33
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Yoğun bakım ünitelerinden izole edilen enterobacter ve proteus suşlarında integron taşıyıcılığının belirlenmesi
Gram negatif bakteriler hastane enfeksiyonlarına neden olan, birçoğu fırsatçı ve çoklu ilaç direncine sahip önemli patojenler arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, özellikle yoğun bakım ünitelerinde yatan hastaların çeşitli klinik örneklerinden izole edilen Enterobacter ve Proteus izolatlarında integron taşıyıcılığının belirlenmesidir. Çalışmaya ülkemizde üzerinde çok fazla araştırma yapılmayan 73 adet Enterobacter ve 53 adet Proteus izolatı dahil edilmiştir. Çalışılan izolatlarda, sınıf 1 ve sınıf 2 integron değişken bölgelerinin varlığı PCR metodu ile araştırılmıştır. Sınıf 1 integron varlığı Enterobacter izolatlarında %30,14, Proteus izolatlarında ise %39,62 olarak saptanmıştır. Ayrıca Proteus izolatlarının %41,51'inin sınıf 2 integron taşıdığı, ancak Enterobacter izolatlarının hiçbirinin sınıf 2 integrona sahip olmadığı tespit edilmiştir. Çoklu ilaç dirençli Enterobacteriaceae türleri önemli halk sağlığı problemi teşkil etmektedir. Bu gibi izolatların hastane ortamında yayılması sonucu tedavisi güç olan enfeksiyonların sayısını da arttıracaktır. İntegron taşıyan izolatların taşıdığı epidemik gücü belirlemek, hızlı tedavi ve uygun antibiyotik seçimi sağlanması açısından integron tespiti ve antibiyotik direnç genlerinin karakterizasyonunu belirlemeye yönelik çalışmaların yapılması oldukça önemlidir.
Preanalitik değişken olarak lityum, salisilat ve parasetamol içerikli ilaç kullanımının biyokimyasal analiz parametreleri üzerine etkisi
Günümüzde hekimlerin hasta değerlendirmelerinde laboratuvar testleri önemli bir rol oynar. Tıbbi laboratuvar test sonuçlarını etkileyen hatalar incelendiğinde bu hataların analiz sırasında değil daha çok analiz öncesi preanalitik değişkenlerden kaynaklı olduğu görülmektedir. Bu hata kaynaklarına bakıldığında ilaç kullanımı kontrol edilebilen preanalitik değişkenlerdendir. Terapötik ilaç izleminde ilaç analiz sonuçlarının doğruluğunu olumsuz etkileyen hata kaynakları tanımlanmasına rağmen tıbbi uygulamalarda kullanılan ilaçların laboratuvar test sonuçlarına interferans (girişim) yapıcı etkileri ile ilgili kısıtlı veri vardır. Bu çalışmanın amacı bazı tıbbi laboratuvar testlerinin serum ölçümlerine tıbbi uygulamalarda sık kullanılan lityum karbonat, parasetamol ve asetilsalisilik asit' in subterapötik, terapötik ve toksik konsantrasyonlardaki olası interferans yapıcı etkilerinin araştırılması idi. İlaçların interferans yapıcı etkilerinin araştırıldığı laboratuvar testleri Cobas® 8000 modular analizör serisi (Roche Diagnostics, USA) ile çalışıldı. Glukoz, üre, kreatinin, total protein, albümin, aspartat aminotransferaz, alanin aminotransferaz, gama glutamil transferaz, total kolesterol, trigliserit, high density lipoprotein-kolesterol, total bilirubin, ürik asit, alkalen fosfataz, laktat dehidrojenaz, kreatin kinaz Cobas c-702 ve Cobas c-502 modülleri ile tiroid stimülan hormon, free triiodotironin (fT3), free tetraiyodotironin (fT4), vitamin B12 ve folat Cobas e-602 modülü ile çalışıldı. İnterferans çalışmalarından elde edilen sonuçlarla bu çalışmamızda spektrofotometrik ve immünokimyasal analizler ile değerlendirilen parametrelerden sadece asetilsalisilik asidin toksik konsantrasyonlarında fT3 ve fT4 ölçümlerinde anlamlı bir in vitro interferans saptandı. Bu iki parametre dışında %TEa değerlerini aşan anlamlı bir interferans saptanmadı. Ek olarak bu çalışmada karbonatın olası karıştırıcı etkisinin değerlendirilmesi için sodyum karbonat ile subterapötik, terapötik ve toksik lityum konsantrasyonlarına uygun benzer çalışmalar yapıldı ve bu çalışmaların sonuçlarının lityum karbonat ile yapılan çalışma sonuçları ile benzer bir profilde olduğu belirlendi.
