
151
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0
Araştırmacı
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Dede Korkut Hikayeleri'nde geçen insan yapımı nesne adları
Bir ulusun yaşam biçimi, inancı, dünya görüşü, var olma ve yaşamını devam ettirme mücadelesi dilin kavramlarına yansımaktadır. İslamiyet öncesi ve İslamî kültürün bir arada yaşadığı, kültürel değişimin geniş zaman diliminde gerçekleştiği ortamda Türkçe de toplumun yaşayışına, kültürüne ait nesneleri üretmesi ve adlandırması için Türk insanına geniş bir olanak sağlamıştır. Bu çalışmada Türk dili, edebiyatı ve kültürünün başyapıtları arasında yer alan, birçok yönüyle araştırmacılara ilham kaynağı olan Dede Korkut Hikâyeleri'nde geçen insan yapımı Türkçe nesne adları söz varlığı incelenmiştir. Dede Korkut Kitabı'nda geçen insan eliyle üretilen nesnelere verilen adlardan yola çıkarak bir taraftan kültürel gelişmeleri izlemek bir taraftan da Türkçenin anlatım olanaklarını göstermek hedeflenmiştir. Bu çalışmada Dede Korkut Kitabı Dresden ve Vatikan nüshasında geçen 153 Türkçe insan yapımı nesne adı incelenmiştir. Bu adlardan 72 tanesinin kökeni Eski Türkçe metinlerde tespit edilmiştir. Elde edilen nesne adlarından 139 tanesinin de tarihî Türk lehçelerine ait eser ve sözlüklerde geçtiği saptanmıştır. Ayrıca Dede Korkut Kitabı'nda tespit edilen 153 nesne adından 135'inin Türkiye Türkçesi ve ağızlarda kullanıldığı tespit edilirken 18'inin kullanımdan kalktığı görülmüştür. Türkiye Türkçesinde ve ağızlarda kullanımını sürdüren sözcüklerden 10'unun anlam değişikliğine uğradığı, 125'inin ise Dede Korkut Kitabı'ndaki anlamıyla yaşadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dede Korkut Kitabı, Kültür, Nesne adları, Söz varlığı.
Cihan Aktaş'ın hikâye ve romanlarında değer kavramı
Bu çalışmanın temel amacı Cihan Aktaş'ın kaleme aldığı hikâye ve roman türündeki eserlerinde yer alan değer kavramlarını incelemektir. Araştırmanın birinci bölümünde değerin tanımı, çeşitli açılardan(din, felsefe, psikoloji, sosyoloji) değer kavramı, özellikleri ve işlevleri, değerlerin sınıflandırılması, Cihan Aktaş'ın hayatı, eserleri ve edebi kişiliği üzerinde durulmuştur. Betimsel nitelikte genel tarama modeli kullanılan araştırmanın ikinci bölümünde Cihan Aktaş'ın 13 hikâye ve 5 roman türündeki eserleri, belirlenen 25 değer bakımından taranmış ve notlar alınmıştır. Tarama sonucunda öncelikle değerler, başlıklar dahilinde ele alınmış, tanımlamalar yapılarak açıklanmıştır. Ayrıca çalışmamıza eserlerde bulunan değerlerin yer aldığı eser ve sayfa numaralarını içeren tablolar da eklenmiştir. Roman ve hikâyelerden alıntılar yapılarak değer kavramının eserlerde ele alınış yönleri tespit edilmiş ve değerler ile ilgili sonuca varılmıştır. Çalışmamızın sonucunda ilgili eserlerde inanç, sevgi, temizlik, aileye verilen önem değerlerine çok fazla rastlanırken kanaatkârlık ve özgürlük değerleri üzerinde daha az durulmuştur. İncelenen eserlerde değer kavramına yönelik olumsuz mesajlara rastlanmamıştır.
Z kuşağının bir sanat olarak edebiyata bakışı
Hızla dijitalleşen dünyada teknolojik gelişmeler hayatın her alanında geniş bir yer kaplamaktadır. Yoğun ve akıl almaz teknolojik gelişmelerin baş döndürücü hızla ilerlediği 2000'li yılı sonrasında insan hayatında, tarih boyunca görülmemiş hızda ve değerde büyük değişiklikler yaşanmıştır. Bu değişimin hızla sürdüğü dijital çağa doğan bireyler için Z kuşağı adlandırılması yapılmaktadır. Aynı dönem aralıklarında doğan, doğdukları süreç içerisinde yaşanan ekonomik, toplumsal, siyasal olaylardan etkilenerek ortak bir kaderi paylaşan insan gruplarına kuşak adı verilmektedir. Z kuşağı da dijital dünyanın ilk yerli kuşağı olarak son yıllarda dikkatleri üzerine çekmektedir. Bu çalışmada; sabırsız, yaşamın her sahasında hızı önemseyen ve sürekli çevirim içi olma özellikleriyle tanınan Z kuşağının insanlık tarihinin en eski sanatı olan edebiyat karşısındaki tutumlarının ölçülmesi amaçlanmıştır. Edebiyat insanın var olduğu andan itibaren en yakın yol arkadaşı, insanın ve toplumların dönüşümünün vazgeçilmez şahidi konumundadır. Bu bağlamda yeni jenerasyonun edebiyat sanatına olan tutumlarını ortaya koymak önem teşkil etmektedir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Ümraniye İlçesinde bulunan seçkisiz yöntemle seçilmiş ortaöğretim kurumlarının 11. ve 12. Sınıfında öğrenim gören 477 öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen Z Kuşağının Edebiyata Bakışına Yönelik Tutum Ölçeği ( ZKEBYTÖ) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Z Kuşağının edebiyata yönelik tutumlarında, cinsiyetlerinin, okudukları okul türünün, sosyal medyanın etkisinde edebiyata yönelik tutumları karşısında anlamlı farklılıkları vardır. Sosyal medya ve yazma eğilimlerinin cinsiyet değişkenine göre analizinde ise anlamlı farklılıklar ortaya çıkmamıştır. Anahtar Kelimeler: Edebiyat, Sanat, Sosyal medya, Tutum, Z Kuşağı
The representation of intellectuals turning to Anatolia the first-term novels
20.century.II, which was also announced. Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu, Hüseyinzade Ali, etc. in the short-term freedom environment provided by the constitutional movement. Turkism and Populism movements have started to gain popularity through Turkish immigrants. In his follow-up, he participated in the II through the magazines Türk Yurdu and Halka Doğru. The basis for the intellectuals of the constitutional period to turn to the people, to get to know the people, to educate the people and to learn hars from the people was created with the conceptualization of Ziya Gökalp. Turkish intellectuals aimed to realize these ideals by turning to Anatolia. These goals are 21.century.and it has been continued. In this direction, idealistic intellectual figures have started to come to life in literary texts since the National literature movement. The planned study will focus on the fate of the intellectuals in the first period novels on the material and spiritual planes. By identifying the conflicts that intellectuals experienced with the impressions they put forward by staying foreign and foreign to Anatolia before going to Anatolia, the opportunities of literary sociology will be utilized. According to a chronological plane, text based on Ahmet Mithat Efendi's Bakhtiarlik (1885), Mizanci Murat's Turfanda or Turfa (1890), Abubekir Hazim Tepeyran's Kucuk Pasha (1910), Halide Edip Adivar's Shoot Kahpeye (1923), Resat Nuri Güntekin's Green Night (1928) and Yakup Kadri Karaosmanoglu's Yaban(1932) novels analysis will be performed. Scientific data will be presented to the literature through the planned analysis of literary texts created during the period from the Tanzimat years to the beginning of the National Struggle and the establishment stages of the Republican regime, which are the result of victories in its follow-up.
Kemal Sayar'ın eserlerinde gelenek ve modernizm
Kemal Sayar'ın edebi yönünü ortaya çıkarmak ve edebi eserlerinin gelenek ve modernizm ile ilişkisini belirlemek amacıyla kaleme alınan; betimsel nitelikte genel tarama modeli kullanılan bu tez çalışması toplamda altı bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde gelenek, modernizm kavramlarına kısaca değinilmiş Kemal Sayar'ın edebi kişiliği hakkında genel bir çerçeve çizilmiştir. İkinci bölümde araştırmanın problem durumu, araştırmanın amacı, önemi, varsayımlar, sınırlılıklar belirtilmiştir. Üçüncü bölümde kavramsal çerçeve ele alınmış; Kemal Sayar'ın hayatı, edebi kişiliği ve eserleri üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde ise araştırmanın modeli, evreni, verilerin toplanması ve analizi hakkında bilgi verilmiştir. Beşinci bölümde ise Kemal Sayar'ın edebi eserlerinde gelenek ve modernizme dair unsurlar yorumlanıp ortaya konulduktan sonra altıncı bolümde tespit edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Kemal Sayar ile ilgili yapılan ilk tez çalışması olması nedeniyle alanda bir boşluğu dolduran çalışmada Sayar'ın edebi eserleri ilk kez incelenerek nitelikleri belirlenmiştir. İncelenen eserlerde modernizm ve gelenek arasındaki çatışmanın insan ve toplum üzerine etkilerinin eleştirel bir yaklaşımla ele alındığı tespit edilmiştir
Müellifi bilinmeyen bir Kıyafet-nâme (Metin-inceleme)
İnsanların dış görünüşlerinden hareketle karakterleri hakkında yorum yapma geleneği çok eskilere dayanmaktadır. İnsanların fiziki görünümünden hareketle kişilik özellikleri hakkında bilgi edinme anlamına gelen kıyafet ilmi, firasetin bir kolu olarak meydana gelmiştir. Batı'da "fizyonomi", Doğu'da "ilm-i firaset" adıyla gelişim gösteren Kıyafet-nâme, Türk edebiyatına İslamiyetin kabulü ile girmiş, zamanla kıyafet ve firaset terimleri eşanlamlı olarak kullanılmaya başlamıştır. Kıyafet ve Firaset ilmi üzerine Türk edebiyatında yazılmış eserlere Vesiletü'l İrfan, Zübdetü'l İrfan ve Kıyafetnâme gibi adlar verilmiştir. Bu çalışmada da, bahsedilen türde yazılmış, istinsah ve ve müellif kaydı olmayan "Kıyâfet-nâme" adlı eser altı bölümde incelenmiştir. Birinci bölümde, araştırmalarımız sonucunda ilm-i Firâset'in tarihi süreçteki gelişimi hakkındaki bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde ise ilm-i Kıyâfetle ilgili bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, Türk edebiyatında nesir hakkında bilgilere yer verilmiştir. Dördüncü bölümde, çalışmamıza konu olan "Müellifi Bilinmeyen Kıyafet-nâme"nin nüsha tavsifi yapıldıktan sonra içerisinde bulunan hükümlere değinilmiştir. Beşinci bölümde metin hazırlanırken izlenilen yol ve transkripsiyon alfabesi verilmiştir. Altıncı bölümde, Kıyafet-nâme'nin transkripsiyonlu metni verilmiştir. Sonuç bölümünde ise firaset ve kıyafet ilimleriyle ilgili ulaştığımız bilgilerden hareketle varmış olduğumuz neticelere değinilmiştir. Bu bölümlerin dışında başta önsöz, kısaltmalar, kısaltmalar dizini; sonda ise incelememize konu olan kıyafetnâmede geçen kelimlerden oluşan sözlük, kıyafet-nâmenin orijinal metni ve özgeçmiş, bulunmaktadır.
