
234
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
TOMASS (Katı Maddeleri Çiğneme ve Yutma Testi) testinin Türkçegeçerlilik güvenilirlik çalışmasının 6-14 yaş sağlıklı çocuklarda uygulanması
Bu araştırmada, 6–14 yaş aralığındaki sağlıklı çocuklarda katı maddelerin çiğneme ve yutma performansını değerlendirmek amacıyla TOMASS-C (Test of Masticating and Swallowing Solids–Children) testinin Türkçe uyarlaması yapılmış; geçerlilik ve güvenirlik özellikleri ile yaş ve cinsiyete göre normatif değerlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Adana ilindeki dört devlet okulundan 271 çocuk (138 kız, 133 erkek) çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışmada oral motor değerlendirme, Karaduman Çiğneme Performans Skalası (KÇPS) ve Pedi-EAT-10 ölçekleri uygulanmıştır. Analiz sonuçları, TOMASS-C'nin ısırık sayısı, yutma sayısı ve toplam süre parametrelerinin yaş grupları arasında anlamlı düzeyde farklılaştığını (p<.05) ve bu değerlerin yaş arttıkça azaldığını göstermiştir. Çiğneme döngüsü açısından yaş grupları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>.05). Cinsiyete göre yapılan karşılaştırmalarda, kız çocuklarının çiğneme döngüsü, yutma sayısı ve toplam süre bakımından erkeklerden anlamlı düzeyde daha yüksek değerlere sahip olduğu (p<.05), ısırık sayısı açısından ise anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>.05). Terapistler arası güvenirlik analizlerinde Cronbach's α katsayılarının .998–1.000 arasında olduğu saptanmış ve TOMASS-C'nin yüksek düzeyde güvenilir olduğu gösterilmiştir. Ayrıca, çiğneme döngüsü ile /pa-ta-ka/ arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>.05). Elde edilen bulgular, TOMASS-C'nin sağlıklı çocuklarda yaşa ve cinsiyete duyarlı, yüksek güvenirliğe sahip, objektif ve klinik kullanıma uygun bir değerlendirme aracı olduğunu; ülkemiz çocukları için normatif veri sağlamada önemli bir boşluğu doldurduğunu ve KÇPS ile Pedi-EAT-10 gibi tamamlayıcı araçlarla birlikte kullanıldığında çiğneme-yutma fonksiyonlarının daha kapsamlı biçimde değerlendirilebildiğini göstermektedir.
Performans sanatçılarının eğitim sürecindeki ses kalitesi ve ses fonksiyonundaki değişimi: 1. ve 4.sınıf örneklemi
Bu araştırma, opera ve tiyatro bölümlerinde öğrenim gören 1. ve 4. sınıf öğrencilerinde eğitim sürecine bağlı olarak ses kalitesi ve ses fonksiyonlarında meydana gelen değişimleri incelemek amacıyla yürütülmüştür. Türkiye'deki konservatuvarlarda öğrenim gören toplam 132 öğrenci çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların sesle ilişkili öznel deneyimlerini değerlendirmek için Türkçe Şan Sesi Handikap İndeksi-10 (TŞSHİ-10), Ses Yorgunluğu Ölçeği (SYÖ), Glottal Fonksiyon İndeksi (GFI) ve Reflü Semptom İndeksi (RSİ) uygulanmış; aerodinamik ve akustik özellikleri incelemek amacıyla /a/ ve /i/ fonasyonlarında maksimum fonasyon süresi (MPT), s/z oranı, temel frekans (F0), jitter (local, PPQ5), shimmer (local, APQ11) ve gürültü-harmonik oranı (NHR) ölçülmüştür. Opera öğrencilerinde 4. sınıf düzeyi /a/ ve /i/ MPT değerlerinde artışla birlikte jitter ve shimmer parametrelerinde belirgin azalma göstermiş, bu durum eğitim sürecinin frekans ve genlik stabilitesi üzerinde olumlu etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Tiyatro öğrencilerinde ise 4. sınıf düzeyinde MPT değerlerinde artış görülmüş ancak s/z oranı ve F0 bakımından anlamlı bir değişim saptanmamıştır. NHR değerleri her iki bölümde de 1. sınıfa kıyasla 4. sınıfta düşüş göstermiştir. Öznel ölçeklerde opera bölümünde sınıf düzeyinin TŞSHİ-10, SYÖ ve GFI puanları üzerindeki etkisi sınırlı bulunurken tiyatro bölümünde 1. sınıf öğrencilerinde yorgunluk, reflü semptomları ve glottal fonksiyon arasında daha yüksek ilişki değerleri tespit edilmiştir. Bulgular genel olarak, profesyonel ses eğitim sürecinin özellikle akustik parametrelerde belirgin iyileşmeler sağladığını, öznel handikap algısındaki değişimlerin ise bölüme ve sınıf düzeyine göre farklılaştığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Opera öğrencileri, tiyatro öğrencileri, akustik analiz, vokal fonksiyon, ses eğitimi.
Servikal omurga ve postural bozukluğu tanılı 10-18 yaş arasındaki bireylerde disfajinin incelenmesi
Bu araştırmada servikal omurga ve postür bozukluğu tanısı almış 10-18 yaş aralığındaki bireylerde disfajinin varlığını araştırmak amaçlanmıştır. Araştırmaya, Mersin Omurga Sağlığı Egzersiz ve Danışmanlık Merkezi'ne başvuran 10-18 yaş arasındaki 32 birey dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında, Disfaji Handikap Endeksi, EAT-10, Yale Yutma Protokolü uygulanmıştır. Katılımcıların EAT-10 testi sonuçları ile Yale Yutma Testi sonuçları arasında anlamlı bir ilişki olduğu (p<.05) ve EAT-10 testi sonuçları ile yutma çabası (sıvı) arasında anlamlı bir ilişki olduğu (p<.05) bulgulanmıştır. Katılımcıların EAT-10 testi sonuçları ile yutma çabası (katı) arasında da anlamlı bir ilişki görülmüştür (p>.05). Ayrıca katılımcıların EAT-10 Testi ile Disfaji Handikap Endeksi (DHİ) puanları arasında anlamlı ve yükseğe yakın bir ilişki bulunmuştur (p<.001, Spearman's rho = .66). Servikal omurga ve postüral bozukluğu bulunan 10–18 yaş aralığındaki bireylerin, sıvı yutma becerilerinde zorluk yaşadıkları, ancak katı yutma becerilerinde anlamlı bir zorluk yaşamadıkları belirlenmiştir. Servikal omurga ve postür bozukluklarının, bireylerin yutma işlevlerini olumsuz etkileyerek yaşam kalitelerini, günlük yaşam aktivitelerini ve sosyal etkileşimlerini sınırlayabildiği görülmektedir. Disfaji değerlendirmesinde kullanılan standardize testlerden olan EAT-10 ve Disfaji Handikap Endeksi'nin geçerliliği ve güvenilirliği kanıtlanmış olmakla birlikte, bu testlerin öznel değerlendirmelere dayanması, sonuçların yorumlanmasında bazı kısıtlamalara neden olabilmektedir. Öznel testlerin yanı sıra objektif değerlendirme araçlarının da kullanılması, disfajinin daha kapsamlı ve güvenilir bir şekilde değerlendirilmesi açısından önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: yutma, disfaji, servikal omurga ve postür bozukluğu.
Hızlı bozuk konuşma ile ilgili Youtube™ videolarının kalitesi ve güvenilirliğinin dil ve konuşma terapisi açısından değerlendirilmesi
Bu çalışma, YouTube™ platformunda "hızlı bozuk konuşma (HBK)" konulu Türkçe ve İngilizce videoların bilgi güvenilirliği (DISCERN), genel içerik kalitesi (GQS) ve etik bilgilendirme düzeyi (JAMA) açısından değerlendirilmesini amaçlamıştır. 136 video (27 Türkçe, 109 İngilizce) üç bağımsız gözlemci tarafından puanlanmış; elde edilen veriler Mann–Whitney U ve Spearman korelasyon analizleriyle incelenmiştir. Bulgular, İngilizce videoların tüm ölçeklerde Türkçe videolardan anlamlı biçimde daha yüksek puanlar aldığını göstermiştir (p<0.05). İngilizce içeriklerin ortalama DISCERN, GQS ve JAMA puanları sırasıyla 3.15, 3.81 ve 2.61 iken; Türkçe videolarda bu değerler 0.89, 1.65 ve 1.42 olarak bulunmuştur. Ayrıca İngilizce videoların süresi ve içerik kapsamı daha geniş, bilgi kalitesi ise daha homojendir. Ölçekler arasında güçlü pozitif korelasyonlar (ρ=0.815–0.844) tespit edilmiştir; bu durum bilgi güvenilirliği, genel kalite ve etik bilgilendirme düzeylerinin birbiriyle paralel ilerlediğini göstermektedir. Sonuç olarak, Türkçe içeriklerin çoğu kişisel ve bilimsel temelden yoksun bulunmuş; profesyonel, akademik nitelikli üretimlerin eksikliği dikkat çekmiştir. Bulgular, dil değişkeninin video kalitesi üzerinde belirleyici bir faktör olduğunu ve Türkçe içeriklerde etik, kaynak gösterimi ve yapılandırılmış sunumların artırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Ses bozukluklarının algısal değerlendirilmesinde yapay zeka değerlendirmesi ile klinisyen değerlendirmesinin karşılaştırılması
Ses bozukluklarının değerlendirilmesinde akustik, aerodinamik ve algısal analizlerin birlikte kullanılması sesin çok boyutlu yapısını ele alarak doğru tanı ve etkili tedavi sürecinin planlanması sağlar. Geçmişten günümüze yapay zeka alanındaki gelişmelerle birlikte tanı ve terapi sürecinin standardize ve kolay bir şekilde gerçekleşmesi amacıyla çalışmalar yapılmaktadır. Bu amaçla yapılan yapay zeka destekli GRBASZero uygulaması sesin algısal değerlendirilmesinde kullanılan GRBAS ölçeğini puanlamaktadır. Bu çalışmada, ses bozukluğuna sahip bireylerin klinisyenler tarafından değerlendirilen GRBAS puanlamalarıyla yapay zeka destekli GRBASZero uygulaması tarafından değerlendirilen GRBAS puanlamalarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 60 disfonik ve 15 sağlıklı birey katılmıştır. Sağlıklı bireylerin korelasyonu etkilediği görülmüş ve 60 disfonik katılımcı analize dahil edilmiştir. Katılımcıların sesleri GRBASZero uygulamasıyla puanlanmış ve ayrıca Ses Handikap Endeksi-10, Sesle İlişkili Yaşam Kalitesi Ölçeği, Türkçe Ses Yorgunluğu Ölçeği ve Ses Yolu Rahatsızlık Ölçekleri uygulanmıştır. Katılımcılardan maksimum /a/, /i/, /s/, /z/ fonasyonu ve okuma pasajı örnekleri alınmış, sesler Praat yazılımıyla analiz edilmiştir. Kayıtlar 13 Dil ve Konuşma Terapisti tarafından GRBAS ölçeğiyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulgularında, klinisyen ve GRBASZero değerlendirmesi arasında G, R, B ve S parametreleri için orta korelasyonda anlamlı bir ilişki bulunmuştur. A parametresi için ise düşük korelasyonda anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Akustik ve aerodinamik analizler ile GRBAS parametreleri karşılaştırıldığında klinisyen ve yapay zeka değerlendirmesi değerleri arasında belirgin farklar bulunmamıştır. Öz algısal ölçeklerle GRBAS parametreleri karşılaştırıldığında klinisyen değerlendirmesinde genellikle anlamlı ilişki bulunmuşken yapay zeka değerlendirmesinde nadiren anlamlı ilişkiye rastlanmıştır. Sonuç olarak, klinisyen ve yapay zeka değerlendirmesi arasında orta düzeye yakın anlamlılık bulunmuştur. Bu durum yapay zekanın tanı ve müdahaledeki gelişme sürecine umut olmuştur. Gelecekte yapılacak daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
İnme geçiren bireylerde transkraniyal doğru akım uyarımının (TDCS) disfaji üzerine etkilerinin incelenmesi
"Daha sonra doldurulacaktır"
Sağlıklı sese sahip yüzme antrenörlerinin mesleki kullanıma bağlı olarak seslerinde erken dönemde meydana gelen değişliklerin akustik ve algısal olarak incelenmesi
Bu çalışmada sağlıklı sese sahip yüzme antrenörlerinin mesleki kullanıma bağlı olarak sesteki erken dönem değişikliklerinin algısal ve akustik incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya, larinks görüntülemesi ve işitsel-algısal değerlendirme sonucunda sağlıklı sese sahip olduğu belirlenen 35 yüzme antrenörü katılmıştır. Antrenörlerin, en yoğun çalışma günlerinde antrenman öncesi ve sonrası olmak üzere ses kaliteleri algısal ve akustik olarak ölçülmüştür. Algısal değerlendirme için 'Ses Yolu Rahatsızlığı Ölçeği'nin Belirti/His Şiddeti Kısmı kullanılmış; akustik analiz için ise Consensus Auditory-Perceptual Evaluation of Voice (CAPE-V) Türkçe protokolüne göre alınan ses kayıtları, Multi-Dimensional Voice Program (MDVP) ve Analysis of Dysphonia Speech and Voice (ADSV) yazılımları kullanılarak analiz edilmiştir. Tüm katılımcılarda /a/fonasyonu ve titreşimli (voiced) fonem ağırlıklı cümle için ön test ve son test karşılaştırılması yapılmıştır. Ses Yolu Rahatsızlığı Ölçeği alt maddeleri analiz edildiğinde; yanma şiddeti (p=0.003), boğazda sıkışma (p=0.015), kuruluk (p=0.015), ağrı (p=0.016), tahriş hissi (p=0.001), boğazda yumru (p=0.005) son test puanlarının önemli ölçüde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Akustik analizde titreşimli fonem ağırlıklı cümle için; erkek katılımcılarda Cepstral Peak Prominence Standard Deviation (CPP SD) parametresinde (0,033), kadınlarda düşük frekanslı enerjinin yüksek frekanslı enerjiye oranı (L/H Ratio) parametresinde (0,046) ön test ve son test karşılaştırmasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Bilindiği kadarıyla bu çalışma, yüzme antrenörlerinin ses kalitelerindeki değişiklikleri inceleyen ilk çalışmadır ve bu popülasyonda ses sağlığını korumaya yönelik uygulamaların geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekmesi açısından önemlidir.
