Hacettepe University
Discipline

Nörolojik Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı

Hacettepe University

67

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

İnmeli bireylerde skapular eğitimin skapular kinematik, periskapular kas kalınlığı, omuz subluksasyonu ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkisi

Randomize kontrollü bu araştırma, inmeli bireylerde Nörogelişimsel Tedavi Yaklaşımı'na eklenen skapulo-humeral eğitimin skapular kinematik, periskapular kas kalınlığı, subluksasyon ve üst ekstremite fonksiyonelliği üzerine etkilerini incelemek amacıyla planlandı. Dâhil edilen 32 birey skapulo-humeral eğitim grubu ve kontrol grubu olmak üzere randomize edildi ve her iki gruptaki katılımcılar 8 hafta/3 seans/ 60 dakika süreyle tedavi programına dâhil edildi. Her iki gruba 40 dakika boyunca Nörogelişimsel Tedavi Yaklaşımı'na dayalı egzersizler uygulandı. Ek olarak 20 dakika boyunca kontrol grubuna programda yer alan egzersizlerden üst ekstremite ve gövdeye yönelik olanlar uygulanırken; skapulo-humeral eğitim grubunda ise belirli bir protokol çerçevesinde oluşturulmuş skapulo-humeral eğitim programı uygulandı. Değerlendirmeler kör araştırmacılar tarafından yapıldı. Klinik ölçümlerden üst ekstremite motor bozukluğu-fonksiyonu Fugl Meyer Üst Ekstremite Değerlendirmesi (FMA-UE) ve Kol Eylem Araştırma Testi (ARAT) ile, gövde performansı Gövde Bozukluk Ölçeği 2.0.(GBÖ) ile, omuz ağrısı Görsel Analog Ölçeği (GAÖ) ile, günlük yaşam aktiviteleri ABILHAND ve Modifiye Barthel İndeksi (MBI) ile ve yaşam kalitesi İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (SSQOL) ile değerlendirildi. Periskapular kas kalınlığı (Serratus Anterior-SA / Alt Trapez-LT) ve omuz subluksasyonu (Akromiyon-Büyük Tüberkül-AGT / Akromiyohumeral Mesafe-AH) için ultrasonografik değerlendirmeler; 3-boyutlu skapular kinematikler için elektromagnetik sistem kullanıldı. Araştırma 30 birey ile tamamlandı. Skapulo-humeral eğitim ve kontrol gruplarında yer alan bireylerin yaş ortalamaları sırasıyla 52.87±10.17 ve 53.06±12.09 yıldı. Tedavi sonrasında FMA-UE, ARAT, GAÖ ve GBÖ skorlarında gruplar arasında fark gelişirken; ultrasonografik değerlendirmelerden paretik tarafta AGT mesafesi ve LT kas kalınlığı değişiminin skapulo-humeral eğitim grubunda üstün olduğu bulundu (p<0,05). Skapular kinematiklerde gruplar arasında elevasyon esnasında non-paretik ekstremitenin posterior tilt açısında farklılık olduğu görüldü (p<0,05). İki grupta da klinik ölçümlerden FMA-UE, ARAT, GBÖ, ABILHAND ve MBI skorlarında artış görüldü (p<0,05). GAÖ skoru sadece skapulo-humeral eğitim grubunda; SSQoL skoru sadece kontrol grubunda artış gösterdi (p<0,05). Paretik tarafta SA kalınlığı her iki grupta da artış gösterirken; paretik tarafta AGT, AH mesafeleri ve LT kas kalınlıkları ile non-paretik tarafta SA ve LT kalınlıkları sadece skapulo-humeral eğitim grubunda gelişme gösterdi (p<0,05). Skapular kinematiklerden istirahat pozisyonunda skapulanın yukarı rotasyon açısının skapulo-humeral eğitim grubunda geliştiği görüldü (p<0,05). Araştırmamızın sonuçları skapulo-humeral eğitimin, subluksasyon, periskapular kas kalınlığı, üst ekstremite fonksiyonelliği, omuz ağrısı ve gövde performansını ve bazı skapular kinematikleri geliştirmede rutin egzersizlere göre üstünlük sağladığını göstermiştir. Sonuçlarımız özellikle üst ekstremite fonksiyonlarında yetersizlik yaşayan hastalarda bu eğitimin rutin tedavi planına eklenmesinin tedavi başarısını artıracağını düşündürdü.

