
4
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İş yapma kolaylığı: Türkiye ve Avrupa Birliği karşılaştırması
İş yapma kolaylığı, bir ülkede şirket kurmaktan ruhsat alma işlemlerine, işletme faaliyetlerinden mülkiyet edinmeye, vergilendirmeden iflas ve tasfiyeye kadarki tüm iş ve işlemlere ilişkin süreçlerin niteliklerini ifade etmektedir. Mevcut ve potansiyel yatırımcılar açısından iş kurma kolaylığı; istihdam, katma değer, yenilikçilik, büyüme, kalkınma, patent vb. gibi bir ülke ekonomisi için önemli sonuçlar ortaya koyabilmektedir. Bu kapsamda önemli bir veri kaynağı olan İş Yapma Kolaylığı Endeksi (İYKE), ekonomik faaliyetin açık ve tutarlı kurallardan yararlanabilme ilkesine dayanmakta olup mülkiyet haklarını belirleyen, anlaşmazlıkların çözümünü kolaylaştıran, sözleşmelerde keyfilik ve kötüye kullanıma karşı koruma sağlayan kuralları merkeze almaktadır. Bu kurallar, verimlilik, şeffaflık, amaçlara ulaşma, fırsatlara erişilebilirlik, sağlıklı büyüme, gelişmeyi teşvik etme ve sürdürülebilir ekonomik istikrar için gereklidir. Kuralların gücü ve kapsayıcılığı, toplumların kalkınma stratejilerinin ve politikalarının uygulanması ve bu strateji için oluşan maliyetlere finansman sağlanması üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu çalışmanın amacı Dünya Bankası tarafından düzenli olarak yayımlanan İş Yapma Kolaylığı Endeksi (İYKE) verilerine göre 2019 ve 2020 yılları itibariyle Türkiye ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerin belirlenen kriterlere göre karşılaştırılmasıdır. Çalışma sonucunda Türkiye'nin iş yapma kolaylığı endeksi kriterlerine göre sözleşme ve iflas süreçlerinde iyileştirmeler yapması, vergi oranlarını mevcut imkanlar dahilinde azaltması, ihracat işlem ve süreçlerinde kolaylaştırıcı önlemler alması, iyi skorlar elde ettiği kriterlerde ise güçlendirmeler yapması gerektiği tespit edilmiştir.
Halı ihracatını etkileyen teşviklerin araştırılması: Gaziantep örneği
Bu çalışma, halı yapımında zengin geleneğiyle tanınan önemli bir şehir olan Gaziantep'de halı ihracatını etkileyen teşviklerin araştırılması, halı ihracat hacminin arttırılmasında pazar araştırması teşviklerinin etkisini araştırmaktadır. Bu sektörün yerel ekonomide oynadığı önemli rolün ve küresel pazardaki varlığını artırmak için hedeflenen stratejilerden nasıl yararlanabileceğinin bilincinde olan bu çalışma, bu sektördeki pazar araştırma çabalarını teşvik etmek için tasarlanan belirli teşviklerin etkinliğini belirlemeyi ve analiz etmeyi amaçlamaktadır. Genel olarak bu çalışma, uluslararası ticaret fuarlarına katılım için mali destek, pazar analizi ve giriş stratejisi geliştirme için hibeler ve yenilikçi pazarlama tekniklerinin benimsenmesine yönelik sübvansiyonlar dahil olmak üzere bir dizi teşvike odaklanmaktadır. Genel olarak bu çalışma, özel pazar araştırması teşviklerinin, üreticilere ve ihracatçılara yeni pazarlara etkili bir şekilde nüfuz etmek için gerekli araç ve bilgileri sağlayarak halı ihracat hacmini önemli ölçüde etkileyebileceğini ortaya koymaktadır. Bu teşvikler yalnızca başlangıçtaki mali ve bilgisel engellerin aşılmasına yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda ürün geliştirme, pazarlama ve müşteri katılımı konularında en iyi uygulamaların benimsenmesini de teşvik etmektedir. Ayrıca çalışma, bu teşviklerin bölgenin daha geniş ekonomik kalkınma hedefleriyle uyumlu hale getirilmesinin önemini vurgulayarak iyi koordine edilmiş bir yaklaşımın halı endüstrisinde sürdürülebilir büyümeye yol açabileceğini ve Gaziantep'in genel ekonomik dayanıklılığına katkıda bulunabileceğini öne sürmektedir.