ICF Temelli İletişim Tarama Ölçeği (İTÖ)'nin geliştirilmesi
Dil ve/veya konuşma bozuklukları, her yaştan çocuğu etkileyen ve çocuklarda en sık görülen gelişimsel problemler arasındadır. Okul öncesi dönemde erken tanı ve müdahale kritik bir öneme sahip olduğu için tarama araçları ve programlarının kullanılması, erken tanı ve müdahale için fırsat yaratmaktadır. İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlık Uluslararası Sınıflandırması (ICF), dil konuşma ve iletişim bozukluklarının araştırılmasına çok boyutlu bir yaklaşım sağlamaktadır. Çalışmanın amacı, ICF temelli ebeveyn görüşüne dayalı bir tarama ölçeğinin geliştirilmesidir. Araştırmacılar tarafından tarama ölçeğinin amaç ve kapsamına uygun 54 farklı ikinci basamak ICF kodu belirlenmiştir. Belirlenen ICF kodları 4 uzman tarafından değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler ve incelenen üçüncü ve dördüncü basamak kodlarının sonucunda belirlenen 26 ICF kodu temel alınarak 46 maddelik madde havuzu oluşturulmuştur. Beş uzmanın görüşü alınarak kapsam geçerliği incelenmiş, 3 madde çıkarılmış ve kapsam geçerlik indeksi 0,88 bulunmuştur. Elde edilen maddelere yönelik pilot uygulama yapılarak 2 madde çıkarılmıştır. 41 maddelik form ile 105 dil ve/veya konuşma bozukluğu olan çocuk, 105 tipik gelişen akranları ve birer ebeveynleri çalışmaya dahil edilerek veri toplanmıştır. Elde edilen verilere göre, yapı geçerliği için uygulanan açımlayıcı faktör analizi sonuçlarına göre 4 alt faktör (dil becerileri, iletişim, konuşma anlaşılırlığı, dikkat) ve 23 maddeden oluşan nihai ölçek formu elde edilmiştir. Bilinen grup geçerliğinde "dikkat" alt faktörü dışında çalışma ve kontrol grubunu ayırt edebildiği tespit edilmiştir. Veri toplama sürecinde ebeveynlerden doldurmaları istenen FOCUS-34-TR'nin alt ölçekleri ile ölçüt geçerliği incelenmiş ve -0,282 ile -0,717 değerleri arasında negatif korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir. Ölçek alt faktörlerinin güvenirlik düzeyleri 0,730-0,933 arasında bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara göre geliştirilen ölçekten elden edilen puanlar, geçerli ve güvenilirdir. Gelecek çalışmalarda ölçeğin kullanılabileceği tarama programlarının geliştirilmesi amaçlanmaktadır.
Uyanık kraniotomi uygulanan hastaların deneyimi-erken dönem dil, biliş becerileri ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Uyanık kraniotomi, kritik fonksiyona sahip beyin bölgelerinin tümör rezeksiyonu için kullanılan bir yöntemdir. Ameliyat sırasında hastanın nörolojik durumunun anlık olarak izlenmesine olanak sağladığı için dil, biliş, motor ve duyusal fonksiyonları korunabilmektedir. Çalışmamız, nitel ve nicel aşamadan oluşmaktadır. Nitel araştırmanın amacı; Türkiye'de uyanık kraniotomi uygulanan hastaların deneyimlerini araştırmaktır. Nicel araştırmanın amacı ise uyanık kraniotominin ameliyat sonrası erken dönemde hastaların dil, biliş becerileri ve yaşam kalitesine etkisini incelemektir. Nitel aşamada, uyanık kraniotomi uygulanan hastalar ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Nicel aşamada ise ameliyat öncesi ve sonrası erken dönemde hastaların dil, biliş becerilerine ve yaşam kalitesine ilişkin ölçekler kullanılmıştır. Afazi Dil Değerlendirme Testi'nin (ADD), tekrarlı ölçümlerinde Adlandırma puanı ve ADD toplam puanında anlamlı farklılıklar (p<0,05) gözlemlenmiş, Resim Adlandırma Testi (RAT) ile Piramit ve Palmiye Ağaçları Testi (PPTT) sonuçları ise anlamlı farklılık göstermemiştir. Standardize Mini Mental Durum Testi (SMMT) sonuçlarında ise anlamlı farklılık (p<0,05) tespit edilmiştir. İnme ve Afazi ile İlişkili Yaşam Kalitesi Ölçeği (SAQOL-39-TR) sonuçlarında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Bununla birlikte, Kısa Form-36-TR'de Fiziksel Fonksiyon ve Sosyal Fonksiyon alt puanlarında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Nitel aşamada, hastaların sürece dair yüksek memnuniyet gösterdiği belirlenmiştir. Bu çalışmanın, uyanık kraniotomi sürecinde hasta deneyimlerinin anlaşılmasına ve cerrahi prosedürlerin geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Uyanık kraniotomi sonrası hastaların dil, bilişsel becerileri ve yaşam kalitesinde düşüş gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın uyanık kraniotomi uygulanan hastaların deneyimlerini inceleyerek literatüre katkıda bulunacağı düşünülmektedir.
Özgül öğrenme güçlüğü tanısı olan ve olmayan çocuklarda fonolojik farkındalık, morfolojik farkındalık, okuma ve sözel dil becerilerinin incelenmesi
Uzun, F., Özgül Öğrenme Güçlüğü Tanısı Olan ve Olmayan Çocuklarda Fonolojik Farkındalık, Morfolojik Farkındalık, Okuma ve Sözel Dil Becerilerinin İncelenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Dil ve Konuşma Terapisi Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2024. Özgül Öğrenme Güçlüğü (ÖÖG) alt tiplerinden olan disleksi tanılı çocukların; fonolojik farkındalık, morfolojik farkındalık ve okuma becerileri yaşıtlarına göre daha geride olabilmektedir. Bu klinik bulgulara sözel dil becerilerinde bir gecikme de eşlik edebilmektedir. Bu araştırmada, ÖÖG tanısı olan çocukların ve tipik gelişim gösteren çocukların; fonolojik farkındalık, morfolojik farkındalık, sözel dil ve okuma becerilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya dahil edilen çocuklar; ÖÖG/Disleksi tanısına dil bozukluğunun eşlik ettiği çocuklar, ÖÖG/Disleksi tanısına dil bozukluğunun eşlik etmediği çocuklar ve tipik gelişim gösteren çocukların dahil edildiği kontrol grubu olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Araştırma için etik kurul izni ve ailelerden onam alınarak çocuklarla; fonolojik farkındalık, morfolojik farkındalık, sözel dil ve okuma becerilerine ilişkin testler uygulanmıştır. Çalışmaya 1. ve/veya 2. sınıfa devam eden 63 çocuk (44E, 19K) katılımcı olarak dahil edilmiştir. Dil değerlendirmesi "Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi (TODİL)", fonolojik farkındalık becerileri "Türkçe Fonolojik Farkındalık Testi (TFF)", Morfolojik farkındalık becerileri "Morfolojik Farkındalık Testi", okuma becerileri "Kelime Okuma Bilgisi Testi (KOBİT)" ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda fonolojik farkındalık, morfolojik farkındalık, sözel dil ve okuma becerileri test puanlarının; kontrol grubundaki katılımcılarda anlamlı şekilde en yüksek; buna karşın disleksi ve dil grubundaki katılımcılarda anlamlı şekilde en düşük olduğu görülmüştür (p<0,001, p<0,05). Çalışmanın sonucunda ÖÖG/Disleksi tanısına dil bozukluğunun eşlik etmesi durumunda alt testlerden alınan puanların anlamlı şekilde düşük olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Özgül Öğrenme Güçlüğü, fonolojik farkındalık, morfolojik farkındalık, okuma, sözel dil becerileri
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı olan çocukların ve tipik gelişim gösteren akranlarının pragmatik dil becerilerinin karşılaştırılması
Pragmatik dil, bireyin sosyal bağlamdaki dil kullanımını ifade etmektedir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), farklı şekillerde ve düzeylerde etkilenimi kapsayan ve zayıf dinleme becerileri, fazlaca konuşma, sıra almakta güçlük, dürtüsellik gibi semptomlara yelpaze olarak kullanılan bir terimdir. DEHB'li çocukların pragmatik dil de dahil olmak üzere dil bozuklukları açısından risk altında olduğu ve bu çocuklarda sıklıkla dil bozukluğunun görüldüğü bilinmektedir. Bu araştırmada, DEHB tanısı olan çocukların ve tipik gelişim gösteren akranlarının pragmatik dil becerilerinin değerlendirilerek karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırma Hacettepe Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nden yönlendirilen ve yeni DEHB tanısı almış 6 yaş ile 8 yaş 11 ay yaş aralığında 28 (21E, 7K) çocuk ve tipik gelişim gösteren yaş ve cinsiyet eşleştirilmiş 28 çocuk olmak üzere toplam 56 çocuğu içermektedir. Dil değerlendirmeleri için "Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi (TODİL)"; pragmatik dil becerilerinin değerlendirilmesi için "Pragmatik Dil Testi-2 (PDT-2)" ve "Pragmatik Dil Becerileri Envanteri-Türkçe Versiyon (PDBE-TR)" kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda DEHB tanısı olan çocukların, tipik gelişim gösteren akranlarına göre dil becerilerinde (p<0.001) ve pragmatik dil becerilerini değerlendirmek için kullanılan PDT-2 (p<0.001) ve PDBE-TR (p<0.001) değerlendirme araçlarında istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha zayıf beceriler gösterdiği görülmüştür. Araştırma sonucunda DEHB tanısı alan çocukların dil becerilerinde ve pragmatik dil becerilerinde tipik gelişim gösteren akranlarına göre anlamlı düzeyde zayıf beceriler sergilediği gösterilmiştir.
Kekemeliği olan yetişkin bireylerde bilişsel esnekliğin incelenmesi
Daha sonra doldurulacaktır.
Multipl sklerozlu bireyler için İletişim ve Dil Değerlendirme Ölçeği'nin (Communication and Language Assessment Questionnaire for Persons with Multiple Sclerosis-CLAMS) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması
Multipl skleroz merkezi sinir sisteminin kronik, nöroinflamatuar bir hastalığıdır. Multipl sklerozda iletişim ve dil bozuklukları görülebilmektedir. Bu bozukluklar bireylerin günlük yaşama katılımlarını ve yaşam kalitelerini olumsuz etkilemektedir. Bireylerin değerlendirilirken patient-reported outcome measure (PROM) – hasta beyanına dayalı çıktı ölçümlerinin kullanımı önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı Communication and Language Assessment Questionnaire for Persons with Multiple Sclerosis – CLAMS'ın Türkçeye uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin araştırılarak dilimize kazandırılmasıdır. Çalışmaya 18 yaş ve üzerindeki 216 MS tanılı, 216 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Ölçeğin uyarlama sürecinde Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) ölçme araçlarının uyarlanmasına yönelik önerdiği prosedür takip edilmiştir. Ölçeğin uyarlanmasından sonra katılımcılardan veriler toplanmıştır. Katılımcılardan klinik ve demografik bilgiler alınmıştır, CLAMS'ın Türkçe formu ve Montreal Bilişsel Değerlendirme Aracının Türkçe formu uygulanmıştır. Veri toplama aşaması tamamlandıktan sonra ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılmıştır. Ölçeğin geçerliği için kapsam ve yapı geçerliği, güvenirliği için iç tutarlılık (Cronbach Alfa katsayısı) ve test-tekrar test uygulaması ile ölçeğin zamana karşı tutarlılığına yönelik analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde CLAMS'ın Türkçe versiyonunun geçerli ve güvenilir olduğu görülmüştür. Ölçeğin MS tanılı bireylerin iletişim ve dil bozukluklarına yönelik klinik uygulamalarda ve araştırma amaçlı bilimsel çalışmalarda kullanılabileceği düşünülmektedir.
Ses bozukluğu olan din görevlilerine yönelik 'Ses Handikap Indeksi' geliştirilmesi, geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması
Profesyonel ses kullanıcılarının, mesleklerini yerine getirirken sesini kullanan ve ses kalitesindeki bozulmalardan; yaşam kalitesi önemli ölçüde etkilenen kişiler olduğu bilinmektedir. Din görevlileri de profesyonel ses kullanıcılarındandır ve ses bozuklukları prevalansı, profesyonel olmayan ses kullanıcılarına göre daha yüksektir. Ses bozukluklarında, bireye özgü tedavi/terapi programına karar verilmesi ancak kapsamlı değerlendirme ile mümkündür. Ses değerlendirmesinin en önemli bileşenlerinden biri de 'öz değerlendirme araçları'dır. Bu araçlar, kişinin problemle ilişkili deneyimini ortaya çıkarmakta oldukça başarılıdır ve ses kliniklerinde sıklıkla kullanılmaktadır. Öz değerlendirme araçlarından bazıları spesifik bir durumu ya da popülasyonu hedeflemektedir. Günümüze kadar İslami din görevlilerinin ses bozukluklarına ilişkin yapılmış bilimsel araştırmalarda, din görevlerinin görüşleri alınmış, din görevlilerine yönelik anketler kullanılarak ses semptomlarına ve bozukluğun risk faktörlerine yönelik veri toplanmıştır. Ancak bu çalışmaların hiçbirinde, din görevlilerine özgü; ses bozukluğunun fiziksel, işlevsel ve duygusal alanlarda etkisini inceleyen geçerli ve güvenilir bir öz değerlendirme aracı dahil edilmemiştir. İslami din görevlilerinin seslerini kullanma şekli ve yoğunluğu açısından profesyonel ses kullanıcılarına benzemeyen farklı yönleri mevcuttur. Bu doğrultuda bu tez çalışmasının amacı; ses bozukluğunun din görevlilerinde fiziksel, işlevsel ve duygusal alanlarda etkisini inceleyen geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Çalışma, iki aşamadan oluşmaktadır. Keşfedici sıralı karma yöntem tasarımı benimsenmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında; 10 ses bozukluğu olan din görevlisiyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İçerik analizi yöntemlerinden frekans analizi incelenmiş ve taslak ölçek oluşmuştur. İkinci aşamasında; ölçeğin kapsam, yapı ve ölçüt geçerliği; test-tekrar test güvenirliği test edilmiş ve iç tutarlılık belirlenmiştir. Kapsam geçerliği sağlandıktan sonra, taslak ölçek formu; 19-61 yaş aralığında, 38 ses bozukluğu olan ve 72 sağlıklı sese sahip imam-hatip, müezzin kayyım ve Kur'an Kursu öğreticisinden oluşan toplam 110 erkek din görevlisine uygulanmıştır. Yapı geçerliğini belirlemek için faktör analizi yapılmış ve 23 maddelik ölçeğin nihai formu oluşmuştur. Bilinen grup geçerliği incelendiğinde, çalışma ve kontrol grubu arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmuştur. Güvenirlik analizinde, Cronbach's Alpha (α) katsayısı değeri 0,971 tespit edilmiştir. Bulgular, geliştirilen ölçeğin (Din Görevlilerine Yönelik Ses Handikap İndeksi) geçerli ve güvenilir bir araç olduğunu göstermektedir.