Giresun ilinde ev tozu akarlarının yaygınlığı ve epidemiyolojisi üzerine araştırmalar
Bu çalışma Giresun'da ev tozu akarlarının yaygınlığını, bulunan türleri ve epidemiyolojisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Kasım 2016 - Ekim 2017 tarihleri arasında düzenli olarak ziyaret edilen 15 evden toplanan aylık toz örnekleri incelenmiştir. Alınan örnekler laktik asit metoduyla incelenmiş ve elde edilen türler daimi preparat haline getirilerek mikroskop altında tür teşhisleri yapılmıştır. Araştırmada 2251 akar saptanmış, bunların 846'sı (%37,6) ev zeminlerinden, 757'si (%33,6) ebeveyn yataklarından 648'i ise çocuk yataklarından (%28,8) elde edilmiştir. Akarların %81,7'si D. pteronyssinus, %0,5'i D. farinae, %0,4'ü E. maynei, %4,1'i Dermatophagoides spp. nimfi, %0,6'sı A. siro, %2,3'ü Glycyphagus domesticus, %4,5'i C. arcuatus, %1,2'si Cheyletus spp. olarak belirlenmiştir. Elde edilen Pyroglyphid türlerin ise %94,3'ü D. pteronyssinus, %4,1'ü Dermatophagoides spp. nimfi, %0,4ü E.maynei, %0,5'i ise D. farinae olarak tespit edilmiştir. Pyroglyphid türler evlerin tamamında (%100) tespit edilmiş olup, D. pteronyssinus evlerin %100'ünde, D. farinae %5'inde, E. maynei %4'ünde, G. domesticus %80'inde, A. siro %33'ünde, C. arcuatus % 86'sında, T. putrescentiae %80'inde, L. destructor %73'ünde, Cheylletus spp.ise % 67'sinde saptanmıştır. Pyroglyphid türler akar populasyonunun %86,74'ünü oluştururken gıda akarları ise % 8,5'ini oluşturmuştur. Sonuç olarak Giresun'da akarlar yıl boyunca bütün evlerde saptanmış olup örneklerin tamamında tespit edilmiştir. Bahar ve yaz aylarından itibaren daha fazla miktarda tespit edilmiş olmasına karşın sadece sıcaklık ile orta derecede bir ilişki bulunabilmiştir. Sonuç olarak Giresunun iklim özelliklerinin ev tozu akarlarının gelişip çoğalmasına uygun olduğu ve bu nedenle duyarlı kişiler açısından risk oluşturabileceği düşünülmektedir
Giresunspor futbol kulübünde oynayan profesyonel sporcularda D vitamini ve total antioksidan seviyesinin belirlenmesi
Çalışmanın amacı, profesyonel futbolcuların serum vitamin D ve serum total antioksidan kapasitelerinin belirlenmesidir. Çalışma grubunu Giresunspor Futbol Kulübü'nde oynayan 56 profesyonel futbolcu (26'sı A takım, 30'u alt yapı takımları) oluşturmaktadır. Kontrol grubunu ise 30 gönüllü, sağlıklı erkek birey oluşturmaktadır. Çalışma grubuna yüzyüze uygulanan anket verilerinin hesaplanması ve yorumlanmasında SPSS 21 paket program kullanılmıştır. Ayrıca BİA prensibi ile çalışan InBody 230 cihazı ile futbolcuların vücut bileşimleri tespit edilmiştir. Çalışma grubunu oluşturan futbolcuların serum D vitamini seviyeleri referans değerlerle (≥30 ng/ml) kıyaslanmıştır. Serum total antioksidan kapasite ise kontrol grubunu oluşturan 30 gönüllü, sağlıklı erkek bireyler ile karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda, futbolcuların ortalama serum 25(OH)D seviyeleri 31,68 ng/ml olarak belirlenmiştir. Yeterli miktarda D vitamini düzeyleri; protein sentezi, kas gücü, atlama yüksekliği ile hızı, egzersiz