
11
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Bazı aile hekimlerinin influenza aşısı hakkında bilgi, tutum ve uygulamaları
Bu çalışma Türkiye'de bazı aile hekimlerinin influenza aşıları ile ilgili tutumlarını, bilgi ve uygulamalarını değerlendirmek, tutumlarının demografik özellikleri ile ilişkisini ve ayrıca aşı önerisi üzerine olan etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte epidemiyolojik bir araştırmadır. Araştırmaya Türkiye'nin farklı bölgelerinde birinci basamakta fiilen görev yapan ve gönüllülük esasıyla çalışmaya katılmayı kabul eden aile hekimleri dahil edilmiştir. Veri toplama formu internet üzerinden aile hekimlerine mail yolu ile ulaştırılmıştır. Form, sosyodemografik özellikler, deneyim ve iş yükü, aşı ve aşı ile önlenebilir hastalıklar ile ilgili deneyimler, influenza aşılama davranışlarına yönelik sorulardan ve Türkiye'ye adapte edilmiş "Gripten Korunmaya Yönelik Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (GKYSİMÖ)"nden oluşmaktadır. Veri toplama sürecinde 388 aile hekimine ulaşılmış, 377 aile hekimi analizlere dahil edilmiştir. % 53'ü batı bölgesinden olmak üzere Türkiye 5 Bölge sınıflandırmasına göre tüm coğrafi bölgelerden katılım sağlanmıştır. Araştırmaya katılan aile hekimlerinin % 57,1'i erkek ve yaş ortalaması 44,5±9,1'dir; %63,5'inin son beş yıl içinde aşı ile önlenebilir hastalığı öyküsü olan, %14,6'sının ise öyküsünde influenza ile ilişkili olabilecek ciddi rahatsızlığı olan hastaları olmuştur. Araştırmaya katılan hekimlerin %41,5'i son 5 senedir grip aşısını düzenli olarak her sezon yaptırmıştır. Araştırmaya katılanların %42,7'si risk grubundaki hastalarına influenza aşısını mutlaka önermekte ve isteksiz hastalarını ikna etmek için zaman ayırmaktadır. Son 5 yıldır düzenli olarak grip aşısı yaptıran aile hekimlerinin GKYSİMÖ tüm alt gruplarda ve genel ölçek puanında daha yüksektir ve bu hekimler hastalarına influenza aşısını daha güçlü önermektedir, ailelerindeki bireylerin de düzenli olarak grip aşısı olmasını sağlamaktadır. Hekimlerin bireysel tecrübeleri grip aşısı olma kararını ve gripten korunmaya yönelik sağlık inancını etkilemektedir. Aile hekimlerin grip aşısı olma davranışını bilgiden çok sağlık inançları etkilemektedir.
Hacettepe Üniversitesi erişkin, çocuk ve onkoloji hastanelerinde çalışan hemşirelerde mevsimsel grip aşılama kapsama oranlarının artırılması: Bir kalite iyileştirme projesi
. İnfluenza virüsü sağlık çalışanlarının hem kendileri hem de hastaları ve iş arkadaşları için enfeksiyon kaynağı olabilir. Bu nedenle, influenza ve komplikasyonlarını önlemenin etkili ve güvenli bir yolu olarak sağlık çalışanlarının her influenza mevsiminin başında influenza aşısı ile aşılanması önerilmektedir. Maalesef, tüm bilimsel kanıtlara ve önerilere rağmen sağlık çalışanlarındaki influenza aşılanması kapsama oranları oldukça düşüktür. Çalışmamızda üçüncü basamak bir üniversite hastanesi olarak hizmet veren büyük bir hastanede çalışan hemşirelerin influenza aşılama kapsama oranlarının disiplinler arası bir ekip önderliğinde kalite iyileştirme adımları kullanılarak arttırılması hedeflenmiştir. Süreç haritalama, son dört influenza sezonuna ait aşılama verileri ve sağlık inanç modelini içeren bir anket kullanılarak mevcut durum analiz edilmiştir. Durum tespitinden elde edilen veriler doğrultusunda aşılama kapsama oranındaki düşüklüğün nedenleri beyin fırtınası yöntemi kullanılarak tartışılmış