Tomris Uyar'ın günceleri üzerine tematik bir inceleme
1950 sonrası Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Tomris Uyar; öyküden derlemeye, incelemeden çeviriye, antolojiden günceye kadar farklı edebî türlerde eserler ortaya koymuştur. Edebiyat sahasında daha çok öykücü kimliğiyle dikkat çekse de hem yaşamına hem de genel olarak hayata ve edebiyata dair bilgi ve deneyimlerini vermesi açısından günceleri de önem arz eder. Bu doğrultuda hazırladığımız "Tomris Uyar'ın Günceleri Üzerine Tematik Bir İnceleme" adlı çalışma, Uyar'ın günceleri üzerinde durmaktadır. Çalışmamızın amacı; günceleri bilimsel metotlar kullanarak incelemek, böylelikle güncelerde yer verilen temalar, şahsiyetler ve mekânlardan sanat, edebiyat ve dil meselesine kadar çeşitli düşünceleri, aynı zamanda güncelerin beslendiği kaynakları ve biçim özelliklerini tetkik etmektir. "Giriş" ve "Sonuç" dışında toplam dört bölümden oluşan çalışmamızda izlediğimiz yol, yazarın bakış açısını merkeze alarak bahsi geçen konuların güncelerde nasıl işlendiğini ortaya çıkarmak olmuştur.
Nazan Bekiroğlu'nun romanlarında yol ve yolculuk
Yol ve yolculuk, ilk anlatılardan günümüze kadar sözlü ve yazılı edebiyat geleneğinde yerini koruyan ve edebiyatımızda, bireyin hem maddesel hem de tinsel düzlemde yaşadığı değişim, dönüşüm ve olgunlaşma süreçlerini anlatmak için başvurulan başlıca temalardan biri olmuştur. Kuşkusuz kişinin ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel ve psikolojik sebeplerden ötürü gerçekleştirdiği yahut gerçekleştirmek zorunda kaldığı somut/soyut yolculuklar, özellikle roman türünde yansıma bulmuş ve yazarlar tarafından fiili ve hissî olmak üzere her iki yönüyle de ele alınmıştır. Günümüz Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Nazan Bekiroğlu'nun romanları ise roman kurgusuna dâhil edilen kişilerin fiziksel boyutta yaptıkları yolculuklarının yanı sıra iç âlemde yaşanan yolculukları da yansıtması bakımından yol/culuk izleğinin fiziksel ve içsel yönüne kaynaklık etmiştir. Bu çalışmada, Nazan Bekiroğlu'nun romanlarında fiziksel ve içsel planda gerçekleşen yolculukların roman kahramanlarına ve roman kurgusuna katkıları üzerinde durulmuş; yol/culuğun ortaya çıkış sebepleri, romanlarda hangi şekillerde vuku bulduğu ve roman kahramanları için nasıl sonuçlar doğurduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Doküman analizi yönteminin kullanıldığı çalışmanın birinci bölümünde, yol ve yolculuk kavramlarının tanımları yapılmış ve söz konusu kavramların edebiyat dünyasındaki yansımaları ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde; Nazan Bekiroğlu'nun hayatı, edebî kişiliği ve eserleri üzerinde durulmuş, yazarın romanlarının özetleri verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise ilgili eserler; yol ve yolculuk bağlamında çeşitli başlıklar altında incelenmeye tabi tutulmuş, incelenen eserlerde yol/culuk temasının fiziksel ve simgesel düzlemde kurguya aksettiği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Nazan Bekiroğlu, Roman, Yol, Yolculuk, Yol ve yolculuk.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi TY03735 mumarada kayıtlı olan Mecmû'a-i Eş'âr (İnceleme-metin ve MESTAP'a göre tasnif)
Klasik Türk edebiyatında şiir mecmuaları, önemli bir yere sahiptir. Şiir mecmuaları, aynı veya farklı şairlere ait şiir parçalarının bir kitap yahut bir defterde toplanmasıyla oluşturulan eserlerdir. Bu eserler, derleyen kişinin kendi zevk ve beğenisi doğrultusunda seçtiği şiirlerin bir araya toplanmasıyla meydana getirilir. Genellikle derleyeni ve derleme tarihleri belirsizlik göstermektedir. Şiir mecmuaları, içerisinde daha önce tezkirelerde ismi geçmeyen şairleri ve divan sahibi olan/olmayan şairlerin bilinmeyen şiirlerini barındırmaları açısından oldukça değerlidir. Tüm bu özellikleriyle şiir mecmuaları edebiyatımıza kaynaklık eder. Çalışmamızın konusunu oluşturan mecmua, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi TY03735 numarada kayıtlıdır. Mecmû‛a-i Eş'âr başlığı altında kayıtlı olan mecmua 80 varaktan oluşan bir şiir mecmuasıdır. Çalışmamız beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; klasik Türk edebiyatında mecmuadan bahsedilmiştir. İkinci bölümde; incelenen mecmuanın tanıtımına yer verilmiştir. Bu bölüm içerisinde mecmuanın tavsifi, genel özellikleri, fiziki özellikleri, mecmuada yer alan şiirlerin hangi dönem aralığında ve hangi şairlere ait oldukları vd. konulara değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise metnin transkripsiyon alfabesiyle latinize edilmiş hâline yer verilmiştir. Dördüncü bölümde; MESTAP tablosuna yer verilmiş olup bu tablo, başta şiir mecmuaları olmak üzere cönkler de dâhil tüm mecmuaların ayrıntılı tasnif ve dökümlerinin yapılmasını hedefleyen Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi (MESTAP)'ne uygun olarak düzenlenmiştir. Beşinci bölümde; sonuç ve değerlendirme kısmına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Klasik Türk edebiyatı, Mecmua, MESTAP, Şiir mecmuası.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi yerel yer numarası Nekty00482 ile kayıtlı "Mecmua-i Eş'ar ve Makalat-ı İsmail Hakkı" (İnceleme-metin-MESTAP'a göre tasnif)
Mecmualar, yüzyıllar boyunca eserler veren ve günümüzde de etkisini devam ettiren klasik Türk edebiyatının önemli bilgi kaynaklarındandır. Divanlarda bulunmayan birçok şaire, şiire ve bilgiye mecmualar sayesinde ulaşmak mümkündür. Mecmualar bünyesinde çeşitli ilaç tarifleri, reml, tefsir, deyim ve atasözü gibi fevaid bilgileri de barındırmaktadır. Mecmualar, asırlar boyunca İslam medeniyetinin etkisi altında gelişmiş, zamanla harikulade örnekler veren ve Türk milletinin edebi zevkini yansıtan eski Türk edebiyatına ait şiirleri bir araya toplayan nadir eserlerdir. Bu çalışmada, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Yerel Yer Numarası Nekty00482 ile Kayıtlı "Mecmua-i Eş'ar ve Makalat-ı İsmail Hakkı" isimli mecmuanın metin incelemesi ve Latin harflerine aktarımı yapıldıktan sonra mecmuanın MESTAP'a göre tasnifi yapılmıştır. Çalışmamızın konusu olan mecmua, 94 varaktan meydana gelmektedir. Birinci bölümde, mecmuanın tanıtımına yer almaktadır. Bu bölüm içerisinde mecmuanın genel ve muhteva özellikleri, mecmuada yer alan şiirlerin hangi dönem aralığında yazıldığı ve hangi şaire ait olduğu gibi konulara yer verilmiştir. İkinci bölümde, metnin Latin harfleriyle transkripsiyonu verilmiştir. Üçüncü bölümde, mecmuadaki şiirler proje kapsamında tablo halinde verilmiştir.
Türk romanında ada Türkleri: Kıbrıs Türklüğü
Kıbrıs Türkleri, tarih boyunca varlığı kanıtlanmış işkenceler görmüş, zorunlu göçler yaşamış ve milli varoluş mücadelesi vermiş bir topluluktur. Kıbrıs Türklerinin yaşadıkları talihsiz olaylar ve milli varoluşları için verdikleri mücadeleler büyük yıkımlarla sonuçlanmıştır. Kıbrıs Türkleri, Rum tedhiş örgütlerine karşı bağımsızlık mücadelesine 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtına kadar devam etmiş ve bu iki toplumun arasındaki çatışma edebiyata da yansımıştır. Bu çalışmada Kıbrıs'ta yaşanan toplumsal siyasi olayların Türk romanına yansıması çalışmanın temel problem alanını oluşturmaktadır. İncelenen romanlarda Kıbrıs Türklerinin, Rumlar tarafından hem dini inancının hem de milli kimliğinin yok edilerek Hristiyanlaştırma ve Rumlaştırma politikalarıyla ötekileştirildiği saptanmıştır. Bu bağlamda Kıbrıs sorununun ortaya çıkışı ve Kıbrıs Türkleri açısından sonuçlarının romanlara yansımaları araştırılmıştır. Bu eserlerde Kıbrıs Türklerinin yaşadıkları işkenceler, kısıtlamalar, zorunlu göçler, maddi ve manevi baskılar ve varoluş mücadeleleri tüm yönleriyle ele alınmıştır. Bu çalışma nitel yöntemle elde edilen verilere dayanmaktadır. Bu noktada araştırmada, nitel ve analiz toplama tekniklerinden biri olan doküman analizi tekniğinden faydalanılmıştır. Çalışma boyunca elde edilmesi hedeflenen veriler hakkında bilgi içeren yazılı materyaller analiz edilerek betimsel bir yöntemle incelenmiştir. Sonuç olarak Kıbrıs Türklerinin tarihsel süreç içerisinde maruz kaldıkları işkenceler, sürgünler, kısıtlamalar gibi durumların Türk romanına yansımaları incelenmiştir.