kapasitesi ve fiziksel performans artışını sağlarken; stres kırıkları, yaralanma, düşme, kas gevşemesi, kas ağrısı ve güçsüzlüğü oranlarında ise azalmaya neden olmaktadır. Futbolcularda optimal performansı korumak ve arttırmak için serum 25(OH)D düzeyleri oldukça önem taşımaktadır. Egzersiz sırasında serbest radikallerin oluşması ve oksidatif stres gelişiminin, optimal performansı ve antrenman sonrası toparlanma dönemini etkilediği bilinmektedir. Çalışmaya katılan futbolcuların ortalama serum antioksidan kapasite değeri 1,97 olarak belirlenmiştir. Futbolcuların kıyaslandığı kontrol grubunun ortalama serum antioksidan kapasite değeri ise 1,94'dür. Antrenman sırasında metabolik hızda artış görülmektedir, bu da serbest radikallerin hızla açığa çıkmasına neden olmaktadır. Bu düşünceye rağmen, çalışma ve kontrol grubu arasında serum total antioksidan kapasite bakımından büyük bir farklılık olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: sporcu, sporcu beslenmesi, futbolcular, D vitamini, total antioksidan kapasite
Giresun ve Trabzon bölgesindeki süt veren ineklerde ve bu ineklerin sahiplerinde MRSA taşıyıcılık oranı
Amaç: Staphylococcus aureus (S. aureus) insan ve hayvanlarda normal flora üyesi olarak, immün sistemi baskılanmış hastalarda ise fırsatçı patojen olarak da karşımıza çıkmaktadırlar. İnsanlar ve hayvanlar arasında geçişi mümkün olan, Metisilin Dirençli S. aureus (MRSA) toplumda kaynaklı enfeksiyon etkenleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Çalışmamızın amacı Giresun ve Trabzon bölgesindeki süt hayvancılığı ile uğraşan kişilerde ve bu kişilerin beslediği hayvanlarda MRSA taşıyıcılık oranlarının tespit edilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız; 10 Eylül 2016 ile 30 Haziran 2018 tarihleri arasında, Giresun ve Trabzon yörelerinde yürütülmüştür. Çalışmaya; 31 süt veren inek ile bunların bakımı yapan veya aynı ineğin ürünleri ile beslenen 67 kişiden izole edilen örnekler dâhil edilmiştir. Transport vasatlı besiyeri ile hayvanların meme uçlarından ve gönüllülerin burunlarından alınan sürüntü örnekleri; Giresun Üniversitesi Prof. Dr. A. İlhan Özdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarında kanlı agar besiyerine ekilmiştir. Kültürde 24 saat inkübasyon sonunda üreyen şüpheli kolonilere Gram boyama, katalaz ve koagülaz testleri uygulanmıştır. Katalaz ve kuagülaz pozitif olan izolatlarda oksasilin gradient testi ve sefoksitin diski ile metisilin dirençleri incelenmiştir. Metisilin direncinde altın standart olarak kabul edilen mecA geninin varlığı, Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR) ie araştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda 67 insan ve 31 ineğe ait örnek üzerinde yaptığımız tarama sonucunda hiç MRSA suşuna rastlanmamıştır. Ancak çalışma sırasında 16 Metisilin Duyarlı Staphylococcuc aureus (MSSA) ve 61 adet Koagülaz Negatif Stafilokok (KNS) İzolatı saptanmıştır. Sonuç: Çalışmada hiç MRSA suşuna rastlanmamıştır. Bu durumun bölgemizde büyükbaş hayvan yetiştiriciliğindeki yüksek farkındalık düzeyi, antibiyotik kullanımı ile ilgilive hijyen kurallarına dikkat edilmesinden kaynaklandığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Staphylococcus aureus, Nazal Taşıyıcılık, MRSA, Antibiyoik Direnci, Hayvancılık