ve belirlenen nedenler balık kılçığı diyagramı üzerine yerleştirilmiştir. Nominal Grup Tekniği kullanılarak belirlenen nedenler arasından kök nedenler tespit edilmiştir. Ekipteki her üyenin kök nedenlere yönelik çözüm önerileri toplanmış ve etkinlik analizi yapılarak en uygun çözüm önerileri belirlenmiştir. Hastaneler üst yönetimine kalite iyileştirme süreci anlatılarak kök nedenler ve iyileştirmeye yönelik öneriler iletilmiştir. Gezici ekiplerle aşılama, iletişim ve eğitim stratejilerini içeren aşı kampanyası, hatırlatıcılar, rol model ve yönetici aşılamaları ile teşvik, personel aşılamasıyla ilgili kurumsal resmi bir süreç oluşturulması ve temel kök nedenimiz olan aşı teminindeki gecikme ve eksiklikle ilgili hastane yönetimi tarafından Sağlık Bakanlığına yazı yazılması müdahalelerini içeren çok bileşenli bir iyileştirme süreci planlanmıştır. Ancak, 2022-2023 grip sezonunda Sağlık Bakanlığı tarafından tek seferde sağlanan çok kısıtlı miktarda aşı dozu dışında aşı tedariki devam etmediği için iyileştirme adımları uygulanamamıştır. Anahtar Kelimeler: influenza, aşılama, sağlık çalışanı, kalite iyileştirme
Hastanede çalışan destek hizmetleri personelinin erişkin aşıları ile ilgili bilgi, tutum ve davranışları
Bu araştırma ile, hastanede destek hizmetleri sınıfındaki sağlık çalışanlarının bazı aşıları yaptırma durumlarının beyan ile sorgulanması ve aşılarla ilgili bazı bilgi, tutum ve davranışlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Tek merkezli, kesitsel tipte analitik bir araştırmadır. Araştırma için Ankara Bilkent Şehir Hastanesindeki temizlik, güvenlik, hasta yönlendirme, refakat, resepsiyon ve taşıma (HYRRT) ile yemekhane personelinden 857'sine ulaşılarak yüz yüze anket uygulanıp, tüm sorulara yanıt veren 772 katılımcının verileri analiz edilmiştir. Yaş ortalaması 35,1 ±8,5 yıl olup %39,4'ü 35-44 yaş aralığındadır. %55,3'ünün eğitim düzeyi lise, %52,1'i kadın, %50,3'ü evli, %55,4'ü çocuk sahibidir. %20,1'inin en az bir kronik hastalığı bulunmaktadır. %42'si aşılarla ilgili bilgi sahibi olduğunu beyan etmiştir. HYRRT grubunda internet/sosyal medyadan aşılarla ilgili bilgi edinme oranı (%42,9) daha yüksektir (p=0,005). Aşı ile ilgili bilgi sahibi olduğunu düşünenlerin daha fazla hepatit B (%46,9) ve mevsimsel grip aşısı (%33,0) yaptırdığı görülmüştür (p<0,05). En az 1 doz mevsimsel grip ve hepatit B aşısını en fazla yaptıran iş kolu yemekhane çalışanları iken (p<0,05), güvenlik personelinin yaklaşık 3'te 2'sinin en az 3 doz COVID-19 aşısı yaptırdığı (%60,1) görülmüştür (p<0,001). HYRRT personelinin iğne yaptırmaktan daha çok korktuğu (%22,4, p<0,001), yemekhane personelinin dini inanç nedeniyle aşı yaptırma konusunda daha kararsız olduğu (%16,8, p=0,001), temizlik personelinin aşıların yan etkilerinden daha çok çekindiği (%57,9, p=0,001) bulunmuştur. Sonuç olarak, destek hizmetleri personelinin aşılama oranlarının artırılması için müdahaleler geliştirilmesine, bağışıklama durumlarının takip edilmesine ve aşılarla ilgili bilgi eksikliği ve endişelerini gidermek için eğitime ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanı, aşılama, tutum
Farklı tipteki aluminyum adjuvanların monositik hücrelerde oluşturduğu etkilerin proteomiks ve metabolomiks düzeyde incelenmesi