Kazak Türkçesi ağızlarıyla ölçünlü Türkiye Türkçesinin ortak söz varlığı
Geniş topraklarda hüküm sürmüş olan Türkler tarih süresince farklı coğrafyalarda, pek çok devlet kurmuşlar ve zaman zaman da başka devletlerin egemenliği altında varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu durum Türkçenin lehçeler düzeyinde bölünmesini beraberinde getirmiştir. Bu lehçelerin önemlilerinden ikisi, birbirlerinden çok uzakta olan Türkiye Türkçesi ile Kazak Türkçesidir. Bu iki Türk lehçesinin de çeşitli bölge ve topluluklarına ait, yazı dilinden ayrı, sadece konuşma diliyle sınırlandırılmış ağızları vardır. Ağızlar üzerine yapılan çalışmalar bir dilin zenginliğinin ortaya çıkması, dilin yapısının doğru bir şekilde tespit edilmesi açısından büyük bir önem arz etmektedir. Bu bağlamda Türk lehçelerinin ağızlarıyla ilgili birçok değerli çalışma yapılmıştır. Ancak lehçeler arası ağız çalışmalarının veya bir lehçenin ölçünlü diliyle başka bir Türk lehçesinin ağızları arasında yapılan çalışma sayısı yok denecek kadar azdır. Bu çalışmada bu alanla ilgili çalışmaların eksikliğini bir nebze gidermek amacıyla, ölçünlü Türkiye Türkçesi ile Kazak Türkçesi ağızlarının söz varlığı mercek altına alınmıştır. Bu doğrultuda ölçünlü Türkiye Türkçesi ile Kazak Türkçesi ağızlarında kullanılan ortak biçimlerin semantik, fonetik ve morfolojik özellikleri incelenmiştir. Her iki lehçeden elde edilen bulgular karşılaştırmalı olarak tablolar halinde sunulmuştur. Ayrıca tespit edilen bütün sözcükler, Kazak Türkçesi ağızlarında kullanılan örnek cümlelerle desteklenmiştir. Böylece ölçünlü Türkiye Türkçesiyle Kazak Türkçesi ağızlarında kullanılan ortak biçimlerin ses, biçim ve anlam özellikleri ortaya çıkmıştır. Çalışma ölçünlü Türkiye Türkçesiyle Kazak Türkçesi ağızlarında kullanılan ortak kelimelerin ortaya çıkarılarak kazandırılmasına katkı sağlanması açısından özgün bir değere sahiptir. Kazak Türkçesi ağızlarıyla ölçünlü Türkiye Türkçesinde bulunan ortak kelimelerin ortaya çıkarılması, iki lehçe arasındaki kelimelerin tarihsel sürecinin aydınlanması açısından da büyük bir önem arz etmektedir. Ayrıca ölçünlü Türkiye Türkçesi ile Kazak Türkçesi ağızlarının leksikolojisi üzerine yapılmış olan bu çalışmanın Türk lehçelerinin ağızları üzerine yapılacak çalışmalara önemli katkılar sunacağı görüşündeyiz. Çalışmamız ölçünlü Türkiye Türkçesi ve Kazak Türkçesi ağızlarında kullanılan sözcükler ile sınırlandırılmıştır. Çalışma çeşitli başlıklar altında incelenmiş ve araştırma deseni olarak nitel yöntemler kullanılmıştır.
İbrahim Tenekeci'nin şiirleri üzerine tematik bir inceleme
Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının önemli isimlerinden birisi olarak karşımıza çıkan İbrahim Tenekeci'nin (1970 - ) günlük ve deneme türlerinde de eserleri olsa da edebiyat sahasında daha çok şair kimliğiyle dikkat çeker. Hazırladığımız "İbrahim Tenekeci'nin Şiirleri Üzerine Tematik Bir İnceleme" adlı çalışmada; Üç Köpük (1997), Peltek Vaiz (1998), Güzellik Uykusu (2000), Giderken Söylenmiştir (2004), Ağır Misafir (2008), Kimsenin Kalbi (2012), Görmeden Ölmek (2016), Belki Başka Zaman (2020, 2016-2020 Yılları Arasında Yazdığı Tüm Şiirler), Sözü Yormadan (2020, Seçme Şiirler) ve Tüm Zamanlar (2022) isimli şiir kitaplarından hareketle Tenekeci'nin şiirleri ve şair kimliği üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın amacı; şiirleri aşk, ölüm, tabiat, yaşama sevinci, geçmişe özlem, yoksulluk ve insan sevgisi temaları etrafında sistematik bir şekilde analiz ederek İbrahim Tenekeci'nin poetikasını ortaya koymaktır. Diğer bir ifadeyle "Giriş" ve "Sonuç" dışında toplam dört bölümden oluşan çalışmamızda başat amaç; bahsi geçen bireysel, metafizik ve toplumsal temaların şiirlerde nasıl işlendiğini ortaya çıkarmak olmuştur.
Güven Adıgüzel şiirleri üzerine bir inceleme
Güven Adıgüzel'in lise yıllarında başlayan şairlik serüveni çeşitli dergilerde yayınladığı şiirlerle devam ederken şiirlerini kitaplaştırması ise 2000'li yıllara dayanır. Beş şiir ve dokuz deneme kitabı olan Adıgüzel'in senaryoları da bulunur. Bu çalışma, Giriş; Güven Adıgüzel'in hayatı, şairliği ve eserleri hakkında; Güven Adıgüzel Şiirlerinin İncelenmesi olmak üzere üç bölümden oluşur. Çalışmanın Güven Adıgüzel Şiirlerinin İncelenmesi isimli üçüncü başlığı altında imge, dil ve üslup, temalar ve metinlerarasılık alt başlıklarına yer verilir. Modern yaşam eleştirisinin hâkim olduğu şiirlerinde; aşk, ayrılık, yalnızlık, ölüm, çocuk- çocukluk, anne, baba, inanç unsurları ve tarih unsurları olmak üzere on tema ön plana çıkmaktadır. Şiirlerinde epigraf, alıntı, gizli alıntı, gönderge ve pastiş gibi yöntemlerle birçok isme ve metne göndermede bulunan şairin; ilk şiirlerinde I. Yeni etkisi son şiirlerinde ise II. Yeni etkisi hissedilir.
Tarık Tufan romanlarında yapı ve izlek
Çağdaş edebiyatın adından söz ettiren yazarlarından biri olan Tarık Tufan'ın yazın hayatında aktif olarak yer alması 2000'li yıllara dayanır. Radyocu, senarist ve yazar olan Tufan'ın; deneme, hikâye, roman ve senaryo türünde eserleri bulunur. "Tarık Tufan Romanlarında Yapı ve İzlek" isimli çalışmamızda, yapısalcı incelemeyle yazarın sekiz romanı ele alınır. Üç bölüm olarak hazırlanan bu çalışmanın birinci bölümününde; yazarın hayatı, sanatı ve eserleri hakkında genel bilgilere yer verilir. Tarık Tufan Romanlarında Yapı olarak isimlendirilen ikinci bölümde romanların kronolojik sırası takip edilerek; romanlarının kimliği, olay örgüsü, anlatıcı ve bakış açısı, zaman, mekân ve kişiler dünyası incelenir. Tarık Tufan Romanlarında İzlek olarak isimlendirilen üçüncü bölümde ise, romanlarında hakim olan; aşk, ölüm, intihar, modern insan/ modern hayat ve yalnızlık temalarına yer verilir.
Şeyh Galib Divanı'nda sosyal hayat unsurları
Şeyh Galib, Klasik Türk şiirinin son dönem büyük şairlerindendir. Yaşadığı dönemin önde gelen şairlerinden olmuştur ve hem kendi dönemindeki şairleri hem de kendisinden sonra gelen şairleri etkilemiştir. Şiirleri zengin bir araştırma konusudur. Eserleri üzerine birçok çalışma bulunmasına rağmen şiirlerindeki sosyal hayat unsurları hakkında müstakil bir çalışma tespit edilememiştir. Bu çalışmada döneminde Galata Mevlevihanesi şeyhi olan Şeyh Galib'in şiirlerindeki sosyal hayat unsurları ve toplumsal kültür öğeleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Benimsemiş olduğu Sebk-i Hindî akımının da etkisiyle sosyal hayatla ilgili unsurları şiirlerinde ele almıştır. Divan edebiyatı bazı çevrelerce hayattan kopuk ve hayal ürünü bir edebiyat olarak anılmaktadır. Çalışmamız sanılanın aksine Divan Edebiyatı'nın hayatın içinden izler taşıdığına, günlük hayata tutulan bir ayna olduğuna dair bir örnek olmuştur. Bu noktada şairin divanı sosyal hayatın izlerini görmek açısından zengin konular içermektedir. Divanında tespit edilen bu kavramlar şiirlerinden örnekler verilerek yorumlanmıştır. Çalışmada Naci Okçu'nun hazırlamış olduğu Şeyh Galib Divanı esas alınmıştır. Amacımız sosyal hayat bağlamında insan tipleri, deyimler, davranışlar, din ve inanç, adetler ve gelenekler, musiki, eğlence, spor, oyun, eşyalar, mimari ve giyim kuşam, önemli gün ve zamanlar gibi unsurların değerli birer kaynak olabileceğini ortaya koymak ve divan şiiri geleneğinin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Çalışmada elde edilen bulgular çeşitli başlıklar altında incelenmiş ve çalışmanın 18. yy. Osmanlı döneminin sosyal hayatını yansıtması açısından önemli olduğu kanaatine varılmıştır.
Vesîlet'ün-Necât'taki Türkçe söz varlığının Türkiye Türkçesi ağızlarına yansıması
Vesîletü'n-Necât 15. yüzyılda Süleyman Çelebi tarafından yazılmış mevlid türünün ilk örneğidir. Mesnevi nazım biçimiyle yazılan eserde Hz. Muhammed'in doğumu, hayatı ve ölümü son derece ustaca ve etkili bir biçimde işlenmiştir. Bir rivayete göre yazılış amacı Hz. Muhammed'in diğer peygamberlerden üstün olduğunu kanıtlamak ve halka peygamber sevgisini işlemek olan eserin yazılmasındaki ikinci amacın çalkantılı bir siyasi dönemden geçen halkı bir araya toplamak ve hatta dönemin batınilik gibi mezhep çatışmalarından koruyarak onları ehli sünnet sancağı altında toplamaktır. Halk için yazılmış bir eserin halka hitap edebilir durumda olması, halkın dimağında ve maneviyatında yer edinebilmesi son derece önemlidir. Bu çalışmada aralarında henüz keşfedilen Michigan nüshasının da olduğu XV-XVI yıllarında istinsah edilmiş nüshalardan oluşan M. Fatih Köksal'ın derlediği 'Süleyman Çelebi ve Vesîletü'n-Necât' eseri esas alınmıştır. Çalışmada sözcüklerin ağızlardaki varlığı, varsa geçirdiği anlamsal veya biçimsel değişimler incelenmiştir. Araştırma sonucunda aradan altı yüz yıl geçmiş olmasına rağmen bu sözcüklerin büyük bir kısmının anlamsal veya biçimsel bir değişime uğramadan, bir kısmının biçimsel veya anlamsal değişime uğrayarak ağızlarda yaşadığı tespit edilmiştir. Sözcüklerin küçük bir kısmının ise ölçünlü dilde veya ağızlarda yaşamadığı tespit edilmiştir. Bu tespitler Türkçenin canlılığının tespiti açısından son derece önemlidir.
Halk bilimi perspektifinden bir çizgi film: Niloya
Bir milleti diğer toplumlardan ayıran her türlü gelenek, görenek, örf, âdet, sözlü edebiyat ürünleri o milletin var oluşunu belirleyen, varlığını kanıtlayan ve korunması gereken kültür mirasıdır. Bu mirasın korunması ve aktarılması, yapılmış ve yapılmakta olan halk bilimi çalışmaları ile desteklenmektedir. İnsanın yaşam biçimi zaman içinde değişmiş, teknolojik gelişmelerle birlikte farklı tarzlara bürünmüştür. Halk bilimi ile toplumların gelenekleri, görenekleri, yaşam biçimleri kayıt altına alınmış ve bu unsurların gelecek nesillere aktarılması sağlanmıştır. Yaşanan ortamdan kendiliğinden öğrenilen bu değerlerin ayrıca çocuklara hitap edebilecek seviyeye getirilmesi, çizgi filmler ve onlara uygun yapımlar ile mümkün olmaktadır. Günümüzde televizyon, bilgisayar, tablet, telefon gibi teknolojik araçlar kullanılarak seyredilen çizgi filmler çocukların hoşça ve verimli vakit geçirmesini sağlarken pek çok işlevi de yerine getirmektedir. Bir çizgi filminin içinde işlenen aynı zamanda halk biliminin uzmanlık sahasına giren kültürel değerlerin aktarılması bu tezin çalışılma amacı olmuştur. Bu tezde çocuk bir karakter üzerine kurulu Niloya çizgi filminde halk bilimi kadrolarında bulunan çocuk oyunları, bayramlar, halk mutfağı, halk sanatları ve zanaatları, halk hekimliği, geçiş dönemleri, halk edebiyatı, halk tiyatrosu, halk müziği gibi örnekler görülmektedir. Neredeyse bütün halk bilimi kadrolarının ele alındığı Niloya çizgi filmindeki bu kültürel değerler, bu çalışmada içerik analizleri ile ortaya konulmuş; alanyazın araştırması ile elde edilen bilgiler veri analizi yapılarak değerlendirilmiş; yapımın çocukların seviyesine nasıl indirgendiği ve çocuklarda nasıl yansımalar bıraktığı incelenmiştir. Niloya çizgi filminin halk bilimi unsurları yönünden zengin olması, kültürel mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması yönünden önemli bir vazife görmektedir. Anahtar Kelimeler: Çizgi film, Gelenek, Halk bilimi, Kültürel miras, Niloya.