Meyerozyma guilliermondii' de pulse field jel elektroforezi-genomik DNA'nın restriksiyon enzim analizi için uygun enzimin belirlenmesi
Amaç: Meyerozyma guilliermondii, fırsatçı insan patojeni olarak kan dolaşımı enfeksiyonu (kandidemi) gibi ciddi enfeksiyonların etkeni bir maya türüdür. Bu çalışmada, M. guilliermondii suşlarının moleküler epidemiyolojik analizlerinde kullanılabilecek Pulse Field Jel Elektroforezi-Genomik DNA'nın Restriksiyon Enzim Analizi (PFGE-REAG) yöntemi için uygun restriksiyon enziminin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya, Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarında izole edilen, 9 hastanın epidemiyolojik olarak ilişkili 12 M. guilliermondii suşu dahil edildi. PFGE-REAG yöntemi, CHEF DR III (BioRad, ABD) cihaz sistemi kullanılarak SfiI, NotI ve PacI restriksiyon endonükleaz enzimleri ile çalışıldı. Bulgular: SfiI ile kesim reaksiyonu sonucunda, moleküler büyüklük marker'ı aralığına dağılmış ve daha net ayırt edilebilen bantlar izlendi. SfiI ve NotI bant profilleri, karyotipleme bant profilleriyle karşılaştırıldığında; REAG protokolünün karyotiplemeden daha ayırt edici olduğu sonucuna varıldı. Sonuç: REAG-SfiI, epidemiyolojik olarak ilişkili M. guilliermondii suşlarının klonal ilişkisini belirlemede kullanılabilir. Bu çalışmayla, epidemiyolojik olarak ilişkili M. guilliermondii klinik izolatlarının klonal ilişkisinin değerlendirilmesine yardımcı olacak REAG metodunun belirlenmesine katkı sağlandı. Anahtar Kelimeler: Meyerozyma guilliermondii, Pulse Field Jel Elektroforezi, Restriksiyon Enzimi
İdrar matriks bileşenlerinin ve koruyucu kimyasalların iyot ölçümüne etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada idrar toplama için idrar analitlerinin stabilizasyonunu sağlamada kullanılan hidroklorik asit, asetik asit, borik asit, Na2CO3, sodyum florid, formalin, timol, etanol + polietilen glikol gibi farklı özellikteki koruyucu kimyasalların idrar iyot ölçümü üzerine etkilerinin düzeylerinin in vitro belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Referans çalışmalardan elde edilen miktarlar dikkate alınarak farklı koruyucu kimyasallar için hazırlanan tüplerden her birine idrar havuzundan son hacim 10 mL olacak şekilde idrar numunesi aktarıldı. Her bir tüp ve bu tüplere uygun bazal idrar numunelerinde iyot analizleri en az beş kez tekrarlandı. Bulgular: Kullanılan kimyasal koruyucular içerisinde idrar iyot analiz sonuçlarına interferansları diğerlerine göre daha kabul edilebilir düzeylerde olanlar sırasıyla %1 (v/v) 100 g/L timol, %0,5 (w/v) Na2CO3, %1 (w/v) Na2CO3, %1 (v/v) 6N HCl, %0,25 (v/v) 100 g/L timol, %1 (v/v) %50 asetik asit, %1 (w/v) borik asit, %1,8 (w/v) borik asit ve 10 mL/L formalin + 0,15 mol/L NaCl idi. Ek olarak matriks çalışması ile bazal patolojik idrar düzeylerinin iyot analizine etkileri