
2,379
Archived Theses
14
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Elif Şafak'ın ?Aşk? ve Turusbek Madılbay'ın ?Feniks? adlı eserlerinin karşılaştırmalı incelenmesi
Bu çalışmaya başlamadan önce yapılan ön araştırma Türkiye ve Kırgızistan'daki yazınsal ürünler arasındaki etkileşimin zengin inceleme olanağı sunduğunu gösterdi. Ancak bu konu çok farklı bakış açılarından ve geniş bir tematik yelpazeden incelenmesi gerektiği ve farklı disiplinlere uzandığı için konunun sınırlandırılması kaçınılmazdı. Bu nedenle edebi tarzları dikkate alınarak Türkiye'den Elif Şafak, Kırgızistan'dan Turusbek Madılbay seçilerek inceleme alanı sınırlandırıldı. Söz konusu yazarların birden çok eseri olduğundan dolayı her ikisinin de birer eseri mercek altına alındı. Yayımlandıkları ülkelerde çok okunan kitaplar arasına giren eserleri okunduktan sonra kurgusu bakımından olmasa da konu, tarz ve üslup bakımından benzerlik gösterdikleri tespit edildi. Bu tespitten yola çıkılarak küresel anlamda bir çığ gibi büyümeye devam eden karşılaştırmalı edebiyat bilimine başvurulmasına karar verildi. Bu kararın izinde giderken karşılaştırmalı edebiyat bilimi ile ilgili Türkçe ve Kırgızca eserlerin yanında başka dillerde yazılmış çalışmalar da incelendi. Eserler, bu çalışmalara dayanarak ele alındı ve her iki ülkenin edebiyatını ilgilendiren bir çalışma meydana geldi. Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi'nin verileri ışığında yapılmış olan, edebiyat bilimine bir katkı niteliğindeki bu çalışmada aynı dönemlerde ama farklı kültürlerde yaşayan yazarların söz konusu eserlerindeki benzerlik ve farklılıklar tespit edildi. Çalışmanın sonucunda her iki eser diğer yazınsal metinler gibi yerel ve küresel anlamda söz konusu toplumların tarihsel gelişim süreçlerinin ve kültürel yapılarının birer aynası olarak karşımıza çıktı.
Bengü taşların söz varlığı ile Anadolu ağızlarının söz varlığının karşılaştırılması
Türklük biliminin dünyada ilgi görüp yayılması esas olarak Moğolistan'da bulunan üç büyük Göktürk yazıtının (Köl Tigin, Bilge Kağan, Tonyukuk) keşfi ile başlamıştır. Türk kültürü hakkındaki ilk sağlam bilgiler bu metinlerin çözülmesiyle elde edilmiştir. Bu metinler özellikle Türk dilinin yapısını ve geçirdiği evreleri göstermesi bakımından da çok kıymetlidir. Bu nedenle yazıtların bulunuşundan sonraki 120 yılda bu konu ile ilgili yüzlerce makale ve onlarca kitap yazılmıştır. Yazılan makale ve kitaplar; dil, etnografya, coğrafya, etnoloji, tarih vs. gibi birçok sosyal bilim dalına temas etmiş ve Türk kültürü bu yönleriyle ele alınmıştır. Ancak yazılan yüzlerce makale ve onlarca kitaba rağmen bizim tezimizin konusu olan bengü taşların söz varlığı ile Anadolu Ağızlarındaki kelimelerin benzerlikleri, birkaç makale ve etimolojik yazı dışında tam olarak ele alınmamıştır. Bu araştırma konusunu seçmemizin en önemli sebebi bahsettiğimiz bu eksikliktir.Tezimiz temel olarak Göktürk yazıtları, Uygur yazıtları ve Yenisey yazıtları olmak üzere üç ana bengü taş dönemine ait olan kitabeleri ele almaktadır. Yazıtların söz varlığı ele alınırken, bu konu hakkında yapılan çalışmalar karşılaştırılacak ve böylece daha yerinde tespitler ve anlamlandırmalarda bulunulabilecektir. Çalışmamızın Anadolu Ağızları kısmında ise Derleme Sözlüğü ve Anadolu ağızları hakkındaki müstakil araştırmalar esas alınacak ve sözcük listesi bu kaynaklar ışığında oluşturulacaktır. Daha sonra ise bengü taşların söz varlığı ile Anadolu ağızlarının söz varlığı mukayese edilerek ortak unsurlar listeler halinde tespit edilecektir.Çalışmamızda amaç, bugün canlılığını koruyan Anadolu ağızları ile yaklaşık 1300 yıllık tarihi olan yazıtlardaki söz varlığının ortak unsurlarını ortaya koymak olacaktır. Böylece Türk dilinin ilk yazılı örnekleri ile Anadolu Türkçesinin yaşayan en canlı sözcükleri artzamanlı ve eşzamanlı olarak karşılaştırılabilecektir.
18. yüzyıla ait bir Kıssa-yı Yusuf: Giriş-inceleme-metin-dizin
Çalışma konumuzu oluşturan bu Kıssa-yı Yûsuf, 18. yüzyılda, Muhammed bin Hüseyin tarafından yazılmıştır. Eserin tek nüshası vardır. Mesnevi türünde yazılan bu eser, toplam 100 varak, 3485 beyittir. Çalışmamız giriş, inceleme, çevriyazılı metin ve dizin kısımlarından oluşmaktadır. Giriş kısmında Kıssa-yı Yûsuf, Türk Edebiyatındaki bazı Kıssa-yı Yusuflar ve inceleme yapılan Kıssa-yı Yûsuf mesnevisinden bahsedilmiştir. İnceleme kısmında, eserin imla, ses ve şekil özellikleri üzerinde durulmuştur. Daha sonra Arap harfli metin, çevriyazı olarak verilmiş ve ardından dizin kısmında eserin söz varlığı, gramatikal bir düzende incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Kıssa-yı Yûsuf, Yûsuf ve Züleyha, 18. yüzyıl, Eski Anadolu Türkçesi, Muhamed Bin Hüseyin
Yunus Emre'nin Risaletün Nushiyye'si ve Divan'ı (Giriş-İnceleme-Metin-Dizin)
XIII. yüzyıl Türk edebiyatın önde gelen temsilcilerinden biri şüphesiz ki Yunus Emre'dir. Bugün için Yunus'tan bize intikal eden biri Risaletün Nushiyye, biri Divan olmak üzere iki eser bulunmaktadır.Bu çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Yunus Emre'nin hayat hikâyesi, eserleri ve sanat anlayışı yeni baştan ele alınmıştır. Söz konusu bu çalışmada en eski nüshalardan biri olan Fatih nüshası transkribe edilerek okunmuştur. Birinci bölümde söz konusu nüshanın ayrıntılı bir gramer incelemesi yapılmış, ikinci bölümde de çeviri yazı işaretleriyle metin kurulmuştur. Üçüncü bölümde ise kurulan bu metnin ayrıntılı bir gramatikal dizini yapılmıştır. Ayrıca eserde yer alan tasavvufi ve tasavvuf dışı unsurların anlamları ayrıntılı bir biçimde verilmiştir.Anahtar sözcükler: Yunus Emre, Yunus Emre Divanı, Risaletün Nushiyye, Eski Anadolu Türkçesi, Yunus Emre'nin Risaletün Nushiyye'si ve Divan'ının Gramatikal dizini.
Âzerî İbrahim Çelebi'nin Husrev Ü Şirin adlı mesnevisi - bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük
İran edebiyatından Türk edebiyatına giren mesnevî, Klâsik Türk Edebiyatında kaside ve gazelle beraber en çok kullanılan nazım biçimlerinden biri olmuş, modern edebiyattaki roman ve hikâyenin yerini tutmuştur. Beyit sayısının sınırsız olması, her beyitte farklı bir kafiye kullanma imkânı divan şairleri tarafından uzun ve tahkiyeli konularda mesnevi nazım biçiminin tercih edilmesine sebep olmuştur. Husrev ü Şirin ve Ferhad u Şîrîn hikâyeleri de mesnevîlerde en sık işlenen konulardan biri olmuştur. Husrev ü Şirin konusu ilk defa İran şairlerinden Firdevsî-i Tûsî tarafından Şeh-nâme'de Sasanî hükümdarı Husrev-i Perviz (Husrev bin Hürmüz II ) (596-628) 'in hayat hikâyesi içinde küçük bir bölüm olarak yer almıştır. Şehname'den sonra XII. yy.'ın ünlü İran şairi Hakim Senai tarafından hikâyeleştirilmiştir. Daha sonra Nizami-i Gencevî (1141-1203) bu konuda bağımsız bir mesnevi yazarak hikâyeyi ölümsüzleştirmiştir. Nizami'nin ölümsüzleştirdiği Husrev ü Şirin mesnevisi bazı farklılıklarla kendisinden sonra İran ve Türk edebiyatında aynı konuda yazılmış eserlere kaynaklık etmiştir. Faruk Kadri Timurtaş'a göre İran edebiyatında 31, Türk edebiyatında ise 21 Hüsrev ü Şirin mesnevisi yazılmıştır. Bu çalışmada XVI. yy.'da yaşamış Âzerî İbrahim Çelebi'nin Husrev ü Şirin adlı mesnevisinde yer alan sözcüklerin tamamı TEBDİZ sistemi içerisinde, alfabetik sıraya göre bağlamdaki yerleri ve işlevleriyle dizilmiştir.
Doğu Türkçesi Kur'an tercümelerinden Süleymaniye Kütüphanesi Hekimoğlu Ali Paşa nushası No.2 kayıtlı Kur'an tercümesinin Arapça dizisine göre Türkçe analitle dizini ve konkordansı
Türklerin topluluklar halinde İslam?a girişiyle dini kaynakların tercümesi meselesi oldukça önemli bir hal almıştır. İslam?a girişle birlikte başta Kur?an olmak üzere dini hayata dair olan temel kaynaklar Türkçe?ye çevrilmiştir. Bu noktada metinlerin dini içerikli olmasından dolayı çevirilerde fazlasıyla özen gösterilmiştir. Bu da dil incelemesi açısından oldukça zengin ve nitelikli malzemenin elde edilmesini sağlamaktadır. Hekimoğlu Kur?an Tercümesi de doğu sahasında yazılan en önemli kaynaklardan birisidir. Arapça dizisine göre konkordanslı olarak hazırladığımız bu çalışmamızda kelimelerin Arapça çekimlerindeki anlam nüanslarını da ifade etmeye çalışarak Türkçe malzemeyi en nitelikli biçimde ortaya koymaya çalıştık. Çalışmada Kur?an?ın tercümesi meselesine ve Doğu ile Batı sahasında yazılan tercümelere kısaca değindikten sonra kelime başlarını transkriptli olarak verip anlamlarını da metindeki bağlamlarına göre latin harflariyle çeviri yazısına aktardık.
Avrupalı seyyahların gözünden Anadolu'da Türk halk kültürü
Halk kültürü araştırmaları bünyesinde yapılan çalışmalarda, seyahatname türü temel kaynaklar arasında yer almaktadır. Seyahat ettikleri yerleri coğrafi, ekonomik, kültürel, siyasi, sosyal açılardan gözlemleyen seyyahların tespitlerinden hareketle milletlerin yaşam biçimleri, alışkanlıkları, ritüelleri, anlayışları üzerine incelemeler yapılabilmektedir. Bu çalışmada, 17. 18. ve 19. yüzyıllarda Anadolu'ya yapılan seyahatlerin neticesinde üretilmiş seyahatnameler incelenmiştir. 18. yüzyılın sonlarında ortaya çıkarak 19. yüzyılda sistematikleşen oryantalist düşünce, seyahatlerin ivme kazanmasında ve amaçlarına göre çeşitlenmesinde etkin bir rol oynamıştır. Anadolu'daki yaşantının Avrupalı seyyahların gözünden ele alındığı bu çalışmada, oryantalizmin seyahat metinlerine etkilerini ve metinler aracılığıyla adeta yeniden üretilen Anadolu algısını analiz etmek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, öncelikli kaynaklar olarak seyyahların Türkçeye çevrilmiş seyahatnamelerine başvurulmuştur. Seyahat metinlerinin Türk halk kültürü açısından analizi yapılmış, seyyahların gözlemleri farklı başlıklar altında tasnif edilmiştir.