Aşılar, doğal enfeksiyonu taklit ederek ve uzun süreli immünolojik hafıza üreterek bulaşıcı hastalıkların neden olduğu hastalıkların mortalite ve morbiditesini azaltan biyolojik bileşiklerdir. Aşılarda kullanılan antijenlerin çoğu zayıf immünolojik cevaba sebep olduklarından dolayı aşıların etkisinin gücünü ve süresini artırmak amacıyla aşı bileşenlerine adjuvanlar da eklenmektedir. Eski yıllardan beridir aluminyum tuzları adjuvan olarak en sık kullanılan maddelerdir ve özellikle monositlere olgun bir dendritik fenotipe farklılaşmaları için güçlü bir uyarım sağlamaktadırlar. Bu tez çalışmasında U-937 ve THP-1 hücre kültüründe aluminyum oksihidroksit (AH) ve aluminyum hidroksifosfat (AP) tuzlarının farklı derişimleri kullanılarak metabolomiks ve proteomiks çalışmalar yürütülmüştür. Bu amaçla gaz kromatografisi-kütle spektrometrisi (GC-MS) ile intraselülar ve ekstraselülardametabolomiks analizler ve sıvı kromatografisikuadropol uçuş zamanlı kütle spektrometresi (LC-qTOF-MS) ile proteomiks analizler gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda toplamda 170 metabolit ve 403 protein tanımlanmıştır. Tek değişkenli ve çok değişkenli veri analizleri alüminyum adjuvan tuzlarına ve THP-1 ve U937 hücre kültürü tiplerine bağlı olarak değişen metabolitleri, proteinleri ve yolakların belirlenmesini sağlamıştır. Farklı derişimlerde AH ve AP tuzlarına maruz kalan hücrelerde anlamlı düzeyde değişen endojenik metabolit ve proteinlerin mevcut alüminyum adjuvanların etkisinin güçlendirilmesine ve yeni endojen adjuvanlarının geliştirilmesine öncülük edebileceği düşünülmektedir.
Hacettepe üniversitesi hastanelerinde 18 yaş ve üzeri herpes zoster tanılı hastaların risk faktörlerinin, klinik özelliklerinin ve hastalık yükünün retrospektif değerlendirilmesi
Bu retrospektif çalışmada, 01/01/2014 ile 31/12/2022 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Hastanelerinde herpes zoster (HZ) tanısı almış hastaların klinik verileri analiz edilmiştir. Veriler geriye dönük olarak toplanmış ve herpes infeksiyonu ile uyumlu ICD.10 kodlarına sahip olanlar çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada, HZ tanısı almış hastaların demografik özellikleri, klinik özellikleri, hastanede kalış süreçleri ve klinik sonuçları, altta yatan hastalıkları ve tıbbi tedavileriyle ilgili bilgilerin toplanması ve analiz edilmesi ile HZ'nin gerçek hayattaki yönetimi hakkında bilgi toplanması amaçlanmıştır. Çalışma süresi boyunca, HZ tanısı doğrulanmış toplam 740 hasta tespit edilmiştir. Kohortun ortalama yaşı 53,3 ± 17,6 yıl olup, vakaların %60,1'ini kadın hastalar oluşturmaktadır. En yaygın komorbiditeler hipertansiyon (%30,1), diabetes mellitus (%20,9), maligniteler (%17,7) ve kardiyovasküler hastalıklar (%14,5) olarak bulunmuştur. Buna rağmen, hastaların %31,2'sinin belirgin bir klinik geçmişi veya morbiditesi olmadığı tespit edilmiştir. Hastaların %11,9'u hastanede yatmış ve bu hastaların %5'ine yoğun bakım ünitesi takibi gerekmiştir. Ayrıca, HZ ile takip edilen 740 hastanın 11'i (%1,5) hastanede hayatını kaybetmiştir. En yaygın komplikasyon postherpetik nevralji (%20,7) olup, bunu HZ oftalmikus (%11,5) izlemiştir. Herpetik veziküller en sık torasik bölgede (%54,5) ortaya çıkmıştır. Valasiklovir, hastaların %77'sinde en yaygın olarak reçete edilen tedavi olmuştur. Bu çalışma, HZ'nin yükünü özellikle komorbid koşullara ve risk faktörlerine sahip hastalardaki komplikasyonları vurgulayarak ortaya koymuştur. Yerel epidemiyolojik veriler, etkili tedavi ve önleme stratejilerinin yönlendirilmesinde kritik bir rol oynamaktadır.