Özge Onursal Kılınç
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Lomber disk herniasyonu olan hastalarda spinal mobilizasyon uygulamalarının radyolojik bulgular ve fonksiyonel düzey üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı; Lomber Disk Herniasyonu (LDH) olan hastalarda spinal mobilizasyon uygulamalarının herniasyon mesafesi, disk yüksekliği ve faset eklem mesafesi gibi radyolojik bulgular, fonksiyonel düzey, ağrı, yaşam kalitesi, psikolojik faktörler, spinal postür, esneklik ve eklem hareket açıklığı üzerine etkisinin belirlenmesiydi. Çalışmaya LDH tanısı konmuş 32 (26 erkek, 6 kadın) hasta dahil edildi ve rastgele iki gruba ayrıldı. Kontrol grubuna (n=16, yaş 38,31±9,21 yıl) haftada 2 seans olmak üzere 5 hafta toplam 10 seans stabilizasyon egzersizleri uygulandı. Müdahale grubuna (n=16, yaş 39,81±9,45yıl) ise stabilizasyon egzersizlerine ek olarak Anterior-Posterior Lumbal Spinal Mobilizasyon, Lumbal Spinal Rotasyonel Mobilizasyon ve Lumbal Fleksiyon Pozisyonunda Eklem Mobilizasyonunu içeren lomber spinal mobilizasyon uygulamaları yapıldı. Tüm hastaların demografik bilgileri kaydedilerek, manyetik rezonans görüntüleme ile herniasyon mesafesi, disk yüksekliği ve faset eklem mesafesi tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirildi. Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi (OBAEA), Bel Performans Skalası (BPS), Visual Analog Skala (VAS), McGill-Melzack Ağrı Anketi, Nottingham Sağlık Profili (NSP), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), Katastrofik Ağrı Ölçeği (KAÖ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ), Lomber eklem hareket açıklığı, Düz Bacak Kaldırma (DBK), Otur Uzan Testi, Lateral Eğilme Testi, Statik ve Dinamik Endurans tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedaviden 3 ay sonra değerlendirildi. Grup içi analizlerde hem müdahale grubunda hem de kontrol grubunda tedavi sonrası herniasyon mesafesi azaldı (p<0.05), faset eklem mesafeleri arttı (p<0.05), OBAEA ve BPS değerleri azaldı (p<0.05), VAS, McGill-Melzack Ağrı Anketi, KAÖ ve NSP değerleri azaldı (p<0.05), lomber eklem hareket açıklığı, DBK, Otur uzan testi, statik ve dinamik endurans değerlerinde artma tespit edildi (p<0.05). Müdahale grubunda disk yüksekliği artma (p<0.05), HADÖ ve TKÖ değerlerinde azalma tespit edilirken (p<0.05), kontrol grubunda bir değişiklik tespit edilmedi (p>0.05). Bu çalışmada spinal mobilizasyon uygulamalarının LDH olan hastalarda herniasyon mesafesinde azalmaya, disk yüksekliğinde ve faset eklem mesafesinde artışa, fonksiyonel durum, ağrı, yaşam kalitesi, psikolojik faktörler, eklem hareket açıklığı, esneklik, statik ve dinamik endurans üzerinde olumlu etkilerinin olduğu belirlendi. Sonuç olarak LDH tedavisinde klinikte yoğun kullanılan stabilizasyon egzersizlerine ek olarak uygulanan spinal mobilizasyonun radyolojik bulgular ve fonksiyonel düzey üzerine daha büyük etkiye sahip olduğu ve klinikte ek olarak uygulamanın yararlı olacağı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Lomber disk herniasyonu, manuel terapi, mobilizasyon, manyetik rezonans görüntüleme, ağrı.

Disk hernileriManuel terapiİntervertebral disk deplasmanı
Burhan Taşkaya
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Parkinson hastalarında sensoriomotor eğitimin üst ekstremite fonksiyonları, aktivite ve katılımı üzerine etkisinin incelenmesi