Gününümüz Afganistan Özbek Türkçesiyle Türkiye Türkçesinin isim ve fiillerinin karşılaştırılması
Türk dili dünya dilleri arasında önemli bir dildir. Türk dilinin önemli olması ise çok eski tarihlere ve çeşitli yazılara sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla Türk dillinin önemli olmasının sebeplerinden biride Türklerin geniş bir coğrafya?ya sahip olup ve farklı lehçelere konuşmaları ise ayrı bir önem taşımaktadır. Yeryüzündeki gelişmelerle birlikte bilim dünyası da kendi dallarında gelişmelerini ileri sürmektedir. Bilim dünyasının en önemli dallarından biri olan dildir. Oysa dil?de kendi dallarında gelişmektedir. Bizim araştırmakta olduğumuz konu ise dil olduğu için, Özbekçe Türkçesini Türkiye Türkçesiyle karşılaştırarak, bu kökleri ani olup farklı lehçe ve farklı coğrafya?da hayat süren dillerin gelişimi ve gerilimini ortaya çıkarmaktır. Bizim araştırmakta olduğumuz konu, Günümüz Afganistan Özbekçe Türkçesiyle Türkiye Türkçesinin sözcüklerini bir birleriyle karşılaştırmasıdır. Bu karşılaştırma ise Nurullah Altay?ın 2007?de Malezya?da basıp yayınladığı, Özbek Dili sözlüğünü temel kaynak alarak, Türk Dil kurumu 2005?te yayınladığı Türkçe Sözlüğü ile karşılaştırmaktır. Ele aldığımız çalışma üç bölümden ibaret olup, birinci bölüm tezimin Konu Seçimi, Kapsam, Yöntem, Amaç ve Kullanılan temel kaynakları anlatmaktadır. Tezimizin ikinci bölümü ise isimlerden oluşmaktadır. İsimler bölümünde birinci olarak halis isimler karşılaştırılmıştır. Halis isimlerde, her iki dilde yani Özbekçe Türkçesinde ve Türkiye Türkçesinde Arapça ve Farsçadan geçen sözcükler olduğu için şöyle karşılaştırılmaktadır. Örnekler: 1. Öz Türkçe karşılaştırma örneği: (?ç: ÖTS. 55.~aç: TS. 10). Arapçadan geçen sözcüklerin örneği: (?bida: ÖTS. 55.~abide: TS. 3. (Ar.) ). Farsçadan geçen sözcüklerin örneği: (bazm: ÖTS. 124.~bezm: TS. 258. (Far.) ). Yukarıdaki örneklerde gördüğünüz gibi, şekil ve anlam açısından Özbekçe ve Türkçe sözcüklerin bir birleriyle ne kadar yakın olup ve bu iki dilin aynı dil olduğunu görürsünüz. Arapça ve Farsçadan geçen isimlerde ise anlamlar aynı olup bir az şekil açısından değişmeler vardır. İsimlerin ikinci kısmını isimden türemiş isimler oluşturmaktadır. İsimden isim türeten kısmı da yukarıda halis isimlere benzer şekilde yapılmaktadır. İsimlerin üçüncü kısmı ise fiilden türemiş isimlerdir. Bu kısım da aynen yukarıda halis isimlere örnek vererek gösterdiğimiz gibi yapılmaktadır. Tezimizin üçüncü bölümü fiiller ve birleşik yapılardan oluşup tezin en önemli kısmını kapsamaktadır. Üçün bölümün ilk kısmını basit fiiller teşkil etmektedir. Basit fiillerin yapı düzenini örnekte gösterip geçmeyi lüzum görüyorum. Örneği: (?ç-~aç: ??ç- fiili ise açmak karşılığı bir anlamda kullanılırken aynı zamanda 9 farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Örneği: darv?zani ?çm??-Kapıyı açmak). Örnekte gördüğümüz gibi üçüncü bölümün fiillerinin tümü aynı biçimde açıklanmaktadır. Üçüncü bölümün ayrı bir önem yansıtması ise okuyucunu ham şekil bilgisi açısında hamda anlam bilgisi açısından Özbekçe Türkçesini Türkiye Türkçesiyle çok yakın ve az bir farkla bir birlerinin bağdaşlıklarını göstermektedir. Üçüncü bölümün son kısmı ise birleşik yapılardan ibarettir. Tezimin önemini kısaca anlatmam gerekse, bu tez sözcükler üzerinde yapıldığı için Afganistan Özbekçe Türkçesiyle Türkiye Türkçesi arasında ilk karşılaştırmalı bir çalışma olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla eğer bu tez az ve eksik de olsa ilk karşılaştırmalı bir tez olduğu için gelecekte Afganistan?da Türkoloji bölümleri üzerinde araştırmakta olan gençler için iyi bir yol açacağından eminim.
Afganistan Özbekçe Türkçesinin üzerinde Farsçanın tesiri
Eski Aryana, dünkü Horasan ve bugünkü Afganistan?da Türk dilleri ve Fars dilleri (Farsça, Deriçe Farsçası, Tacikçe Farsçası) bin yıllardır beraber ve kardeşçe yaşamaktadırlar. Türkçe veya Özbekçe Türkçesi dediğimizde Farsça olmadan ve Farsça dediğimizde Özbekçe Türkçesi olmadan olmaz. Hakikat ve gerçeği bilmemiz için tarihte başvurmamız gerek çünkü gerçeği inkâr edemeyiz tarih şunu göstermektedir ki bu iki dilin her biri bugünden önce 2000 bin yıldır aynı bölgelerde hayat geçirmişlerdir ve ondan öncesi araştırmacılara da meçhuldür. Ama Türkler ve Tacikler Afganistan?da bin yıllarca kardeşçe yaşayıp bir birlerinin dillerine ve kültürlerine aşinadırlar. Bu arada Afganistan?da birçok dillerin olmasından dolayı Farsça o diller arasında ortak konuşulan bir dildir. Ayrıca Timurlular zamanında ham Farsça saray dili kabul edilmiş ve konuşmak ve şiir yazmak için güzel bir dil olduğu için Şahru? Mirza ve Sultan Hüseyin Baykara tarafından saray dili olarak kabul edilmiştir ve hatta Babürler zamanına kadar devam edip Hindistan?a götürmüşler. Elbette bunu da zikretmemize fayda vardır ki Timurlular ve Babürler zamanında birçok şairlerin şiiri eserleri de Farsça yazılmıştır. Afganistan Özbekçe Türkçesi ise Afşar?lar döneminin sonunda yani bugünden 300 yıl önceden beri Afganistan?da resmi bir dil olarak kullanılmayacaktı ve tüm Afganistan'ın resmi dili olarak okullarda Farsça ve Peştu?nca kullanılmaktaydı ve bu arada yazarlar ve şairler her iki dile yani Farsça ve Özbekçe şiirler yazarlardı. 2002 den sonra Afganistan parlamentosunda Özbek dilinin resmi olmasıyla birlikte Özbekçe, birçok kitaplar ve sözlük basılıp yayınlandı ve Özbekçe Türkçesi yüksekokullarda Özbek-i Türkî bölümü adıyla bölümler açıldı. Bizim ele aldığımız tez konusu ise Farsçanın tesiri Özbekçe Türkçesi üzerindedir. Bu araştırmada ise yıllarca ortak birlikte ve ortak hayat geçiren ve bir birlerinin üzerinde konuşmada ve yazışmada sözcükler alışverişi yapılan bu dillerin, Farsçanın Özbekçe üzerinde ne kadar tesirli olduğunu ve ne kadar sözcük ve eklerin Farsçadan Özbekçeye girmesini ortaya koymaktır. Bu esasla çalışmamızın temel kaynakçası olan 2007 de yayımlanan Sayın Nurullah Altay?ın sözlüğü taranarak ve yanında Afganistan?da yazılan bazı şiiri ve hikâye kitapları vs. eserleri tarayarak ve sözcüklerle ilgili eğer örnekler geçtiyse örnekler vererek araştırmamızı ve Farsçanın tesirini ortaya çıkartmak için araştırılmıştır.
Kutsal ile mitoloji arasında klasik Türk şiirinde köken mitleri
Mitoloji; genel anlamda dünyanın yaratılışı, nereye gideceği, tanrıların nasıl var olduğu ve insanların nereden geldiğini araştırmaktadır. Köken mitleri genel mitlerin dışında özel mitler olarak değerlendirilmiş ve bu mitler diğer mitleri tamamlayıcı niteliktedir. Köken mitleri bir nesnenin, bir geleneğin, bir varlığın ilk olarak nasıl ortaya çıktığını bunların nasıl kutsallık kazandığını ifade eden ve bir inanış etrafında şekillenen mitlerdir. Bu bakımdan aynı zamanda kutsaldır ve sürdürülebilirliği vardır. İslam inanışında birçok nesnenin, olayın, geleneğin ilk defa ortaya çıkışı (kökeni) ilahi kaynaklı görülmektedir. Bunlar etrafında gelişen anlatılar kutsal kaynaklı olsa da mitolojik unsurlarla zenginleşmiş aynı zamanda edebi metinlere yansımıştır. İslam medeniyetinin bir ürünü olan klasik Türk şiirinde bu yansımanın örnekleriyle çokça karşılaşılmaktadır. Yapılan çalışma öncelikle klasik Türk şiirinde görülen kutsalla mitoloji arasında köken mitlerine ait örneklerin tespiti, tasnifi ve tahlilini amaçlamaktadır. Tüm bunlar gerçekleştirilirken bu çalışmada İslam düşünce dünyası dışındaki diğer inanışlarda da konu dâhilinde karşılaşılan anlatılar ana hatlarıyla mukayese yapmaya elverişli bir şekilde verilmiştir. Klasik Türk şiirinde varlıklar, nesneler, gelenekler, meslekler, önemli günler, ritüeller, kutsal mekânlar, icatlar, kötü hasletler ve gök cisimleri gibi hususların nasıl ortaya çıktığına dair inanışların anlatıların bir edebi malzeme olarak kullanıldığının tespiti çalışmanın en önemli yönlerinden biridir. Çalışmayı oluşturan bölümlerin çeşitliliği klasik Türk şiirinin bu husustaki zenginliğini göstermektedir.
