
718
Arşivlenen Tez
260
DOI Atanmış
36%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Sarıçam ormanlarında ökseotu (Viscum album L. ssp. austriacum) bulunma ve bulaşma durumu: Olur Orman İşletme Şefliği örneği
Yarı parazit bir bitki olan ökseotu (Viscum album L. ssp. austriacum), sarıçam (Pinus sylvestris L.) meşcerelerinde konukçusunun su ve mineral kaynaklarından yararlanarak fizyolojik stres oluşturabilmektedir. Bu çalışmada, Olur Orman İşletme Şefliği sınırlarındaki saf sarıçam meşcerelerinde ökseotunun bulunma ve bulaşma durumunun belirlenmesi, bulaşmanın ağaç ve meşcere özellikleriyle ilişkilerinin ortaya konulması ve çap artımıyla ilişkisinin farklı değerlendirme yöntemleriyle incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, büyüklükleri 400–800 m² arasında değişen 36 örnek alanda yürütülmüştür. Bulaşma şiddetinin belirlenmesinde Altı Dereceli Bodur Ökseotu Sınıflandırma Sistemi (ADBÖSS) kullanılmış; ayrıca ökseotu öbeklerini sayı ve büyüklüklerine göre değerlendiren Hacimsel Olarak Güçlendirilmiş ADBÖSS (HOGADBÖSS) uygulanmıştır. Artım kalemlerinden elde edilen yıllık halka verileriyle son 10, 20 ve 30 yıllık çap artımları değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında, incelenen 672 ağacın 518’inde (%77,1) ökseotu belirlenirken 154’ünde (%22,9) ökseotuna rastlanmamıştır. Bulaşmanın özellikle 1800 m’nin altında, 30–40 cm çap grubundaki bireylerin bulunduğu orta kapalı meşcerelerde yoğunlaştığı; meşcere kapalılığı ve yükseltiye bağlı olarak belirgin biçimde farklılaştığı belirlenmiştir. Ökseotu yükünün taç içerisinde homojen dağılmadığı ve yoğun bulaşmanın orta ve üst taç bölümlerinde arttığı görülmüştür. Yıllık halka analizlerinde bulaşma göstergeleri ile dönemsel çap artımları arasında ilişkiler görülmekle birlikte, yaş ve mevcut çap kontrol edildiğinde bulaşmanın çap artımı üzerindeki bağımsız etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. HOGADBÖSS, çap artımını açıklamada ADBÖSS’ye göre istatistiksel üstünlük göstermemiş; ancak öbeklerin sayı, büyüklük ve taç içindeki dağılımını dikkate alarak bulaşma yükünün daha ayrıntılı değerlendirilmesini sağlamıştır. Bulgular, bölgedeki silvikültürel müdahale, izleme ve mekanik mücadele çalışmalarının planlanması için bilimsel bir altlık sunmaktadır.
Sarıçam ormanlarında ökseotu (viscum album L. ssp. austriacum) bulunma ve bulaşma durumu: Olur orman işletme şefliği örneği
Yarı parazit bir bitki olan ökseotu (Viscum album L. ssp. austriacum), sarıçam (Pinus sylvestris L.) meşcerelerinde konukçusunun su ve mineral kaynaklarından yararlanarak fizyolojik stres oluşturabilmektedir. Bu çalışmada, Olur Orman İşletme Şefliği sınırlarındaki saf sarıçam meşcerelerinde ökseotunun bulunma ve bulaşma durumunun belirlenmesi, bulaşmanın ağaç ve meşcere özellikleriyle ilişkilerinin ortaya konulması ve çap artımıyla ilişkisinin farklı değerlendirme yöntemleriyle incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, büyüklükleri 400–800 m² arasında değişen 36 örnek alanda yürütülmüştür. Bulaşma şiddetinin belirlenmesinde Altı Dereceli Bodur Ökseotu Sınıflandırma Sistemi (ADBÖSS) kullanılmış; ayrıca ökseotu öbeklerini sayı ve büyüklüklerine göre değerlendiren Hacimsel Olarak Güçlendirilmiş ADBÖSS (HOGADBÖSS) uygulanmıştır. Artım kalemlerinden elde edilen yıllık halka verileriyle son 10, 20 ve 30 yıllık