Parkinson Hastalığı (PH) üst ekstremitede ilerleyici limitasyonlara neden olan bir hareket bozukluğu hastalığıdır. Servikal bölge yoğun proprioseptif afferent içermesi nedeniyle sensorimotor kontrolde önemli rol oynar. Çalışmamızın amacı PH'de servikal sensorimotor eğitimin (S-SME) İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF) çerçevesinde üst ekstremite fonksiyonu üzerine etkisini incelemekti. Tek kör randomize kontrollü çalışmaya 27 PH hastası (11 kadın, 16 erkek, ortalama yaş 63,4±8,74) dahil edildi. Bireyler kontrol grubu (KG, n=12) ve S-SME grubu (n=15) olarak ikiye ayrıldı. KG üst ekstremiye yönelik iyi yapılandırılmış fizyoterapi alırken, S-SME grubuna ek olarak S-SME verildi. Her iki grup 8 hafta süresince haftada 3 gün toplam 24 seans fizyoterapi programına alındı. Vücut yapı ve fonksiyonları; Birleşik PH Değerlendirme Ölçeği (BPHDÖ) I-III-Toplam, Fahn Tolesa Marin klinik tremor derecelendirme ölçeği, parmak vurma testi, New York postür analizi, Parkinson yorgunluk ölçeği, el ve parmak kavrama kuvvetleri, Kraniyoservikal Fleksiyon Testi (KSFT), servikal kasların endurans testleri, eklem pozisyon hatası, hareketli iki nokta ayrım testi, Semmes Weistein Monofilament Testi, vizuel analog skala ve ağrı basınç eşiği ile aktivite ve katılım; BPHDÖ II, Purdue Pegboard Testi (PPT), PPT'ye ek kognitif ve motor çift görev performansları, Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi ve Parkinson Hastalığı Anketi (PDQ-39) ile çevresel faktörler ise araştırmacılar tarafından yapılandırılmış sorularla değerlendirildi. S-SME'nin üst ekstremite ile ilişkilendirilen parametrelerde gelişim sağladığı tespit edildi (p<0,05). Vücut yapı ve fonksiyonlarında servikal ve üst ekstremite propriosepsiyonu ile KSFT'de S-SME lehine anlamlı gelişme görüldü (p<0,05). Aktivite ve katılımda PDQ-39 GYA alt ölçek skorunda KG lehine anlamlı gelişme vardı (p<0,05). S-SME programı özellikle derin servikal kasların kuvvet ve enduransını, servikal propriosepsiyonu ve üst ekstremitede tüm eklemlerin propriosepsiyonunu artırmak için daha etkili görünmektedir. Çok eklemli üst ekstremite hareketlerinin kontrolünde bozukluklar görülen PH'de tüm eklemlerin propriosepsiyonundaki artış motor kontrolü artırmak için önemli olabilir. S-SME programı hafif ve orta evre PH'de üst ekstemite bozukluklarını azaltmak ve aktivite ile katılımı artırmak için etkili bir eğitim programı olarak önerilebilir. Anahtar Kelimeler: ICF, propriosepsiyon, sensorimotor eğitim, rehabilitasyon, üst ekstremite.

FizyoterapiRehabilitasyonÜst ekstremite+1
Özlem Menevşe
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik inme hastalarında gövde kontrolü ve alt ekstremite motor koordinasyonunun fonksiyonel denge ve yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri ile ilişkisinin incelenmesi

Daha sonra doldurulacaktır.. Bu çalışmanın amacı kronik inme hastalarında gövde kontrolü ile alt ekstremite motor koordinasyonunun fonksiyonel denge ve yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleriyle olan ilişkisini incelemekti. Gözlemsel nitelikte olan bu çalışmaya yaşları 45 ila 75 arasında olan, bağımsız yürüyebilme yeteneğine sahip, kronik dönemdeki 53 inme hastası dâhil edildi. Hastaların inmeye bağlı etkilenim düzeyleri Rivermead Motor Değerlendirme (RMD) Ölçeği, hemiplejik taraf alt ekstremite koordinasyonu Alt Ekstremite Motor Koordinasyon Testi (AEMKT), gövde kontrolü Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ) ile değerlendirildi. Ayrıca katılımcıların yürüyüşleri ve fonksiyonel denge düzeyleri incelendi. Bu kapsamda normal ve maksimum hızda tekrarlanan 10 Metre Yürüme Testi (10MYT) ve Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (ZKYT) kullanıldı. Yürüyüşün zaman mesafe karakteristikleri ise GAITRite yürüyüş analiz sistemi ile değerlendirildi. Bulgular incelendiğinde; gövde kontrolü ve alt ekstremite koordinasyonunun, maksimum hızda yapılan 10MYT ile arasında düşük-orta dereceli (sırasıyla r=-0.563, r=-0.400, p<0.001), ZKYT ile (sırasıyla r=-0,614, r=-0,510, p<0,001) orta-iyi dereceli, hemiplejik taraf adım uzunluğuyla ise düşük-orta dereceli (sırasıyla r= 0.419, r=0.331, p<0.01) korelasyon gösterdiği bulundu. Bu ilişkilerin etki büyüklükleri incelendiğinde gövde kontrolünün yürüme hızı, fonksiyonel mobilite ve adım uzunluğuna alt ekstremite motor koordinasyonundan daha fazla etki ettiği görüldü. Çalışma sonuçlarımız yürüyüş hızı arttıkça gövde kontrolüne olan ihtiyacın arttığını, yürüyüşü ve fonksiyonel mobiliteyi alt ekstremite koordinasyonuna kıyasla gövde kontrolünün daha çok etkilediğini gösterdi. İnme sonrasında yürüme hızı ve adım uzunluğunda azalma olan bireylerde gövde kontrolü ve alt ekstremite koordinasyonunun değerlendirilmesinin rehabilitasyon sürecini olumlu etkileyeceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: İnme, koordinasyon, gövde kontrolü, yürüyüş

