
651
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0
Departman
0
Araştırmacı
Arşivlenen Tez
Örencik köyü (Çanakkale/Yenice) kuzeyindeki Pb- Zn-Cu epitermal cevherleşmelerin mineralojik ve kökensel incelemesi
Çalışma alanı Çanakkale İli'nin güneyinde bulunan Yenice İlçesi'ne bağlı Örencik Köyü ve kuzey bölgesini kapsamaktadır. Çalışma kapsamında yörenin litolojik birimleri ayırtlanmış, alanda yer alan hidrotermal Cu-Pb-Zn içerikli kuvars damarları ve Sayanınbendi deresi boyunca döküntü şeklinde gözlenen manyetit parçaları hakkında yorumlamaya gidilmiştir. İnceleme alanının temelini Alt Triyas yaşlı Karakaya Karmaşığı oluşturmaktadır. Birim Oligo- Miyosen yaşlı Eybek Granitoyidi tarafından kesilmektedir. Granitoyid uyumsuz olarak Pliyosen çökelleri ile örtülmüştür. Sahadaki en genç birim Kuvarterner yaşlı alüvyondur. İnceleme alanında çeşitli lokasyonlarda yapılan çatlak ölçümlerine göre oluşturulan gül diyagramlarına göre, ağırlıklı olarak KD-GB doğrultu fay gelişimleri ile ilişkili gelişmiş çatlak sistemleri belirlenmiştir. Bunlar fay sistemlerine göre dik yönde, bazen enine, bazen boyuna ve/veya çapraz (verev) kırık/çatlak sitemleridir. Sahadaki etkin KD-GB yönlü kuvvetlere bağlı gelişmiş bu çatlak sistemlerinden dik yönde olanlara bağlı Sayanınbendi Deresi civarında hidrotermal cevherleşmeler gelişmiştir. Bu cevherleşmeler Eybek Granitoyidi ve Karakaya karmaşığının metamorfiklerinin kontağına yakın zonlarda gelişmişlerdir. Eybek Granitoyidi bünyesindeki cevherleşmeler epitermal damar tip cevherleşmelerdir. Belirlenen cevher minerali galenit, kalkopirit, sfalerit ve arjantittir. Yapılan petrografik analiz sonuçlarına göre kayaçların granit ve hornblendli granit olduğu, analiz sonuçlarının kökensel amaçlı olarak değerlendirildiğinde subalkali olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sahasında mostra veren Eybek Granitoyidinde yer yer hematitleşme ve limonitleşme gibi alterasyonlar gözlenmektedir. Mineralizasyonların ve kırık hatlarının mevcut olduğu alanlarda ise silisleşmeler ve killeşmeler mevcuttur. Alterasyonlar Sayanınbendi deresi ve Ilıca mevkisinde gözlenmekte olup, kırıklı-deforme alanlarda alterasyon yoğunluğu artmaktadır. Tez çalışması kapsamında gerçekleştirilen cevher mikroskobisi çalışmalarında manyetit, kalkopirit, galenit ve sfalerit cevher mineralleri belirlenmiştir.
İşsizlik ve üçüz açık
İşsizlik dünya genelinde birçok ülkenin karşı karşıya kaldığı makroekonomik sorunlardan biridir. Bu nedenle oldukça önem arz eden ciddi bir ekonomik sorundur. İşsizlik, gelişmişlik düzeylerine göre her ülkede farklı boyutlarda etkili olmakla beraber özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde, zamanla yapısal bir problem haline gelmektedir. Ekonomide iç ve dış dengeyi temsil eden tasarruf- yatırım dengesi, bütçe dengesi ve cari dengedeki bozulmalar, farklı ekonomik sorunları beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla dünyada her geçen gün artan işsizliğin, üçüz açığı oluşturan bileşenlerle ilişkisi merak edilmektedir. Bu çalışmanın amacı makroekonomik istikrarsızlığın önemli göstergelerinden biri olan işsizliğin, üçüz açığı oluşturan tasarruf açığı, bütçe açığı ve cari açıkla olan ilişkisini incelemektir. Bu amaçla Türkiye'de işsizlik ve üçüz açık ilişkisi, 2000:1-2020:4 dönemini kapsayan veriler kullanılarak Yapısal VAR (SVAR) yöntemiyle tahmin edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda, işsizliği en fazla etkileyen değişkenin cari açık en az etkileyen değişkenin ise bütçe açığı değişkeni olduğu görülmüştür. Ayrıca tasarruf açığı değişkeni ve modelde kontrol değişken olarak yer alan döviz kuru değişkeninin işsizliği azalttığı sonucuna ulaşılmıştır.
