Gaziantep University
Institute

Institute of Graduate Studies in Social Sciences

Gaziantep University

792

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessEN

Turkey and Germany relations in the framework of Syrian refugee crisis

Along with the historical relations, this study aims to analyse the effects of the Syrian refugee crisis, the unavoidable relationship between Turkey and Germany and to uncover the critical turning points that Turkish-German bilateral relations have undergone during the crisis era. It also studies some challenges and opportunities, which have appeared for both countries due to the efforts for hindering refugees' entering into the EU uncontrolled. The study first gives a historical perspective of bilateral relations to understand the contemporary matter broadly. It then evaluates the refugee crisis and its transformation from a regional crisis into a European crisis. At this point, the strategic moves from both parties are also taken place in the study. The Turkish-German dialogue has been reinterpreted with the declaration of the "EU-Turkey Statement", widely known as the EU-Turkey "refugee deal." Domestic and foreign obstacles of the bilateral dialogue are unfolded within this study. In the final part, some assessments are put forward regarding the prospect of Turkish-German relations and the expectations from the "refugee deal" by considering the data of the previous chapters of this study. The ultimate aim of the study is to shed light to this specific eight-year period in the long dated Turkish- German relations. Besides the destructiveness of the civil war, this study briefly examines the historical relations to understand fully, how deep and rooted have been the relations of both countries over the course of history as well.

EmigrantsCrisisCrisis management+5
Ahmet Muhsin Kankılıç
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye iç savaşından sonra Türkiye'de insan algısı üzerine bir araştırma

Suriye iç savaşının komşu ülkelere direkt veya doğrudan birçok etkisi olmuştur. Savaştan kaçan ve güvenli yer arayan Suriyeli vatandaşları kabul eden ülkelerden birisi de Türkiye olmuştur. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nün Haziran 2019 verilerine göre Türkiye'de yaşayan kayıtlı Suriyeli sığınmacı sayısı 3 milyon 613 bin 644 kişidir. Bu sayıyla en fazla sığınmacı kabul eden ülke konumunda bulunan Türkiye, Suriye'nin bu uzun dönemli karışık iç durumundan insan güvenliği kapsamında fazlasıyla etkilenmiştir. Bu açıdan " Suriye İç Savaşından Sonra Türkiye'de İnsan Güvenliği Algısı Üzerine Bir Araştırma" adlı çalışmada insan güvenliği kavramının tanımı, kısa bir tarihçesi, insan güvenliği ile ilgili ekoller, BM'nin insan güvenliği tanımı ve bunla ilgili raporları, Suriye iç savaşından sonra Türkiye'deki insan güvenliği algısı incelenmiştir. Çalışmada kırılma noktası olarak Suriye iç savaşı belirlenmiş ve Türkiye'nin buna gösterdiği -Birleşmiş Milletlerin tanımında yer alan insan güvenliği kapsamında- tepki incelenmiştir. Suriye iç savaşında BM'nin rolü ele alınmış ve yine BM'nin insan güvenliği tanımından yola çıkarak tez çalışılmıştır. Çalışmada literatür taraması yöntemleri kullanılmıştır. Bu çalışmayla Suriye'de iç savaştan sonra ortaya çıkan problemlerin çözümünde BM'nin ve Türkiye'nin rolü incelenmiş ayrıca iç savaş sonrası Türkiye'de "insan güvenliği" anlamında var olan algıya bakılmıştır. Anahtar Kelimeler: Güvenlik, insan güvenliği, Birleşmiş Milletler, Suriye iç savaşı, Sığınmacılar.

GöçmenlerGüvenlikMülteciler+5
Mehmet Sıtkı Temur
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

MÖ 3. ve 2. binyıl Kuzey Suriye'de kentleşme süreci

Kent ve kentleşme tanımı üzerine birçok bilim insanı tarafından farklı fikirler öne sürülmüştür. Tarihte ilk kentlerin MÖ 4. binyılda Güney Mezopotamya'da doğduğu birçok araştırmacı tarafından kabul edilmiştir. Güney Mezopotamya kökenli kültürün kuzeye yayılımı da Uruk yayılımı olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde güney karakterli özellikler kuzeyde de görülmeye başlamıştır. Bu yayılım dünyadaki ilk kolonizasyon hareketi olarak da bilinmektedir. Özellikle MÖ 4. binyılın sonu MÖ 3. binyılın başlarında Kuzey Suriye Bölgesinde Güney karakterli kentsel özellik gösteren yerleşim yerlerinin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu çalışmada MÖ 3. ve 2. binyılda Kuzey Suriye'de kentsel özellik gösteren yerleşim yerleri ayrıntılı olarak incelenecektir.