Alt ekstremiteGövde kontrolüMotor koordinasyon+3
Nilay Aysever
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Gözlemsel hareket terapisi programının nörojenik disfajili hastalarda geliştirilmesi ve etkinliğinin incelenmesi

Gözlemsel Hareket Terapisinin (GHT), ayna nöron sisteminin aktivasyonu ile nöral plastisiteyi destekleyerek nörojenik disfajili (ND) bireylerde motor kontrolü arttırmak için potansiyel bir nörorehabilitasyon yöntemi olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, ND'li hastalarda GHT temelli yutma eğitimi programının Suprahyoid (SH) kas aktivasyonu, disfaji semptom şiddeti, yutma fonksiyonu, yutma ile ilişkili yaşam kalitesi ve depresif semptomlar üzerindeki etkisini araştırmaktı. ND'li 34 katılımcı rastgele olarak GHT grubu (n=17) ve kontrol grubuna (n=17) ayrıldı. Kontrol grubuna ND'ye yönelik yutma eğitimi fizyoterapist eşliğinde uygulanırken, GHT grubuna bu egzersizler gözlemsel hareket terapisi ile verildi. GHT grubundaki bireyler önce gerçek bir kişi tarafından gerçekleştirilen egzersiz videolarını izlediler ve ardından videoya dayalı olarak egzersizleri yaptılar. Tüm katılımcılara 4 hafta, haftada 5 seans toplamda 20 seans fizyoterapi programı verildi. Yüzeyel elektromiyografi (yEMG) ile SH kas aktivasyonu, Yutma Değerlendirme Aracı-Türkçe Versiyonu (T- EAT 10) ile disfaji semptom şiddeti, Yutma Becerisi ve Fonksiyon Değerlendirmesi (SAFE) ile yutma fonksiyonu, Türkçe Yutma Yaşam Kalitesi Anketi (T-SWAL-QOL) ile yutma ile ilişkili yaşam kalitesi ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile depresif semptomlar değerlendirildi. Tedavi sonrası SH amplitüd seviyesi ve T-EAT-10 skorları GHT grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede azaldı (p=0,001, p=0,012). GHT grubunda tedavi sonrasında SAFE'de anlamlı bir gelişme görüldü (p<0,05), ancak iki grup arasında anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). Her iki grubun yaşam kalitesi ve depresyon skorları da benzer düzeyde iyileşme gösterdi (p>0,05). Sonuç olarak; GHT temelli yutma eğitimi programı ND'li bireylerde yutma fonksiyonu, yaşam kalitesi ve depresif semptomları üzerine olumlu etki göstermektedir. SH kas aktivasyonu ve disfaji semptom şiddetini iyileştirmek için GHT temelli yutma eğitimi daha iyi bir nörorehabilitasyon yöntemi olabilir.