Doktor ve siyasetçi olarak Kemalettin Aydın
Türkiye'de hem siyaset hem de tıp alanında önemli bir yere sahip olan Prof. Dr. Kemalettin Aydın'ın yaşamı bu tez çalışmasında biyografik anlamda ele alınmıştır. Bu araştırmada Aydın'ın siyasi kariyeriyle birlikte ulusal ve yerel siyasetle olan ilişkisi de incelenmiştir. Yapılan çalışma süresince Kemalettin Aydın ile mülakatlar yapılmış ve Aydın'ın şahsi arşivinden de faydalanılmıştır. Bu tezde Kemalettin Aydın'ın yaşamı siyaset öncesi, siyaset dönemi ve siyaset sonrası olmak üzere üç kısıma ayrılarak örnek bir profil çıkarılmıştır. İlk önce kavramsal olarak siyaset kavramı ele alınmış sonrasında Kemalettin Aydın'ın doğumu, çocukluğu ve gençliğinden kısaca bahsedilmiş olup Aydın'ın bir doktor ve politikacı olarak Türk siyasetindeki yerine değinilerek çalışma tamamlanmıştır. 2020 yılı başında bütün dünyayı etkisi altına alan Covid-19 virüsü de Kemalettin Aydın'ın Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanı olması hasebiyle ve virüsle ilgili sıklıkla açıklamalar yaparak topluma katkı sağladığı için ayrı bir başlık altında incelenmiştir. Bütün bu araştırmaların sonucunda siyasetçilerin toplumsal ilişkilerdeki başarısının oluşturduğu sosyo-ekonomik etkiler nelerdir? sorusuna Kemalettin Aydın'ın şahsında cevap verilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: AK Parti, Doktor, Gümüşhane, Kemalettin Aydın, Siyaset
Mikrodalga plazma–atomik emisyon spektrometri (MP–AES) ile gıdalarda mineral element ve ağır metal analizleri için metot validasyonu ve ölçüm belirsizliği hesaplamaları
Metot validasyonu, bir metodun veya ölçüm prosedürünün belirlenen amaçlara uygunluğunun objektif olarak test edilerek yazılı delillerle kanıtlanmasıdır. Ölçüm belirsizliği ise analiz sonucu ile beraber raporlanan ölçüm sonucuna atfedilebilecek olasılıkların dağılımını gösteren bir parametredir. Bu amaçla, Gümüşhane Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü laboratuvarında bulunan Mikrodalga Plazma–Atomik Emisyon Spektrometre (MP–AES) cihazının metot validasyonu ve ölçüm belirsizliği hesaplamaları, tüm gıdaları temsilen seçilen 4 farklı gıda matriksinde (lahana, un, balık ve meyve suyu) mevcut 14 metalin (Na, K, Ca, Mg, Fe, Al, Cu, Zn, Ni, Co, Cr, Mn, Cd ve Pb) analizleri gerçekleştirilmiştir. Validasyon parametreleri olarak; tespit limiti (LOD), tayin limiti (LOQ), tekrarlanabilirlik, tekrarüretilebilirlik, doğruluk ve geri alma testleri uygulanmıştır. Yapılan çalışmalarda, çalışılan metaller için LOD değerleri 0.8 ila 12.6 µg/L, LOQ değerleri ise 2.6 ila 41.9 µg/L aralığında değişen değerler elde edilmiştir. Lahana, un, balık ve meyve suyu matrikslerine 0.050, 0.50 ve 2.0 mg/L olmak üzere 3 farklı seviyede eklemelerle çalışılan 14 metal için uygulanan geri alma çalışmaları sonucunda geri alma oranlarının %98.49 ile %104.19 aralığında değiştiği belirlenmiştir. Tekrarlanabilirlik çalışmaları sonucunda elde edilen birleştirilmiş standart sapmalar %RSDr(pool) ve %HRSDr lahana matriksi için sırasıyla %0.54–1.80 ve %2.20–3.62 aralığında; un matriksi