Covid 19 etkisi ile tedarik zinciri yönetimi ve kriz yönetimine dair nitel bir araştırma
Tedarik zinciri, bir ürünün hammadde aşamasından, son tüketiciye ulaşana kadar uzanan geniş bir ağ olarak tanımlanmaktadır. Tedarik zinciri yapısının doğru oluşturulduğu şirketlerde, ürünün bulunabilirliği, doğru stok, düşük maliyet ve en uygun kalitede çıkarılan ürünü sağlamaktadır. Tedarik zinciri, yıllar içerisinde çeşitli krizler geçirmiş olsa dahi 2019 yılında yaşanan küresel çapta pandemi, tedarik zinciri yönetimini derinden etkilemiştir. Firmalar daha önce karşılaşmadıkları şekilde stok problemleri, konteyner problemleri, ürün hammadde maliyetlerinde ve lojistik maliyetlerinde yüksek artışlar yaşamışlardır. Çalışmanın odak noktası, Covid-19 süreci sonrasında tedarik zincirinde yaşanan değişimler ve problemler olup, krizden sonra yaşanan değişim ve problemlere karşı şirketlerin aldığı önlemlerin incelenmesi ve tedarik zincirinde pandemi öncesi döneme göre farklı uygulamalara dair sonuçları ortaya koymaktadır. Araştırmada, nitel araştırma yöntemi benimsenmiş ve mülakat tekniği kullanılmıştır. Sektör paydaşlarından çeşitli yöneticilerle yapılan mülakatlarla, yaşanan küresel krizden sonra firmalarda hangi yönde değişimlerin yaşandığı ve bu değişimlere karşı hangi önlemlerin alındığı tartışılmış ve kriz sonrası uygulamaların neler olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak araştırma, firmaların yaşanan Covid-19 türü krizler sonrası, tedarik zincirinde karşılaşabilecekleri problemlere karşı nasıl yaklaşması gerektiği ve krizlere proaktif yaklaşımların nasıl olması gerektiği ile ilgili öneriler sunmaktadır.
Havayolu ile bozulabilir ürün taşımacılığında taşıyıcının sorumluluğu
Bu tez, bozulabilir ürünlerin küresel ticaret zincirindeki artan rolünü ve havayolu taşımacılığı sırasında taşıyıcının sorumluluğunun hukuki niteliğini üç bölümde incelemektedir. İlk bölümde, bozulabilir ürün kavramı tanımlanmış, bu ürünlerin fizyolojik-kimyasal özelliklerine bağlı riskler ile dünya ve Türkiye ticaretindeki payları nicel verilerle ortaya konmuştur. Soğuk zincir gereksinimleri nedeniyle havayolunun diğer taşıma türlerine kıyasla sunduğu hızlı ve güvenli taşıma avantajı vurgulanmıştır. İkinci bölümde, havayolu yük taşımacılığının tarihsel gelişimi ve düzenleyici çerçevesi analiz edilmiştir. Varşova–Lahey rejiminden 1999 Montreal Konvansiyonu'na uzanan süreç, Türk Sivil Havacılık Kanunu (TSHK) ile karşılaştırmalı olarak ele alınmış; taşıma sözleşmesinin unsurları, sorumluluk sınırları ve kurtuluş savunmaları ortaya konmuştur. Üçüncü bölüm, bozulabilir ürün taşınırken taşıyıcının sorumluluğunu ayrıntılı biçimde tartışmıştır. Karşılaştırmalı analiz, başlıca hukuk düzenlerinde taşıyıcının temel olarak objektif sorumluluk ilkesine tabi olmakla birlikte, malın doğasından kaynaklanan zararlar (inherent vice) için kurtuluş imkânı bulunduğunu göstermiştir Fiiliyatta bu durum, taşıyıcının "sigortacı" konumuna sokulmadan, makul özen yükümlülüğünü eksiksiz yerine getirip getirmediği temelinde sorumluluğa tabi tutulmasıyla dengeye kavuşmaktadır Tez kapsamında özellikle üzerinde durulan taşıyıcının özen yükümlülüğünün ihlali, örneğin taşıyıcının kusuru nedeniyle soğuk zincir kırılması, makul olmayan gecikme gibi durumlar dahilinde taşıyıcının kusuru oluşur ve taşıyıcının zarardan sorumluluğunu doğurur; buna karşılık bozulabilir ürün için taşıma sürecinde uygun koşullar sağlanmışsa ve bozulma yalnızca malın tabiatından ileri gelmişse taşıyıcı sorumluluktan kurtulmaktadır Tez, Türk iç hat rejiminde de taşıyıcının sorumluluğunun ağırlaştırılmış kusur karinesine dayandığını; TSHK md.123'ün "tüm tedbirleri alma" savunmasının Varşova esasıyla uyumlu olduğunu tespit etmiştir Sonuç olarak, bozulabilir ürün taşımalarında adil risk dağılımı için taşıyıcının makul ve kanıtlanabilir tedbirleri alma yükümlülüğünün açıkça tanımlanması, malın doğasından kaynaklanma istisnasının mevzuatta netleştirilmesi ve soğuk zincir süreçlerine ilişkin teknik standartların iç hukukta somutlaştırılması önerilmektedir. Böylece hem ürün güvenliği hem de ticari sürdürülebilirlik sağlanabilecektir.