
4.470
Arşivlenen Tez
13
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Şârihi bilinmeyen bir Şerh-i Kasîde-i Muhrika (Metin ve dil içi çeviri)
Kur'ân'ı ve diğer dinî eserleri, tam ve doğru anlama gayesiyle yazılan metinler, şerh geleneğinin ilk örnekleri olarak kabul edilmiştir. Şerh alanında tarih boyunca bir taraftan dinî ve ilmî şerhler, diğer taraftan edebî şerhler yazılmıştır. Klasik Türk edebiyatı şerh geleneğinde divan, tasavvufi-öğretici mesneviler, lugat, gazel ve kaside şerhlerinin ağırlıkta olduğu görülmüştür. Ishak Cemâleddin el Karamânî bu gelenekte önemli şahsiyetlerden biri olarak kabul edilmiştir. Birçok müellif, onun hayat felsefesinden, dil-üslûp özelliklerinden ve temalarından etkilenmiş, gazelleri taklit ve şerh edilmiştir. Yapılan bu çalışmada, Cemâleddin el Karamânî'nin Şerh-i Kasîde-i Muhrika adlı eserinin transkripsiyonlu metni ve dil içi çevirisi verilmiştir. Şerh-i Kasîde-i Muhrika edebî bir metin olmaktan ziyade halka nasihat vermek amacı taşıdığı görülür. Eserde sürekli olarak işlenilen iyi ve kötü çatışması ve ne kadar günahkâr olursa olsun kötü karakterin tövbe ederek cennete girmesi, halka ne kadar günâhkar olursanız olun tövbe edin mesajı vermektedir.
Peyami Safa'nın romanlarında ruhsal ve bedensel hastalıklar
Peyami Safa'nın romanlarında ruhsal ve bedensel hastalıklar arasındaki ilişki sıklıkla işlenir. Bu romanlarda bedensel rahatsızlıklar, ruhsal; ruhsal rahatsızlıklar ise bedensel kaynaklı olabilir. Böylelikle Safa, psikoloji ve tıp bilgisini birleştirerek özgün karakterler ortaya koymayı başarır. Romancı, Bir Akşamdı, Şimşek, Yalnızız, Sözde Kızlar ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşu başlıklı eserlerinde, ruhsal gerilim ile fiziksel rahatsızlık arasındaki etkileşime yoğun bir şekilde yer vermiştir. Bu nedenle tezde bu romanlara odaklanılmış ve her bir romanın psikolojik örgüsü ile fiziksel rahatsızlıklar arasındaki bağıntılar somut bir şekilde ortaya konmuştur. Bu bağıntılar ortaya konurken psikanalitik kuram esas alınmış, fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar arasındaki ilişki bu disiplin çerçevesinde ele alınmıştır.
Yönelişler dergisinde şiir ve poetika
Yönelişler, 1981'den 1990'a dek aralıklarla toplamda 53 sayı yayımlanmış bir edebiyat dergisidir. Dergide yayımlanan şiir üzerine metinlerde 1970 Kuşağı şairlerinin epik şiirine karşılık lirik şiiri savunan ve şiirde ideolojilerin yer almasına olumsuz yaklaşan bir tavır geliştirilmiştir. Bu çalışmada, derginin söz konusu tutumunun da ideolojik bir içeriğe sahip olabileceği göz önünde bulundurulmuştur. Dergide yayımlanan poetik metinlerde sıkça vurgulanan imge, gelenek ve metafizik kavramlarından hareketle dergide yer verilen şiirlerin incelemesi yapılmıştır. Bu incelemelerin ışığında, söz konusu kavramların ele alınışında ve dergide yayımlanan şiirlerin arka planında bir ideolojik perspektifin bulunduğu kanıtlanmaya çalışılmıştır.
Halide Edip Adıvar'ın Döner Ayna Akile Hanım Sokağı ve Handan romanlarının söylem analizi yöntemiyle incelenmesi
Halide Edip Adıvar'ın romanlarındaki kadın karakterlerin çoğu kocaları tarafından aldatılan, ilgi gösterilmeyen ve mutsuz bir hayat süren kadınlardır. Yazarın yarattığı bu kadınlar entelektüel, eğitimli ve yaşadığı toplumun sorunlarının farkında olan bireylerdir. Ayrıca yazarın yaşadığı dönem itibariyle hem Osmanlı Devleti'nin hem de sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin birçok siyasi ve sosyal meselesine şahit olmasından ötürü kadın ya da erkek roman kahramanlarını belli bir ideolojiyi savunan, temsil ettiği sistemin sorumlu bireyleri olarak karşı çıktığı sistemi de eleştiren mücadeleci karakterlerden oluşturduğu görülür. Biz de bu tezimizde roman kişilerinin, diyalog ve iç monologlarında şüphe ve kıskançlık söylemlerini doğrudan ya da dolaylı olarak kurdukları cümleleri analiz ederek sebep ve sonuçlarıyla ortaya çıkardık. Aynı zamanda siyasi ve eleştirel söylemlerin kaynaklarını ve ortaya çıkardığı sonuçları birey ve sistem bağlamında ele alarak inceleyip metnin ardında yatan asıl anlatılmak istenenler açıklanmıştır.
Aristo'ya atfedilen anonimleşmiş baytarnâme (İnceleme, metin ve dizin)
Bu tez, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi‟nin Bağdatlı Vehbi kısmında 1502 numarada kayıtlı Aristo'ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarname adlı eserin üzerinde yapılan bir dil çalışmasıdır. İslam kaynaklarında ilk baytarnāmenin, Aristo (MÖ 384-322) tarafından yazıldığı kabul görmektedir. Aristo‟ya atfedilen söz konusu eserin Abbasiler döneminde Yunancadan Arapçaya tercüme edildiği düşünülmektedir. Eserin daha sonra Arapçadan Farsça ve Türkçeye çevirisi yapılmıştır. Aristo'ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarname adlı eserimiz müstakil bir eser olup mütercimi ve tercüme tarihi belli değildir. Dil özelliklerine bakıldığında XV. yüzyılda tercüme edildiğini tahmin etmekteyiz. Eserin konusu at hastalıkları ve tedavi yöntemleridir. Çalışma, giriş dışında dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; baytarnâme hakkında kısaca bilgi verilerek çalışmanın ana konusu, amacı ve yöntemi belirtildi. Aristo‟ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarnāme adlı bölümde eserin ayrıtılı olarak incelemesi yapıldı. İnceleme bölümünde; dil incelemesi kapsamında metindeki ses ve şekil bilgisi özellikleri üzerinde duruldu. Metin bölümünde; eserin transkripsiyon alfabesi kullanılarak Latin harflerine aktarımı sağlandı. Dizin bölümünde; metnin dizini ve sözlüğü oluşturuldu. Son olarak ise tıpkıbasıma yer verildi. Anahtar Kelimeler: Aristo‟ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarname, Baytarnâme, Türk dili.
Refik Halid'in Peyam-Sabah Gazetesindeki yazılarının incelenmesi (1920-1921)
Türk edebiyatının mizah ustalarından biri olan Refik Halid Karay muhalif duruşuyla ön plana çıkan bir yazardır. Muhalif ruhu onun hem edebiyatçı hem de gazeteci kimliğini besleyen en önemli kaynak olur. Sanatçının bu tavrını en belirgin şekilde gazete yazılarında görmek mümkündür. Bu çalışmada Refik Halid'in muhalif kalemini en baskın şekilde kullandığı Peyam-Sabah gazetesi kaynak olarak kullanılmıştır. Yazarın 1920-1921 yıllarında Peyam-Sabah gazetesinde yayımladığı yazıları tasnif edilerek incelenmiş ve Refik Halid'in düşünce dünyasının zenginliği ve mizahî yaklaşımı Peyam-Sabah örneği üzerinden ortaya konmuştur.
Behçet Necatigil'in eserlerinde korku ve kaygı
Cumhuriyet devri şairlerinden olan Behçet Necatigil eserlerinde korku, kaygı, tedirginlik, endişe gibi temalara sık sık yer vermiştir. Korku perspektifiyle onun eserlerini incelemek, eserleri hakkındaki tartışmalara yeni bir bakış açısı kazandırabilir. Bunun yanı sıra onun eserlerinde gizli, kapalı olan anlamlar yeniden yorumlanıp onun yazma eyleminin temeli hakkında düşünülebilir. Bu çalışmada, böyle bir hedefle yola çıkılarak onun eserleri korku perspektifiyle incelenmiştir. Bunun sonucunda Necatigil'in eserlerinde sık sık tartışılan gelenek, modern yönünün aslında bütün insanlarda ortak bir duygu olan "korku" sentezine dayandığı görülmüştür. Korku temasıyla onun şiirlerini analiz etmek, psikoloji, felsefe, din gibi çeşitli disiplinleri incelemeyi de beraberinde getirir. Bununla beraber onun eserleri incelendiğinde eserlerinin çeşitli disiplinlerin derinliğini taşıdığı da görülmüştür. Bütün bunların sonucunda korkunun Necatigil'in eserlerinde bir merkez noktası olduğu ve böyle bir merkezle eserlerinin yeni anlamlar kazandığı söylenebilir. Korku odağıyla onun eserlerini incelemek bütün bunların yanı sıra ondaki yazma fikri üzerine de yeni şeyler ortaya koymayı beraberinde getirecektir.
Avnî ve Muhibbî divanlarında savaş ve savaş unsurlarının kullanım alanları
Osmanlı'nın her döneminde sanatçı ve şairler himaye edilmiş, sanatsal faaliyetler saray ve devlet büyükleri tarafından desteklenmiştir. Saray ve devletin merkezi olan padişahlar da şiirle meşgul olmuştur ve bir kısmının divanı bulunmaktadır. Divan tertip eden ilk şair-padişah Avnî mahlasını kullanan Fatih Sultan Mehmed'tir. 15. yüzyılın önemli şairleri arasında kabul edilen padişahın hacimli olmayan bir divanı bulunmaktadır. 16. yüzyılda yaşamış ve hanedanın diğer mensuplarına göre daha uzun süre hükümdarlık yapmış olan Kanunî Sultan Süleyman ise Muhibbî mahlası ile şiirler yazmıştır. Muhibbî Divanı klasik Türk edebiyatında tertip edilmiş en hacimli divanlardan biridir. Bu çalışmada; hayatlarının ciddi bir bölümünü savaş ve seferlerle geçiren Avnî ve Muhibbî'nin divanlarında savaş ve savaş unsurlarının kullanım alanları belirlenerek şairlerin bu unsurları şiirlerine yansıtma biçimleri tartışılmıştır. Bu doğrultuda beyitler tespit ve tasnif edilmiştir. Tespit ve tasnif edilen beyitler sıralanırken 15. yüzyılda yaşamış olması sebebiyle öncelik Avnî'nin beyitlerine verilmiştir. Daha sonra benzer bir kullanım varsa Muhibbî'nin beyitleri hemen ardına yazılarak beyitler mukayese edilmiştir. Beyitler mukayese edilirken söz konusu kavramın beyitte ne anlama geldiği ifade edilmiş ve içerdiği gerçek ve mecaz anlam katmanları değerlendirilmiştir. Değerlendirme yapılırken farklı ve benzer kullanım alanları göz önünde bulundurulmuş, kavramların Türk kültür ve edebiyatında edindiği konumları ve tarihsel arka planları araştırılmıştır. Her kullanım alanı kendisiyle ilgili içerdiği mazmunlar çerçevesinde açıklanmış ve iki şairin bu unsurları hangi açılardan ele alarak işlediği karşılaştırılarak sonuca gidilmiştir. Böylelikle şairlerin şiirlerinin savaşla olan bağlantısı gün yüzüne çıkarılmış; tarihsel gerçekliği olan beyitlerin açıklanmasıyla da padişahların şairlik ve hükümdarlıklarını şiirlerine ne ölçüde ve nasıl yansıttığı ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Avnî, Muhibbî, Divan, Klasik Türk Şiiri, Savaş.