için sırasıyla %0.35–1.89 ve %2.32–3.36 aralığında; balık matriksi için sırasıyla %0.22–1.79 ve %2.12–3.58 aralığında; meyve suyu matrisi için sırasıyla %0.49–1.76 ve %2.28–2.94 aralığında değişen değerler elde edilmiştir. Tekrarüretilebilirlik çalışmaları sonucunda elde edilen birleştirilmiş standart sapmalar %RSDR(pool) ve %HRSDR lahana matriksi için sırasıyla %1.05–8.31 ve %3.33–4.95 aralığında; un matriksi için sırasıyla %1.15–4.65 ve %3.47–4.91aralığında; balık matriksi için sırasıyla %0.52–7.32 ve %3.23–5.19 aralığında değişen değerler; meyve suyu matriksi için sırasıyla %0.57–9.50 ve %3.43–5.23 aralığında değişen değerler edilmiştir. Elde edilen bu sonuçlar çerçevesinde %RSDr(pool) ve %RSDR(pool) değerleri %HRSDr ve %HRSDR değerlerinden daha küçük olduğu için yapılan çalışmadan elde edilen sonuçların uygunluğu tespit edilmiş oldu. Lahana, un, balık ve meyve suyu matrikslerinde çalışılan metaller için yapılan validasyon çalışmalarında ölçüm belirsizliği (k=2, %95 güven aralığında genişletilmiş belirsizlik) lahana matrisi için ±0.9-1261 mg/kg aralığında; un matriksi için ±19–988 mg/kg aralığında; balık matriksi için ±26–1756 mg/kg aralığında ve meyve suyu matriksi için ±0.002–0.105 mg/L aralığında değişen değerler elde edilmiştir. Sonuç olarak; bu çalışmada MP–AES cihazında seçilen gıda matriksleri kullanılarak çalışılan metaller için metot validasyonu çalışmaları ve ölçüm belirsizliği hesaplamaları yapılmış olup kullanılan metot geçerli kılınmış ve cihazdan elde edilen verilerin doğru ve güvenilir bir şekilde yorumlanması sağlanmış oldu.
Türkiye'nin İran'daki kamu diplomasisi faaliyetleri
Kesin bir tanıma ve somut ölçümlere dayanmayan güç kavramı, siyasal ilişkilerin ilk başladığı dönemlere kadar uzanmaktadır. Zamanla devletlerin ortaya çıkması ve devletlerarası ilişkilerin artması ile kavram önemini arttırmıştır. Yüzyıllar boyunca askeri ve ekonomik kapasite olarak algılanan güç kavramı, son dönemlerde cezbetme kabiliyeti ile kendisine yeni bir değer katarak varlığını devam ettirmektedir. Uluslararası ilişkiler literatürüne 1990 yılında Joseph Nye tarafından kazandırılan yumuşak güç kavramı, küreselleşme ile artan uluslararası iletişimle gücün kaynaklarına yeni bir boyut kazandırmıştır. Bu doğrultuda ise devletler, doğru ve kaynağı belli olan bilgiler ile kamuoyunu yönlendirme ve ikna etme düşüncesi ile kamu diplomasisi faaliyetleri yürütmeye başlamıştır. Hazırlanan tez ile son dönemlerde dünyada ve Türkiye'de değişen dış politika anlayışı doğrultusunda öne çıkan yumuşak güç kavramının kaynakları bağlamında Türkiye'nin İran'daki kamu diplomasisi faaliyetleri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma, Türkiye'de yapılan akademik çalışmalar arasında Türkiye'nin İran özelinde yapmış olduğu kamu diplomasisi faaliyetlerinin ilk kez çeşitli alanlarla birlikte değerlendirilmesi açısından önem arz etmektedir. Tez çalışmasında öncelikle güç, yumuşak güç ve kamu diplomasisi kavramları açıklanmıştır. Devamında Türkiye'nin dünyada uygulandığı kamu diplomasisi faaliyetleri ve bu