Abdünnâfi İffet, Mahzen-i Esrâr-ı Şu'arâ (İnceleme-metin)
Klasik Türk edebiyatı içerisinde aruz sistemine dair kaynaklar, uzun süre Arapça ve Farsça eserlerden oluşmuştur. Aruz sistemi, Klasik Türk edebiyatında ilk olarak uygulanmış, daha sonra teorik eserler meydana getirilmiştir. Anadolu sahasında aruza dair Arapça ve Farsça risalelerin yanında Türkçe yazılmış teorik aruz eserleri de mevcuttur. Çalışmaya konu olan Abdünnâfi İffet'e ait Mahzen-i Esrâr-ı Şu'arâ adlı eser de Türkçe yazılmış teorik aruz eserlerine bir örnektir. Eser, XIX. yüzyılda yazılmış, Türkçe telif özelliği taşıyan, aruz ve kafiyeye dair kavramsal bilgiler içeren, mensur bir risaledir. Eser, aruz ve kafiyeye dair terimlerin anlamları, Türkçe olarak bir araya getirilmiş Arap ve Fars usulleri, aruz sisteminde yer alan vezin grupları, kafiye ve kafiye kusurlarını içermektedir. Eserde yer alan kavramsal bilgiler, Arapça, Farsça ve Türkçe beyitlerle örneklendirilmiştir. Eser içerisinde terimlerin açıklandığı der-kenarlar ve metnin son bölümünde bulunan dört takriz yer almaktadır. Bu çalışmada Mahzen-i Esrâr-ı Şu'arâ adlı eserin transkripsiyon alfabesine aktarımı yapılmış ve eser içerik yönünden incelenmiştir.
Türk ve Rus halk masallarında kadın imgesi
Elinizdeki bu çalışmaya başlamadan önce, kadın imgesine bütün dünya masallarında yoğun olarak rastlandığı tespit edilmiştir. Hem Türk hem de Rus halk masallarında da kadının, çeşitli imgelerde masal okuyucusunun veya dinleyicisinin karşısına çıkan, son derece önemli bir figür olduğu görülmüştür. Malzeme incelemesi döneminde, çok çeşitli olan kadın imgelerinden birinde yoğunlaşıp, onu, her iki ülkenin halkına ait masallarda, detaylı olarak araştırılabileceği düşünülmüştü. Ancak, Internet dâhil olmak üzere, kaynak araştırmasının sonucunda, Türkiye'de Türk ve Rus halk masallarındaki kadın imgesinin karşılıklı olarak hiçbir çalışmada henüz ele alınmamış olduğu görüldü. Bundan yola çıkılarak bu çalışmada Türk ve Rus halk masallarında en ilgi çekici özelliklere sahip olan kadın figürlerini inceleyip karşılaştırmaya karar verdim. Türk ve Rus halk masallarında en yoğun olarak rastlanan kadın imgelerinin araştırılmasını amaçlayan bu yüksek lisans tezi için 30 Türk halk masalı ve 30 Rus halk masalı seçilmiştir. Masalların listesi ve masalların okunduğu kaynaklar tezin C.1 ve C.2 maddelerinde belirtilmiştir. Bu çalışmada farklı coğrafyada, farklı dinlerin etkisinde olan ve genel olarak farklı kültüre sahip iki ülkede halk arasında doğan ve yaşayan masallardaki kadın imgelerinin benzerlikleri ve farklılıkları tespit edilmiştir.
Ahmed Paşa Dîvânı: Tenkitli metin-bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük
Ahmed Paşa 15. yüzyıl divan şiirinin zirve şairlerindendir. Kaynaklarda Bursalı olarak tanıtılmasına rağmen Edirne'de doğan sanatçı ömrünün büyük bölümünü geçirdiği Bursa'da vefat etmiştir. Ahmed Paşa eğitimini tamamlayıp Edirne ve Bursa'da kadılık yaptıktan sonra kısa sürede yetenekleriyle dikkat çekerek önce kazaskerliğe atanmış, ardından Fatih Sultan Mehmet'in musahibi, veziri olmuştur. Onun hızlı yükselişi kıskançlığa yol açmış, bir iftira sonucu görevinden azledilmiştir. Bursa'da Sultan Murad ve Emir Sultan vakıflarının mütevelliğini yaptıktan sonra Ankara, Sarayönü ve nihayetinde Bursa'da yöneticilik görevine atanmıştır. Ömrünün sonuna kadar Bursa'daki yöneticilik görevini sürdürmüştür. Ahmed Paşa 902 (1497)'de vefat etmiştir. Ahmed Paşa'nın şiirlerini topladığı tek eseri Dîvân'ıdır. Dîvân'da mesnevi, kaside, kıta-i kebire, terkibi-i bend, terci-i bend, gazel, tarih, kıt'a, müfred ve matla; Arapça, Farsça manzumeler bulunmaktadır. Ahmed Paşa, Osmanlı sahası divan şiirinin estetik açıdan gelişmesinde önemli bir etkiye sahip olmuştur. Çalışmamızda Ahmed Paşa Divanı'nın tenkitli metninin ve bağlamlı dizin, işlevsel sözlüğünün hazırlanması amaçlanmıştır. Dîvân'ın kırk bir nüshası tespit edilerek tamamına ulaşılmış, nüshalar soy ağacı yöntemine göre değerlendirilerek aralarındaki nesep ilişkisi büyük ölçüde ortaya konmuştur. Ayrıca mecmualarda Ahmed Paşa adına kaydedilen şiirler incelenerek Dîvân'a girmeyen muhtemel şiirler belirlenmeye çalışılmıştır. Nüshalardaki tek ya da sınırlı tanığı olan şiirler ile mecmualardaki şiirler tenkitli metne dahil edilmemiştir. Nüshalara karışan manzumelerin tespiti için divanlar, nazire mecmuları, tezkireler incelenmiştir. Ahmed Paşa Divanı'nın anlam dünyasını daha iyi ortaya koyabilmek amacıyla TEBDİZ projesinden yararlanarak bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük hazırlanmıştır.
Sözlü şiir geleneğimizde kıtlık
Kıtlık, çok eski zamanlardan itibaren insan yaşamını tehdit eden önemli afetlerden biridir. Tarihî süreç içerisinde dünyanın çeşitli bölgelerinde çeşitli sebeplere bağlı olarak kuraklık ve onun doğal bir sonucu olan kıtlık hadiseleri yaşanmıştır. Kıtlık olaylarının göçler, ölümle sonuçlanan bazı bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkması, gıda fiyatlarında aşırı yükselişler ve karaborsacılık, insanların açlıklarını giderebilmek için değişik yollardan besin arayışına girmeleri, asayiş ve güvenlik sorunları gibi önemli sosyo-ekonomik neticeleri olmuştur. Çalışmamızda Anadolu coğrafyasında 19 ve 20. yüzyıllarda yaşanmış kıtlık afeti; kıtlığın sosyal, idarî ve iktisadî boyutları halk içinden çıkan ve geleneği özümseyerek yetişen âşıkların şiirleri üzerinden analiz edilmiştir. Kıtlık felaketini konu edinen halk şairleri, icra ettikleri şiirlerinde bu afete dair neler söylemiş olabilirler gibi soruların cevabını aramak maksatlı hazırladığımız halk şairlerinin şiirleri edebiyat ve tarih ilişkisi göz önünde bulundurularak ele alınmıştır. Şiirlerin tarihe kaynaklık ederek okunup okunamayacağı hususu üzerinde yoğunlaşarak şiirler çalışma boyunca bu perspektiften incelenmiştir. Âşıkların bakış açısıyla bakılarak kıtlık afetinin toplum hayatına etkileri açıklanmaya çalışılmıştır. Sonuçta halk şairlerinin şiirlerinin bu açıdan zenginlik taşıdığı görülmüştür.
Batı Türkçesi dönemine ait Kuran tercümelerinde-fiil
Türk Dilinin en önemli eserleri dini içerikli eserlerdir. Bunların içerisinde Kur'an Tercümeleri, müstensihlerin dini sorumlulukları sebebiyle sözcük biçimlerine ve gramer kaidelerine çok dikkat ettikleri eserlerdir. Çalışmamız giriş ve yedi ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın giriş bölümünde Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesiyle yazılmış Kur'an Tercümeleri hakkında geniş bir şekilde bilgi verilmiş olup bu dönemlerde yapılmış çalışmalardan söz edilmiştir. Çalışımızın birinci bölümünde Eski Anadolu Türkçesi temel alınarak eserin kendi içerisinde ve Eski Anadolu Türkçesiyle karşılaştırmalı geniş bir ses bilgisi verilmiştir. Çalışımızın ikinci bölümünde Batı Türkçesi Kur'an Tercümelerinde kök fiiller, etimolojik sözlüklerden tanıklanarak konsanant-vokal sistemine göre sınıflandırılmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümü yapım morfolojisi ele almaktadır. Batı Türkçesi Bursa, Manisa ve TİEM 40 Kur'an Tercümelerinde isimden fiil yapım ekleri ve fiilden fiil yapım ekleri tespit edilerek fonksiyonlarına göre ayrılmıştır. Çalışmamızın dördüncü bölümünde Batı Türkçesi Kur'an Tercümelerinde Birleşik Fiiller yapılarına göre değerlendirilerek örneklendirilmiştir. Tezimizin beşinci bölümü Batı Türkçesi Kur'an Tercümelerinde çekim morfolojisini incelemektedir. Bu bölümde Batı Türkçesi Kur'an Tercümelerindeki zaman ve şahıs çekim ekleri açısından incelenmektedir. Batı Türkçesi Kur'an Tercümelerinde Sıfat Fiiller ve Zarf Fiiller tezimizin altıncı ve yedinci bölümlerini oluşturmaktadır. Bu çalışmada, daha önce doktora düzeyinde yapılmış olan üç adet Eski Anadolu Türkçesi tezi, ilk defa Kur'an Tercümelerinde Fiil bakımından ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler Eski Anadolu Türkçesi; Bursa Kuran Tercümesi, Manisa Kuran Tercümesi, Tiem 40 Kuran Tercümesi, Kuran Tercümeleri
Batı Türkçesi dönemine ait Kur'an tercümelerinde-isim
Türk Dilinin en önemli eserleri dini içerikli eserlerdir. Bunların içerisinde Kur'an Tercümeleri, müstensihlerin dini sorumlulukları sebebiyle sözcük biçimlerine ve gramer kaidelerine çok dikkat ettikleri eserlerdir. Çalışmamız giriş bölümü ve sekiz ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın giriş bölümünde Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesiyle yazılmış Kur'an Tercümeleri hakkında geniş bir şekilde bilgi verilmiş olup bu dönemlerde yapılmış çalışmalardan söz edilmiştir. Çalışımızın birinci bölümünde Eski Anadolu Türkçesi temel alınarak eserin kendi içerisinde ve Eski Anadolu Türkçesiyle karşılaştırmalı geniş bir ses bilgisi verilmiştir. Çalışımızın ikinci bölümü Batı Türkçesi Kur'an Tercümelerinde isim çekim ekleri, iyelik ve hâl eklerinden oluşmaktadır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise fiilden isim ve isimden isim yapan yapım ekleri yer almaktadır. Batı Türkçesi Bursa, Manisa ve TİEM 40 Kur'an tercümelerinde isimden isim yapan yapım ekleri ve fiilden isim yapım ekleri tespit edilerek, bu ekler işlevlerine göre ayrılmıştır. Çalışmamızın dördüncü bölümünde Batı Türkçesi Kur'an Tercümeleri, sıfat yapılarına göre değerlendirilerek örneklendirilmiştir. Tezimizin beşinci bölümü Batı Türkçesi Kur'an Tercümelerinde sayılar konusunu incelemektedir. Batı Türkçesi Kur'an Tercümelerinde zamirler ve zarflar ise tezimizin altıncı ve yedinci bölümlerini meydana getirmektedir. Son olarak sekizinci bölümde edatlar konusu incelenmiştir. Bu çalışmada, daha önce doktora düzeyinde Kur'an Tercümeleri hakkında yapılmış olan üç adet Eski Anadolu Türkçesi tezi, ilk defa isim bakımından ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Eski Anadolu Türkçesi; Bursa Kur'an Tercümesi, Manisa Kur'an Tercümesi, TİEM 40 Kur'an Tercümesi
Doğu sahasında yazılan Hekimoğlu satır altı Kuran Tercümesi'nde kelime yapımı
Türklerin topluluklar halinde İslam'a girişiyle dini kaynakların tercümesi meselesi oldukça önemli bir hal almıştır. İslam'a girişle birlikte başta Kur'an olmak üzere dini hayata dair olan temel kaynaklar Türkçe'ye çevrilmiştir. Bu noktada metinlerin dini içerikli olmasından dolayı çevirilerde fazlasıyla özen gösterilmiştir. Bu da dil incelemesi açısından oldukça zengin ve nitelikli malzemenin elde edilmesini sağlamaktadır. Hekimoğlu Kur'an Tercümesi de doğu sahasında yazılan en önemli kaynaklardan birisidir. Biz de çalışmamızda Türk dilinin Harezm muhitine ait önemli ve geniş eserlerinden biri olan Hekimoğlu Kur'an Tercümesindeki kelime yapımını ortaya koymaya çalıştık. Çalışma giriş ve kelime yapımı olarak iki bölüme ayrılmıştır. Kelime yapımı da kendi içinde "İsimden isim, isimden fiil, fiilden isim ve fiilden fiil türeten ekler" şeklinde dört bölümde toplandı. Çalışmada etimolojik çalışma olarak Sir Gerard Clauson'un An Etymological Dictionary of Pre- Thirteenth Century Turkish adlı eseriyle, Marcel Erdal'ın Old Turkic Word Formation A Functional Approach to the Lexicon I-II eserleri kullanılmış, bununla birlikte dönemin eserlerinden kelimelerin kullanıldıkları yerlerin örnekleri verilmiştir. Bu eserler de Divanü Lugāti't-Türk, Kutadgu Bilig, Nehcü'l-Ferādis'tir. Bununla birlikte Suat Ünlü'nün Karahanlı Türkçesi Sözlüğü ve Harezm-Altın Ordu Türkçesi Sözlüğü kullanılmıştır
Nazmî-zâde Hüseyin'in Kâbûs-nâme tercümesi (1b-75a) (Metin, dizin-sözlük, tıpkıbasım)
Kâbûs-nâme, Keykavus b. İskender'in 475/1082 yılında oğlu için Farsça olarak nasihat-nâme-siyaset-nâme türünde kaleme aldığı bir eserdir. Fars edebiyatında önemli bir yere sahip olan Kâbûs-nâme İran'da birçok kez basılmıştır. Türk edebiyatında ise farklı mütercimler tarafından Türkçeye yedi kez çevirisi yapılmıştır. İncelemiş olduğumuz nüsha Nazmî-zâde Hüseyin tarafından yapılan tercümedir. Bu çalışmada Nazmî-zâde Hüseyin tercümesinin 1b-75a arası sayfalarının çeviriyazısı yapılmış ve eserin söz varlığı tespit edilerek tematik açıdan incelenmiştir. Ayrıca dizin-sözlük kısımları hazırlanmış ve çalışmanın sonuna eserin tıpkıbasımı eklenmiştir. Kâbûs-nâme'nin Türkçe tercümeleri arasında yer alan ve sadece kaynaklarda bahsedilen bu eser incelenerek edebiyat dünyasına sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Nazmî-zâde Hüseyin, Tercüme-i Kâbûs-nâme, Keykavus bin İskender, Mercümek Ahmed.