Yaşayan kültürel bellek taşıyıcısı: Âşık Serdar Alyakut
Edebiyatımızın ve kültürümüzün en önemli dallarından biri olan âşıklık, temeli Şamanizm'e dayanan ve 16. yüzyıldan itibaren kendine has kurallar oluşturarak varlığını günümüze kadar devam ettiren köklü bir gelenektir. Erzurum ili, Anadolu'nun bütün yörelerinde varlığını gösteren ve "âşık" adı verilen kişilerce temsil edilen âşıklık geleneğinin en yoğun yaşandığı kentlerdendir. Geleneğe birçok büyük usta kazandıran Erzurum'un geleneğe kazandırdığı son sanatçılardan biri de "Alyakut" mahlasını kullanan Âşık Serdar Alyakut'tur. Bu tezde Âşık Serdar Alyakut'un gelenek içindeki yerini ve kültürel bellek taşıyıcılığı noktasındaki değerini belirleme amaçlanmıştır. Âşık Serdar Alyakut'a ait şiirler, âşıklık gelenekleri ve halk biliminin işlevsel kuramı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Çalışma, sosyal bilimlerde sıkça kullanılan nitel arama yöntemlerinden içerik analizi ve görüşme yöntemi ile hazırlanmıştır. Tezin amacına ve kapsamına istinaden yapılan araştırmada Âşık Serdar Alyakut'un Türk tarihindeki önemli olayları, savaşları, kahramanlıkları, örf ve ananeleri, dini ve ahlaki prensipleri, toplumsal değerleri, Türk – İslâm sentezini, tarihsel kimliği ve diğer kültürel nitelikleri âşıklık gelenekleri çerçevesinde şiirlerine aktararak kültürel belleği koruma ve geleceğe taşıma misyonu üstlendiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Âşık, Âşık Serdar Alyakut, Gelenek, Kültürel bellek
Nâbî'nin Hayriyye'si ile Sünbülzâde Vehbî'nin Lutfiyye'sinde idealize edilen insan tipinin mukayesesi
Eski Türk edebiyatının önemli türlerinden biri olan nasihatnâmeler, uzun yıllardır pek çok araştırmacının ilgisini çekmiştir. Genellikle bu eserler, tür içindeki konumları bağlamında değerlendirilmiş, ancak çeşitli yönleriyle ele alınmamaları nedeniyle elde edilen sonuçlar sınırlı kalmıştır. Türk edebiyatında nasihatnâme türünde pek çok eser kaleme alınmış ve bu eserler, insana dair ahlaki ve manevi öğütler sunarak, bireysel ve toplumsal hayatı şekillendirmeyi amaçlamıştır. Bu türün en tanınmış eserlerinden biri, Nâbî'nin 17. yüzyılda yazdığı Hayriyye adlı eseridir. Hayriyye, yalnızca dönemi içinde büyük bir ilgi görmemiş, aynı zamanda kendisinden sonraki şairler için de önemli bir örnek teşkil etmiştir. Nâbî'nin eserinden etkilenen şairlerden biri de 18. yüzyılda yaşamış olan Sünbülzâde Vehbî'dir. Vehbî, Nâbî'nin Hayriyye eserine nazire olarak, kendi oğluna ithafen Lutfiyye adlı eserini kaleme almıştır. Her iki eser de yazıldıkları dönemin toplumsal ve kültürel yapısını yansıtırken, ideal insanın sahip olması gereken nitelikleri de belirgin bir şekilde ortaya koymuştur. Hayriyye ve Lutfiyye, sadece edebi birer eser değil, aynı zamanda insan ve toplum ilişkilerini düzenlemeyi hedefleyen rehberler olarak dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, yaklaşık bir asır arayla yazılmış olan bu iki eserde idealize edilen insan tipi ayrıntılı bir şekilde ele alınacaktır. Eserlerin hem edebi özellikleri hem de içerik açısından taşıdığı değerler karşılaştırılacak, yazıldıkları dönemin insanı ile günümüz insanı arasında bir bağ kurulmaya çalışılacaktır. Ayrıca, ideal insanın sahip olması gereken özellikler, her iki eserde verilen öğütler ışığında tespit edilecektir. Bu analiz, yalnızca edebi bir inceleme sunmakla kalmayacak, aynı zamanda ahlaki ve toplumsal açıdan insanın yüceltilmesine yönelik bir anlayışın izlerini ortaya koyacaktır.
Mustafa Çiftci'nin hikâye kitaplarının yapı ve tema bakımından incelenmesi
Bu çalışmada Mustafa Çiftci'nin Adem'in Kekliği ve Chopin (2012), Bozkırda Alltmışaltı (2014), Ah Mercimeğim (2017) ve Ağlaya Ağlaya Öldük Anam Bacım (2021) hikâye kitapları içerisinde yer alan hikâye metinleri yapı ve tema olarak iki ana başlık altında incelenmiştir. Çalışmamızın amacı; son dönem yazarlarından biri olan Mustafa Çiftci'nin hikâyelerinden hareketle, fikir dünyasını gözler önüne sermek ve yapılan hikâye tahlilleri neticesinde hikâyeciliği ve hikâye hakkındaki görüşlerini açığa çıkarmaktır. Bu bağlamda da edebiyatımız içindeki yeri ve önemi de tespit edilmeye çalışılacaktır. Giriş bölümünde önemli bir edebi tür olan hikâye hakkında kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra çalışmanın içeriği hakkında bilgiler verilmiştir. Ardından Mustafa Çiftci'nin Hayatı, Edebi Şahsiyeti ve Eserleri bölümünde yazarın hayatı, edebi şahsiyeti ve fikir dünyası değerlendirildikten sonra eserleri hakkında genel bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümde ise hikâye metinleri yapı bakımından olay örgüsü, zaman, mekân, şahıs kadrosu, anlatıcı ve bakış açısı, anlatım teknikleri şeklinde alt başlıkları altında karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Son bölüme gelindiğinde incelenen hikâyelerin temaları Aşk/Sevda, Yoksulluk, Evlilik, Arkadaşlık/Dostluk, Esnaflık ve Diğer başlıkları altında tahlil edilerek Mustafa Çiftci'nin edebiyatımız içindeki yeri ve önemi saptanmaya çalışılmıştır.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi TY03759 numarada kayıtlı Mecmû'a-i Nezâ'ir (İnceleme-mestap'a göre tasnif-metin) sayfa:1-55
Klasik Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan mecmualar, edebî ürünlerin belirlenmesi ve incelenmesinde büyük rol üstlenmiştir. Bu mecmualar, genellikle farklı şairlerin şiirlerinin bir araya getirildiği yazmalardır ve derleyenin kişisel beğenisine göre düzenlenmiştir. Çoğu zaman derleyicisinin kim olduğu ve ne zaman derlendiği bilinmese de bu eserler dönemin edebî zevkini yansıtmaları bakımından kıymetlidir. Mecmualar, yalnızca tanınmış şairlerin şiirlerini değil aynı zamanda tezkirelerde ya da edebiyat tarihlerinde adı anılmayan şairlerin ve onların eserlerinin de yer aldığı metinlerdir. Bu özellikleriyle, divanlar ve tezkirelerle birlikte Türk edebiyatı tarihinin değerli kaynakları arasında önemli bir konuma sahiptirler. Bu tez kapsamında, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesinde TY03759 (NEKTY03759) demirbaş numarasıyla kayıtlı olan Mecmû'a-i Nezâ'ir adlı yazmanın 1- 55 (1b-55a) varakları arasında yer alan şiirler incelenmiştir. Mecmuanın künyesinde her ne kadar Mecmû'a-i Gazeliyyât ifadesi yer alsa da içeriği incelendiğinde çok sayıda nazireye yer verildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle eserin isminin Mecmû'a-i Nezâ'ir olarak adlandırılmasının daha uygun olacağı kanaatine varılmış ve bu doğrultuda eser isminde değişikliğe gidilmiştir. Çalışma bir giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, bahsi geçen mecmuanın tanıtımı yapılmış; eserin içeriği, fiziksel özellikleri ve içerisinde yer alan şiirlerin hangi şairlere ait olduğu ile bu şairlerin hangi yüzyıllarda yaşadıkları belirlenmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, mecmuadaki şairler ve şiirler MESTAP (Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi) kurallarına uygun biçimde düzenlenerek tabloya aktarılmıştır. Üçüncü bölümde ise mecmuanın çeviri yazılı metni oluşturulmuştur.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi nekty01532 numarada kayıtlı Mecmua-i Eş'ar isimli şiir mecmuası (1b-80b) çeviriyazılı, tenkitli metin ve MESTAP'a göre tasnifi
ÖZET Klasik Türk edebiyatının en önemli kaynakları arasında yer alan mecmualar, edebî metinlerin tespiti ve değerlendirilmesinde büyük rol oynar. Mecmualar, genellikle derleyicinin zevkine göre oluşturulan, farklı şairlere ait şiirlerin toplandığı yazmalardır. Derleyici ve derleme tarihi çoğunlukla bilinmez; buna rağmen mecmualar, dönemin edebî beğenisini yansıtması açısından oldukça değerlidir. Sadece tanınmış şairler ve onların şiirlerini değil, tezkirelerde ve edebiyat tarihlerinde adı geçmeyen isimlere ve onların eserlerini de içinde barındıran mecmualar bu yönüyle Türk edebiyatı tarihi açısından divanlar ve tezkirelerle birlikte en kıymetli kaynaklar arasında kendilerine yer bulurlar. Bu çalışmada, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde nekty01532 numarayla kayıtlı Mecmua-i Eş'ar isimli mecmuanın (1b-80b) kısmı incelenmiştir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; mecmuanın tanıtımı yapılmıştır. Bu bölümde mecmuanın tavsifi, genel ve fiziki özellikleri, mecmuanın barındırdığı şiirlerin hangi şairlere ait olduğu ve şairlerin hangi yüzyıl aralığında yaşadıkları tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde; MESTAP tablosuna yer verilmiş olup mecmua içerisinde yer alan şairler ve şiirleri (MESTAP) tablosuna uygun olarak düzenlenmiştir. Üçüncü bölümde ise çeviriyazılı metnine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Klasik Türk edebiyatı, Mecmua, MESTAP, Şair, Şiir.