doğrultuda faaliyet gösteren kurumları ele alınmıştır. Son olarak yumuşak güç kaynakları bağlamında Türkiye'nin İran'daki muhtemel etkisi yorumlanarak yürüttüğü faaliyetler ele alınmıştır. Çalışmanın cevap aradığı sorular şunlardır; Yumuşak güç kaynakları bağlamında Türkiye'nin İran üzerindeki muhtemel etkileri nelerdir? Türkiye İran'da hangi kamu diplomasisi faaliyetlerini uygulamaktadır? Uygulanan kamu diplomasisi faaliyetlerini sınırlandıran unsurlar nelerdir? Anahtar Kelimeler: Güç, İran, Kamu diplomasisi, Yumuşak güç
19. yüzyılda Anadolu'da frengi ve cüzzam
Bu çalışmanın temel amacı frengi ve cüzzamın 19. yüzyılda Anadolu'daki menfi etkilerini tarih biliminin sınırları çerçevesinde incelemektir. Özellikle frenginin Anadolu'da sebep olduğu tahribatın ne dereceye ulaştığını araştırmak en önemli konulardan biridir. Ayrıca hem cüzzam hem de frenginin insanların hayatlarına olan etkisi de araştırmanın başlıca konuları arasındadır. Bu husus temelde toplumdan dışlanma veya tecrit edilme gibi konuların ele alınması şeklinde ortaya çıkmıştır. Özellikle cüzzama müptela olan hastaların karşılaştığı tecrit edilme ve toplumdan dışlanma hakkında somut bilgi edinmek daha kolay olmaktadır. Frengi özelinde ise hem hastalığa yakalanma biçimi hem de hastalığı bulaştıranlardan biri olmak tecrit veya toplumdan dışlanmada başlıca sebeptir. Mesela hastalığı genelevden ya da bir alüfteden bulaşma yolu ile almış olan kişinin toplumdan dışlanması mümkündür. Aynı şekilde alüftelerinde hastalığı bulaştıranlar olarak tecrit ve sürgüne yollanmaları ihtimal dahilindendir. Diğer taraftan bu çalışmada sözü edilen bu iki hastalığa karşı Osmanlı Devleti'nin aldığı tedbirler ve tedbir almayı güçleştiren hususlar da araştırılmıştır. Mezkur hastalıklara karşı alınan tedbirlerin benzerlikleri ve farklılıkları üzerinden Osmanlı sağlık teşkilatının tedbir alma ve organize olmadaki durumu da ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
İleri hasara sahip dişler için diş hekimliğinde kullanılan dolgu malzemelerinin sayısal olarak incelenmesi
Beslenme şekli, bazı genetik faktörler ve ağız bakımına yeterli özenin gösterilmediği durumlarda, diş minesi zarar görür ve en son olarak da dişlerde çürük oluşumları meydana gelir. Tedavi, dişin hasar görmüş bölümü ile birlikte dişin orta kısmında bulunan yumuşak dokunun (pulpa) çıkarılması, uygun bir dolgu maddesiyle sızdırmaz ve çiğneme fonksiyonunu sağlayacak şekilde doldurulması işlemidir. Pulpaya büyük ölçüde verilen hasarların en yaygın olanları; kırılmış ya da çatlamış diş, aynı dişe birçok kez tedavi uygulanmış olması veya çürüğün çok derin olmasıdır. Diş çürüğünün ilerlemesi sonucunda enfeksiyon, uzun süreli hafif ağrıların başlamasından sonra gece uykudan uyandıracak derecede şiddetli ağrılar meydana gelmektedir. Bu nedenle yapılacak olan ilk müdahale dişin çekilmesini önlemek amacıyla kanal tedavisidir. Bu yöntemle hasar görmüş dişler tedavi edilir. Kanal tedavisi uygulanan diş ağız içindeki tüm dişler için her ne kadar canlılık özelliklerini kaybetse de sağlıklı bir