Süleymaniye Kütüphanesi yazma bağışlar 1380 numaralı mecmua'da Burhâneddîn-i Belhî'ye ait mesnevi ve kasideler (İnceleme, transkripsiyon ve çeviri)
Bu çalışma, Muhammed Burhâneddîn-i Belhî'nin (1849-1930) hayatı, eserleri ve Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar 1380 numaralı mecmuada bulunan mesnevi ve kasidelerinin transkripsiyon, çeviri ve incelemesinden oluşmaktadır. Belhî, Osmanlı'nın son yüzyılında yaşamış ve devrinin önde gelen şairleri arasında yer almıştır. Hayatı boyunca yalnızca şiirle meşgul olan Belhî, geçimini de şiir yazarak temin etmiştir. Şiiri ruhun gıdası sayan şair, bulunduğu her meclisi şiirleriyle şenlendirmiştir. Sokakta karşılaştığı dostlarına hâl hatır sormak yerine şiir okuması sebebiyle "şâir-i seyyâr" lakabıyla anılmıştır. Belhî'nin inceleme ve metin çalışmasını yaptığımız söz konusu mecmuası, daha önce bir bütün olarak çalışılmamış, ancak bir kısmı Türkçe divanının incelendiği bir yayında yer almıştır. Bu çalışmada, şairin hayatı, edebî kişiliği ve eserleri ile mecmua içerisinde yer alan ve daha evvel herhangi bir akademik çalışmaya konu edilmemiş olan Farsça ve Türkçe mesnevi ve kasidelerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Burhâneddîn-i Belhî, mecmua, mesnevi, kaside
Ahmedî, Kadı Burhâneddîn ve Seyyid Nesîmî divanlarında nebâtî unsurlar
Ahmedî, Kadı Burhâneddîn ve Seyyid Nesîmî bugün yazılı olarak bulabildiğimiz ilk divanların sahipleridirler. Bir devrin başlangıcını temsil eden bu divanlar elimizde bulunan en eski divan örnekleri olmaları hasebiyle bu dönemin sanat anlayışını inceleyebilmek adına en büyük yardımcılarımızdır. Çeşitli temalar çevresinde divanların tahlillerini yapmak dönemin anlayışını anlamlandırabilmek için önemlidir. Tema olarak içinde yaşadıkları hayatın vazgeçilmez bir parçası olan bitkiler tercih edilmiştir. O devirde şairin tabiata bakışı ve onu anlamaya çalışma şekli beyitler yoluyla tetkik edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı elimizde bulunan ilk divanları inceleyerek klasik edebiyatın iptidai olarak adlandırabileceğimiz devresinde tabiata bakışın nasıl olduğunu anlamaya çalışmaktır. Bahsedilen üç divandaki nebâtî unsurlar karşılaştırılmalı olarak ele alınmıştır. Ahmedî divanında 130, Kadı Burhâneddîn divanında 100 ve Seyyid Nesîmî divanında 85 nebâtî unsura tesadüf olunmuştur. Belirlenen kelimeler çiçekler, ağaçlar, meyveler ve hubûbat olmak üzere dört bölümde ele alınmıştır. Şairlerimizi daha yakından tanıyabilmek için öncelikle hayatları incelenmiştir. Sonrasında nebâti unsurların toplumumuz için önemi aktarılmıştır. Dört ana başlık altında incelenen nebatlar kullanım sıklıklarına göre sıralanmıştır. Ele alınan bitkilerle ilgili önce sözlük bilgileri verilmiş daha sonra tasnife göre örnek beyitlerin gerekli durumlarda nesre çevirisi verilmiş yahut açıklama yoluna gidilmiştir. Son kısımda ise istatistiksel bilgi verilerek üç şairin nebâtî unsurları kullanım sıklığı arasında mukayese yapılarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ahmedî, Kadı Burhâneddîn, Seyyid Nesîmî, klâsik Türk şiiri, bitkiler.
Yusuf Peygamber kıssası temsillerinde kutsallık, edebilik, kurmaca:Kenan Çobanları ve Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün örnekleri
II. Meşrutiyet döneminin önde gelen kalemlerinden biri olan Halide Edib Adıvar hem edebiyat tarihi açısından hem de kendisinden sonra gelen yazarlar ve münevverler için önemli bir isimdir. Nazan Bekiroğlu ise hem akademisyen kimliği ile ön plana çıkan hem de bilhassa 2000'li yıllardan sonra modern Türk Edebiyatının ve yayımcılığının en bilinen yazarlarından biridir. Bu tezde Yusuf Peygamber kıssasını işleyen Kenan Çobanları operası ile aynı anlatıyı roman türünde tahkiye eden Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün eserleri mukayeseli bir şekilde ele alınmıştır. İlk olarak Halide Edib Adıvar'ın Kenan Çobanları operasının yüzyıl itibariyle klasik edebiyat dönemine daha yakın bir yerde durduğu, "mutlak metin" geleneğinin gölgesinde olmasına rağmen bütünüyle Kitab-ı Mukaddes'ten beslendiği ve Türk Edebiyatında o döneme değin örneğine rastlanılmamış bir yaklaşımla yazıldığı görülür. Nazan Bekiroğlu'nun Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün romanının ise klasik edebiyat geleneğinden bir asır sonra modernist edebiyat döneminde üretilmiş olmasına rağmen gelenekten ilham alan bir yapıda üretildiği tespit edilmiştir. Nihayetinde ise bu çalışmada Halide Edib Adıvar'ın 1900'lerin başında kaleme almış olduğu Kenan Çobanları isimli operası ile Nazan Bekiroğlu'nun 2000'lerin başında yayımlanan Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün romanı üzerine mukayeseli bir inceleme yapılmıştır.
Ümîdî Divanı'nda sevgilinin güzellik unsurları
Ümîdî (ö. 1571) on altıncı yüzyılda yaşamış Osmanlı divan şairidir. Günümüze ulaşan bir Divan'ı bulunmaktadır. Bu Divan'ın şu ana dek tespit edilebilen dört nüshası kayıtlarda yer almaktadır. Ümîdî Divanı, daha önceden ayrıntılı olarak incelenmemiş olmasıyla ilgi çekiciliğini korumaktadır. Bu çalışma, Ümîdî'nin Divanı'ndaki sevgilinin güzellik unsurlarını, deyimler ve tekrarlanan kelime gruplarının tespitini hedeflemektedir. Ümîdî şiirlerinde edebî sanatları ve deyimleri maharetle kullanarak eserini ortaya koymaya çalışmıştır. Şiirlerinde deyimlere sıklıkla yer vermesi ayırt edici özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Şairin Divanı'ndaki şiirleri, maharetini göstermesinin yanı sıra döneminin edebî anlayışına da ayna tutmaktadır. Tezin birinci bölümünde sevgilinin güzellik unsurları, ikinci bölümünde ise şairin şiirlerinde kullanmış olduğu deyimler ve tekrarlanan kelime grupları incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Ümîdî, Divan, Güzellik unsurları, Deyimler, Tekrarlar.
Hasan Ali Toptaş'ın eserlerinde insan-hayvan karşılaşmaları: Hayvanların yazınsal temsili
Hasan Ali Toptaş'ın romanları üzerine bugüne değin ortaya koyulan araştırmalar insan varoluşu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu bağlamda dikkate alınmayan insan olmayan canlıların romanlarda insan varlığı nispetince yer ediyor oluşu bu araştırmaları bütüncül bakıştan uzak kılmaktadır. Bu çalışmada Toptaş'ın Gölgesizler, Uykuların Doğusu, Bin Hüzünlü Haz, Sonsuzluğa Nokta ve Kuşlar Yasına Gider romanlarında hayvanlar esas alınarak ekolojik etik bir soruşturma yürütülmektedir. Anlatılardaki insan ve hayvan karşılaşmaları etrafında hayvan öznenin konumu, edebi hayvan temsilleri ve hayvanın dilsel ifade biçimleri incelenmektedir. Edebi öznenin sınırları, sınırların geçişkenliği ve kurulan heterojen terkiplerle bağıntılı olarak insan-hayvan ilişkisi ele alınacaktır. Anahtar Kelimeler: Hasan Ali Toptaş, varoluş, temsil, hayvan sorusu, ekoeleştiri, tekillik, öteki
Nurettin Albayrak'ın Türkiye Türkçesinde Atasözleri Sözlüğü ile Manzûme-i Durûb-ı Emsâl, Durûb-ı Emsâl ve Atalar Sözü Risalelerindeki atasözlerinin karşılaştırılması (Değerlendirme ve dizin)
Atasözü, atalardan günümüze ulaşan, onların yüzyıllar süren gözlem ve deneyimlerine dayanan düşüncelerini öğüt ve yargı biçiminde nakleden anonim, kısa, özlü ve kalıplaşmış sözdür. Bulunan en eski yazılı Türkçe metinlerden itibaren hemen her eserde bulunan atasözleri üzerine pek çok derleme hazırlanmıştır. Bu çalışmada Hıfzî'nin 1728-30 yıllarında kaleme hazırladığı Manzûme-i Durûb- ı Emsâl, Ahmed Vacid'in 1858'de yayımlanan Durûb-ı Emsâl ve Haşim Veli'nin 1926'da basılan Atalar Sözü risaleleri ile Nurettin Albayrak'ın 2009'da yayımlanan Türkiye Türkçesinde Atasözleri sözlüğü ele alınmıştır. Adı geçen eserlerdeki atasözleri karşılaştırılmış, 18. yüzyıldan günümüze atasözü kayıtlarının ve atasözü derlemeciliğinin gelişimi izlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın Giriş bölümünde atasözünün tanımı ve özellikleri açıklanmış, atasözleri hakkında temel eserlere değinilmiş, Türkiye'de ve Türk cumhuriyetlerinde atasözü araştırmalarının tarihi üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde çalışmada ele alınan eserler ve bu eserlerin yazarları tanıtılmıştır. İkinci bölümde Türkiye Türkçesinde Atasözleri esas olmak üzere atasözleri karşılaştırılmış söz ve söz dizimi farklılıkları belirtilmiştir. Sonuç, Dizin, Kaynaklar ve Ekler ile çalışma tamamlanmıştır.
Pîrî Reîs'in Kitâb-ı Bahriyye adlı mensur eseri (Giriş-inceleme-tenkitli metin-açıklamalı dizin)
Bu çalışma 16. yüzyılda yaşamış ünlü Osmanlı haritacısı ve denizcisi Pîrî Muhyiddin b. Hacı Mehmed'in diğer bir adıyla Pîrî Reîs'in 1521 yılında kaleme aldığı Kitâb-ı Bahriyye adlı mensur eserinin tenkitli metnini ortaya koymayı hedeflemektedir. Müellif nüshası henüz ele geçmemiş olan coğrafya ve denizciliğe dair bu eser, yazıldığı dönemde çok okunmuş daha sonraki yüzyıllarda da rağbet görmüş ve çok kez istinsah edilmiştir. Çalışma giriş bölümü dışında 4 bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; "Kitâb-ı Bahriyye'ye dair kaynaklar ve tetkikler" başlığı altında geçmişten günümüze bu konuda yapılan çalışmalar değerlendirilmiştir. Müellifin yaşadığı dönemin koşulları eserine etki edeceğinden Pîrî Reîs'in yaşadığı devirdeki deniz tarihi ve deniz ticaretine kısaca değinilmiştir. Birinci bölümde; Pîrî Reîs'in hayatı, kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; dil incelemesi kapsamında metindeki fonetik ve morfolojik özellikler üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde; eserin yurt içi ve yurt dışındaki toplam 7 nüshasından hareketle tenkitli metni kurulmuş ve transkripsiyonu yapılmıştır. Dördüncü bölümde ise metnin dizin ve sözlüğü oluşturulmuştur. Son olarak ekler kısmında Pîrî Reîs'in 1513 ve 1528 tarihli iki dünya haritasına, Kitâb-ı Bahriyye'nin Yeni Cami (A) nüshasında bulunan çizimlere ve tenkitli metinde kullanılan nüshaların fasıl sıralarını gösteren tablolara yer verilmiştir.