Yağlı karaciğer fare modelinde hepatit B aşı immünitesinin araştırılması
Bu çalışmada, Alkol Bağımsız Yağlı Karaciğer Hastalığı (NAFLD) fare modelinde normal ve yüksek doz Hepatit B Virüsü (HBV) aşı programlarının aşı yanıtına etkisini araştırılmak amaçlandı. NAFLD oluşturmak için fareler (N=18), kolinsiz ve %45 yağ enerjisi içeren diyet (HFD/C¯) + %20 fruktoz içeren içme suyu ile, Kontrol grubu (N=18) ise %10 yağ enerjisi içeren kontrol diyeti ve arıtılmış çeşme suyu ile beslendi. 10 haftalık beslemenin ardından her iki grup 3 alt gruba (n=6) ayrıldı. Normal doz aşılama programında (ND) 0., 7. ve 21. günlerde, 4 µg HBV yüzey antijeni (HBsAg) içeren üç doz aşı uygulandı. Yüksek doz aşılama programlarında, 0. ve 7. günlerde (YD2) ve 0., 7. ve 21. günlerde (YD3) 8 µg HBsAg içeren aşı uygulandı. İn-vivo deneyler 16. haftada sonlandırılarak HBV yüzey antikoru (HBsAb) titreleri, T foliküler yardımcı (Tfh), düzenleyici T (Treg), CD27+ ve CD38+ hücre analizleri yapıldı. Karaciğer yağlanması histopatolojik skorlamayla, dalak ve timüs bezindeki immun yanıtlar ise immünfloresan boyama ile değerlendirildi. NAFLD grubunda Kontrol grubuna göre aşılama öncesi alınan kanlarda CD27+'nin düşük ve CD38+'in yüksek olduğu belirlendi. Her üç aşı programında immünizasyon sonrası HBsAb düzeyleri benzerdi. Kontrol/YD2 grubunda Tfh'ın yüksek, NAFLD/YD2 grubunda ise CD27+'nin yüksek olduğu belirlendi. NAFLD/YD3 grubunda Treg hücre düzeyleri Kontrol/YD2 grubunda ise Tfh hücre düzeyleri aşı öncesine göre yüksekti. Hem Kontrol/YD2 hem de NAFLD/YD2 grubunda CD27+CD38+ aşı öncesine göre hücre sayısının düşük olduğu belirlendi. NAFLD grubunda aşılama programından bağımsız olarak immünizasyon sonrası antikor titreleri ile Tfh ve CD27+ hücre sayıları arasında negatif, CD38+ hücre sayıları arasındaysa pozitif korelasyon belirlendi. Hem Kontrol hem de NAFLD gruplarında uygulanan farklı HBV aşı programlarının HBV aşı etkinliğinde herhangi bir farklılık yaratmadığı görüldü.
