Gaziantep University
Discipline

Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı

Gaziantep University

84

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Cerrahi destekli hızlı maksiller genişletme sonrası nazal havayolu hacmi ve nazal hava akımındaki değişikliklerin akustik rinometri, rinomanometri ve dental volumetrik tomografi ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, cerrahi destekli hızlı üst çene genişletmesi (SARME) sonrasında akustik rinometri (AR), rinomanometri (RMN) ve dental volümetrik tomografi (DVT) kullanılarak nazal hava yolu hacmi ve nazal hava akışındaki değişiklikleri karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Çalışma planı: Çalışmamız, yaşları 15-26 arasında değişen, iskelet gelişimi tamamlanmış, 3'ü erkek, 10'u kadın 13 yetişkin hastadan oluşmaktadır. Bizim çalışmamızda DVT görüntülemesi ameliyat öncesi ve genişlemeden 3 ay sonra olmak üzere iki kez yapıldı. AR ve RMN ölçümleri kaydedildi ve Görsel Analog Skor (VAS) ve Burun Tıkanıklığı Semptom Değerlendirme (NOSE) Ölçeği anketleri operasyon öncesi ve genişlemeden 3 ay sonra puanlandı. Nazofarengeal-orofaringeal hava yolu hacmi ve alanları, Romexis 3.8.3.R (Planmeca, Helsinki, Finlandiya) ve Nemotec V2019 (Madrid, İspanya) yazılım programları kullanılarak hesaplandı. İstatistiksel analiz için IBM SPSS İstatistik 22 (SPSS IBM, Armonk, New York) kullanıldı. Bulgular: Her iki yazılım programının operasyon öncesi ve genişleme sonrası ölçümleri karşılaştırıldığında nazofaringeal hava yolu hacminde istatistiksel olarak anlamlı bir artış olduğu ortaya çıktı. Orofaringeal hava yolu hacminde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik gözlenmedi. Ayrıca VAS'ta istatistiksel olarak anlamlı bir artış, NOSE'de ise anlamlı bir azalma bulduk. Sonuç: Bulgularımıza göre SARME sonrası nazal hava yolu hacmi arttı ve nazal dirençte anlamlı bir değişiklik olmamasına rağmen hastaların yaşam kalitesi anlamlı derecede arttı.

Elifhan Alagöz
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gömülü mandibular üçüncü molar dişlerin sınıflandırmalarının panoramik radyografiler üzerinden yapay zeka kullanılarak değerlendirilmesi

Yapay zekâ teknolojileri gün geçtikçe hayatımızın her alanında yer almaktadır. Bu konuda, diş hekimliği ve ağız, diş, çene radyolojisi alanlarında hızla yeni gelişmeler yaşanmaktadır. Tez çalışmamızda, gömüklüğü en sık görülen diş olan mandibular üçüncü molar dişlerin Pell&Gregory ve Winter sınıflamalarına göre, yapay zekâ ve derin öğrenmeye dayalı bir modelle otomatik olarak sınıflandırılabilmeleri amaçlandı. Görüntüler üzerinde dişlerin etiketlenmesi CranioCatch etiketleme yazılımı (CranioCatch, Eskişehir, Türkiye) kullanılarak yapıldı. Pozisyon özelliklerinin değerlendirilmesi, gömülü diş tespiti ve numaralandırma için ayrı ayrı modeller geliştirildi. Pozisyon özelliklerinin değerlendirilmesi için; 3098 adet panoramik görüntü üzerinden etiketlemeleri yapılan 38 ve 48 numaralı dişlere ait verilerden, Pell&Gregory sınıflaması için 6, Winter sınıflaması için ise 4 adet olacak şekilde toplamda 10 adet veri seti sınıfı oluşturuldu. Gömülü diş tespit ve numaralandırma çalışmaları için ise mevcut tüm etiketli veriler kullanıldı. Bu görevler için geliştirilen Inception v3 ve Mask R CNN modellerinin başarıları, karmaşıklık matrisi kullanılarak hesaplandı. Inception v3 modelinin Pell&Gregory sınıflamasında duyarlılık, kesinlik ve F1 skoru değerleri Sınıf I için sırasıyla; 0.7, 0.3684, 0.4827, Sınıf II için; 0.7474, 0.9367, 0.8314, Sınıf III için; 0.875, 0.6, 0.7118, Pozisyon A için; 0.8604, 0.7254, 0.7872, Pozisyon B için; 0.6267, 0.8245, 0.7121, Pozisyon C için; 0.7142, 0.4167, 0.5263 olarak bulundu. Yine Inception v3 modelinin Winter sınıflamasında duyarlılık, kesinlik ve F1 skoru değerleri Vertikal pozisyon için sırasıyla; 0.8333, 1, 0.9090, Horizontal pozisyon için; 0.7778, 0.7778, 0.7778, Mesioangular pozisyon için; 0.778, 0.7368, 0.7567, Distoangular pozisyon için; 0.944, 0.85, 0.8947 olarak bulundu. Mask R CNN modelinin duyarlılık, kesinlik ve F1 skoru değerleri gömülü diş tespitinde sırasıyla; 0.9443, 0.9974, 0.9701, gömülü diş numaralandırmada; 0.9381, 1, 0.9680 olarak bulundu. Çalışmamızın sonuçlarına göre geliştirilen derin öğrenme modellerinin; gömülü mandibular üçüncü molar dişleri pozisyonlarına göre sınıflandırma, gömülü diş tespiti ve numaralandırmadaki başarısı umut vadetmektedir. Zaman içerisinde yapılacak çalışmalarla birlikte, derin öğrenmeye dayalı yapay zekâ uygulamaları klinik pratiğinde yer alabilir ve hekimlere destek olabilir.

Nilüfer Karaçay
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Daimi dentisyonda mandibular ikinci molar dişlerin kök oluşum seviyelerinin yapay zekâ ile değerlendirilerek çekim endikasyonu olan birinci molar dişlerin ideal çekim zamanının belirlenmesi

Daimi birinci büyük azı dişleri en fazla çürük görülen dişlerdir ve genelde buna bağlı olarak sergiledikleri zayıf prognoz nedeniyle erken yaşlarda kaybedilmektedir. Birinci azı dişlerinin çekimi için uygun zamanın tayin edilmesi çocukların fiziksel gelişimi için önemlidir. Dişlerin kalsifikasyon aşamalarını sınıflandıran Demirjian metodunda E safhası daimi birinci büyük azı dişlerinin çekim kararı için ideal bir zamandır ve çocuklarda 8-10 yaş aralığına tekabül eder. Bu tez çalışmasında daimi dentisyonda çekim endikasyonu olan mandibular birinci büyük azı dişlerin ideal çekim zamanının belirlenmesinde; mandibular ikinci büyük azı dişlerin Demirjian metoduna göre gelişim safhalarının panoramik radyografiler üzerinden yapay zekâ programına öğretilmesi ve buna bağlı olarak ideal çekim zamanının yapay zekâ uygulaması tarafından belirlenebilirliği değerlendirilmiştir. Tez çalışmamızda evrişimli sinir ağları kullanılarak Demirjian metodu kalsifikasyon aşamalarının, yapay zekâ ve derin öğrenmeye dayalı bir modelle otomatik olarak sınıflandırılabilmesi amaçlandı. Bu çalışmada 1106 adet panoramik radyografi üzerinde 37 ve 47 numaralı dişlerin segmentasyon ve detection yöntemleri ile etiketlemesi yapıldı. Görüntüler üzerinde dişlerin etiketlenmesinde CranioCatch etiketleme yazılımı (CranioCatch, Eskişehir, Türkiye) kullanıldı. Demirjian metodunun A-H'a kadar 8 safhası için 8 adet veri seti oluşturuldu. YOLOv5 modeli kullanılarak eğitildi. Detection yönteminde yaklaşık olarak 0, 990 duyarlılık, 0,917 kesinlik ve 0,952 F1 skoruna sahip sonuçlar elde edilirken, segmentasyon yönteminde 0,985 duyarlılık, 0,921 kesinlik, 0,952 F1 skoru sonuçları elde edildi. Çalışmamızın sonuçlarına göre geliştirilen derin öğrenme modellerinin; daimi birinci büyük azı dişlerin ideal çekim zamanını belirlemek için kullandığımız Demirjian metodunun safhalarını tespit/tahmin etmedeki başarılı olduğu görülmüştür.

Azı dişleriDerin öğrenmeDiş kökü+3
Ayşe Meryem Altın
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Derin öğrenme ile manyetik rezonans görüntüleri üzerinden temporomandibular eklem yapısal bileşenlerinin segmentasyonu ve anteriora konumlanmış diskin tespiti

Temporomandibular eklem hastalıkları (TMEH) toplumda yaygın olarak görülmektedir ve bu hastalıkların tanısında doğru bir görüntüleme yöntemi kullanmak, klinik başarı açısından kritik öneme sahiptir. Manyetik rezonans görüntüleme (MRG) temporomandibular eklem (TME) yumuşak doku rahatsızlıklarının teşhisinde altın standart olarak kabul görmektedir. Fakat TME'ye ait MR görüntülerinin yorumlanması uzman hekimler için bile kolay olmamaktadır. MRG'nin yorumlanmasında standardizasyon sağlanabilmesi için yapay zekâ sistemleri kullanılabilir. Bu çalışmanın temel amacı, TME bölgesinin yapısal bileşenlerinin, T2 ağırlıklı sagittal MR görüntüleri kullanılarak derin öğrenme modelleri ile otomatik olarak segmente edilmesidir. Çalışmada mandibular kondil, artiküler eminens, glenoid fossa ve artiküler diskin, normal ve anteriora deplase pozisyonlarındaki segmentasyonu yapılmıştır. Bu segmentasyon sürecinde YOLOv5 ve YOLOv8 modellerinin performansları karşılaştırılarak, hangi modelin bu yapılar üzerinde daha yüksek doğruluk ve hassasiyetle sonuçlar verdiği araştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda, yapay zekâ tabanlı yaklaşımların klinik uygulamalarda teşhis süreçlerine katkı sağlayabileceği hipotezi test edilmiştir. Çalışmada, TME bölgesine ait 901 adet T2 ağırlıklı sagittal MR görüntüsünden oluşan bir veri seti kullanılmıştır. Bu görüntüler üzerinden mandibular kondil, artiküler eminens, glenoid fossa ve artiküler disk anatomik yapılarının segmentasyonu, yapay zekâ destekli Craniocatch uygulamasında, YOLOv5 ve YOLOv8 derin öğrenme modelleri ile gerçekleştirilmiştir. Model performansları, duyarlılık, kesinlik ve F1 skoru gibi metriklerle değerlendirilmiştir. Mandibular kondil segmentasyonunda, YOLOv5'in duyarlılığı 1 iken, YOLOv8'in duyarlılığı 0,98'dir. YOLOv5'in kesinlik değeri 0,98, YOLOv8'in kesinlik değeri ise 0,97'dir. F1 skoru açısından, YOLOv5 0,99, YOLOv8 ise 0,98 değerlerine sahiptir. Artiküler eminens segmentasyonunda ise hem YOLOv5 hem de YOLOv8'in duyarlılık değerleri 0,98 olarak ölçülmüştür. Kesinlik açısından, YOLOv5 0,96, YOLOv8 ise 0,98 olarak hesaplanmıştır. F1 skoru, YOLOv5 için 0,97, YOLOv8 için ise 0,98'dir. Glenoid fossa segmentasyonunda YOLOv5'in duyarlılığı 0,82, YOLOv8'in duyarlılığı ise 0,96'dır. Kesinlik değeri YOLOv5 için 0,90, YOLOv8 için ise 0,98'dir. F1 skoru ise YOLOv5 için 0,86, YOLOv8 için 0,97'dir. Normal konumdaki artiküler diskin YOLOv5 modelindeki duyarlılık değeri 1, kesinlik değeri 1, F1 skoru 1; YOLOv8 modelindeki duyarlılık değeri 0.98, kesinlik değeri 1, F1 skoru 0.99 olarak bulunmuştur. Anterior konumdaki artiküler diskin YOLOv5 modelindeki duyarlılık değeri 1, kesinlik değeri 0.96, F1 skoru 0.98; YOLOv8 modelindeki duyarlılık değeri 0.96, kesinlik değeri 0.86, F1 skoru 0.90 olarak bulunmuştur. Bu çalışma, yapay zekâ tabanlı YOLOv5 ve YOLOv8 modellerinin TME yapılarının otomatik segmentasyonu konusunda yüksek başarı elde ettiğini göstermektedir. Özellikle YOLOv5 modeli, mandibular kondil ve anteriora deplase disk segmentasyonunda daha yüksek performans sergilemiştir. YOLOv8 ise glenoid fossa ve artiküler eminens segmentasyonunda daha başarılı sonuçlar vermiştir. Elde edilen bulgular, bu modellerin klinik ve radyolojik teşhis süreçlerine entegre edilebileceğini ve teşhis sürecini hızlandırarak hekimlere önemli bir destek sağlayabileceğini göstermektedir. Ayrıca, TME bölgesine ilişkin daha ileri düzey yapay zekâ modellerinin geliştirilmesiyle, hastalıkların erken teşhisi ve tedavi süreçlerinde daha etkin sonuçlar elde edilebilecektir.

Manyetik rezonans görüntüleme
Büşra Sınmaz
Bezmialem Vakıf University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Temporomandibular eklem ile ilişkili arterlerin 3 boyutlu rotasyonel anjiyografi ile değerlendirilmesi