Rezonans ses ediniminde klinisyen geri bildirim özelliklerinin etkisinin incelenmesi
Klinik araştırmalar, motor öğrenme ilkelerini ses terapisine uyarlamayı hedefleyerek, davranış değişikliklerinin ve beceri ediniminin altında yatan bireysel farklılıkları incelemektedir. Ses terapisi alanında motor öğrenme ilkeleri için, klinisyen geri bildiriminin özelliklerine ilişkin 'uygulama' aşamasında birçok çalışma mevcut iken; 'uygulama öncesi' aşamada sınırlı sayıdadır. Yapılan bu tez çalışmasında, uygulama öncesi aşaması bileşenlerinden; motivasyon, sözel bilgilendirme ve model olma sabit tutularak; geri bildirim özellikleri değişen, katılımcıları 18-35 yaş arası sağlıklı sese sahip kadınların oluşturduğu, 6 ayrı gruba (n=90), 2 Dil ve Konuşma Terapisti tarafından rezonans ses eğitimi verilmiştir. Bu 6 grup; geri bildirim almayan, sonuç geri bildirimi alan ve performans geri bildirimi alan (4 alt grup) gruplardan oluşmaktadır. Eğitim öncesinde ve sonrasında işitsel-algısal ve akustik değerlendirmeler yapılmıştır. İşitsel-algısal değerlendirme, alanda deneyimli 3 uzman tarafından rezonans sesin kalitesinin derecelendirilmesi şeklinde yapılmış olup, katılımcı grupları karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<.05). Çoklu karşılaştırma analizi sonuçlarına göre, Bonferroni düzeltmesi sonrası geri bildirim almayan grup ile kinestetik + görsel + işitsel geri bildirim grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur (p<.05). Akustik değerlendirme analizi bulgularına göre ise şiddet ve Kepstral Tepe Noktası arasında gruplar arasında anlamlı farklılık elde edilmemekle birlikte geri bildirim verilen gruplarda seans sonundaki tekrarlarda artış tespit edilmiştir. Çalışma bulguları, rezonans sesin ediniminde uygulama öncesi aşamada farklı duyusal modalitelerin kullanılarak geri bildirimin verilmesinin ve sonuç geri bildiriminin kullanılmasının faydalı olduğunu işaret etmektedir.
Rahat şarkı söyleyebilme becerisinin değerlendirilmesi (Evaluation of the Ability to Sing Easily)(EASE-TR) ölçeğinin türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması
Şarkıcıların ses değerlendirme süreçlerinin; şarkıcıların ses kullanım şekilleri ve ihtiyaçları göz önünde bulundurularak özelleştirilmesi önerilmektedir. Sağlıklı sese sahip profesyonel ses kullanıcılarının klinik ses değerlendirmesinde kullanılmak üzere Türkçe öz değerlendirme aracı mevcut değildir. Çalışmamızda Evaluation of the Ability to Sing Easily (EASE) ölçeğinin Türkçeye adaptasyonunun yapılması, geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmanın ilk aşamasında, ölçeğin Türkçeye adaptasyonu yapılmış, ikinci aşamasında da performans öncesi ve sonrası olacak şekilde katılımcılardan EASE-TR ve Ses Yolu Rahatsızlığı Ölçeği (SYRÖ) şiddet kısmını doldurması istenmiş, Consensus Auditory- Perceptual Evaluation of Voice (CAPE-V) protokolü doğrultusunda ses kayıtları alınmıştır. Çalışmaya 18-65 yaş arası 100 korist dahil edilmiş, katılımcıların %35'ine, test-tekrar test güvenirliği için EASE-TR tekrar doldurtulmuştur. Yapı geçerliği kapsamında; deneyim süresi, ses eğitimi alıp/almama, mevcut ses şikayetinin varlığı/yokluğu değişkenleri çerçevesinde "Bilinen Grup Geçerliği" yöntemi kullanılmış ve performans öncesi-sonrası EASE skorlarının karşılaştırılması yapılmıştır. Kriter geçerliği kapsamında EASE skorlarının CAPE-V ve SYRÖ şiddet kısmı ile korelasyonu incelenmiştir. İç tutarlılık güvenirliği için Cronbach alfa hesaplanarak, madde-toplam puan korelasyonu tespit edilmiş ve Test-Tekrar Test güvenirliği hesaplanmıştır. Bu tez çalışmasının sonucunda, EASE-TR ile SYRÖ arasında orta düzeyde pozitif yönde bir ilişki (r=0,664) gözlenmiştir. Performansın öncesinde ve hemen sonrasında toplanan EASE verilerinde, performans sonrası EASE skorlarında istatistiksel olarak anlamlı (p<0.001) düşüş gözlenmiştir. Ses şikayeti olan ve olmayan grubun EASE skorları arasında anlamlı fark (p=0.003) bulunmuş, Cronbach alfa değeri 0.894 olarak hesaplanmıştır. Bulgular, EASE-TR'nin şarkıcılarda, mevcut şarkı sesinin fonksiyonunu değerlendirmek amacıyla kullanılabilecek, geçerli ve güvenilir bir öz değerlendirme aracı olduğu göstermektedir.
Total larenjektomili bireylerde yutmanın kinematik özelliklerini etkileyen faktörlerin araştırılması
Total larenjektomi (TL) sonrası yutma bozukluğu oldukça sık karşılaşılan bir sorundur. Bu çalışmanın temel amacı TL sonrası yutma biyomekaniğindeki değişimleri kinematik analiz yöntemi ile değerlendirmek ve yutmaya etki edebilecek faktörleri incelemektir. Çalışmaya TL'li toplam 34 birey dahil edilmiştir. Klinik yutma değerlendirmesinde bireylerin semptomatik yutma şikayetleri sorgulanmış, Videofloroskopik Yutma Çalışması (VFYÇ) kayıtları üzerinden Image J yazılımı kullanılarak; farengeal transit süresi (FTS), maksimum farengeal kasılma oranı (MFKO), üst özefageal sfinkter açılış oranı (ÜÖSAO), üst özefageal sfinkter açılış süresi (ÜÖSAS) ve bolus temizleme oranı (BTO) kinematik parametreleri hesaplanmıştır. Bireylerin %47.1'inde (n=16) semptomatik yutma şikayeti olduğu görülmüştür. Semptomatik yutma şikayeti olan grupta olmayanlara göre FTS, MFKO ve BTO parametrelerinin anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur. Bireylerin yaşı ile FTS arasında, kemoterapi ve radyoterapi sonrası geçen süre ile BTO arasında istatistiksel anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Yazarak ve/veya işaret ile iletişim kuran bireylerdeki BTO değerinin diğer iletişim yöntemini kullananlardan daha fazla olduğu görülmüştür. KT+RT tedavisi alan bireylerde diğer tedavileri alan bireylere göre ÜÖSAO değeri daha düşük, ÜÖSAS değeri ise daha uzun bulunmuştur. Cerrahide kullanılan insizyon türünün, boyun diseksiyonu varlığının, tiroidektomi varlığı ve türünün, rekonstrüksiyon tipinin ve mukoza kapatma türünün yutma ile ilgili kinematik parametreler ile ilişkisi tespit edilmemiştir. Bu bulguların ileriki çalışmalarla desteklenmesi durumunda, kinematik analizlerin TL'li bireylerin yutma değerlendirme bataryasına eklenmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir.
Otizm spektrum bozukluğuna sahip olan çocukların ebeveynlerine yönelik hanen more than words eğitim programının ebeveyn ve çocuk davranışları üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, otizm spektrum bozukluğunun (OSB) müdahalesinde kullanılan Hanen-More Than Words programının birincil olarak katılımcı ebeveynlerin duygu durumları, özyeterliği, etkileşimsel davranışları ve aldıkları sosyal destek üzerindeki; ikincil olarak ise çocuk etkileşimsel davranışları ile çocukların dil gelişimleri üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü uygulama alanı olan Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Dil ve Konuşma Terapisi Ünitesinde yürütülmüştür. Çalışmaya, toplam 14 OSB'li çocuk ve ebeveyni katılmıştır. Ebeveyn değerlendirmelerinde 'Durumluk- Sürekli Kaygı Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Anne Baba Stres Ölçeği, Anne-Babalık Becerilerinde Özyeterlik Ölçeği, Ebeveyn Davranışını Değerlendirme Ölçeği-Türkçe Versiyonu ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği' kullanılmıştır. Çocukların etkileşimsel davranışlarını ölçmek için 'Çocuk Davranışını Değerlendirme Ölçeği-Türkçe Versiyonu' kullanılmış, dil gelişimleri ise 'Dil Gelişimi Tarama Envanteri' ve 'Türkçe Erken Dil Gelişim Testi' aracılığıyla değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında kullanılan değerlendirme araçlarından farklı zaman aralıklarında veri toplama aşaması tamamlandıktan sonra verilerin analizinde müdahale öncesi ve müdahale sonrası ön-test son-test arası farklar hesaplanmıştır. Müdahale etkinliğini değerlendirmek için non-parametrik düzende Wilcoxon testi değerlendirmeleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, ebeveynlerin More Than Words programı sonrasında gerçekleşen özyeterlik düzeylerindeki, durumluk kaygı ve stres düzeylerindeki ve birçok etkileşimsel davranışlarındaki değişim oranının More Than Words programı öncesinde gerçekleşen değişim oranından istatistiksel olarak farklı olduğu (p < 0.05) görülmüştür. Araştırmada yer alan OSB'li çocukların birçok etkileşimsel davranışı ve sözel dil performanslarındaki değişim oranının More Than Words programı öncesi ve sonrası dönem arasında istatistiksel olarak farklılık göstermesi (p < 0.05), More Than Words programının OSB'li çocuklar ve ebeveynleri üzerinde olumlu bir etkisinin olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: otizm spektrum bozukluğu, hanen-more than words, dil gelişimi, ebeveyn odaklı müdahaleler
Türkçe konuşan yetişkinlerde kepstral spektral disfoni indeksinin (cepstral spectral ındex of dysphonia (CSID)) geçerliğinin araştırılması
Frekans temelli ölçümler, bağlantılı konuşmada ses analizi yapılmasına olanak sağlaması ve şiddetli ses bozukluklarının değerlendirilmesinde daha güvenilir sonuçlar vermesi sebebiyle son dönemlerde popüler olarak kullanılmaktadır. Kepstral tepe noktası (CPP) ve kepstral spektral disfoni indeksi (CSID) parametreleri için diğer dillerde geçerlik çalışmaları olmasına rağmen Türkçe için bir geçerlik çalışması bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, frekans temelli bu ölçümler ve bunlardan türetilen CSID için geçerlik çalışması yapmaktır. Çalışmaya 195 disfoni olan birey ve bu bireyler ile cinsiyet ve yaş açısından eşleştirilmiş 195 normal sese sahip yetişkin birey dahil edilmiştir. Katılımcılara uzatılmış ünlü fonasyonu /a/ ve Consensus Auditory-Perceptual Evaluation of Voice (CAPE-V Turkish) cümleleri okutulmuştur. İşitsel algısal değerlendirme uzatılmış ünlü fonasyonunda genel etkilenim derecesi ve CAPE-V Turkish genel etkilenim derecesine göre yapılmış ve katılımcılar normal sese sahip, hafif, orta ve şiddetli disfonisi olan bireyler şeklinde dört gruba ayrılmıştır. Akustik analizler için Analysis of Dysphonia in Speech and Voice (ADSV) yazılımı kullanılmıştır. Öz değerlendirme aracı olarak ses handikap indeksi (SHİ) kullanılmıştır. Tüm disfoni grupları arasında CPP, L/H ve CSID parametrelerinin anlamlı farklılık sergilediği gözlemlenmiştir. Algısal değerlendirmeler ile akustik değerlendirmeler arasındaki pearson korelasyon analizi CPP ve CSID parametreleri için her değerlendirme basamağında yüksek korelasyon (r>0,800) göstermiştir. Frekans temelli ölçümler ile SHİ arasındaki ilişkileri test etmek için yapılan Pearson korelasyon analizinde en yüksek korelasyon CSID parametresinde ve orta, yüksek olacak şekilde değişen derecelerde korelasyonlar tespit edilmiştir. Uzatılmış ünlü fonasyonu ve bağlantılı konuşma için Receiver operating characteristic (ROC) eğrisi analizinde, CPP ve CSID için AUC değeri 0,800'den büyük bulunmuştur. Uzatılmış ünlü fonasyonu ve bağlantılı konuşma için CPP kesme puanları sırası ile 10,049 (AUC: 0,905), 4,662 (AUC: 0,862) ve CSID için kesme puanları sırası ile 10,8 (AUC: 0,961), 15,677 (AUC: 0,904) olarak bulunmuştur. Çalışmamız CSID ve frekans temelli ölçümlerin Türkçe konuşan yetişkin bireylerde disfoni ile normal sesi ayırt etmede geçerli olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: Kepstral tepe noktası (CPP), Kepstral spektral disfoni indeksi (CSID), Akustik analiz, Ses bozukluğu, Frekans temelli ölçüm
Ebeveynin konuşma hızının kekemeliği olan çocuğun kekemelik şiddeti, sıklığı ve konuşma hızı üzerine etkisinin çevrimiçi ve yüz yüze olarak incelenmesi
Sözel ifadenin anlamının aktarılmasında önemli bir role sahip olan konuşma hızının, kekemeliği olan çocuklar için kekemelik şiddetini yansıttığı düşünülmektedir. Bu çalışmada, ebeveyn konuşma hızının azaltılmasıyla, kekemeliği olan çocukların kekemelik şiddeti, sıklığı ve konuşma hızı üzerine etkisi ile birlikte kekemeliği olan ve olmayan çocukların ve onların ebeveynlerinin konuşma hızları açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 3-6 yaş arasındaki kekemeliği olan 46 çocuk ile yaş ve cinsiyet açısından eşleşen 46 kekemeliği olmayan çocuk ve her iki grubun ebeveynleri dahil edilmiştir. Çalışma ve kontrol grubundaki çocukların ve ebeveynlerinin konuşma hızları ve kekemeliği olan çocukların kekemelik şiddeti ve sıklığı ebeveyn – çocuk arasındaki etkileşimli sohbet üzerinden elde edilen kayıtlar ile analiz edilmiştir. Kekemeliği olan çocukların kekemelik şiddeti ve sıklığı Ağırlıklı Kekemelik Şiddeti Ölçümü (Weighted-SLD) ile hesaplanmıştır. Kekemeliği olan çocuklar ve ebeveynleri ile değerlendirme ve görüşmeler iki oturum halinde görüşülmüştür. İlk oturumun sonunda ebeveyn konuşma hızı azaltılması yönünde öneriler sunulmuştur. İkinci oturumda da yapılan değerlendirmeler tekrarlanmıştır. Ebeveyn konuşma hızının azalması sonucunda kekemeliği olan çocuğun kekemelik şiddetinde ve sıklığında anlamlı düzeyde bir azalma olduğu tespit edilirken çocukların konuşma hızlarında anlamlı düzeyde bir farklılık olmadığı görülmüştür. Kekemeliği olan ve olmayan çocukların ebeveynleri arasında konuşma hızları açısından farklılık bulunmamıştır. Ayrıca, veri toplama yöntemi açısından çevrimiçi ve yüz yüze değerlendirme ve görüşmelerin birbiri yerine kullanılabilen güvenilir araçlar olduğu da ortaya konmuştur.