Arzucan Toksal Uçar
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Ataksik multipl skleroz hastalarında spinal stabilizasyon eğitimi ile birlikte farklı bölgelere uygulanan lokal vibrasyonun postüral kontrol üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışma, ataksik Multipl Skleroz hastalarında spinal stabilizasyon eğitimine ek olarak gastrosoleus kas kompleksine ve servikal-lumbal paraspinal kaslara uygulanan lokal vibrasyonun (LV) postüral kontrol üzerindeki etkilerini karşılaştırmalı olarak incelemek amacıyla tek kör, randomize kontrollü olarak planlandı. Çalışmaya dâhil edilen 36 hasta randomize olarak Gastrosoleus LV, Paraspinal LV ve Egzersiz Grubu olmak üzere üç gruba dağıtıldı. Her grup 8 hafta boyunca, haftada 3 gün tedaviye alındı ve bir tedavi seansı 60 dk sürdü. Egzersiz grubuna spinal stabilizasyon eğitimi verildi. Gastrosoleus LV grubuna, spinal stabilizasyon eğitimine ek olarak sağ ve sol gastrosoleus kas kompleksine 5'er dk LV uygulandı. Paraspinal LV grubuna ise spinal stabilizasyon eğitimine ek olarak servikal ve lumbal paraspinal kaslara 5'er dk LV uygulandı. LV, her iki gruba da 80 Hz frekans ve 1 mm amplitüdde uygulandı. Gövde kontrolü, ataksi şiddeti, performansa dayalı denge, kor endurans, stabilite limitleri-postüral salınımlar ve yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri değerlendirildi. Her gruptan ikişer kişi farklı nedenlerle çalışma dışı bırakıldı ve çalışmayı 30 hasta tamamladı. Gruplardaki hastaların vücut kitle indeksi, hastalık durasyonu, son atak tarihi ve klinik tipleri benzerdi (p>0,05). Paraspinal LV grubunun yaş ortalamaları ve EDSS skorları Egzersiz grubuna göre düşüktü (p<0,05). Çalışmanın sonucunda tüm gruplarda gövde kontrolü, ataksi şiddeti, performansa dayalı denge ve kor endurans parametrelerinin geliştiği görüldü (p<0,05). Grupların, stabilite limitlerini farklı yönlerden geliştirdiği görüldü. Gastrosoleus LV grubunun kompozit reaksiyon zamanı, hareket hızı, son nokta ekskürsiyonu ve maksimum ekskürsiyon parametrelerini; Paraspinal LV grubunun kompozit son nokta ekskürsiyonu ve maksimum ekskürsiyon parametrelerini; Egzersiz grubunun ise kompozit hareket hızı, yön kontrolü, son nokta ekskürsiyonu ve maksimum ekskürsiyon parametrelerini geliştirdiği bulundu (p<0,05). LV gruplarının yürüyüş değişkenliğini, Egzersiz grubunun ise yürüyüş hızı ve duruş fazını geliştirmede etkili olduğu görüldü (p<0,05). Çalışmamızın sonuçları, spinal stabilizasyon eğitiminin ve spinal stabilizasyon eğitimine ek olarak uygulanan LV'nin postüral kontrol üzerinde olumlu etkileri olduğunu göstermiştir. Detaylı incelemelerde gastrosoleus kas kompleksine uygulanan LV'nin daha çok dinamik denge ve yürüyüş parametrelerinde etkili olduğu, paraspinal kaslara uygulanan LV'nin ise daha çok statik denge, koordinasyon ve endurans parametrelerinde etkili olduğu bulunmuştur.

AtaksiEgzersiz tedavisiMultipl skleroz+2
Güngör Beyza Özvar Şenöz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Meniere hastalığı olan kişilerin fiziksel ve psikososyal durumları ile yaşam kalitelerinin incelenmesi