Aşk mesnevilerinde bulunan farklı nazım şekilleri, kurgudaki yeri ve işlevleri
Bu çalışmada, Batı Türkçesiyle kaleme alınan aşk mesnevilerinde "gazel, kıta, murabba, terci-bend" gibi farklı nazım şekillerindeki manzumelerin hangi sıklıkta ve nasıl kullanıldığı sorusunun cevabı aranmaktadır. Mesnevilerde bu gibi manzumelerin hangi ihtiyaca binaen ve ne ölçüde varlık gösterdiği, belirli bir hikâye anlatan bu tür eserlerde hikâyenin doğasına zarar vermeden kendisine nasıl yer bulabildiği, aynı konuyu anlatan birçok aşk mesnevisinin varlığı düşünüldüğünde bu manzumelerin eserin telif niteliğine ne ölçüde katkıda bulunduğu gibi sorular, mesnevilerde farklı nazım şekillerinin varlığı bahsinde akla gelen sorulardan bazılarıdır. Diğer yandan Türkçe aşk mesnevilerinde, İran edebiyatındaki seleflerinden farklı olarak bu tip manzumelerin oldukça sevildiği ve rağbet gördüğü bilinmektedir. Bu yüzden Türk mesnevi edebiyatının kendine özgü karakterini anlama yolunda, konunun ayrıntılarıyla ortaya konması ayrıca önemlidir. Dolayısıyla hem mesnevilerdeki bu gibi manzumelerin niteliklerini aşk mesnevileri örneğinde kapsamlı bir biçimde ele almak hem de klasik Türk edebiyatının bir ürünü olarak söz konusu manzumelerde tezahür eden edebî zevki tasvir edebilmek için bu çalışmada bahsi geçen manzumeler araştırma konusu edilmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde, Batı Türkçesiyle kaleme alındığı tespit edilen aşk mesnevileri bu tip manzumelerin varlığı veya yokluğu bakımından incelenmektedir. Farklı nazım şekillerinde manzumeler ihtiva eden mesneviler, ayrıca bu manzumelerdeki nazım biçimi, vezin, mahlas kullanımı gibi yönlerden de incelenmektedir. İkinci bölümde ise aşk mesnevileri arasından seçilen 41 mesnevi, farklı nazım şekillerinde manzumelerin kurgudaki yeri ve işlevleri başlıca odak noktası olmak üzere yakından incelenmektedir.
Nuruosmaniye Kütüphanesi 4923 numaralı şiir mecmuası: İnceleme-metin-sözlük (48a-120b)
Bu tezde, Nuruosmaniye Kütüphanesi 4923 numarada kayıtlı şiir mecmuasının 48a-120b varakları incelenmiştir. Bazı sayfaları eksik olan bu şiir mecmuası 125 varaktır. Söz konusu mecmuanın 48a'ya kadar olan kısmı tarafımızdan lisans bitirme tezi olarak çalışılmıştı. Bu çalışmada; mecmuadaki şiirlerin transkripsiyonu yapılıp, divanı bulunan şâirlerin şiirleri divandaki ile karşılaştırıldı. Neticede divanda yer almayan bazı şiirler ve mevcut şiirlerin farklı varyantları tespit edildi. Çalışmanın sonunda ise bir sözlük hazırlandı.
Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu: 06 Mil Yz A 4353/2 numaralı şiir mecmuası (İnceleme-metin)
Bu çalışmada Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu bölümünde bulunan 06 Mil Yz A 4353/2 numaralı mecmua incelenmiştir. Derleyeni ve derleme tarihi hakkında eserde herhangi bir bilgiye rastlanılmamakla beraber içerisinde bulunan şairler göz önüne alındığında 20. yüzyılda derlendiği tahmin edilmektedir. Çalışmanın giriş bölümünde üç başlık altında mecmualar hakkında genel bilgi verilmiştir. Birinci bölümde tezimize konu olan mecmuanın tavsif edilmesi ile beraber mecmuadaki şairi bilinen ve bilinmeyen şiirler, şairler, şairlerin bulunduğu yüzyıllar, şiir dışı unsurlar tablolar halinde verilmiştir. Ayrıca mecmuada karşılaşılan sorunlar ve izlenilen yol da bu bölümde bulunmaktadır. İkinci bölüm ise mecmuanın transkripsiyon harfleri kullanılarak latin alfabesine aktarımından ibarettir. Anahtar Kelimeler: Mecmua, Şiir mecmuası, Meşk Mecmuası.
Cumhuriyet Dönemi tiyatro eserlerinde aile (1923-1969)
Refik Halid Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Kutsi Tecer, Cevat Fehmi Başkut, Ahmet Muhip Dıranas, Oktay Rifat, Necati Cumalı, Orhan Asena ve Turgut Özakman'ın aile ve kadın odaklı bir yaklaşım güderek yazdığı tiyatro eserleri, toplumsal gerçekliklerin ve modernizm hareketlerinin aile hayatı üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini ortaya koyar. Bu bağlamda, tiyatro eserlerindeki gelenek ve kültürel değerlerle bütünleşmiş aile modelleri tasnif edilerek incelenmiş ve toplumun zihin dünyasındaki ideal kadın ve aile olgusunun nasıl olduğu, kırsal ve kentsel bölgelerdeki aile ilişkilerini belirleyen dinamiklerin neler olduğu sorularına cevap aranmıştır. Türk ailesinin hayat tarzını değiştiren modernizm hareketinin etkileri "Toplumsal Değişim ve Aile" ve "Kadınlar ve Evlilik Hayatı" olmak üzere iki başlık altında ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Aile, Kadın, Toplum, Gelenek
Muharrem Ergin ve Şamil Allahverdi Cemşidov'un Dede Korkut Oğuznāmelerinin metin aktarımlarının karşılaştırılması (V. 2b-85a)
Batı Türkçesi dairesi içerisinde yer alan Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi iki farklı yazı dili olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma aynı daire içerisinde yer alan iki lehçenin aralarındaki farklılıkların tespit edilmesi ve Batı Türkçesinin kendi içerisindeki ayrımları açıklamak açısından önemli veriler sunacaktır. Bu farklılıkları tespit etmek amacı ile her iki yazı dilinin örnekleri olan Muharrem Ergin ve Şamil Cemşidov tarafından yapılan Dede Korkut Oğuznāmelerinin metin aktarımları karşılaştırılmıştır. Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi ile ilgili genel bilgi verildikten sonra ikinci bölümde Dede Korkut Oğuznāmesi ele alınmıştır. Çalışmanın ana bölümü olan üçüncü bölümde "Lehçe Farklılığından Kaynaklanan Okuma Farklılıkları",, "Okunuşlarda Tespit Edilen Okuma Yanlışlıkları", "Metin Yazımından Kaynaklanan Okuma Tercihleri" başlıkları altında metin esasında adı geçen araştırmacıların okumaları farklı çerçevelerden incelenmiştir. Çalışmanın dördüncüncü bölümünde üçüncü bölümde belirtilen başlıkların metnin tümünde yer alan örnekleri tabloda sıralanmış, dördüncü bölümden sonra sonuç bölümü ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Dede Korkut Oğuznameleri, Muharrem Ergin, Şamil Cemşidov, Metin Aktarımı, Azerbaycan Türkçesi, Türkiye Türkçesi, Metinler Arası Karşılaştırma
Nurullah Ataç'ın Türk dili ve edebiyatı konusundaki görüşleri ile eserlerinin karşılaştırmalı incelemesi
Nurullah Ataç; çağdaş Türk dili ve edebiyatının oluşum, değişim ve gelişim sürecinde görüşleriyle önem kazanmış bir yazardır. Kendisi Türk edebiyatının ilk deneme yazarı olarak kabul edilmekle beraber eleştiri türüne olan katkılarıyla da bilinmektedir. Yazıları daima Türkçe ders kitaplarında yer tutan yazar, Türkçenin sadeleştirilmesi konusundaki istikrarlı çabalarıyla yeni Türk dilinin şekillenmesinde etkili olmuştur. Bununla birlikte döneminde eser veren yazar ve şairleri eleştirerek onlara yol göstermiştir. Bu çalışmada Türk dili ve edebiyatında tartışmasız öneme sahip olan Nurullah Ataç'ın görüşleri ve eserleri dikkate alınarak Türkçe'nin söz varlığını, sözdizimini ve yazım sorunlarını incelemek amaçlanmıştır. Bunu yaparken objektif bir tutum sergilemek amacıyla Ataç'ın iç dünyası ve hayatı derinlemesine incelenerek yazıları; eser, şahsiyet, devir üçgenine uygun şekilde analiz edilecektir. Çalışma bu yönüyle hem yeni edebiyat hem de dil sahasına katkı sağlamış olacaktır. Ayrıca bahsedilen yazarın yaşadığı dönemdeki dil ve edebiyat anlayışına dair araştırma ve incelemeler yapılarak yazarın yaşadığı döneme ışık tutulacaktır.
Berlin Devlet Kütüphanesi Ms. or. oct. 46 numarada kayıtlı şiir mecmuası inceleme-transkripsiyonlu metin
Bu çalışmada Berlin Devlet Kütüphanesi Ms. or. oct. 46 numarada kayıtlı şiir mecmuasının transkripsiyonlu metni oluşturulmuş ve mecmua genel hatlarıyla incelenmiştir. Mecmuada derleyeni ve derleme tarihi hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber içerisinde bulunan şairler göz önünde bulundurulduğunda 16. yüzyılda derlendiği tahmin edilmektedir. 120 varaktan ibaret olan mecmuada toplam 77 şair ve mükerrerler hariç olmak üzere toplam 413 şiir bulunmaktadır. Çoğunlukla gazel nazım şeklinin bulunduğu mecmuada; kaside, kıt'a, müseddes, müfred ve terci-bend nazım şekillerine de yer verilmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde mecmualar hakkında genel bilgi verilmiştir. Birinci bölüm, çalışmamıza konu olan mecmuanın tavsifine, mecmuada yer alan şairlerin tablolaştıralarak dökümünün yapılmasına ve şair biyografilerine ayrılmıştır. İkinci bölümde ise mecmuanın transkripsiyonlu metni oluşturulurken izlenilen yol, mecmuanın imla özellikleri ve metnin transkripsiyon harfleri kullanılarak latin alfabesine aktarımına yer verilmiştir.
Kadı-zâde İbrahim Vahdî Efendi'nin güfte mecmuası (İnceleme- transkripsiyonlu metin)
Bu yüksek lisans tezinde Harun Korkmaz'ın şahsî koleksiyonunda bulunan Vahdî Efendi'ye ait güfte mecmuası incelenmiştir. Vahdî Efendi, mûsıkîden ziyâde Arap dili ve belâgati alanında öne çıkmıştır. Bilinen bir mûsıkîşinas değildir. Mecmuası ise XVIII. yüzyılın başında 1711 (1123) tarihinde tertib edilmiştir. Mecmua 143 varaktan müteşekkil olup 966 adet güfteyi ihtivâ etmektedir. Bunlardan 925'i Türkçe 32'si Farsça, 9'u Arapça'dır. Mecmuayı diğer mecmualardan ayıran en önemli özellik mürettibi ve tertib edildiği tarihi kesin ve net bir şekilde ketebe kaydında yazılan ilk güfte mecmuası olmasıdır. Ayrıca içerisinde hatırı sayılır derecede ilâhi bulunmaktadır. Tez üç bölümden oluşmuştur. Giriş bölümünde mecmualar hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Vahdî Efendi'nin hayatı, kadılığı, hattatlığı, ilmî yönü hakkında yapılan araştırmalar aktarılmıştır. İkinci bölümde mecmua şekil ve muhteva açışından incelenmiş, mecmuada yer alan bestekârların, şâirlerin, güftelerin, vezinlerin, makamların, Arapça ve Farsça şiirlerin, güftelerin bestelenme şekillerinin, usullerin, listeleri yapılmış, mecmuada adı geçen şairlerin divanlarının bibliyografik kısaltmaları aktarılmıştır. Üçüncü bölümde ise transkripsiyonlu ve edisyon kritikli metne yer verilmiştir. Mecmuadaki tüm güftelerin bilgilerinin yer aldığı listeyle de dönemin repertuarına ışık tutulmuştur. Çalışmanın nihayetinde edebiyat ve müziğin şiir, güfte ve beste özelinde birbiriyle son derece ilişkili olduğu; şiirin müziği, müziğin de şiiri beslediği bir kere daha ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Şiir, güfte mecmuası, 18.yy, Vahdî Efendi.