Bayburt halk kültürü ve bu kültüre dayalı söz varlığı
Kültür toplumların gelecek nesillere aktardığı duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının toplamıdır. Doğu Karadeniz Bölgesi sınırları içerisinde yer alan Bayburt ve yöresi ise çeşitli Türk boylarına ev sahipliği yapmış, kültürel varlığı zengin olan bölgelerdendir. Bu çalışmada Bayburt ve yöresinin sosyo-ekonomik, sosyo-kültür ve tarihi özellikleri açısından bir araştırma yapılacaktır. Çalışma iki ana bölümden oluşacaktır. Birinci bölümde Bayburt ve yöresinin kültürel açıdan önem taşıyan sosyal, kültürel, beşeri ve ekonomik kültür özellikleri üzerinde durulacaktır. İkinci bölümde ise yörenin kültürel söz varlığına değinilecektir.
İlhan Berk şiirine ekoeleştirel bir yaklaşım
Doğanın kendi düzeni doğrultusunda dışa vurduğu eylemleri insan da kendi varoluşuyla ve gelişimiyle ortaya koymaktadır. Doğanın olağan düzenindeki bu eylemlere insan dâhil olunca çözüm arayışına girecek düzeyde büyük bir sorun ortaya çıkmış, çözüm önerileri ve araştırmalar pek çok farklı disiplinde etkisini ortaya koymuştur. Bu alanlardan biri de ekoeleştiridir. Pek çok tartışmada söz konusu edilen ekoeleştirinin izlerini farklı disiplinler ve bakış açıları aracılığıyla irdelemek de mümkündür. Bu disiplinlerden biri de kuşkusuz edebiyattır. Topluma dair derin kodlar barındıran edebiyat, söz konusu insanı ve insanın doğayla ilişkisini anlamanın en etkili yöntemlerindendir. Çünkü edebi dünya, içinde var olduğu topluma dair pek çok değişkeni bünyesinde barındırmaktadır. İnsanın çevreye yerinde olmayan müdahaleleri neticesinde ortaya çıkan ve doğa-insan ilişkisine edebiyatla ışık tutan ekoeleştiri kavramı, İkinci Yeni şairlerinden İlhan Berk'in şiirlerinin yorumlanmasında da başvurulabilecek kuramlardan biridir. Çalışmamızın birinci bölümünde İlhan Berk'in hayatı ve eserleri; ikinci bölümünde ekoeleştiri kavramı ve ekoeleştirinin gelişimiyle ortaya çıkan kuramlar; üçüncü bölümünde ise İlhan Berk'in yazdığı şiirlerden yola çıkarak şairin doğayı ele alış şekli ekoeleştiri ve farklı ekoeleştiri kuramları çerçevesinde değerlendirilecektir.
Kahramanmaraş âşıklık geleneğinde Afşinli bir âşık: Çöteli Ali
Bu çalışma, Afşinli Âşık Çöteli Ali (Ali Başpınar)'ın hayatını, sanat anlayışını ve özellikle Aşk-ı Temaşa adlı eserini konu edinmektedir. Çalışmada öncelikle âşıklık geleneği ve Kahramanmaraş âşıklık geleneği hakkında genel bilgiler verilmiş, ardından Afşin yöresindeki âşıklık geleneği ele alınmıştır. Daha sonra Çöteli Ali'nin hayatı, sanatı ve âşıklık geleneği içerisindeki yeri incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Aşk-ı Temaşa adlı eserde yer alan şiirler tema bakımından değerlendirilmiştir. Bu bağlamda şiirlerde; aşk, sevgi, özlem, gurbet, toplumsal ve bireysel eleştiri gibi temaların ön plana çıktığı tespit edilmiştir. Çalışma, Çöteli Ali'nin Kahramanmaraş âşıklık geleneği içindeki konumunu ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Selahattin Yusuf'un romanlarında yapı ve izlek
İnsanlık tarihinin en eski geleneklerinden biri olarak ortaya çıkan anlatılar, yalnızca bireysel deneyimleri aktaran bir tür değil; aynı zamanda toplumların kolektif hafızasını, geçmişten günümüze kadar değişen değer ve yargılarını, sosyal ve siyasi olgularını da ortaya koyan bir tür olarak karşımıza çıkar. Selahattin Yusuf'un romanları da bireyin çağdaş dünyada yaşadığı yalnızlık, aidiyetsizlik, kimlik arayışları gibi temel duyguların etrafında şekillenen anlatılardır. Yazar, karakterlerinin içsel çatışmalarını ve yaşadıkları bunalımları derinlikli bir anlatımla okuyucuya sunar. Yusuf'un metinlerinde yer alan karakterlerin, geçmişin yükü ve geleceğin belirsizliği arasında sıkışıp kaldıkları görülür. Selahattin Yusuf, edebiyat dünyasına birçok alanda katkı sağlamış bir yazardır. Üniversite yıllarından beri yazın hayatına aktif olarak devam eden Yusuf, roman, hikâye, inceleme, deneme gibi birçok alanda eser vermiştir. ''Selahattin Yusuf'un Romanlarında Yapı ve İzlek'' adlı çalışmamızda nitel araştırma yöntemi kullanılarak yazarın dört romanı incelenir. Üç bölüm olarak hazırlanan bu çalışmanın birinci bölümünde; Selahattin Yusuf'un hayatı, edebi kişiliği ve eserlerine yer verilir. Yazarın hayatına ve eserlerine ilişkin genel bilgiler sunularak, yazın hayatını etkileyen bireysel ve toplumsal unsurlar hakkında genel analizler yapılır. Ayrıca, yazarın edebi anlayışına ve yazınsal yönelimlerine ilişkin genel bir çerçeve sunulur. Selahattin Yusuf Romanlarında Yapı olarak isimlendirilen ikinci bölümde romanların isim-içerik ve olay örgüsü, bakış açısı ve anlatıcı, zaman, mekân ve kişilere ayrıntılı bir biçimde yer verilir. Selahattin Yusuf Romanlarında İzlek adı verilen üçüncü bölümde ise, romanlarında işlenen yalnızlık, sevgisizlik, kaçış gibi temalar incelenir. Yusuf'un bireyin yalnızlık ve sevgisizlik duyguları etrafında inşa ettiği anlatılar, modern insanın aidiyet ve kimlik arayışına ilişkin sorunlarını yansıtır.
Murat Menteş'in romanları üzerine tematik bir inceleme
Çağdaş Türk edebiyatının özgün yazarlarından biri olan Murat Menteş, şiir ve denemeleriyle başladığı kariyerine roman ve söyleşilerle devam eder. Menteş'in Dublörün Dilemması (2005), Korkma Ben Varım (2008), Ruhi Mücerret (2013), Antika Titanik (2018), Fink (2021), Tabancalı Kız (2022) ve Afili Hafiye (2023) adlı romanları merkeze alınarak bu romanlarında öne çıkan temel temaların tespit edildiği çalışmamızda aşk, cinai, ölüm, dostluk, baba sorunu, kapitalizm eleştirisi gibi temalar, romanlardaki olay örgüsü ve karakter kurguları üzerinden analiz edilmiştir. İroni, mizah, aforizmalar, popüler kültür referansları ve postmodern unsurlarla örülü olan Murat Menteş'in romanları, bu açıdan derinlikli bir anlam katmanını ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca romanlarında postmodern anlatı tekniklerine sıkça başvuran yazarın bu çerçevede zaman, mekân ve anlatıcı kullanımıyla geleneksel roman kurgusunu dönüştürdüğünü de söyleyebiliriz. Romanları bilimsel metotlar kullanarak incelemeyi ve böylelikle romanların izleksel kurgusunu tespit etmeyi hedeflediğimiz çalışmamız; bahsi geçen yedi romandaki tematik çeşitliliği ortaya koymayı, aynı zamanda çağdaş Türk romanında temaların nasıl ele alındığını göstermeyi amaçlamaktadır.
Aslı Tohumcu'nun romanlarının tematik açıdan incelenmesi
Çağdaş Türk edebiyatı yazarlarından biri olan Aslı Tohumcu; romandan hikâyeye, derlemeden çocuk kitaplarına kadar farklı edebî türlerde eser ortaya koymuştur. Edebiyat sahasında daha çok romancı kimliği ile dikkat çeken yazarın romancı kimliğine odaklanarak hazırladığımız "Aslı Tohumcu'nun Romanlarının Tematik Açıdan İncelenmesi" adlı çalışma, Tohumcu'nun Yok Bana Sensiz Hayat (2006), Taş Uykusu (2011), Ölü Reşat (2014), Durmadan Leyla (2017), Kötü Kalp (2020) ve Aç Koynunu, Ben Geldim (2023) olmak üzere toplam altı romanı üzerinde durmaktadır. Tohumcu'nun romanlarında öne çıkan kadın ve toplumsal cinsiyet rolleri, ahlak anlayışı, şiddet, adalet, batıl inançlar, gelenek ve modernizm gibi temalar, eleştirel kuramlar ve edebî çözümleme yöntemleri ışığında değerlendirilmiştir. Romanlardaki karakterlerin iç dünyaları, dil ve anlatım teknikleriyle birlikte analiz edilerek yazarın edebî dünyasında kadın kimliği, toplum-birey ilişkisi ve toplumsal yapıya yönelik eleştiriler irdelenmiştir. Aynı zamanda öne çıkan temalar, bireysel ve toplumsal düzeyde yaşanan dönüşümlerin izini sürme açısından önemli ipuçları barındırmaktadır. Çalışmamızın amacı; romanları bilimsel metotlar kullanarak incelemek, böylelikle romanlarda yer verilen temalar, şahsiyetler ve mekânlardan sanat, edebiyat ve dil meselesine kadar çeşitli düşünceleri, aynı zamanda romanların beslendiği kaynakları ve biçim özelliklerini tetkik etmektir. "Giriş" ve "Sonuç" dışında toplam üç bölümden oluşan çalışmamızda izlediğimiz yol, yazarın bakış açısını merkeze alarak bahsi geçen konuların romanlarda nasıl işlendiğini ortaya çıkarmak olmuştur.