çap artımları değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında, incelenen 672 ağacın 518’inde (%77,1) ökseotu belirlenirken 154’ünde (%22,9) ökseotuna rastlanmamıştır. Bulaşmanın özellikle 1800 m’nin altında, 30–40 cm çap grubundaki bireylerin bulunduğu orta kapalı meşcerelerde yoğunlaştığı; meşcere kapalılığı ve yükseltiye bağlı olarak belirgin biçimde farklılaştığı belirlenmiştir. Ökseotu yükünün taç içerisinde homojen dağılmadığı ve yoğun bulaşmanın orta ve üst taç bölümlerinde arttığı görülmüştür. Yıllık halka analizlerinde bulaşma göstergeleri ile dönemsel çap artımları arasında ilişkiler görülmekle birlikte, yaş ve mevcut çap kontrol edildiğinde bulaşmanın çap artımı üzerindeki bağımsız etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. HOGADBÖSS, çap artımını açıklamada ADBÖSS’ye göre istatistiksel üstünlük göstermemiş; ancak öbeklerin sayı, büyüklük ve taç içindeki dağılımını dikkate alarak bulaşma yükünün daha ayrıntılı değerlendirilmesini sağlamıştır. Bulgular, bölgedeki silvikültürel müdahale, izleme ve mekanik mücadele çalışmalarının planlanması için bilimsel bir altlık sunmaktadır.
Dilimleme destekli hiper çıkarım ile hava fotoğraflarından bireysel ağaç segmentasyonunun iyileştirilmesi ve ağaç metriklerinin türetimi
Ağaçlar; karbon depolama, mikro iklimin düzenlenmesi ve ekolojik dengenin korunması açısından kentsel ile orman ekosistemlerinin temel bileşenleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle kentsel alanlarda, orman meşcerelerinde ve orman dışı ağaç topluluklarında ağaçların tekil düzeyde doğru biçimde çıkarılması; biyokütle tahmini, karbon stoklarının izlenmesi, orman envanterinin güncellenmesi ve sürdürülebilir kent ve arazi yönetimi açısından önem taşımaktadır. Bununla birlikte hava fotoğraflarından ağaçların semantik segmentasyonu, tekil ağaçların örnek düzeyinde ayrıştırılması ve elde edilen bölütler üzerinden ağaç metriklerinin türetilmesi; tepe taçlarının birbiriyle örtüşmesi, gölge ve aydınlatma koşullarındaki değişimler ile arka plan karmaşıklığı nedeniyle otomatikleştirilmesi güç bir süreçtir. Bu tez çalışmasında, Dilimleme Destekli Hiper Çıkarım (Slicing Aided Hyper Inference-SAHI) yöntemini görsel temel modellerden Segment Anything Model (SAM) ailesinin son sürümü olan SAM 3 ile birleştiren bir yaklaşım önerilmiştir. Öncelikle ağaçların semantik segmentasyonu gerçekleştirilmiş, ardından bireysel ağaç ve kanopi segmentasyonu örnek düzeyinde yapılmış, son aşamada ise elde edilen bölütlerden ağaç metrikleri türetilmiştir. Bu aşamalar, SAM 3’ün tek başına ve SAHI ile birlikte kullanıldığı iki ayrı yapılandırmada yürütülmüş; böylece SAHI yönteminin segmentasyon başarımına katkısı doğrudan karşılaştırılarak OAM-TCD veri seti üzerinde değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar kesinlik, duyarlılık, F1 skoru ve kesişimin birleşime oranı (IoU) ölçütleri üzerinden değerlendirilmiştir. Ağaç örtüsü semantik segmentasyon sonuçları incelendiğinde SAM 3 modeline SAHI dilimli çıkarım mekanizmasının entegre edilmesinin; IoU değerini %67,2’den %72,5’e, F1 skorunu %80,4’ten %84,1’e ve duyarlılık oranını %74,6’dan %86,5’e yükselttiği gözlemlenmiştir. Bireysel ağaç tacı tespitinde ise kanopi bölgeleri dışında duyarlılık %23,4’ten %63,2’ye, F1 skoru %36,0’dan %52,8’e, mAP50 değeri ise 20,84'ten 47,90'a yükselmiştir.