Halikarnas Balıkçısı'nın eserlerinde Antik Yunan kültürü karşısında Mavi Anadolu düşüncesi
Halikarnas Balıkçısı, kültür tarihi ile coğrafya arasında bağ kurarak bir kimlik, mitoloji, hümanizma anlayışı benimsemiştir. Bu unsurlar, coğrafyaya bağlı birer kurucu unsur olarak Antik Yunan ve Batı karşıtlığı şeklinde düşünce yazılarında işlenmiş ve edebî bir söylem olarak kurmaca eserlerinde estetize edilmiştir. Çalışmada bir metin tahliline girişilmiş, bu bağlamda Halikarnas Balıkçısı'nın düşünce yazıları, roman ve hikâyelerden oluşan kurmaca eserleri tematik ve estetik bağlamda tahlil edilmiştir. Coğrafyayı kültürel bir köken arayışında kaynak olarak kullanan yazarın Antik Yunan ile Anadolu'nun farkını ve Anadolu'nun Antik Yunan'a üstünlüğünü özellikle düşünce eserlerinde ortaya koyduğu gözlemlenmiştir. Bu üstünlük, Anadolu coğrafyasında yaşayan insanların bir kültürel köken olarak Anadolu'da yaşamış tüm ulusların birikimlerini sahiplenmesi gerektiği şeklinde ortaya konulurken Batı'ya da asıl kültürel kökenlerinin Anadolu'da doğduğu ispat edilmeye çalışılmıştır. Bu zıt kültürel unsurları bir araya getirme düşüncesi yazarın kendisinin de bazı çelişkiler yaşamasına, özellikle de tarih konulu kurmaca eserlerinde bu zıtlığın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Kültürel köken arayışları düşünce yazılarında açık bir biçimde Antik Çağ'ın mirasını Anadolu ile özdeşleştirir. Kurmaca eserlerde ise bu kültürel unsurlar özellikle karakterler ve mekân unsurları üzerinden coğrafyaya dayalı olarak verilir.
Mecîdî et-Tosyevî ve Kitâbu Râhati'l-Ervâh adlı tercüme eseri (Tenkitli metin, inceleme ve tıpkıbasım)
Bu çalışma, 16. yüzyılda yaşamış ve şiirlerinde Mecîdî mahlasını kullanmış olan Abdülmecîd bin Şeyh Nasûh bin İsrâîl et-Tosyevî'nin tercüme eserlerinden biri olan Râhatü'l-Ervâh'ın tenkitli metni, eserin şekil ve içerik özellikleri, tercüme hususiyetleri ve mütercimin monografisinden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümü Mecîdî'nin hayatı, eserleri ve edebî kişiliğini ele almaktadır. Mecîdî'nin hayatı hakkındaki bilgiler, mevcut kaynakların yanı sıra eserlerinden yola çıkılarak oluşturulmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, tercümenin şekil ve içerik özellikleri üzerinde durulmuştur. Tercüme, yapısı itibarıyla kaynak eserine benzer bir biçimde nazım-nesir karışık olarak meydana getirilmiştir. İçerik özellikleri kısmında ise öncelikle fasılların özetleri verilmiş daha sonra eserdeki ayet ve hadisler, mutasavvıflar, dinî ve tarihî şahsiyetlerden bahsedilmiştir. Üçüncü bölüm, eserin tercüme yöntem ve stratejilerinin belirlenmesi konusunu ele almaktadır. Bu bölümde, tercümenin kaynak metni olan Nüzhetü'l-Ervâh ve eserin müellifi Emîr Hüseynî tanıtılmış; eserin 19. yüzyılda tercümesini yapan Mehmed Said ve eserinden bahsedilmiş ve Mecîdî'nin tercümesi hem kaynak eser hem de söz konusu tercüme göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Çalışmanın son bölümü, Râhatü'l-Ervâh'ın tespit edilebilmiş iki nüshası kullanılmak suretiyle oluşturulan tenkitli metnini içermektedir. Nüshaların ikisi de Süleymaniye Kütüphanesi'nde yer almaktadır. Söz konusu nüshalar tavsif edildikten sonra transkripsiyonlu metnin oluşturulmasında takip edilen yol açıklanmış ve transkripsiyon alfabesi kullanılarak Arap harfli metin Latin alfabesine aktarılmıştır. Metne dâhil olmadığı düşünülen derkenar kısımları ise ayrı bir başlık altında verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mecîdî et-Tosyevî, Râhatü'l-Ervâh, Emîr Hüseynî, Nüzhetü'l-Ervâh, Tercüme.
Ömer Seyfettin'in hikâyelerinde mekân
Bu tezde Ömer Seyfettin'in biyografisi ve yaşadığı coğrafyadaki küçülmenin öykülerine olan etkisi, öykülerdeki mekân tasarımları ya da mekânların verilme şekli üzerinden açıklanmaktadır. Bu amaçla Ömer Seyfettin'in edebi mekânları biçimlendirişi ile kendi hayatı, edindiği mesleklerle kendi psikolojisi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Yazarın tarih anlayışının, yaşadığı dönemde bilhassa küçülen ve bölünen Osmanlı coğrafyasının, öykülerinde iç ve dış mekânları seçmesine, karakterleri konumlandırmasına etkisi analiz edilmiştir. Öyküler yorumlanırken psikobiyografik yaklaşıma başvurulmuş, yanı sıra dönemin tarihsel arka planı ile bu yorumlamalar ilişkilendirilmiştir. Bu çerçevede Ömer Seyfettin'in öykü mekânları yazar, karakter ve dönemiyle ilişkisi göz önünde bulundurularak Freudyen nedensel ve Jungiyen yapılandırmacı yaklaşımla incelenmiştir. Ömer Seyfettin'in hayat coğrafyası öykü mekânlarının temelini teşkil eder. Subaylık yaptığı Balkan coğrafyasında yaşadığı ve gözlemlediği durumlar öykülerine yansır. Osmanlı coğrafyasının savaşlarla küçülmesi ve buna eşlik eden travmaların öykü mekânlarında etkisi görülür. Küçülme ve travma hali muhayyel mekân ve coğrafya tasarımları ile çözülmeye çalışılır. Öykülerde ev içinin sıklıkla seçildiği ve ev içi mekânı olarak da odanın öne çıktığı fark edilir. Ev içi mekânı olarak odanın psikolojik bağlamda çatışma, bütünleşme ve dönüştürme özellikleriyle belirdiği görülür. Öykülerinde mahallenin parçalanması, ulaşım araçlarının değişmesiyle beraber mekânlar arası mesafenin kısalması, kadınların kamusal mekânlardaki konumu mesele edilir. Köşk ve konak köhne, apartman ise dejenere görünümü ile öne çıkarılırken İstanbul tasvirleri negatiftir. Son olarak öykü mekânlarının natüralist bir bakış ve milliyetçi bir yaklaşımla örüldüğü açıktır.
Uygur Şair Zuhûrî'nin "Divan-ı Zuhuri" adlı eserinde söz varlığı incelemesi"
Uygurlar, 19. yüzyılın başından beri Mançu ve Çin hanlıklarına karşı bağımsızlık mücadelelerini vermişlerdir. Bu siyasi karışıklık döneminde durağanlaşan Uygur Edebiyatı'nın canlandırılmasında ve Çağdaş Uygur Edebiyatı'nın temelinin atılmasında hem hükümdar hem de şair olarak Zuhûrîddin Hekim Bey önemli bir rol oynamıştır. Bu tez, şair Zuhûrîddin Bey'e ait olduğu sonradan tespit edilen Divân-ı Zuhûrî adlı eser üzerinde yapılan "Metin, Söz Varlığı İnceleme, Dizin" biçimindeki çalışmamızdır. Tezin Giriş bölümünde, Doğu Türkistan tarihi, Uygur edebiyatı ve Uygur Klasik edebiyat döneminin özellikleri aktarılmıştır. Bu bölümde, Çing Sülalesi devrindeki edebiyatın tarihi gelişimine, Çağdaş Uygur edebiyatı ve önemli şahsiyetlerine değinilmiştir. Giriş bölümünün sonunda Zuhûrîddin Hekim Bey ve eseri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Latinize edilmiş metin bulunmaktadır. Burada Arap harfli Uygur yazısıyla düzenlenmiş Divân-ı Zuhûrî adlı yazma eser üzerinde çeviri yazı yöntemi uygulanmıştır. Üçüncü bölümünde, metnin Türkiye Türkçesine çevrilmiştir. Gramer İncelemesi bölümü, şekil bilgisi ve imla başlıklarını içermektedir. Şekil bilgisi kısmında, isim ve fiilin sadece yapım ekleri incelenmiştir. İmla bölümünde, farklı yazım niteliklerini metinden tespiti yapılmış tanıklamalarla örneklendirilmiştir. Dizin bölümünde, metnin söz varlığı sıralanmıştır.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarında yapı ve tema
Ahmet Hamdi Tanpınar; hikâye, şiir, deneme, inceleme ve eleştiri gibi pek çok türde eserleriyle ve Türk edebiyatında şair kimliğini de hissettiren önemli romanlarıyla dikkat çekmektedir. Roman ve öykülerini şiir anlayışından farklı görmeyen yazar, "dilde rüya hâlini kurmak" gayreti içerisindedir. Tanpınar, Türk romanının modern bir kimlik kazanmasında önemli bir role sahiptir. Roman türünde alışılmışın dışında kullandığı tekniklerle kullandığı "zaman" ve "mekân" unsurlarıyla, olay örgüsünü vermek istediği ve ön plana çıkardığı meselelerle eritmesi yönünden romanın tarihsel gelişiminde farklı bir yol açmıştır. Yazar, roman türünde teknik ve yapı unsurlarında yaptığı yenilikler dışında kendisine mesele edindiği mevzuları da roman içinde roman kişilerinin ağzından vererek düşünceyi olaylardan daha önemli bir yere oturtmaktadır. Bu yönüyle Tanpınar'ın romanları yapısı kadar temalarıyla da önem arz etmektedir. Tezin ilk bölümünde Tanpınar'ın romanları yapı bakımından incelenmiştir. Söz konusu bölümde romanlar; olay örgüsü, mekân, zaman, kişiler, anlatıcı ve dil ve üslup yönünden ele alınırken kullanılan anlatım teknikleri de belirlenmiştir. İkinci bölümde ise romanlar tema yönünden incelenmiş olup hürriyet, Doğu- Batı sorunsalı, kadın, aşk, yalnızlık, korku, kader, cinsellik, sanat, ölüm gibi alt başlıklar oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Roman, Yapı Unsurları, Tema, Anlatım Teknikleri.
Ebûbekir Kânî'ye ait gösterilen Be-nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn [İnceleme-tenkitli metin]
Köklü bir tarihi olan klasik Türk edebiyatı, XVIII. yüzyılda son büyük şair ve nasirlerle mevcudiyetini muhafaza etmiştir. Bu yüzyılın büyük simalarından biri de Ebûbekir Kânî et-Tokadî'dir. Ebûbekir Kânî üzerine yapılan çalışmalarda Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn adıyla kaleme alınan eserin ona isnat edildiği görülmektedir. İlk olarak ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmemekle birlikte bu isnat, mevcut varsayımların tekrarı neticesinde günümüze kadar sorgulanmaksızın devam ettirilmiştir. Ancak eserin kimi yazma nüshalarında yer alan istinsah/telif tarihleri incelendiği vakit, bu tarihlerin Kânî'nin daha çocukluk yıllarına denk geldiği görülmekte ve bu durum eserin Kânî'ye ait olmadığı düşüncesini doğurmaktadır. Kim tarafından yazıldığı kesin olarak bilinemeyen Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn adlı eser, Eflak voyvodası İskerletzâde Konstantin'in isteği doğrultusunda kardeşi Alexander'in Türkçeyi öğrenebilmesine ve Osmanlı bürokrasisinde yer alabilmesine yardımcı olmak amacıyla kaleme alınmıştır. Bu eser ile birlikte sadece Alexander'e değil Türk dili ve adabına vukufiyetini arttırmak isteyen sair kimselere de rehberlik yapmak hedeflenmiştir. Bu doğrultuda deyim, atasözü, halk söyleyişleri gibi öğelerle desteklenen eserde Türkçenin inceliklikleri gösterilmek istenmiş ve Türk ahlak anlayışı hakkında ipuçları verilerek nasihat kitabı olma yolunda da bir adım atılmıştır. Bu bakımdan Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn'un hem didaktik tarzda yazılmış bir Türkçe öğrenme ve öğretme kılavuzu hem adabımuaşeret kitabı hem de bir nasihatnâme olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada, Be-Nâm-ı Havâriyyûn Bürûc-ı Fünûn adlı eser çeşitli başlıklar etrafında incelenmiştir. Eser, Kânî'ye aidiyet noktasında bazı soru işaretleri ile ele alınmış, konu ile ilgili literatürde yer alan tespitler yeniden tetkik edilerek eksiklikler/yanlışlıklar giderilmeye çalışılmış, dil ve muhteviyat özelinde yapılan incelemeler tenkitli metin kurulumu ile ortaya konulmuştur.