İnme sonrası iletişim çıktıları ölçeği'nin (Communication outcome after stroke scale -COAST) ve inme sonrası iletişim çıktıları-bakım veren ölçeği'nin (Carer communication outcome after stroke scale -carer COAST) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması
Afazide güncel değerlendirme yaklaşımları, eksiklik temelli değerlendirmelerin yanında fonksiyonel yaklaşımları da önermektedir. Afazili bireyin fonksiyonel iletişim becerileri ve yaşam kalitesini değerlendiren öz değerlendirme ölçekleri bu kapsamda önem taşımaktadır. Ayrıca bakım veren görüşlerinin alınması bütüncül değerlendirme için gereklidir. Bu doğrultuda çalışma (Communication Outcome after Stroke Scale-COAST) ve (Carer Communication Outcome after Stroke Scale-Carer COAST) ölçeklerinin Türkçeye geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesini hedeflemiştir. Çalışmaya 101 afazili birey ve 101 bakım veren dahil edilmiştir. Çalışmamızda yapı, kapsam ve ölçüt geçerliği; iç tutarlık ve test-tekrar test güvenirliği incelenmiştir. Ölçüt geçerliği için SAQOL-39-TR ölçeği kullanılmıştır. COAST-Türkçe (COAST-TR) ve CARER COAST-Türkçe (COAST- TR-BV) için Cronbach Alfa değeri 0.898, 0.883 olarak, test-tekrar test güvenirliğinde elde edilen değerler ise 0.948, 0.949 olarak bulunmuştur. COAST-TR ve COAST-TR- BV için ortalama madde toplam korelasyonları 0.594, 0.566 şeklinde yeterli düzeyde bulunmuştur. COAST-TR ve SAQOL-39-TR arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki bulunmuştur. Ayrıca COAST-TR ve COAST-TR-BV ölçeğinden alınan puanlar arasında orta ve yüksek düzeyde ilişki bulunmuştur. Bunun yanında farklı afazi şiddet gruplarında ve tutuk- tutuk olmayan afazili gruplar arasında birey ve bakım veren ölçeklerinde gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar meydana gelmiştir. Yapılan analizler sonrasında COAST-TR ve COAST-TR-BV ölçeklerinin Türkçe için geçerli ve güvenilir olduğu kanıtlanmıştır.
Altı yaşından küçük çocuklar için iletişim çıktılarına odaklanma ölçeği-34 (FOCUS-34) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
Okul öncesi dönemde sıklıkla görülen dil ve konuşma bozuklukları, çocukların iletişimsel katılım becerilerini olumsuz etkileyebilmektedir. FOCUS-34, dil ve konuşma bozuklukları olan okul öncesi çocuklarda iletişimsel katılımı değerlendiren geçerli ve güvenilir ölçektir. Bu çalışmada, FOCUS-34'ün Türkçe versiyonunun oluşturulması ve geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya dil bozukluğu, konuşma sesi bozukluğu ve akıcı konuşma bozukluğu olan 20-72 ay aralığında toplam 175 çocuk ve ebeveyni dahil edilmiştir. Ebeveynlerden Demografik Bilgi Formunu, FOCUS-34-Türkçe Versiyon (FOCUS-34-TR) ölçeğini ve Erken Gelişim Evreleri-Sosyal Duygusal Envanterini (EGE-SD) doldurmaları istenmiştir. Ölçeğin geçerliğinin değerlendirilmesi için yapı geçerliği yöntemleri, yakınsak ve ıraksak geçerlik, güvenirliğinin değerlendirilmesi için ise iç tutarlılık ve test-tekrar test güvenirliği yöntemleri kullanılmıştır. FOCUS-34-TR ölçeği toplam için Cronbach Alfa değeri .97 olarak ve alt ölçekler için Cronbach Alfa değerleri .61 ile .94 arasında bulunmuştur. Test-tekrar test güvenirliği için 46 ebeveynden FOCUS-34-TR ölçeğini bir hafta sonra tekrar doldurmaları istenmiştir; test-tekrar test analizinde elde edilen değer .95 olarak bulunmuştur. FOCUS-34-TR toplam puan ile alt ölçekleri arasındaki korelasyonlar .77-.90 arasında bulunmuştur. Yakınsak ve ıraksak geçerlik testi için; FOCUS-34-TR ölçeği ile EGE-SD arasındaki ilişkiler incelenmiştir ve FOCUS-34-TR ölçeği ile EGE-SD arasında ve EGE-SD İletişim ve İnsanlarla Etkileşim alt alanları arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde orta düzeyde ilişki bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda, FOCUS-34-TR ölçeğinin dil ve konuşma bozukluğu olan okulöncesi çocuklarda iletişimsel katılımı ölçmek için geçerli ve güvenilir bir araç olduğu düşünülmüştür.
Konuşma sırasında farklı ses üretimlerinde gerçekleşen velofaringeal bölge hareketinin manyetik rezonans görüntüleme yoluyla incelenmesi
Artikülatörlerin hareketi konuşma seslerinin üretim özelliklerine ve koartikülatör bağlama göre değişkenlik gösterebilmektedir. Hareketli bir artikülatör olan velumun hareketinin de konuşma seslerinin üretim özelliklerinden ve koartikülatör bağlamdan etkilenmesi beklenmektedir. Çalışmamızda farklı ses üretimlerinde velum hareketinin incelenmesi amacıyla midsagital düzlemde anadili Türkçe olan 20 sağlıklı yetişkin bireyin manyetik rezonans görüntüsü (MRG) analiz edilmiştir. Ölçümler; dinlenme durumu, izole /a/, /i/, /e/, /o/, /u/ üretimlerinde ve durak/patlamalı (/b/, /d/, /g/), sürtünmeli (/z/), durak sürtünmeli (/dʒ/), nazal (/m/, /n/), yan daralmalı (/l/), tek vuruşlu (/r/) üretim tarzından ünsüz-ünlü bağlamda bulunan ünlü üretiminde gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen ölçümler aracılığı ile velar yükselme, velumun fleksiyon açısı, velar açılanmanın velumun başlangıcından uzaklığı ve velumun nazal yüzü ile arka faringeal duvar arası mesafenin istatistiksel olarak karşılaştırılması hedeflenmiştir. Çalışmamızın bulgularına göre Türkçe konuşan sağlıklı yetişkin bireylerde velumun hareket özellikleri farklı konuşma sesi üretimlerinde değişiklik göstermektedir. İzole ünlü üretimlerinde veya farklı ünsüz bağlamlarında üretilen ünlülerde velumun hareket özellikleri değişmektedir. Bu değişiklikleri ortaya çıkarmak için manyetik rezonans görüntülemenin uygun ve avantajlı bir yöntem olduğu düşünülmektedir. Gelecekteki araştırmalarda MRG yoluyla velofaringeal bölge hareketini inceleyen çalışmaların artmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Okul çağı kekemeliği olan çocukların mizaç özellikleri
Mizaç, kekemeliğin nedeni olmasa da kekemeliğe etki edebileceği ve kekemeliğin şiddetini artırabileceği düşünülen bir faktördür. Kekemeliği olan okul çağı çocuklar, adölesan ve yetişkinlerde mizaç çalışmaları okul öncesi döneme göre daha az yapılmaktadır ve bulgular tutarsızdır. Çocuğun gelişimi boyunca ortaya çıkan değişiklikleri anlamak için okul çağı çocuklarda mizacın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç vardır. Bu bağlamda, okul çağı kekemeliği olan çocukların kekemeliği olmayan akranlarıyla mizaç özelliklerini karşılaştırmak ve mizaç özellikleri ile kekemelik şiddeti arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya, 8-11 yaş arasındaki kekemeliği olan tipik gelişim gösteren 66 çocuk ile yaş ve cinsiyet açısından eşleşen 66 kekemeliği olmayan tipik gelişim gösteren çocuk dahil edilmiştir. Çocukların mizaç özelliklerini değerlendirebilmek için ebeveyn raporuna dayanan Okul Çağı Çocukları için Mizaç Ölçeği (School - Age Temperament Inventory - SATI) kullanılmıştır. Kekemeliği olan grubun kekemelik şiddeti; konuşma ve okuma kayıtları alınarak Kekemelik Şiddeti Değerlendirme Aracı-4 (KEŞİDA-4) ile hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre; kekemeliği olan ve kekemeliği olmayan çocuklar arasında SATI alt boyutlarından olumsuz tepkisellik, yaptığı işi sürdürebilme, yaklaşma/kaçınma ve aktivitenin hiçbirinde anlamlı farklılık bulunmamıştır. Kekemeliği olan çocukların mizaç özellikleri ile kekemelik şiddeti arasındaki ilişki incelendiğinde, aktivite ile KEŞİDA-4 alt başlıklarından biri olan toplam puan arasında negatif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur. Olumsuz tepkisellik, yaptığı işi sürdürebilme ve yaklaşma/kaçınma ile KEŞİDA-4 alt başlıkları arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Aktivite ile KEŞİDA-4 alt başlıklarından olan sıklık puanı, süre puanı ve sekonder davranış arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Kekemeliği olan bireylere yönelik müdahale programı belirlenirken bireysel farklılıkları ve ihtiyaçları göz önünde bulundurulmalıdır.
Alzheimerlı bireylerde bilişsel iletişim bozukluğuna yönelik mobil uyumlu yazılımın geliştirilmesi
Bu çalışmada, Alzheimer hastalığı (AH) olan bireylerde bilişsel iletişim bozukluğuna yönelik yazılımın geliştirilmesi ve bu yazılımın AH'li bireylerin bilişsel iletişim becerilerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışma; uygulamanın geliştirilmesi, bireylerin değerlendirilmesi ve uygulamaya yönelik eğitim verilmesi, evde uygulamanın kullanılması ve tekrar değerlendirilmesi olmak üzere 4 aşamada tamamlanmıştır. Çalışmaya kriterleri sağlayan 32 birey dahil edilmiştir. Randomizasyon ile bu bireyler çalışma ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Her grup; 6 hafif evre, 6 orta evre ve 4 ileri evre olmak üzere toplam 16 katılımcıdan oluşmuştur. Geliştirilen yazılım tabletlere yüklenerek çalışma grubundaki katılımcılara verilmiştir. Kontrol grubundaki katılımcıların sadece farmakolojik tedavilerini almaları; çalışma grubundakilerin ise hem farmakolojik tedavilerini almaları hem de geliştirilen uygulamayı kullanmaları istenmiştir. Uygulama kullanımı öncesi ve sonrası tüm katılımcılar Mini Mental Test (MMT) ve Afazi Dil Değerlendirme Testi (ADD) ile değerlendirilmiştir. Uygulama kullanımı sonrası çalışma grubundaki katılımcıların bakım verenlerine uygulamaya yönelik anket yapılmıştır. Değerlendirme sonuçlarına göre ileri evre bile olsa çalışma grubundaki bireylerin ADD ve MMT sonuçlarına göre bilişsel iletişim becerilerinde olumlu yönde gelişme olmuştur ve anket sonuçları da bu bulguları desteklemiştir. Uygulamanın en fazla fayda sağladığı alanların ADD'de dilbilgisi, MMT'de ise oryantasyon olduğu görülmüştür. Kontrol grubundaki tüm evrelerdeki bireylerde hızlı bilişsel düşüş olmadığı saptanmıştır. Bu çalışma ile Türkçe, AH'nin her evresinde kullanılabilen ve bütüncül bilişsel iletişim müdahale programını içeren, ileri evre AH'li bireyler için alternatif ve destekleyici iletişim sunan yazılım geliştirilmiştir. Geliştirilen yazılımın AH'li bireylerin bilişsel iletişim becerileri üzerindeki etkililiği de gösterilmiştir.