Temporomandibular eklemin (TME) vaskülarizasyonu ve bölgedeki arter varyasyonları hakkında literatürde bir fikir birliği yoktur. TME çevresindeki vasküler anatominin anlaşılması, eklem cerrahisine ihtiyaç duyulan hastalarda intra-operatif ve post-operatif dönemde birçok komplikasyondan korunmasına yardımcı olur. TME bölgesindeki anatomik vasküler varyasyonlar hakkında yapılan çalışmaların büyük bir kısmını kadavra çalışmaları, buna ek olarak da radyolojik çalışmalar ve kısıtlı da olsa anjiyografi çalışmaları oluşturmaktadır. 3 boyutlu rotasyonel anjiyografi (3B-RA); geleneksel anjiyografi ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT)'nin özelliklerini birleştirerek, vasküler anatominin ve bölgedeki kemik dokunun, yüksek uzaysal ve kontrast çözünürlüğü ile görüntülemesini sağlayan güncel bir tekniktir. Aynı zamanda eksternal karotis arterin (ECA) ve dallarının vasküler anatomisini en iyi değerlendiren yöntem olarak kabul görmektedir. Çalışmamızda 31'i erkek, 36'sı kadın olmak üzere toplam 67 olguda 3B-RA ile ECA, temporal süperfisiyal arter (TSA), maksiller arter (MA), orta meningeal arter (OMA) ve transvers fasiyal arter (TFA)'in varyasyonları ve bazı anatomik noktalardan uzaklıkları değerlendirilip sonuçlar yaş, cinsiyet ve tarafa göre değerlendirildi. 33 olgu bilateral olmak üzere toplamda 100 hemikranyum değerlendirildi. Çalışmamızda 3B-RA'da ECA'nın çapı ortalama 3,28 ± 0,62 mm (min-maks: 1,70-5,61 mm), TSA'nın çapı ortalama 2,10 ± 0,46 mm (min-maks: 1,14-3,79 mm), MA'nın çapı ortalama 2,31 ± 0,43 mm (min-maks: 1,28-3,86 mm), OMA'nın çapı ortalama 1,71 ± 0,41 mm (min-maks: 0,93-2,69 mm) ölçüldü. TSA'ların %51'i laterokondiler, %49'u ise retrokondiler olarak konumlandı ve %99'unda bifurkasyon mevcuttu. Bifurkasyonların kondile göre %62'si latero pozisyonda, %38'i retro pozisyonda; zigomatik arka göre ise %11.1'i supra pozisyonda, %28.3'ü hizasında ve %60.6'sı infra pozisyonda gözlendi. TSA'ların bifurkasyon öncesi seyrinde; %71'i straight devam ederken, %23'ünde curve ve %6'sında ise loop gözlendi. Curve olan 23 dalın %56.5'i zigomatik arka göre infra pozisyonda, %34.8'i hizasında, %4.3'ü supra pozisyonda ve geriye kalan %4.3'ü ise iki adet olup curvelerden biri ark hizasında diğeri infra pozisyondaydı. Loop olan 6 dalın %16.7'si zigomatik ark hizasında, %83.3'ü ise infra pozisyonda gözlendi. TSA'nın dış kulak yolunun anterior noktasına olan uzaklığı 4,79 ± 1,36 mm (min-maks: 2,72-8,23 mm) olarak ölçüldü. TFA'ların %87'sinin kökeni TSA, %3'ünün ECA ve %10'ununda ise birden fazla dal mevcut olup kökenleri TSA ve ECA idi. TFA dalların %63'ü tek, %31'i iki ve %6'sı üç dala sahipti. TFA'nın glenoid fossanın en derin noktasına olan uzaklığı 24,74 ± 3,28 mm (min-maks: 15,55-32,68 mm) olarak ölçüldü. MA'nın lateral pterygoid kasa göre %63'ü yüzeyel ve %37'si derin yerleşimli olarak gözlendi. Derin seyirli MA'ların sigmoid çentikten uzaklığı 17,33 ± 3,14 mm, yüzeyel seyirlilerin uzaklığı ise 3,34 ± 2,93 mm olarak ölçüldü. OMA'nın kökeni tüm olgularda MA olarak tespit edildi. OMA ile artiküler eminensin en laterali arasındaki mesafe 27,10 ± 2,38 (min-maks: 21,45-34,93) olarak ölçüldü. TME çevresindeki arteriyel yapıların varyasyonelliğinin yüksek olmasından dolayı; radyolojik görüntü rehberli cerrahilerin tercih edilmesi, komplike durumlarda 3B-RA gibi girişimsel radyolojik yöntemlerden destek alınması, anjiyografi tekniğine ulaşımının olmadığı daha basit durumlarda ise TSA, TFA ve yüzeyel seyirli MA'nın USG ile değerlendirilmesi oluşabilecek komplikasyonların önceden tahmin edilebilmesi ve bunlardan kaçınılmasına olanak sağlar. Çalışmamızda elde edilen veriler değerlendirilip daha kapsamlı ve geniş çalışmalar kurgulandığında, TME cerrahilerindeki komplikasyon oranının azalmasına katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

Nilüfer Gürsoy
Bezmialem Vakıf University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İnferior alveolar arter ve varyasyonlarının 3 boyutlu rotasyonel anjiografi ile değerlendirilmesi

İnferior alveolar arter (İAA), mandibulanın temel kanlanma kaynağıdır. Diş çekimleri -özellikle gömülü 20 yaş diş çekimleri-, dental implant cerrahisi, kist-tümor cerrahisi, ortognatik cerrahi ve sagittal split osteotomisi gibi maksillofasiyal cerrahiler söz konusu olduğunda mandibula anatomi bilgisi önemlidir. Bu çalışmanın amacı İAA'nın Türk popülasyonunda dallanma paternlerini ve topografik özelliklerini üç boyutlu rotasyonel anjiyografi (3B-RA) ile değerlendirmek ve önceki kadavra çalışmaları ve literatür taramasına ilave olarak vital olgularda İAA varyasyonlarının radyolojik sınıflandırmasını tanımlamaktır. Çalışmamıza Common Carotid Arteria- Ortak Karotis Arterin (CCA) enjeksiyonu yoluyla tek taraflı veya iki taraflı serebral ve karotis arter 3B-RA görüntülemesi yapılan, yaşları 20 ile 78 arasında değişen, 34 kadın, 34 erkek, toplam 68 erişkin hasta dahil edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. İnternal karotis arter (ICA)- eksternal karotis arter (ECA)- maksiller arter (MA) ve İAA çapları, MA'nın musculus lateral pterygoideusa (MLP) göre seyri, İAA orjini- çıkışı- şekli ve açısı belirlenip cinsiyet, yaş ve tarafa göre analiz edilmiş ve birbirleriyle ilişkisi değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, literatürde MA için oluşturulmuş sınıflama referans alınarak modifiye bir sınıflama oluşturulmuş olup İAA şekline göre straight, curve ve loop olarak sınıflandırılmıştır. İAA'nın dalı olarak bilinen lingual dal tanımlanmış ve orjinleri değerlendirilmiştir. İnternal karotis arter, ECA ve MA çaplarının kadın hastalarda daha ince kalibrasyonda olduğu tespit edilmiş olup istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (sırasıyla p:0.036, p:0.001, p:0.001). İAA'nın çapı- şekli- açısı ve lingual dal orjini ile cinsiyet, yaş ve taraf arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Çalışma kapsamında değerlendirilen 101 hemikranyumun, 96'sında (%96) İAA MA'dan, 4'ünde (%4) ECA'dan köken alırken 1 vakada İAA izlenmemiştir. İAA orjininden dallanırken, tek veya posterior deep temporal arter (PDTA) ile truncus şeklinde çıkabileceği görülmüş, literatürle uyumlu olarak İAA-PDTA truncusunun görüldüğü vakaların tamamında MA'nın deep seyirli olduğu gözlenmiştir. Ayrıca, çalışmamızda İAA-PDTA truncus çıkışı kadınlarda istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla görülmüştür (p:0.028). Truncus uzunluğu ile İAA çapı arasında da pozitif yönlü orta düzeyli korelasyon bulunmuştur (p:0.003). MA'nın superfisiyal seyri ve lingual dalın MA orjini arasında da anlamlı ilişki mevcuttur (p:0.001). Üç boyutlu rotasyonel anjiyografi görüntüleme, submilimetrik değerlendirmeye ve detaylı ölçümlere izin verdiği için özellikle vasküler anatomik çalışmalarda değerli bilgiler sağlamaktadır. Bu bağlamda, İAA ve bununla ilişkili anatomik yapılar üzerinden gerçekleştirilen prosedürlerde, 3B-RA görüntüleme ile daha detaylı ölçümler, cerrahi işlemler öncesi belirlenecek önemli noktalara rehberlik ederek, komplikasyon oranını azalacaktır. Topografik veya radyolojik noktaları tanımlamak için daha ileri vital çalışmalara ihtiyaç vardır.

Emine Rana Sarıkaya
Bezmialem Vakıf University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemik dansitesini saptamada dental volümetrik tomografinin etkinliği ve DEXA ile karşılaştırılması

Mevcut literatürde çene kemiklerinin dansitesinin ölçüldüğü ve bu ölçümlerin vücudun diğer kemiklerinin dansiteleri ile karşılaştırıldığı pek çok çalışma bulunmaktadır. Diş hekimliği klinik ve radyolojik uygulamalarında çene kemiklerinin kalitesi ve dansitesi ile ilgili fikir sahibi olmak tedavi planlaması ve prognoz aşamalarında son derece yararlı olacaktır.Dual enerji x-ışını absorpsiyometri (DEXA), kemik mineral yoğunluğunu yüksek hassasiyet ile ölçen, hızlı tarama olanağı sunan ve girişimsel olmayan bir tekniktir. Bu tez çalışmasında yoğun derecede bulunan kemik yapıların süperpozisyonunu minimuma indirerek 2 ve 3 boyutlu mükemmel görüntüleme olanağı sunan dental volümetrik tomografi (DVT) yönteminin kemik dansitesini belirlemedeki etkinliği incelenmiştir. WHO kriterlerine göre normal, osteopeni ve osteoporoz tanısı alan 120 postmenopozal kadın hastanın DVT görüntüleri üzerinde kemik dokuyla ilgili ölçümler yapılmış ve hastaların DEXA parametreleriyle karşılaştırılmıştır.Daha önce panoramik radyograflar üzerinde yapılan radyomorfometrik analizler ve tıbbi bilgisayarlı tomografi cihazları ile yapılan dansitometrik ölçümler birlikte kullanılarak DVT cihazının kemik dokuyla ilgili sunduğu bilgiler değerlendirilmiştir. Bu bilgiler ışığında DVT ölçüm parametrelerinden mandibular kortikal kalınlık, dental volümetrik kortikal kalınlık ve maksilla HU değerlerinin gruplar arasında anlamlı fark gösterdiği ve osteoporotik bireylerde azaldığı; maksilla HU, mandibula HU, maksilla ve mandibula data profil (intensity) değerlendirmelerinin osteoporotik bireyleri saptamada etkili olduğu ve osteoporoz grubunda maksilla ve mandibulada kemik dansitesinin azaldığı tespit edilmiştir.Kemik dansitesi ve kalitesinin saptanması konusunda daha geniş yaş aralığındaki daha fazla sayıda hastadan oluşan çalışma gruplarıyla birden fazla DVT cihazı ve yazılımı kullanılarak yeni araştırmalar yapılması ile daha kesin sonuçlara ulaşılabilecektir.Anahtar Sözcükler: Dental volümetrik tomografi, dual enerji x-ışını absorpsiyometri, kemik dansitesi, metabolik kemik hastalıkları, osteoporoz.

Absorpsiyometri-fotonKemik dansitesiKemik hastalıkları+2
Burcu Keleş Evlice
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2012
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Pedodonti hastalarında odontojenik kistlerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi bulgularının retrospektif olarak değerlendirilmesi

Odontojenik kistler, dişe ait yapıların epitelinden gelişmekte ve genellikle yavaş büyümektedirler. Pedodonti hastalarında kistler genel olarak daha hızlı büyümekte ve kistlerin davranışlarını öngörmek daha zor olmaktadır. Bu çalışmanın amacı; Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalına çeşitli dental nedenlerle başvuran pedodonti hastalarındaki odontojenik kistlerin çeşitlerini, cinsiyet ve yaş gruplarına göre dağılımlarını araştırmak, KIBT verileriyle kistlerin özelliklerini belirlemek ve daha önce elde edilen diğer bilgilerle bu verileri karşılaştırmaktır. Yaşları 7-18 arasında değişen pedodonti hastalarında 15'i kız, 27'si erkek toplam 42 odontojenik kist olgusu (radiküler, dentigeröz kist ve keratokistik odontojenik tümör) konik ışınlı bilgisayarlı tomografi verileriyle retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Odontojenik kistler; yaş, cinsiyet, anatomik yerleşim, yükseklik, genişlik, derinlik, dalgalı sınır, inferior alveolar sinirle ilişki, kortikal kemikte perforasyon ve ekspansiyon, maksiller sinüse doğru genişleme, gömülü diş ya da dişlerle ilişki, lezyon şekli, diş ya da dişlerdeki yer değişiklikleri, kök rezorpsiyonları, maksiller sinüste oluşan perforasyonlar, nazal havayolundaki daralmalar ve nazal kavitede meydana gelen rezorpsiyonlar bakımından istatistiksel olarak incelenmiştir. Erkekler (%64.3) çoğunlukta ve radiküler kistler (%54.8), dentigeröz kistlerden (%23.8) ve keratokistik odontojenik tümörlerden (%21.4) daha fazla bulunmuştur. En fazla 13-18 yaş grubunda (%71.4) görülen odontojenik kistler, maksilla anteriorda (%33.3) sıklıkla yerleşim göstermiştir. Dentigeröz kistlerin %100'ü uniloküler olup dalgalı sınır %0 bulunmuştur. Keratokistik odontojenik tümörlerde dalgalı sınır %100 ve ilgili dişlerde kök rezorpsiyonu %0 saptanmıştır. Pedodontide odontojenik kistlerin dağılımı ve özellikleri hakkında bilgi sahibi olmak, klinik ve radyolojik muayene sırasında bu lezyonların teşhis edilmesinde ve uygun tedavi planlamasının yapılmasında diş hekimlerine yardımcı olacaktır.

KistlerOdontojenik kistlerPedodonti+3
Büşra Yılmaz
Gaziantep University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Paranazal sinüs anatomik varyasyonları ve mukozal değişimlerin DVT ile değerlendirilmesi

Paranazal sinüsler bölgesindeki anatomik varyasyonlar sinüslerin drenajını bozarak enfeksiyona neden olabilmektedir. Ayrıca implant uygulamalarında ve endoskopik sinüs cerrahi işlemlerin başarısında sinüsler ve anatomik varyasyonları tespit etmek önemlidir. Bu nedenle cerrahi uygulama öncesi bu bölgeler uygun görüntüleme yöntemleri ile değerlendirilmelidir. Bilgisayarlı tomografi (BT), paranazal sinüs hastalıklarının ve anatomik varyasyonlarının değerlendirilmesi ile inflamatuar hastalıkların tanı ve tedavisinde sıklıkla kullanılır. Dental tomografi (DVT)' nin radyasyon dozu, BT'den oldukça düşüktür. Bu nedenle paranazal sinüs ve varyasyonlarını incelemek için DVT tercih edilebilir. Bu tez çalışmasında 500 hastaya ait (255 erkek, 245 kadın) DVT görüntüsü incelendi. Orta meatus bölgesine komşu maksiller sinüste mukozal hastalıklara sebep olabileceğini düşündüğümüz anatomik varyasyonlar ve maksiller sinüs anatomik varyasyonları ve patolojileri sıklığı ve anatomik oluşumlar ile maksiller sinüs mukozal değişimleri ilişkisi değerlendirildi. Çalışmamıza göre en sık görülen anatomik varyasyon nazal septum deviasyonudur. Anatomik varyasyonlar ve maksiller sinüsteki mukozal kalınlaşma arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur. Çalışmamızda sağ maksiller sinüs hacminin ortalama değeri 12,47 cm3, sol maksiller sinüs hacminin ortalama değeri 11,85 cm3' idi. Çalışmamızda sinüs hacimleri ile sinüs patolojilerinin ilişkisi değerlendirildi. Maksiller sinüs patolojisi olan sinüste, maksiller sinüs hacminin düşük olduğu bulundu (p<0.05). Paranazal sinüslerde güvenli endoskopik sinüs cerrahisinin uygulanması ve diş hekimliği pratiğinde komplikasyonları önlemek amacı ile düşük doz radyasyon ile 3 boyutlu görüntüleme sağlayan DVT cihazlarının kullanılması yararlıdır.

AnatomiMaksillaMukozalar+1
Katibe Tuğçe Temur
Çukurova University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Paranazal sinüs patolojilerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Nazal kavite etrafında yer alan sinüs frontalis, sinüs etmoidalis, sinüs sfenoidalis ve sinüs maksillaris olarak adlandırılan hava boşluğu içeren ve kemikle çevrili yapılar paranazal sinüsler olarak tanımlanır ve fasiyal yapıların, çenelerin ve hava yollarının gelişiminde etkilidirler. Bu yapılar ince kemik laminalarla birbirinden ayrılmakla beraber ostiumlar aracığıyla da birbirilerine bağlıdırlar. Ayrıca paranazal sinüsler internal karotid arter, orbita, kavernöz sinüs, optik sinir gibi birçok önemli anatomik yapıyla ilişkilidir. Paranazal sinüslerin anatomisinin ve varyasyonlarının iyi bilinmesi fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi, maksilla posterior bölgeyi içeren implant cerrahisi gibi uygulamalar ve oluşabilecek komplikasyonlar açısından oldukça önemlidir. Çalışmamızda paranazal sinüslerin tamamını içeren 180 adet konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüsü kullanılarak anatomik varyasyon ve patoloji varlığı açısından retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda en çok rastlanan anatomik varyasyonlar agger nazi hücresi (%80,6), konka bülloza (%65,6) ve septum pnömatizasyonu (%60.3) olurken en az izlenen varyasyonlar sfenomaksiller plate (%2.1), ikinci orta konka (%1.8) ve alt konka bülloza (%1.7) olmuştur. Çalışmamızda en sık rastlanan patolojik bulgu maksiller sinüs mukozal kalınlaşması (%25) olmuştur. Paranazal sinüslerin radyolojik olarak 3 boyutlu incelenmesinde altın standart olan bilgisayarlı tomografiye oranla daha düşük radyasyon dozu ve maliyeti nedeniyle konik ışınlı bilgisayarlı tomografi daha iyi bir seçenek olarak öne çıkmaktadır.