Bu çalışma, Meniere hastalığı olan kişilerin fiziksel ve psikososyal durumları ile yaşam kalitelerini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya H.Ü. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Fakültesi, H.Ü. Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı ve H.Ü. Erişkin Hastanesi Odyoloji Ünitesi'nde değerlendirilerek Meniere tanısı alıp takip edilen 17 gönüllü hasta ve 17 sağlıklı kişi katıldı. Çalışmaya katılan tüm bireylerin; odyolojik durumları, fiziksel durumları [servikal eklem hareket açıklığı (EHA), servikal eklem pozisyon hissi (EPH), temporomandibular (TME) EHA, postür, postüral kontrol, denge, ağrı varlığı ve şiddeti, ağrı hassasiyeti, fiziksel aktivite düzeyi ve kas performansı], psikososyal durumları (uyku kalitesi, yorgunluk şiddeti, anksiyete/depresyon, genel düşme korkusu) ve yaşam kaliteleri değerlendirildi. Servikal EHA ve EPH Cervical Range of Motion cihazı ile; TME EHA'sı cetvel ile; postür NewYork postür analizi ile; başın anterior tilti fotoğraf çekimi ile; postüral kontrol freemed baropodometre platformu ile; statik denge tandem duruş testi ile; dinamik denge tandem yürüyüş testi ile; ağrı varlığı ve şiddeti sayısal değerlendirme ölçeği ile; ağrı hassasiyeti algometre ve palpasyon ile; fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-kısa formu ile değerlendirildi. Ayrıca uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ile; yorgunluk şiddeti Yorgunluk Şiddet Ölçeği ile; anksiyete ve depresyon düzeyi Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği ile; genel düşme korkusu Uluslararası Düşme Etkinlik Skalasıyla ve yaşam kaliteleri SF-12 anketi ile değerlendirildi. Ek olarak sadece çalışma grubuna da Hastalık şiddeti değerlendirme anketleri (Tinnitus Engel Ölçeği, Baş Dönmesi Engellilik Envanteri, Vertigo Semptom Skalası Kısa Formu, İşitme Engel Ölçeği, Atak Anında Uluslararası Düşme Etkinlik Skalası) uygulandı. Çalışmamızın sonunda, çalışma grubunda kontrol gurubuna göre; servikal EHA, servikal EPH, temporomandibular EHA, duruş postürü, postüral kontrol, denge, kas kuvveti ve endurans değerlendirmelerinde bazı parametreler ile fiziksel aktivite düzeyi ve fiziksel yaşam kalitesinin kontrol grubuna göre daha kötü, ağrı hassasiyeti, anksiyete-depresyon düzeyi ve genel düşme korkusunun daha yüksek, uyku kalitesinin daha bozuk olduğu tespit edildi (p<0,05). Ayrıca çalışma grubunda, klinik semptomların şiddetlerinin artması ile hem fiziksel hem psikososyal durumlarında hem de yaşam kalitelerinde negatif yönde bir ilişki olduğu da belirlendi (p<0,05). Elde edilen bu bulgular ile Meniere hastalığının, bireylerin yaşam kaliteleri üzerinde çok yönlü ve olumsuz etkilere sahip olduğu sonucuna varıldı. Çalışmamız ile Meniere hastalığı olan bireylerin semptomlarının; sadece fiziksel parametrelerle sınırlı kalmadığı, bireylerin psikososyal durumlarının da etkilendiği ve yaşam kalitelerinde düşüşler meydana geldiği ortaya konulmuş, Meniere hastalığı olan bireylerin biyopsikososyal bakış açısıyla, bütüncül bir biçimde yaklaşılarak değerlendirilmesinin öneminin altı çizilmiştir.

Meniere hastalığıYaşam kalitesi
Gülistan Örenç
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Fizyoterapi lisans öğrencilerinde başağrısının yaygınlığı ve biyopsikososyal durum üzerine etkileri

Bu çalışma fizyoterapi lisans öğrencilerinde başağrısının yaygınlığını belirlemek ve başağrısının biyopsikososyal etkilenimini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Fakültesi'nde lisans eğitimi gören 206 (%80,2)'sı kadın, 51 (%19,8)' i erkek toplam 257 öğrenci katıldı. Başağrısı yaygınlığı tüm öğrencilerde %73,9 (n=190) olarak bulundu. Başağrısı olan ve olmayan öğrencilerin yaşam kalitesi, uyku kalitesi, servikal eklem hareket açıklığı, yorgunluk şiddeti, fiziksel aktivite seviyesi, vücut farkındalık seviyesi, öz anlayış-öz şefkat seviyesi, rahatsızlığa dayanma düzeyi, anksiyete/depresyon seviyeleri teledeğerlendirme yöntemi ile değerlendirildi. Başağrısı olan öğrencilerin ek olarak ağrı karakteristikleri, yaşam kalitelerindeki olumsuz etkilenim seviyesi ve başağrısının migrene bağlı olabilirlik oranı değerlendirildi. Sonuç olarak fizyoterapi lisans öğrenci popülasyonunda başağrısı görülme oranının oldukça yüksek olduğu, başağrısı olan öğrencilerin yaşam kalitesi, uyku kalitesi, öz anlayış-öz şefkat seviyeleri, rahatsızlığa dayanma düzeyleri başağrısı olmayan öğrencilere kıyasla anlamlı olarak daha düşük bulundu (p<0,05). Başağrısı olan öğrencilerin başağrısının migrene bağlı olabilirlik oranı ise %41,6 olarak tespit edildi. Başağrısı olan öğrencilerin, başağrısı olmayanlara göre biyopsikososyal açıdan daha fazla etkilendiği, semptomların birbirleri ile ilişkili olduğu, toplum sağlığı adına başağrısına ve buna bağlı semptomlara farkındalıkla ve multidisipliner bir şekilde yaklaşılması gerektiği sonucuna varıldı.