kabul edilebilir düzeylerde olan parametreler protein ve lökosit sayıları iken, 1:2 dilüsyonlu numunelerin patolojik düzeylerinin iyot analizine etkileri kabul edilebilir düzeylerde olanlar glukoz, bilirubin, ürobilinojen, keton (asetoasetik asit), eritrosit sayıları ve epitel sayıları idi. Ancak nitrit, lökosit ve bakteri varlığının dikkate değer düzeylerde olduğu idrar numunesinin gerek bazal gerekse 1:2 dilüsyonlu düzeylerinin iyot analizine etkileri kabul edilebilir düzeylerde değil idi. Sonuç: İdrar iyot analizlerinde kullanılabilecek koruyucu kimyasalların tipleri ve düzeyleri için literatürde bilimsel verilerin mevcut olmaması ve farklı üretici firmaların test kılavuzlarında önerilen koruyucu kimyasal bilgilerinin birbirleri ile çelişebilmesi dikkate alındığında bu çalışmanın sonuçları rutin laboratuvar uygulamalarında iyot analizleri için kullanılabilecek uygun koruyucuların belirlenmesine katkı sağlayacaktır.
Sigara kullanımının serum D vitamini düzeyleri ve inflamasyon belirteçleri üzerine etkisi
Amaç: Çeşitli inflamatuvar hastalıkların ve düşük dereceli inflamasyonla alakalı durumların patofizyolojisinde D vitamini eksikliğine vurgu yapılmaktadır. Bu çalışmada sigara kullanımının serum D vitamini ve inflamasyon belirteçleri üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Materyal ve Metod: Sağlık Bakanlığı Giresun Üniversitesi Prof. Dr. A. İlhan Özdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin kan alma birimine başvuran ve Hastane Bilgi Yönetim Sistemi'nde serum 25(OH)D vitamini, C-reaktif protein ve tam kan sayımı istemi yapılmış kişilerin onamları alınarak sigara kullanımına ilişkin anket yapıldı. Herhangi bir sistemik hastalığı olmayan, D vitamini takviyesi almayan, hamile olmayan ve 18 yaş ve üzeri 110 gönüllü çalışmaya dahil edildi. Çalışma bir aylık periyotta (09.08.2017-08.09.2017) tamamlandı. Sigara içen ve içmeyen grupların 25(OH)D vitamini ve C-Reaktif protein düzeyleri ile lökosit ve alt gruplarına ait değerler karşılaştırıldı. Bulgular: Sigara içen grupta lökosit (p=0,001) ve nötrofil (p=0,001) sayıları içmeyen gruptan anlamlı yüksek; kadınlarda (N=76) nötrofil sayıları ve yüzdesi sigara içen grupta içmeyen gruba göre anlamlı yüksek (p=0,011; p=0,005); lenfosit yüzdesi sigara içen grupta anlamlı düşük bulundu (p=0,031). Erkeklerde (N=34); lökosit (p=0,013), nötrofil (p=0,031) ve lenfosit (p=0,022) sayıları sigara içen grupta içmeyen gruba göre anlamlı yüksek idi. Sigara içmeyen erkeklerin (N=16) 25(OH)D düzeyleri içmeyen kadınlara (N=54) göre anlamlı yüksek bulundu (p=0,003). Nötrofil yüzdesi, nötrofil-lenfosit oranı (NLR) ve trombosit-lenfosit oranı (PLR) sigara içen kadınlarda, sigara içen erkeklere göre anlamlı yüksek iken (sırasıyla p=0,004; p=0,011; p=0,005); lenfosit sayısı ve lenfosit yüzdesi sigara içen kadınlarda, sigara içen erkeklere göre anlamlı düşük (p=0,030; p=0,028); sigara içmeyen erkeklerin yaş ortalamaları sigara içmeyen kadınlara göre anlamlı yüksek bulundu (p=0,001). Sigara içmeyen grupta 25(OH)D vitamini düzeyleri ile açık