şekilde görevlerini yerine getirir. Kanal tedavisinin ardından sinirler alındığından dişte herhangi bir ağrı olmaz, diş hissiz bir hale gelir, sıcak-soğuk hassasiyeti oluşturmaz. Kanal tedavisi uygulandıktan sonra diş kök ucu enfeksiyonu ve/veya dolgunun herhangi bir sebeple düşmesi tedavinin yenilenmesine neden olmaktadır. Ancak tedavi birkaç kez uygulandıktan sonra diş kanal tedavisi uygulanamayacak duruma gelecek ve diş eksikliğine neden olacaktır. Bu durumda kanal tedavisi, bu tür rahatsızlıkların tamamen giderilmesi için kesin bir çözüm olmayacağı gibi bu tedaviye alternatif olabilecek başka bir tedavi türü yoktur. Bu çalışma kapsamında, çürük ve kanal tedavisinde sıklıkla kullanılan malzemelerinin bazılarının bası gerilmeleri iyiyken, bazılarının da ısıl gerilmeleri iyidir. Her ikisini de karşılayacak düzeyde tek bir dolgu malzemesi yoktur. Sağlam diş ve dolgu malzemelerinin her birinin ısıl ve bası gerilim analizleri eş zamanlı yapılarak davranışları belirlenmiştir. Sağlam diş ve diş hekimliğinde kullanılan dolgu malzemelerinin incelenebilmesi için CAD programları yardımıyla 3 ayrı model oluşturularak Ansys programına aktarılmıştır. Bu modellere sınır koşulu olarak sıcak bir içecek içilmesi (60°C) ve soğuk bir içecek içilmesi (7°C) durumları ile birlikte 100N'luk kuvvet sonucunda t=1, t= 8 ve t= 16 s sonunda dişte meydana gelen sıcaklık dağılımı, von-mises gerilimleri ve yer değişimleri incelenmiştir. Malzemenin uzunluk değişiminin ilk uzunluğuna oranı (gerinim) olarak adlandırılmaktadır. Sağlam diş ve hasara uğramış dişler üzerinde taç kısmından kök kısmına kadar 4 nokta seçilerek bu noktalarda ki sıcaklık-zaman ve toplam mekanik ve termal eşdeğer gerinim-zaman grafikleri incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda görüldü ki sağlam diş ve hasara uğramış(dolgulu) dişlerde soğuk bir içecek içilmesi (7°C) durumunda, sağlam diş ve dolguların sıkışması ile dişlerde von-mises gerilmeleri sıcak bir içecek içilmesi (60°C) durumuna göre daha fazladır. Sıcak bir içecek içilmesi (60°C) durumuna en fazla von-mises gerilmesi porselen dolgu uygulanmış dişlerde, en düşük von-mises gerilmesi ise amalgam dolgu uygulanmış dişlerde gözlemlenmiştir. Porselen dolgu uygulanmış dişlerde en düşük yer değiştirme gerçekleşirken kompozit uygulanmış dişlerde en fazla yer değiştirmeye uğrayan dolgulardır. Benzer şekilde soğuk bir içecek içilmesi (7°C) durumunda en fazla von-mises gerilmesi porselen dolgu uygulanmış dişlerde, en düşük von-mises gerilmesi ise amalgam dolgu uygulanmış dişlerde gözlemlenmiştir. En düşük yer değiştirme porselen dolgu uygulanmış dişlerde gerçekleşirken, en fazla yer değiştirmeye uğrayan dolgu ise kompozit uygulanmış dişlerdir. Sıcak bir içecek içilmesi (60°C) ve soğuk bir içecek içilmesi (7°C) durumlarında dişin taç kısmından kök kısmına ısı iletimi en yüksek amalgam dolgu uygulanmış dişlerde, ısı iletimi en düşük olan dolgu ise porselen dolgu uygulanmış dişlerdir. Sağlam dişe en yakın ısı iletimini gerçekleştiren dolgu malzemesi ise cam iyonomer uygulanmış dişlerdir.
