın kurulmasında aktif bir rol oynamışlardır ve Osmanlı Devleti'nin Kırım Savaşı'nda aldığı ilk dış borç ile birlikte çıkarılan tahvillerin Batı borsalarında alınıp satılma sürecine girmesi, diğer bazı yan faktörler ile birlikte, borsa kurma çalışmalarını meydana getirmişlerdir. 1873 yılında çıkartılan nizamname ile resmi bir kurum haline gelen borsa "Dersaadet Tahvilat Borsası" adını almış ancak yaşanan olumsuzluklar sonucunda borsada iyileştirilme çalışmalarına girişilmiş ve bunun sonucunda 1906 senesinde çıkartılan bir nizamname ile borsa "Esham ve Tahvilat Borsası" olarak değiştirilmiştir. Bu çalışmada Osmanlı'da borsanın ortaya çıkmasına neden olan süreç ve gelişmeler ele alınırken aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin özellikle XIX. yüzyıldaki ekonomik yapısı da anlaşılmış olacaktır. Ayrıca çalışmada borsanın resmi bir hal alması, borsada gerçekleştirilen işlemler ve hava oyunları, borsanın geçirdiği krizler, ele alınacaktır.
Turizm potansiyeli açısından Türkiye'deki gastronomi müzelerinin analizi
Toplumların mutfak kültürlerinin tanıtımı, korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlaması açısından gastronomi müzeleri önemli bir unsur olarak görülmektedir. Bu araştırma gastronomi müzelerinin turizm potansiyeli üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada nitel araştırma yöntemi ve bu kapsamda yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmada tamsayım yöntemi ile Türkiye'nin farklı yörelerinde bulunan gastronomi müzelerinden (toplam 32 adet) veri toplanması hedeflenmiştir. Pandemi şartları nedeniyle bazı müzelerin kapalı olması ve bu müzelere hiçbir şekilde ulaşılamaması, bazılarının ise görüşmeyi kabul etmemeleri nedeniyle 24 gastronomi müze yetkilisiyle görüşülerek veri toplama süreci tamamlanmıştır. Görüşme formu araştırmanın amacını belirten açıklama kısmının yanı sıra 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gastronomi müzelerinin tanımlayıcı bilgileri ve görüşme yapılan kişilerin demografik özeliklerini belirten 10 adet, ikinci bölümde müze ziyaretçilerinin betimleyici özellikleri ve gastronomi müzelerine ilişkin genel bilgileri içeren 8 adet soru bulunmaktadır. Son bölümde ise gastronomi müzelerinin bulundukları bölgelerin turizm potansiyeline olan etkilerine ilişkin sonuçlar elde etmek amacıyla toplam 6 adet soruya yer verilmiştir. Araştırma sürecinde elde edilen veriler içerik analizi yönteminden yararlanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizi bilgisayar destekli olarak gerçekleştirilmiş ve MAXQDA programından yararlanılmıştır. Bu program harita ve ilişki ağırlıklı görseller yardımıyla fikirlerin netleştirilmesi ve tema veya kodlar arasındaki ilişkilerin anlamlı olarak ortaya konulması amacıyla kullanılmaktadır. Araştırma konusu amaç bakımından sekiz ana tema etrafında şekillenmiştir. Bu temalar; turizm potansiyeli, paydaşlar, tanıtım, aktiviteler, çekicilikler, mutfak kültürü, yöresel ürün ve sürdürülebilirliktir. Araştırmada gastronomi müzelerinin turizm potansiyeline olumlu etkileri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda turizm potansiyeli ile tanıtım teması arasındaki ilişki diğer temalara göre en yüksek orana sahiptir. Turizm potansiyeli-aktiviteler, aktiviteler-çekicilikler, çekicilikler-turizm potansiyeli arasında da yüksek düzeyde ilişki derecesi tespit edilmiştir. Gastronomi müzelerinin turizm potansiyelindeki etkileri açısından tanıtım teması ön plana çıkarken çekicilikler ve aktiviteler temalarının da önemli olduğu analiz edilmiştir. Araştırmaya konu olan gastronomi müzelerinin çoğunluğunun bulunduğu yörenin mutfak kültürünü tanıtmada yetersiz kaldığı sonucuna varılmıştır. Turistlerin yöreleri tekrar ziyaret etmelerinde gastronomi müzelerinin etkili olduğu düşünülmektedir. Araştırmada gastronomi müze faaliyetlerinin geliştirilmesi ve turizm potansiyeline etkilerinin artırılmasına yönelik önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Turizm, Turizm Potansiyeli, Gastronomi, Gastronomi Turizmi, Gastronomi Müzeleri