Kimya-yı Saadet
Tedbîr-i İksîr adlı tezimizin amacı Gazâlî'nin Farsça ve Türkiye Türkçesiyle bulunan Kimyâ-yı Saâdet adlı eserinin Osmanlı Türkçesiyle ifade edilmiş hâlini Latin harfleriyle günümüz okuruna sunmaktır. Hazırladığımız gramer çalışmasında görüleceği üzere Türkçeye dair ilginç kullanım örnekleri ve Osmanlı Türkçesinin sıra dışı çekim sistemleri bu eserde sıklıkla yer almaktadır. Yaşanan medeniyet değişmesinin toplumun hayata baktığı pencereyi belirleyen kavramlarda ve kelimelerin anlam alanlarında neden olduğu bazen de sağladığı etkiyi, bu Farsça eserin Türkiye Türkçesiyle Osmanlı Türkçesi nüshalarının karşılaştırılması bize gösterecektir.
Gülistan'ın iki tercümesi üzerine karşılaştırmalı bir inceleme: Mahmud b. Kadî-i Manyas'ın Eski Anadolu Türkçesine ve Hikmet İlaydın'ın Türkiye Türkçesine yaptığı ?Gülistan Tercümesi?
?Gülistan'ın İki Tercümesi Üzerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme Mahmud b. Kadî-i Manyas'ın Eski Anadolu Türkçesine ve Hikmet İlaydın'ın Türkiye Türkçesine Yaptığı Gülistan Tercümesi? - başlıklı bu çalışmanın amacı, Eski Anadolu Türkçesinden Türkiye Türkçesine gelişim ve değişim sürecinin aydınlatılmasına katkıda bulunmaktır. Bunun için İran edebiyatının en önde gelen edebî şahsiyetlerinden olan Sâdî-i Şirazî'nin dünya çapında meşhur eseri Gülistân'ın Eski Anadolu ve Türkiye Türkçesine yapılan tercüme metinleri kullanılmıştır. Bu metinlerde birbirine karşılık gelen kelimeler ses, yapı, anlam bakımından incelenmiş; benzer ve farklı yönler tespit edilmiştir. Bazı kelimeler her iki dönemde de aynı kalırken bazılarında ses ve anlam bakımından değişiklikler meydana gelmiştir. Bazı yapım eklerinin kullanım sıklığı ve görevlerinde farklılıklar olmuştur. Bu karşılaştırma çalışması, her iki döneme Türkçeleşme açısından da ışık tutmaktadır.Anahtar sözcükler: Karşılaştırmalı dil bilimi, Eski Anadolu Türkçesi, Türkiye Türkçesi, dil bilgisi, Gülistân
Bekir Sıdkı Çobanzade'nin Kumuk Dili ve Edebiyatı Tedkikleri adlı eseri; metin-inceleme-dizin
Bu çalışmada Kırımlı Dilci Bekir Sıdkı Çobanzade'nin ?Kumuk Dili ve Edebiyatı Tedkikleri? adlı eseri incelenmiştir. Söz konusu eser Osmanlı Türkçesiyle yazılmış olup edebiyat, sarf, numuneler ve lügatçe ana bölümlerinden oluşmuştur.Amacımız eserin ikinci yarısını teşkil eden Kumuk edebiyatı numunelerinden hareketle Kumuk Türkçesinin kelime zenginliğini, ses ve şekil bilgisi özelliklerini tespit etmektir. Giriş bölümünde Kumuk halkının tarihi, dili ve edebiyatı, Bekir Sıdkı Çobazade'nin hayatı, eserleri ve edebi kişiliği hakkında genel bilgiler yer almaktadır. İnceleme bölümünde numunelerin imla, ses ve şekil bilgisi özellikleri üzerinde durulmuştur.Metin bölümünde Arap harfleriyle yazılmış ?Kumuk Dili ve Edebiyatı Tedkikleri? adlı eserin transkripsiyonu yapılmıştır.Dizin bölümünde numunelerdeki bütün kelimeler anlamlarıyla birlikte verilmiştir
Dede Korkut hikayelerinde sıfat tamlamaları
ÖZET'HGH.RUNXW+LNk\HOHUL¶QGH6ÃIDW7DPODPDODUÃ%XoDOÃúPDGD'HGH.RUNXW+LNk\HOHUL¶QGHNLVÃIDWODULQFHOHQPLúWLU,E|OÂPGHVÃIDWODUHOHDOÃQÃSVÃQÃIODQGÃUÃOPÃú\HQLVÃIDWWÂUOHULWHNOLIHGLOPLúWLUII. bölümde Dede Korkut¶WDNLVÃIDWWDPODPDODUÃHOHDOÃQPÃúWÂUOHULQHYH\DJUXSODUÃQDJ|UHLQFHOHQPLúWLUøQFHOHPHGHNHOLPHKkOLQGHRODQODUQLWHOHPHPDKL\HW-KÂYL\HWLúDUHWVÃUDYH VRUX VÃIDWODUà EHOLUVL] VÃIDWODU HNOHUOH NXUXODQ VÃIDWODU O8 V8] NL o$ O,N >ú@$Uve fiilimsi ekleri), grup KDOLQGHNL GL÷HU VÃIDWODU VD\ÃODU HGDW JUXEX VÃIDW WDPODPDVà WHNUDUJUXEXFÂPOHKkOLQGHNLVÃIDWODUúHNOLQGHELU\ROL]OHQPLúWLU,,,E|OÂPGHGHHOGHHGLOHQVRQXoODUVÃUDODQPÃúWÃUIV. bölüm indekstir. Bu bölümde Dede Korkut'taki kelime ve grup halindeki bütünVÃIDWODU DOIDEHWLN VÃUD\D J|UH YHULOPLúWLU dDOÃúPDQÃQ VRQXQGD \DUDUODQÃODQ ND\QDNODUYHULOPLúWLU
İsmet Divan'ın gramer indeksi
ÖZETÇalışmamızın ana materyali Halûk pekten tarafından Türk çevriyazı alfabesiyleyayıma hazırlanan, Sebk-i Hindû'nin özelliklerini yansıtan ? smetû Divanı'dır.Divan'da tasavvuf, akıcılık, ince mana, derinlik, hayalde zenginlik, giriftlik, dikkatçekmektedir. smetû 17. yüzyıl Osmanlı Türkçesiyle yazan bir Divan edebiyatışairidir.
Ahmedi'nin Yusuf u Züleyha'sı
ÖZETBu çalışmada Yûsuf u Züleyhâ adlı eserin beş nüshası karşılaştırılarak yenibir nüsha oluşturulmuştur. Nüshaların değişik zamanlarda istinsahı veya bu türeserlerin eski edebiyat alanı uzmanlarınca telif tercüme olarak adlandırılacakderecede diğer dillerden yapı ve ifade şekli bakımından esinlenmiş olması gibihususlar, söz konusu eserler üzerindeki dilcilik çalışmalarını zora sokmaktadır.XVIII. yüzyılda yazılmasına rağmen bu eserde de hem Eski Türkçe dönemiözelliklerini hem de Kuzey, Doğu ve Batı Türkçesi özelliklerini yan yanagörmekteyiz. Bu çalışma, dil tarihindeki dönemlerin birbiri içine geçmiş halkalar gibiolduğunu göstermek bakımından önemlidir. Yakın dönemde yazıldığı için TürkiyeTürkçesine ait özellikler de bu eserde yer almaktadır.Giriş bölümünde, çalışmamız boyunca tespit ettiğimiz güçlükler veyaözelliklerden etraflı örnekler sunduk.
Salim Divanı'nda (gazellerde) edebi sanatların kullanımı
?Sâlim Dûvânı'nda (Gazellerde) Edebû Sanatların Kullanımı? başlığını taşıyanbu çalışmamızda öncelikle Dûvân'daki 293 gazeli düz cümleye aktararak eserin bubölümünde kullanılan edebû sanatları tespit ettik. Birinci bölümde, şairin gazellerdekullandığı edebû sanatları konuyla ilgili kaynaklar arasından seçilmiş dört eseri temelalarak tanımladık ve Dûvân'dan örneklerle açıkladık. kinci bölümde ise söz konusugazelleri ve düz cümleye aktarılmış hallerini tespit ettiğimiz edebû sanatları dabulunduğu yerde parantez içinde göstermek suretiyle verdik. Çalışmamız sırasındakarşılaştığımız güçlükleri ?Giriş? bölümünde; elde ettiğimiz sonuçlardan hareketleşairin edebû kişiliği hakkındaki yorumlarımızı ?Sonuç? bölümünde anlattık.