Aşı formülasyonlarında kullanılan herpes simpleks virüs 1 glikoprotein D'nin toksik etkilerine karşı farklı antioksidanların koruyucu etkilerinin değerlendirilmesi
Dünya sağlık örgütünün 2016 yılındaki verilerine göre 50 yaşın altındaki 3,7 milyar insan Herpes Simpleks Virüs -1 (HSV-1) geçirmektedir. HSV-1 enfeksiyonu genelde asemptomatiktir. Virüs nöronlarda gecikme periyodu oluşturur ve bağışıklık sisteminde kaçarak konağını ömrü boyunca enfekte edebilir. HSV-1, neonatal herpes veya genital herpes gibi şekillerde kendini göstererek yaşam kalitesini düşürebilir. HSV-1'in aşısı ve tedavi bulunmamaktadır. Yeni yapılan çalışmalar HSV-1'in oksidatif streste ve Alzheimer hastalığının gelişimi ile ilerlemesinde rol aldığını işaret etmektedir. Bu tez kapsamında HSV-1'in aşı çalışmalarında en sık kullanılan protein olan glikoprotein D (gD)'nin tek başına veya absorbik asit ve sodyum selenitle birlikte uygulanmasının nöroblastoma hücre hattında oksidatif stres parametreleri üzerine etkisi incelenmiştir. Bu kapsamda total glutatyon (GSH) düzeyleri, lipit peroksidasyon yan ürünleri olan malondialdehit (MDA), 4-hidroksinonenal (HNE) ve 8-isoprostan düzeyleri ve protein oksidasyonunun göstergesi olan protein karbonil düzeyleri ölçülmüştür. Tez sonuçları, HSV-1 gD'in sodyum selenit ve askorbik asit ile verilmesinin ROS düzeylerini yükselttiğini göstermiştir. Total GSH ve protein karbonil düzeyleri açısından kontrole göre bir fark görülmemiştir. Sonuçta gD'nin lipit peroksidasyonun hiçbir ara ürününü istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde arttırmadığı ve lipit peroksidasyona neden olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca, gD uygulanan grupta total GSH düzeylerinin ve protein oksidasyon düzeylerinin de değişmediği belirlenmiştir. Askorbik asit ve sodyum selenitin ise gD'ye karşı koruyucu olmadığı belirlenmiştir. gD'nin toksik etkilerinin daha detaylı olarak değerlendirildiği in vitro ve in vivo çalışmalara ihtiyaç vardır. gD oksidatif strese yol açmadığı için aşılarda kullanılması uygun gözükmektedir. Ayrıca, diğer HSV-1 viral proteinlerinin de oksidatif stres açısından değerlendirilmesi gerekmektedir.
Aşı formülasyonlarında kullanılan herpes simpleks virüs 1 glikoprotein D ve/veya alüminyum adjuvanının nöroblastoma hücrelerinde apoptoz üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Herpes simpleks virüsü (HSV), insanlarda çeşitli ciddi enfeksiyonlara neden olan ve önemli küresel sağlık sorunu oluşturan bir virüstür. Mevcut antiviral tedaviler sınırlıdır ve hiçbir tedavi virüsün tamamen elimine olmasını sağlamamaktadır. Etkili bir aşı oluşturmak için yapılan tüm çalışmalar yetersiz kalmıştır ve henüz etkili bir aşı geliştirilememiştir. Bu tez çalışması, aşı geliştirme stratejilerinde sıklıkla kullanılan oldukça önemli bir viral yüzey proteini olan HSV-1 gD'nin ve immün yanıtı arttırmak için aşı formülasyonlarında yaygın olarak kullanılan bir adjuvan olan alüminyum hidroksitin SH-SY5Y hücrelerinde apoptoz üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçlamıştır. Alüminyum hidroksitin beyinde alüminyum birikmesi nedeniyle potansiyel nörotoksik etkileri hakkında ciddi endişeler bulunmaktadır. Bu çalışmada, ilgili moleküler yolları aydınlatmak için HSV-1 gD ve alüminyum hidroksite maruz bırakılan nöroblastoma hücrelerde anahtar apoptotik moleküller ve reaktif oksijen bileşikleri (ROS)'un düzeyleri değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar alüminyum hidroksit ve HSV-1 gD'nin tek başlarına ve kombine halinde uygulanması sonucunda artan ROS ve apoptoza yol açabileceklerine işaret etmektedir. Bu yönüyle bulgular, aşı geliştirmede aşı bileşenleri arasındaki etkileşimleri dikkate almanın önemini vurgulayarak, ROS üretimi ve apoptoz hakkında yeni bilgiler sunmaktadır. Çalışmadan elde edilen HSV-1 gD'nin anti-apoptotik bir viral protein olduğu yönündeki görüş ile çelişmektedir. HSV-1 gD ve alüminyum hidroksitin apoptoz yolakları üzerindeki gözlemlenen etkilerinin altında yatan moleküler mekanizmaların daha detaylı incelenmesi gereklidir ve bunların aşı gelişimi ve etkililiği üzerindeki etkilerini anlamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