Yapay zekâ tartışmalarına teolojik yaklaşım
Hızla gelişen yapay zekâ teknolojisi insanın en yeni ve etkin başarısı olarak görülmektedir. Yapay zekâ hayatın her alanına nüfuz ederek birçok alanda ihtiyaca çözümler üretebilen yapısı yanında, insana ve onun inancına dair bir takım iddialara kaynaklık etmesi yönünden tartışılmaya muhtaç bir konu haline gelmiştir. Özellikle yapay zekâ teknolojilerini teolojik ve ontolojik boyutlarıyla Kelam ilmi perspektifinden inceleyen bu çalışma, yapay zekânın bilinç ve irade kazanımına dair iddialarını, insanın ontolojisi ve teklife muhatap olması çerçevesinde incelemektedir. Ayrıca epistemolojik yeterliliği, transhümanizm gibi din karşıtı ideolojilerce tevhide aykırı şekillerde kullanılmak üzere desteklenmesi onu araçtan öte bir varlık olarak gösteren tartışmalar içerisine yerleştirmektedir. Yapay zeka çalışmalarına artan destek ve önem onu gelecekte daha bilinçli durumlar gösteren genel yapay zekâya ulaştıracağına dair kanaat oluşturmaktadır. Bu durum, Kelam ilminin konuya dair güncel ve dinamik argümanlar üretmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Kelam ilmi İslâm akaidi çerçevesinde dinin özüne sadık açıklamaları ve savunmaları ile insanı kulluk dairesinden çıkaracak itikadi iddiaların oluşturduğu sapmaları önlemektedir. Çalışma yapay zekânın itikadın temelini oluşturan tevhit ve ahirete dair sapmalara sebebiyet verebilecek iddiaları konu edinmektedir. Ölümsüzlük, dinin yerini teknolojinin alması, insanın yaratıcı olarak konumlanması bunlardan bir kaçıdır. İslâm kelamının ve yapay zekânın iddialarının karşılaştırılması için kavram açıklamalarına ve insan mahiyetine dair kaynak taraması yapılmıştır. Henüz kesin, açık bir açıklaması olmayan bilinç ve ruh gibi kavramların çalışılması yanında yapay zeka sistemlerindeki hızlı gelişmeler konu hakkındaki kanaati belirlemeyi zorlaştıran etmenler olmuştur. Buna rağmen yapay zekâyı tanımak, kelami argümanlarını tartışmak ve doğruluk değerlerini belirlemek açısından çalışma değerlidir.
COP29 bağlamında Türkiye'nin yenilenebilir enerji politikaları ve küresel iklim hedefleri
Bu araştırmanın amacı, Türkiye’nin yenilenebilir enerji politikalarını incelemek ve bu politikaların 2024 yılında Azerbaycan’ın Bakü şehrinde gerçekleştirilen COP29 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na yansımalarını değerlendirmektir. Bu kapsamda Türkiye’nin enerji politikalarının dönüşümü, yenilenebilir enerji kaynaklarının gelişimi, iklim değişikliği politikaları ve küresel iklim hedefleriyle uyum süreci karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş ve doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda COP29 karar metinleri, ulusal enerji strateji belgeleri, Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı, uluslararası enerji raporları, yenilenebilir enerji istatistikleri ve konuya ilişkin akademik çalışmalar incelenmiştir. