Gaziantep University
Discipline

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Anabilim Dalı

Gaziantep University

3

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

3 Theses
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik periferal nöropatisi olan tip 2 diyabetli hastalarda sinir ileti hızı ile UCP2 geni promoter bölgesinde bulunan -866G/A polimorfizminin ve A alleli sıklığının ilişkisi

ÖZETDiyabetik periferal nöropatisi olan tip 2 diyabetli hastalarda sinir ileti hızı ileUCP2 geni promoter bölgesinde bulunan -866G/A polimorfizminin ve A allelisıklığının ilişkisiDr. Z. Şebnem Aktaran, Uzmanlık Tezi, Endokrinoloji ve Metabolizma HastalıklarıBilim Dalı, Prof. Dr. Ersin Akarsu, Mayıs 2007, 64 sayfaDiyabetik periferal nöropati (DPN) gelişiminin bireysel olarak farklılık göstermesigenetik predispozisyonun da katkısı olduğunu düşündürmektedir. Bu nedenlediabetes mellitusta (DM) uncoupling protein 2 (UCP2) genin artmış ekspresyonu ilekarakterize -866G/A polimorfizmi ve A alleli sıklığının sinir ileti hızları (SİH) ve klinikfaktörlerle ilişkisi araştırıldı. Çalışmada 370 tip 2 DM'lu hastada subjektif nöropatisemptomları, nörolojik muayene ve elektrofizyolojik ölçümler değerlendirildi. DPNtanısı alan hastalar UCP2 genotipine göre Grup 1 (G/G) ve Grup 2 (G/A+A/A) olarakayrıldı. Klinik özellikler ve SİH karşılaştırıldı. SİH yavaşlamasında etkili olan bağımsızrisk faktörleri belirlendi. İstatistiksel analizde grup karşılaştırmalarında Mann WhitneyU-testi veya Fisher Kesin kikare testi, bağıntı analizinde Pearson korelasyonu,bağımsız risk faktörlerinin belirlenmesinde multiple regresyon analizi (MRA) veANOVA kullanıldı. DPN %46.2 oranındaydı ve HbA1c, DM süresi, DM başlama yaşıve diğer mikrovasküler komplikasyonlarla ilişkiliydi. DPN'li hastalarda kontrol grubunagöre UCP2 gende -866G/A polimorfizmi ve A alleli sıklığı yüksekti (p<0.004,p<0.009). Grup 2'de DM başlama yaşı erkendi (p=0.0001) ve retinopati oranı yüksekti(p=0.03). Motor (MCV) ve sensoriyal ileti hızı (SCV) Grup 1'e göre belirgin derecededüşüktü. MRA'de UCP2 genotipi ve HbA1C klinik faktörlerden bağımsız olarak MCVve SCV yavaşlaması ile ilişkiliydi. Sonuç olarak A alleli sıklığının DPN ve DMbaşlama yaşının erken olması ile birlikteliği genetik yatkınlığa dikkati çekiyordu.SİH'nın yavaşlamasında bağımsız risk faktörü olan UCP2 artışı ile karakterizegenotip mitokondriden enerji (ATP) üretimini azaltarak DPN gelişimine katkıdabulunabilir. Ayrıca artmış UCP2 kronik oksidatif stresin ve periferik sinirlerde enerjideplesyonun göstergesi olabilir. DPN'de genetik yatkınlığın araştırılmasının riskgrubunu belirlemede ve tedavide yeni görüşlere yol açacağı kanısındayız.Anahtar Kelimeler: UCPs, Diyabetik periferal nöropati, Oksidatif stres, Genpolimorfizmi

Zübeyde Şebnem Aktaran
Gaziantep University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serum IL-18, TNF-alfa ve IL-6 düzeylerinin tip 1 diabetes mellitus ve mikrovasküler komplikasyonlar ile ilişkisi

Son yıllarda hem tip 1 DM hem de komplikasyonlarının patogenezinde subklinikinflamasyonun rolü olduğuna yönelik kanıtlar mevcuttur. Çalışmamızda tip 1 DM'luhastalarda ve sağlıklı kontrol grubunda IL-18, TNF-alfa ve IL-6 düzeylerini inceledik. Ayrıcabu sitokinlerin diabet süresi, glisemik kontrol ve lipid parametreleri gibi metabolikkomponentlerle ilişkisini araştırdık. Bunun yanısıra mikrovasküler diabetikkomplikasyonların gelişiminde bu sitokinlerin rolü olup olmadığını araştırmayı planladık. 62tip 1 DM tanısıyla takip edilen hasta ve 30 sağlıklı kontrol olmak üzere toplam 92 olgudaserum IL-18, TNF-alfa, IL-6 düzeyleri ölçüldü. Diabetik hastalarda HbA1c, açlık kan şekeri,tokluk kan şekeri, lipid parametreleri, idrar albümin atılımı, göz dibi incelemeleri yapıldı. Tip1 DM'lu olgularda kontrole göre IL-18 düzeyleri yüksek, TNF-alfa ve IL-6 düzeyleri benzerbulundu. Mikrovasküler komplikasyonu olan diabetik hastaların IL-18, TNF-alfa ve IL-6düzeyleri olmayanlara göre anlamlı fark göstermedi. Kötü glisemik kontrollü hastaların serumIL-18 düzeyleri iyi glisemik kontrollü hastalara göre daha yüksekti. Diabetik hastalarda serumIL-18 düzeyleri ile HbA1c, tokluk kan şekeri ve HDL-kolesterol, TNF-alfa düzeyleri ile total-kolesterol ve idrar albümin atılımı, IL-6 düzeyleri ile HDL-kolesterol ve trigliserid düzeyiarasında anlamlı ilişki saptandı. Sonuç olarak, çalışmamızda tip 1 DM'lu hastalarda subklinikinflamasyon belirteçlerinden IL-18 yüksek saptanmıştır. Ayrıca IL-18 düzeyinin akut vekronik hiperglisemi ve HDL-kolesterol düzeyleri ile ilişkili olduğu bulunmuştur. IL-18, TNF-alfa ve IL-6 düzeyleri ile mikrovasküler komplikasyonlar arasında net bir bağlantıbulunmamıştır.