Anadolu sahasına ait bir kıyâfet-nâme örneği üzerine inceleme
Bu çalışmada, istinsah tarihi ve müellif kaydından yoksun olan ?Kıyâfet-nâme? adlı el yazması eser altı bölüm halinde incelenmiştir.Birinci bölümde, çalışmamız neticesinde firâset ilmi hakkında ulaştığımız açıklayıcı bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümde ise, Kıyâfet ilmi hakkında bilgiler yer almaktadır. Üçüncü bölümde, incelemeye konu olan Kıyâfet-nâme içerisinde hakkında hüküm bulunan uzuvların tasnifi yapılmıştır. Dördüncü bölümde, renklerin Türk kültüründeki bazı anlamlarına dikkat çekmeye çalışılmıştır. Beşinci bölümde eserde bulunan hükümlerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Altıncı bölümde, eserin transkripsiyonlu tam metni verilmiştir.Sonuç bölümünde ise, firâset ve kıyâfet ilimleri ile kıyâfet ilmi çerçevesine yazılmış olan kıyâfet-nâmeler hakkında çalışmamız sonucunda varmış olduğumuz neticeler sunulmuştur. Çalışmamız kaynakça ve öz geçmiş ile sona ermiştir.
Şeref Hanım Divanı'nın tahlili
Eski Türk edebiyatı alanında yapılan çok sayıda çeviri çalısmalarına karsın sayılı miktarda tahlil çalısmaları bulunmaktadır. Bu tahlil çalısmalarından biri Seref Hanım Divanı tahlilidir. Çevirilerin tahlilleri yapılmadıgı takdirde eserin kitleler tarafından anlasılması söz konusu degildir. Bu tezle, çevirilerin anlasılır hale getirilebilmesi için problemin kavranması, yeni metotların gelistirilmesi ve yazılı kaynaklara yeniden aktarılması amaçlanmaktadır. Bu tez çalısması boyunca Seref Hanım'ın divan edebiyatındaki yeri, önemi ve Seref Hanım Divanı incelenmistir. Bu dogrultuda siirleri tek tek taranmıs, siirlerde bulunan ana unsurlar tespit edilmistir. Yapılan tespit sonucunda Seref Hanım'ın divanındaki unsurların kullanım agırlıklarının divan siiriyle benzerlikler gösterdigi anlasılmıstır. Bu benzerlikleri daha iyi vurgulamak için unsurlar dört ana baslık altında toplanmıstır. Unsurların divan siirinde yer alma sekli açıklanmıs ve ardından örnek nazım sekli sunulmustur. Ve divan siirinde unsurların yer aldıgı diger nazım sekilleri sınıflandırılmıstır. Bu tezde hedeflenen, Divan Edebiyatı tahlil çalısmalarına kaynaklık edecek yeni bir çıkıs noktası ortaya koymaktır.
Mezîd-zâde Ayıntabî Nazmü'l-Ferâid metin sözlük indeks tıpkıbasım
Bu tezde 1109/1697 yılında Mezîd-zâde Ayıntabî tarafından kaleme alınan Nazmü'l-Ferâid adlı Arapça-Türkçe manzum sözlük incelenmiştir. Çalışmada, Milli Kütüphane'de Yz.A 507 arşiv numarasıyla kayıtlı olan ve 1710 yılında Süleyman Bin Veli Davud tarafından istinsah edilen nüsha esas alınmıştır.Çalışmamızın birinci bölümünde sözlükbilim hakkında genel bilgiler sunulmuş, ikinci bölümünde manzum sözlük üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde yazar ve Nazmü'l-Feraid hakkında bilgi verilmiştir. Tezimizin ana kısmını oluşturan dördüncü bölümde Nazmü'l-Ferâd'in transkripsiyonlu tam metni verilmiştir. Beşinci bölümde arkaik kelimeler sözlüğü hazırlanmıştır. Altıncı bölümde ise Arapça ve Farsça kelimeler için iki farklı indeks düzenlenmiştir.Sonuç bölümünde ise konu hakkında ulaştığımız bazı noktalar üzerinde durulmuştur. Ayrıca çalışmanın sonuna Nazmü'l-Ferâd'in tıpkıbasımı eklenmiştir
Yahya Efendi'nin Vasiyet-nâme-i Birgili Manzumesi (metin-inceleme-indeks)
Bu çalışmada Vasiyet-nâme-i Birgili diye bilinen eserin Yahya Efendi tarafından manzum hâle getirilen ve Millî Kütüphanede 06 Mil Yz A 8131 arşiv numarasıyla kayıtlı yazma nüshası incelenmiştir. Kapağında herhangi bir ad bulunmayan ancak ?KitÀb-ı Birgili Mehemmed Bin Pìr èAlì Der Naôm-ı YaóyÀ Efendi Raómetu'llÀhì TaèÀlÀ? şeklinde başlayan söz konusu eser transkripsiyon, inceleme ve indeks yönleriyle ele alınmıştır.Birgivî Mehmet Efendi ve vasiyet-nâme türü hakkında muhtasar bilgi verildikten sonra eserin bir dil yadigârı olarak güçlü ve zayıf yönleri tespit edilmiştir. Çalışmanın sonuna eklenen indekste, metnin söz varlığının ortaya konması amaçlanmıştır. Giriş'te belirttiğimiz pek çok sıkıntıya rağmen bu çalışmaya konu olan eser kıymetlidir. Eserin kıymeti, devrin özelliklerini göstermesi ve Osmanlı Türkçesinin bilinen gücünü orijinal kullanım örnekleriyle sergilemesindendir.ANAHTAR SÖZCÜKLER:Vasiyet-nâme, Birgili Mehmet Efendi, Yahya Efendi.
Za'îfe Divânı (metin-inceleme)
Za'îfe Divânı (Metin-İnceleme) adlı tezimizin amacı daha önce incelenmemiş ve tanıtılmamış olan bu eseri tanıtarak edebiyatımıza kazandırmaktır. Bu amaçla eserin transkripsiyonu yapılmış ve şairin düşünce dünyası ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmamız ön söz, giriş, üç ana bölüm, arkaik kelimeler sözlüğü, sonuç, kaynakça ve özgeçmişten oluşmuştur.Giriş bölümünde eserin yazıldığı dönem hakkında bilgi verilmiştir.Birinci bölüm, Zaîfe Divanı' nın dil ve şekil özellikleri olarak adlandırılmış ve bu bölümde eserin dil ve üslup özellikleri, vezin, kafiye, ahenk gibi unsurları hakkında yorum yapılmıştır.İkinci bölüm, Zaîfe Divanı' nın içerik özellikleri olarak adlandırılmıştır. Bu başlık altında alt başlık oluşturulup eser ayrıntılı olarak tahlil edilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın en hacimli kısmı da bu bölümdür.Üçüncü bölümde ise metnin transkripsiyonu yapılmış sonuna da arkaik kelimeler sözlüğü eklenmiştir.Son kısımda ise kaynakça, özgeçmiş ve tıpkıbasım bulunmaktadır.ANAHTAR KELİMELER: Zaîfe, Divan, Dinî unsurlar, Tasavvufî unsurlar, Allah, Muhammed
Şemseddîn Sâmî'nin Kâmûs-ı Türkî'sindeki edebiyat terim ve kavramlarının dizini
Tanzimat Edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Şemseddîn Sâmî'nin Kâmûs-ı Türkî 'sinin içindeki o döneme ait edebiyat terim ve kavramı olarak kabul edilmiş sözcüklerin tespit edilip, aslına uygun olarak okunması tez konusu olarak belirlenmiştir.Tanzimat döneminde özellikle milliyetçilik düşüncesiyle ?toplum için sanat? anlayışıyla hareket eden Şemseddîn Sâmî'nin Türk diline katkı sağlamak amacıyla yazdığı ve dolayısıyla Türk dilini öğretme hedefi taşıyan sözlüğü içindeki edebiyat terim ve kavramlar belirlenerek, bu terimlerin tanımları çevriyazı olarak verilmiştir.Bugüne kadar ?Kâmûs-ı Türkî? üzerine bir çok çalışma yapılmıştır; fakat aslına çevriyazı okunması henüz mevcut değildir. Bu çalışma Tanzimat döneminde kullanılan ve edebiyatımıza o dönemde girmiş edebiyat terimlerinin tespiti için önemli bir kaynaktır.Cumhuriyet öncesi edebiyatımızda kullanılan terimlerin tespiti tezimizin amacını belirlemektedir.Kâmûs-ı Türkî'de kullanılan edebiyat terim ve kavramlarından bazıları ile günümüzdeki terimler sözlüklerinden, edebiyat terimlerinden bazılarının karşılaştırmalı örnekleri de eserde verilmektedir.Türkçe sözlükler hakkında bilgi verilirken, günümüzde devam eden terim sorununa da değinilmiştir.Kelimelerin kökleri, hangi sözcük türü olarak kullanıldığı kısaltmalar şeklinde belirtilmiştir.
Mai ve Siyah romanında tasvirler ve yüklendiği fonksiyonlar
?Mai ve Siyah Romanındaki Tasvirler ve Yüklendiği Fonksiyonlar? adlı tezimizin amacı, Türk Edebiyatında Batılı anlamda yazılmış ilk roman olarak kabul edilen Mai ve Siyah romanının, realist akımın ilkelerine uygun olarak her türlü tasvire olanak sağlayan bir şekilde kaleme alındığını ve tasvirin Halit Ziya Uşaklıgil'in roman sanatının vazgeçilmez bir parçası olduğunu kanıtlamaktır. Çalışmamız ön söz, giriş, iki ana bölüm, sonuç, kaynakça ve özgeçmişten oluşmuştur.Giriş bölümünde Servet-i Fünûn Edebiyatının genel özellikleri, Servet-i Fünûn Romanı ve Halit Ziya Uşaklıgil'in edebî kişiliği ve romanları hakkında bilgi verilmiştir.Birinci bölümde tezimizin konusuna paralel olarak tasvir, Türk Edebiyatında tasvirin gelişimi, tasvir motivasyonları, tasvir çeşitleri detaylı bir şekilde incelenmiştir.İkinci bölümde ise realist akımın gözlem ve tahlil metotlarını başarılı bir şekilde eserlerinde uygulayan Halit Ziya Uşaklıgil'in Mai ve Siyah romanında yer alan tasvir çeşitleri roman içindeki fonksiyonlarına göre ayrıntılı bir şekilde incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın en hacimli kısmı da bu bölümdür.Sonuç bölümünde ise Servet-i Fünûn romanında Halit Ziya Uşaklıgil'in yeri ve onun roman sanatına getirdikleri, özellikle Mai ve Siyah romanında yapılan tasvirler, bu tasvirlerin roman içindeki fonksiyonları; tasvirin Halit Ziya Uşaklıgil'in romanına katkısı değerlendirilmiştir.Son kısımda ise kaynakça ve özgeçmiş bulunmaktadır.