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle değerlendirilerek yenilenebilir enerji politikaları, karbon emisyonlarının azaltılması, sürdürülebilir kalkınma, enerji dönüşümü, net sıfır emisyon hedefleri ve COP29 süreci temel temalar olarak ele alınmıştır. Araştırma sonucunda Türkiye’nin yenilenebilir enerji politikalarında özellikle son yıllarda önemli ilerlemeler kaydettiği gözlenmiştir. Güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve jeotermal enerji yatırımlarının enerji dönüşüm sürecinde önemli rol oynadığı görülmüştür. COP29 sürecinin Türkiye’nin enerji politikalarında sürdürülebilirlik, yeşil dönüşüm, net sıfır emisyon ve uluslararası iklim hedefleriyle uyum konularını daha görünür hale getirdiği ortaya konmuştur. Bununla birlikte fosil yakıt bağımlılığı, enerji altyapısındaki sınırlılıklar ve finansman ihtiyacı, Türkiye’nin küresel iklim hedefleriyle tam uyum sağlamasının önündeki temel engeller olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Türkiye’nin enerji politikalarının tam dönüşüm öncesi bir geçiş aşamasında olduğu ve yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması, enerji verimliliğinin artırılması, teknolojik altyapının güçlendirilmesi ve iklim politikalarıyla enerji politikalarının daha bütünleşik biçimde yürütülmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Akıllı şebekelerle uyumlu yenilenebilir enerji sistemleri için entegrasyon modeli
Enerji dönüşümü bağlamında, yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş ve rüzgâr enerjisinin elektrik şebekelerine giderek artan entegrasyonu; kararlılık, kesintililik yönetimi ve kaynak optimizasyonu açısından önemli zorluklar ortaya çıkarmaktadır. Bu zorluklar aynı anda kesintisiz beslemeyi, arz-talep dengesini ve akıllı şebeke gereksinimlerine uyumluluğu sağlayabilen entegrasyon modellerinin geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çalışma, akıllı şebekelerle uyumlu yenilenebilir enerji entegrasyonu için kural tabanlı kontrol (KTK) yöntemiyle çalışan ve enerji yönetim sistemi (EYS) tarafından yönetilen hibrit bir mikro-şebeke modeli önermektedir. Mikro-şebeke değiştir ve gözle algoritmalı maksimum güç noktası takibi (MGNT) yaklaşımıyla ilişkilendirilmiş 19.7 kW'lık bir fotovoltaik (FV) sistem, ortalama 6.2 kW güç üreten sabit mıknatıslı senkron generatörlü (SMSG) bir rüzgâr enerjisi sistemi, 100 Ah'lik bir batarya ve 700V DA bara üzerinde birbirine bağlı 8 kW'lık paralel RLC yükünden oluşmaktadır. Sistemin enerji akışı dinamiklerini ve bileşenler arasındaki etkileşimleri modellemek, simüle etmek ve analiz etmek amacıyla MATLAB/Simulink ortamında sistematik bir yaklaşım benimsenmiştir. Beş çalışma senaryosu incelenmiş olup, bu senaryolar güneş enerjisi modu, rüzgâr enerjisi modu, ada modu, aşırı yük modu ve batarya modu olarak tanımlanmıştır. Sonuçlar, güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisi modlarında 8 kW'lık yükün elektrik talebinin tamamen karşılandığını ve fazla enerjinin bataryaya yönlendirildiğini göstermektedir. Ada modunda, şebeke bağlantısı kesilmesine rağmen besleme sürekliliği sağlanmış ve DA bara gerilimi 700V'ta kararlı kalmıştır. 100 kW'lık aşırı yük modunda ise KTK-EYS, elektrik talebini karşılamak için şebeke, rüzgâr, güneş ve deşarj modundaki bataryayı koordineli biçimde yönetmiştir. Bu sonuçlar önerilen modelin etkinliğini ve akıllı şebekelerin işlevsel gereksinimlerine uygunluğunu doğrulamaktadır.