AnatomiAnatomik özelliklerKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+2
Özge Dönmez Tarakçı
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksiller gömülü 3. molar dişlerin maksiller sinüs ve maksiller 2. molar diş ile ilişkisinin, panoramik radyografi ve KIBT ile karşılaştırılmalı olarak incelenmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, maksiller gömülü üçüncü molar dişlerin gömülülük tipi, pozisyonu, kök gelişim aşaması, folikül genişliği, sinüsle vertikal ilişkisi gibi parametrelerin ve maksiller ikinci molar dişlerin distal yüzeyindeki değişiklerin (marjinal kemik kaybı, çürük varlığı, kök yüzeyinde rezorpsiyon) panoramik radyografi ve KIBT yöntemleri ile karşılaştırmalı olarak incelenerek, panoramik radyografların (PR) maksiller gömülü üçüncü molar dişlerin değerlendirilmesindeki etkinliğinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, 121 hastaya ait 188 adet maksiller gömülü üçüncü molar dişin gömülülük tipi, angulasyon tipi, kök gelişimi, folikül genişliği, maksiller sinüsle ilişkisi ile komşuluğundaki maksiller ikinci molar dişin distalindeki marjinal kemik kaybı, çürük varlığı, distal kökündeki rezorpsiyon seviyesi hem PR hem de KIBT görüntüleri üzerinde değerlendirildi. Bulgular: "Maksiller ikinci molar dişin distal yüzeyindeki çürük varlığı" nın tespit edilmesi, görüntüleme yöntemleri arasında en yüksek uyum gösteren parametre (genel uyum oranı %92,6) olarak bulundu. İki görüntüleme yöntemi arasındaki en az uyum (genel uyum oranı %61,2) ise "maksiller ikinci molar dişin distal kök yüzeyindeki rezorpsiyon seviyesi" parametresinde görüldü. Ayrıca; PR'nin maksiller ikinci molar dişin distalindeki marjinal kemik defektini belirlemede genel doğruluk oranı %71,3, gömülü dişin maksiller sinüsle vertikal ilişkisinin tipini belirlemede genel doğruluk oranı %70,2, örten dokuya göre gömülülük tipini belirlemede genel doğruluk oranı %84,5 olarak bulundu. Sonuç: PR maksiller ikinci molar dişin distal yüzey çürüklerini saptamada güvenilir bir görüntüleme yöntemi iken maksiller ikinci molar dişin distal kök yüzeyindeki rezorpsiyon seviyesini saptamada yeterince güvenilir bir yöntem değildir. Anahtar Kelimeler: Gömülü diş, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, panoramik radyograf

Azı dişi-üçüncüAzı dişleriDiş-gömülü+4
Gülçin Kılcı
Aydın Adnan Menderes University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Rinosinüzit ile çeşitli odontojenik ve NON-odontojenik parametreler arasındaki ilişkinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, rinosinüzit (RS) ile çeşitli odontojenik/non-odontojenik parametreler arasındaki ilişkileri konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile değerlendirmektir. Herhangi bir nedenle KIBT taraması yapılan hastalardan, biri burun akıntısı veya burun tıkanıklığı olması gereken iki veya daha fazla semptom (fasiyal ağrı/basınç, koku azalması veya kaybı) ve patolojik KIBT değişiklikleri olan hastalar RS olarak tanımlandı. Odontonjenik/non-odontojenik parametreler ile RS/klinik semptomlar arasındaki ilişkiler ki-kare testi ile analiz edildi. Radyolojik parametrelerin bu değişkenler üzerindeki etkisi ikili lojistik regresyon analizi ile değerlendirildi. İstatistiksel analiz için IBM SPSS 25.0 (IBM Corp., Armonk, NY) istatistik programı kullanıldı (p<0,05). Bu çalışmaya 211'i (%55,8) kadın, 167'si erkek (%44,2) olmak üzere toplam 378 hasta (yaş ortalaması 38,03±16,09) dahil edildi. 98 (%25,9) hasta RS olarak tanımlandı. Septum deviasyonu, konka bülloza, periapikal lezyon ve oroantral ilişki/fistül; RS ve çeşitli klinik semptomlar için predispozan faktörler olarak belirlendi. Septum deviasyonu; burun tıkanıklığı ve koku azalması/kaybı için, konka bülloza; burun tıkanıklığı ve fasiyal ağrı/basınç hissi için, periapikal lezyonlar; burun tıkanıklığı ve fasiyal ağrı/basınç hissi için, oroantral ilişki/fistül varlığı; burun tıkanıklığı, burun akıntısı, fasiyal ağrı/basınç hissi ve koku azalması/kaybı için predispozan faktörler olarak belirlendi. Hastaların klinik semptomları, hekimler tarafından ayrıntılı değerlendirilmeli ve radyolojik değerlendirme sırasında RS ile ilişkili olabilecek parametreler açısından dikkatli olunmalıdır.

Belirti ve semptomlarKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiParanazal sinüsler+1
Hazal Duyan
Çukurova University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kronik periodontitis hastalarının çiğneme kaslarının kalınlığının değerlendirilmesi

Periodontitis en sık görülen kronik enflamatuar hastalıklardan biridir. Periodontitisin oral fonksiyonların kaybına neden olduğu iyi bilinmektedir; bu nedenle ısırma kuvveti ve masseter ve temporal kasların kalınlığı ile ölçülebilen çiğneme kapasitesini etkileyebilir. Ayrıca periodontal tedavinin çiğneme fonksiyonu üzerinde olumlu etkileri olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, kronik periodontitis hastalarının periodontal tedavi öncesinde ve sonrasında masseter ve temporal kas kalınlıklarının ultrasonografi ile ölçülerek, periodontitisin ve periodontal tedavinin çiğneme yeteneklerine etkisinin belirlenmesidir. Çalışmaya dahil edilen hastalar klinik ve radyolojik muayene ile belirlendi. Hastaların masseter ve anterior temporal kaslarının kalınlıkları bilateral olarak istirahatte ve maksimum kontraksiyonda ultrasonografi ile ölçüldü. Hastaların periodontal ölçümleri ve tedavileri tek bir hekim tarafından tamamlandı. İstatistiksel analiz için IBM SPSS 20.0 (IBM Corp., Armonk, NY) istatistik programı kullanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlendi. Periodontal ölçümlerin tedaviden önceki ile tedaviden sonraki değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Masseter ve anterior temporal kasların kalınlıklarının USG ölçümlerinde hem istirahat hem de kontraksiyondaki değerlerde tüm zaman aralıklarında istatistiksel olarak anlamlı artış izlenmiştir (p<0,05). Tüm kas gruplarında erkek hastaların kas kalınlıkları kadın hastalardan daha yüksek izlenmiştir. Bu çalışmada periodontal tedavinin çiğneme kaslarının kalınlığını ve çiğneme performansını arttırdığı gösterilmiştir. Kronik periodontitis hastalarının zaman kaybetmeden periodontal tedavi için yönlendirilmeleri gereklidir.

Kerime Berkhas Tumani Üstdal
Çukurova University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

KOAH hastalarında konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak maksiller sinüslerin morfometrik ve volümetrik incelenmesi

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) zararlı gaz ve partiküllere karşı oluşan, akciğerlerde hava yollarını, interstisyum ve damar yatağını etkileyen anormal enflamatuar cevapla karakterize sistemik bir hastalıktır. KOAH'lı bireylerde meydana gelen sinonazal değişikliklerin maksiller sinüs morfolojisi ve hacmini etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada KOAH'lı hastalarda konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kullanılarak 3D Synapse yazılım programı ile maksiller sinüslerin morfometrik ve volümetrik olarak değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamızda; Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi tomografi arşivindeki, 6'sı kadın 34'ü erkek 40 KOAH'lı hasta ile, 40 sağlıklı birey olmak üzere toplam 80 hastanın KIBT görüntüsü retrospektif olarak incelenmiştir. KOAH ve kontrol grubunda maksiller sinüslerin alan ve hacimleri 3D Synapse (Fujifilm, Tokyo, Japonya) yazılım programında ölçülmüş ve bulgular yaşa, cinsiyete, maksiller sinüs anatomik varyasyonlarına ve patolojilerine, dişsizlik sınıflamasına göre istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; KOAH grubunda maksiller sinüs alanı sağ, sol ve toplamda sırasıyla 582.9 mm2, 578 mm2 ve 1161.08 mm2, kontrol grubunda ise 640.5 mm2, 692 mm2 ve 1332.25 mm2 olarak bulunmuştur. Sağ maksiller sinüs alanı ile gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiş, ancak KOAH grubunun sol maksiller sinüs ve toplam sinüs alanı, kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük saptanmıştır (p<0.05). Maksiller sinüslerin ortalama hacimleri ise KOAH grubunda sağ, sol ve toplamda sırasıyla 11.5 cm3, 12.03 cm3 ve 23.53 cm3 iken, kontrol grubunda 15.52 cm3, 15.92 cm3 ve 31.44 cm3 olarak bulunmuştur. Sağ, sol ve toplam maksiller sinüs hacmi ile gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0.05). KOAH'lı bireylerde maksiller sinüs hacmi kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur. Sonuç olarak; KIBT, maksiller sinüslerin değerlendirilmesinde pratik ve etkili bir görüntüleme yöntemidir. KOAH gibi sinonazal değişikliklere neden olan enflamatuar hastalıkların maksiller sinüs boyutlarını etkileyebileceği düşünülmektedir

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifHacimsel veriler+3
Emine Ararat
Gaziantep University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mental foramen ve mental arterin ultrasonografik değerlendirilmesi

Mental foramen (MF); lokalizasyonu ve içinden geçen nörovasküler yapılar nedeniyle, anatomik ve morfolojik özelliklerinin klinisyenler tarafından tam olarak bilinmesi gereken mandibuladaki önemli bir yapıdır. Mandibulanın ön kısmının beslenmesinden sorumlu olan mental arter ise, inferior alveolar arterin devamı olduğundan, mandibulanın vaskülarizasyonunda önemli yer tutar. Bu çalışmanın amacı; mental foramen morfolojisi ve morfometrisini ultrasonografi (USG) ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile karşılaştırmalı olarak incelemek, USG'de mental arter kan akımı parametreleri ile yaş, cinsiyet, dental durum, alveolar kret yüksekliği ve mandibular kortikal indeks (MKİ) arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmamızda hasta grupları Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na çeşitli nedenlerle KIBT çekimi yapılması için başvuran 18 yaş ve üzeri hastalar arasından seçilmiştir. 18-39, 40-59, 60 yaş ve üzeri olmak üzere her bir grupta 20 hasta olacak şekilde toplam 60 (21 erkek 39 kadın) hastanın 120 mental forameni ve mental arteri değerlendirilmiştir. USG ile yapılan ölçümlerde; MF'nin ortalama yatay çapı 4.14±0.86 mm, dikey çapı 2.93±0.82, alveolar krete olan mesafesi 9.53±3.85 mm olarak tespit edilmiştir. KIBT ile yapılan ölçümlerde; MF'nin ortalama yatay çapı 4.62±0.78 mm, dikey çapı 2.88±0.68 mm, alveolar krete olan mesafesi 9.72±3.33 mm olarak bulunmuştur. MF'nin yatay çapı bakımından USG ve KIBT ölçümleri arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Kan akımı kaydedilemeyen mental arterin bulunmadığı, 31 (%25.8)'inin güçlü kan akımına, 89 (%74.2)'unun ise zayıf kan akımına sahip olduğu gözlenmiştir. Mental arterdeki kan akımını gösteren parametrelerin cinsiyet ile ilişkisi değerlendirildiğinde, mental arter ortalama hız (MD) değerinin erkeklerde kadınlardan anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Mental arter kan akım parametreleri MKİ skorlamalarına göre karşılaştırılmış ve zaman ortalamalı maksimum hız (TAMAX), zaman ortalamalı ortalama hız (TAMEAN) ve akış hacmi ortalama değerleri C1, C2 ve C3 gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir ve değerler C2 grubunda anlamlı olarak daha yüksek tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, ultrasonografi maksillofasiyal bölgedeki anatomik bir yapı olan mental foramenin ve mental arterin kanlanmasının değerlendirilmesinde etkili bir yöntemdir.

Foramen mentaleKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiMental arter+1
Aslıhan Artaş
Gaziantep University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Anterior mandibuladaki nörovasküler yapıların konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Sağ ve sol mental foramenler arasında yer alan, interforaminal bölge olarak da adlandırılan mandibulanın anterior bölgesi önemli anatomik yapıları ve varyasyonlarını içermektedir. Anterior mandibulada; mental sinir, insisiv kanal, lingual foramen ve vasküler kanalları, lingual arter, submental arter, mylohyoid arter gibi komplikasyonlara açık önemli anatomik yapılar bulunmaktadır. Bu anatomik yapıların doğru teşhisi; bölgenin lokal anatomisinin radyolojik olarak değerlendirilmesinde, cerrahi işlemler sırasında ve sonrasında nörovasküler komplikasyonların engellenmesi açısından klinik olarak önemlidir. Bu çalışmanın amacı; Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı arşivinde yer alan 200 olgunun anterior mandibula bölgesinde yer alan; mental foramen, aksesuar mental foramen, alveolar loop, mandibular insisiv kanal ve mandibular lingual foramenlerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile retrospektif olarak incelenip, bu anatomik yapılar ve çevre dokulara ait morfometrik bulguların literatüre kazandırılmasıdır. Aksiyal, sagital, koronal, seri kesitsel ve üç boyutlu reformat görüntüler kullanılarak bu anatomik yapıların boyutları, civar dokulara mesafesi, prevalans değerleri ve varyasyonları değerlendirilmiştir. Ölçümler diş durumuna ve cinsiyete göre karşılaştırılmıştır. Mental foramenin dişlere göre lokalizasyonunda cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. İncelenen olguların %4.5'unda aksesuar mental foramen tespit edilmiştir. 200 KIBT görüntüsünün 35 (%17.5)'inde alveolar loop gözlenmiştir. Çalışmamızda mandibular insisiv kanal ortalama %82 oranında bulunmuş olup, ortalama uzunluğu; sağ mandibular yarım çenede 7.47±4.56 mm, sol mandibular yarım çenede 7.22±4.45 mm olarak hesaplanmıştır. Mandibular lingual foramen ve vasküler kanallarının izlenme oranı %95.5 olarak rapor edilmiştir. Bu bulgular ışığında, anterior mandibulada uygulanacak implant uygulamaları gibi cerrahi işlemler öncesinde komplikasyonların önüne geçmek için interforaminal bölgede yer alan anatomik yapıların ve olası varyasyonlarının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi sistemleri ile görüntülenmesi önerilmektedir.