Trabzon ili Yomra ilçesi ağzı (inceleme-metinler-sözlük)
Çalışma, Trabzon iline bağlı Yomra ilçe merkezi ile bu ilçeye bağlı farklı yerleşim birimlerinden alınmış olan dil ürünlerinin ses ve söz varlığı açısından incelenmesinden oluşmaktadır. Yerleşim birimlerinden alınan ses kayıtlarının titizlikle deşifre edilmesiyle oluşturulan metinlerden hareketle yörenin fonetik özelliklerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın temel unsurlarından biri olan kaynak kişiler belirlenirken; belirli bir yaşın üzerinde olmaları, bulundukları yerleşim biriminden uzun süreli ayrılmamış olmaları, çene ve ağız yapılarının düzgün olması ve konuşmaya engel herhangi bir durumlarının bulunmaması gibi ölçütler esas alınmıştır. Kaynak kişilerden alınan derlemeler yazıya aktarılırken Türk Dil Kurumunun ağız çalışmaları için belirlemiş olduğu ağız transkripsiyonu alfabesi kullanılmış olup bu alfabede yer almayan bazı sesler için ise ağız çalışmalarının genelinde kullanılan işaretlerden faydalanılmıştır. Çalışmanın temelini oluşturan Yomra ilçesinin ağız özelliklerine ilişkin akademik düzeyde yapılmış bir tez çalışması bulunmamaktadır. Bu nedenle, Doğu Karadeniz Bölümü'nün ağız özelliklerini belirgin biçimde yansıtan Yomra ilçesi üzerine böyle bir çalışmanın yapılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Çalışmanın "Giriş" bölümünde ilçenin adı, tarihi, coğrafi durumu, kültürel yapısı ve nüfusu hakkında genel bilgiler verilmiştir. "İnceleme" bölümünde ses bilgisi ele alınmış; bu bölümü "Metinler" ve "Sözlük" bölümleri izlemiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda "Kaynaklar" ve "Kaynak Kişi Listesi" oluşturulmuştur. Bu çalışma, Yomra ilçe merkezi ile merkeze bağlı yerleşim birimlerinden belirlenen 26 kaynak kişiden derleme yöntemiyle elde edilen metinler esas alınarak, yörenin ağız özelliklerinin fonetik (ses bilgisi) ve söz varlığı açısından incelenmesine dayanmaktadır.
Geçmişin büyülü dünyasından geleceğin fantastik dünyasına billur köşk masallarının Propp metodu ile incelenmesi ve yapay zekâ ile uyarlama denemesi
Masallar; genellikle hayali ve fantastik ögelerle dolu; milletlerin yaşamını, kültürünü, dünya görüşünü en saf haliyle yansıtan metinlerdir. Masallar; içerisinde geliştiği toplumun kurallarını, gelenek ve göreneklerini barındırırlar ve zamanla onları geliştirerek gelecek nesillere aktarırlar. Billur Köşk masalları Anadolu-Türk masallarının ilk derlemesidir. Bu yönüyle kültürümüz için son derece önemli bir eserdir. Vladimir Propp masalların yapısını ortaya koymak üzere ayrıntılı bir yapısal analiz metodu geliştirmiştir. Bu yöntem ile masalların yapısı belirlenebilmektedir. Çağımızdaki teknolojik gelişmeler ile pek çok alanda yapay zekâlar kullanılmaktadır. Özellikle ana hatları belirgin, rasyonel sahalarda çeşitli analiz ve değerlendirmeler için yapay zekâ kullanımı insan zihninin önüne geçmektedir. Yapay zekâdaki bu gelişimin yazın sahasına etkisi merak konusudur. Çalışmada Propp metodu ile yapısı ortaya çıkartılacak Billur Köşk masalları bu yapılar doğrultusunda yapay zekâ ile tekrar üretilecektir. İkinci adımda, yapay zekâ ile üretilen yapay metinleri orijinal masallar ile karşılaştırarak yapay zekânın bu alandaki gelişimi, yetkinliği ve kullanılabilirliği tetkik edilecektir.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın roman ve öykülerinde bedensel ve ruhsal hastalıklar üzerine bir inceleme
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Roman ve Öykülerinde Bedensel ve Ruhsal Hastalıklar Üzerine Bir İnceleme başlığını taşıyan ve iki bölümden meydana gelen bu çalışmanın "Giriş" kısmında, hastalığın tanımı yapılarak hastalık konusunda düşünür ve yazarların fikirlerine yer verilmiş; yazar ve şairlerin bünyesinde taşıdıkları hastalıklar belirtilerek yazar-hastalık-edebiyat ilişkisine değinilmiş; dünya ve Türk edebiyatında hastalığı konu edinen eserlere genel hatlarıyla yer verilmiştir. "Birinci Bölüm"de Ahmet Hamdi Tanpınar'ın muzdarip olduğu fiziksel ve psikolojik rahatsızlıklar; Tanpınar'ın biyografisi, günlük ve mektupları çerçevesinde yorumlanarak sunulmuştur. Çalışmanın esas noktasını teşkil eden "İkinci Bölüm"de, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın roman ve öykülerinde yer alan bedensel ve ruhsal hastalıklar ele alınmıştır. "Sonuç" kısmında ise, çalışma sonucunda ulaşılan çıkarımlara yer verilerek çalışma sonlandırılmıştır.
Milli kimlik inşası noktasında Ali Ekrem Bolayır'ın şiirleri
Millî kimlik ve millet, birbirleriyle alakalı etnik, kültürel, teritoryal, ekonomik ve yasal-siyasî pek çok unsurdan oluşan karmaşık yapılardır. Tarihî bir toprak/ülke ya da yurt, ortak mitler ve tarihî bellek, ortak bir kitlesel kamu kültürü, topluluğun bütün fertleri için geçerli ortak yasal hak ve görevler, topluluk fertlerinin ülke üzerinde serbest hareket imkânına sahip oldukları ortak bir ekonomi gibi unsurlar bir araya gelerek millî kültürü oluşturur. Ali Ekrem Bolayır, özellikle yalın bir dille yazdığı şiirlerinde millî kimlik inşası noktasına değinecek örnekler vermiştir. Bu çalışma, Ali Ekrem Bolayır'ın "Ordunun Defteri", "Vicdan Alevleri", "Zilâl-i İlhâm", "Ana Vatan", "Kaside-i Askeriyye", "Lisân-ı Osmâni" adlı şiir kitaplarının Osmanlı Türkçesinden yeni yazıya çevrilmesi ve eserde yer alan şiirlerin millî kimlik inşası bakımından temalandırılmasından oluşmaktadır.
Şener Şen'in rol aldığı filmlerde halk kültürü unsurlarının kullanımı
Toplumsal yapının en önemli birleştirici öğesi kültürdür. İçerdiği muhteva ile temsil ettiği topluma özel bir statü kazandıran bu haliyle de onu diğerlerinden ayrıştıran kültürün, korunması, kollanması ve yaşatılması ilgili toplumun yarınları açısından ciddi değer taşır. Kültürün korunması adına onun adapte olabilme yeteneği etrafında yaşam alanı bulduğu gerek sözlü gerek yazılı ve gerekse görsel bir kısım türün gözden geçirilmesi, bu türlerde kültürün ne oranda, ne şekilde yer bulduğunun tespiti yönündeki adımlara da gereken önem verilmelidir. Yukarıdaki ifadelerden hareketle çalışmamızda kültür-sinema ilişkisi genelinde Şener Şen'in rol aldığı beş komedi filminde kültürel unsurların kullanımı Sedat Veyis Örnek'in "Köy-Kent Monografisi" çalışma planı etrafında incelenmiştir.
II. Dünya Savaşı'nın Türk şiirine yansımaları
Bu çalışma Türk şiirinde İkinci Dünya Savaşı'nın Türk şiirine yansımalarını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışmamız dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde şiir ve savaş kavramları üzerinde durulmuştur. Kavramların Türkler için ne ifade ettiği özellikle ön plana çıkarılmış, tarihî olaylar üzerinden Türk edebiyatı şiir türü üzerinden savaş bağlamında değerlendirilmiştir. Türk edebiyatında bir savaş edebiyatı var mıdır sorusuna cevap aranmıştır. Birinci bölüm ise "Türkiye'de İkinci Dünya Savaşı'nın Etkileri" adını taşır. İkinci Dünya Savaşı ön plana çıkarılarak hem savaşın siyasi tarihi hem de Türkiye'deki etkileri anlatılmıştır. İkinci bölümde ise temel amaç İkinci Dünya Savaşı ve Türk şiiri ilişkisini doğru saptamaktır. Savaşın yaşandığı dönemde ürünler veren daha doğru bir ifadeyle savaşa tanıklık eden kuşak ile savaşın hatıralarıyla büyüyen iki farklı kuşak karşımıza çıktı. Özellikle 1960 sonrası ise savaş bir kaygı olarak görülmüştür. Üçüncü bölüm ise bütünüyle şiir incelemesine ayrılmıştır. Savaşın bütün yönlerini eserinde detaylı olarak ifade eden bu isimler bilhassa savaşı konu eden fasikül kitaplar neşrettikleri için bu bölümde ele alınmıştır. Savaşı tarihi bütünsel açıdan inceleyenler başlığında Türk şiirinin önemli dört ismine yer verilmiştir. Bu isimler; Nazım Hikmet, Attila İlhan, Cahit Saffet Irgat, Fazıl Hüsnü Dağlarca'dır. Dördüncü bölüm olan "Savaştan Uzak Coğrafyanın Savaş Dili'nde ise Türkiye'de ve Türk şiirinde İkinci Dünya Savaşı'nın konumlandırılması, anlamlandırılması, öne çıkan temalar bağlamında değerlendirmiştir. 20.yüzyıl birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Bunların başında ise ideolojiler gelmektedir. Emperyalizmin yayılması, faşizmin şiddetlenerek büyümesi ve bunların yanında her şeye rağmen hümanist dünya görüşüne sahip insanların bulunması ideolojik kamplaşmaların oluşmasına neden olur. İkinci Dünya Savaşı bir bakıma bu kamplaşmanın şiddetlenmesinin bir sonucudur. Türk şairleri ise bu durumu anlatan şiirler söylemiş, kendilerine yakın buldukları ideolojilerin sözcüsü olmuşlardır. Olumsuz gördükleri ideolojileri de eleştirmişlerdir. Bu bölümde ise ideolojik kamplaşmalar üzerinden Türk şiiri ele alınmıştır.
Evliya Çelebi seyahatnamesinde sağlık
Türk kültür tarihinin seyahatname türünde akla gelen ilk eseri Evliya Çelebi tarafından kaleme alınan "Seyahatname "adlı eserdir. Eser, gerek içindekiler bakımından gerekse muhteva itibari ile çok farklı disipline kaynak niteliği taşımakla adeta laboratuvar yayın vasfına da sahiptir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi yazıldığı günden bugüne artan oranda ilgiye mazhar olmuş, eser gerek akademik gerek araştırma, inceleme ve değerlendirme türünden pek çok yayına çeşitli açılardan taşınmıştır ki eserin oldukça renkli ve çeşitli kimyası içerisinde çalışmamıza dayanak ve kaynak teşkil eden dilimi "Sağlık"tır. Evliya Çelebi'nin bakış açısı ve tespitleri etrafında 17. yüzyılda gerek Anadolu gerekse Anadolu dışı farklı coğrafyalarda sağlık ile alakalı hususların bir bütün olarak bir araya getirilmesi amacı doğrultusunda şekillenen çalışmamızda sağlığa bütün bileşenleri etrafında bir bakış gerçekleştirilmiştir. Özellikle Anadolu kültür atlasına, soyut-somut yapı birimleri bakımından dünden daha fazla ihtiyaç duyulması, bu yaklaşım ve ideali destekleyecek nitelikte araştırma ve inceleme sayısının artmasına doğrudan bağlantılıdır ki çalışmamız ana hatları ile bu idealinin gerçekleşmesine hizmet etmeye aday bir parça olmaya taliptir.