Akademik personelin cam tavan algısı üzerinden ampirik bir çalışma: Gümüşhane Üniversitesi örneği
Kadınların çalışma yaşamındaki varlığı ve iş gücüne katılımı zaman içerisinde artış göstermesine rağmen, kariyer süreçlerinde kadın ve erkekler arasında çeşitli farklılıkların devam ettiği görülmektedir. Özellikle kadınların üst yönetim ve karar alma mekanizmalarında erkeklere kıyasla daha düşük düzeyde temsil edilmeleri, çalışma yaşamında karşılaşılan önemli kariyer engellerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Kadınların mesleki yeterlilik ve deneyimlerinden bağımsız olarak üst düzey pozisyonlara yükselmelerini sınırlandıran görünmez engeller literatürde “cam tavan” kavramı ile açıklanmaktadır. Cam tavan; bireysel, toplumsal ve örgütsel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkabilmekte ve kadınların kariyer gelişimlerini, terfi olanaklarını ve yönetim kademelerine erişimlerini sınırlandırabilmektedir. Akademik çalışma yaşamında da kadınların sayısal temsilindeki artışın yönetsel pozisyonlara aynı ölçüde yansımaması, cam tavan olgusunun yükseköğretim kurumları açısından incelenmesini önemli hâle getirmektedir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı, yükseköğretim kurumunda görev yapan akademik personelin, kadınların yaşadığı cam tavan sendromuna ilişkin algı ve tutumlarını araştırmak ve değerlendirmektir. Araştırmanın evrenini, Gümüşhane Üniversitesi bünyesinde görev yapan akademik personel oluşturmaktadır. Araştırmada nicel araştırma yönteminden yararlanılmış, veriler anket tekniği ile elde edilmiştir. Geçerli kabul edilen toplam 251 anketten elde edilen veriler SPSS 27 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada analiz edilen verilere göre akademisyenlerin, cam tavan engellerine ilişkin tutumlarının cinsiyete göre anlamlı biçimde farklılaştığı ve kadın akademisyenlerin bu engelleri birçok alanda erkek akademisyenlere göre daha yoğun bir biçimde yaşadığı belirlenmiştir.
Critic tabanlı Marcos yöntemi ile inovasyon performanslarının değerlendirilmesi: Avrupa Birliği üye ülkeleri ve Türkiye örneği
Küresel rekabet ortamında inovasyon, ülkelerin ekonomik büyüme, teknolojik gelişme ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmalarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle ülkelerin inovasyon performanslarının çok boyutlu göstergeler kullanılarak değerlendirilmesi ve karşılaştırılması politika yapıcılar açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, Avrupa Birliği (AB)’ye üye 27 ülke ve Türkiye’nin inovasyon performanslarını çok kriterli karar verme (ÇKKV) ile analiz etmektir. Bu amaç için inovasyon performansını temsil eden yedi ana kriter kullanılmıştır. Bu kriterler; kurumlar, beşeri sermaye ve araştırma, altyapı, pazar gelişmişliği, iş gelişmişliği, bilgi ve teknoloji çıktıları ve yaratıcı çıktılarıdır. Bu çalışmada kriter ağırlıkları nesnel bir yaklaşım sunan CRITIC yöntemi ile belirlenmiş, ülkelerin inovasyon performanslarının sıralanmasında ise MARCOS yöntemi kullanılmıştır. CRITIC yöntemi ile elde edilen sonuçlara göre inovasyon performansının değerlendirilmesinde en yüksek ağırlığa sahip kriterin altyapı olduğu belirlenmiştir. MARCOS yöntemi ile elde edilen sonuçlara göre Hollanda, Finlandiya ve Danimarka inovasyon performansı açısından ilk sıralarda yer alırken Portekiz, Romanya ve Malta alt sıralarda yer almıştır. Türkiye ise düşük düzeyde bir performans sergileyerek sıralamada alt grupta yer almıştır. Bulgular, Avrupa ülkeleri arasında inovasyon kapasitesi bakımından önemli farklılıklar bulunduğunu ve özellikle güçlü altyapı, gelişmiş pazar yapısı ve yaratıcı üretim kapasitesine sahip ülkelerin inovasyon performansının daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Taşrada yaşayan kadınların sanal kimlik rolleri üzerine dramaturjik bir inceleme (Gümüşhane merkez örneği)