Şerit çizgi görünürlüğünün sürücülerin şerit seçim ve kullanım davranışları üzerindeki etkisi
Nüfusun artması ve teknolojideki gelişmeler, araç sayısının artması ve trafik tıkanıklığı gibi problemleri beraberinde getirmektedir. Ulaşım plancıları ve araştırmacıları trafikte oluşan bu problemleri çözerek insanların konforlu bir yaşam sürdürebilmelerini amaçlamaktadır. Özellikle büyük şehirlerde nüfus artışı ve ulaşıma olan talebin artmasıyla birlikte ciddi trafik sorunları yaşanmaktadır. Bu trafik sorunları, beraberinde trafik kazalarına da sebep olmaktadır. Her ne kadar araç teknolojisi ve karayolu yapımı konusunda önemli ilerlemeler kaydedilmiş olsa da sürücü davranışları halen dünya çapındaki trafik kazalarının en önemli nedenleri arasında gösterilmektedir. Sürücü davranışını etkileyen birçok etken vardır ve yol yüzeyindeki şerit çizgilerinin görünürlüğü de bu etkenler arasında yer almaktadır. Çalışma kapsamında şerit çizgilerinin kalitesinin yani görünürlük seviyesinin sürücülerin şerit seçimi ve kullanım davranışları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu amaçla Türkiye'de üç farklı bölge de yer alan üç farklı şehirdeki toplam 17 farklı nokta seçilmiş ve video kameralar yardımıyla veriler toplanmıştır. Video kameralar ekran ölçeklemesi yardımıyla analiz edilmiş ve analizler kapsamında 4090 aracın yol yüzeyindeki yanal konumları irdelenmiştir. Yine bu 17 farklı noktanın şerit çizgi kalitesinin seviyesini belirleyebilmek amacıyla farklı özellikteki 390 sürücü ile yüz yüze anket çalışması yürütülmüş ve sonuçlar En Küçük Kareler yöntemiyle modellenmiştir. Analiz sonuçlarından en iyi çizgi kalitesinin olduğu yol için ortalama en yüksek puan 5 üzerinden 4,7 en düşük puan ise 1,42 olarak elde edilmiştir. Bu sonuç çizgi kalite seviyesinin farklı noktalar arasında önemli farklılıklar olduğunu göstermiştir. Yine analiz sonuçlarından incelenen noktaların hemen hemen hepsinde yanal konum dağılımları normal dağılıma uysa da hem sağ/sol tekerlerin hem de ağırlık merkezlerinin dağılımının sağa ya da sola çarpık olduğu belirlenmiştir. Hâlbuki ideal koşullarda araçların sağ-sol teker konumlarının ve ağırlık merkezlerinin dağılımının sağa ya da sola çarpık olmaması gerekmektedir. Analiz sonuçlarına göre araçların şeritleri tam olarak ortalamadıkları genellikle şeridin sağ kenarına ya da sol kenarına yakın hareket ettikleri görülmektedir. Bu sonuç ise Türkiye'de araçların bulundukları şeridi kullanım disiplinlerinin oldukça zayıf olduğunu göstermiş, iyileştirme yapmanın gerekliliğini ortaya koymuştur.