Kemal Sunal'ın rol aldığı filmlerde halk kültürü unsurlarının kullanımı
Kültür, kendini oluşturan tüm maddi ve manevi unsurlarının birleşmesinden meydana çıkan, köklü bir yaşanmışlık ihtiva eden, durağanlıktan uzak dinamik bir yapının adıdır. Bu yapı içerisinde, düne ait olanın bugünün şekillenmesindeki rolü, göz ardı edilmemesi gereken bir husustur ki çalışmamızın ortaya çıkışındaki temel dayanağı da bu yaklaşım oluşturmaktadır. Bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği, kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi değerler bütünü olarak tanımlanabilecek kültür, ait olduğu toplumun kimliğini oluşturmakla ve onu diğer toplumlardan farklı kılmakla ilgili toplumun yaşayış ve düşünüş tarzının adıdır. Kültürün belirli bir sürece bağlı olarak vücut bulması, onun dinamik yapısı ile doğrudan bağlantılıdır ki bu dinamik yapı kültürün dün olduğu gibi yarın da varlığını sürdürecek olmasının en büyük dayanağıdır. Kültürün tabiatından kaynaklanan bu yapının sağlıklı inşasında ise kültür denen bütünü oluşturan büyüklü küçüklü tüm unsurların tespiti ve tahlili büyük önem taşımaktadır. Bu yaklaşım eşliğinde bir kültür aktarıcı olarak sinema genelinde Kemal Sunal'ın Rol Aldığı 'Tosun Paşa', 'Kapıcılar Kralı', 'Çöpçüler Kralı', 'Üçkâğıtçı', 'Davaro' filmleri üzerinden kültürün kendini ne surette ve nitelikte ileriye taşıdığı veya kendine değişen hayat standartları, iletişim araçları etrafında ne şekilde yaşam alanı oluşturmuş olduğuna Sedat Veyis Örnek'in "Köy-Kent Monografisi" şeması doğrultusunda bakarak, bu filmlerde kendine yer bulmuş kültür öğelerinin tespiti gerçekleştirilecektir.
Zârî'nin Manzûme-i Şemâil-i Şerîf'i inceleme- transkripsiyonlu metin
Yüzyıllardır hilye ve şemâiller Hz. Peygamber (S.A.V.)'in hatırasını yaşatmakta olup O'nun tüm insanlığa örnek olan kişiliğini diğer nesillere aktarmada çok önemli bir işleve sahiptir. Her ne kadar hilye ve şemâiller birbiriyle karıştırılsa da aralarında temel bazı farklar vardır. Şemâiller Hz. Peygamber (S.A.V.)'in insani yönü, yaşama şekli ve hayatını tasvir eder. Yani kısaca şemâil, kişisel portrelerden oluşur. Hilyelerden daha kapsamlıdır. Bu çalışmada, Zârî'nin Manzûme-i Şemâil-i Şerîf adlı eserinin incelenmesi amaçlanmıştır. Dört bölümden oluşan çalışmada, birinci bölümde Zârî'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Türk edebiyatında hilye ve şemâiller hakkında bilgi verilerek, Türk edebiyatında hilye ve şemâiller kategoriler halinde sınıflandırılmıştır. Üçüncü bölümde, Manzûme-i Şemâil-i Şerîf hakkında genel bilgiler verilerek, nüsha tasvifi yapılmıştır. Daha sonra eserin muhteva ve dil özellikleri üzerinde durulmuştur. Bâblar halinde yazılan eser özetlenerek eserde geçen sahabeler hakkında genel bilgiler verilmiştir. Son olarak eserde yer alan iktibaslar ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise, metin kuruluşunda dikkat edilen hususlar ve transkripsiyon alfabesi ile tenkitli metin verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Zârî, Hilye, Şemâil, Peygamber, Sahabe
Kırk Hikaye" adlı eserdeki dini-ahlaki unsurlar üzerine bir inceleme
Kültürün en önemli vasıflarından birisi kendini geleceğe taşıma kapasitesidir. Kültürün kendinden menkul bu vasfı, yazılı veya sözlü pek çok öğenin kültürel taşıyıcı olarak rol almasında etkili olmuştur. Özellikle dini-ahlaki bir kısım öğretinin muhataplar üzerinde daha fazla etkili olma adına hikâye üslubunu tercih etmesi, kültür taşıyıcısı olarak hikâyeyi diğer araçlara nazaran daha etkin bir hale getirmiştir. Bu doğrultuda, ideal insan olma adına Allah'ın emirlerine uyma yasaklarından kaçınma ana temasını müstakil hikâyeler- kıssalar eşliğinde ele alan "Kırk Hikâye" adlı eser dini-ahlaki unsurlar açısından irdelenmiş, eserde yer alan dini-ahlaki unsurlar üç ana yirmi yedi ara başlık etrafında dikkatlere sunulmuştur.
Heft- Peyker ve Seb'a-i Seyyar mesnevilerinde sembolik alegorik yapı: Karşılaştırmalı bir inceleme
Klasik Türk Edebiyatı alanındaki mesnevilerde çokça işlenmiş konulardan biri olan İran Sasani hükümdarı V. Behram-ı Gûr'un anlatıldığı eserlerde tematik unsurları ve sembolizm öğelerini inceleyen bu çalışma İran ve Türk Edebiyatı sahasına yönelmiştir. Bu türde eserlerin ilki ve en çok tanzir edileni olan Nizâmî'nin Heft-Peyker mesnevisi ile Çağatay sahasındaki en büyük sanatçısı Ali Şir Nevâî'nin Seb'a-i Seyyar'ı esas alınarak karşılaştırmalı bir inceleme çalışması yapılarak sembolik-alegorik unsurlar yönünden değerlendirilmiştir. Heft-Peyker veya Seb'a-i Seyyar ismini alan bu mesnevide İran Sasani hükümdarı Behram'ın hayatının konu edildiği, bir ana hikâye ve bu hikâyenin yanısıra her gece yedi iklimden gelen güzeller dolayısıyla anlatılan iç hikâyeler bulunmaktadır. Bu tezde Nizâmî'nin Heft-Peyker eseri Ali Şir Nevâî'nin Seb'a-i Seyyar eseri ve diğer eserler üzerinde sayı, renk ve astrolojik sembolizm tematik unsurlarla birlikte incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Heft-Peyker, Seb'a-i Seyyar, Sembolizm, Alegori a doldurulacaktır.
Makâlât-ı merhûm Süleymân Efendi: Transkripsiyonlu metin
Bu çalışma XIII-XV. yüzyıllarda yaşamış olan Süleyman Efendi'nin manzumelerinde bulunan dinî ve tasavvufî unsurları tespit ederek şairin dîvân şiirindeki ve dinî tasavvufî Türk edebiyatındaki yerini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır: Çalışmanın giriş bölümünde XIII-XV. yüzyıl edebiyatları ile ilgili genel bilgi verilmiştir. Birinci bölümde eserin tanıtımı yapılmış, şekil, üslup, dil, muhteva, vezin, kafiye ve redif özellikleri ele alınmıştır. İkinci bölümde; Allah, melekler, peygamberler, ahiret ile ilgili mefhumlar, ibadet ile ilgili mefhumlar, eserdeki ayet ve hadisler ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Üçüncü bölümde; eserdeki tasavvufî unsurlar örnek beyitler üzerinden detaylı olarak incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise transkripsiyon alfabesine aktarılmış tenkitli metine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Süleymân Efendi, Makâlât Din, Tasavvuf
Türk matbuatında mizah dergiciliğinin bir örneği olarak Davul (Çeviri-inceleme)
II. Meşrutiyet'in ilan edilmesiyle birlikte basın özgürlüğü sağlanmış, yayımlanan mizah gazeteleri ve dergiler ilk defa sansür heyetinin denetimden geçmeden basılmıştır. Mizahî bir anlatıma sahip olan gazete/dergilerin sayısında büyük bir artış yaşanmış ve Türk edebiyat tarihi ve Türk basını açısından bir dönüm noktası olarak görülmüştür. Bu süreçte adeta "basın patlaması" yaşanmıştır. Gazete ve dergilerin en önemli silahı mizahtır. Karikatür de bunlardan bir tanesidir. Topluma verilmek istenen mesaj mizahi bir tarzda anlatılmıştır. Bu dönemde batılı tarzda yayımlanan gazetelerden biri de Davul gazetesidir. Gazetenin imtiyaz sahibi Hasan Vasıf 'tır. Sermuharrir Hamdullah Suphi [Tanrıöver]'dir. Gazete 27 Ekim 1908 ve 27 Nisan 1909 tarihleri arasında haftalık mizah dergisi olarak toplamda 24 sayı yayımlanmıştır. Mizah basını, toplum hayatını tüm yönleriyle ele alır; aynı zamanda toplumun sözcüsü olma rolünü üstlenir. Bu sebeple II. Meşrutiyet döneminde çıkarılan Davul, döneminin olaylarını yansıtması bakımından önem arz etmektedir. Çalışmamız bir giriş üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Mizah edebiyatı ve II. Meşrutiyet dönemi basın hayatı hakkında genel bir bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Davul dergisi, dergi sahibi Hasan Vasıf ve sermuharrir Hamdullah Suphi (Tanrıöver)'in hayatı, yazar kadrosu, karikatürist kadrosu değerlendirilmiş ve müstear isimlerle yazan yazarlarımız tespit edilmeye çalışılmıştır. Ve "Vur Abalıya" bölümünde göze çarpan bazı hususlar değerlendirilmiştir. İkinci bölümde Davul' da 24 sayı boyunca ele alınan konular ve karikatürler hakkında genel bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde gazetenin 1908-1909 yılları arasında toplam (1-24) sayı olarak yayımlanmış olan metinlerin tamamı Osmanlı Türkçesi'nden Latin harflerine aktarılmıştır.
Klasik Türk edebiyatı aşk mesnevîlerinde mekân karakter ilişkisi
Divan şiiri geleneğinde mesnevî nazım şekliyle yazılan eserler, Tanzimat öncesi roman ve hikâyenin unsurlarını barındırmaktadır. Bu nedenle mesnevî şeklinde yazılan eserlerde zaman, mekân ve kişi fonksiyonları belirgindir. Mesnevîlerde mekâna yönelik dikkatlerden devrin sosyokültürel yaşamını, karakterlerin ruhsal durumu tayin edebiliriz. Bu çerçevede, çalışmada mekân-karakter ilişkisinde beş farklı aşk mesnevîsinin incelemesi yapıldı. Mesnevîler kronolojik sıraya göre ele alındı. Ayrıca olay çevresinde gelişen metinlerde mekân ve karakter kavramları teorik yönden açıklandı. Mekân ve karakter tasnifleri yapıldı. Çalışmamızın uygulama bölümünü teşkil eden mekân-karakter ilişkisi başlıklı ikinci bölümünde mesnevîlerden örnek beyitler alınarak mekânın karakterle ilişkisi tespit edildi. Bu bölümde mekânın fiziksel, algısal ve kimliksel özellikleri vurgulandı. Aşk ilişkilerinin temel çatışma oluşturduğu kapalı mekânların karakterler üzerindeki etkiler değerlendirildi. Açık ve geniş mekânların huzur, güven, neşe mekânları olduğu belirtildi. Hayali ve fantastik mekânların olay ve karakterlere yansımaları ele alındı. Anahtar Kelimeler: Aşk mesnevileri, mekân, karakter, mekân-karakter ilişkisi.