Gelişimsel dil bozukluğu riski olan çocukların sosyal-duygusal ve dil gelişimleri arasındaki ilişkinin normal dil gelişimi gösteren akranları ile karşılaştırılması
Gelişimsel dil bozukluğuna eşlik eden problemler olduğu bilinmektedir. Bu problemler arasında davranış problemleri ve sosyal-duygusal yeterliliğin düşük olması yer almaktadır. Bu araştırmada, gelişimsel dil bozukluğu riski (rGDB) olan ve normal dil gelişimine sahip çocukların dil ve sosyal-duygusal gelişimleri arasındaki ilişkiyi ve dil gelişimi ile sosyal-duygusal gelişim alanlarının çocukların etkileşimsel davranışları üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. İkincil olarak, ebeveynlerin çocukları ile etkileşiminin dil ve sosyal-duygusal gelişimleri ile ilişkisi incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Dil ve Konuşma Terapisi Ünitesinde yürütülmüştür. Çalışmaya kronolojik yaşı 24-36 ay aralığında gelişimsel dil bozukluğu riski bulunan 51 çocuk (36 E, 15 K) ve normal dil gelişimine sahip 51 çocuk (30 E, 21 K) dahil edilmiştir. Dil değerlendirmeleri 'Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi', 'Dil Gelişimi Tarama Envanteri', 'Ortalama Sözce Uzunluğu'; sosyal-duygusal gelişim değerlendirmesi 'Kısa 1-3 Yaş Sosyal ve Duygusal Değerlendirme Ölçeği'; etkileşimsel davranış değerlendirmeleri 'Çocuk Davranışını Değerlendirme Ölçeği -Türkçe Versiyon' ve 'Ebeveyn Davranışını Değerlendirme Ölçeği - Türkçe Versiyon' ile yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda, rGDB olan çocukların normal dil gelişimi gösteren akranlarına göre anlamlı olarak daha fazla davranış problemleri ve daha düşük sosyal-duygusal yeterlilik gösterdikleri görülmüştür (p < ,001). Çocukların dil gelişimleri ve sosyal-duygusal gelişimleri arasında ilişki bulunmuştur. Ebeveynin davranışlarının çocukların dil gelişimleri ve sosyal-duygusal gelişimleri üzerindeki etkisi gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: gelişimsel dil bozukluğu, dil gelişimi, sosyal-duygusal gelişim, çocuk davranışı, ebeveyn davranışı
Konuşma sesi bozuklukluğu olan çocukların yürütücü işlevler ve karmaşık sözdizimi becerilerini arttırmaya yönelik geliştirilmiş uygulamalı terapi programının etkinliğinin araştırılması
Konuşma sesi bozukluğu (KSB) olan çocuklar dil ve konuşma problemlerine ek olarak çeşitli sorunlar yaşayabilmektedirler. Bu çalışmada, KSB'ye eşlik eden sorunlar ile ilgili daha fazla bilgi edinmek ve edinilen bilgiler ışığında yeni bir terapi programı geliştirmek amaçlanmıştır. Çalışmanın değerlendirme aşamasına 4-6 yaş aralığında konuşma sesi bozukluğu bulunan 34 çocuk ( 12 K, 22 E) ile normal gelişim gösteren 34 çocuk (14 K, 20 E) dahil edilmiştir. Bu aşamada dil ve konuşma değerlendirmeleri "Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi", "Sesletim Sesbilgisi Testi", "Konuşma Sesi Uyarılabilirlik Değerlendirme Formu" ile, sözdizimi becerileri değerlendirmeleri "Karmaşık Sözdizimi Becerileri Değerlendirme Aracı" ile, yürütücü işlev becerileri ise "Boyut Değiştirerek Kart Eşleme Görevi" ile yapılmıştır. Çalışmanın müdahale aşamasında konuşma sesi bozukluğu bulunan çocuklar arasından randomize seçilen 14 çocuk, 2 gruba ayrılmıştır. İlk grup Türkçe Uyarılabilirlik Terapisi (TUT) alırken ikinci grup yürütücü işlev ve sözdizimi becerileri temelinde geliştirilen Uygulamalı Terapi (UYTE) almışlardır. Araştırma sonucunda, konuşma sesi bozukluğu olan çocukların normal gelişim gösteren akranları ile karşılaştırıldığında sözdizimi ve yürütücü işlev becerilerinin anlamlı olarak düşük olduğu bulunmuştur (p < .001). Yapılan terapi oturumlarının ardından UYTE programına dahil olan çocukların yürütücü işlev becerileri ile sözdizimi becerilerinde anlamlı olarak artış gözlenirken TUT programında yer alan çocukların söz konusu becerilerinde bu artış gözlenmemiştir. Sonuç olarak, her iki terapi programının da dil ve konuşma becerilerini arttırdığı fakat UYTE programının yarattığı artışın TUT grubundaki artıştan istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: konuşma sesi bozukluğu, yürütücü işlevler, sözdizimi becerileri, türkçe uyarılabilirlik terapisi, uygulamalı terapi
Konkomitan kemoradyoterapi ile tedavi edilen baş-boyunkanseri hastalarında radyoterapi yoğunluğunun yutma ve çiğneme yapıları üzerine etkisinin araştırılması
Kemoterapi ile beraber kullanılan yoğunluk ayarlı radyoterapi (kemo-YART) sonrası baş ve boyun kanseri (BBK) hastalarında çiğneme ve yutma ile ilişkili anatomik yapıların fonksiyonlarında erken ve geç dönemde bozulma gözlenebilir. Bu araştırmanın temel amacı, kemo-YART ile tedavi edilen BBK hastalarının çiğneme ve yutma yapılarının maruz kaldığı radyoterapi dozu ile çiğneme, yutma fonksiyonları ve yaşam kalitesinde meydana gelen değişimin ilişkisini araştırmaktır. Araştırmaya kemo-YART ile tedavi edilen 35 BBK olgusu dahil edilmiştir. Olgular kemo-YART tedavisi öncesi, kemo-YART tedavisi sonrası 3. ay ve 6. ayda değerlendirilmiştir. Videofluoroskopik yutma değerlendirmesi yapılmış, bu değerlendirme bulguları Modifiye Baryum Yutma Bozukluk Profili protokolüne göre puanlanmış, Penetrasyon-Aspirasyon Skalası (PAS) seviyeleri belirlenmiştir. Bütün olguların ağız açıklığı, fonksiyonel oral alım skalası seviyeleri ve vücut kitle indeksleri belirlenmiştir. Olguların PAS skorlarında, vücut kitle indekslerinde ve MBSImp skorlarında tedavi sonrası anlamlı derecede azalma olmuştur. Yaşam kalitesi bulgularında ise kserostomi ve yapışkan tükürük şikayetlerinin tedaviden sonra arttığı tespit edilmiştir. Olguların vücut kitle indekslerindeki bozulma, çiğneme kasları (>40 Gy) ve temporomandibular eklemlerin (>46 Gy) aldığı doz ile; faringeal temizleme dalgasının süperior faringeal konstrüktörlerin aldığı doz ile (>58 Gy), 6. ayda aspirasyon görülmesi durumunun ise inferior faringeal konstrüktörlerin (>67), glottik larinks (>62), supraglottik larinks (>63 Gy) ve üst özefageal sfinkter (>61 Gy) 'in aldığı dozlar ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Yoğunluk ayarlı radyoterapi tedavisi bu yan etkileri minimumda tutacak şekilde planlanmalıdır.
Gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklarda etkileşimli kitap okumanın üst biliş ve çalışma belleğine etkisinin incelenmesi
Gelişimsel dil bozukluğu (GDB) olan çocuklar, dil becerilerinin yanı sıra dikkat, davranış gibi alanlarda da sorunlar yaşayabilirler. Bu çalışmada, GDB'ye eşlik eden sorunlara dair daha fazla bilgi edinmek için etkileşimli kitap okumanın (EKO) GDB olan çocukların öz düzenleme, duygu düzenleme ve çalışma belleği üzerindeki etkisini incelemek amaçlanmıştır. Bunun için; ilk olarak GDB olan çocukların öz düzenleme, duygu düzenleme ve çalışma belleği becerilerinde -normal gelişim gösteren çocuklara göre- farklılık olup olmadığı ve daha sonra bu çocuklara EKO uygulanması sonucunda bahsedilen üç alandaki becerilerinde değişiklik olup olmadığı incelenmiştir. Çalışmaya 30 tipik dil gelişimine sahip ve 30 GDB olan toplam 60 çocuk dâhil edilmiştir. Tipik dil gelişimine sahip çocuklardan iki kontrol, GDB olan çocuklardan ise iki çalışma grubu olmak üzere toplam dört grup oluşturulmuştur. Kontrol grubu olan, tipik gelişen çocuklara herhangi bir uygulama yapılmamış; ikinci grupta bulunan çocuklara EKO uygulanmıştır. Çalışma grubu olarak belirlenen, GDB olan çocuklara sadece Etkileşim Temelli Erken Çocuklukta Müdahale Programı (ETEÇOM) uygulanmış; dördüncü grup çocuklarına ise ETEÇOM ve EKO uygulanmıştır. Araştırma sonucunda GDB olan çocukların dil, öz düzenleme, duygu düzenleme ve çalışma belleği becerileri tipik gelişen çocuklardan anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. EKO uygulamasının, GDB olan çocukların alıcı dil becerilerini olumlu etkilemesinin yanında öz düzenleme, duygu düzenleme ve çalışma belleği becerilerini de anlamlı olarak pozitif yönde etkilediği görülmüştür. Ek olarak bilişsel süreçlere dair zorlukları da görülen GDB olan çocuklara, EKO gibi bilişsel becerileri destekleyen uygulamalar yapılmasının bu çocuklar için faydalı olacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: gelişimsel dil bozukluğu, etkileşimli kitap okuma, üst biliş, öz düzenleme, çalışma belleği
Travmatik beyin hasarlı bireylerde seçici dikkat becerileri ile konuşmanın anlaşılması arasındaki ilişkinin incelenmesi
Travmatik beyin hasarından dolayı bireylerde ortaya çıkan bozukluklar, önemli bir sağlık sorunudur ve dil, konuşma ve bilişsel becerilerde ciddi sorunlar oluşturabilmektedir. Travmatik beyin hasarında yaygın olarak görülen bilişsel bozukluklardan biri dikkat bozukluğudur. Dikkat bozukluğu, bireyin dil ve konuşma becerilerini önemli derecede etkileyebilmektedir. Araştırmamızda travmatik beyin hasarlı bireylerde seçici dikkat becerileri ile konuşmanın anlaşılması arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmaya 18-60 yaş aralığında 30 şiddetli beyin hasarı tanılı ve 30 sağlıklı katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların Afazi Dil Değerlendirme Testi ve Stroop Testi performansları karşılaştırılmış ve aralarındaki ilişkiye bakılmıştır. Ayrıca travmatik beyin hasarlı katılımcıların koma süreleri ile uygulanan iki test arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmamızın sonucunda seçtiğimiz örneklem doğrultusunda travmatik beyin hasarlı katılımcıların seçici dikkat becerilerinin sağlıklı katılımcılara göre daha düşük performansa sahip olduğu görülmüştür ve işitsel anlama becerileri açısından travmatik beyin hasarlı ve sağlıklı katılımcılar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Ayrıca seçici dikkat becerilerinin işitsel anlama becerisini etkilediği gözlenmiştir. Son olarak koma süreleri ile seçici dikkat ve işitsel anlama becerileri arasında bir ilişki tespit edilmemiştir. Elde ettiğimiz sonuçlar doğrultusunda travmatik beyin hasarlı bireylerin terapi programlarına seçici dikkat becerilerinin de dahil edilmesi, bu bireylerdeki dil ve konuşma terapisi sürecini olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir.
Erken koklear implantasyon yaşının konuşma sesi bozukluğu şiddetine ve konuşma anlaşılırlığı düzeyine olan etkisinin incelenmesi
Konuşma seslerinin algılanması ve üretilmesi işitme sistemine bağlı olduğundan işitme kaybı olan bireylerde artikülasyon ve fonolojik becerilerin yetersiz kaldığı bilinmektedir. Buna bağlı olarak konuşma anlaşılırlığı da bozulmaktadır. Artikülasyon ve fonolojik bozukluğun özellikleri; işitme kaybı başlangıç yaşı, işitsel bozukluk türü ve derecesinden etkilenmektedir. İleri ve çok ileri derecede işitme kaybı olan çocuklar, koklear implant gibi modern işitme teknolojisinden maksimum işitsel yarar sağlamaktadırlar. Bu araştırmada, prelingual işitme kayıplı çocuklarda koklear implantasyon zamanının konuşma sesi bozukluğu şiddetine ve konuşma anlaşılabilirliğine etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. İkincil olarak, normal işitme becerilerine sahip akranları ile koklear implantlı çocukların artikülasyon, fonolojik ve anlaşılabilirlik becerileri açısından karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmaya koklear implantasyon yaşı 12-18 ay, 18-24 ay ve 24-30 ay aralığında bulunan 5-7 yaş arasında toplam 45 çocuk (32 E, 13 K) ve normal işitme becerilerine sahip 5-7 yaş arasında toplam 15 çocuk (7 E, 8 K) dahil edilmiştir. Konuşma sesi becerileri değerlendirilmesi "Türkçe Sesletim ve Sesbilgisi Testi (SST)" nin üç alt testi kullanılarak konuşma anlaşılabilirliği değerlendirilmesi ise "Bağlamiçi Anlaşılabilirlik Ölçeği" kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda, erken koklear implantasyon yaşına sahip çocukların artikülasyon-fonolojik becerileri ve konuşma anlaşılırlığı daha geç yaşta koklear implantasyon yapılan çocuklardan anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca en erken dönemde koklear implantasyon olan çocukların bile normal işitme becerilerine sahip akranları ile karşılaştırıldığında konuşma sesi becerilerinde ve konuşma anlaşılabilirliğinde anlamlı derecede düşük performans gösterdiği bulunmuştur..
