
9
Archived Theses
9
DOIs Assigned
100%
DOI Rate
Archived Theses
Küçükler kategorisindeki yüzücülerde farklı ısınma protokollerinin 50 metre serbest yüzme performansına akut etkisi
Bu araştırmanın amacı, küçükler kategorisindeki lisanslı yüzücülerde farklı ısınma protokollerinin 50 metre serbest stil yüzme performansı üzerindeki akut etkilerini incelemektir. Araştırmaya 2012–2014 doğumlu, düzenli olarak yüzme antrenmanlarına katılan ve en az 5 yıllık yüzme deneyimine sahip toplam 26 yüzücü (12 kız, 14 erkek) gönüllü olarak katılmıştır. Çalışma randomize crossover deneysel desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar plasebo, dinamik ısınma, yüzme temelli ısınma ve kombine ısınma olmak üzere dört farklı deneysel koşulun tamamına katılmıştır. Her protokol sonrasında 2 dakikalık pasif dinlenme uygulanmış ve ardından sporcular maksimum hızda 50 metre serbest yüzme performansı sergilemiştir. Araştırmada yüzme süresi, kulaç sayısı ve kalp atım hızı değişkenleri değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde Tekrarlı Ölçümlü Varyans Analizi (Repeated Measures ANOVA) ve Bonferroni post-hoc testleri kullanılmıştır. Bulgular, farklı ısınma protokollerinin 50 metre yüzme performansı üzerinde anlamlı etkiler oluşturduğunu göstermiştir. Özellikle kombine ısınma protokolü sonrasında elde edilen yüzme derecelerinin diğer protokollere kıyasla daha iyi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca kombine ısınma uygulamasının kalp atım hızını anlamlı düzeyde artırdığı saptanmıştır. Kulaç sayısı bakımından da protokoller arasında anlamlı farklılıklar bulunmuş ve en yüksek değerler kombine ısınma sonrasında elde edilmiştir. Buna karşın plasebo, dinamik ve yüzme temelli ısınma protokolleri arasında performans açısından anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Sonuç olarak, kara ve su temelli uygulamaların birlikte kullanıldığı kombine ısınma protokolünün küçükler kategorisindeki yüzücülerde sprint performansını geliştirmede daha etkili bir yöntem olduğu söylenebilir. Elde edilen bulguların, yarışma öncesi hazırlık süreçlerinin planlanmasında antrenörler ve spor bilimciler için önemli bilgiler sağlayacağı düşünülmektedir.
Futbolcularda post-aktivasyon performans artışı (PAPE) ve farklı toparlanma stratejilerinin akut performans üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı, futbolcularda post-aktivasyon performans artışı (Post-Activation Performance Enhancement; PAPE) sonrasında uygulanan farklı toparlanma stratejilerinin akut performans üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmaya düzenli olarak futbol antrenmanlarına katılan 18 erkek futbolcu gönüllü olarak katılmıştır. Çalışma, tek grup tekrarlı ölçümler deneysel deseninde gerçekleştirilmiş ve tüm katılımcılar farklı günlerde kontrol, PAPE + pasif dinlenme, PAPE + statik germe ve PAPE + dinamik germe olmak üzere dört farklı deneysel koşulu tamamlamıştır. Araştırmanın ilk aşamasında katılımcıların bir tekrar maksimum (1RM) kuvvet düzeyleri belirlenmiştir. Her deneysel oturumda standart ısınma sonrasında countermovement jump (CMJ), free jump (FJ), 10 m sprint, 30 m sprint ve Illinois çeviklik testlerinden oluşan ön test ölçümleri yapılmıştır. PAPE koşullarında katılımcılara %85 1RM yükünde barbell back squat egzersizi uygulanmış, ardından 5 dakikalık pasif dinlenme, statik germe veya dinamik germe protokolleri gerçekleştirilmiştir. Toparlanma süresinin ardından performans testleri tekrar uygulanmıştır. Elde edilen veriler tekrarlı ölçümler varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Analiz sonuçları, toparlanma stratejilerinin 10 m sprint, 30 m sprint, CMJ, FJ ve çeviklik performansı üzerinde anlamlı etkiler oluşturduğunu göstermiştir (p<0,05). Dinamik germe protokolü özellikle 30 m sprint, CMJ, FJ ve çeviklik performansında en yüksek değerlerin elde edildiği uygulama olmuştur. Statik germe bazı performans değişkenlerinde pasif dinlenmeye göre daha olumlu sonuçlar ortaya koyarken, pasif dinlenme genel olarak daha düşük performans değerleri ile ilişkilendirilmiştir. Etki büyüklükleri incelendiğinde uygulamaların özellikle CMJ ve çeviklik performansı üzerinde büyük düzeyde etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, PAPE sonrasında uygulanan toparlanma stratejilerinin akut performans yanıtlarını etkilediği ve dinamik germe uygulamasının sprint, sıçrama ve çeviklik performansının geliştirilmesinde en etkili yöntem olduğu belirlenmiştir.