Ankara ili Etimesgut ilçesinde yer alan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının aşılama hakkındaki bilgi, görüş ve davranışları
Bu araştırma, birinci basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan sağlık çalışanlarının demografik özelliklerini, aşı ve soğuk zincir ile ilgili bilgilerini ve aşılama hakkındaki olumlu görüşlerini, yanılgı ve endişelerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı tipte epidemiyolojik bir araştırmadır. Araştırmaya, Etimesgut ilçesinde yer alan 44 Aile Sağlığı Merkezi'nde (ASM) aktif olarak görev yapan 347 sağlık çalışanı dahil edilmiştir ve 224 kişiye ulaşılmıştır (%64 katılım düzeyi). Katılımcılar, veri toplama formunu internet aracılığıyla doldurmuştur. Çalışmaya katılan sağlık çalışanlarının %83,9'u kadın olup yaş ortalaması 42,3 ve ASM'de çalışılan ortalama süre 7,05 yıldır. Katılımcıların çoğunluğu (%83,5) aşı veya soğuk zincir sorumluluğu olan sağlık çalışanlarıdır. Sağlık çalışanları, aşılar arasında bırakılması gereken süre ve soğuk zincir uygulamaları hakkında yeterli bilgiye sahipken, aşı uygulaması esnasında aspirasyon (%41,1) ve eldiven takmanın (%22,8) gerekmediği bilgisini az bir kısmı bilmektedir. Son beş yılda influenza aşısını düzenli olarak %20,5'i, 2021/2022 sezonunda ise %46,9'u yaptırmıştır. En sık aşı yaptırmama nedeni aşıların gereksiz olduğunu (%59,1) ve etkisiz olduğunu (%19,1) düşünmeleridir. Hastalarına en sık önerdikleri aşılar Td (%95,1), hepatit B (%80,4) ve influenza (%78,1) aşılarıdır. En sık aşıların sorgulandığı hasta grubu gebeler ve risk grubu hastalar iken, en düşük olarak 65 yaş ve üstünün aşı sorgulamaları (%71,0) yapılmıştır. Katılımcıların %29,0'i kızamık aşısının otizmi tetiklediğine katıldığını veya kararsız olduğunu belirtmiştir. Aşılar ile ilgili olumlu önermeler arasında en çok erişkin aşılamanın iyi bir korunma yöntemi olduğu (%97,3) ve aşıların güvenli olduğu (%83,0) yer alırken, aşı üreticisi şirketlere %41,5 düzeyinde güven gözlenmiştir. Aşı uygulamaları hakkında hemşireler daha bilgili iken doktorlar erişkin aşılaması açısından daha olumlu bir düşüncede ve influenza aşılanma davranışları da daha fazla olarak bulunmuştur (p<0,05).
Sirkadiyen ritmin aşı ile edinilen bağışıklık yanıtına etkisinin CRISPR/CAS9 tekniğiyle araştırılması
Sirkadiyen ritimler, gen ekspresyonunun zaman içinde düzenlenmesiyle ortaya çıkan biyolojik süreçlerdir. Bu süreçler, uyku ve uyanıklık döngüsü, hormonal salım, metabolizma ve bağışıklık fonksiyonları gibi birçok biyolojik süreci etkiler. Bu nedenle sirkadiyen ritimler, genlerin düzenli bir şekilde ifade edilmesi ve vücudun uygun bir şekilde düzenlenmesi için önemlidir. Bir sirkadiyen gen olan TIMELESS, hücre döngüsü, DNA hasar yanıtı gibi çeşitli biyolojik süreçlerde de rol oynadığından, geniş bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, TIMELESS sirkadiyen geninin bağışıklık sistemiyle ilişkisi araştırılmıştır. Bu amaçla, öncelikle in silico yöntemler kullanılarak TIMELESS'ın fizikokimyasal özellikleri, hücre içi lokalizasyonu ve 3 boyutlu protein yapısı incelenmiştir. Ardından filogenetik ağaç ve motif analizi yapılarak TIMELESS'ın evrimsel ilişkileri belirlenmiştir. Daha sonra in silico yollarla TIMELESS'ı hedefleyen 52 miRNA tespit edilmiştir. Bu miRNA'ların kanserle, bağışıklık ve enfeksiyonla ilişkili olduğu biyoinformatik yollarla belirlenmiştir. Ek olarak, CRISPR/Cas9 yöntemi kullanılarak, HEK293 hücrelerinde TIMELESS geni nakavt edilmiş ve BCG aşısı aracılığıyla innate ve adaptif 84 genin ekspresyon düzeyleri incelenmiştir. Edinilen bulgular sonucunda TIMELESS geninin bağışıklık sistemi fonksiyonlarıyla ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bu tez çalışması TIMELESS geni ve diğer sirkadiyen genlerin fonksiyonlarının daha iyi anlaşılması, sağlık ve hastalık üzerindeki sirkadiyen ritimlerin etkilerinin daha iyi araştırılması ve tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine yardımcı olabilir.