Şeyda Öztürk
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara'daki sığınmacı çocukların fizyoterapi ve rehabilitasyon hizmetlerine erişiminin incelenmesi

Göç kavramı tarih boyunca farklı sebeplerle dünyada önemli gündem konularından olmuştur. Türkiye eskiden bu yana göç alan bir ülkedir. Özellikle son yıllarda aldığı kitlesel göçle birçok hizmet sektöründe baskı meydana gelmiştir ve bu hizmet erişilebilirliğini etkilemektedir. Göçmen nüfus arasında engelli ve fizyoterapiye ihtiyacı olan önemli bir popülasyon bulunmaktadır. Literatürde fizyoterapi alanında sığınmacıların hizmetlere erişimini inceleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamızın amacı Ankara'da yaşayan fizyoterapi ihtiyacı olan sığınmacı çocukların bu hizmetlere erişimini, erişimdeki zorlukları ve ailelerin çocuklarının durumu hakkındaki bilgi düzeylerini incelemektir. Ankara'da ikamet eden 7-18 yaş arası, en az son 13 aydır Türkiye'de bulunan sığınmacı çocuklar ve aileleri (n=100) çalışmaya dahil edilmiştir. Sığınmacı çocukların fizyoterpiye erişimlerini incelemek amacıyla uzman görüşü ile anket oluşturulmuştur. Çocukların mobilite düzeyini belirlemek üzere KMFSS ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyini ölçmek için WeeFIM uygulanmıştır. Çalışmaya 47 kız, 53 erkek toplam 100 katılımcı alınmıştır. Katılımcılardan %24'ü bir yıldan uzun süredir, %21'i en az bir yıldır, %34'ü en az altı aydır fizyoterapi hizmetlerinden faydalanmadıklarını ve %21'i şu anda hizmet almakta olduklarını belirtmiştir. Fizyoterapiden faydalanamama sebepleri olarak 6 aydan uzun süredir faydalanmayanlar arasında ulaşım (%57), ekonomi (%67) ve randevu (%39) en yaygın nedenler arasındayken dil bariyeri (%9) ve fizyoterapinin gerekli olduğunu düşünmeme (%8) takip eden diğer sebepler arasında bulundu. Fizyoterapiye erişim sıklığı ile KMFSS seviyeleri ve WeeFIM skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p = 0.129, p = 0.411). Ancak, fizyoterapist tarafından verilen ev programlarının olup olmaması ile WeeFIM skorları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. (p = 0.034). Tedavi olanakları hakkında bilgi yetersizliği,ulaşım problemleri, ekonomi, dil bariyeri, randevu alamama, gerekli olduğunu düşünmeme, ev programı verilmesi ve Covid gibi sosyo-ekonomik faktörlerin fizyoterapi hizmetlerine erişim sıklığı üzerinde etkili olduğu bulunmuştur(p<0,05) Sonuç olarak bu sosyo-kültürel faktörlere yönelik çözümlerin, oluşturalacak kapsayıcı politikalarda göz önünde bulundurulmasının çocukların fizyoterapi hizmetlerine erişimlerinin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar açısından gerekliliği ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: Engelli sığınmacılar, fizyoterapi ve rehabilitasyon, erişilebilirlik

Esra Alagöz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Duchenne musküler distrofi'li çocukların nöropsikolojik profillerinin belirlenmesi ve motor fonksiyonlar üzerine etkilerinin araştırılması