Türkçe konuşan çocukların kekemelik bulgularının hece ve sözcük temelli değerlendirilmesi
Kekemelik değerlendirmelerinde çeşitli yöntemler ve araçlar kullanılarak kekemelik sıklığı ve şiddeti değerlendirilmektedir. Bu çalışmada, Türkçe'de hece ve sözcük temelli kekemelik sıklıkları ve kekemelik şiddeti değerlendirmeleri incelenmiştir. Çalışmaya, kekemeliği olan, 7-16 yaş aralığında toplam 61 çocuk dahil edilmiştir. İlk olarak, çocukların spontan konuşma verilerinden hece ve sözcük temelli kekemelik sıklıkları hesaplanmıştır. Kekemelik sıklıkları arasındaki uyum incelenmiş ve bu oranlar arasında bir dönüşüm oranı sağlanmıştır. Kekemeliği olan okul çağındaki bir çocuğun kullandığı bir sözcüğün ortalama 2,48 heceden oluştuğu gözlenmiştir. Bu oran ile heceden sözcüğe, sözcükten heceye dönüşüm sağlanmıştır. Kekemelik şiddeti değerlendirmelerinde ise hece temelli veri alan SSI-4-TR ve hem hece hem de sözcük temelli veri alan Weighted SLD ile kekemelik bulguları değerlendirilmiş ve aralarındaki şiddet uyumları incelenmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, Türkçe'de kekemelik sıklığı hesaplamalarında sözcük temelli hesaplama oranlarının hece temelli hesaplama oranlarından istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p < , 001). Dönüşüm değeri olarak kullanılan 2,48'e göre, dönüştürülmüş sıklık değerleri ile gerçek sıklık değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı ve uyumlu oldukları gözlenmiştir (p <,005). SSI-4-TR ile hece ve sözcük temelli Weighted SLD kategorik değerlerinin uyumlu olduğu, ancak, hece temelli Weigthed SLD ile uyumun daha yüksek olduğu görülmüştür. Türkçe konuşan kekemeliği olan okul çağı çocuklarının hece ve sözcük temelli kekemelik sıklıkları arasında dönüşüm yapılmasında 2,48 oranı kullanılabilir. Kekemelik şiddeti değerlendirme araçları Türkçe'ye uyarlanırken, hece ve sözcük temelli hesaplama sonuçları arasındaki farkın göz önünde bulundurulması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Okul çağı, kekelenen hece sıklığı, kekelenen sözcük sıklığı,kekemelik şiddeti
Türkçe konuşan 5-8 yaş arası kekemeliği olan çocukların pragmatik dil becerilerinin araştırılması
Pragmatik beceriler, bağlama uygun dil kullanma becerisi olarak tanımlanmaktadır. Pragmatik becerilerin gelişimi okul çağında, akran etkileşimi ile devam etmektedir. Araştırmalar, kekemeliği olan çocukların okul döneminde sosyal açıdan dezavantajlı olduğunu bildirmektedir. Kekemeliği olan çocukların sınırlı akran etkileşimi olduğunu gösteren pek çok çalışma bulunmaktadır. Sınırlı akran etkileşimi, pragmatik dil becerilerinin gelişimi için risk oluşturmaktadır. Bu bilgilerden yola çıkarak, çalışmamızda kekemeliği olan çocukların pragmatik dil becerilerini ve kekemelik sıklığı ile pragmatik dil becerileri arasındaki ilişkiyi incelemek hedeflenmiştir. Bu çalışmaya, Hacettepe Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü'ne başvuran, 5-8 yaş arasında kekemeliği olan 64 çocuk dahil edilmiştir. Çocukların spontan konuşma kayıtları alınarak, kekemelik sıklığı hesaplanmıştır. Bütün katılımcıların dil gelişimleri Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Değerlendirme Testi (TODİL) ile değerlendirilmiştir. TODİL sonucunda dil gelişimi yaşıtları ile uyumlu bulunan çocukların öğretmenleri ile iletişime geçilmiştir. Çocukların pragmatik dil becerileri, öğretmenlerin puan verdiği, Pragmatik Dil Becerileri Envanteri (PDBE) aracılığı ile değerlendirilmiştir. Değerlendirme bulguları, çalışmaya katılan çocukların %51,6'sının ortalamanın altında puanlar aldığını göstermiştir. Kekemelik sıklığı ile PDBE arasında negatif bir korelasyon olduğu görülmüştür (p<0,05). Çocukların kekemelik sıklığı arttıkça, pragmatik dil becerileri puanlarında düşüş gözlenmiştir. Çalışmamızın sonuçları, kekemeliği olan çocukların terapisi planlanırken, pragmatik becerilerinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini desteklemektedir.
Çocukluk çağı kekemeliğini değerlendirme testinin (test of childhood stuttering) Türkçe'ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması
Kekemelik, çocuklarda yaygın olarak görülen konuşma bozukluklarından biridir. Bu nedenle değerlendirilmesi ve tanılanması uzun yıllardır araştırmacıların ilgilendikleri bir odak olmuştur. Bu çalışmanın amacı; Test of Chilhood Stuttering (TOCS)'in Türkçe'ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirliği yapılarak ülkemize kazandırılmasıdır. Çalışmaya yaşları 4 – 12,11 ay arasında değişen kız ve erkeklerden oluşan 100 çocuk dahil edilmiştir. Katılımcılar, kekemeliği olan 50 çocuk ile herhangi bir dil ve konuşma bozukluğu olmayan normal akıcılığa sahip 50 çocuk olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. TOCS'un çevirisi Uluslararası Hayat Kalitesi Değerlendirme Projesi (IQOLA) tarafından önerilen kültürler arası kılavuz kullanılarak gerçekleştirildikten sonra normal akıcı konuşan 20 çocuk pilot çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonucunda, TOCS'un uygulama kitabı üzerindeki resimlerin bazıları Türk kültürüne uygun resimler ile değiştirilmiştir. Testin geçerliği için; içerik (pilot çalışma ve uzman görüşleri), yapı (katılımcıların test performansı, uç grupların karşılaştırılması, modalite test puanı korelasyonu, faktör analizi ve iç tutarlılık) ve ölçüt geçerliği (TOCS-TR ve Kekemelik Şiddetini Değerlendirme Aracı-4-TR (SSI-4-TR) korelasyonu) analizleri yapılmıştır. Güvenirliği için; iç tutarlılık (Cronbach Alfa katsayısı), istikrarlılık (7 kekeme 5 normal akıcı konuşan toplam 12 birey 7-10 gün içinde yeniden değerlendirilerek test-tekrar test korelasyonu) ve eşdeğerlilik (puanlayıcılar arası güvenirlik katsayısı) analizleri yapılmıştır. Çalışma sonuçları incelendiğinde; TOCS'un Türkçe versiyonunun güvenilir ve geçerli olduğu görülmüştür. Çocukluk çağı kekemeliği olan çocukların ayırt edilmesinde, özelliklerinin belirlenmesinde, değerlendirilmesinde ve kekemelik şiddetinin belirlenmesinde kullanılabileceği düşünülmektedir.
Afazili bireylerde adlandırma becerisini iyileştirmeye yönelik mobil ekipman uyumlu yazılımın geliştirilmesi
Bu çalışmada; Türk afazili bireylerin adlandırma becerilerini iyileştirebilmeleri için sıralı ipucu terapisini içeren mobil ekipman uyumlu uygulamanın geliştirilmesi, uygulamanın afazili katılımcıların terapi süreçlerinde kullanılarak adlandırma becerilerindeki iyileşmenin ortaya konması, dil ve konuşma terapisti (DKT)ʼnin katılımının geliştirilen mobil ekipman uyumlu uygulamayı kullanarak yürütülen adlandırma terapisi üzerindeki etkisinin araştırılması ve geliştirilen uygulamayı terapilerinde kullanma açısından afazili bireylerin memnuniyet durumunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri, Dil ve Konuşma Terapisi Ünitesi'nde yürütülmüştür. Çalışmaya 7 afazili birey katılmıştır. Uygulamada kullanılacak sözcükler ve görseller için adlandırma uyumu, imgelem uyumu ve resim-ad uyumu değerlendirmeleri yapılmıştır. Katılımcılara Afazi Dil Değerlendirme Testi (ADD), Türkçe-Resim Adlandırma Testi (T-RAT) uygulanmış ve uygulama sözcüklerinin sorgulanması gerçekleştirilmiştir. Uygulama sözcüklerinin sorgulanması ve ADD testi terapi öncesi ve sonrasında olmak üzere iki kez, T-RAT ise terapi öncesi, terapi sonrası ve terapinin 6. haftası bitiminde olmak üzere 3 kez tekrarlanmıştır. Katılımcıların değerlendirme sonuçları birey temelli incelenmiş ve terapinin sonucu iyileşmeleri değerlendirmek için yüzdelik ifadeler kullanılmıştır. Bütün sonuçlar değerlendirildiğinde, sıralı ipucu yönteminin mobil ekipman uyumlu uygulama ile sunulması durumunda, farklı afazi tipleri, süreleri ve şiddetlerine sahip katılımcıların adlandırma becerilerinde farklı düzeylerde gelişmeler gözlenmiştir. Ayrıca, DKT katılımının değiştiği iki terapi sürecinde de ilerleme olduğu gözlenmiş ve uygulama ile DKT'den bağımsız çalışmanın, DKT'nin yönettiği terapi sürecine etkili bir katkı sunabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Afazi, uygulama, tablet, teknoloji, adlandırma, dil ve konuşma f terapisi
Afazili bireylerin yaşam kalitesi düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Afazi, beyinde meydana gelen bir hasarın dil dominant hemisferi etkilemesi sonucu ortaya çıkan, bireyin dili anlaması, üretmesi ve kullanmasında neden olan bir iletişim bozukluğudur (Lapointe, 2004; Papathanasiou, Coppens, Potagas, 2012). Afazi sonrasında bireyin yaşam kalitesi azalmaktadır. Yaşam kalitesinin iyi bir şekilde belirlenmesi afazi müdahalesinin etkililiğini arttırmaktadır. Türkiye'de afazili vakaların yaşam kalitesi düzeylerini ve etkileyen faktörleri belirleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle bu çalışmanın amacı afazili bireylerin yaşam kalitesini ve yaşam kalitesini olumlu ya da olumsuz etkileyen faktörleri belirlemektir. Çalışmaya Anadolu Üniversitesi Dil ve Konuşma Bozuklukları Araştırma ve Uygulama Merkezi'ne (DİLKOM) ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü'ne başvuran 50 erişkin afazili birey dahil edilmiştir. Katılımcıların bilgilerini içeren katılımcı bilgi formu ve sağlık bilgilerini içeren sağlık bilgi formu doldurulmuştur. Çalışmaya katılan bireylere 'Afazi Dil Değerlendirme Testi (ADD), 'Beck Depresyon Ölçeği' ve 'SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği' uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda SF-36 ve Beck Depresyon Ölçeği ile SAQOL-39-TR arasında korelasyon bulunmuştur. Katılımcıların SAQOL-39-TR ölçeğinden ve alt alanlarından aldıkları puanlarının yaş, cinsiyet ve inme üzerinden geçen süre gibi potansiyel belirleyici faktörlerine göre farklılaşmadığı saptanmıştır. Eğitim düzeyi, okuma alışkanlıkları ve evde yaşayan kişi sayısı değişkenler ile katılımcıların SAQOL-39-TR ölçeğinin bazı alt alanlarından aldıkları puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur.
Demanslı hastalarda yutma bozukluğunun yaşam kalitesine etkisi
Bu tezde, yutma bozukluğu olan demanslı hastaların yaşam kalitesinin, yutma bozukluğundan nasıl etkilendiğini ortaya koymak hedeflenmiştir. Hedefe ulaşmak amacıyla uyarlanan "Yaşam Kalitesi Ölçeği" (YKÖ) kullanılmıştır. YKÖ, 20 maddeden oluşan, sözel sorgulama ve puanlamaya dayanan bir ölçektir. YKÖ'nün tüm maddeleri, yaşam kalitesini ölçme bakımından değerlendirilmiştir. Bunun öncesinde hastalara "Mini Mental Test" -eğitimli olanlar ve olmayanlar için ayrı iki test- uygulanmış ve testten 25 ile üstü alanlar YKÖ'yü kendisi doldurmuş, 25 altı alanlarınsa aileleri doldurmuştur. "Mini Mental Test"ten 0 alanlarınsa bilişsel durumlarını değerlendirebilmek için "Glaskow Koma Skalası" kullanılmıştır. Bunların yanında hastaya EAT-10, Kısa Nütrisyon Değerlendirme (KND) ve Disfaji Handikap İndeksi (DHİ) uygulanmıştır. Ölçek ve testler, yutma problemi yaşayan 75 demans tanılı hastaya uygulanmıştır. Bulgulardan elde edilen sonuçlara göre YKÖ ve bu ölçeğin diğer testlerle ilişkisine bakıldığında demans tanılı hastaların yaşam kalitesinin yutma bozukluğundan olumsuz etkilendiği görülmüştür. Sonuçlar, istatiksel olarak değerlendirilmiş ve yutma bozukluğunun demanslı hastaların yaşam kalitesine etkisi tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: yutma, disfaji, demans, yaşam kalitesi
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde konuşma bozukluğu olan ve olmayan çocukların ebeveyn ve öğretmenlerinin, konuşma bozukluklarına yönelik tutum ve bilgilerinin incelenmesi- lefkoşa örneklemi
Çalışmanın amacı, Lefkoşa örneklemi ile KKTC'de konuşma bozukluğu olan ve olmayan çocukların ebeveyn ve öğretmenlerinin konuşma bozukluklarına yönelik tutum ve bilgilerini belirleyebilmektir. Toplam 191 katılımcıdan 34'ü konuşma bozukluğu olan çocukların ebeveyni, 57'si konuşma bozukluğu olmayan çocukların ebeveyni, 64'ü konuşma bozukluğu olan öğrencisi bulunan öğretmen, 36'sı konuşma bozukluğu olan öğrencisi bulunmayan öğretmenden oluşmaktadır. Çalışma betimsel bir araştırma olup veri toplama aracı olarak Toğram ve Maviş'in (2009) çalışmasında yer alan "Dil ve Konuşma Bozukluklarına Yönelik Tutum ve Bilgi Anketi" kullanılmıştır. Anket ile ebeveyn ve öğretmenlerden oluşan katılımcı gruplarının, konuşma bozukluğu olan çocukların akademik/sosyal başarısına yönelik tutumları ve konuşma bozukluklarının nedenleri ve terapisine yönelik düşünceleri betimlenmiştir. Toplanan veriler her grubun konuya ilişkin bilgisini ortaya koymak için karşılaştırılırmıştır. Araştırmanın sonucunda konuşma bozukluğu olan ve olmayan gruplardaki ebeveyn ve öğretmenlerin konuşma bozukluğu olan çocuğun akademik/sosyal başarısı ve terapi gereksinimleri hakkındaki tutumlarının belirgin olarak farklılaşmadığı bulunmuştur. Ayrıca dil ve konuşma bozukluklarının nedenleri ve terapi eksikliklerine yönelik bilgilerinde grupların öncelikli sıralamalarının da farklılaşmadığı görülmüştür
Türkçe konuşan tutuk ve akıcı afazililerin farklı cümle tiplerini anlaması ve üretmesi
Afazi, Serebro Vasküler Olaylar (SVO) sonucunda beynin belirli bir bölgesinde oluşan lezyona bağlı olarak dili anlama, üretme ya da dilin her iki modalitesinde bozukluğa yol açan bir dil bozukluğudur. Afazi tipleri, lezyonun anatomik yerine, kişilerin sözel çıktılarına ya da hasar sonucunda oluşan işlev kaybına göre farklı şekillerde sınıflandırılabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, sözel çıktılarına göre tutuk ve akıcı afazili olarak sınıflandırılmış bireylerin cümle üretim ve anlama becerilerini belirlemek ve aralarındaki farklılıkları ortaya koymaktır. Bu amaçla 11 tutuk, 8 akıcı ve 8 sağlıklı bireyden oluşan katılımcılara, araştırmacı tarafından oluşturulan 66 soruluk cümle üretim testi ve 33 soruluk cümle anlama testi Ocak - Haziran 2015 tarihleri arasında DİLKOM'da terapi almaya devam eden afazili bireylere uygulanmıştır. Testler HELPSS terapi programı setinden esinlenerek oluşturulmuştur. Testler sonucunda elde edilen veriler SPSS 21.0 programında Mann Whitney U testi ile gruplar arasında, Wilcoxon testi ile gruplar içerisinde karşılaştırılmıştır. Değerlendirmeler sonucunda, tutuk afazililerin en iyi anladığı cümleler geçişli bildirim, geçişsiz bildirim ve yerleştirme cümleler; akıcı afazililerin en iyi anladığı cümleler ise geçişli emir, geçişsiz bildirim ve yerleştirme cümleler olarak bulunmuştur. Tutuk afazili bireylerin geçişsiz emir cümleleri ve geçişli bildirim cümlelerini akıcı afazili bireylere göre daha iyi anladığı ve yerleştirme cümleleri akıcı afazililere göre daha iyi ürettiği ortaya konmuş olup, tüm afazililerin en iyi ürettiği ilk üç cümlenin sıralaması farklı olsa da "geçişsiz emir, geçişsiz bildirim ve geçişli bildirim" cümleleri olduğu belirlenmiştir. Tekrarlamanın cümle üretimini kolaylaştırma etkisine bakıldığında ise tutuk afazililerin, geçişli emir cümlesi, geçişsiz bildirim cümlesi, edilgen cümle ve evet – hayır soru cümlelerini öykü içinde duyduklarında daha iyi ürettikleri; akıcı afazilierin ise sadece "evet – hayır soru cümlelerini" daha iyi ürettikleri ortaya konmuştur.