Yaşar Kemal'in Yolda kitabında oluş veya kılış olma bakımından fiiller
Bu çalışmada fiillerin oluş ve kılış olma durumları açıklandıktan sonra Yaşar Kemal'in "Yolda" adlı kitabının içerisinde yer alan "Sarı Sıcak, Süpürge, Keçi, Hançer, Yolda ve Avcı" adlı hikâyelerde geçen fiiller oluş ve kılış olma durumları bakımından ele alınacaktır. Bu çalışmanın amacı Türkçedeki fiilleri, kullanıldıkları cümlelerdeki anlamlarından hareketle oluş ve kılış fiili olarak değerlendirmektir ve böylece Türkçedeki fiillerin anlamlarına göre oluş ve kılış fiili olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktır. Eserde incelenen kısım toplam otuz altı sayfayı kapsamaktadır. Bu çalışma ortaya konulurken sözü edilen eserin belirlenen kısmı konu dâhilinde tarandıktan sonra elde edilen veriler toplanıp analiz edilmiştir. Çalışmanın sonunda da elde edilen veriler değerlendirilmiştir.
Fâtih Dîvânı'nda kelime grupları
Çalışma Fâtih Dîvânı'nın tümünü kapsamaktadır. Bu çalışma XV. yy. şairi olan Fâtih'in dili üzerine yapılmıştır. Dil bilimin bir alt dalı olan sözcükbilimin yöntemleriyle sanatçıların eserlerinde kullandıkları sözcüklere, sözcük gruplarına dair verilere ulaşılır. "Sanatçı sözlükleri" denilen sözlüklerle sanatçıların üslûbu, yaşamları ve onların yaşadıkları devrin kültürel birikimi hakkında bilgi sahibi olunmaktadır. Buradan yola çıkılarak Fâtih Sultan Mehmed Han'ın hayatı, edebî şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Devamında kelime grupları hakkında açıklama yapılıp sonrasında Fâtih Dîvânı'nda yer alan kelime grubu çalışmasına geçilmiştir. Fâtih'in Türkçe Dîvânı'nda yer alan kelime grupları belli bir düzen çerçevesinde açıklanarak verilmiştir. Fâtih'in Dîvânı'nda kullandığı kelimeler ve kelime grupları nelerdir? Hangi kelimeleri nerede ve ne sıklıkla kullanıyordu? sorularından yola çıkılarak hazırlanan bu çalışma Fâtih Dîvânı'nın kelime gruplarını ve kullanılış sıklıklarını tespit etme amacını taşımaktadır. Çalışmanın diğer aşamasında metin sayfaları tek tek taranarak kelime grupları tespit edilmiş ve bu kelimelerin geçtiği satır numaraları belirtilmiştir. Çalışmada sayısal verileri ortaya çıkarmak üzere kelime gruplarının sayıları ve kullanılma sıklığı bir tablo hâlinde sunulmuştur.
Nesîmî'nin Türkçe Dîvânı'ndaki kelime grupları ve kip ekleri (İlk on gazel)
Dil, yeryüzünde insanlık tarihinin en büyük buluşlarından biridir. Anlaşma, iletişim kurma işlevlerini üstlenen insanlara aktarımı kolaylaştıran bunu kurallar ile yapan dilin kendisidir. Tüm bunları gerçekleştiren dilin çeşitli yapıları vardır. Bunları da kelime olarak adlandırırız. Bazen kelime, iletişimde tek başına yetersiz kaldığında birden çok çok kelime yan yana gelir ve kelime grubunu oluşturur. Bir araya gelerek dil birimi oluşturan kelime grupları, dilimizde geniş bir yelpazeye sahiptir. Bu geniş alanın incelenmesi, tanımlanması, sınıflandırılması da bir ihtiyaç halini ortaya çıkarmıştır. Seyyid Nesimî'ın hayatı, edebi şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilip Türkçe Divânı ve kelime gruplarıyla ilgili olan bu çalışmada açıklamalar yapılmıştır. Nesimî'in Türkçe divanında yer alan kelime grupları belli bir düzen çerçevesinde verilmiştir. Nesimî, XIV. yy şairidir ve yaşadığı yüzyıl itibariyle Türk edebiyatında önemli bir yer tutmaktadır. Şairin hazırladığı Türkçe divan üzerine çalışma yapılmış, kelime grupları araştırılmıştır. Nesimî'nin hayatı, edebi şahsiyeti ve Türkçe divanında yer alan kelime grupları hakkında bilgi verilmiştir. Kelime grupları bilgilendirilmesinden sonra divanda yer alan kelime grubu çalışmasına geçilmiştir. Daha sonra fiil grubunda kip ekleri incelemesi yapılmıştır.
Zülfü Livaneli hayatı eserleri sanatı
Bu çalışmada Zülfü Livaneli'nin hayatı, eserleri ve sanatı incelenmiştir. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. Ayrıca çalışmamızda giriş, sonuç, kaynakça ve ekler kısımları yer almaktadır. Tezin giriş kısmında, konunun önemi, kapsamı, sınırları, özgün değeri, araştırma sorusu, amaç ve hedef belirtilmiştir. Birinci bölümde yazarın hayatı anlatılmıştır. Livaneli'nin hayatı çeşitli kategoriler altında incelenmiştir. Aile kökenleri, doğumu ve sonrası, çalışma hayatı, eğitim hayatı, yazarlık serüveni, müzik hayatı, sinema çalışmaları ve siyasi hayatı farklı başlıklar altında yazılmıştır. Yazarın ilk gençlik çağından bu yana politik bir duruşa sahip olduğu ortaya konulmuştur. Yaşam biçimi, hayatı boyunca karşılaştığı zorluklar ve sanatı, politik duruşunun sürekliliğini canlı kılmıştır. İkinci bölümünde yazara ait romanlar, uzun hikâyeler, kısa hikâyeler, otobiyografiler, anı kitapları, deneme kitapları ve yazarlık dersi içeren kitaplara yer verilmiştir. Kitaplar türlerine göre sınıflandırılmıştır. Eserler edebiyat biliminin imkânları dâhilinde incelenmiştir. Yine bu bölümde eserlerindeki bakış açısı, anlatım teknikleri, zaman, mekân ve toplumcu gerçekçi izleklere dair tespitlere yer verilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde yazarlığa doğru ilk deneyimleri, yazarın dili ve üslubuna dair değerlendirmeler yapılmıştır. Sonuç kısmında yazarın eserleri ve sanatsal kuramı değerlendirilmiştir. Çalışmamızın ekler kısmında Livaneli Vakfı yetkilisi ile yapılan görüşmeye, yazarın eserleri üzerine yapılan tez isimlerine ve yazarın edebiyat dalında aldığı ödüllere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: zülfü livaneli, edebiyat, roman, öykü, toplumcu sanat.
Aziz Nesin'in "Toros Canavarı ve İt Kuyruğu" adlı yapıtlarında deyimlerin yapı ve anlam bakımından incelenmesi
Deyimler, hem sözlü hem yazılı anlatım ürünü olup bir toplumun tarihi, düşünce dünyası ve kültürü hakkında bilgiler sunarak değerlere zenginlik katar. Türk dilini zenginleştiren deyimler, birçok yazar tarafından ele alındı. Deyimler üzerinde yapılan çalışmalara bakıldığında, Ömer Asım Aksoy, "Deyimler Sözlüğü" adlı yapıtında anlamı yoğunlaştırarak birden fazla sözcükle yapılan söz öbeklerinin nasıl bir biçimde oluştuğunu ve sözcüklerin bir araya geldiğinde, nasıl bir anlam ifade ettiğini çalışmada görmek mümkün. Ele alınan çalışmada deyimler, hem anlamı hem yapısı bakımından incelendi. Yapı bakımından ele alınacak deyimler, Aziz Nesin'in "Toros Canavarı ve İt Kuyruğu" adlı yapıtları üzerinde inceleme yapıldı. Yazar'ın yapıtları incelendiğinde birbirinden çok farklı deyim çeşitlerine rastlanıldı. Hangisi sözcük türüne sahip hangisi cümle türüne sahip olduğu unsurlar araştırıldı. Sözcük türündeki deyimler ve cümle türündeki deyimler hangi anlamı ifade ettiği unsurlar araştırılarak çeşitli kaynaklardan yararlanıldı. Deyimler iki bölümde incelenip yapı özellikleri yönünden alt başlıklar şeklinde sıralandı ve deyimlerin her biri kendi arasında gruplandırılıp incelendi. Böylece çalışmanın amacı belirlenmiş olup bu iki yapıtta geçen deyimlerin de tanımı ve değerlendirmesi yapılmış oldu.
Münşe'ât-ı Fevrî (İnceleme-metin)
Klasik Türk Edebiyatı'nda XIV ve XV. yüzyıllardan itibaren münşe'ât türünde pek çok eser kaleme alınmıştır. Sonraki dönemlerde inşâ alanında güçlü münşîlerin de yetişmesi ile bu gelenek devam etmiştir. Türk edebiyatı tarihinde daha çok şiirleriyle tanınan XVI. yüzyıl sanatçısı Fevrî Ahmed Çelebi de kaleme aldığı inşâ tarzındaki eserleriyle bu geleneğe katkı sunan sanatçılardan biridir. Bu tez çalışması Fevrî Ahmed Çelebi'ye ait olan ve Münşe'ât-ı Fevrî adıyla bilinen eserin inceleme ve çeviri yazı metnini konu almaktadır. Münşe'ât-ı Fevrî mukaddime ve 42 adet mektuptan oluşmaktadır. Münşe'ât'ın mukaddime bölümü, Fevrî'nin inşâ ve şiir hakkında düşüncelerini çeşitli âlim ve kaynak eserlerden iktibaslar yapmak suretiyle sunduğu dikkat çekici bir niteliğe sahiptir. Eserde mukaddime bölümünden sonra sunulan mektup suretleri ise hem Fevrî'nin hem de dönemin çeşitli şahsiyetlerinin yazışmalarından oluşmaktadır. Bu çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında Klasik Türk Edebiyatı inşâ ve münşe'ât geleneğinden söz edilmiştir. Tezin birinci bölümünde Fevrî Ahmed Çelebi'nin hayatı, sanatçı ve ilmî kişiliği yanında eserleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Münşe'ât-ı Fevrî'nin tanıtımı, muhteva ve üslup özellikleri bakımından incelenmesi üzerinde durulmuştur. Tezin üçüncü bölümünde Münşe'ât-ı Fevrî'nin ilmî yöntemlerle hazırlanan metnine yer verilmiştir. Bu bölümde öncelikle Münşe'ât'ın yazma nüshası tanıtılmış, metnin hazırlanma yöntemi hakkında bilgi verilmiş daha sonra çeviri yazı metin sunulmuştur.