havada kalma süreleri arasında pozitif yönde zayıf-orta derecede (rs=0,249; p=0,038); sigara içen erkekler grubunda 25(OH)D düzeyleri ile lökosit sayıları arasında negatif yönde orta derecede (rs=-0,564; p=0,015); sigara içen tüm grupta 25(OH)D vitamini düzeyleri ile lenfosit yüzde değerleri arasında pozitif yönde zayıf-orta derecede korelasyon (rs = 0,322; p=0,043) saptandı. Sonuç: Kronik sigara kullanımı kanda lökosit ve onun alt grubu olan nötrofil sayısını artırmaktadır. Bu artışın nedeninin sigara dumanının içerdiği immünomodülatör kimyasal ve gazların inflamatuvar reaksiyona yol açması ve sonuçta ortaya çıkan hücresel savunma mekanizması olduğu düşüncesindeyiz. Sigara kullanmayan grupta açık havada kalma süresi ile vitamin D düzeyleri arasında anlamlı pozitif korelasyon bulunduğu halde sigara içen grupta bulunmaması, sigara kullanımının kutanöz vitamin D sentezini olumsuz etkilediğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Sigara kullanımı, D vitamini, C-reaktif protein, lökosit, inflamasyon
Ordu ilinde yaşayan gestasyonel diyabetli gebelerde beslenme ile bazı biyokimyasal parametrelerin ilişkilendirilmesi
Amaç: Bu çalışma ile Ordu ilinde yaşayan kontrol grubunu oluşturan sağlıklı gebeler ile vaka grubunu oluşturan gestasyonel diyabetli gebeler karşılaştırılmıştır. Gebelerin antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıkları ve gestasyonel diyabete neden olan diyet etmenleri, diyet bileşimleri (glisemik indeks) belirlenerek, D vitamini, B12 vitamini, hemoglobin, hematokrit, açlık glukozu gibi biyokimyasal parametreler ile olan ilişkilerinin saptanması ve çözüm önerilerinin geliştirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya dahil olan bireylere çalışma hakkında genel bilgi verildikten sonra çalışmayı kabul ettiklerine dair "Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu" ile beyanları alındı. Araştırmaya katılan gebe kadınların sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıklarını, belirlemek ve elde edilecek nicel verilerin istatistiksel çözümlenmeleri doğrultusunda araştırmanın genel görünümünü elde etmek amacıyla anket uygulaması yapıldı. Bu ankette Mini Nütrisyonel Değerlendirme Ölçeği (MNA), Kişisel Bilgiler Tanıtım Formu, 3 Günlük Besin Tüketimi ve rutin biyokimyasal parametreler yer aldı. Bulgular: Çalışmada vaka grubunu oluşturan gestasyonel diyabetli gebelerin sağlıklı gebelerle karşılaştırılan sonuçlarına göre; yaş ortalamalarının (30,34±5,28 yıl, 28,38±4,85 yıl), ailesindeki diyabet öyküsünün (%17,1), vücut ağırlıklarının (73,1±8,9 kg, 71,7±7,4 kg), öğün atlama oranlarının (sabah kahvaltısı için %18,6) fazla olduğu; besin yoluyla alınan protein, karbonhidrat, lif ve B1, B2, B6, Folat, C vitamini, D vitamini, B12 vitamini alımlarının yetersiz (p<0,0001); enerji, yağ, A vitamini (p=0,583) ve E vitamini (p=0,418) alımlarının yeterli olduğu; fosfor minerali (p=0,353) haricindeki tüm minerallerin (p<0,0001) yetersiz alındığı bulundu. Biyokimyasal bulgularda gestasyonel diyabetli gebelerin kontrol grubuna göre D vitamini