ArkeolojiArkeolojik alanlarArkeolojik yerleşim+5
Nagihan Bulut
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Suruçlu ve Kobanili kadınların göç bağlamındaki dayanışma ve çatışma deneyimleri

Bu araştırma Türkiye'nin Şanlıurfa ilinin Suruç ilçesinde yerleşik olan Suruçlu ve Suriye'nin Kobani bölgesinden göçle gelen kadınların göç olgusu bağlamındaki gündelik deneyimlerini odağına alarak göç süreci ve sonrasında her iki grup kadın arasındaki dayanışmalı ve çatışmalı süreci kadınlık konumlanışları çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırma, Suruçlu ve Kobanili kadınların göç sürecindeki kadınlıklarını ortaya çıkarmada merkezi bir yere sahip olan kadınların gündelik deneyimleri ışığında yol almıştır. Çünkü –bu çalışma- gündelik yaşamın, bireyler veya kimlikler arasındaki farklılıkların veya benzerliklerin hem ortaya çıktığını hem de o meydana gelmenin zemini olduğunu varsaymaktadır. Suriye'de artan iç çatışmalar sonucunda Suruç bölgesine göç eden kadınlar ile Suruçlu kadınlar arasında göçlerin yaşandığı ilk zamanlarda kadınlar arasında önemi yadsınamayacak derecede dayanışmalar görülmüştür. Fakat Kobanili kadınların Suruç'ta ikamet sürelerinin uzamasıyla söz konusu dayanışmalı süreç bir takım çatışmalara yerini bırakmıştır. Bu araştırma her iki grup kadının dayanışma ve çatışma ikileminin kadınların kadınlık konumlanışını etkilendiği varsayımındadır. Dolayısıyla kadınlar arasında ortaya çıkan dayanışma ve dayanışma örüntüleri, dayanışmanın nedenleri, her iki grup arasındaki çatışmalar ve ilişkisel çatışmanın mikro belirleyicilerinin neler olduğu bu çalışmayı biçimlendiren önemli konulardır. Anahtar Kelimeler: Dayanışma, Çatışma, Göç, Suruçlu Kadınlar, Kobanili Kadınlar

DayanışmaDayanışmacılıkGöçler+5
Müjgan Güneş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Lozan'daki Türk heyeti üyelerinin Türkiye'nin siyasi ve sosyo-kültürel gelişimindeki rolleri

Birinci Dünya Savaşı'nın ardından imzalanan antlaşmaların sonuncusu olan Lozan Barış Antlaşması diğer barış antlaşmalarından (Versailles, Neuilly, Saint-Germain, Trianon) çok farklı özellikler taşımaktadır. Diğer barış antlaşmaları galip devletler tarafından mağluplara zorla imzalattırılmıştır ve çok ağır şartlar ihtiva etmektedir. Türkler ise kendisine dayatılan Sevr Antlaşmasını yok sayarak zorlu bir mücadeleye girişmiş ve 4 yıl süren bu mücadeleden zaferle ayrılmasını bilmiştir. Lozan'da Milli Mücadele'nin askeri safhasının devamı olan diplomatik ve hukuki bir savaş verilmiştir. Kasım 1922'den Temmuz 1923'e kadar süren ve her safhasında çok çetin müzakerelere sahne olan bu dönemde Türk Heyeti, tüm kadrosu ile özverili bir çalışma örneği göstermiş ve Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasına önemli katkılarda bulunmuşlardır. Lozan görüşmeleri sırasında Türk heyetinde görev alan delegelerin yanı sıra tüm müşavirler Türkiye'nin yetişmiş aydınları olduğundan Lozan Barış Antlaşması sonrasında da hizmetlerine devam etmişlerdir. Siyasi ve sosyal alanda önemli devlet görevlerine getirilen bu isimlerden bazıları başbakanlık, bakanlık, milletvekilliği, büyükelçilik gibi görevleri yürütmelerinin yanında sosyal ve kültürel alanda da önemli hizmetler vermiş ve eserler ortaya koymuşlardır. Bu çalışmada Barış Anlaşmasının müzakerelerinde görev yapan Türk Heyeti üyelerinin hizmetleri tüm yönleriyle ele alınarak Türkiye'nin sosyo-kültürel gelişimindeki rolleri ortaya konulmuştur.