Atilla Birkiye hayatı sanatı eserleri
Bu doktora tezinde Atilla Birkiye'nin hayatı, sanatı ve eserleri üzerine çalışılmıştır. Tez üç temel bölümden oluşur. Bunun yanında giriş, sonuç, röportaj ve kaynakça kısımları da yer alır. Tezin giriş kısmında, konunun önemi, kapsamı, sınırları, özgün değeri, araştırma sorusu, amaç ve hedef belirtilir. Birinci bölümde yazarın hayatı ele alınır. Birkiye'nin yaşamında yaptığı çalışmalar, yazarlık hayatı hakkında bilgi verilir. Ailesi, doğumu, eğitim hayatı, çalışma hayatı, sinema çalışmaları ve hazırladığı televizyon programları üzerinde durulur. Yazarın hayata bakışı ele alınır. Yazarın hayatı boyunca daha çok nelerle uğraştığına dikkat edilir. Yazarın hayatı boyunca yazma serüvenine bir tutku olarak yaklaşması işlenir. İkinci bölümde Birkiye'nin sanat anlayışı üzerinde durulur. Onun romanlarını oluşturan temel unsurlar ve olaylar incelenir. Yazarın romanlarında kullandığı teknikler belirtilir. Deneme, şiir, günlük türlerindeyse eserlerde geçen temalar ele alınır. Derleme ve müzikaldeyse yazarın ne hakkında bilgi verdiği incelenir. Yazarın eser verdiği türlerdeki çalışmaları hakkında genel bilgilendirme yapılır. Bunun yanında yazarla görüşerek yapılan röportajdaysa yazarın kendisi sanatı hakkında doğrudan bilgi verir. Sanatçının verdiği bilgiler, onun eserlerini anlamak açısından önemlidir. Böylece yazarın edebiyata eserleri ile sağladığı katkılar görülür. Yazarın sanatının, edebiyattaki yerine değinilir. Üçüncü bölümde yazarın eserlerine yer verilir. Bu bölümde yazarın romanlarında, günlüklerinde, denemelerinde, şiirlerinde üzerinde durduğu noktalara bakılır. Yazarın sanata verdiği öneme değinilir. Bu yapıtlar, çoğunlukla ele aldıkları konu bakımından incelenir. İçerik ön plandadır. Yazarın, sanatına yansıyan dünya görüşü incelenir. Sonuç kısmındaysa yazarın kendisi ve eserleri hakkında ulaşılan bilgilere yer verilir. Yazarın Türk edebiyatına olan katkıları açıkça ifade edilir. Çalışmanın sonunda yazarla yapılan röportaj ve fotoğraflar yer alır. Yazarın kendisiyle görüşülüp sanatı hakkında çeşitli sorular sorulur.
Dürre'nin hayatı, edebî kişiliği ve dîvânçesi (İnceleme-metin)
XIX. yüzyılda yaşayan Ali Haydar, şiirlerinde Dürre mahlasını kullanmıştır. Dürre'nin doğum yeri ve tarihi ile ilgili kaynaklarda herhangi bir kayda ulaşılamamıştır. Ancak 1883'te Üsküdâr Fenâî Tekkesi'nde vefat ettiği bilgisi mevcuttur. Dürre'nin bilinen tek eseri şiirlerinin bir arada yer aldığı Dîvân'ıdır. Sa'dilik tarikatına mensup olan şairin dîvânda dinî-tasavvufî anlayışını yansıtan şiirleri ağır basmaktadır. Bu bağlamda eser, dinî- tasavvufî fikirleri yansıtan kavramlar açısından oldukça zengindir. Alevî meşrep olduğu anlaşılan şairin şiirlerinde ağırlıklı olarak Alevî anlayışı yansıtan Hz. Ali, şah-ı merdân, on iki imâm, zülfikâr, Haydar, Murtazâ, Ebû Turâb vb. kavramlar kullanılmıştır. Bunun yanında Hz. Muhammed ve diğer bir kısım peygamberlere telmihte bulunup Hz. Mevlânâ gibi mutasavvıflara da yer vermiştir. Eser; 34 gazel, 3 mütekerir muhammes, 1 mütekerrir müseddes, 1 mütekerrir müselles, 7 mütekerrir murabba, 8 müzdeviç murabbadan oluşmaktadır. Şair, eserindeki manzumelerde ağırlıklı olarak ilâhî aşkı anlatmış olsa da beşerî aşkı yansıtan şiirler de kaleme almıştır. Dîvân'daki şiirler, klâsik edebiyatın dil ve üslup özelliklerini yansıtmaktadır. Eseri genel mahiyette didaktik tarzda kaleme alan Dürre'nin dili dönemine göre sadedir. Bu çalışmada, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi Uşşâkî Tekkesi Bölümü 151 numara ile kayıtlı olan ve tek nüsha özelliği gösteren Dürre'nin Dîvânı'nın inceleme ve çeviriyazısı yapılmıştır. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde şairin yaşadığı dönemin genel özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde şairin hayatı, eseri ve edebî kişiliği üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise Dîvân şekil ve muhtevâ açısından incelenmiştir. Aynı bölümde eserin dil ve imla hususiyetleri üzerinde birtakım değerlendirmelerde bulunulmuştur. Ayrıca metnin kuruluşunda izlenen yöntem, çeviriyazı alfabesi ve transkribe edilmiş metne yer verilmiştir. Çeviriyazısı yapılan eserin sonuna nüshanın orijinali eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: XIX. yüzyıl, Klâsik Türk Edebiyatı, Dîvân, Dürre.
Mehmed Haşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi (İnceleme-çeviri yazılı metin)
Bu çalışma, Mehmed Hâşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi adlı eserin metin ve içerik yönünden incelenmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Eser, İslam fıkhının alt dallarından biri olan ve İslam'ın miras paylaşımında koyduğu kuralları ele alan ferâiz ilmine dair yazılmış bir manzumedir. Mehmed Hâşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi (İnceleme – Çeviri Yazılı Metin) adını verdiğimiz bu çalışmayla, klasik Türk edebiyatında öğretici maksatla kaleme alınmış türlerin az bilinenlerinden biri olan ferâiz manzumeleri grubuna eklenecek yeni bir eserin edebiyat dünyasına tanıtılması amaçlanmıştır. Mehmed Hâşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi adlı eser, Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesinin Yazma Eserler bölümünde 5344-II demirbaş numarasıyla kayıtlıdır. 41 varaktan oluşan eserde 1214 beyit yer almaktadır. Eser, XVII. yüzyılın sonu ile XVIII. yüzyılın başlarında yaşadığı tespit edilen ancak biyografik kaynaklarda hakkında çok fazla bilgi bulunmayan Seyyid Mehmed Haşim Efendi tarafından yazılmıştır. Yazılış yılı 1708'dir. Didaktik tarzda ve mesnevi nazım şekliyle kaleme alınmış bu eserde ferâiz ilmi ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Eser, Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden Muhammed es-Secâvendî'ye ait olan ve İslam hukuku alanında en çok tanınan, en çok kabul gören el-Ferâizü's-Sirâciyye adlı eser esas alınarak yazılmıştır. Çalışmamız giriş bölümü ve onu takip eden iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konuya hazırlık bağlamında klasik Türk edebiyatı hakkında genel bilgiler verilmiştir. Ayrıca ferâiz ilmi ve kaynakları hakkında bilgiler verilmiş, ferâiz manzûmelerinin ortaya çıkış süreçlerinin yanında şimdiye kadar tespit edilen Türkçe ferâiz manzûmelerine değinilmiştir. Birinci bölümde Seyyid Mehmed Haşim Efendi'nin hayatı ve edebî kişiliği, başvurulan kaynaklar ışığında ele alınmıştır. İkinci bölümde eser şekil özellikleri ve ele aldığı içerik yönünden incelenmiştir. Devamında eserin çeviri yazılı metni verilmiştir. Son bölümde ise ek başlığı altında eserin orijinal metnine yer verilmiştir.
Hasan İzzettin Dinamo'nun hayatı, sanatı, eserleri
Hasan İzzettin Dinamo, 1 Ocak 1909 yılında Trabzon'un Akçaabat ilçesinin Ahadanda köyünde dünyaya gelmiştir. Yaşamının ilk yıllarındandan itibaren ülkenin içinde bulunan siyasi olaylar ve yoksulluk gibi birçok sorunla karşılaşır. I. Dünya Savaşı'nda babasının ve ağabeyinin şehit düşmesinden sonra, annesi ve kız kardeşleri ile bir başlarına kalmışlardır. Dinamo, daha sonra Darüleytam'da kalmaya başlamıştır. Ardından geçen her gün ona hayatın gerçeklerini ve zorluklarını öğretmiştir. İlköğretimini bitirdikten sonra 17 yaşında Sivas Öğretmen Okulu'nu bitirmiştir. Malatya ve Adıyaman'da iki yıl öğretmenlik yapmıştır. Aldığı maaş kendisine dahi yetmeyince çeviriler yapmaya başlar. İzzettin Dinamo'nun, yazdığı Tren adlı şiiri yüzünden yaşadığı zorlu hayata bir zorluk daha eklemiştir. İşçi hakları ile ilgili bildirisi ve Tren şiiri yüzünden dört yıl hapishanede yatmıştır. Bu hüküm yattığı esnada yaşadığı acı dolu günleri de kaleme almayı ihmal etmemiştir. Birkaç eseri dışında tüm eserlerini de cezaevinden çıktıktan sonra kaybetmiştir. Hapisten çıktıktan sonra belli başlı dergilerde yazılar ve şiirler yazarak hayatını sürdürmeye çalışmıştır. Bildiği yabancı diller de kendisine pek fazla yaramamıştır. Dinamo, dergilerde yazdığı şiirleri ve yazıları yüzünden de çeşitli suçlamalar ile baş başa kalmıştır. Sıkıyönetim mahkemesinden bir yıl daha ceza almıştır. V Yaşadığı zorlu ve çetin yıllardan sonra da 6/7 Eylül olayları ile baş başa kalmıştır. İstanbul'da yaşanan olaylar ve İstanbul'da meydana gelen büyük patlamalardan sorumlu tutulmuştur. Evinden apar topar götürülen Dinamo'nun yolu yine hapislerden geçmiştir. Bu zorlu zamanları da kaleme almayı ihmal etmemiştir. Yaptığı evlilikte de sıkıntı yaşayan Dinamo'nun hayatı hapishanelerde, köşe başlarında geçmiştir. Dinamo her zaman savaşmayı bilen, dik duruşlu, haksızlığa tahammülü olmayan profile sahip bir kişidir.Dinamo, 1989 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. İzzettin Dinamo ilk başlarda birçok şairden ve yazardan etkilenerek yazarlık hayatına başlamıştır. Zaman içerisinde yazdıklarını da kuvvetlendirerek özgün dilini bulmuştur. Fakat sürekli bir git gel yaşamıştır. Tek bir çizgide kalmayan Dinamo, bazen kendi hayatını roman yapmıştır. Bazen de yaşadığı yılları tüm gerçekçilikle kaleme almıştır. Özellikle Kutsal Barış ve Kutsal İsyan adlı eserleri, kaleme aldığı en önemli eserlerdir. Şiirlerine bakıldığında kimi zaman epik, kimi zaman destansı ve kimi zaman da pastoral şiirler yazmıştır. Yazdığı eserler, yaşadığı zaman diliminde ortaya çıkan olaylardan, Beş Hececilerden ve Yedi Meşalecilerden dolayı hep bir adım geride kalmıştır. Anahtar Kelimeler: Dinamo, Kutsal İsyan, Toplumcu gerçekçi, Yazar, Roman
Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında temalar