sırasıyla (17,8±10,7 ng/ml, 20,6±8,05 ng/ml) ve B12 vitamini sırasıyla (199,9±91,5 pg/ml, 234±114,7 pg/ml), hemoglobin sırasıyla (10,8±2,9 g/dl,11,9±3,2 g/dl), hematokrit sırasıyla (%30,3±7,4, %33,01±8 ) değerlerinin düşük, açlık kan glukozu değerlerinin sırasıyla (99,2±13 mg/dl, 87,28±9,2 mg/dl) yüksek olduğu tespit edildi. Gestasyonel diyabetli gebelerin sırasıyla OGTT 1.saat değerlerinin 181,1±2,87 mg/dl, OGTT 2.saat değerlerinin se 153,7±3,3 mg/dl olduğu saptandı. Sonuç: Çalışma sonucunda bireylerin günlük besin alımları detaylı incelendiğinde gestasyonel diyabetli gebelerin, sağlıklı gebelere göre vitamin, mineral ve makro besin ögeleri alımlarının yetersiz kaldığı tespit edildi. Ayrıca gestasyonel diyabetli gebelerde serum D vitamini, B12 vitamini, hemoglobin, hematokrit gibi biyokimyasal parametrelerin seviyesinin sağlıklı bireylere göre düşük olduğu belirlendi. Sonuç olarak, gebelerde beslenme ögelerinin, D ve B12 vitaminlerinin seviyelerinin gestasyonel diyabet ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel diyabet, biyokimyasal parametre, D vitamini, B12 vitamini, besin ögeleri
Beden eğitimi öğretmen adaylarının öğretmenlik uygulaması ve okul deneyimi Web günlüğü yansımaları
Gereç ve Yöntem: Araştırma deseni olarak durum çalışması ve durum çalışması türlerinden bütüncül tek durum çalışması yapılmıştır. Giresun Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi 2018-2019 dönemi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümü öğretmenlik uygulaması ve okul deneyimi dersi alan 15 öğretmen adayı ve bir danışman öğretim elemanı çalışmaya katılmıştır. 12 hafta boyunca öğretmen adaylarından yaşadıklarını ve gözlemlediklerini çevrimiçi bir blog(wordpress) aracılığıyla aktarmaları istenmiştir. Katılımcılardan en çok ve en anlamlı web günlüğü girdileri olan 6 öğretmen adayı ile yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Ayrıca araştırmacının alan gözlem notları ile doküman analizi (web günlükleri) yapılarak veriler toplanmıştır. Birden fazla veri kaynağı kullanıldığından dolayı veri üçlemesi sağlanmıştır. NVIVO 12 programı ile tematik içerik analizi yapılmıştır. Bulgular: Tematik içerik analizi sonucunda 4 ana tema ortaya çıkmıştır. Bunlar; Öğretmenlik Becerileri, İletişim, Staj Okulunun Ortamı, Teknoloji Okuryazarlığı olarak belirlenmiş ve bu ana temalarda kendi içlerinde alt temalara ayrılmıştır. Danışman öğretmenin alan bilgisinin eksik olması, danışman öğretim elemanı ile öğretmen adayının iş yükünün fazla olması bu çalışmada da öne çıkmıştır. Bununla birlikte web günlüğü gibi dijital bir aracın sürece dahil edilmesi paydaşların iletişimi konusunda iyileştirmeler sunmuştur. Sonuç: Yapılan araştırma sonucunda; danışman öğretim elemanı ve öğretmen adayları arasındaki iletişim konusunda web günlüğünün önemli katkısı olduğuna ve öğretmen adaylarının gerçek tecrübelerinin gözlemlenmesi açısından web günlüğü kullanımının etkili olduğu sonucu elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Öğretmenlik Uygulaması Dersi, Okul Deneyimi Dersi, Web Günlüğü