AnatomiForamen mandibulaeMandibula+2
Seda Özer
Gaziantep University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

MR uygulamalarının dental amalgamdaki faz değişiklikleri ve cıva buharlaşması üzerine etkilerinin XRD ve XPS yöntemleri ile incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, düşük ve yüksek teslada manyetik rezonans uygulamalarının yüksek bakır içerikli dental amalgamdaki faz değişiklikleri üzerine etkisinin XRD yöntemi ile, cıva buharlaşması üzerine etkisinin ise XPS yöntemi ile incelenmesidir.Disk şeklinde 5mmx1mm boyutlarında 126 adet dental amalgam örnek hazırlandı. Tüm örnekler elektronik ısısal döngü cihazı ile 1000 döngü ısısal yaşlandırmaya maruz bırakıldı. Daha sonra 3 gruba ayrılan örneklerin ilk grubu 0.2 T, ikinci grubu ise 1.5 T MRG cihazı ile manyetik alana maruz bırakıldı. Manyetik alana girmeyen örnekler ise kontrol grubu olarak değerlendirildi.Faz değerlendirmesi için her bir grupta 30 örnek olmak üzere toplam 90 örnek XRD yöntemi, yüzeydeki cıva miktarının belirlenmesi için ise her grupta 12 örnek olmak üzere toplam 36 örnek XPS yöntemi ile incelenmek üzere sınıflandırıldı. Her bir yöntemin örnek grupları üçe ayrıldı ve analizler manyetik alan uygulamasından 1., 7. ve 30. gün sonra yapıldı.XRD analizinde belirlenen ?, ?1, ?' ve Hg'ye ait pik değerlerinin, 0.2 T, 1.5 T ve kontrol grupları arasındaki ilişkisinin belirlenmesi için ANOVA ve Kruskal Wallis testi yapıldı ve istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05).XPS analizinde gruplardaki cıvanın atomik yüzdesi arasındaki ilişkiyi belirlemek için Kruskal Wallis testi yapıldı ve istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05).Manyetik alana maruz kaldıktan sonra geçen zamana bağlı, ?, ?1, ?' ve Hg'ye ait pik değerlerindeki ve yüzeydeki cıva konsantrasyonundaki değişimler Friedman testi ile incelendi ve istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05).Bu çalışmanın sonuçlarına göre MRG sırasında uygulanan statik manyetik alanın dental amalgamda yapısal değişikliğe neden olmadığı söylenebilir.

CıvaDental amalgamlarManyetik rezonans görüntüleme+2
Elif Sadık
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

8-18 yaş arası bireylerin fasiyal vertikal dikey boyut farklılıklarının angular bölgede kandida kolonizasyonuna etkisinin araştırılması

8-18 yaş arasındaki bireylerin farklı fasiyal dikey boyutları ile angular bölgelerinde olası candida kolonizasyonu arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılan bu çalışmada norm angle, low angle ve high angle çene yapısına sahip 50'şer birey incelendi. Her bireyin lateral sefalometrik görüntüsü üzerinde yüzün dik yön morfolojisini belirlemek için GoGn/SN açısı hesaplandı. Bireylerden alınan anamnez ile ağız solunumu ve dudak yalama alışkanlığının varlığı sorgulandı. Ayrıca hastaların ağız içi pH'sı ve ağız köşesi ıslaklık miktarı ölçüldü. Sonrasında ağız köşelerinden alınan ve Sabouraud Dextroz Agar (SDA) besiyerine ekilen sürüntü örnekleri üzerinde üreyen koloniler mikroskobik olarak değerlendirildi. Maya görünümüne sahip kolonilere germ tüp testi uygulanarak, koloniler candida albicans (c. albicans) ve c. albicans dışındaki diğer candida türleri olarak tanımlandı. Ağız köşesinde candida varlığının, bireylerin fasiyal dikey boyutları ile olan ilişkisinin istatistiksel analizi Kruskal-Wallis testi kullanılarak yapıldı ve istatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p≤0.05 olarak kabul edildi. Elde edilen sonuçlara göre adölesan bireylerin ağız köşelerinde bulunan candida kolonizasyonu ile bu bireylerin fasiyal dikey boyutları arasında ilişki saptanamamıştır. Ancak ağız solunumunun, high angle grubu bireylerde hem low angle ve hem de norm angle bireylere göre anlamlı biçimde farklı olduğu görülmüştür. Dudak yalama alışkanlığının ise low angle ve high angle grubu bireylerde birbirine benzer olduğu; buna karşın gerek norm angle ve high angle grubu bireylerin ve gerekse de low angle ve norm angle grubu bireylerin dudak yalama alışkanlıklarının birbirlerinden önemli ölçüde farklı olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: candida, cheilitis, çene, vertikal boyut

ErgenlerKandidaVertikal boyut-çene+3
Saliha Akçay
Karadeniz Technical University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak yapılan hacimsel hesaplamalarda farklı planimetrik yöntemlerin karşılaştırılması

Bu çalışmada amaç konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile yapılan hacimsel ölçümlerde farklı planimetric yöntemlerin doğruluğunun karşılaştırılmasıdır. Sığır femur kondillerinde hazırlanan kemik içi kaviteler KIBT ile tarandı. 0.3 mm kalınlıktaki kesitlerde nokta sayım, manuel segmentasyon ve semi otomatik segmentasyon metotları ile hacimler ölçüldü. Hesaplanan bu hacimler Arşimet yöntemine göre hesaplanmış sonuçlarla kıyaslandı. Manuel segmentasyon ve semi otomatik segmentasyon metotları ile elde edilen sonuçların Arşimet metodu ile elde edilen sonuçlarla uyumlu olduğu görüldü (p>0.05).

Dentofasiyal yapıKemik defektleriMaksilla+5
Alaettin Koç
Karadeniz Technical University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibulada gömülü dişlerin çevre yapılarla ilişkisinin dental volümetrik tomografi ve panoramik radyografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Diş hekimliğinde panoramik radyografi(PR) ve dental volümetrik tomografi (DVT) gömülü dişlerin pozisyonu ve komşu anatomik oluşumlarla ilişkisini değerlendirmede kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, mandibulada gömülü dişlerin komşu dişler ve çevre anatomik yapılarla ilişkisinin hem PR hem de DVT görüntüleri üzerinde değerlendirilmesidir. Materyal ve Metod: Bu çalışmada 2015-2021 yılları arasında Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine başvuran 150 hastanın DVT ve PR görüntüleri retrospektif olarak incelendi. İncelenen radyografilerde mandibulada tespit edilen gömülü dişlerin prevelansı, konumu, komşu olduğu dişler ve çevre anatomik yapılarla ilişkisi PR ve DVT üzerinden değerlendirildi. İlgili veriler lisanslı IBM SPSS 21 paket programı ve Microsoft Excel programı ile analiz edildi. Bulgular: Çalışmada 70'i kadın, 80'i erkek 150 hastanın radyografisinde saptanan 206 adet gömülü diş değerlendirildi. 173 adet gömülü alt üçüncü molar diş(GAÜMD)'lerin en sık izlendiği sınıflamalar %41,04 oranıyla vertikal, %50,87'si sınıf B ve %68,79'u sınıf II dir. İAK %71,68 oranla inferior konumda izlenmiş olup %50,87'sinde GAÜMD kökü ile arasında kemik septumu izlenmemiştir. GAÜMD kökü %23,7 oranla lingual kortikal kemikle kontakta olup, %8,67 lingual kemikte perforasyon mevcuttur. İnferior alveolar kanal(İAK) konumunun, dişin lingual kemikle ilişkisinin DVT ve PR görüntüleri arasında, ikinci molar dişte izlenen distal çürük ve eksternal kök rezorpsiyonu(EKR)'nun incelendiği DVT ile PR görüntüleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur(p<0.05). Gömülü kanin dişler konum olarak daha sıklıkla bukkal konumda ve 14 dişin 6'sı insisiv kanalla kontakta izlenmiştir. Gömülü premolar ve süpernümere premolar dişlerin konumu daha sıklıkla lingualde, ikinci molar dişler sıklıkla meziale eğimli ve İAK ile kontaksız izlenmiştir. Sonuç: Mandibulada gömülü dişler çevre anatomik yapılarla yakın ilişkilidir. Gömülü dişlerin rutin olarak PR ile takibi ve riskli durumlarda üç boyutlu DVT'ler ile teşhisin desteklenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: gömülü diş, dental volümetrik tomografi, panoramik radyografi, inferior alveolar kanal, lingual kemik, distal çürük

Alveolar kemikDentoalveolar yapıDiş çürükleri+5
Bahar Kaplan
Dicle University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibulanın nörovasküler demet içermesi muhtemel anatomik varyasyonlarının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

ÖZET Amaç Diş hekimliği uygulamalarında mandibulada anatomik varyasyonlar ile karşılaşılmaktadır. Anatomik varyasyonlar teşhis ve tedavi aşamalarında hekimlere zorluklar yaratabilmektedir. Bu çalışmanın amacı mandibuladaki nörovasküler demet içermesi muhtemel anatomik varyasyonların varlığını, konumunu ve morfolojik özelliklerini incelemektir. Gereç ve Yöntem Bu çalışmada 01.01.2023 – 01.01.2024 tarihleri arasında elde edilmiş KIBT görüntüleri kullanılmıştır. Mandibuladaki nörovasküler demet içermesi muhtemel anatomik varyasyonlara ait morfometrik ölçümler yapılıp bu varyasyonların varlığının lokalizasyona ve cinsiyete göre dağılımı not edilmiştir. İlgili verilerin istatistiki analizi yapılmıştır. Bulgular Tip 1 MK 784, tip 2 MK 51, tip 3 MK 84, tip 4 MK 31, tip 5 MK 19 ve tip 6 MK 3 adet izlenmiştir. AMF varlığı erkeklerde %2,5, kadınlarda %4,7 oranında tespit edilmiştir. AL sağ tarafta %23,7, sol tarafta %24,8 oranında tespit edilmiştir. Sağ MİK erkeklerde %28,4, kadınlarda %36,0 oranında tespit edilmiştir. Sol MİK erkeklerde %29,6, kadınlarda %35,8 oranında izlenmiştir. Tip 1 LK tüm vakaların %99,4' ünde izlenmiştir. Tip 2 LK sağ ve sol tarafta sırasıyla %45,5 ve %46,9 oranında tespit edilmiştir. Hastaların 107'sinde tip 1 BK' a, 108' inde tip 2 BK' a rastlanılmıştır. Tüm vakaların sağ ramusunda %13,8, sol ramusunda %15,6 oranında aksesuar foramen tespit edilmiştir. TKK frekansı sağ tarafta %1,0, sol tarafta %1,9 olarak izlenilmiştir. Tüm vakaların %4,9' unda KF, %1,6' sında KK bulunmuş, SK ise sağ tarafta %4,5, sol tarafta %5,6 oranında izlenmiştir. Sonuç Mandibulada izlenen nörovasküler demet içeren anatomik varyasyonların, yanlış teşhis ve tedavi esnasında komplikasyon geliştirme gibi ihtimalleri bulunmaktadır. Bu sorunların önüne geçmek için tıp ve diş hekimlerince tanınmaları oldukça önemlidir.

Menduh Sercan Kaya
Dicle University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bifid kondil bulunan hastalarda mandibulanın morfometrik özelliklerinin incelenmesi

Amaç: Bifid mandibular kondil (BMK) mandibulada nadir görülen varyasyonlardan biridir. Kondilin büyüme merkezlerinden biri olması bu yapının mandibulayı ve yüzün şeklini değiştirebileceğini düşündürmüştür. Bu çalışmanın amacı BMK bulunan hastalarda mandibulanın morfometrik özelliklerini Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomoğrafi (KIBT) kullanarak incelemektir. Gereç ve yöntem: 56 bifid kondil hastası ve 56 kontrol hastasına ait KIBT görüntüleri kullanılarak mandibula üzerinde; ramus boyu, kondil boyutları, interkondiler mesafe, aksiyel kondiler açı gibi çeşitli ölçümler yapılmış ve bu iki grup arasındaki ilişki incelenmiştir. Bulgular: Ramus boyu ile ilgili ölçümlerden bazıları (M2, M3) bifid kondil bulunan hastalarda anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Kondil boyutları ve aksiyel kondiler açı ise bifid olan kondillerde normal kondillere göre yüksek bulunmuştur. (p<0.05) Sonuç: BMK varlığı mandibulanın morfolojisini etkileyebilmektedir. Yüz şeklinin ve asimetrilerin değerlendirilmesinde BMK varlığına dikkat edilmelidir.

Banu Aydın
Bolu Abant İzzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Persiste timpanik foramen ile temporomandibular eklem şikayeti arasındaki ilişkinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Bu tezin amacı; temporomandibular eklem (TME) şikâyeti olan hastaların ve sağlıklı kişilerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde persiste timpanik foramen (PTF) varlığını, sıklığını ve özelliklerini değerlendirerek PTF ve TME patolojisi (TMD) arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve klinisyenleri bilgilendirmektir. Çalışmada hastalar 230 kişinin dahil edildiği TMD grubu ve 238 kişinin dahil edildiği sağlıklı grup olmak üzere iki grupta incelendi. PTF varlığı/yokluğu, çapı (mm), TME patolojisi varlığı ve türü, kondil morfolojisi, artiküler eminens pnömatizasyonu (AEP) varlığı ve tipi ile glenoid fossa pnömatizasyonu (GFP) varlığı ve tipi incelenerek kaydedildi. TMD grubunda PTF sıklığı (%37,8) sağlıklı gruptaki PTF sıklığına göre (%23,5) anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,001). TMD grubunda PTF sıklığı kadın cinsiyette daha yüksek idi. TMD grubunda en sık gözlenen kondil patolojisi düzleşme (%39,8), tüm bireylerde en sık gözlenen kondil morfolojisi ise konveks tipti (%46,7). PTF'nin AEP dağılımını etkilediği ancak GFP dağılımı ile PTF varlığı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı görüldü. PTF, TMD'nin bir predispozanı olabilir ve TME bölgesinde semptomlara neden olabilir. Bu çalışmanın sonuçlarının desteklenmesi ve PTF varlığı ile TMD arasındaki ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha geniş örneklem grupları ile hastaların TMD tanı kriterlerine göre sınıflandırılacağı yeni prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. ANAHTAR KELİMELER: Persiste timpanik foramen, Temporomandibular eklem şikayeti, Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

Selvi Ceren Demirci
Bolu Abant İzzet Baysal University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksiller ve mandibular üçüncü molar dişlerde demirjian yöntemiyle konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinde yaş tayini

Bu çalışmada, Türk subpopülasyonunda Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntüleri üzerinde Demirjian Metodu ile üçüncü molar dişlerin gelişim süreci değerlendirilerek kronolojik yaşın tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Yaşları 9-26 arasında değişen 453 bireyin maksiller ve mandibular üçüncü molar dişlerinin gelişim evreleri A'dan H'ye sekiz evre olarak değerlendirildi. Bu 8 aşamanın kronolojik yaş ile ilişkisi istatistiksel olarak analiz edildi ve çalışmada eşik değer olarak kabul edilen 18 yaşa göre evrelerin dağılımı incelendi. Gözlemci içi güvenilirlik Kappa testi ile incelendi. Cinsiyetler arasında gelişim evrelerinin yaşlarını karşılaştırmak için bağımsız örneklem t testi kullanıldı. Gelişim evreleri arasındaki yaş farklılıkları One-Way ANOVA modeli ile incelendi, anlamlı farklılık gösteren evreler Tukey post-hoc testi ile belirlendi. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak kabul edildi. Cinsiyetler arasında, gelişim evrelerinin (A-H) görüldüğü ortalama yaş açısından anlamlı farklılık görülmedi (p>0,05). Kronun tamamlandığı A evresi kadınlarda 15, erkeklerde 14 yaşlarına kadar görülürken, kök oluşumunun tamamlandığı H evresi her iki cinsiyette en erken 16 yaşında izlendi. A ve B evreleri 18 yaş ve üstü bireylerde görülmedi. Türk popülasyonunda, KIBT görüntülerinde Demirjian Metodu' na göre üçüncü azı dişlerinin gelişimi incelenerek bireylerin yaş aralığı tahmin edilebilir. Bu çalışmanın sonuçlarını desteklemek için farklı popülasyonlarda daha fazla örneklemin bulunduğu yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Yaş tayini, KIBT, Üçüncü Molar Diş, Demirjian Metod