Bu çalışmamızda Yılmaz Erdoğan'ın romanlarını yapı, tema, iç ve dış unsurlar olarak ele almaya ve yine romanları anlatıcı, bakış açısı, vaka- olay örgüsü, kişiler, zaman, mekân, dil-üslup ve anlatım teknikleri başlıkları altında analiz edip yapısal açıdan incelemeye çalıştık. Bu kapsamda çalışmanın birinci bölümünde Yılmaz Erdoğan'ın hayatı, eserleri ve roman özetlerini ele aldık. Bu kısmı Yılmaz Erdoğan'la röportaj yaparak oluşturduk. Eserlerini ise roman, hikâye, şiir ve antoloji başlığı altında dört kısma ayırdık. İkinci bölümde Yılmaz Erdoğan'ın romanlarının yapı bakımından inceledik. Bu kısmı iç unsurlar; anlatıcı ve bakış açısı, vaka- olay örgüsü, kişiler, zaman ve mekân ve anlatım teknikleri; anlatma ve gösterme teknikleri, geriye dönüş tekniği, mektup tekniği, tasvir tekniği, iç monolog tekniği başlığı altında ikiye ayırdık. Üçüncü bölümde ise Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında öne çıkan temalardır. Bunları yedi başlık altında topladık: Bunalım ve karmaşa, tarih, özlem, din, gelenek, aşk ve tabiat. Romanlarında temalardan ulaştığımız sonuçlardan bazıları şöyledir: Özlem: Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında özlem teması, sıla özlemi, sevgiliye ve çocukluğa özlem olmak üzere üç şekilde işlenir. Genellikle geçmişe gidilir ve her zaman özlemle hatıralarını kalplerinin bir köşesinde yaşatırlar. Tabiat: Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında tabiat konusu genellikle gezilerde öne çıkar. Ekiple gidilen yerlerdeki kırlar, ovalar, dağlar sıklıkla söz edilir. Tabiata açılmak romanlarda önemli bir yer tutar. Aşk: Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında aşk konusu duygu boyutunda yaşanır, cinsellik yoktur. Romanların sonunda sevenler kavuşur. Tarih: Yılmaz Erdoğan romanlarında tarih teması Türk milletinin tarihinde yer alan önemli şahsiyetlerden yola çıkılarak anlatılır. Yazar, geçmişin hikâyelerini bugünün meseleleriyle bağlantılı olarak işler. Bu şekilde dün ve bugün bütünleşir, geçmişin üzerinden şimdinin okumasını ve sorgulamasını yapar. Gelenek: Romanlarda gelenek teması, kültürel değerlerimizi anlatarak okuru bilinçlendirmek amacıyla ele alınır. Din: Romanlarda din temasını bazen birilerine dua ederken; bazı romanlarında da çocuklara okudukları ninnilerde görürüz. Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında uzun yıllardan beri var olan ve süzülerek gelen inanç ve geleneği birleştirir. Tarih temasını romanlarında anlatırken Türk milletinin tarihteki kahramanlıkları ve çekilen acıları milli duygu ve birlik ile işler. İncelemeye çalıştığımız romanlarda yazarın değinmiş olduğu millî, İslamî ve tarihî olaylar ve değerler bize yol gösterici olmuş ve yazarın oluşturduğu gelenekçi tavrı, romanların dünyasına adım atmamızı sağlamıştır. Romanlarında öne çıkan bunalım ve karmaşa, özlem, tabiat, aşk, tarih, gelenek ve din gibi temalar üzerinden romanlarını analiz ederek kullandığı anlatım tekniklerini de incelemeye çalıştık. Anahtar Kelime: Anlatıcı, Anlatım Teknikleri, Zaman, Mekân, Şahıs, Dil ve Üslup,
Avni Divanı'nın çatı bakımından incelenmesi
Çatı, genel olarak fiillerin özne, nesne ve tümleçlerle olan ilişkisi şeklinde tanımlanabilir. Gramerlerimizde yapılan çatı tanımlamalarının bir kısmı fiilin özne ve nesne ile olan ilişkisi üzerinde dururken bir kısmı da fiilin özne, nesne ve tümleçlerle olan ilişkisi üzerinde durmaktadır. Bununla beraber çatının tasnifi konusunda da gramerlerimizde ayrılıklar mevcuttur. Kimi gramerlerde özne ve nesnenin durumuna göre sınıflandırma yapılırken kimi gramerlerde de fiilin çatı eklerinden herhangi birini alıp almamasına göre sınıflandırmalar yapılmıştır. Çatının tanımı ve tasnifindeki bu ayrılıklar çatı eklerinin işlevi için de söz konusudur. Çatı eklerini yapım eki, çekim eki ve her ikisinin arasına konumlandıran görüşler bulunmaktadır. Ayrıca çatı ekleri için ayrı bir başlık açılmış, bu ekler detaylı bir şekilde örneklerle verilmiştir.Çatı ekleri verilirken Zeynep Korkmaz'ın Türkiye Türkçesi Şekil Bilgisi ve Muharrem Ergin'in Türk Dil Bilgisi adlı eserleri kaynak alınmıştır. Bu çalışmada Avnī Divānı çatı yönünden incelenmiş, Divān'daki tüm beyitlerde geçen ve kılış bildiren fiil ve fiilimsiler çatı bakımından sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Fiil çatıları konusunda detaylı bilgiler verilmiş,Zeynep Karahan, Hacı İbrahim Delice ile Hanefi Vural-Tuncay Böler'in çatı hakkındaki görüşleri örneklerle verilmiştir.İkinci bölümde fiil çatısı eksiz çatılar (geçişli, yerseme ve zarfsama çatıları) ve ekli çatılar (ettirgen, oldurgan, edilgen, dönüşlü ve işteş çatılar) olmak üzere iki başlığa ayrılmıştır. Divān'ın tamamı çatı yönüyle incelenmiş, şiirin Divān'daki numarası ve beyit veya mısra numarası parantez içinde belirtilmiştir. Sonuç bölümünde ise Divan'da geçen fiil çatılarının sayıları bir tablo halinde verilmiştir. Bugün elimizde tek nüshası Millet Kütüphanesi Ali Emiri Kitaplığın'nda bulunan Avnį Divānı'nın V Muhammet Nur Doğan tarafından Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları'ndan çıkan Fātih Dīvānı ve Şerhi adlı çalışması esas alınarak bu çalışma yürütülmüştür. Anahtar Kelimeler: Çatı, Çatı Ekleri, Ekli Çatılar, Eksiz Çatılar, Avnį Divānı
Tarık Günersel'in hayatı ve sanat anlayışı
Bu çalışmada yazar, şair, aktivist, oyuncu, aforist, öykücü, düşünür gibi çok yönlü bir sanatçı olan Tarık Günersel'in hayatı ve sanat anlayışı incelendi. Tarık Günersel, Türk edebiyatında somut şiir denilince ismi en başta anılması gerekilen şairlerden birisidir. Türkiye'de ilk şiir atölyesini açmış, Dünya Şiir Günü'nün belirlenmesinde öncü olmuştur. Şiirlerindeki üslup ve şaşırtıcı buluşlar, öykü ve piyeslerindeki şiirsel anlatım Günersel'i özgün hale getiriyor. Anı kitabında 1982-1986 yılları arasında bulunduğu Suudi Arabistan'ın sosyal, kültürel hayatıyla ilgili bilgiler vermesi bu eseri önemli kılmaktadır. Günersel'in hayatıyla ilgili olan kısımların çoğu yazarla muhtelif zamanlarda yapılan online görüşmelerden oluştuğu için birinci el bilgilerdir. Bu çalışmada Günersel'in somut şiirleri, edebi ve düşünsel anlamda ülkeye ve dünyaya katkıları ele alındı. Günersel'in 20 yaşında karar verip tüm eserlerini o yönde değiştirip dönüştürdüğü, birçok türden ve eserden oluşan Mozaik Destan Projesi ve bununla bağlantılı olarak Yeryüzü Uygarlığı Projesi de incelenip tüm hatlarıyla ortaya konuldu. Bu çalışma, yedi bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Günersel'in hayatı, eserleri ve edebi kişiliği ele alındı. İkinci bölümde 1980 Sonrası Türk şiiri ve somut şiir ana hatlarıyla belirtildi. Üçüncü bölümde Günersel'in şiirleri incelendi. Günersel'in en çok yazdığı tür şiir olduğu için bu çalışmanın ana omurgasını da bu bölüm oluşturmaktadır. Dördüncü bölümde öykülerinin kısa özetleri verildi. Beşinci bölümde Günersel'in yayımlanmış piyeslerinin geniş özetlerinin yanı sıra piyesler dil, zaman ve mekân açısından incelendi. Altıncı bölümde aforizmaları tematik olarak sınıflandırıldı. Yedinci bölümde anı eseri tanıtılıp eser hakkında fikir oluşması adına eserden örnekler verildi. Tarık Günersel'in çok sayıda eseri olduğu için bu çalışmada eserlerinden bazı ürünler örnek alınmış ve tümevarım yöntemiyle yazarın sanat anlayışı ortaya konulmuştur. Bu şekilde, yazarın Türk edebiyatındaki konumu tespit edilmeye çalışıldı.
Rasim Özdenören'in "Gül Yetiştiren Adam" adlı romanındaki kelime türlerinin incelenmesi
Rasim Özdenören, Türk edebiyat ve sanatının son elli yılında hikâyeciliği ve denemeleriyle önemli bir yere sahiptir. 1979 yılında yayımladığı "Gül Yetiştiren Adam" adlı romanı bugüne kadar yayınlanmış tek romanıdır. Romanda batılılaşma sürecinde, Doğu-Batı çatışması arasında kalan insanların gösterdiği tavrı ve elli yılı aşkın bir zaman içinde yaşanılanların yeni nesillere yansıması konusunu işlemiştir. Eserde geçen kelimeler, türleri açısından incelenmiş olup örneklerle desteklenmiştir. Kelime türlerinin sınıflandırılmasında çeşitli araştırmacılar farklı sınıflandırmalar yapmış olsa da bu çalışmanın ana hatlarının belirlenmesinde ve detaylandırılmasında Zeynep Korkmaz'ın "Türkiye Türkçesi Grameri Şekil Bilgisi" kitabı esas alınmıştır. Ayrıca Muharrem Ergin, Tahir Nejat Gencan, Haydar Ediskun ve Tahsin Banguoğlu gibi önemli araştırmacıların da kelime türleriyle ilgili yapmış olduğu sınıflandırmalara da yer verilmiştir.
Taşlıcalı Yahyâ'nın Sâh u Gedâ Mesnevî'sinde dinî terimler
Bu çalışmada, Taşlıcalı Yahyâ'nın Kültür ve Turizm Bakanlığı yayınlarından çıkarılmış Şâh u Gedâ mesnevîsinde söz varlığı kapsamına dâhil olan dinî terimler mesnevînin tüm beyitleri incelenerek tespit edilmiştir. Tezin giriş bölümünde çalışmamızın konusu, amacı, yöntemi ve ulaştığımız bulgular yer almaktadır. Ayrıca; yazarın hayatı, eserleri ve edebî kişiliği hakkında bilgiler de tezin giriş bölümünde bulunmaktadır. Birinci bölümde söz varlığı, Türkçe'nin tarihî gelişimi ve Şâh u Gedâ'nın yazıldığı dönem ile ilgili bilgiler verilmektedir. İkinci bölümde ise Şâh u Gedâ mesnevîsinin ihtivâ ettiği dinî terimler ve özel isimler incelenmiştir. Tespit edilen dinî terimlere örnek olarak verilen beyitler kitaptan orijinal hâliyle alınmıştır. Tespit edilen dinî terimlerin kökenlerine göre dağılımları eserin sonuç bölümünde toplu bir şekilde yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Söz Varlığı, Dinî Terimler, Mesnevî, Taşlıcalı Yahyâ, Şâh u Gedâ.
Hazret-i Ali Cenkleri'nde niteleme sıfatlarının işlevleri
Toplumu çeşitli açılardan bilinçlendirmek için ortaya konulan Hazret-i Ali Cenkleri, Hazret-i Ali etrafında gelişen olayların ele alındığı sözlü kültürde ortaya çıkıp daha sonra yazıya aktarılarak günümüze kadar varlığını devam ettiren gazavatname türünde bir eserdir. Hem mensur hem de manzum olarak ortaya konulan cenknamelerde din ile kahramanlık temaları oldukça geniş bir yer tutar. Bu çalışmada Eski Anadolu Türkçesi metinlerinden olan Prof. Dr. Necati Demir ve Yard. Doç. Dr. Mehmet Dursun Erdem tarafından çevirisi yapılan Hazret-i Ali Cenkleri'nde ilk yedi bölümde yer alan niteleme sıfatları bağlamdan yola çıkılarak işlev bakımından tespit edilip incelenmiştir. Dil bilgisi çalışmalarına katkı sağlamak maksadıyla ortaya konulan çalışma; giriş, sıfat ve inceleme başlıklarından oluşmaktadır. Çalışmaya konu olan eser mensur Hazret-i Ali Cenkleri'nden meydana gelmektedir.