Sporcularda öğrenme stillerinin VARK modeline göre belirlenmesi: Takım sporları incelemesi
Öğrenme stilleri, bireylerin bilgiyi algılama, işleme ve kullanma süreçlerinde benimsedikleri baskın tercihleri ifade etmekte ve eğitim-öğretim faaliyetlerinin planlanmasında önemli bir değişken olarak kabul edilmektedir. Spor ortamlarında ise öğrenme stillerinin belirlenmesi, antrenman süreçlerinin daha etkili yapılandırılmasına ve sportif performansın geliştirilmesine katkı sağlayabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, takım sporlarıyla uğraşan sporcuların öğrenme stillerini VARK modeline göre belirlemek ve öğrenme tercihlerini branş değişkeni açısından incelemektir. Araştırma betimsel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu futbol, basketbol, hentbol ve voleybol branşlarında aktif olarak spor yapan 468 sporcu oluşturmuştur. Kişisel Bilgi Formu ile Sporcular İçin VARK Öğrenme Stilleri Envanteri aracılığıyla yüz yüze kağıt-kalem metodu kullanılarak toplanan veriler, IBM SPSS (v27) paket programla analiz edilmiştir. Analizlerde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare analizi, uyum analizi ve K-means kümeleme yöntemleri kullanılmıştır. Bulgular, sporcuların baskın olarak en fazla Kinestetik (%40,4) öğrenme stilini tercih ettiğini göstermiştir. Ayrıca sporcuların baskın olarak kinestetik öğrenmeyi tercih etselerde, %67,7’sinin çoklu öğrenme modeline sahip olduğu belirlenmiştir. Branş ile baskın öğrenme stili ve öğrenme modeli arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Uyum analizi sonuçları öğrenme tercihlerinin branşlara göre farklılaşmadığını gösterirken, kümeleme analizi sporcuların öğrenme stillerine göre farklı bireysel profiller oluşturduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, takım sporcularının öğrenme tercihlerinin büyük ölçüde kinestetik ve işitsel boyutlarda yoğunlaştığı, öğrenme süreçlerinde ise çoklu öğrenme yaklaşımının baskın olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, spor eğitiminde bireysel öğrenme özelliklerini dikkate alan çok yönlü öğretim ve antrenman uygulamalarının önemine işaret etmektedir.
Genç ergenlerde temel psikolojik ihtiyaçların fiziksel aktivite tutumuna etkisi
Bu araştırmanın amacı, genç ergenlerde temel psikolojik ihtiyaçların (özerklik, yeterlik ve ilişkilenme) fiziksel aktiviteye yönelik tutum üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, 2025–2026 eğitim-öğretim yılında Kahramanmaraş ilinde öğrenim gören ve kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen 315 genç ergen oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Beden Eğitiminde Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği ve Fiziksel Aktivite Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS istatistik programı kullanılmıştır. Araştırma bulguları, temel psikolojik ihtiyaçlar ile fiziksel aktivite tutumu arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermiştir. Fiziksel aktivite tutumunun toplam puanı ile özerklik (r = 0,230), yeterlik (r = 0,217) ve ilişkilenme (r = 0,147) arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Regresyon analizleri sonucunda özerklik ve yeterlik ihtiyaçlarının özellikle fiziksel aktivitenin sağlık boyutunu anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir. Ayrıca spor yapan öğrencilerin fiziksel aktivite tutumlarının ve temel psikolojik ihtiyaç düzeylerinin spor yapmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Cinsiyet değişkeni açısından erkek öğrencilerin fiziksel aktivite tutumları ile özerklik ve yeterlik düzeylerinin kız öğrencilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, genç ergenlerde temel psikolojik ihtiyaçların karşılanmasının fiziksel aktiviteye yönelik olumlu tutum geliştirilmesinde önemli bir rol oynadığı belirlenmiştir. Özellikle özerklik ve yeterlik ihtiyaçlarının desteklenmesi, ergenlerin fiziksel aktiviteye katılımını artırabilecek önemli psikolojik faktörler olarak öne çıkmaktadır. Bu doğrultuda beden eğitimi öğretmenlerinin, antrenörlerin ve eğitim politikası geliştiricilerinin gençlerin temel psikolojik ihtiyaçlarını destekleyen uygulamalara öncelik vermeleri önerilmektedir.