Alevi Bektaşi geleneğinde Hubyâr Sultan
Alevi Bektaşi geleneğini bir bütün olarak ele almak, söz konusu geleneğin doğru anlaşılması için gereklidir. Bu geleneği oluşturan ana parçalardan biri olan Hubyâr Sultan geleneğini anlamak da Alevi Bektaşi geleneğinin bütünsel olarak anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. Hubyâr Sultan geleneği daha geniş bir çerçeve olan Alevi Bektaşi geleneğinin içindedir.Çalışmamız vasıtasıyla yüzyıllardır süregelen ancak üzerinde yeterli derecede akademik araştırma yapılmayan Hubyâr Sultan ve Hubyâr Ocağı ile ilgili kaynak taraması yapılmış, alan araştırması yöntemlerinden yararlanarak alandaki veriler derlenmiş, özellikle sözlü gelenekle günümüze kadar gelen ocağın bilgileri yazılı hâle getirilmiştir.Tarihsel veriler ışığında iki Hubyâr'dan söz edilebilir. I. Hubyâr Sultan'ın 13. yüzyılda yaşadığı düşünmektedir. Sözlü geleneğe göre Horasan'dan geldiği söylenen doksan bin erenden biridir. Dergâhını bugünkü Tokat ili Almus ilçesi Hubyâr köyüne kuran Hubyâr Sultan ile ilgili elimizde kesin bilgiler yoktur. Ancak eldeki ferman ve beratlardan yerleştiği yörenin Hubyâr Sultan'a vakfedildiği bilinmektedir. II. Hubyâr Sultan ise I. Hubyâr Sultan'ın torunlarından olup 16. yüzyılda yaşamış ve Hubyâr Abdal adı ile adlandırılmıştır. Hubyâr Sultan ile Hubyâr Abdal, Hubyâr geleneği içinde tek isimde yaşamıştır. Bu ocağa bağlı talipler Hubyâr talipleri olarak bilinmektedir.Hubyâr Sultan geleneği üzerine yapılmış olan çalışmamızda Hubyâr Ocağı analiz edilmiştir. Analiz esnasında Hubyâr Ocağı'nın ritüelleri, semahı, oruçları, duaları, ziyaret yerlerine dair inanç motifleri ikinci bölüm olan ?Hubyâr Ocağı'nda İbadet ve Dinî Hayat? başlığı altında incelenmiştir. Söz konusu ocağın sözlü kültür ürünleri, şiirlerin toplanmasıyla ortaya konmuş ve bu şiirler üçüncü bölümde değerlendirilmiştir. Hubyâr Sultan üzerine yapılan örgütlenmeler ve geleneğin olası geleceği de çalışmamızın son bölümünde analiz edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Hubyâr, Ocak, Alevilik, Bektaşilik, Horasan erenleri, Tokat Folkloru, Sözlü Gelenek
Koçarlı halk kültürü
Bu çalışmada Koçarlı yöresi geçiş dönemi folklor ürünleri olan doğum, evlenme ve ölüm âdetleri; bayram, tören ve kutlamalar; halk inanışları; halk mutfağı ve halk hekimliğiyle anonim halk edebiyatı ürünleri sırasıyla incelenmiştir.Folklor ürünleri ile ilgili olan birinci bölümde, ele alınan konularda yazılı kaynaklardan elde edilen bilgilerin verilmesinin ardından sözlü kaynaklardan derlenen âdet ve inanışlar kaynak kişilerden derlendiği gibi aktarılmıştır. Her konunun sonundaki değerlendirme kısmında ise bu âdet ve inanışların eski Türk kültürü ile olan ilişkileri tespit edilmeye çalışılmıştır.Anonim halk edebiyatı ile ilgili ikinci bölümde; manzum, manzum-mensur ve mensur anonim halk edebiyatı ürünleri hem kaynak kişilerden derlediğimiz şekliyle hem de İstanbul Türkçesine aktarılmış hâliyle verilmiştir. Ayrıca yöreye ait köy seyirlik ve çocuk oyunları da bu bölümde verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise yöresel kelimeleri içeren bir sözlük ve yöreden farklı fotoğraf kareleri ile haritalara yer verilmiştir.Bu çalışma esnasında Koçarlı halk kültüründe geçmişten günümüze taşınan ve halkça korunan eski Türk âdet ve inanışlarının izlerine rastlanmıştır. Bu izler, İslamiyet'le yoğrularak varlığını devam ettirmektedir.Anahtar kelimeler:Koçarlı, Halk Kültürü, Geçiş Dönemleri, İnanışlar, Anonim Halk Edebiyatı
Aydın'da halk inançları
Bu çalışmada Aydın ili ve çevresinde yaşamış veya yaşamakta olan halk inançlarının tasnifi yapılarak yörede yapılmış olan derlemeler yoluyla bunlar incelenmeye çalışılmıştır.Çalışmamızda yazılı kaynaklardan aktarılması gereken bilgiler verildikten sonra yörede yapılmış derlemeler yoluyla elde ettiğimiz bilgilere yer verilmiştir. Derlediğimiz bilgiler kaynak kişilerin ağız özelliklerine uygun olarak yazıya geçirilmiş ve bu haliyle sunulmuştur. Çalışmamız bir dil çalışması olmadığından ve ağız araştırmalarının dille ilgili en zor çalışmaların yapıldığı alanlardan biri olduğundan transkripsiyon harfleri kullanılmadan ağız özellikleri aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın sonunda ise yöreden fotoğraflara yer verilmiş olup, gerekli harita vb. görseller yer almıştır.Çalışmamız, toplumsal kimliğimizi yansıtan inanç ve uygulamaların Aydın ve çevresinde canlı bir şekilde yaşatıldığını göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Teknolojinin halk kültürü üzerindeki olumsuz etkilerine rağmen halk inançları yer yer azalarak, yer yer yeni inanç unsurları eklenerek ve yer yer de değişime uğrayarak Aydın ili ve çevresinde varlığını sürdürmektedir.ANAHTAR SÖZCÜKLERAydın, Halk İnançları, Halk Kültürü, Derleme, Toplumsal Kimlik
Babürname'de sıfatlar
Türk tarihi açısından özellikle Hindistan'da ilk Türk devletini kurma başarısını göstermiş olan Babür Şah'ın hayatını kaleme aldığı eseri Babürname'nin, yazıldığı dönemi birçok yönden ele alması, değerine değer katmaktayken eserin bizzat şahın kaleminden çıkması onu paha biçilemez kılmıştır. Türkoloji dünyasında eserin tarihi ve edebiyat alanındaki öneminin yanı sıra yazıldığı Çağatay dönemine ait Türkçeyi barındırması özellikle biz dilciler için onu apayrı bir noktaya taşır. Bu noktadan hareketle tezimize konu ettiğimiz Babürname, günümüzde Türkçenin tarihi şivelerinden Çağatay Türkçesi üzerine yapılacak kısıtlı çalışmalardan biri olma niteliğine de sahiptir.?Babürname'de Sıfatlar? başlığını taşıyan tezimizin ikinci ayağını, adından da anlayacağımız üzere sıfatlar oluşturmaktadır. Bugün Türkiye Türkolojisinde, dilbilgisinde sıfat konusu tam bir karmaşa yumağıdır. Üzerinde uzun yıllardır devam eden tartışmaların yanı sıra son dönemlerde bu konunun başka yönlerine de dikkat çekilmeye başlanmıştır. Türkçe dilbilimi açısından güzel gelişmelerin doğuşuna zemin hazırlayan bu tartışmalar tezimizde bizi yönlendiren önemli noktalardan birini oluşturmaktadır. Bununla birlikte Babürname'de sıfat unsurunu incelemek hem tarihi bir şivemize hem de bugünkü Türk dili çalışmalarına ışık tutan, dikkate değer bulgular ortaya koymuştur.Tezimizin son bölümünü oluşturan dizin kısmında ise Babürname'nin Çağatay Türkçesi metninin içindeki sıfatlar sayfa ve satır numarasıyla kayıt altına alınmış bulunmaktadır.
Aydın (Merkez) ve çevresinde halk hekimliği
Bu çalışma genelde halk hekimliği özelde ise uygulanan ve uygulanmakta olan Aydın halk hekimliği uygulamalarını içermektedir. Çalışma alanı kartopu yöntemine göre seçilmiş olan Aydın Merkez mahallelerini, ilçelerini ve ilçe köylerini kapsamaktadır.Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm giriş bölümüdür. Bu bölümde, çalışma alanı, amacı, metodu, kapsam ve sınırları yer almaktadır. Daha sonra çalışmanın birinci bölümünde, halk hekimliği kavramı ve genel özellikleri, halk hekimliği uygulamalarının tarihsel, geleneksel, dinsel sebepleri, Türklerde halk hekimliğinin tarihine, Türkiye'de halk hekimliği hakkında yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Daha sonra çalışmanın ikinci bölümü olan Aydın Halk Hekimliğinde Hastalıklar ve Sağaltımları bölümü yer almaktadır. Bu bölümde hastalıklar sınıflandırılmıştır. Sınıflandırılan her hastalık hakkında gerek literatürden gerekse sözlü kaynaklardan tanıtıcı bilgiler verilmiş, hastalığa dair tedavi örnekleri verilmiş, bu bölümün son kısmında da hastalıkların hangi tedavi yöntemi içerisinde yer aldığı belirtilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Halk Hekimliğinde Sağaltım Yöntemleri bulunmaktadır. Çalışmanın dördüncü bölümde Halk Hekimliğinde Sağaltım Merkezleri, son bölüm olan beşinci bölümde ise sağaltım malzemeleri ve ürünleri bulunmaktadır. Bundan sonraki kısımlarda ise sonuç, kaynakça ve eklere yer verilerek çalışma sonlandırılmıştır.Anahtar Sözcükler: Aydın, hastalık, halk hekimliği, sağaltım yöntemler
İskender Pala'nın romanlarında gerçek ve kurmaca ilişkisi
Yazarın hayal gücünden, gözlemlerinden, tecrübelerinden ve yazma yeteneğinden doğan kurgu, masalımsı yahut epik öğeler taşısa da yaşanılan fiziki, gerçek dünyaya paralel bir yol izler. Gerçek dünyada karşılaştığımız herhangi bir durum, varlık ya da olay, romanın içerisine sızdığı vakit artık kurmaca bir nitelik taşıyor demektir. Aristo?nun Poetika adlı eserinde söz ettiği taklit etme (mimesis) bu noktada açığa çıkar. Romanın kurmacalığı ile hayatın gerçekliği bu taklit, ilham, yorumlama, eğip bükme üzerine inşa edilerek girift hale getirilir. Hayatın farklı skalalarında yer alan motifler, yazarın kalemiyle oluşturulan yeni bir dünyanın içerisine bırakılır. Tarihi bir gerçeklik de olsa metin kurmaca, bağımsız ve yalnız metindir. İskender Pala, Şah ve Sultan romanında tarihsel bir olayı kurgular. Çaldıran Savaşı, Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim ile kendi olay örgüsünü şekillendirir. Yazar Katre-i Matem romanında, Osmanlı İmparatorluğu ve Patrona Halil isyanı üzerinden fiktif yapıyı oluşturur. Od romanında, gerçekle bağlantılı bir karakter olan Yunus Emre'nin hayatı ve dönemin tarihsel gerçekleri üzerinden kurmacayı meydana getirir. Yazar, Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk romanında, gerçek hayatta yaşamış pek çok şahsı itibari âlemin içine sokarak, yine dönemsel gerçeklerle fiktif yapıyı harmanlar. Tez kapsamında, duygulara seslenen ve hayali unsurları barındıran Divan Edebiyatı ile yakından ilgilenen yazarın, romanlarında ne kadar gerçekten ve ne kadar hayal gücünden yararlandığını saptamaya çalıştım. Romanlar gerçek ve kurmaca çerçevesinde incelendiği vakit, fiktif yapı içerisinde ortaya çıkan bağlantı noktalarını tespit etmeyi amaçladım.