Azı dişi-üçüncüAzı dişleriDişler+2
Feyza Akalın Kunuk
Bolu Abant İzzet Baysal University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri ile alt ikinci molar dişlerin kök pulpasının radyografik görünürlüğünün yaş tayini amacıyla değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı, Türk subpopülasyonunda mandibular ikinci molar dişlerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde kök pulpası görünürlük yöntemini kullanarak kronolojik yaşı ve bireyin 18 yaş altı veya üzerinde olduğunu tahmin etmektir. Çalışmaya, yaşları 15-75 arasında değişen 699 kişinin 1023 mandibular ikinci molar dişinin KIBT görüntüleri dahil edildi ve Olze'nin kök pulpası görünürlük yöntemi kullanılarak dört evrede değerlendirme yapıldı. Evrelerin tanımlayıcı istatistikleri ve evreler ile kronolojik yaş arasındaki ilişki değerlendirildi. Evreler ve kronolojik yaş karşılaştırması One-Way ANOVA modeli ile yapıldı ve Post-Hoc Tukey testi ile farklı evreler belirlendi. Evrelerin 18 yaş eşiğine göre dağılımı analiz edildi. Gözlemci içi güvenilirlik Kappa testi ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlendi. Her iki cinsiyet için de hem sağ hem de sol mandibular ikinci molar dişlerde evre arttıkça ortalama yaşta anlamlı bir artış gözlendi. Kadın ve erkeklerde Evre 0, Evre 1 ve Evre 2 yaş ortalamaları sırasıyla 27,21 ve 28,93; 33,68 ve 37,69; 40,9 ve 44,88 yıl olarak bulundu. Evre 0 ve Evre 1 hem 18 yaş altı hem de üstü bireylerde bulunurken, 18 yaş altı bireylerde Evre 2 ve Evre 3 görülmedi. Bilateral değerlendirme yapılan 323 kişiden 71'inde sağ ve sol taraf arasında farklı evreler görüldü. Türk subpopülasyonunda Olze'nin kök pulpası radyografik görünürlük yöntemi kullanılarak mandibular ikinci molarların KIBT görüntülerinde yaş tahmini yapılabilir. Bu çalışmanın sonuçları Türk subpopülasyonuna özgüdür. Bu araştırmanın sonuçlarını desteklemek için homojen cinsiyet, yaş ve evre dağılımlarına sahip farklı popülasyonlarda daha fazla örneklem içeren yeni araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Azı dişleriDental pulpaKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+2
Sema Serin Canpolat
Bolu Abant İzzet Baysal University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ekstraoral ve intraoral radyografilerle dental anomalilerin sıklık ve dağılımlarının değerlendirilmesi

Dental anomaliler fonksiyon ve estetik bozukluklara yol açması açısından önem arzeden ve tedavilerinde de kaybolan bu fonksiyon ve estetiğin kazandırılmasını sağlamak için basit girişimlerden komplike girişimlere kadar zaman ve emek harcanmasını gerektiren patolojilerdir. Bu tez çalışmasında amacımız, toplumumuzda dental anomalilerin sıklığını ve dağılımlarını araştırmaktır. Yaşları 5-16 arasında değişen toplam 1414 hastadan rutin muayene kaydı olarak alınan panoramik ve periapikal radyografik görüntüler incelenerek dental anomaliler boyut, şekil, sayı, doku ve sürme anomalileri başlıkları altında değerlendirildi. Saptanan anomalilerin cinsiyet, bölge, yön ve pozisyonuna göre sıklık ve dağılımları analiz edildi. Saptanan anomalilerin cinsiyet, yaş, çene ve bölge dağılımlarının istatistiksel analizi frekans analizi, Ki-kare testi, Fisher exact testi ile yapıldı. Tüm istatistiksel analizlerde güven aralığı %95 olarak seçildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerde, incelenen dental anomalilerin toplam görülme sıklığı %16,5 (kadın:124 birey, %16,2, erkek:109 birey, %16,8) olarak tespit edildi. Bu anomaliler içerisinde hipodonti görülme sıklığı %6 (kadın:44 birey, %6; erkek:39 birey, %6), oligodonti görülme sıklığı %0.1 (kadın:0 birey, %0; erkek:2 birey, %0.3), hiperdonti görülme sıklığı %1.3 (kadın:6 birey, %0,7; erkek:13 birey, %2), gömülü diş görülme sıklığı %4.7 (kadın:32 birey, %4.2; erkek:34 birey, %5.3), ikiz diş görülme sıklığı %0.3 (kadın:3 birey, %0.3; erkek:1 birey, %0.1), dilaserasyon görülme sıklığı %1.8 (kadın:17 birey, %2.2; erkek:9 birey, %1.3), dens invajinatus görülme sıklığı %0.3 (kadın:3 birey, %0.4; erkek:2 birey, %0.3), taurodontizm görülme sıklığı %2.9 (kadın:25 birey, %3.2; erkek:16 birey, %2.4), mikrodonti görülme sıklığı %0.8 (kadın:7 birey, %0.9; erkek:4 birey, %0.6), amelogenezis imperfekta görülme sıklığı %0.07 (kadın:1 birey, %0.1; erkek:0 birey, %0), inversiyon görülme sıklığı %0.3 (kadın:1 birey, %0.1; erkek:3 birey, %0.4), transpozisyon görülme sıklığı %0.1 (kadın:0 birey, %0; erkek:2 birey, %0.3), transmigrasyon görülme sıklığı %0.2 (kadın:2 birey, %0.3; erkek:1 birey, %0.1) ve persiste süt dişi görülme sıklığı %3.1 (kadın:19 birey, %2.5; erkek:26 birey, %4) olarak belirlendi. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda yalnızca süpernumerer dişlerin değerlendirilmesinde cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilirken, diğer anomalilerde cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilemedi. Çalışmamızda incelenen dental anomaliler arasında görülme sıklığı en fazla olan anomalinin hipodonti olduğu tespit edilmiş olup, daha sonra sırasıyla gömülü diş, taurodontizm, dilaserasyon, hiperdonti, mikrodonti, dens invajinatus, ikiz diş, inversiyon, transmigrasyon, transpozisyon, oligodonti ve amelogenezis imperfekta gelmektedir. Diş hekimlerinin dental anomaliler ile sık karşılaşıldığının farkında olmaları ve radyografik muayeneye gereken önemi vermeleri gerekmektedir. Bu anomalilerin erken teşhisi ve tedavisi, çocukların potansiyel ortodontik ve estetik problemlerini minimuma indirgemek açısından önemlidir.

AnodontiDental estetikDental pulpa+4
Pınar Gökçen Yücesan
Karadeniz Technical University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksiller sinüs hacminin farklı cinsiyet ve yaş gruplarına göre üç boyutlu olarak değerlendirilmesi

Maksiller sinüs, diş hekimliğinin birçok branşında yapılan tedavilerde çalışma sahasına giren önemli bir anatomik oluşumdur. Maksiller sinüs hacminin ölçülmesi için kadavralar, stereolojik yöntemler, iki boyutlu konvansiyonel radyografiler, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme gibi çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Biyomedikal teknolojinin ilerlemesiyle karmaşık yapıdaki doku ve organların çevredeki anatomik oluşumlardan ayrılarak tek başına incelenmesini sağlayan, incelenen her bir alanı ayrı ayrı renklendirerek hacim–alan ölçümlerinin yapılmasına olanak veren, üç boyutlu modelleme yaparak preoperatif tedavi planlamasında hekimlere kolaylık sağlayan yazılımlar geliştirilmiştir. Çalışmamızın amacı, maksiller sinüs hacminin yaşa ve cinsiyete göre değişiminin bu üç boyutlu modelleme yapan yazılımlardan biri olan MIMICS 19.0 (Materialise's Interactive Medical Image Control System), (Materialise HQ Technologielaan, Leuven, Belçika) ile değerlendirilmesidir. Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı arşivinin retrospektif incelenmesiyle belirlenen 200 hasta ile çalışma grubu oluşturulmuştur. Hastalar 18-24, 25-34, 35-44, 45-54, 55 yaş ve üstü olmak üzere beş gruba ve cinsiyete göre iki gruba ayrılmıştır. Hastaların konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri MIMICS programına aktarılarak maksiller sinüs hacminin ölçümü yapılmıştır. İstatistiksel analiz için SPSS (Statistical Package for Social Sciences, versiyon 21) kullanılmıştır. Çalışmamızdan elde edilen bulgulara göre sağ ve sol maksiller sinüs hacmi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı, erkeklerdeki maksiller sinüs hacminin ise kadınlara göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür. Araştırmamızın bir diğer bulgusu ise yaş artışı ile birlikte maksiller sinüs hacminde azalma meydana gelmesidir. Özellikle 18-24 yaş grubundaki bireylerde erkeklerdeki sinüs hacminin kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı derece yüksek olduğu görülmüştür. Son yıllarda geliştirilen MIMICS programı ile maksiller sinüs yapısının etkin bir şekilde değerlendirilebildiği ve sinüs hacminin gerçeğe yakın bir değerde ölçülebildiği görülmüştür.

CinsiyetMaksillaMaksiller sinüs+4
Ceren Aktuna Belgin
Dicle University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hipertiroidi ve hipotiroidi hastalarında çene kemiklerinde görülen değişikliklerin radyografik olarak değerlendirilmesi

Hipertiroidi ve Hipotiroidi Hastalarında Çene Kemiklerinde Görülen Değişikliklerin Radyografik Olarak Değerlendirilmesi Bu tez çalışmasında amacımız; fakültemiz Oral Diagnoz ve Radyoloji kliniklerine başvurmuş ve çeşitli sebeplerle panoramik radyografi çekilmiş hipertiroidi ve hipotiroidi hastalarının mandibulalarında muhtemel osteoporotik değişiklikler açısından değerlendirmektir. Bu amaçla 18-60 yaş aralığında 29 hipertiroidi 60 hipotiroidi 55 sağlıklı kadının panoramik radyografileri değerlendirildi. Değerlendirmeler için mental indeks (MI), panoramik mandibular indeks inferior (PMI-İ) mandibular kortikal indeks (MKI) ve fraktal boyut analizi (FBA) kullanıldı. Normal dağılıma uygunluk Kolmogorov-Smirnov testi ile incelendi. Gruplara göre kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi kullanıldı. İkili gruplara göre normal dağılan nicel verilerin karşılaştırılmasında Bağımsız iki örnek t testi kullanıldı. Normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi kullanıldı. Önem düzeyi p<0,050 olarak alındı. Kontrol grubunun MI ortalaması 4.65 iken hipertiroidi grubunun ortalaması 3.90, hipotiroidi grubunun ortalaması 4.12 olarak elde edildi. Kontrol grubunun ortalaması 0.47, hipertiroidi grubunun ortalaması 0.39, hipotiroidi grubunun ortalaması 0.41 olarak elde edildi. Kontrol grubunun %81.8'inin, hipotiroidi grubunun %53.3'ünün ve hipertiroidi grubunun %58,6'sının MKI'i C1 bulundu. Kontrol grubunun %18.2'sinin, hipotiroidi grubunun %41.7'sinin ve hipertiroidi grubunun %31'inin MKI'i C2 bulundu. Hipotiroidi grubunun %5'inin, hipertiroidi grubunun %10.3'nün C3 MKI'i görülürken, kontrol grubunda bu sınıf görülmedi. Kontrol grubuna göre, hipertiroidi ve hipotiroidi hastalarının FBA ölçümlerinde farklılık bulunmadı. MI, PMI-İ MKI ve FBA gibi panoramik radyografi üzerinde değerlendirilmesi kolay olan indeksler, hipertiroidi ve hipotiroidi gibi kemik yoğunluğunun azalmasına neden olan rahatsızlıkların erken dönemde belirlenebilmesinde yardımcı olabilir. Bu olası bulgular ile tanı almamış bireylerin ilgili disiplinlere yönlendirilmesi veya tanısı mevcut olan hastaların ek bir veri ile tedavilerine devam etmeleri sonucu muhtemel komplikasyonların önüne geçebileceği öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hipertiroidizm, Hipotiroidizm, Osteoporoz, Fraktaller

FraktalHipertiroidizmHipotiroidizm+4
Hümeyranur Dal
Karadeniz Technical University
2021
11
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinde atlantoodontoid eklemde dejeneratif değişikliklerin retrospektif olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı atlantoodontoid eklemdeki (AOE) dejeneratif değişikliklerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri üzerinde tespit edilip, şiddetinin cinsiyetler ve yaş grupları arasında dağılımı hakkında bilgi vermektir. Çalışma başlangıcında 1632 KIBT görüntüsü incelendi. KIBT görüntüleri çalışma için uygun bulunan; yaşları 18-80 arasında değişen 130 kadın, 85 erkek toplam 215 hasta tespit edildi. Tespit edilen hastalar belirlenen yaş aralıklarına göre altı gruba ayrıldı. AOE'de görülen dejeneratif değişiklikler Lakshmanan ve ark.'larının yaptığı sınıflandırmaya göre skorlandı. İstatistiksel analiz için ki-kare ve ordinal regresyon testleri kullanıldı. Tüm istatistiksel analizlerde güven aralığı (GA) %95 olarak belirlendi. Çalışmamızdaki kadın hastaların daha yüksek OA skoruna sahip olma ihtimali, erkek hastaların ihtimalinin 0.557 (%95 GA, 0.318-0.975) katıdır. 60-69 yaş arası hastaların daha yüksek OA skoruna sahip olma ihtimali, 70-80 yaş aralığındaki hastaların ihtimalinin 0.04 (%95 GA, 0.005-0.308) katı, 50-59 yaş arası hastaların daha yüksek OA skoruna sahip olma ihtimali 70-80 yaş aralığındaki hastaların ihtimalinin 0.029 (%95 GA, 0.004-0.206) katı, 40-49 yaş arası hastaların daha yüksek OA skoruna sahip olma ihtimali 70-80 yaş aralığındaki hastaların ihtimalinin 0.006 (%95 GA, 0.001-0.045) katı, 30-39 yaş arası hastaların daha yüksek OA skoruna sahip olma ihtimali 70-80 yaş aralığındaki hastaların ihtimalinin 0.003 (%95 GA, 0.000-0.025) katı, 18-29 yaş arası hastaların daha yüksek OA skoruna sahip olma ihtimali 70-80 yaş aralığındaki hastaların ihtimalinin 0.001 (%95 GA, 0.000-0.008) katıdır.

Atlanto aksiyal eklemEklemlerKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+2
Ramazan Berkay Peker
Karadeniz Technical University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Baş boyun bölgesi yumuşak doku kalsifikasyon ve ossifikasyonlarının radyografik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı panoramik radyografik görüntüler üzerinde baş boyun bölgesine ait yumuşak doku kalsifikasyon ve ossifikasyonlarının sıklığı ve dağılımlarının belirlenmesidir. Toplam 4000 hastaya ait dijital panoramik görüntüler kalsifikasyon/ossifikasyon varlığı açısından panoramik görüntü üzerindeki yerleşim yerlerine göre belirlenen beş ayrı bölgede incelendi. Yaşları 16-77 arasında değişen 114 erkek, 118 kadın toplam 232 hastada kalsifikasyon veya ossifikasyon tespit edildi. Karşılaşılan kalsifikasyon ve ossifikasyonların yaş, cinsiyet ve konuma göre dağılımları incelendi. İstatistiksel analiz için ki-kare testleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p < 0,05 olarak kabul edildi. Çalışmamızda en sık kalsifikasyon/ossifikasyon tespit edilen bölge ikinci bölge (%49,4) olarak saptandı. Bu bölgede karşılaşılan durum stilohyoid ligament ossifikasyonudur. Yaş gruplarına göre en fazla kalsifikasyon/ossifikasyon 46-60 yaş (%32,3) aralığında saptandı. Kalsifikasyon/ossifikasyonların % 68'i bilateral, %32'si unilateraldir. Sadece beşinci bölgede cinsiyetler arasında kalsifikasyon sıklığı istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklıydı (p<0,05). Bu bölgede çoğunlukla laringeal kıkırdak kalsifikasyonları ve arteriyel kalsifikasyonlar tespit edilir.