Genç ergenlerde egzersiz motivasyonunun bireysel ve sosyal sorumluluk düzeylerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, genç ergenlerde egzersiz motivasyonunun bireysel ve sosyal sorumluluk düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu 2025–2026 eğitim-öğretim yılında Kahramanmaraş ilinde öğrenim gören ve kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen toplam 297 ergen öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Egzersiz Motivasyonu Tutum Ölçeği ve Bireysel ve Sosyal Sorumluluk Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklemler t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, cinsiyet değişkeni açısından egzersiz motivasyonunun “Pozitif Bakış ve Sağlık” ile “Fiziksel Görünüm ve Sağlık” alt boyutlarında erkek öğrenciler lehine anlamlı farklılıklar bulunurken, “Olumsuz Tutum ve Düşünce” ile bireysel ve sosyal sorumluluk düzeylerinde anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Gelir düzeyi değişkenine göre egzersiz motivasyonu ve bireysel-sosyal sorumluluk puanlarında anlamlı farklılık görülmemiştir. Spor yapan öğrencilerin spor yapmayanlara kıyasla egzersiz motivasyonunun olumlu boyutlarında ve bireysel ve sosyal sorumluluk düzeylerinde daha yüksek puanlara sahip oldukları belirlenmiştir. Korelasyon analizi sonuçları, egzersiz motivasyonunun tüm alt boyutları ile bireysel ve sosyal sorumluluk arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermiştir. Regresyon analizi sonuçları ise egzersiz motivasyonunun bireysel ve sosyal sorumluluğun anlamlı bir yordayıcısı olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle “Fiziksel Görünüm ve Sağlık” alt boyutunun bireysel ve sosyal sorumluluk düzeylerini açıklamada en yüksek yordayıcı güce sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, genç ergenlerde egzersiz motivasyonunun bireysel ve sosyal sorumluluk gelişimini destekleyen önemli bir psikososyal unsur olduğu söylenebilir. Düzenli egzersize katılımı teşvik eden ve motivasyonu artıran uygulamaların, ergenlerin sorumluluk davranışlarının geliştirilmesine katkı sağlayabileceği değerlendirilmektedir.
12 haftalık yüzme egzersizinin skolyozlu çocuklarda cobb açısı, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluşa etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, 12 haftalık temel yüzme eğitiminin 8–14 yaş aralığındaki skolyozlu çocukların Cobb açısı, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluş düzeyleri üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmaya Gümüşhane ilinde yaşayan ve uzman hekim tarafından skolyoz tanısı konulmuş 24 çocuk gönüllü olarak katılmıştır. Araştırma tek gruplu ön test-son test yarı deneysel desen ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak katılımcıların Cobb açı değerleri, Stirling Çocuklar İçin Duygusal ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Çocuk Beden İmajı Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılara 12 hafta boyunca düzenli temel yüzme eğitimi uygulanmıştır. Elde edilen veriler Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi, Mann–Whitney U Testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, 12 haftalık yüzme eğitimi sonrasında katılımcıların Cobb açılarında anlamlı düzeyde azalma olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca psikolojik iyi oluş puanlarının ön test değerlerine göre anlamlı düzeyde arttığı tespit edilmiştir (p<0,05). Buna karşın beden imajı algısında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim bulunmamıştır (p>0,05). Cinsiyet değişkenine göre yapılan analizlerde Cobb açısı ve psikolojik iyi oluş değişimlerinin kadın ve erkek katılımcılar arasında anlamlı farklılık göstermediği belirlenmiştir (p>0,05). Korelasyon analizi sonuçları, psikolojik iyi oluş düzeyi ile bazı araştırma değişkenleri arasında anlamlı ilişkiler bulunduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, 12 haftalık temel yüzme eğitiminin skolyozlu çocuklarda fiziksel ve psikolojik açıdan olumlu etkiler oluşturduğu söylenebilir. Bulgular, yüzme egzersizlerinin skolyozlu çocukların destekleyici tedavi ve rehabilitasyon programlarında kullanılabileceğini göstermektedir.