Nâbî'nin Münşeâtı
Nâbî, XVII.yüzyılın osmanlı edebiyatında en önemli zirve şahsiyetlerinden biridir. Pek çok eseri bulunan Nâbî'nin, yazdığı mektuplardan oluşturulan Münşeât'ı ise onun eserleri arasında müstesna bir yere sahiptir. Bu tez çalışmasında bu eserin çevriyazısı yapılarak günümüz Türk-Latin alfabesine aktarılması ve tenkitli metin çalışması yapılmıştır. Münşeât, Nâbî'nin çeşitli zamanlarda, dostlarına ve devlet görevlilerine gönderdiği mektuplardan oluşmuştur. Ayrıca Nâbî'nin özel hayatına dair bilgiler de içermektedir. Bu mektuplar aracılığıyla Nâbî'nin nerelerde bulunduğu, hangi makamdaki kişilerle ilişkiler kurduğu, devrine yönelik sosyal gözlemleri, kullandığı sözlerin bugüne kadar gelmesi gibi özellikleri de öğrenebilmekteyiz. Yurtiçi ve yurtdışı kütüphanelerde bir çok nüshası olan Münşeât'ın çevriyazısının yapılması da işte bu yönlerden önem kazanmaktadır. Şairimizin hayatının keskin hatları işte bu eserde gizlidir. Bugüne kadar üzerinde sadece makalelerin yazıldığı Münşeât, bu çalışmayla beraber edebiyat dünyasına kazandırılmıştır.
Vedat Türkali'nin romanlarında şahıslar kadrosu
Bu çalışmada "Vedat Türkali'nin Romanlarında Şahıs Kadrosu" incelenmiştir. Öncelikle giriş bölümünde Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türk romanının gelişim süreci genel hatlarıyla anlatılmış ve Vedat Türkali'nin bu süreçteki yeri ile ilgili bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Vedat Türkali'nin hayatı-sanat anlayışı- eserleri alt başlıklarla ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Vedat Türkali'nin romanlarında (Bir Gün Tek Başına, Mavi Karanlık, Yeşilçam Dedikleri Türkiye, Tek Kişilik Ölüm, Güven I, Güven II, Kayıp Romanlar, Yalancı Tanıklar Kahvesi) şahıs kadrosu, alt başlıklarla ve ayrıntılı olarak incelenmiştir. Türkali'nin romanları Nurullah Çetin'in "Roman Çözümleme Yöntemi" adlı kitabındaki "Kişiler kadrosu" tasnifi esas alınarak incelenmiştir. Aynı zamanda çeşitli araştırmacılarımızın kitapları ve makaleleri esas alınarak şahıs kadrosu ile ilgili terimlerin bilimsel çerçevesi sağlamlaştırılmaya çalışılmıştır. Ayrıca, yazarın romanlarında önemli yer tutan tarihsel süreçlerin, roman kişilerini değerlendirirken doğru biçimde ele alınabilmesi amacıyla yakın tarihimizle ilgili geniş bir inceleme yapılmıştır. Sonuç kısmında ise, Vedat Türkali'nin romanlarında şahıs kadrosu ile ilgili olarak tespit ettiğimiz özellikler, ulaştığımız yargılar özlü bir biçimde ortaya konmuştur. Anahtar Sözcükler: Vedat Türkali, Roman, Şahıs Kadrosu
Halit Ziya Uşaklıgil'in romanlarındaki şahısların antagonist davranışları
"Disharmoni" ve "dissonanz" sözcükleriyle de ifade edilen antagonizm kavramı, düşünce tarihinde insanı diğer canlılardan ayıran en büyük güçlerden biri olarak ele alınmıştır. Var olduğu ilk günden bu yana bilim, sanat, teknoloji, tıp, felsefe, edebiyat gibi birçok alanda sayısız başarıya imza atan insan tüm kazanımlarını, çekirdeğinde saklı olan "antagonizm" e borçludur. Antagonist davranışları sayesinde olanaklar varlığına dönüşen insan, bir yandan akıl varlığı; diğer yandan doğa varlığı olması nedeniyle kendisinden ve kendi durumundan hiçbir zaman hoşnut olmamış, uyumsuz olma durumunu daima muhafaza etmiştir. Sevgi, nefret, bilgi, doğruluk, yalancılık, masumluk, saflık, dürüstlük, dostluk, hak, adalet, güven, güvensizlik, inanma söz verme, saygı, şeref, iyi - kötü gibi yüksek değerler; yarar, kuşku, çekememezlik, kıskançlık, haksızlık gibi ilgi ve çıkarın ortaya koyduğu araç değerler ile gelenekler, görgü kuralları, moda, zevk gibi kaynağında alışkanlıkların yer aldığı sosyal değerlerle kuşatılmış olan insan, kendisiyle ve toplumla her an çatışma halinde olmuştur. Bu çatışma, kendine özgü kuralları ve gerçekliği olan roman şahıslarının davranışlarına da yansımıştır. Bu tezde önce yapılan Felsefî araştırmalar ışığında antagonizm kavramı hakkında bilgi verilmiş; sonra da Türk romanının en önemli isimlerinden Halit Ziya Uşaklıgil'in mevcut sekiz romanındaki şahısların davranışları bu bağlamda incelenmeye çalışılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: İnsan, antagonizm, uzlaşmaz karşıtlık, Halit Ziya Uşaklıgil romanları
İnci Aral ve Elif Şafak'ın romanlarında baba figürü
Roman hayatı ve insanı yansıtır. Her bir roman farklı gözlerle görülen hayatın tekrardan yorumlanışıdır. Konusu insan olduğundan bu eserler insana dair pek çok şey barındırır. Dolayısıyla bu çalışmada kadın duyarlılığına sahip ve farklı baba figürünü temsil eden iki kadın yazarın (İnci Aral, Elif Şafak) romanları, baba figürüne nasıl yaklaştıkları açısından tahlil edilmiştir. Konunun daha iyi anlaşılması için giriş bölümünde, kadın yazarların durumu, edebi eserleri, ilgileri ve sıkıntıları Türk edebiyatı çerçevesinde genel hatlarıyla ele alınmıştır. Birinci bölümde İnci Aral ve Elif Şafak'ın biyografilerine yer verilmiştir. Yazarlar ile kahramanlar arasındaki ilişki araştırılmıştır. Her iki yazar da son dönem Türk edebiyatının önde gelen romancıları arasında yer almaktadır. Romanlarında, genellikle kadın kahramanları tercih etmeleri dikkat çekicidir. Bununla birlikte bu kahramanlar yardımıyla birçok sorunu vurgulamışlardır. İkinci bölümde bu çalışmada incelediğimiz romanların özetlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise baba figürü, romanlara yansıyan yönleriyle ve çeşitli alt başlıklarla anlatılmıştır. Sonuç bölümünde, İnci Aral ve Elif Şafak'ın "baba figürü" konusundaki bakış açılarıyla ilgili olarak tespit ettiğimiz belli başlı benzerlikler ve farklılıklar kısaca ortaya konmuştur. Bu çalışmada İnci Aral'ın Ölü Erkek Kuşlar, Yeni Yalan Zamanlar-Yeşil, Hiçbir Aşk Hiçbir Ölüm, İçimden Kuşlar Göçüyor, Mor, Taş ve Ten, Safran Sarı, Sadakat, Şarkını Söylediğin Zaman adlı romanları ve Elif Şafak'ın Pinhan, Şehrin Aynaları, Mahrem, Bit Palas, Araf, Beşpeşe, Baba ve Piç, Siyah Süt, Aşk, İskender, Ustam ve Ben adlı romanları inceleme kaynaklarımızı oluşturmuştur. Elde edilen verilerin Türk edebiyatı alanına katkı sağlaması umut edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Baba, baba figürü, kadın yazarlar, roman.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur romanında söz dizimi
ÖZET Bu çalışmada Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Huzur" romanı, söz dizimi açısından değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, "Huzur" romanından hareketle Türkçe söz diziminde cümle öğelerinin ve kelime gruplarının özelliklerini ortaya koymaktır. Çalışmada Türkçe söz dizimi ile ilgili olarak önceden yazılan eserler temel çerçeve olarak kabul edilmiştir. Farklı kaynaklar ve romandaki örnekler de değerlendirilerek bir sınıflama yapılmıştır. Bu çalışma Cumhuriyet Dönemi Türk romanından alınan bir örnekten hareketle, cümlenin öğeleri ve kelime grupları ile ilgili tespitler yapmayı amaçlayan metin merkezli bir çalışmadır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında eseri incelenen yazar ve incelenen eseri ile ilgili bilgi verilmiştir. Bu eserin seçilme sebebi anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde Türkçenin söz dizimi ile ilgili olarak yazılan kaynak eserler, makaleler ve tezlerden hareketle, kelime grupları ve bu grupların yapısı ile ilgili durumlar ortaya konmuş ve bu durumlar eserden seçilen örneklerle somutlaştırılmıştır. Eserin ikinci bölümünde cümle ve cümle öğeleri ile ilgili belirlemeler yine eserden seçilen örnekler üzerinde gösterilmiştir. Üçüncü bölümde cümle çeşitleri tek tek genel özellikleriyle tanıtılmış ve eserden örneklendirilmiştir. Dördüncü bölümde eserin çeşitli bölümlerinden seçilen otuz cümle, cümle öğeleri ve kelime grupları açısından değerlendirilerek tahlil edilmiştir. Son olarak da eserde yararlanılan kaynaklara yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Söz Dizimi, Kelime Grupları, Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur.
Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir'in 1950-1960 yılları arasındaki köy romanlarında halk kültürü unsurları
Bu çalışmada "Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir'in 1950-1960 Yılları Arasındaki Köy Romanlarında Halk Kültürü Unsurları " incelenmiştir. Öncelikle giriş bölümünde halk kültürü açıklanmış, 1950-1960 yıllarındaTürk romanının gelişim süreci genel hatlarıyla anlatılmış ve Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir tanıtılmıştır. Birinci bölümde Yrd. Doç. Dr. Caner Işık'ın "Halkbilim Ürünleri Sınıflandırılması" ve Dilaver Düzgün'ün "İlk Köy Romanlarımızda Halk Kültürü Unsurları" adlı çalışmalarından faydalanılarak oluşturulan sınıflandırma verilmiştir. İkinci bölümde Yaşar Kemal'in 1950-1960 yılları arasındaki köy romanlarında, Teneke, İnce Memed 1 tespit edilen halk kültürü unsurları yukarıdaki sınıflandırmaya uygun olarak alt başlıklarla ve ayrıntılı olarak incelenmiştir. Üçüncü bölümde Orhan Kemal'in söz konusu tarihlerde yazılmış tek köy romanı olan Bereketli Topraklar Üzerinde romanında tespit edilen halk kültürü unsurları incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise, Kemal Tahir'in Sağırdere, Körduman, Rahmet Yolları Kesti, Yediçınar Yaylası, Köyün Kamburu romanlarında yer alan halk kültürü unsurları yine alt başlıklarla ve ayrıntılı olarak incelenmiştir. Çeşitli araştırmacılarımızın kitapları ve makaleleri esas alınarak halk kültürü teriminin bilimsel çerçevesi sağlamlaştırılmaya çalışılmıştır. Ayrıca, yazarların romanlarında önemli yer tutan halk kültürü unsurlarının doğru biçimde ele alınabilmesi için halkbilimi çalışmalarından yararlanılmış ve köy romanlarının toplumsal ve tarihsel süreçlerle sıkı bağı göz önünde bulundurularak, yakın tarihimizle ilgili geniş bir inceleme yapılmıştır. Sonuç kısmında ise, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir'in romanlarında halk kültürü ile ilgili tespit ettiğimiz özellikler, ulaştığımız yargılar, karşılaştırmalar da yapılarak özlü bir biçimde ortaya konmuştur. Anahtar Sözcükler: Halk Kültürü, Köy Romanı, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir
Sâlim ve Safâyi tezkirelerindeki biyografik bilgilerin karşılaştırılması
Biyografiler ve biyografik kaynaklar kültür ve edebiyat açısından oldukça önem arz eden eserler arasında yer almaktadır. Biyografik eserler arasında hiç şüphesiz şuara tezkireleri önem taşımaktadır. Klasik Türk edebiyatında hem şairlerin biyografilerine hem de şairlerin şiirlerinden seçilen örneklere yer veren tezkireler günümüz biyografi çalışmalarına kaynak olabilecek nitelikte edebi eserlerdir. Bu tez çalışmamızda 18. yüzyılın iki önemli şuara tezkireleri olarak kabul edilen Sâlim ve Safâyi tezkireleri biyografik bilgileri karşılaştırma açısından incelenmiş ve söz konusu iki tezkirenin biyografik benzerlikleri ve farklılıkları mukayese edilerek ortaya konulmaya çalışılmıştır. Edebiyat tarihimizin en önemli malzemesi olan bu şuara tezkireleri karşılaştırılarak bilim dünyasına katkıda bulunulmaya çalışılacaktır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Tezkire, biyografi, Mustafa Safâyi Efendi Tezkire-i Safâyi Sâlim Efendi Tezkiretü'ş-şu'arâ.