BoyunKafaKalsifikasyon+4
Baki Meşe
Karadeniz Technical University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tam kafa ve sınırlı alan ışınlanarak birleştirilen konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde yapılan lineer ölçümlerin doğruluğunun araştırılması

Çalışmanın amacı, büyük FOV ve sınırlı alanlar ışınlanıp birleştirilerek elde edilen tam kafa Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerindeki lineer ölçümlerin doğruluğunun araştırılmasıdır. KIBT, maksillofasiyal bölgedeki anatomik komponentlerin üç boyutlu olarak değerlendirilmesini sağlayan bir görüntüleme yöntemidir. Günümüzde ortodontik değerlendirmelerde sıklıkla kullanılan lateral sefalometrik ve posteroanterior filmlerin süperpozisyon, distorsiyon, tekrarlanan çekimlerde baş pozisyonunun standardizasyonunun sağlanamaması gibi sınırlılıkları mevcuttur. KIBT'nin diş hekimliğinde kullanıma başlanmasıyla ortodontik değerlendirmelerde de kullanımı popülerlik kazanmaya başlamıştır. KIBT sistemleri genel olarak 8-15 cm arasında değişen sınırlı bir görüntüleme alanına sahip olduğundan kraniomaksillofasiyal bölgedeki anatomik yapıları aynı anda görüntülemek mümkün değildir. Görüntüleme alanını büyütme, detayın azalmasınavecihaz üretiminde maliyetin artmasına neden olurken hastanın maruz kaldığı radyasyon dozunu da arttırmaktadır. Bu çalışmada; 8 adet kuru kafanın görüntüsü, Morita (3D Accuitomo 170-Morita, Kyoto, Japan) ve I-CAT KIBT (Next Generation; Imaging Sciences International, Hatfield, PA, USA) cihazları ile alınmıştır.Elde edilen tam kafa KIBT görüntüleri üzerinde ortodontik değerlendirmelerde sıklıkla kullanılan noktalar belirlenerek aralarındaki mesafeler ölçülmüştür. Ölçümler bir gözlemci tarafından yapılmış olup üç ayrı ölçüm yapılarak ortalaması alınmıştır. Daha sonra, ölçümlerin doğruluğunu test etmek amacıyla kuru kafalar üzerinde0-200 mm (0-8.0 inç) ölçme aralığı ve 0,01 mm (0,0005 inç) çözünürlükte sivri uçlu dijital kumpas (Allendale Electronics Ltd., Hertfordshire, İngiltere) yardımıyla gerçek ölçümler yapılmıştır. Gözlemci içi uyumu değerlendirmek amacıyla, ölçümler 2 hafta sonra aynı gözlemci tarafından tekrarlanmıştır. KIBT görüntüleri üzerinde yapılan ölçümler ve gerçek ölçümler arası uyum sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) kullanılarak belirlenmiştir. Ayrıca gerçek ölçümler ile KIBT görüntüleri arasındaki uyum düzeyi fark ortalaması +- standart sapmalar kullanılarak incelenmiş ve Bland-Altman uyum sınırları elde edilmiştir. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde hem I-CAT hem de Morita KIBT cihazıyla yapılan ölçümlerin gerçek ölçümlere çok yakın değerde olduğu ve aralarında yüksek veya mükemmel uyum olduğu görülmüştür. Ayrıca Morita KIBT cihazının sonuçlarının I-CAT cihazına göre biraz daha iyi olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; Morita KIBT cihazının sınırlı alanları ışınlayarak birleştirme yönteminin, tam kafa görüntülerin elde edilmesinde kullanılabileceği görülse de konu ile ilgili ilave çalışmalara ve büyük dedektörlere göre radyasyon dozunun test edilerek kullanılabilirliğinin değerlendirilmesine ihtiyaç vardır.

Mehmet Özgür Özemre
Başkent University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Antidepresan kullanan hastalarda parotis ve submandibular tükürük bezlerinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, antidepresan kullanan bireylerin parotis ve submandibular tükürük bezlerinin ekojenite, parankim yapısı, marjin özellikleri, kanlanma ve boyut özellikleri açısından ultrasonografi (USG) ile incelenerek sağlıklı bireyler ile karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 51 sağlıklı, 51 antidepresan kullanan olmak üzere toplamda 102 bireyin hem sağ hem sol parotis ve submandibular tükürük bezleri ultrasonografi ile incelendi. Görüntüler üzerinde ekojenite, parankim yapısı, marjin özellikleri, kanlanma özellikleri ve boyutlar değerlendirildi. Sağ submandibular bezinin hastalarda superio-inferior mesafe ortalaması (13,9±1, mm) kontrol grubu ortalama değerine göre (13,4±1,0 mm) anlamlı olarak daha yüksektir (p=0,02). Sol submandibular bezin hastalarda medio-lateral mesafe ortancası (32,6 (25,6-36,1) mm) kontrol grubu ortanca değerine göre (33,1 (28,8-36,0) mm) anlamlı olarak daha düşüktür (p=0,01). Sağ parotis bezinin hastalarda medio-lateral mesafe ortalaması (14,9±1,3 mm) kontrol grubu ortalama değerine göre (15,7±1,5 mm) anlamlı olarak daha düşüktür. Sol parotis bezinin hastalarda medio-lateral mesafe ortalaması (14,9±1,3 mm) kontrol grubu ortalama değerine göre (15,6±1,6 mm) anlamlı olarak daha düşüktür. Değerlendirme yapılan diğer kriterlerde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir.Antidepresan kullanan bireyler ile sağlıklı bireyler arasında submandibular ve tükürük bezlerinin ekojenite, parankim yapısı, marjin özellikleri ve kanlanma açısından anlamlı bir farklılık yoktur. USG, tükürük bezlerinin değerlendirilmesinde etkili bir yöntemdir.

Semih Tanrıverdi
Aydın Adnan Menderes University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Panaromik radyografilerde maksiller sinüs içerisinde görülen maksiller molar dişlerin köklerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) ile karşılaştırılması ve maksiller posterior dişlerdeki periapikal patolojilerin maksiller sinüslerdeki mukozal kalınlaşmaya etkisi

Çalışmamızın amacı panoramik radyografilerde maksiller molar dişlerin köklerinin maksiller sinüs ile ilişkisinin değerlendirilerek Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) ile karşılaştırılması ve ayrıca maksiller posterior dişlerdeki periapikal patolojilerin maksiller sinüslerdeki mukozal kalınlaşmaya etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmamızda Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda daha önceden muayene olmuş ve Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi ile maksiller bölgeyi içeren KIBT görüntüsü alınmış hastaların görüntüleri retrospektif olarak taranmıştır. Herhangi bir sistemik hastalığı bulunmayan, maksiller sinüslerde önceden yapılmış sinüs lift operasyonu olmayan, maksiller posterior bölgelerde implant cerrahisi yapılmamış 20-50 yaş aralığında 298 hastadan 969 adet maksiller 1. ve 2. molar diş çalışmaya dahil edilmiştir. Bulunan sonuçlara göre istatistiksel veriler IBM SPSS V23 ile analiz edilmiş olup kategorik verilerin karşılaştırılmasında Fisher-Freeman-Halton testi ve Pearson Ki Kare testi kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov Smirnov ve Shapiro Wilk testleri ile incelendi. Üç ve üzeri gruplara göre normal dağılıma uymayan verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis H testi kullanıldı. Çoklu karşılaştırmalar da Bonferroni Düzeltmeli Z testi ile incelenmiştir. Sonuçlar arasındaki uyumun incelenmesinde Kappa testi kullanılmıştır. Sonuç olarak panoramik radyografilerde maksiller sinüs içerisinde izlediğimiz maksiller molar dişlerin kökleri, %72,1 oranında KIBT'de de maksiller sinüs içerisinde tespit edilmiştir. Dişlerin %89'unda periapikal bölgede lezyon izlenmemiş olup bunların da %26,6'sında mukozal kalınlaşma (>2mm) tespit edilmiştir. Ayrıca mukozal kalınlaşma (>2mm) olduğunda da en sık (%39,5) 2-5 mm kalınlaşma tespit edilmiştir. Dişlerin %11'inde periapikal lezyon görülmüş olup bunların %66,3'ünde mukozal kalınlaşma (>2mm) görülmüştür. Periapikal lezyonlu dişlerde de en sık (%40,1) 2-5 mm mukozal kalınlaşma tespit edilmiştir. Periapikal lezyon varlığı ile mukozal kalınlaşma derecesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir bağlantı bulunmuştur (p <0,001).

Yunus Yiğit Saka
Alanya Alaaddin Keykubat University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Pell & gregory ve winter sınıflandırmasıyla klasifiye edilmiş gömülü yirmi yaş dişlerinin kan grupları ile ilişkisinin incelenmesi

Alt çene yirmi yaş dişleri ağızda en fazla gömülü kalan dişlerdir ve ABO ve Rh kan grupları ile bu dişlerin gömülü kalma durumları arasındaki ilişkiyi bulmak hangi populasyonların ve hangi bireylerin gömülü kalma yönünden daha savunmasız olduklarını tahmin etmek ve daha iyi bir müdahale için önem arz etmektedir. Aynı zamanda gömülü alt yirmi yaş dişleri pozisyonlarına göre çeşitli sınıflandırmalar ile klasifiye edilmiş olup en fazla kullanılan sınıflandırmalar Winter ve Pell & Gregory sınıflandırmalarıdır. Çalışmamızın da amacı Pell & Gregory ve Winter sınıflandırmaları ile klasifiye edilmiş gömülü alt yirmi yaş dişlerinin kan grupları ile bir ilişkisinin olup olmadığını incelemekti. Bu bağlamda, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na 1 Mayıs 2023 ile 31 Aralık 2023 tarihleri arasında muayene olmak için gelen, kriterlere uyan 534 hasta (274 erkek-260 kadın) rastgele seçildi ve bu hastalara ait 890 gömülü alt yirmi yaş dişi çalışmamıza dahil edildi. Hastalar kan gruplarına göre sınıflandırıldıp mandibular gömülü yirmi yaş dişleri Winter ve Pell & Gregory sınıflandırmalarına göre klasifiye edildi. Kan grupları ve gömülü kalma arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını incelemek adına istatistiki analizler yapıldı. Çalışmamızın sonuçlarına göre Winter sınıflandırmasına göre gömülü kalma ile kan grupları arasında anlamlı bir ilişki yoktu fakat Pell & Gregory sınıflandırmasına göre cinsiyet ayrımı yapmaksızın ve taraf ayrımı yapmaksızın kan grupları ile sınıfların arasında istatistiksel olarak anlamlı bir bağlantı olduğu bulunmuştur (p=0,008).

İbrahim Tevfik Gülşen
Alanya Alaaddin Keykubat University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ağız solunumu yapan hastaların masseter kas kalınlıklarının ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Ağız solunumu, çeşitli faktörlere bağlı olarak meydana gelebilen normal solunum paterninin patolojik bir versiyonudur. Kraniyofasiyal yapıların dengeli olarak büyüyebilmesi için burnun normal solunum fonksiyonunu yapabilmesi çok önemlidir. Kronik hale gelen ağız solunumu, kraniyofasiyal kompleksin büyümesini olumsuz olarak etkiler ve dental yapılar ile komşu iskelet kas yapıları üzerinde de problemler oluşturur. Bu çalışmada ağız solunumu yapan bireylerde masseter kas kalınlıklarının ultrasonografi yöntemi ile değerlendirilerek bu durumun çiğneme sisteminde kaslar üzerine olası etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ultrasonografi tekniği, masseter kas kalınlığının değerlendirilmesinde kolay uygulanabilir, eş zamanlı hızlı görüntüleme sağlayan ve bilinen kümülatif biyolojik bir yan etkisi olmayan avantajlı bir tekniktir. Bu çalışmaya 18-65 yaş aralığında 50 ağız solunumu yapan ve 50 normal burun solunumu yapabilen toplam 100 hasta dahil edilmiştir. Masseter kas kalınlıkları hem serbest istirahat hem de maksimum ısırma konumlarında ultrasonografi yöntemi ile ölçülmüştür. Elde edilen verilerin istatistik sonuçlarına göre ağız solunumu yapan erkek hasta grubunda masseter kas kalınlıklarının azaldığı görülürken kadın hasta gruplarında anlamlı bir fark görülmemiştir. Yaş değişkeniyle ölçüm değerleri arasında bir ilişki izlenmemiştir. Kronik ağız solunumu iskelet, kas ve dental yapılar dahil birçok sisteme olumsuz etkileri olan patolojik bir durumdur ve teşhis edilerek kontrol altına alınması son derece önemlidir.

Mehmet Numan Köse
Alanya Alaaddin Keykubat University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı frenulum bağlantı tiplerinde maksilla ve mandibula kemik yapısının değerlendirilmesi

Bu tez çalışması, bukkal frenulum bağlantı noktalarındaki kemik kalitesi ve yoğunluğunun değerlendirilmesini amaçlayan retrospektif bir çalışmadır. Bu çalışmada 146 hastaya ait 725 frenulum bağlantı uzantısına (mukozal, gingival, papiller) ve lokasyonuna (kanin, kanin kanin, premolar, premolar premolar) göre sınıflandırılmıştır. Mandibulada bulunan frenulum bağlantı noktalarındaki kemik yapıyı değerlendirmek için panoramik radyografide mental indeks ölçümü yapılmıştır. Maksilla ve mandibulada bulunan bukkal frenulum bağlantı noktalarındaki kemik yapı, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi'de Misch kemik yoğunluğu sınıflandırılması kullanılarak subjektif olarak değerlendirilmiştir. Bu bölgelerdeki trabeküler kemik yapı fraktal analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Mandibuladaki frenulumların lokasyon bağlantı çeşitleri arasından premolar premolar (PP) bağlantısındaki mandibula fraktal değeri, kanin (K) ve kanin kanin (KK) bağlantılarından anlamlı düzeyde düşük bulundu. Maksilladaki mukozal bağlantı (M) uzantısında yaş arttıkça fraktal değerlerin anlamlı düzeyde azaldığı görüldü. Kadın hastalarda maksillada D2 kemik yoğunluğunun gingival bağlantıda (G) anlamlı düzeyde düşük, D3 kemik yoğunluğunun ise gingival bağlantıda (G) anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlendi. Yapılan bu tez çalışmasında, bukkal frenulumların lokasyon ve bağlantı uzantısı tipine göre maksilla ve mandibuladaki trabeküler ve kortikal kemik yapıya etkisinin farklılık gösterebileceği gözlenmiştir.

Gizem Kartal Yalçın
Bolu Abant İzzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diabetes mellituslu hastalarda major tükürük bezlerinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı tip 2 diabetes mellituslu (DM) hastalarda bilateral parotis, submandibular ve sublingual tükürük bezlerinin boyutsal ölçümleri, ekojenite ve fraktal boyutunun (FB) ultrasonografi (USG) görüntüleri üzerinde değerlendirilip sağlıklı bireylerle kıyaslanmasıdır. Çalışmaya 36 tip 2 DM' li ve 36 sağlıklı bireyin USG görüntüleri dahil edildi. Bu görüntüler üzerinde tükürük bezlerinin süperoinferior, anteroposterior, mediolateral boyutları ölçüldü, ekojeniteleri sınıflandırıldı ve FB hesaplandı. Ölçümlere ait tanımlayıcı istatistikler hesaplandı. Gruplar arası FB ve boyutsal ölçüm kıyaslamaları bağımsız örneklem t-testi ile analiz edildi. Ekojeniteye ait analizler Mcnemar ve Pearson ki kare testleri ile analiz edildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p ≤ 0,05 kabul edildi. Parotis, submandibular ve sublingual bezlerde süperoinferior, anteroposterior, mediolateral boyutlar hasta grupta kontrol grubuna nazaran istatistiksel olarak fazla bulundu (p ≤ 0,05). Ekojenite açısından parotis bezinde izoekoik tip hasta grupta anlamlı olarak daha yaygındı (p ≤ 0,05). İstatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmese de hasta grupta submandibular ve sublingual bezlerde izoekoik tip daha sıktı ve tüm bezlerde hiperekoik tip kontrol grubunda daha fazla görüldü. FB değerleri tüm bezler için hasta grupta kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu ve sublingual bezde istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlendi. Tip 2 DM major tükürük bezlerinin boyutlarında, ekojenitesinde ve parankiminde değişikliğe neden olmaktadır.