Kamu harcamaları ve dış ticaret açıkları arasındaki ilişki
Türkiye'de dış ticaret açıkları ekonominin bütünü için önemli bir sorun olarak görülmektedir. Dış ticaret açıklarının büyük boyutlara ulaşmasında çeşitli değişkenlerin farklı etkilerinin olduğu iddia edilmektedir. Çalışmalarda, dış ticaret açıklarının büyük boyutlara ulaşmasına neden olan değişkenlerden birinin kamu harcamaları olduğu savunulmaktadır. Bu çalışma kapsamında kamu harcamalarının dış ticaret açıklarının nedeni olup olmadığı ile ilgili Keynesyen Yaklaşım ve Ricardocu Denklik Hipotezi yaklaşımları çalışmanın teorik temelini oluşturacaktır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, Türkiye ekonomisinde kamu harcamaları ile dış ticaret arasındaki ilişkiyi BEC sınıflamasına göre sermaye malları, ara mallar ve tüketim malları özelinde değerlendirerek aralarında herhangi bir ilişki olup olmadığını ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Zaman serisi analizi yönteminin kullanıldığı çalışmada, 1994-2021 dönemi çeyreklik verileri kullanılmış olup, ele alınan değişkenler arasındaki ilişkiler, Hatemi-J ve Irandoust (2012) tarafından geliştirilen saklı eşbütünleşme yöntemi ve asimetrik nedensellik testleri kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen bulgular, değişkenler arasında uzun dönemli eşbütünleşme ilişkisi ve asimetrik nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Sosyal gerçekliğin dijital inşası: Marka iletişimi üzerine veri madenciliği odaklı bir araştırma
Gerçeklik kavramı birçok alanın temel tartışma konusu durumundadır. Felsefe alanında gerçekleşen tartışmaların büyük çoğunluğu gerçekliğin var olup olamadığı üzerinde devam ederken Sosyoloji gibi toplumu odak noktasına alan disiplinlerde gerçekliğin nasıl inşa edildiği tartışılmaktadır. Nitekim sosyoloji ve felsefe gibi iki temel alanın bu konuyu irdelemesi onlardan beslenen diğer alanları da etkilemektedir. Özellikle sosyolojinin gerçekliğin inşa edilebilirliği üzerine tezleri iletişim bilimini bu alana çekmektedir. Temel varsayım olarak gerçekliğin inşa edilebilir olması iletişim bilimi açısından marka iletişim çalışmalarıyla bir gerçekliğin inşa edilebilir olup olmadığını, eğer inşa edilen bir gerçeklik varsa bunun hangi dinamikler üzerinde ve nasıl gerçekleştiğini sorgulamaktadır. İletişim bilimi bu açıdan değerlendirmeleri yaparken değişen iletişim teknolojilerini de dikkate almak zorundadır. Bu nedenle araştırma marka gerçekliğinin dijital ortamdaki inşası TOGG markası örneklemi üzerinden konu edinmektedir. Araştırmada içerik analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırma için gerekli olan veriler de çalışmaya uyumlu olarak veri madenciliği ile TOGG markasının tanıtım lansmanın Twitter'daki yansımasından elde edilmiştir. Verileri incelemek için makine öğrenim algoritmalarına başvurulmuştur. Algoritmalarda karar ağaçları ve konu modelleme algoritmalarıyla beraber kelime sıklık araçları kullanılmıştır. Araştırma sonucunda marka söylemiyle kullanıcıların söylemi karşılaştırılmış, karar ağaçları test edilmiş ve konu modelleme algoritmasının sonuçları değerlendirilmiştir. Buna ek olarak marka söyleminin zamanıyla kullanıcıların aynı zaman dilimindeki tepkileri incelenmiştir. Sonuç olarak marka söylemin kullanıcılarda doğrudan etki oluşturduğu gözlemlenmiştir. Daha açık bir ifadeyle markalar dijital ortamda kendi gerçekliklerini inşa edebilmektedir. Gerçekliğin nasıl inşa edildiği ve hangi dinamikler üzerine kurgulandığına araştırma kısmında detaylı olarak yer verilmektedir. Anahtar Kelimeler: Veri madenciliği, Marka, Sosyal Gerçeklik, Sosyal İnşa, TOGG