Alev Eroğlu Altınova
Gazi University
2006
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Hipotiroidi tanısı alan hastalarda ötiroidizmsağlanması ile serum osteopontin düzeyleri vekardiyovasküler risk parametreleri arasındakiilişkinin irdelenmesi

Amaç: Hipotiroidi toplumda en sık rastlanan endokrinolojik problemlerden biridir. Aşikar hipotiroidinin kardiyovasküler sistem üzerine olan negatif etkileri bilinmektedir. Bradikardi, sistemik hipertansiyon, nabız basıncının daralması, sistolik ve diastolik kalp hastalığı, dislipidemi, endotel fonksiyon bozukluğu, ateroskleroz ve iskemik kalp hastalığına kadar uzanan etkiler izlenebilir. Kan basıncı yüksekliği, düşük dansiteli lipoprotein, C-reaktif protein, homosistein, plazminojen aktivatör inhibitör-1(PAI-1), D-dimer; hipotiroidide de etkili olan aterojenik risk faktörleridir. Osteopontin (OPN), ilk olarak kemikten izole edilen, immünite, inflamasyon ve bazı maligniteler ile ilişkilendirilen yeni bir inflamasyon belirtecidir. Çalışmamızın amacı; yeni tanı hipotiroidi hastalarında plazma Osteopontin düzeylerinin kardiyovasküler riski öngörecek bir parametre olup olamayacağının araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya tiroid uyarıcı hormon (TSH) düzeyleri ilk kez yüksek saptanan 39 hasta ve 11 sağlıklı ötiroid olgu alındı. Hasta grubunun dördünü subklinik (%10.2), 35'ini (%89.2) aşikar hipotiroidi olguları oluşturmaktaydı. Hastaların tanı anında ve levotiroksin tedavisi ile ötiroid hale getirildikten sonra üçüncü ayda olmak üzere; TSH, serbest T4 (sT4), fibrinojen, c-reaktif protein (CRP), açlık glukozu, total kolesterol (T-kol), düşük dansiteli lipoprotein kolesterol (LDL-kol), yüksek dansiteli lipoprotein kolesterol (HDL-kol), trigliserit ve OPN düzeyleri ölçüldü. Bu ölçümlerle eş zamanlı olarak brakial arterden akım aracılı arter dilatasyon (FMD) ölçümleri yapıldı. Bulgular: Çalışma başlangıcında hipotiroidi grubunda vücut kütle indeksi (VKİ), T-kol, LDL-kolesterol ve trigliserid değerleri istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde kontrol grubundan daha yüksek idi (sırası ile; p=0.01, p=0.01, p=0.02, p=0.01). Aynı grupta, FMD değeri ise daha düşük bulundu (p=0.02). Fibrinojen, CRP ve OPN değerleri gruplar arasında benzerdi (p>0.05). Çalışma grubunda, tedavi öncesi ve ötroidizm sağlandıktan sonra çalışma parametreleri karşılaştırıldığında; T-kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol ve Osteopontin (OPN) değerlerinin anlamlı düşüş gösterdiği, FMD'nun ise anlamlı artış gösterdiği izlendi (tümü için p=0.000). Diğer takip parametrelerinde farklılık saptanmadı. Plazma Osteopontin düzeyleri ile FMD arasında korelasyon izlenmedi. Sonuç: Hipotiroidi hasta grubumuzun bazal değerleri literatürü destekler şekilde kardiyovasküler açıdan riskler barındırmaktadır. Başlangıç FMD'nin hasta grubunda düşük bulunması bu bilgiyi desteklemektedir. Bazal plazma OPN düzeylerinin gruplar arasında benzer olarak bulunması, bizim çalışmamızın özelinde OPN'nin kardiyovasküler bir risk faktörü olarak tanımlanmasını zorlaştırmaktadır. Ancak ötiroidi sağlanması ile düzelen pek çok kardiyovasküler risk faktörünün yanı sıra, plazma OPN değerlerinde de azalma izlenmesi, üstelik bu azalmanın FMD'de artış ile birlikte olması OPN'in bir belirteç olabileceğini düşündürmektedir. Verilerimiz geniş ölçekli çalışmalara ihtiyaç olduğuna işaret etmektedir.

Gülhan Cavlak
Başkent University
2013
00