Zeynep Tanrıseven
Bolu Abant İzzet Baysal University
2024
20
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Temporomandibular eklemde internal düzensizlik bulunan hastalarda masseter, trapezius ve sternokleidomastoid kasların ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Bu tezin amacı, temporomandibular eklemde (TME) internal düzensizlik bulunan hastaların ultrasonografi (USG) görüntülerinde masseter, trapezius ve sternokleidomastoid (SKM) kaslarının kalınlığını, ekojenitesini ve fraktal boyutlarını değerlendirmek ve bunları sağlıklı bireylerle karşılaştırmaktır. Çalışmaya çeşitli nedenlerle USG çektiren ve TME bölgesi manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile değerlendirilen 60 birey dahil edildi. MRG görüntüleri kullanılarak hastalar redüksiyonlu disk deplasmanı (DD), redüksiyonsuz disk deplasmanı (DD) ve sağlıklı olmak üzere üç gruba ayrıldı. Masseter, trapezius ve SKM kaslarının kalınlığı, ekojenitesi ve fraktal boyutları USG görüntülerinde bilateral olarak değerlendirildi. Hasta ve kontrol grupları arasındaki karşılaştırma Bağımsız Örneklem T-testi ile analiz edildi ve redüksiyonlu DD, redüksiyonsuz DD ve kontrol grupları arasındaki karşılaştırma Tek Yönlü ANOVA testleri ile analiz edildi (p≤0,05). Kas kalınlığı, değerlendirilen tüm kaslar için kontrol grubunda hasta grubuna kıyasla daha yüksekti ve masseter kası için istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi (p=0,001). Kasın iç yapısı incelendiğinde, ekojenik bantların belirgin olduğu Tip I ekojenite kontrol grubunda daha yaygındı ve eko yoğunluğunun azaldığı, ekojenik bant sayısının azaldığı ve görünürlüğün kaybolduğu Tip II ekojenite hasta grubunda daha yaygındı. Kontrol grubunda, fraktal boyutlar tüm kaslar için daha yüksekti ve masseter kası için istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,019). TME internal düzensizlikleri kas kalınlığında azalmaya, boyutta atrofiye ve ekojenitesinde bozulmaya neden olur. Bu çalışmanın sonuçlarını desteklemek için, hastalığın başlangıç zamanının ve hastalık süresinin bilindiği ve klinik verilerin görüntüleme teknikleriyle korelasyonunun sağlandığı yeni prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. ANAHTAR KELİMELER: Temporomandibular eklem düzensizlikleri, Ekojenite, Ultrasonografi, Manyetik rezonans görüntüleme, Fraktal boyut

Gözdenur Atlıhan
Bolu Abant İzzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sjögren sendromu tanılı hastalarda majör tükürük bezlerinin ultrasonografik özelliklerinin ve oral bulguların değerlendirilmesi

Bu tez çalışması Sjögren Sendromu (SS) tanılı hastalarda tükürük bezlerinin ultrasonografik bulguları, oral semptomların sıklığı, DMFT indeksi ve uyarılmamış tükürük akış hızı arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesini amaçlamıştır. Bu retrospektif dizaynlı çalışmada SS tanılı hastaların parotis ve submandibular tükürük bezlerinin ultrasonografik bulguları Hocevar ve Milic skorlamasına göre (ekojenite, homojenite, hipoekoik alan, hiperekojen yansıma ve glandüler sınır netliği) değerlendirildi ve oral bulguların sıklığı, uyarılmamış tükürük akış hızı, DMFT indeksi hesaplandı ve bu parametreler arasındaki ilişkiler incelendi. SS hastalarına ait ultrasonografi verileri ve DMFT indeksi sağlıklı kontrol grubu verileri ile karşılaştırıldı. Çalışma popülasyonu 43 SS hastası ve 43 kontrol grubundan oluşmaktaydı. Hastaların yaş ortalaması 50,09±11,235 ve ortalama hastalık süresi 37,14±51,805 aydı. Hastalarda Hocevar ve Milic toplam skorları kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,05). Tükürük akış hızı ≤0.1 ml/dk olanlarda DMFT indeksi, ağız yanması ve stomatit sıklığı anlamlı düzeyde daha yüksekti. (p<0,05). Submandibular bez Hocevar skoru, tükürük akış hızı ≤0.1 ml/dk olanlarda (p=0,002) ve ağız yanması bulgusu olanlarda (p=0,027) daha büyük bulundu. Hocevar ve Milic toplam skorları tükürük akış hızı >0.1 ml/dk olanlarda anlamlı düzeyde daha düşük bulundu. Hasta grubunda parotis Hocevar skoru, submandibular bez Hocevar skoru, Hocevar toplam skoru ve Milic toplam skoru ile DMFT indeksi arasında pozitif korelasyon görüldü (p<0,05). SS hastalarında tükürük bezi ultrasonografi skorlarındaki artışın uyarılmamış tükürük akış hızında azalma ve DMFT indeksindeki artış ile korelasyon göstermesi, ultrasonografi skorlarının oral ve dental bulgularla ilişkili olduğunu göstermektedir. SS tanısı zorlu olup diş hekimleri hastalığın erken tanıısında önemli rol oynar ve bu hastaların özel tedavi gereksinimleri hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir. ANAHTAR KELİMELER: Sjögren Sendromu, Tükürük Bezi Ultrasonografisi, Oral Semptom, DMFT, Tükürük akış hızı

Betül Taşkın
Bolu Abant İzzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Arka çapraz kapanışı olan hastalarda mandibuler kondil bölgesinin fraktal analizi ve TME bölgesinin kemik kompanentlerinin kıbt ile değerlendirilmesi

Arka çapraz kapanış terimi, alt ve üst dişlerin transvers yönde bukkolingual ilişkisindeki tutarsızlık olarak ifade edilir. Arka çapraz kapanış, temporomandibular eklem (TME) ve tüm stomatognatik sistemle ilgili yapıları etkiler. Bu çalışmada, arka çapraz kapanışın ve maksiller darlığın TME'nin kemik elemanlarına etkisi, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde fraktal analiz yöntemi kullanılarak değerlendirildi. Tek taraflı çapraz kapanışa sahip 34 hasta, çift taraflı çapraz kapanışa sahip 24 hasta, maksiller darlığı olan 39 hasta çalışmaya dahil edildi. Angle sınıf I kapanışa sahip 36 hasta, kontrol grubu olarak kabul edildi. TME bölgesi KIBT kullanılarak incelendi, dejeneratif değişimlerin varlığı değerlendirildi. Image J programı kullanılarak mandibular kondil bölgesinde fraktal analiz yapıldı. Program, https://imagej.nih.gov internet sitesinden indirilmiştir. İstatistiksel değerlendirme için SPSS (IBM SPSS for Windows, ver.25) istatistik paket programı kullanılmıştır. Tüm hastalara ait 266 TME bölgesinde, mandibular kondilde en sık görülen dejeneratif değişim erozyon idi. 41 (sağ 20, sol 21) kondilde erozyon görüldü. Hem sağ hem de sol taraf için, dejeneratif değişimlerin görülme sıklığı bakımından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadı (sağ p=0,682, sol p=0,670). Dejeneratif değişimlerin cinsiyetler arasında dağılımında anlamlı bir fark görülmedi (sağ p=0,08, sol p=0,655). Koronal kesitlerde, sağ mandibular kondilden ölçülen fraktal boyut, kontrol grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak daha düşük bulundu (p=0,012). Malokluzyon varlığında, mandibular kondilde adaptif remodeling nedeniyle oluşan eroziv ve sklerotik değişimler KIBT görüntüleri üzerinde yapılan fraktal analiz yöntemiyle değerlendirilebilir.

MaksillaMandibular hastalıklarMandibular kondil+1
Ayşe Tuğçe Öztürk Kocak
Bolu Abant İzzet Baysal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çeşitli romatizmal hastalıklarda çiğneme sisteminin klinik, biyokimyasal ve görüntüleme metotlarıyla değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, temporomandibular eklemi (TME) etkilediği bilinen romatizmal hastalıklardan olan romatoid artrit ve psöriatik artrit tanılı bireylerde, çiğneme sistemi klinik, biyokimyasal ve görüntüleme metotları ile değerlendirilerek bu hastalıkların çiğneme sistemi üzerindeki muhtemel değişikliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Romatoloji Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran ACR/EULAR 2010 kriterlerine uygun olarak romatoid artrit (RA) tanısı alan 29 gönüllü, CASPAR kriterlerine göre psöriatik artrit (PsA) tanısı alan 31 gönüllü, herhangi bir romatizmal hastalığı bulunmayan 31 sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. Hastaların TME aralıkları, eklem diski, masseter kas ve temporal kas kalınlıkları ve shear-wave elastografi değerleri ultrasonografi ile değerlendirilmiştir. TME kemiksel patolojileri, DC/TMD kriterleri baz alınarak, radyografik osteoartritik bulgular şeklinde konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmiştir. Aynı zamanda klinik muayene bulguları, inflamatuar belirteçler ve hastalık seviyesi skorlamaları ile çiğneme sistemi etkilenme derecesinin ilişkisi araştırılmıştır. Bulgular: Çalışma sonuçlarımıza göre; RA ve PsA hastalarında hastalık aktivitesi arttıkça TMD görülme prevelansının arttığı sonucuna varılmıştır. RA ve sağlıklı grup karşılaştırıldığında bilateral olarak; kondiler düzleşme, osteofit, artiküler fossada rezorpsiyon ve azalmış eklem aralığı parametreleri romatoid artrit hastalarında daha fazla görülmüştür. Sağlıklı grup ile PsA hastaları karşılaştırıldığında bilateral olarak osteofit ve sol subkortikal kist varlığı PsA grubunda daha yüksek olduğu belirlenmiştir. RA ve PsA grubu arasında bir karşılaştırma yapıldığında sağ artiküler fossada rezorpsiyon ve sağ artiküler fossada düzleşme miktarının RA hastalarında daha belirgin olduğu ortaya koyulmuştur. PsA için BASDAI hastalık skorlaması ile değerlendirilen TME osteoartritik bulgularında, sol osteofit ve sol kondiler erozyon varlığının hastalık aktivitesi arttıkça arttığı tespit edilmiştir. RA ve PsA grubunun oluşturduğu hasta grubunun temporal ve masseter kas kalınlık ve elastografi değerleri, sağlıklı gruba göre daha düşük bulunmuştur. Sonuç: RA ve PsA tanısı alan hastaların TME sağlığının da dikkatlice değerlendirilmesi, bu eklemde oluşabilecek erken patolojik değişikliklerin tespit edilmesi ve zamanında müdahale edilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: masseter kas, temporal kas, shear-wave elastografi, temporomandibular eklem, romatizmal hastalıklar

Zeliha Merve Semerci
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hipotiroidili hastalarda tükürük bezlerinin klinik, ultrasonografik ve ultrasonografik elastografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Tiroid hormonu üretiminin ve tiroid bezi fonksiyonunun azalmasıyla tanımlanan hipotiroidizm (HT) yaygın oral bulgular arasında makroglosi, tükürük bezinde büyüme, ağız kuruluğu, gecikmiş erupsiyon, zayıf periodontal sağlık, çürük insidansında artış ve gecikmiş yara iyileşmesi yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı; HT hasta grubu ve sağlıklı kontrol gruplarında tükürük akış hızlarını karşılaştırmak ve submandibular ve parotis tükürük bezlerinin boyut, hacim, lenf nodu varlığı ve ekojenite gibi B-mod ultrasonografi (USG) parametrelerini, shear-wave elastografi (SWE) değerlerini ve renkli Doppler özelliklerini değerlendirmektir. Yöntem: Toplamda, 80 hasta 40 (HT) ve 40 sağlıklı kontrol grubundan oluşan 160 sağ ve sol submandibular bez ile 160 sağ ve sol parotis bezinin USG ile incelenmesi yapıldı. Ekojenite, parankim iç yapısı, marjin özellikleri, lenf nodu varlığı ve boyutsal ölçümler (antero-posterior uzunluk, süpero-inferior uzunluk, medio-lateral uzunluk ve hacim) ve renkli Doppler ile SWE ölçümleri lineer probla yapıldı. Ayrıca her katılımcının uyarılmış ve uyarılmamış tükürük akış hızı, dakika başına mililitre (ml/dk) olarak hesaplandı. Bulgular: Sağ submandibular bezde ekojenite, marjin özellikleri, parankim homojenitesi, renkli doppler değişkenleri, medio-lateral boyut, SWE (kPa) ve SWE (m/Sn) ortalama değerleri; sol submandibular bezde marjin özellikleri, parankim homojenitesi, renkli doppler değişkenleri, SWE (kPa) ve SWE (m/Sn) ortalama değerleri; sağ ve sol parotis bezinde ekojenite, marjin özellikler, parankim homojenitesi, SWE (kPa) ve SWE (m/Sn) ortalama değerleri açısından HT ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmiştir (p < 0,05). Uyarılmış ve uyarılmamış tükürük akış hızının hasta grubunda anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edilmiştir. (p < 0,05) Sonuç: HT' nin tükürük bezlerine ve tükürük akışına etkisinin olduğu ve USG tükürük bezlerini değerlendirmede güvenilir bir görüntüleme tekniğidir. Anahtar Kelimeler: hipotiroidizm, tükürük bezi, ultrasonografi, shear wave elastografi

Rümeysa Şendişçi Gök
Akdeniz University
2024
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Astım ve KOAH hastalarında maksiller sinüs volumetrisinin ve sinonazal patolojilerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve astım hastalarında sinonazal bölgedeki patolojilerin görülme sıklığını ve aynı zamanda bu hastaların maksiller sinüslerindeki volümetrik değişimi incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmada 2021-2024 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na başvuran, Dentasist sisteminde kaydı mevcut olan 40 astım, 40 KOAH ve 40 sağlıklı, 18-85 yaş aralığında, çeşitli sebeplerle konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri elde edilen 120 katılımcı çalışmaya dahil edilmiştir. KIBT kullanılarak morfometrik değerlendirilme yapılmış aynı zamanda görüntü verileri 3DSlicer programına aktarılarak maksiller sinüslerin hacim ve alan bulgusu incelenmiştir. Elde edilen bulgular, gruplar arasında yaş, cinsiyet, dişsizlik sınıflaması, morfolojik özellik durumuna istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Volümetrik değerlendirmede astım hastalarının maksiller sinüs hacim ve alan değerleri her iki gruba kıyasla anlamlı derecede düşük çıkmıştır (p<0,05). Cinsiyet ve yaş açısından hacim ve alan değerlerinde anlamlı bir sonuç bulunmamıştır (p>0,05). KOAH hastalarında maksiller sinüzit izlenme oranın diğer iki gruba kıyasla anlamlı derecede yüksek izlendiği görülmüştür (p<0,05). Çalışmamızda aynı zamanda varyasyonlar da değerlendirilmiş olup astım hastalarında maksiller sinüs hipoplazisinin, KOAH hastalarında ise onodi hücresinin izlenme oranın diğer gruplara göre anlamlı derecede yüksek izlendiği görülmüştür (p<0,05). Kontrol gruplarında tam dişsiz hastaların maksiller sinüs hacim ve alan değerlerinin, tam dişli hastalara göre anlamlı derecede yüksek izlendiği görülmüştür (p<0,05). Sonuç: Astım ve KOAH birer kronik solunum yolu hastalığı olduğu için bu hastaların maksiller sinüslerinde volümetrik değişimler, çeşitli sinonazal patoloji ve varyasyonlar izlenebilmektedir. Bu bulguların değerlendirilmesi ve tespiti için KIBT'dan yararlanmak hem hastalığın seyri hem de tedavi planlaması açısından oldukça önemlidir.