Günümüzde sosyal medya platformları bireylerin kendilerini görünür kıldığı, kimliklerini sunduğu ve performanslar sergilediği önemli dijital etkileşim alanlarıdır. Özellikle Instagram, kullanıcıların benlik sunumlarını şekillendirdikleri bir sahne olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu benlik sunumunun yalnızca bireysel tercihlerle değerlendirilmesi eksik bir yorumdur. Çünkü bireylerin dijital kimlikleri, içinde yaşadıkları toplumsal ve kültürel çevre tarafından da biçimlendirilmektedir. Bu sebeple araştırma, taşrada yaşayan kadınların Instagram’daki sanal kimlik rollerini Erving Goffman’ın dramaturjik yaklaşımı çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nitel araştırma yaklaşımı doğrultusunda bütüncül tek durum çalışması deseninde tasarlanmıştır. Çalışma grubu, Gümüşhane Merkez’de yaşayan ve Instagram’ı aktif olarak kullanan 22 kadından oluşmaktadır. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşmeler ve aynı katılımcıların Instagram hesaplarına yönelik gözlemler aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler hibrit tematik analiz ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları, katılımcıların Instagram’da anne, eş, üreten kadın, sosyal kadın ve doğasever gibi farklı kimlik performansları sergilediklerini göstermektedir. Kadınların bu kimlikleri taşra bağlamında etkili olan toplumsal normlar ve tanıdık seyirci kitlesinin olası değerlendirmelerini dikkate alarak yönettikleri belirlenmiştir. Katılımcıların aile yaşamı gibi bazı kişisel alanları çoğunlukla sahne arkasında bıraktıkları ve buna karşılık toplumsal açıdan risksiz görülen içerikleri sahne önüne taşıdıkları tespit edilmiştir. Bu süreçte mahremiyet yönetimi, öz-denetim, içerik sansürü, seyirci seçimi ve görünürlüğü sınırlandırma gibi çeşitli izlenim yönetimi stratejilerinin yaygın biçimde kullanıldığı belirlenmiştir. Bununla beraber katılımcıların olası tepkileri önceden hesaplayarak önleyici görünürlük stratejileri de kullandıkları görülmüştür. Ancak taşrada dijital görünürlüğün yalnızca dışsal bir toplumsal denetim alanı olmadığı, aynı zamanda içselleştirilmiş bir öz-denetim mekanizmasına dönüştüğü değerlendirilmiştir. Sonuç olarak taşra bağlamı, kadınların Instagram’daki kimlik performanslarını sınırlandıran, aynı zamanda aidiyet duygusunun, kültürel ve yerel değerlerin yeniden üretildiği bir toplumsal bağlam olarak değerlendirilmiştir.
İnsana yakışır iş ile üretkenlik karşıtı iş davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesine yönelik bir araştırma
Bu araştırmanın temel amacı, insana yakışır iş (decent work) ile üretkenlik karşıtı iş davranışları ( ÜKİD) arasındaki ilişkinin incelenmesdir. Çalışma hayatının niteliği ile çalışanların üretken olmayan sapkın davranış eğilimleri arasındaki bağı ampirik olarak test etmeyi hedefleyen bu çalışma, okul çalışanları ( öğretmen ve idari görevliler) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış veriler "İnsana Yakışır İş Ölçeği" ve "Üretkenlik Karşıtı İş Davranışları Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Yapılan güvenirlik analizlerinde ölçeklerin iç tutarlılık katsayıları hesaplanmış, her iki ölçeğin de yüksek düzeyde güvenilir olduğu belirlenmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkiyi tanımlamak amacıyla yapılan korelasyon analizi bulguları sonucunda, insana yakışır iş ile üretkenlik karşıtı iş davranışları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Bu bulgular sonucunda "İnsana yakışır iş ile üretkenlik karşıtı iş davranışları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki vardır" şeklindeki temel hipotezi reddedilmiştir. Bu bulgu, özellikle örneklemde yer alan okul çalışanları arasında, iyi çalışma koşullarına ilişkin algıların verimsiz davranışlarda belirleyici bir rol oynamadığını göstermektedir. Çalışma sonuçları, yüksek mesleki deneyim (%33,8'i 26 yıl veya daha fazla deneyime sahip), eğitim düzeyi ve kurumsal kültür gibi diğer faktörlerin bu ilişkiyi etkilemiş olabileceğini düşündürmektedir. Sonuç olarak, okul ortamında insana yakışır iş, işin fiziksel ve ekeonomik koşullarından ziyade, kişisel etik değerler, örgüt kültürü ve mesleki disiplin gibi çeşitli değişkenlerden etkilenmektedir.