Ankara'daki bazı doğum uzmanlarının ve araştırma görevlilerinin gebe aşılamasına bakış açıları ve uygulamaları
Amaç: Bu çalışma Ankara'daki bazı kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının gebe aşılamasına bakış açıları hakkında bilgi edinmek, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının gebelere aşı önerme oranını öğrenmek ve uzun vadede gebe aşılama oranını arttırmak için öneriler sunmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Karşılaştırmalı ve tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Çalışma için Ankara merkezdeki devlet hastaneleri, üniversite hastaneleri ve özel poliklinikte çalışan 145 kadın hastalıkları ve doğum uzmanına ve araştırma görevlilerine randevu yoluyla ulaşılarak yüz yüze anket yapılmıştır. 3 ay sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi için istatistiksel değerlendirme yapılmış olup; bunun için program olarak Statistical Package for Social Sciences (SPSS) paket programı 22.0 versiyonu kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistiksel testler kullanılacaktır. Örneklem testi olarak; tek örneklem Ki-kare testi, Fisher's Kesin Olasılık Testi (Fisher's Exact Test), Yates ki kare (düzeltilmiş) Testi ve Fisher-Freeman-Halton testi kullanılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde kabul edilerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza katılan hekimlerin yaklaşık %90'ı gebelere aşı önerdiğini belirtmiştir. Hekimlerin önerdiği aşılar farklılık göstermektedir. Katılımcıların %26,9'u yalnızca Td, %22,8'i yalnız grip aşısı, %8,3'ü Td ve Covid aşısı, %24,1'i grip ve Td aşısı ve %11'i grip aşısı, Td aşısı ve Covid aşısının üçünü birlikte önerdiğini belirtmiştir. Hekimlerin kendisi aşı olmak isteyen gebeye yaklaşım şekilleri arasında ise istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmiştir (p˂0,001). Grip aşısı için; kendisinin aşı olduğunu belirten hekimlerin grip sezonunda takip ettikleri gebelere grip aşısı önerme sıklığı (%77,6) kendisi grip aşısı olmayan hekimlere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p=0,019). Hekimlerin çoğunluğu aldıkları tıp eğitiminde gebelik aşılaması hakkında yeterince bilgi edindiğini bildirmekle birlikte yine çoğunluğu (%79,3) Türkiye'de gebe aşılamasına yönelik özel bir eğitim programı olması gerektiğini ifade etmiştir. İstatiksel olarak bakıldığında hekimlerden tıp eğitiminde gebelik aşılaması hakkında yeterince bilgi edindiğini düşünenlerin de düşünmeyenlerin de çoğunluğu özel bir gebe aşılama programı istediğini belirtmiştir (sırasıyla %84,1 ve %73,2, p=0.113) vi Sonuç: Kadın hastalıkları ve doğum hekimlerinin aşılanmaya yönelik önerilerinin gebelerin aşılanma tercihlerini olumlu etkilediği bilinmektedir. Bu nedenle özellikle gebe takibi yapan kadın hastalıkları ve doğum hekimlerinin aşı farkındalığını arttırmak üzere uzmanlık ve yan dal eğitim programları dahilinde ve mezuniyet sonrası dönemde gebe aşılaması hakkında özel eğitim programları oluşturulması gebe aşılamasının yaygınlaşması açısından faydalı olabilir. Türkiye'de gebe bağışıklama oranının arttırılması için kadın hastalıkları ve doğum hekimleri ile tüm Türkiye'yi temsil eden kapsamlı bir çalışma yapılabilir. Yapılan çalışmanın sonuçlarına göre gebe aşılamasına yönelik bir eğitim programı özellikle kadın hastalıkları ve doğum uzmanlık ve yan dal eğitim programlarına entegre edilebilir ve/veya mezuniyet sonrası kurslar ile desteklenebilir.