Akciğer hastalıkları-obstrüktifAstımKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi
Ali Rasat
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal sağlığın stomatognatik sisteme etkisinin ultrasonografi ile değerlendirmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; periodontal hastalık seviyesinın stomatognatik sistem üzerindeki muhtemel etkilerini, ultrasonografi ve ultrasonografik elastografi eşliğinde digasticus anterior, geniohyoideus, mentalis, masseter ve temporal kasların istirahat ve maksimum ısırmada boy, en, alanı ve shear wave elastografi değeri incelenerek değerlendirmektir. Yöntem: Toplamda 90 hastaya ait çiğneme kasları bilateral olarak istirahat ve maksimum ısırma sırasında ultrasonografi ile değerlendirildi. Çalışma grubu oluşturan bireyler, hastalardan rutin olarak alınan panoramık röntgenlerine ve klinik muayeneye göre periodontitis bulgularına sahip, kriterlerı sağlayan hastalar arasından seçilmiştir. Digasticus anterior, geniohyoideus, mentalis, masseter ve temporal kasların istirahat ve maksimum ısırmada boy, en, alanı ve shear wave elastografi değeri incelendi. Bağımsız iki grup analizlerinde normal dağılım gösteren veride Independent Samples T Test ve göstermeyen veride Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Bulgular: Periodontitis I, periodontitis II ve kontrol grubu arasında, masseter ve temporalis kasa ait ultrasonografik olçümlerinde anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Elastisite karşılaştırmalarında hem istirahatte hem maksimum ısırmada sağ ve sol masseter, sağ ve sol temporalis, ve mental kasa ait ölçümler kontrol grubunda periodontitis II gruba göre daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Sağlıklı ve periodontal hastalığa sahip bireylerin değerlendirlen kaslara ait elastisite bulguları farklı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: ultrasonografi, elastografi, periodontitis

Bilay Stevanovıc Sancar
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Skolyoz hastalarında temporomandibular eklem patolojilerinin USG ve klinik muayene ile prospektif olarak değerlendirilmesi

Temporomandibular eklem disfonksiyonunun (TMD) etiyolojisinde birçok neden mevcuttur ve postür bozuklukları bu nedenlerden biridir. Toplumda insidansı oldukça yüksek olan TMD'nin multidisipliner tedavisi için omurga ile stomatognatik sistem ara-sındaki ilişkinin aydınlatılması önem arz eder. Çalışmaya İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı tarafından takip edilen adölesan idiopatik skolyoz tanılı 12-18 yaş arası 50 hasta ve aynı yaş grubunda 50 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Bu hastalara TME'ye yönelik klinik muayene ve ultrasonografik değerlendirme yapılmış, elde edilen veriler karşılaştırıla-rak analiz edilmiştir. Gruplara dahil edilen hastaların yaş ortalamaları kontrol grubunda (n:50) 14,68 ± 1,81, skolyoz grubu (n:50) için ise 14,69 ± 2,73'tür. Skolyoz grubunda hastaların ağız açıklığı ortala-ması 40,50 mm, kontrol grubunda 43,44 mm olarak ölçülmüş ve iki grup arasında anlamlı fark bulunmuştur (p:0,002). Skolyoz grubunda eğriliğin şiddetini gösteren Cobb açısı değeri ile ağız açıklığı arasında negatif yönde orta şiddette korelasyon görülmüştür (p:0,023; r:-0,320). Masseter kası kalınlığı skolyoz grubunda 8,91 mm iken kontrol grubunda 9,41 mm olarak ölçülmüştür (p:0,036). TME düzensizlikleri skolyoz grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Eklem aralığı elastografi değerinde 1 birimlik artışın, redüksiyonlu disk deplasmanı tanısı olasılığını 4,81 kat artırdığı görülmüştür (p:0,009; %95CI: 1,47-15,73). Sonuç olarak skolyozun TMD'ye yatkınlığa neden olduğu ve eklem elastografisinin TMD tanısında değerli bir sayısal veri olduğu tespit edilmiştir.

ElastografiProspektif çalışmalarSkolyoz+2
Merve Yelken Kendirci
İstanbul University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansiyon hastalarında tükürük bezlerinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Hipertansiyon ve antihipertansif ilaç kullanımının majör tükürük bezleri üzerindeki etkilerini ultrasonografi (USG) ve shear-wave elastografi (SWE) yöntemleri ile değerlendirmektir. Bu kapsamda, hipertansiyon tanısı bulunan ve farklı sayıda antihipertansif etken madde kullanan bireyler ile sağlıklı bireyler karşılaştırılarak; bez boyutları, alanları, hacimleri, SWE değerleri, kanlanma paternleri ve lenf nodu varlığı gibi parametrelerdeki farklılıkların belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmada; hipertansiyon tanısı almış 60 birey hasta grubuna, herhangi bir sistemik hastalığı bulunmayan 60 birey ise kontrol grubuna dahil edilmiştir. Tüm katılımcıların parotis ve submandibular tükürük bezleri B-mod USG ile değerlendirilmiş; bezlerin antero-posterior, süpero-inferior ve medio-lateral boyutları ölçülerek alan ve hacim hesaplamaları yapılmıştır. Renkli Doppler USG ile bezlerin vaskülarizasyon özellikleri değerlendirilmiş, lenf nodu varlığı ultrasonografik olarak incelenmiştir. Ayrıca; SWE yöntemi kullanılarak parotis ve submandibular bezlerin elastografik ölçümleri yapılmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel analizler ile gruplar arasında karşılaştırılmıştır. Bulgular: Submandibular ve parotis bezi ölçümlerinde; SWE (kpa) ve SWE (m/sn) parametrelerinde, hasta grubu kontrol grubuna göre daha yüksek değerler aldığı izlenmiştir. Ortalama submandibular ve parotis bezi alan ve hacim ölçüm değerlerinin erkeklerde anlamlı şekilde daha yüksek olduğu izlenmiştir. Sağ parotis bezi ölçümlerinde; 10 yılı aşkın bir süredir ilaç kullanan hastaların SWE (kpa) ve SWE (m/sn) değerlerinin ilaç kullanmayan hastalara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu izlenmiştir. Hiç ilaç kullanmayan hastalarda hipovaskülarizasyon görülme sıklığı, en az 10 yıldır ilaç kullanan hastalara göre anlamlı şekilde yüksek izlenmiştir. Sonuç: Hipertansiyon ve antihipertansif ilaç kullanımının majör tükürük bezlerinin ultrasonografik ve elastografik özellikleri üzerinde etkileri olduğu görülmüştür. USG ve SWE, hipertansiyon hastalarında tükürük bezlerinin değerlendirilmesinde noninvaziv, güvenilir ve tekrarlanabilir yöntemlerdir. Elde edilen bulgular, hipertansiyon hastalarında oral sağlığın korunmasına yönelik klinik yaklaşımların geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Hipertansiyon, tükürük bezi, ultrasonografi, shear-wave elastografi

Ali Ekinci
Akdeniz University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ultrasonografi kullanımının temporomandibular eklem hastalıkları teşhisindeki güvenirliliğinin araştırılması

Günümüzde temporomandibular eklem hastalıklarının prevalansında önemli bir artış gözlenmekte olup temel klinik muayeneye ek olarak temporomandibular eklem hastalıklarının tanısı için çeşitli yöntem ve teknikler mevcuttur. Literatürde altın standart olarak tanımlanan manyetik rezonans görüntüleme, yumuşak dokuların yanı sıra eklem diskinin değerlendirilmesinde önemli rol oynar. Bilgisayarlı tomografi, kemik erozyonu, kırıklar, postoperatif deformiteler ve temporal kemiğin deformiteleri gibi kemik lezyonlarını teşhis etmek için kullanılır. Kemik sintigrafisi ise osteoartrit ve eklem iltihabının değerlendirilmesi için yararlıdır. Son yıllarda ultrasonografi de temporomandibular eklemin görüntülenmesinde önemli ve etkin bir yöntem olarak tanımlanmıştır. Çalışmamızda ultrasonografi ile temporomandibular eklemin bir çok açıdan değerlendirilip aynı zamanda klinik verilerle de korele edilerek tanı için referans değerlerin oluşturulması planlanmıştır. Tezimizin amacı, temporomandibular eklem hastalıklarının teşhisinde ultrasonografi kullanımının güvenirliliğini ortaya koyması açısından literatüre katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Temporomandibular Eklem, Temporomandibular Eklem Disfonksiyonu, Ultrasonografi Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir.

Temporomandibular eklemTemporomandibular eklem hastalıklarıTeşhis+2
Ahmet Faruk Ertürk
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografide farklı kesitler ile yapılan hacimsel hesaplamaların deneysel olarak değerlendirilmesi

Tez çalışmamızda 7 adet sığır femur kemiği kondil bölgesinde oluşturulan 35 adet düzensiz sınırlı intraosseöz defektin planimetri ve nokta sayım tekniği kullanılarak aksiyal, sagital ve koronal kesitler üzerinden hacimsel hesaplamaları yapılmış olup buna ek olarak bu hesaplamalar 2, 4, 6, 8, 10, 12, 16 ve 20 dilim aralıklarında ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Tüm hesaplanan değerler Arşimet prensibi ile elde edilen gerçek hacim değerleri ile kıyaslanmıştır. Sapma yüzdeleri açısından kesitler karşılaştırıldığında istatistiksel bir fark görülmemiştir(p=0,051). Kullanılan tekniklere bakıldığında ise sapma yüzdeleri açısından teknikler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir(p=0,628). Tüm hesaplanan değerler Arşimet prensibi ile elde edilen gerçek hacim değerleri ile uyumlu olduğu görülmüştür. Araştırmamızın amacı konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kullanılarak stereolojik yöntemlerle elde edilen hacim hesaplamalarına kesit yöneliminin ve dilim sayısı tercihinin hesaplamalardaki etkisini belirlemektir.

Cavalieri prensibiHacim analiziKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+2
Sedef Ayşe Taşyapan
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Canalis sinuosus morfolojisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile retrospektif olarak incelenmesi

Canalis infraorbitalis'ten dallanan ve nervi alveolares superiores anteriores ile arter ve ven demetini taşıyan canalis sinuosus, anterior maksilla'nın anatomik bir yapısıdır. Nörovasküler içeriği sebebiyle canalis sinuosus ile ilgili tüm morfolojik, anatomik ve radyolojik bilgilere hakim olmak yanlış tanı ve tedavi ile anterior maksilla'da planlanan cerrahi operasyonların komplikasyonlarından kaçınmak açısından son derece önemlidir. Bu çalışma konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanarak canalis sinuosus'a ait anatomik varyasyonların varlığını, sıklığını ve morfolojik özelliklerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmamız İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda 2015-2019 yılları arasında çeşitli nedenlerle konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile görüntüleri alınmış 8966 hasta datasının dahil edilme kriterlerini karşılayan 1168'i üzerinde retrospektif olarak yapılmıştır. Çalışmamızda; yaş, cinsiyet, canalis infraorbitalis protrüzyonu, canalis sinuosus varlığı/yokluğu, tek veya çift taraflı olup olmadığı ve sayısı, canalis sinuosus'a ait aksesuar kanal varlığı/yokluğu ve sayısı, komşu dişler ile olan ilişkisi, aksesuar kanal çapı, terminal canalis sinuosus çapı, canalis sinuosus bifurkasyonu ile labial/bukkal alveolar kret arası, terminal canalis sinuosus ile labial/bukkal alveolar kret arası, aksesuar kanal palatinal açıklığı ile nazal kavite tabanı ve palatinal alveolar kret arası mesafe ölçüm parametreleri analiz edilmiştir. Canalis sinuosus'un tüm vaka görüntülerinde çift taraflı olarak bulunduğu, canalis sinuosus'a ait aksesuar kanalların ise vakaların %70,9'unda görüldüğü tespit edilmiştir. Aksesuar kanalların en sık yerleşim gösterdiği konumun maksiller santral dişler arası bölge olduğu belirlenmiştir. Terminal canalis sinuosus çapının erkeklerde kadınlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde büyük olduğu izlenmiştir (p:0,007; p<0,05). Çalışmamızda tüm vakalarda tespit edilen canalis sinuosus'un aslında anatomik bir varyasyon olmayıp yaş ve cinsiyete bakılmaksızın ortak bir anatomik yapı olduğu ancak canalis sinuosus'a ait aksesuar kanalların anterior maksilla bölgesinde lokalizasyon ve yaygınlık açısından değişkenlik gösterebilen anatomik bir varyasyon olduğu sonucuna varılmıştır.

AnatomiAnatomik özelliklerCanalis sinuosus+2
İrfan Çelik
İstanbul University
2021
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı dijital radyolojik tekniklerle elde edilen görüntülerde fraktal analiz metodunun ve fraktal boyutun ex vivo değerlendirilmesi

Amaç: Radyolojik değerlendirme, diş hekimliği pratiğinde önemli bir yere sahiptir. Sert doku hakkında zengin bilgiler sunan çeşitli görüntüleme yöntemleri vardır. Son yıllarda yapılan radyografik analizler de radyografik değerlendirmeye ayrı bir boyut kazandırmıştır. Bu analizlerden birisi olan fraktal analiz (FA) metodu kemik yapının objektif olarak değerlendirilmesini mümkün kılmıştır. Bu tez çalışmasının amacı, farklı radyofrafik görüntülerden elde edilen fraktal boyutu (FB) değerlendirmektir. Yöntem: Bu çalışma Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda yürütülmüştür. Çalışma için 15 adet koyun hemimandibulası; periapikal, panoramik radyografik cihazlarla ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile iki farklı modda (standart ve yüksek çözünürlüklü) görüntülenmiştir. Görüntülerde, angulus mandibulada belirlenen ilgi alanı üzerinde FA uygulanmıştır. Veriler Jamovi 1.6.23 istatistik paket programında analiz edilmiştir. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: En yüksek FB değeri dijital periapikal radyografik görüntülerden elde edilen fraktal boyut (PaFB) (1,28±0,04) olup, en düşük FB değeri ise standart çözünürlüklü konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinden elde edilen fraktal boyuttur (STD-KIBTFB) (1,12±0,10). PaFB değeri ile dijital panoramik radyografik görüntülerden elde edilen fraktal boyut (PanFB) değeri arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık olmamasına rağmen (p=0,485), PaFB değeri, STD-KIBTFB (p<0,001) ve yüksek çözünürlüklü konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinden elde edilen fraktal boyut (HR-KIBTFB) değerine göre (p=0,007) anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. PanFB ile HR-KIBTFB değeri arasında anlamlı bir farklılık yokken (p=0,325), PanFB değerinin STD-KIBTFB değerinden anlamlı derece yüksek olduğu tespit edilmiştir (p=0,004). HR-KIBTFB değeri ile STD-KIBTFB değeri arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p=0,122). Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre FA için en avantajlı yöntemin periapikal görüntüleme tekniği olabileceği düşünülmektedir. KIBT ise periapikal veya panoramik radyografik görüntülemeden sonra tercih edilebilir.

Fraktal analizFraktal boyutGörüntüleme yöntemleri+4
Esra Yavuz
Akdeniz University
2022
10