Zülfü Livaneli'nin romanları ve romancılığı
Hakkında gazete, dergi gibi yayınlarda yazılan yazılardan, yazarla yapılan söyleşilerden yola çıkılarak hazırlanan; yazarın tüm eserlerinin incelenerek, onun popüler Türk edebiyatı içerisindeki yerinin gösterilmesinin amaçlandığı bu çalışmada "Zülfü Livaneli'nin Romanları ve Romancılığı" incelenmiştir. Giriş bölümünde 1940 sonrası Türk romanının gelişim süreci genel hatlarıyla anlatılmış ve Zülfü Livaneli'nin bu süreçteki yeri ile ilgili bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Zülfü Livaneli'nin yaşam öyküsü, sanat yaşamı, eserleri alt başlıklarla ele alınmıştır. Nurullah Çetin'in ''Roman Çözümleme Yöntemi'' adlı eseri esas alınarak ikinci bölümde roman özetlerine, üçüncü bölümde ise yazarın romanlarının anlatıcı, konu, izlek, zaman, mekân, kişiler kadrosu, olay örgüsü, olay bütünlüğü, metinler arası ilişkiler, kurgu türü, dil ve üslup olarak irdelenmesine yer verilmiştir. Sonuç kısmında ise, Zülfü Livaneli'nin romanları ve romancılığı ile ilgili olarak tespit ettiğimiz özellikler, ulaştığımız yargılar ortaya konmuştur. Zülfü Livaneli, karmaşık bir dönemde yazmaya koyulan, ilk romanını 1996' yayımlayan, bireysel ve toplumsal sorunları bir aydın duyarlılığıyla eserlerinde dile getiren ve bunu yaparken edindiği kültürel birikimini de eserlerine mükemmel bir uyumla aktaran çok yönlü bir sanatçıdır. Romanlarında kadın, erkek, aşk, benlik arayışı, özgürlük, insan ilişkileri, savaş, tarih, dinî ve toplumsal baskı, sürgün, ekolojik denge gibi temaları modern anlatım teknikleriyle sunan Livaneli, 1980 sonrası Türk yazınında yer alan ömrünü sanata ve edebiyata adamış özgün bir sestir.
Figanî Divanı gramatikal indeksi
Figani, klasik Türk edebiyatı alanında eserler veren şairlerden biridir. Figani şiir diline hakim, hayal gücü zengin, atasözlerini ve deyimleri rahatlıkla kullanabilen, sade Türkçe kelimelere de yer veren, divan edebiyatının izin verdiği ölçüde yeni buluşlara, mazmunlara, kavramlara sahip bir sanatkardır. XVI. yüzyılda yaşayan Figani, şiirlerinde hem şekil hem de muhteva özellikleri bakımından divan edebiyatı geleneğine bağlı kalmıştır. XV-XVI. yüzyıl, aynı zamanda XIII. yüzyıldan itibaren Anadolu'da kullanılmaya başlayan Oğuz Türkçesi temelli yazı dilinin ölçünlü hâle geldiği dönemdir. Bu dönem yazılı metinlerinin dil bilgisi özellikleri bakımından incelenmesi, bugün kullandığımız yazı dilinin tarihî gelişim seyrini göstermek bakımından önemli olduğu kadar, Türkiye Türkçesi için sorun teşkil eden bazı hususların çözümü bakımından da büyük bir öneme sahiptir. Çalışmamızın amacı XVI. yüzyıl Osmanlı sahasında divan edebiyatı geleneğine göre yazılmış olan Figani Divanı'nın söz varlığını ortaya koymaktır. Ayrıca, bu çalışma ile XVI. yüzyıl Anadolu sahası Türkçesinde kullanılan çekim eklerinin durumu ve kullanım sıklıkları hakkında okuyuculara bir fikir vermek amaçlanmıştır. Bu çalışmada, Figani Divanı'nın gramatikal indeksi yapılmıştır. Önce, divanda türlerine göre sınıflandırılmış olan şiirlere birer numara verilerek şiirlerdeki beyitler de kendi içerisinde numaralandırılmıştır. Sonrasında, divanda geçen kelimeler taranmış; bu kelimelerin hem yalın hâlleri hem de çekim eki almış şekilleri, şiir ve beyit numarasından oluşan kodlarıyla birlikte alfabetik sıraya göre dizilmiştir. Bu aşamada, önce kelimenin yalın şekli şiir ve beyit numarasıyla birlikte madde başı olarak gösterilmiş; bu kelimenin çekim eki almış şekilleri de bu madde başı altında yine şiir ve beyit sayısıyla birlikte verilmiştir. Yaptığımız çalışma ile hem XVI. yüzyıl Osmanlı sahasında divan edebiyatı geleneğine göre yazılmış olan Figani Divanı'nın söz varlığı ortaya konulmuş hem de o dönem Türkçesinin morfolojik özellikleri örnekleriyle birlikte gösterilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Figani, Divan, Divan şiiri, İndeks.
Aydın halk masalları
Çalışmamızda masal üzerine genel tanımlara yer verilip, masal üzerine yapılan çalışmalara değinilmiştir. Aydın ili ve çevresindeki masal ortamı ile masal anlatıcılarının hayatlarının yanısıra; geçmişteki geleneksel masal ortamları aktarılarak, anlatılan masalların değerlendirme ve analizi yapılmıştır. Masallardaki jest ve mimikler tespit edilmiş, ayrıca masallar sadeleştirilerek düzenlenmiştir. Çalışmamızda masallarda tip numaraları dikkate alınarak incelenmiş, Aydın masallarının varyantları ortaya konulmuştur. Aydın Halk Masalları isimli çalışmamızda, 31 adet masal alan araştırması yapılarak derlenmiştir. Gelişen teknoloji ve kitle iletişim araçlarının her geçen gün yaşam alanlarımızda yaygınlaşması, en büyük aşınmayı sözlü kültür unsurlarında gerçekleştirmiştir. En önemli toplumsal kültür miraslarından biri olan masal ortamları, teknolojik gelişmelerin karşısında her geçen gün yok olmaktadır. Masalların zaman içinde tamamen yok olmadan ivedilikle derlenmesi ve incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada Aydın masalları bu bilinç ve dikkatle ele alınmış ve kaynak kişilerin zihninden tamamen kaybolmadan yazıya geçirilmiştir.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hikâye ve romanlarında duyuların yansıması
Bu çalışmamızın konusu, Cumhuriyet dönemi yazarlarından bireyin iç dünyasını ele alan, modernizmin öncüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın hikâye ve romanlarında beş duyunun eserlerdeki yeridir. Beş duyumuz vasıtasıyla dış dünyamızın bilgilerini duyumsadığımız uzun zamandan beri bilinmektedir. Duyu organlarımız vasıtasıyla dışımızdaki dünyayı görürüz, kokusunu alırız, sesini işitiriz, onun değişik tatlarını alırız veya bunların hiçbirisi yetmiyorsa bu sefer de dokunarak ne olduğunu anlamaya çalışırız. Biz duyu organlarımız vasıtasıyla dış dünyamızın, sinir sistemimiz vasıtasıyla kendi iç dünyamızın bilgilerine vakıf olmaya çalışırız. Yazarın hikâye ve romanlarında beş duyunun ele alınışı, duyuların duygulara ve esere etkisi, duyuların metaforik çağrışımları, yazarın bunları eserlerindeki kullanım biçimleridir Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk edebiyatının kendisi ve eserleri üzerinde en çok durulan şair / yazarlarından biridir. Bu çalışmada, diğer çalışmalardan farklı olarak beş duyunun ve duyuların esere ve yazara etkisi, katkısı üzerinde durulacak olması özgün tarafıdır. Böyle bir çalışmanın edebiyatımızda yapılması, yazarın estetik ruhunu ortaya çıkarırken duyuların roman veya hikâyelerdeki önemi ve duygulara etkisi incelenerek roman sanatının yeniden eleştirel bakış açısıyla ele alınması sağlanacaktır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Görme, işitme, tatma, koklama, dokunma duyuları
Türk edebiyatında mensur mi'râc-nâmeler ve Musa b. Ahmed Antakî'nin mensur Mi'râc-Nâmesi: İnceleme - metin
Arapça bir sözcük olan Mi'râc, "yukarı çıkma aleti, yukarı çıkacak yer" anlamına gelmektedir. Leyle-i Mi'râc da Hz. Peygamber'in göğe çıktığı geceyi ifade eder olmuştur ki bu gece Receb ayının yirmi yedinci gecesine denk gelip müslümanlar arasında kandil olarak anılmaktadır. Ayrıca bu kutlu gün yalnızca bir gece olarak anılmakla kalmamış, Hz. Peygamber'in şefaatini kazanmak isteyen pek çok alim ve sufi için eserlerine konu olan önemli bir vaka haline gelmiştir. Anadolu'da ilk örneklerini manzum olarak gördüğümüz mi'râc-nâmeler zaman içerisinde belirgin özellikler kazanmış XV. yüzyıl ve sonrası rağbet görmüş manzum ya da mensur yahut çoğu karışık metinler halinde gelişimini sürdürmüştür. Özellikle XVII. ve XVIII. yüzyıllarda hemen hemen her divan şairinin bir veya birkaç mi'râciyye yazdığı görülür. Bu gelenek, XIX. yüzyılda da devam etmiştir. Türk Edebiyatı'nda böyle önemli bir tür uzun yıllar ihmal edilmiş ve toplu bir şekilde ele alınmamıştır. Daha sonra 1987 yılında Prof. Dr. Metin Akar mi'râc-nâmeleri detaylı bir şekilde incelemişse de yalnızca manzum mi'râc-nâmeler incelenmiş ve mensur eserler maalesef kütüphanelerimizde incelenmeyi bekler halde kalmışlardır. Çalışmamızda bu kıymetli eserlerin gün yüzüne çıkarılması ve daha sonra çalışma yapmak isteyenlere yardımcı olması amaçlanmıştır. Bütün bunlarla birlikte modern yöntemler ışığında incelenecek Musa b. Ahmed el-Antakî'ye ait Mi'râc-Nâme aynı zamanda bu tür üzerine yapılmış olan çalışmalar arasında ilk örneklerden biri olma vasfını taşıyacaktır