Sporcularda ruminatif düşünce ve spora özgü kaygı düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, sporcularda müsabaka süreçlerinde ortaya çıkan ruminatif düşünce biçimleri ile spora özgü kaygı düzeyleri (somatik kaygı, endişe ve konsantrasyon bozukluğu) arasındaki ilişkinin betimsel ve ilişkisel bir yaklaşımla incelenmesidir. Çalışma, yüksek performans beklentisinin sporcuların bilişsel süreçleri üzerindeki etkilerini belirlemeyi ve psikolojik hazırlık stratejilerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini, farklı spor branşlarında faaliyet gösteren 168 erkek ve 175 kadın olmak üzere toplam 343 sporcu oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Spor Müsabakası Ruminasyon Ölçeği ile Sporcu Kaygı Ölçeği-2 kullanılmıştır. Veriler; tanımlayıcı istatistikler, Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve basit doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular, müsabaka ruminasyonunun endişe, konsantrasyon bozukluğu ve somatik kaygı üzerinde anlamlı ve yordayıcı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Cinsiyet açısından ruminasyon düzeyleri benzer bulunurken, kadın sporcuların somatik kaygı ve konsantrasyon bozukluğu puanlarının erkek sporculara göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Spor deneyimi arttıkça kaygı yönetimi ve odaklanma becerilerinin geliştiği, eğitim düzeyi yükseldikçe ise kaygı puanlarının arttığı saptanmıştır. Ayrıca aile desteği alan sporcuların kaygı düzeylerinin daha düşük olması, sosyal desteğin koruyucu rolünü ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, müsabaka sonrası olumsuz deneyimlere ilişkin ruminatif düşüncelerin gelecekteki performans kaygısını artırdığı belirlenmiş; bu doğrultuda ruminasyonu azaltmaya yönelik psikolojik müdahale programları ile aile destek mekanizmalarının güçlendirilmesi önerilmektedir.
Farklı demografik özelliklere göre futbolcuların öfke ve saldırganlık ile kişilik özelliklerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, futbolcuların kişilik özellikleri ile sporda saldırganlık ve öfke düzeyleri arasındaki ilişkinin çeşitli demografik değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2024–2025 futbol sezonunda aktif olarak futbol oynayan toplam 718 futbolcu oluşturmaktadır. Katılımcıların 642’si erkek, 76’sı kadın sporculardan oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Beş Faktör Kişilik Ölçeği ve Sporda Saldırganlık ve Öfke Ölçeği kullanılmıştır. Veriler Google Formlar aracılığıyla çevrim içi ortamda toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda futbolcuların kişilik özellikleri ile saldırganlık ve öfke düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Özellikle Nörotiklik kişilik özelliği ile saldırganlık ve öfke düzeyleri arasında pozitif yönlü ilişki bulunurken, yumuşak başlılık ve öz denetimlilik özellikleri ile saldırganlık ve öfke düzeyleri arasında negatif yönlü ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca yaş, spor yapma yılı ve eğitim düzeyi gibi bazı demografik değişkenlerin futbolcuların saldırganlık ve öfke düzeyleri üzerinde anlamlı farklılık oluşturduğu belirlenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda kişilik özelliklerinin sporcuların saldırganlık ve öfke davranışları üzerinde önemli bir belirleyici olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ortaokul öğrencilerinin beden eğitimi dersine yönelik yatkınlıkları, öz düzenleme becerileri ve öğretmen geri bildiriminin arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ortaokul öğrencilerinin beden eğitimi dersine yönelik yatkınlıkları ile algıladıkları öz düzenleme becerileri ve öğretmen geri bildirimleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Nicel araştırma yaklaşımına dayalı ilişkisel tarama modeliyle yürütülen çalışma, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında Gümüşhane ilindeki Millî Eğitim Bakanlığına bağlı beş ortaokulda öğrenim gören 373’ü kız ve 385’i erkek olmak üzere toplam 758 öğrenciden oluşmaktadır. Veri toplama sürecinde Kişisel Bilgi Formu, Beden Eğitimi Yatkınlık Ölçeği (BEYÖ), Algılanan Öz Düzenleme Ölçeği (AÖDÖ) ve Algılanan Öğretmen Geri Bildirim Ölçeği (AÖGBÖ) kullanılmış; analizlerde betimsel istatistikler, bağımsız örneklemler için t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon katsayısı ve çoklu regresyon yöntemlerinden yararlanılmıştır. Araştırma bulguları, öğrencilerin beden eğitimi yatkınlığı, algılanan öz düzenleme ve öğretmen geri bildirim düzeylerinin genel olarak orta ve üzeri düzeyde olduğunu göstermiştir. Algılanan öz düzenleme becerisinin beden eğitimi yatkınlığının anlamlı bir yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Öğretmen geri bildirimleri açısından özellikle performans bilgisi ve pozitif geri bildirim boyutlarının hem beden eğitimi yatkınlığı hem de öz düzenleme üzerinde olumlu etkiler yarattığı; buna karşın negatif sözel olmayan geri bildirimin beden eğitimi yatkınlığını olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Bunun yanında sporla aktif biçimde ilişkili olan öğrencilerin-okul spor takımlarında yer alma, kulüplerde lisanslı spor yapma veya ailede spor geçmişine sahip olma-beden eğitimi yatkınlığı ve öz düzenleme düzeylerinin anlamlı biçimde daha yüksek olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar, beden eğitimi ve spor ortamlarında yapılandırılmış öğretmen geri bildiriminin ve öz düzenleme becerilerinin öğrenci gelişimini desteklemede kritik bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.