Cumhuriyet tarihiLozan AntlaşmasıLozan Konferansı+7
Mehmet Bozaslan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dinçer Sümer'in hayatı, sanatı ve tiyatroları üzerine bir inceleme

Dinçer Sümer'in hayatı ve tiyatroları üzerine yapılan çalışmanın amacı, yazarın tiyatrolarını ve Türk tiyatroculuğundaki yerini analiz etmektir. Türk tiyatrosunda, klasik tiyatrodan modern tiyatroya geçişte mihenk taşlarından biri olan Dinçer Sümer, tiyatrolarında hem bireyin hem de toplumun sorunlarını ele alan, bu sorunların çözüme kavuşturulması için fikirler üreten aydın bir yazardır. Bunları yaparken bütün hayatını verdiği tiyatronun gelişmesi için yeni ve farklı teknikler deneyen kendine özgü bir üslup geliştiren tiyatrocularımızdandır. Bu tezde daha önce hakkında çalışma yapılmamış olan Dinçer Sümer'in ondört tiyatrosu yapı ve içerik bakımından analitik yöntemle incelenmiştir. İki bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde yazarın hayatı ve tiyatroculuğu eserlerinden hareketle ele alınmış olup ikinci bölümde yazarın tiyatroları yapı, tema ve üslup açısından incelenmiştir. Sonuç bölümünde Dinçer Sümer'in tiyatrolarındaki ortak ve farklı yönler belirlenmeye çalışılmıştır.

BiyografiSanat eserleriSümer, Dinçer+7
Halil Bicerik
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tıbbi bilirkişi

Bilirkişilik kurumu, yargı sistemi içerisinde büyük öneme sahiptir. Bu sebeple bilirkişilik alanında yaşanılan problemlere çözüm getirilmesi amacıyla 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu çıkarılmış ve bu kanunla bilirkişilik kurumsallaştırılmıştır. Sağlık hukuku alanında başvurulan tıbbi bilirkişilerin seçimi de yine bu yasada belirtilen usul ve esaslara göre yapılmaktadır. Fakat tıbbi bilirkişilik özel ve önemli bir alanı ifade etmesi sebebiyle uygulamada çoğu zaman aksaklıklara sebep olmaktadır. Yargıtay kararları incelendiğinde sık sık yerel mahkemelerin vermiş oldukları kararların bozulmasını ve tekrar bilirkişi incelemesinden geçirilmesini zorunlu kılmıştır. Özellikle her dosyada birden fazla bilirkişi raporunun mevcut olması, büyük eleştirileri beraberinde getirmiştir. Bu yönde yapılan eleştirilere bakıldığında; raporlar arasında çelişkilerin giderilmemesi, mahkemelerin bilirkişi atamalarında hataya düşmeleri ve bilirkişi raporlarının gerekli dikkati ve özeni göstermemeleri sayılmaktadır. Bu sebeple tıbbi bilirkişinin seçiminde belirtilen kriterlere uyulmamasının yanında tıbbi bilirkişlerin mahkemelere sunmuş oldukları raporlarda şekil ve içeriklerine gerekli dikkat ve özeni gösterilmemeleri sayılmaktadır. Bu sebeple tıbbi bilirkişi, incelemelerinde iki ayrıma gidilmesi, raporların daha anlaşılır olmasını ve mahkemelerin de raporları daha doğru anlamalarını kolaylaştıracaktır. İlk ayrımda ceza ve hukuk davalarında tıbbi verilerin anlamlandırılması için başvurulan tıbbi bilirkişi bulunurken, ikinci ayrımda hekimin yapmış olduğu tedavi-ameliyat-tetkiklerin tıp kurallarına uygun yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi için başvurulan tıbbi bilirkişi bulunmaktadır. Bu sebeple tıbbi bilirkişiden hangi ayrım için yardım istenmişse, mahkemeye o yönde yardımda bulunarak tıbbi bilirkişilerin seçilmesi gerekecektir. Bu çalışmada tıbbi bilirkişiliğin zor bir görev olması sebebiyle dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde durularak çözüm öneri sunulmaktadır.

BilirkişiDavalarSağlık hukuku+3
Fatma Aba Harmancı
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de tasarruf açığının karşılanmasında bireysel emeklilik sistemi