15-17 yaş çocuklar ve 18 yaş üstü yetişkinlerin semantik ve eylem akıcılık becerilerinin incelenmesi
Semantik ve eylem akıcılığını barındıran sözel akıcılık ölçümleri nöropsikologlar ve dil ve konuşma terapistleri tarafından nöropsikolojik değerlendirmede sıkça kullanılmaktadır. Her iki akıcılık türü, bir kategori (isim ya da eylem) üzerinden belirli sözel ipuçlarının sunulması sonrasında kişinin kısıtlı bir zaman diliminde ürettiği sözcükler aracılığıyla ölçülmektedir. Bu çalışmada semantik akıcılık ölçümü için "Kahvaltılıklar, Tanınmış Kişiler, Yemekler, İçecekler, Ev Eşyaları" kategorileri ve eylem akıcılığı için "İnsanlar ne yapar?" bağlamında 1.5 dakika boyunca üretilen eylemler değerlendirilmiştir. Ayrıca, demografik (eğitim, yaş ve cinsiyet) ve süre (ilk, orta ve son 30 saniye) değişkenlerinin ölçümler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Elde edilen veriler betimsel ve karşılaştırmalı istatistiksel yöntem kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada Türkçe konuşan ve yaşları 15-81 arasında değişen 150 katılımcı yer almıştır. Katılımcılar beş yaş (15-17, 18-29, 30-44, 45-59, 60 ve üstü) ve dört eğitim (Lise öğrencileri, 1-8 yıl, 9-11 yıl, 12 yıl ve üstü) grubuna ayrılmıştır. Ölçümler sonucu elde edilen ortalamaların yaş grupları arasında en yüksek 15-17, en düşük ise 60 yaş ve üstü gruptan elde edildiği gözlenmiştir. Eğitim değişkeninde, 1-8 yıl eğitim grubundaki katılımcılardan en düşük, 12 yıl ve üstü grubundan ise en yüksek ortalama sözcük sayılarının elde edildiği görülmüştür. Cinsiyet değişkeninde, kadın katılımcıların "Kahvaltılıklar ve Yemekler" kategorilerinde anlamlı olarak daha fazla ortalama sözcük ürettiği saptanmıştır. Süre dilimlerinde ise, ilk süre diliminde üretilen ortalama sözcük sayıları diğer dilimde üretilenlerden daha yüksek olmakla beraber, sonraki süre dilimlerinde bu değerlerin anlamlı olarak azaldığı tespit edilmiştir. Son olarak, kategoriler arasındaki üretim farklılıkları incelenmiş ve her bir kategoride üretilen sözcüklerin toplam ve ilk beş sıradaki üretim sıklığı hesaplanmıştır.
Türkçe konuşan Down sendromu olan çocukların dilbilgisel özelliklerinin betimlenmesi ve çalışma belleği ile ilişkisinin incelenmesi
Down Sendromuna özgü bazı yapısal ve bilişsel yetersizliklere ek olarak, down sendromunda dil ve konuşma problemlerine de rastlanmaktadır. Bu grupta, zihinsel yetersizlik grubundan farklı olarak, ifade edici dil becerileri daha fazla etkilenmiş durumdadır ve birçok dilde birtakım spesifik dilbilgisel problemlere sahip oldukları bulunmuştur. Özellikle söz dizimi ve biçimbilgisi bileşenlerinin etkilenmiş olduğu alanyazında birçok farklı dil için rapor edilmiştir. Ayrıca, son yıllarda yapılan bazı çalışmalarda kısa süreli bellek ve dilsel problemler arasında pozitif bir ilişki olabileceği ortaya koyulmuştur. Mevcut çalışmada, Türkçe konuşan Down Sendromlu çocukların dilbilgisel özelliklerinin(sözdizimi, biçimbilgisi) detaylı bir şekilde incelenerek profillerinin ortaya çıkarılması ve kısa süreli belleğin sözdizimi ve biçimbilgisi üzerindeki etkisi ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmaya 6;7-15;11 olan Trizomi 21 tipi ve hafif zihinsel yetersizliğe sahip 12 Down sendromlu çocuk katılmıştır. Dilbilgisel özelliklerini kapsamlı ve birçok boyutuyla değerlendirmek amacıyla 1) standardize dil gelişim testleri TEDİL (Topbaş & Güven, 2011) ve TODİL (Güven & Topbaş, 2016) uygulanmıştır. 2) Sohbet ve öykülendirme olmak üzere iki farklı bağlamda doğal dil örneği alınmış ve SALT programı ile analiz edilmiş ve norm grubuyla karşılaştırılmıştır. 3) Görsel-işitsel kısa süreli belleği ölçmek için GİSD-B (Karakaş ve Yalın, 1993) ve son olarak 4) Sözel kısa süreli belleği ölçmek amacıyla Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı Testi (Topbaş & Kaçar, 2014) uygulanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, Down sendromlu grup anlama ve ifade etme düzeyinde dilbilgisel olarak mental yaş eşdeğeri olan akranlarından önemli ölçüde geri bulunmuştur. Dilbilgisel anlama düzeyleri, ifade etme düzeylerinden daha iyi durumda ve bu fark anlamlı bulunmuştur. Down sendromlu grubun dilbilgisel özellikleri ve sözel kısa süreli bellek ve görsel işitsel kısa süreli bellek arasındaki ilişkiye bakıldığında ise özellikle dilbilgisel ifade etme ve hem sözel hem de sözel olmayan kısa süreli bellekler arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Bu bulgular diğer dillerde yapılan çalışmalarla uyumludur. Anahtar Kelimeler: Down sendromu, Türkçe, Kısa süreli bellek, Dilbilgisel problemler
İngiltere'de yaşayan Türkçe ve İngilizce konuşucusu sıralı ikidilli çocukların dil gelişim performanslarının özgül dil bozukluğu riski açısından incelenmesi
Bu çalışma, anadili Türkçe olup İngilizceyi ikinci dil olarak edinen ikidilli çocukların dil gelişim performanslarını belirlemek ve Özgül Dil Bozukluğu (ÖDB) tanılaması için geliştirilen ölçüm araçları ve testleri ikidilli çocuklarda sınamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın katılımcı grubu 6:0-7:11 yaş aralığında Londra'da yaşayan 20 ikidilli çocuktan oluşmaktadır. Çalışmada sözel olmayan zekâ testi ile Türkçe ve İngilizce olmak üzere dil gelişim testleri, cümle tekrar testleri ve anlamsız sözcük tekrar testleri kullanılmıştır. Çalışmada nicel betimsel (tarama) araştırma deseni temelinde karşılaştırmalı ve ilişkisel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Ölçüm araçlarından elde edilen sonuçların birbirleriyle olan ilişkileri incelenmiş ve performansların yaş gruplarına göre farklılık oluşturup oluşturmadığı test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda ikidilli çocukların %95'inin konuştuğu dillerin en az birinde ortalama ve üstü düzeyde performans gösterdiği, katılımcıların %85'inin anadilleri olan Türkçede İngilizceden daha başarılı oldukları ve yalnızca %25'inin ikinci dilleri olan İngilizcede ortalama ve üstü düzeyde puan aldıkları saptanmıştır. Testler arası ilişkiler incelendiğinde Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL) ile Türkçe Cümle Tekrar Testi ve Clinical Evaluation of Language Fundamentals (CELF-4) ile İngilizce Cümle Tekrar Testi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. İki dilde aynı özelliği ölçen testler arasında ise anlamlı ilişkiler görülmemiştir. Çalışma bulguları sözel olmayan bilişsel performansla dil becerileri arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişkinin olmadığını göstermiştir. Ayrıca, testlerde yaş grupları arasında farklılıklar incelendiğinde herhangi bir testte gruplar arası istatistiki olarak anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: ikidillilik, özgül dil bozukluğu, dil gelişim testleri, cümle tekrar testi, anlamsız sözcük tekrar testi, dil baskınlığı
Okul öncesi dönemde konuşma sesi bozukluğu terapilerinde bilgisayar destekli artikülasyon terapisi uygulamasının etkililiğinin incelenmesi
Bilişim teknolojisinde sağlanan ilerlemeler, dil ve konuşma terapilerinde kullanılan materyallere yeni bir boyut kazandırmaktadır. Bilgisayar destekli artikülasyon terapisi uygulamaları hem terapistler için bir materyal kütüphanesi oluşturmakta hem de kullanılan ilginç grafikler ve renkli ara yüzlerle çocuğun ilgisini canlı tutmaktadır. Bu çalışmanın amacı konuşma sesi bozukluğu olan çocukların artikülasyon terapilerinde kullanılabilecek, Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) geliştirmek ve bu uygulamanın etkililiğini basılı materyal ile karşılaştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda, tek denekli araştırma modellerinden uyarlamalı dönüşümlü uygulamalar modeli kullanılmıştır. Çalışma 5;1 ve 5;11 yaşlarında konuşma sesi bozukluğuna sahip iki çocuk ile yürütülmüştür. Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması'nın etkililiği, üç hedef ses için hazırlanan yoklama listelerindeki doğru üretim başarıları üzerinden belirlenmiştir. Bu sesler /k/, /ʃ/ ve /l/ sesleridir. Katılımcılara davranışçı yaklaşımla, haftada üç gün olmak üzere toplamda 12 seans terapi yapılmıştır. Terapi seansları 30'ar dakikalık iki oturumdan oluşmaktadır. Bu oturumlarda, her bir katılımcı ile /k/ ve /ʃ/ seslerinden birisi Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) ile diğeri ise basılı materyal kullanılarak çalışılmış, kontrol davranışı olarak kullanılan /l/ sesi için hiçbir müdahalede bulunulmamıştır. Müdahalede bulunulan seslerin terapi başarısı, her bir hedef sesi için terapi oturumlarında çalışılmayan sözcüklerle hazırlanan yoklama listeleri üzerinden belirlenmiştir. Katılımcılar hedef seslerden birisinin yoklama listelerinde, üç seans tutarlı olarak, %90 başarı ölçütünü karşıladığında terapi sonlandırılmıştır. Çalışmanın sonucunda, katılımcılardan birinde Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) ile çalışılan hedef ses, diğerinde ise basılı materyal ile karşılayan hedef ses daha önce ölçüt karşılamıştır. Her iki katılımcıda da hiçbir terapi girişiminde bulunulmayan /l/ sesinin yoklama oturumlarındaki doğru üretim yüzdesinde bir değişiklik görülmemiştir.
Frontotemporal lobar dejenerasyon hastalarının sözel akıcılık becerilerinin incelenmesi
Toplum yapısının değişmesi, insan ömrünün uzaması ve yaşam şartlarının farklılaşmasıyla birlikte yıkıcı etkileri çok fazla olan demansın da görülme sıklığı artmıştır. Frontotemporal lobar dejenerasyon (FTLD), Alzheimer hastalığından (AH) sonra en sık görülen ve orta yaşta da insanları etkileyen bir hastalıktır. Demansın erken evresinde, çok kullanılan kelimeleri bile hatırlayamama şeklindeki kelime bulma sıkıntısı, dil bozukluklarının temel işaretindendir. Sözel akıcılık testleri, demansta dil ve bilişsel işlemleri değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan testlerdendir. Bu çalışmanın evreni, hasta grubu ve kontrol grubundan oluşmaktadır. Hasta grubunu, Osmangazi Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Demans Polikliniğinde izlenen FTLD tanısı almış ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) skorları, 10-26 arasında olan 21 birey oluşturmaktadır. Kontrol grubunu ise herhangi bir nörolojik problemi olmayan gönüllü 21 kişi oluşturmaktadır. Hasta ve kontrol gruplarının yaşları sabitlenmiş ve yaş aralıkları 48 ile 71 arasında değişmektedir. Çalışmanın amacı ise hasta grubu ve kontrol grubunun sözel akıcılık becerilerini niteliksel ve niceliksel olarak incelemek ve gruplar arası farklılıkları ortaya koymaktır. Bu temel amaç yanında, FTLD'nin alt tiplerinden olan, frontotemporal demans (FTD) ve semantik demans (SD) hastalarının sözel akıcılık becerileri de incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Bu araştırma kapsamında fonemik ve semantik sözel akıcılık testleri kullanılmış ve fonemik akıcılık değerlendirme kapsamında 'F-A-S' sesleri ve semantik akıcılık testi için de 'hayvanlar' kategorisi seçilmiştir. Niteliksel analiz kapsamında ise öbekleme ve geçiş yapma becerileri incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, hem fonemik hem de semantik akıcılık testlerinde hasta grubu, kontrol grubuna göre çok daha az kelime üretmiştir. Öbekleme becerileri kapsamında iki grup arasında farklılık görülmemesine karşılık, hasta grubunun geçiş yapma becerisinin belirgin biçimde azalmış olduğu bulgulanmıştır. SD ve FTD hasta grupları arasında semantik akıcılık değerlendirmesinde üretilen toplam kelime bakımından bir fark elde edilmemişken FTD grubu fonemik akıcılık değerlendirmesinde SD hasta grubuna göre çok daha az kelime üretmiştir. Ayrıca SD hastaları fonemik akıcılık değerlendirmesinde semantik akıcılık değerlendirmesine göre çok daha fazla kelime üretmiştir. Bu hasta grubunun semantik akıcılık değerlendirmesindeki geçiş yapma değerleri de fonemik akıcılık değerlendirmesine göre oldukça fazladır. Bunun yanında hasta grubu her iki testte benzer şekilde ve daha az kelime üretmiştir. Hastaların semantik akıcılık değerlendirmesindeki geçiş değerleri de fonemik akıcılık değerlendirmesine göre daha fazladır.