Mizancı Murad Bey'in "Taharrî-i İstikbal" adlı eserinin birinci cildinin yeni Türk alfabesine aktarılması ve tahlili
Mizancı Murad Bey'in "Taharrî-i İstikbal" adlı eserinin birinci cildini, Osmanlı Türkçesinden yeni Türk alfabesine aktarmak ve içerisindeki yazıların tahlilini yapmak amacıyla hazırlamış olduğumuz tezimizin sonucunda Mizancı Murad Bey'in önemli bir fikir adamı, milletine bağlı bir vatandaş ve hem zihin dünyası hem de üslûbu son derece zengin ve kuvvetli bir yazar olduğu ortaya çıkmaktadır. II. Abdülhamid döneminde milletin içerisinde bulunduğu sıkıntılı hal, yaşanılan siyasi sorunlar, padişahın durumlar karşısındaki davranışlarına ışık tutan Mehmed Murad Bey, büyük bir bilgi birikimi ve ileri görüşlülüğe sahiptir. 1886-1909 yılları arasında yayımlamış olduğu Mîzan gazetesi üç devreden oluşmaktadır. İlk devresinde padişah yanlısı tutum sergileyen Mehmed Murad Bey, ikinci ve üçüncü devrede kırgınlık ve kızgınlıklarını ortaya koyarak padişaha muhalif bir tavır takınmıştır. Çalışmadaki amacımız, Mîzan gazetesinin ikinci devresindeki 30 yazıyı okura sunmak, gelecek nesillerin geçmişlerini yakından inceleyebilmelerini sağlamak, edebiyatımızın siyasi tenkit türünde Murad Bey'in nasıl bir ilerleme kaydettiğini göstermek ve fikirlerinin günümüz Türkçesi ile daha iyi anlaşılabilmesine vesile olmaktır. Bu sebeple incelediğimiz Taharrî-i İstikbal eserinin birinci cildi, 1911 yılında Mizancı Murad Bey'in oğlu tarafından İstanbul Amidi Matbaası'nda basılmıştır. Avrupa ve Mısır döneminde Mîzan gazetesinde yayımlanan yazılar iki cilt halinde okura sunulmuştur. İki ciltten birincisi tarafımızdan incelenmiştir. Mizancı Murad Bey, Taharrî-i İstikbal'in birinci cildindeki yazılarında ağır bir tenkit üslubu kullanmaktadır. Gözlemlerine dayalı incelemelerde bulunan Mehmed Murad Bey, padişahın eksikliklerini, devlet adamlarının görevlerindeki hallerini, yaşanılan sorunların temelindeki problemi ve tüm bunların sonucunda halkın durumunu konu almıştır. İşlediği her sorun, mesele ve noksanlığın çözümünü de ortaya koyarak, II.Abdülhamid'i yanlışlarını düzeltmeye davet etmiştir. Anahtar Kelimeler: II. Abdülhamid, Gazetecilik, Mizancı Murad Bey, Taharrî-i İstikbal.
Milli Kütüphane 06 Mil Yz A 10116 numaralı şiir mecmuasının transkripsiyonlu metni ve Şiir Mecmualarının Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifi
Mecmua, "Nazım veya nesir niteliğindeki aynı ya da farklı konulara sahip bir ve birden fazla farklı şairlere ait, derleme hâlinde yazılmış olan yazma eserlerin bir düzen içinde veya düzensiz bir şekilde bir araya getirilmiş olan eserler bütünü" şeklinde tanımlanmaktadır. Neredeyse her dönemde yazılmış olan bu mecmualar, döneminde veya kendinden önceki dönemlerde yazılmış şiirlere kaynaklık etmesi bakımından önem teşkil eden eserlerden olmuştur. Klasik Türk Edebiyatında şairlerin divanlarında bulunmayan yahut zaman içinde tahrip olan şiirlerini, dönemin zevk anlayışını göstermesi bakımından son dönemlerde büyük bir dikkat çekerek araştırmacıların çalışmalarında yer almaya başlamıştır. Çalışmamızda Ankara Milli Kütüphanede yer alan 06 Mil Yz A 10116 Numaralı "Mecmû'a-i Eş'ar" adıyla kayıtlı şiir mecmuası, yeni şairler ve şiirler gibi edebiyatımıza yeni bilgiler kazandırmak gayretiyle incelenmiştir. Mecmuanın müstensihi tespit edilememekle birlikte mecmuanın 18. yüzyılda yazıldığı tahmin edilmektedir. İçeriğinde birçok nazım şekli bulunduran mecmua yer yer duaları, Arapça ve Farsça beyitleri barındırmaktadır. Çalışmamızın ilk kısmında mecmua geleneği hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Bu bilgilerden sonra çalışmamızın konusu olan 06 Mil Yz A 10116 numaralı şiir mecmuasının nüsha tavsifi, nazım şekilleri, kullanılan vezinleri, içinde bulunan şairlerin biyografileri, vb. başlıklar altında mecmua tanıtılmıştır. İkinci bölümde ise "Transkripsiyonlu Metin" başlığı altında mecmua günümüz harflerine çevrilerek transkribe edilmiştir. Mecmuadaki şiirler, şairlerin divanlarıyla karşılaştırılarak tüm farklılıklar dipnotta verilmiştir. Mecmuadaki şiirlerin; şairlerini, aruz kalıplarını ve nazım türlerini gösteren MESTAP tablosu hazırlanarak tezimizin sonunda verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mecmua, MESTAP, Şiir
Karacaoğlan ve Şeyhülislâm Yahyâ'nın şiirlerindeki âşık, sevgili ve rakip tiplerinin karşılaştırılması
Klasik Türk Edebiyatı ve Halk Edebiyatı, birbirinden şekil, içerik ve söyleyiş bakımından farklı olsa da konu bakımından ortaklıkları bulunan edebiyat dönemleridir. Çalışmamızda her iki dönemden şair seçilerek, veri toplaması yapılmaktadır. Kaynak taraması ve doküman analiz yöntemi kullanılarak elde edilen veriler sonucunda Klasik Türk Edebiyatı şairi olarak Şeyhülislâm Yahyâ, Türk Halk Edebiyatı şairi ise Karacaoğlan olarak belirlenmiştir. Şairler belirlenirken dönemlerinin aynı olmasına özen gösterilmesinin yanı sıra birbirilerine zıt karakterlerin seçilmesine de dikkat edilmiştir. Bu doğrultuda 17. yüzyıl edebiyatında sabit kalma kararı alınmıştır. Çalışmada öncelikle, 17. yüzyıldaki sosyal ve siyasi hayattan bahsedilmiştir. Yine bu döneme dair yaşam koşulları, sanattaki gelişim gibi çeşitli konularda genel bir bilgi verilmiştir. 17. yüzyıla dair bilgiler verildikten sonra şairlerin hayatları, edebi kimlikleri ve eserleri hakkında detaylara yer verilmiştir. Tezimizin 3. bölümünde ise şairlerin eserlerinden toplanan veriler ile alt başlıklar oluşturulmuş; sevgili, aşık ve rakip tiplerinin fiziki ve karakteristik özelliklerinden bahsedilmiştir. Bu bölümde yer yer seçili şairlerin eserlerinden de örnekler verilmiştir. Şairlerin eserlerini tipler ekseninde inceleyerek Klasik Türk Edebiyatı ve Âşık Edebiyatındaki âşık, sevgili ve rakibin aralarındaki benzerlik ve farklılıklar üzerinde durulmuştur. Çalışmanın amacı, belirli zamanlarda etkili olmuş, birbirine paralel olarak gelişim gösteren iki edebiyat dönemine ait edebi ürünlerde âşık, sevgili ve rakip tipinin nasıl işlendiğini ele almak, benzerlik ve farklılıkları ortaya koymaktadır. Bu sayede bu iki edebiyat kolunun birbirinden ne derece etkilendiği ya da çeşitli farklılıklara sahip olduğunu tespit etmektir. Elde edilen veriler sonucunda, Âşık Edebiyatı ve Klasik Türk Edebiyatı'nın birbirini etkileyen iki edebiyat kolu olduğu görülmüştür. Tezimize bakıldığında da şairler birbirine zıt karakterler de olsa eserlerinde beşerî aşkı işlerken benzer üslup takındıkları ama anlatımlarının çeşitliliğinin farklı olduğu gözlemlenmiştir. Âşık Edebiyatı şairi Karacaoğlan'ın gezgin bir şair olmasının dışında gezdiği gördüğü yerlerdeki güzellere yazdığı mısralardan dolayı sefih bir karaktere de sahip olduğu bilinmektedir. Bu özellikleri taşıyan şairin sevgili tipinde çeşitlilik söz konusu iken Şeyhülislâm Yahyâ'nın, Klasik Türk Edebiyatı anlayışına sadık kalması ve yaşamını belirli bir yerde sürdürmesinden dolayı sıklıkla tek bir tipleme üzerinde durduğu tespit edilmiştir. Bu neticede şairler, yaşadıkları dönemin ve hayat koşullarının getirisini eserlerine yansıtmış oldukları sonucuna varılmıştır.
Ayfer Tunç'un kapak kızı, yeşil peri gecesi ve Osman romanlarında narsisistik unsurların çözümlenmesi
Çağdaş Türk edebiyatının önemli yazarlarından olan Ayfer Tunç birbirinden farklı edebi türlerde eserler kaleme almıştır. Geniş bir okur kitlesine ulaşan yazar son yıllarda romanlarıyla dikkat çekse de edebiyat dünyasına ilk olarak öyküleriyle adım atmıştır. Ayfer Tunç nitelikli bir edebi eserde iyi bir hikâyenin sağlam bir kurgu ile birleşmesi gerektiğini savunur ve kendi eserlerini de aynı anlayışla kaleme alır. Tunç yarattığı kurmaca roman kişileriyle hem dönemin Türkiyesine ve toplumsal sorunlara ışık tutar hem de söz konusu roman kişilerinin psikolojilerini çocukluk travmalarına kadar inerek bireyi derinlikli bir şekilde anlatır. Bundan dolayı Ayfer Tunç'un romanlarında yalnızlık, umutsuzluk, geçmişle hesaplaşma sıklıkla karşımıza çıkar. Bu tez çalışmasında Ayfer Tunç'un kendisiyle yapılan söyleşilerde üçleme olarak andığı fakat ayrı ayrı da okunabileceğini söylediği Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi ve Osman romanlarının kurmaca roman kişileri incelenmiş, söz konusu roman kişilerinin narsisist patolojiye uyum sağladıkları ve dolayısıyla bu açıdan incelenmeye uygun oldukları görülmüştür. Roman kişileri; Sigmund Freud, Heinz Kohut, Otto Kernberg gibi psikanalistlerin geliştirdikleri yaklaşımlar çerçevesinde çözümlenmiştir. "Ayfer Tunç'un Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi ve Osman Romanlarında Narsisistik Unsurların Çözümlenmesi" başlığını taşıyan bu çalışmanın psikanaliz ve edebiyat alanında yapılan çalışmalara katkı sunması hedeflenmektedir. Anahtar kelimeler: Ayfer Tunç, Narsisistik Kuram , Kapak Kızı, Yeşil Peri Gecesi, Osman.
İslamiyet öncesi Türk halk edebiyatında Sagu ve Sav'ın tanımı ve özellikleri
Türk halk edebiyatı alanında önemli bir yere ve etkiye sahip olan Sagu ve Sav türleri, çeşitli Türk halklarının sözel kültürel kimliğini yansıtan ürünler olarak görülmektedir. İslamiyet öncesi dönemlerde oluşan ve gelişen Sagu ve Sav türleri, İslamiyet sonrası farklı adlandırmalar ile yine muhtelif Türk halklarının sözlü ve yazılı geleneğine yansımaktadır. Bu yansımalar, ele alınan çalışmada kapsamlı bir şekilde ve aktarılan örneklere dayanarak incelenmektedir. Bu tez çalışmasında ele alınan Sagu ve Sav türleri, Türk dünyası halkları için ortak kültürel payda oluşturmaktadır. Çalışmada ilk olarak Sagu türünün oluşumunda etkili olan kült merasimlerine ilişkin söylenen şiirsel parçalar örnek olarak verilmekte, ritüel olgusu ve şaman duaları üzerine bilgiler aktarılmaktadır. Sagu türünün yanı sıra Sav türünün de incelenmesi hususunda İslamlık olgusunun etkisi üzerinde durulmaktadır. Aynı zamanda İslamiyet öncesi oluşan Sagu ve Sav türlerinin muhteva açısından İslamiyet sonrası yazılı geleneğe yansıyan ağıt ve atasözü olarak bilinen türlerle örtüşmekte olduğu sonucuna varılmaktadır. Tüm bu araştırmalar ve incelenen eserler ışığında sözlü ve yazılı Türk halk edebiyatının izleri takip edildiğinde önemli bir yer teşkil eden Sagu ve Sav türleri İslamiyet öncesi Türk toplumları hakkında kayda değer ipuçları vermektedir. Türk halk edebiyatının kültürel genlerini yansıtan, zamanın akışına farklı isim ve olgularla yerleşen Sagu ve Sav türleri günümüz Türk toplumunda hala önemini sürdürmektedir.