Türkiye'nin son yıllarda değişen demografik özellikleri, tıpta yaşanan gelişmelerle birlikte uzun yaşam beklentileri, emeklilikte daha kaliteli hayat isteği ve sosyal güvenlik sisteminin hem ekonomik hem de sosyal beklentileri karşılayamaması gibi pek çok neden yeni bir emeklilik sistemi arayışına neden olmuştur. Bu doğrultuda, Türkiye'de hayata geçen bireysel emeklilik sistemi ile insanlar, aktif çalıştıkları dönemde tasarruf yaparak çalışma dönemi sonunda emeklilik gelirlerine ek bir gelir elde ederek hayat kalitelerini devam ettirmeyi hedeflemektedirler. Bireysel emeklilik sistemi sayesinde yapılan tasarrufların biriktirdiği fonlar ile oluşan finansal denge, kalkınmasını tamamlamış ve gelişmiş ülkelerin makroekonomik göstergelerinde sağladığı iyileşmelerle birlikte birçok ülke bireysel emeklilik sistemlerini daha cazip hale getirmek için politikalar üreterek, reformlar gerçekleştirmektedir. Türkiye'de toplumun gösterdiği tasarruf eğilimleri içinde bireysel emeklilik sisteminin yerinin belirlenmesi ve yapılan yenilikler ve değişikliklerin bireysel emeklilik sistemine ve tasarruflara katkılarının ne olduğunun tespiti sistemin gelişmesi ve yapılacak yeni reformlar için kilit konumdadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de bireysel emeklilik sisteminin tasarruf açığının karşılanmasında etkisi ve öneminin bazı değişkenler ile açıklanmasını sağlamaktır. Çalışmada Literatürsel Tarama Yöntemi kullanılmış, 2003-2018 yılları arasındaki resmi veriler esas alınarak sistemin bireylerin tasarruflarına nasıl bir etkisinin olduğu ve bireysel emeklilik sisteminde yapılan reformların ulusal tasarruflara katılma üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Ayrıca seçilmiş bazı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tasarruf oranları ve bireysel emeklilik sistem performansları da incelenmiştir. Elde edilen istatiksel bulgular, İkincil analiz ve içerik analiz tekniği kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonuçları tablo, grafik, histogram vb. araçlarla betimsel olarak gösterilerek açıklanmış ve yorumlanmıştır. Çalışma sonucunda Bireysel Emeklilik Sistemi'nin güçlü ve zayıf yönleri ile sistemin büyümesi ve gelişmesi adına öneriler sunulmuştur.

Bireysel emeklilikBireysel emeklilikFinansal açıklık+6
Mehmet Sekman
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların yargısal denetimi

Devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların çözümünde idari yargı yerleri hukuka aykırı işlemin, yetki, şekil, konu, sebep ve amaç unsurları açısından hukuka uygunluğunu denetlemektedir. Atama ve görevde yükselmeye ilişkin idari işlemlerin söz konusu unsurlar yönünden hukuka uygunluğunun tespiti açısından idari yargı yerleri belli ölçütlere göre hareket etmektedir. Bir idari işlemin hukuka uygun olması için kamu yararının ve hizmetin gereklerinin gözetilmesi gerektiği gibi, liyakat ve eşitlik ilkeleri ile de bağdaşması şarttır. Bu çerçevede çalışmanın başlıca amacı, devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı uyuşmazlıkların tespit edilip, bu uyuşmazlıkların yargısal denetim sonucunda ortaya çıkan içtihatlar ışığında yorumlanmasıdır. Çalışmanın bir ve ikinci bölümlerinde, memurun hukuki niteliği ve diğer kamu görevlileri ile arasındaki fark ortaya konup, memurların hak ve sorumlulukları ile atama ve görevde yükselmelerine ilişkin esaslar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise yargısal denetimin amaç ve gerekliliği üzerinde durularak, idari yargılamanın özellikleri üzerinde durulmuştur. Son olarak devlet memurlarının atama ve görevde yükselmelerinden kaynaklı en çok uyuşmazlığın yaşandığı hususlar idari yargı içtihatları ve bilimsel görüşler çerçevesinde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet Memuru, Atama, Görevde Yükselme, Liyakat İlkesi, İdari İşlem, Takdir Yetkisi, Yargısal Denetim.

DenetimGörev atamaKamu Hukuku+7
Salih Gökay Demirezen
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between financial development and renewable energy production: The case of G20 countries

The requirements of the increasing population of our world are being fulfilled by the economic growth of the countries. Providing the energy demand with sensitive to environment by being sensitive to the environment is one of the basic conditions in terms of sustainability. The main purpose of this study is to reveal the relationship between the renewable energy production of countries and the symbols of their financial development and economic growth. In the 20th century, when the countries began to be managed as companies in terms of effective and efficient use of energy and financial resources, the increasing need for energy increased with the tendency towards fossil fuels and nuclear energy, while increasing pollution became a source of concern. The Kyoto Protocol, which was signed in 1997, is an important milestone that directs countries to renewable energy sources against increasing pollution. In this study, G20 countries which represent a significant part of the world population and economy are examined. The relationship between domestic credits to private sector, gross domestic product amounts which are one of the important cause and effect indicators of financial development and renewable energy production, were examined for the period between 2001 and 2016. Findings obtained from the research, cointegration between the variables was clearly seen. However, no causal relationship was found between the studied variables.

Economic developmentsEnergyEnergy generation+4
Ahmet Fatih Tahiroğlu
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00