Türk romanında ve öyküsünde Ahıska Türkleri
Ahıska Türkleri, tarihte köklü bir geçmişe sahip olan, sürgünler yaşamış, işkenceler görmüş ve varlık mücadelesi vermiş bir topluluktur. Ahıska Türklerinin tarihi devreler içinde yaşadıkları olaylar ve milli kültürleri için verdikleri çabalar büyük yıkımlar ile sonuçlanmıştır. Ahıska Türklerinin tarihi devreler içinde yaşadıkları olaylar birçok bilimsel alanda incelenmiştir. Ahıska Türklerinin kültürlerini yakından inceleyen folklor bilimi, edebiyat sahasına Türkiye dışındaki Türkler açısından yeni bir kazanım sağlamıştır. Türkiye dışındaki Türkler, roman veya öykü alanında incelendiği zaman Ahıska Türkleri geri planda kalmıştır. Ahıska Türklerini konu edinen roman ve öykülerin geniş bir incelemeyle ele alındığı görülmemiştir. Bu çalışmada roman ve öyküler üzerinden Ahıska Türklerini incelemeye çalışacağız. Ahıska Türklerini ve yaşadıkları yıkımları anlatan roman ve öyküler sayıca çok değildir. Ancak Ahıska Türklerini konu edinen roman ve öyküler yaşanan mezalimleri tüm ayrıntıları ve canlılığıyla okuyucuya aktarmıştır. Bizler de bu roman ve öyküler üzerinden Ahıska Türklerinin sürgün olayını, Fergana olaylarını, sonradan maruz kaldıkları sürgünleri, yaşadıkları kısıtlamaları, işkenceleri, bilinmeyen yönlerini, farklı kültürünü ve uluslararası platformlardaki direnişlerini tüm yönleri ile ele alacağız. Ayrıca roman ve öykülerin edebi yönden tahlil edilmesi ve romanlar ile öykülerdeki tematik unsurların incelenmesi de çalışmanın içinde yer alacaktır.
Ferhâd ü Şîrîn mesnevisinin arketipsel sembolizm, "kahramanın sonsuz yolculuğu" ve "kahramanın dönüşümleri" bağlamında incelenmesi
Bu çalışma Ali Şîr Nevâi ve Lâmi'î Çelebi'nin Ferhâd ü Şîrîn mesnevisi üzerine yapılandırılmıştır. Eser, Jung'ın geliştirdiği arketipsel sembolizm ile Jung'dan hareketle Campbell'in geliştirmiş olduğu Kahramanın Sonsuz Yolculuğu ve Kahramanın Dönüşümleri bağlamında karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Ferhâd ü Şîrîn mesnevisi içerisinde barındırmış olduğu zengin imge ve sembollerle çalışmamıza konu olmuştur. Eserin arketipsel sembolizm açısından ele alındığı bölümde; öz, gölge, persona, anima-animus, yaşlı bilge adam ve yüce ana arketipleri incelenmiştir. Kahramanın Sonsuz Yolculuğu bölümünde kahramanın aşama arketipleri olan yola çıkış-erginlenme ve dönüş kavramları yorumlanmıştır. Kahramanın Dönüşümleri bölümünde ise kahramanın çocukluğundan ölümüne kadar geçirdiği değişimler değerlendirilmiştir.
Yeni tarihselcilik açısından Gürsel Korat'ın romanları üzerine bir inceleme
Bu çalışmada Türk edebiyatında özellikle son dönemde kendine önemli bir yer edinen Gürsel Korat'ın Zaman Yeli, Güvercine Ağıt ve Kalenderiye romanlarından oluşan Çiftaslan serisi ve diğer dört romanını postmodern tarih - yeni tarihselcilik açısından değerlendirmeye çalıştık. Bu tezin amacı günümüz yazarlarının da tercih ettiği edebiyatımıza yakın zamanda giren postmodern tarih kavramının Gürsel Korat'ın romanlarındaki işlenişini tespit etmektir. Bu nedenle çalışmada, Gürsel Korat'ın romanlarında kullandığı tarihi zemin değerlendirilmiş, zamanı, mekânı, şahısları ve imgeleri kullanması yorumlanmıştır. Bu çalışmada 1980 sonrası Türk romanında tarihsel konuları eserlerinde işleyen Gürsel Korat'ın romanları Yeni tarihselci bakış açısıyla incelenmiştir. Postmodern tarih kuramıyla ilişkili olan Yeni tarihselci anlayışın Gürsel Korat'ın romanlarındaki yansımaları değerlendirilmiştir. Tarihin postmodernizm içindeki konumundan hareketle oluşturulan geleceğe akan zaman içinde yeni olanın gücünün anlaşılması bakımından Gürsel Korat'ın ve romanlarının postmodern tarih - yeni tarihselcilik akımındaki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Postmodernizm, Postmodern Tarih, Yeni tarihselcilik, Gürsel Korat, Roman
Sema Kaygusuz'un romanlarında yapı ve tema
Türk Edebiyatında 1990 kuşağı içinde yer alan Sema Kaygusuz, öykü türünde verdiği eserlerle ön plana çıkmakla birlikte roman, tiyatro, deneme türündeki eserleriylede gündemde yer etmeyi başarmıştır. Özellikle 1990 sonrası öykü yazarlığında görülen enflasyon ortamından sonra kalıcı olmayı başarmış nadir isimler arasında sayılabilir. Öykülerinde göstermiş olduğu bu başarıyı zamansal olarak yaşadığı bakış açısındaki değişimden sonra yazdığı roman türündeki eserlerinde de göstermiştir. Sema Kaygusuz'un romanlarında oluşturduğu kendine has diliyle, kullandığı teknikler ve Anadolu coğrafyasını aşan kültürel motiflerle oluşturduğu postmodern roman alanında onu kendi kuşağı içerisinde özel bir yer edinmiştir. Bu tezde Sema Kaygusuz'un Türk romanına kazandırmış olduğu Yere Düşen Dualar, Yüzünde Bir Yer, Barbarın Kahkahası isimli eserleri roman sanatının vermiş olduğu imkanlar doğrultusunda yapısal ve tematik olarak incelenmiştir. Çalışmada yazarın çeşitli mecralarda vermiş olduğu demeçler doğrultusunda hayatına ve sanat anlayışına ışık tutuldu. Ayrıca bu çalışmada 1980 sonrası Türk romanını etkileyen siyasi, sosyal ve toplumsal olaylar, dünya romanındaki yeni gelişmelerin Türk romanına ve Sema Kaygusuz'a etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sema Kaygusuz, Yere Düşen Dualar, Yüzünde Bir Yer, Barbarın Kahkahası, Roman
Göçmen edebiyatı ve Sadık Yemni'nin Alsancak Börekçisi, Amsterdam'ın Gülü ve Muhabbet Evi romanlarında göç olgusu
Bu çalışma, göç olgusunun Sadık Yemni'nin Alsancak Börekçisi, Amsterdam'ın Gülü ve Muhabbet Evi romanlarına nasıl yansıdığını ortaya koymak amacı ile yapılmıştır. Çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde göç kavramı açıklanarak göçmen edebiyatı ve göçmen yazarlar hakkında bilgi verilmiştir. Göçmen edebiyatı içerisinde yer alan Sadık Yemni'nin hayatı ve eserleri hakkında açıklama yapıldıktan sonra göç olgusunun Sadık Yemni'nin üç romanına yansımasının genel değerlendirilmesi yapılmıştır. Birinci bölümde Alsancak Börekçisi, Amsterdam'ın Gülü ve Muhabbet Evi romanları yapısal yönden incelenmiştir. Olay, kişi, mekân, zaman, anlatıcı ve bakış açısı, anlatım teknikleri, dil ve üslup terimleri açıklandıktan sonra romanlardan hareketle bu terimlere uygun örnekler verilmiştir. İkinci bölümde Alsancak Börekçisi, Amsterdam'ın Gülü ve Muhabbet Evi romanları tematik yönden ele alınmıştır. Göç olgusunun Sadık Yemni'nin üç romanına yansımasının ele alındığı bu bölüm farklı başlıklar altında incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Göçmen Edebiyatı, Sadık Yemni, Alsancak Börekçisi, Amsterdam'ın Gülü, Muhabbet Evi
Mecmû'a-i Hikâye adlı eserde dinî-ahlâki unsurlar
Kültürü oluşturan ögelerin geleceğe aktarımında hikâye etme geleneğinin rolü oldukça büyüktür. Özellikle hikâye türünden ürünler ihtiva eden mecmû'alar, kültür hazinemize katkı sağlayan nitelikli eserlerdir. Bu sayede birçok kültür malzemesi nesilden nesile aktarılmış, unutulmaması sağlanmıştır ve canlılığını korumuştur. Bir olayın etkili ve akıcı anlatımında hikâyeler-kıssalar her zaman okuyucunun dikkatini çekmiş, okuyucuyu heyecanlandırmış, anlatılmak istenilen konunun akılda kalıcı olmasını sağlamıştır. Dinî-tasavvufi ögelerin öğretilmesinde, aktarılmasında, yayılmasında da hiç şüphesiz hikâye etme geleneğinden yararlanılmıştır. Çalışmamızda İslam tarihinde büyük öneme sahip kişilerin ibretlik hikâyelerinin, mucizelerin anlatıldığı ve okuyucuya ders vermek amacıyla yazılan " Mecmû'a-i Hikâye " adlı eser, latinize edildikten sonra dinî-ahlâkî-tasavvufi unsurlar çerçevesinde incelenmiş ve eserin tıpkıbasımı ile birlikte dikkatlere sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Hikâye, Kültür, Din, Ahlâk.
İsmet Özel'in şiirlerinde modernlik eleştirisi
"İsmet Özel'in Şiirlerinde Modernlik Eleştirisi" başlığını taşıyan bu çalışmada, şairin, "Erbain", "Of Not Being A Jew", "Bir Yusuf Masalı" adlı eserlerindeki şiirler, modernlik eleştirisi bağlamında incelenmiştir. Şiirler modernlik bağlamında ele alınırken yayımlanma tarihlerine göre sıralanarak incelenmiştir. Bir Yusuf Masalı adlı eserdeki şiirler ise birçoğu şair tarafından sonraları Erbain' de toplanmış olduğu için geri kalan şiirler, her temanın sonuna eklenmiş ve incelenmesi yapılmıştır. Modern Türk şiirinin son dönemdeki en önemli temsilcilerinden biri olan Özel'in, şiirleri, üzerinde yoğunlaştığı konular olması sebebiyle toplumsal eleştiri bağlamında yozlaşma, kapitalizm, tüketim toplumu, devlet, aydınlanma çağı ve akıl, Türk modernleşmesi gibi başlıkları altında tasnif edilerek incelenmiştir. Özel'in şiirlerindeki modernlik eleştirisine eğilirken, bir yandan da Türkiye'nin geçirmiş ve geçirmekte olduğu siyasi ve toplumsal süreçler, şairin şiirine yansıyanlar olarak karşımıza çıkmış ve şairin yazılarıyla, röportajlarıyla desteklenerek incelenmiştir. Türk modernleşmesinde yaşanan aksaklıklar şairin şiirlerinde öne çıkan eleştiri konularından olmuştur. Anahtar Kelimeler: Modernlik, İsmet Özel, Şiir, Modern Şiir