Alzheimer hastalığında sözel akıcılık becerilerinin incelenmesi
Alzheimer Hastalığı (AH), semantik bellek yapısının ilerleyici bozulmasıyla karakterize sık görülen bir demans türüdür. Sözel akıcılık testleri demans şüphesi taşıyan bireylerde dil, dikkat, bellek gibi bilişsel işlevleri de değerlendirmek amacıyla sık kullanılan araçlardan biridir. Ancak testlerde genellikle toplam kelime üretimi hesaplanmakta, testin niteliksel boyutuna dikkat edilmemektedir. Testin niteliksel analizi, farklı beyin alanlarındaki fonksiyonlara ışık tutarak demans türleri hakkında daha kapsamlı bir yorumlama sağlamaktadır. Bu çalışmada Alzheimer hastalığı olan ve olmayan bireylerden oluşan iki gruba sözel akıcılık testleri uygulanmış, niceliksel ve niteliksel değerlendirme sonucunda gruplar arası karşılaştırmalar yapılmıştır. Niceliksel analizde toplam kelime sayısı, niteliksel analizde ise öbekleme (clustering), geçiş yapma (switching) becerileri ile perseverasyon ve kategori ihlali gibi hata örüntüleri değerlendirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji/Demans Polikliniği ve İstanbul Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji/Demans Polikliniğinde olası Alzheimer hastalığı tanısı alan ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) puanları 20 ila 24 arasında değişen 20 katılımcıdan oluşmaktadır. Kontrol grubu nörolojik veya psikiyatrik herhangi bir sağlık sorunu olmayan 20 gönüllü katılımcıyı içermektedir. Gruplar yaş ve eğitim bakımından eşlenmiş, 69-82 yaş aralığı ve 0-5 eğitim yılına dahil olan bireyler araştırmada yer almıştır. Çalışmada her iki gruba da fonemik akıcılık (k,a,s) ve semantik akıcılık (hayvanlar) testleri uygulanmış, nicel ve nitel analizle hasta grubunun kontrol grubundan hangi alanlarda daha düşük performans gösterdiği belirlenmiştir. Her iki fonemik akıcılıkta toplam sözcük sayısı, öbekleme (seçilen altkategorideki kelime oranı) ve geçiş yapma (öbekler arasında geçiş sıklığı) puanları belirlenerek gruplar arası karşılaştırma yapılmıştır. Buna ek olarak gruplar arasında perseverasyon ve kategori ihlali hataları karşılaştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda Alzheimer grubunun kontrol grubuna göre her iki sözel akıcılık testinde daha düşük performans gösterdiği gözlenmiş, toplam sözcük sayısı bakımından hem fonemik hem semantik sözel akıcılıkta daha düşük puanlar elde edilmiştir. Fonemik akıcılık testinde geçiş sayı ortalamaları, semantik akıcılıkta ise öbek genişliği puanları Alzheimer grubunda daha düşük çıkmıştır. Kontrol grubu ve Alzheimer grubunun hata örüntüleri bakımından yalnızca fonemik akıcılık testte anlamlı bir farklılık görülmüş, Alzheimer grubu bu testte daha yüksek oranda kategori ihlali gerçekleştirmiştir. Anahtar kelimeler: Sözel akıcılık, öbekleme, geçiş yapma, Alzheimer demans.
Nörojenik disfajisi olan hastalarda nöromüsküler elektro stimülasyon terapisi (NMES)'nin kanıta dayalı etkililiğinin incelenmesi
Yutma oral yolla alınan gıdaların mideye iletilmesini sağlayan, pek çok yapının organize bir şekilde çalışmasıyla gerçekleşen hayati öneme sahip bir fonksiyondur. Bu fonksiyonun kısmen veya tamamen devre dışı olması durumunda yutma güçlüğü (disfaji) ortaya çıkar. Bu durum nörolojik hastalıklar neticesinde oluşursa, nörojenik disfaji olarak adlandırılır. Süreç içerisinde yetersiz beslenme, buna bağlı sağlık sorunları, bazen de hava yolunun korunamaması sonucu hayati riskler ve ölüm olgularıyla karşılaşmak olasıdır. Bu çalışmada, 2013 yılından bu yana Yunus Emre Devlet Hastanesi Mavi Hastane Yerleşkesi Yutma Kliniği'nde nörojenik disfaji tedavisinde kullanılan NMES'in kanıta dayalı etkililiğinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik elde edilecek veriler tedavi öncesi ve tedavi sonrası şeklinde değerlendirilmiştir. Bakılmış olan parametreler; Disfaji Handicap Indeks (DHI), Mini Nütrisyon Testi (MNA) ve EAT-10 skorları, Fiberoptik endoskopik yutma çalışması (FEYÇ) bulguları, ganiometrik ölçümler, bilgisayar destekli ses analiz programı (MDVP), yeme süresi, kilo değişkenliği ve yenilen gıda formlarıdır. Ayrıca NMES 20 nörojenik disfajili hastaya Ters-Y (NMES 2b) pozisyonunda uygulanmıştır. Buna ilaveten; 2013-2015 yılları arasında NMES'le tedavi görmüş nörojenik disfajili 10 hastaya ilişkin retrospektif dosya taraması yapılmıştır. Sonrasında bu sonuçlar istatistiksel açıdan değerlendirilerek, nörojenik disfaji tanılı hastalarda NMES'in kanıta dayalı etkililiğinin bulunup bulunmadığı araştırılmıştır. Anahtar kelimeler: Yutma, Nörojenik Disfaji, NMES, Kanıta Dayalı Etkililik
Okul öncesi dönemdeki kekemeliği olan ve olmayan çocukların akran ilişkilerinin karşılaştırılması: Eskişehir örneklemi
Bu araştırmada, okul öncesi dönemde kekemeliği olan ve olmayan çocukların akran ilişkilerinin karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Araştırmanın çalışma grubu, 5-6 yaş aralığındaki kekemeliği olan (n=45) ve olmayan (n=45) toplam 90 çocuk ve bu çocukların sınıf öğretmenlerinden oluşmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak "Çocuk Bilgi Formu", "Çocuk Davranış Ölçeği" ve "Akranların Şiddetine Maruz Kalma Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 21.0 paket programı kullanılarak Mann Whitney-U Testi ve Ki Kare (Chi Square) Testi ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; kekemeliği olan ve olmayan grupların akran ilişkilerinin "Asosyal Davranış Gösterme", "Akranlarınca Dışlanma", "Korkulu-Kaygılı Davranış Gösterme", "Çekingen Davranış Gösterme" ve "Aşırı Hareketlilik" alt boyutları bakımından anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Kekemeliği olan gruptaki çocuklar tüm bu alt boyutlardan kekemeliği olmayan gruptaki çocuklardan daha yüksek puanlar almışlardır. Bunun yanında, kekemeliği olan ve olmayan gruplar arasında akran ilişkilerinin "Başkalarına Karşı Yardımı Amaçlayan Sosyal Davranış Gösterme" ve "Saldırgan Davranış Gösterme" alt boyutları bakımından anlamlı düzeyde bir farklılık saptanmamıştır. Kekemeliği olan grup ile kekemeliği olmayan grubun "Akran Şiddetine Maruz Kalma" puanları bakımından anlamlı düzeyde farklılaştığı bulunmuştur. Kekemeliği olan grubun "Akran Şiddetine Maruz Kalma" puanlarının kekemeliği olmayan gruptan daha yüksek olduğu saptanmıştır. Kekemeliği olan grup ile kekemeliği olmayan grup arasında "Okula Uyum Sorunu Yaşama" değişkeni bakımından anlamlı düzeyde bir fark olduğu saptanmıştır. Okula uyum sorunu yaşayan çocukların kekemeliği olan grupta kekemeliği olmayan gruba göre sayıca daha fazla olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Kekemelik, Akran İlişkileri, Akran Şiddetine Maruz Kalma
Parkinson hastalığında ses ve konuşmanın akustik analizi
Bu çalışma İdiyopatik Parkinson hastalığına sahip bireylerin ünlü artikülasyonu,konuşma hızı ve ses özelliklerini akustik analiz yöntemleriyle inceleyerek sağlıklı grupla ve hastalığın evrelerine göre karşılaştırmayı ve konuşma özellikleri arasındaki ilişkileri belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda 15 erken evre, 15 ileri evre Parkinson hastalığına sahip bireyden ve 30 kişiden oluşan yaş ve cinsiyet eşleştirmeli sağlıklı kontrol grubundan veri toplanmıştır. Ünlü artikülasyonunu incelemek için Üçgen Ünlü Alanı, Dörtgen Ünlü Alanı ve F2i/F2u oranı; konuşma hızı için Konuşma Hızı ve Artikülasyon Hızı, ses için F 0 , Jitter, Shimmer ve Gürültü-harmonik oranı parametreleri kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar Parkinson hastalığında Üçgen Ünlü Alanı, Dörtgen Ünlü Alanı ve F2i/F2u oranında anlamlı ölçüde düşüş olduğunu, konuşma hızı ve ses parametrelerinde anlamlı fark olmadığını göstermektedir. Erken evre ve ileri evre hasta grupları arasında hiçbir bağımlı değişkende fark bulunmamıştır. Parkinson hasta grubunda tüm ünlü artikülasyonu parametreleri ve konuşma hızı parametreleri arasında negatif yönde korelasyon bulunmuştur. Hem sağlıklı grupta hem de hasta grubunda kadınların üçgen ve dörtgen ünlü alanları erkeklerden daha geniş, F2i/F2u oranı daha yüksek bulunmuştur.
Yetişkin bireylerde vokal ısınma egzersizlerinin etkililiğinin incelenmesi
Bu araştırmada, profesyonel ses kullanıcısı olmayan ve ses bozukluğu olmayan kişilere uygulanan vokal ısınma egzersizlerinin, Çok Boyutlu Ses Analiz Programı (MDVP) ve Fonatuvar Aerodinamik Sistem (PAS) ses analiz programları kullanılarak etkililiğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya toplamda 10'u kadın 18'i erkek olmak üzere 28 yetişkin dahil edilmiştir. Vokal ısınma egzersizleri yaklaşık 20 dakika süren nefes, esneme, fonasyon ve rezonans egzersizlerinden oluşmuştur. Katılımcılar seslerini ısıtmadan önce MDVP ve PAS ölçümleri alınmış ve seslerini ısıttıktan sonra aynı ölçümler tekrarlanmıştır. MDVP programı ile sese ilişkin akustik parametreler, PAS programı ile sese ilişkin akustik ve aerodinamik parametreler değerlendirilmiştir. Ayrıca, çalışma kapsamında kadın ve erkek katılımcılar arası karşılaştırmalar yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, vokal ısınma sonrası MDVP parametrelerinden jitter ve shimmer değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş bulunmuştur. PAS parametrelerinden frekans aralığı, ekspiratuvar hava akımı süresi, ortalama hava basıncı tepe noktası ve ekspiratuvar volüm parametrelerinde de vokal ısınma sonrası anlamlı bir artış olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak, vokal ısınmanın sesin bazı akustik ve aerodinamik özelliklerini değiştirerek, objektif ses kalitesini arttırdığı ve sesi olumlu yönde etkilediği düşünülmektedir.
Türkçe konuşan dudak damak yarığı olan çocukların alveolar ve post-alveolar sürtünmeli seslerinin akustik olarak incelenmesi
Dudak damak yarığı en sık görülen doğum defektleri arasındadır. Bu durum yarıkla dünyaya gelen bireyde fiziksel görünüm, beslenme, ortodonti, işitme ve konuşmada bazı problemlere sebep olabilir. Velofarengeal yetmezlik dudak damak yarığı olan bireylerin konuşmalarında görülebilen bir sorundur. Velofarengeal mekanizmanın doğru çalışamamasından kaynaklı ağız içerisine gelmesi gereken hava basıncı nazal kaviteye kaçarak burundan çıkar ve genizsi bir konuşmaya neden olur. Bu tür bir konuşmada, üretimi için yüksek basınç gerektiren sürtünmeli, durak sürtünmeli ve patlamalı sesler gibi sesler bozulmaya uğrar. Bu çalışmanın amacı hipernazalitesi olan dudak damak yarıklı çocukların sürtünmeli seslerini akustik olarak incelenmektir. Bu amaçla çalışmada hedef olarak seçilen sibilant sürtünmeli seslerin (/s, z, ʃ , Ʒ/) süre, ağırlık merkezi, eğimlilik ve basıklık değerleri incelenmiştir. Özellikleri incelenen bu sibilant sesler sözcük başı konumdayken taşıyıcı cümle içerisinde yer almıştır. Çalışmaya anadilleri Türkçe olan, hipernazalite sorunu yaşayan dört dudak damak yarıklı çocuk ile herhangi bir dudak damak yarığı, hipernazalitesi ve sesletim problemi olmayan dört çocuk katılmıştır (4 erkek, 4 kız). Katılımcıların yaş aralığı 10-12 arasında değişmektedir. Çalışmanın istatistiği için Open Source Statistics Software R kullanılmıştır. Bu programda linear mixed effects model uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda hedef seslerin süresinin, hipernazalitesi olan damak yarıklı çocuklarda daha uzun olduğu görülmüştür. Ayrıca hipernazalitesi olan çocuklarda Ağırlık Merkezi değeri daha düşüktür. eğimlilik değeri hipernazalitesi olan ve olmayan grupta farklılık göstermezken, basıklık değeri hipernazalitesi olan katılımcılarda daha düşüktür. Çalışmaya konu olan sürtünmeli seslerin süresine, ağırlık merkezi ve basıklık değerine hipernazalitenin etkisi vardır. Tüm sonuçlar hipernazalitesi olan çocukların ağız içi basıncını oluşturabilmek için daha uzun zamana ihtiyaç duyduklarını, sesletim yeri olarak daha art bölgeleri tercih ettiklerini ancak sürtünmeli bir sesi oluşturabilmek için gerekli olan türbülansı yaratabildiklerini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Hipernazalite, dudak damak yarığı, sürtünmeli sesler, spektral moment, akustik