Bu tez, Duchenne Musküler Distrofi'li (DMD) çocukların nöropsikolojik profillerinin belirlenmesi ve motor fonksiyonlar üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma, genetik test sonucu DMD tanısı kesinleşmiş, Hacettepe Üniversitesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Fakültesi, Pediatrik Nöromusküler Hastalıklar Ünitesi'ne fizyoterapi ve rehabilitasyon açısından değerlendirilmek için başvuran 7-16 yaş arasındaki çocuklar ile gerçekleştirilecektir. Ayrıca, çalışmanın birincil amacı göz önüne alınarak 7-16 yaş arasındaki fiziksel özellikleri benzer tipik gelişim gösteren erkek çocuklar da çalışmaya dahil edilerek DMD'li çocuklarla karşılaştırılacaktır. Çalışmaya dahil edilen tipik gelişim gösteren erkek çocuklar sadece nöropsikolojik testler ile değerlendirilecektir. Nöropsikolojik testlerden bilişsel fonksiyonu değerlendiren; Modifiye Mini Mental Durum Değerlendirme testi, kontrollü kelime akıcılığı testi ve bilgisayar tabanlı uygulama olan The Central Nervous System vital signs testi uygulanacaktır. Nöropsikolojik testlerden nörogelişimsel durumu değerlendirmek için; Conners ebeveyn değerlendirme ölçeği, çocuk ve gençler için davranış değerlendirme ölçeği, güçler ve güçlükler anketi uygulanacaktır. DMD tanısı almış bireylerin ayrıca motor fonksiyonlarını değerlendirmek için; Brooke alt ekstremite fonksiyonel sınıflandırma, motor fonksiyon ölçümü, dört kare adım testi, 6 dakika yürüme testi ve süreli performans testleri (10 metre yürüme/koşma, sırt üstü pozisyondan ayağa kalkma (Gower's), 4 basamak merdiven inip-çıkma, sağ ve sol tek ayak üstünde durma) kullanılacaktır. DMD'ye sebep olan distrofin proteini izoformlarının mutasyon bölgesinin nöropsikolojik profil üzerine etkisinin tipik gelişim gösteren erkek çocuklar ile kıyaslanarak araştırılacağı ve bunun motor fonksiyon üzerine etkisinin inceleneceği çalışmamda istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilecektir.

Esra Aldırmaz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Myastenia gravis hastalarında proprioseptif nöromusküler fasilitasyon egzersizlerinin yorgunluk, kas kuvveti ve fonksiyonel parametreler üzerine etkilerinin araştırılması

Çalışmanın amacı; Proprioseptif Nöromusküler Fasilitasyon (PNF) eğitiminin Myastenia Gravis (MG) hastalarında etkilerini ve uygulanabilirliğini araştırmaktı. Randomize kontrollü ve tek kör araştırma tasarımıyla; bireyler PNF grubu (n=10) ve kontrol grubu (n=10) olarak ikiye ayrıldı. PNF grubundaki bireylere 6 hafta boyunca, gün aşırı şekilde haftada 3 gün ve günde 60 dk PNF eğitimi uygulandı. Kontrol grubu ise bu süre boyunca rutin yaşantısına devam etti ve tedavi bekleme listesine alındı. Bireyler çalışma başlangıcında ve sonunda olmak üzere iki kez değerlendirildi. PNF eğitiminin; algılanan yorgunluk (Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ), Chalder Yorgunluk Ölçeği (CYÖ), Yorgunluk Etki Ölçeği (YEÖ)), kassal yorgunluk/yorulabilirlik (yüzeyel elektromiyografi ile medyan frekans analizi, altı dakika yürüme testi ile elde edilen doğrusal eğilim), kas kuvveti (dijital dinamometre), fonksiyonel kapasite (otuz saniye otur kalk testi (OSOKT), on basamak merdiven çıkma testi (OBMÇ) ve altı dakika yürüme testi (ADYT)), günlük yaşam aktiviteleri (MG Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (MG-GYA)), yaşam kalitesi (MG Yaşam Kalitesi Ölçeği (MG-YKÖ)) ve hastalık şiddeti (MG Kompozit Ölçeği (MGKÖ)) üzerine etkileri değerlendirildi. Ayrıca; PNF eğitiminin MG hastalarında uygulanabilirliği ve tolere edilebilirliği (Görsel Analog Ölçeği) incelendi. Uygulanan PNF eğitimi sayesinde; algılanan yorgunluk (YŞÖ, p=0,02; CYÖ, p=0,004; YEÖ, p=0,004), fonksiyonel kapasite (OSOKT, p=0,007; OBMÇ, p=0,029; ADYT, p=0,047), GYA'daki fonksiyonel durum (MG-GYA, p=0,002), yaşam kalitesi (MG-YKÖ, p=0,003) ve hastalık şiddeti (MGKÖ, p=0,002) üzerinde istatistiksel anlamlı bir şekilde olumlu etkiler elde edildiği; ayrıca, PNF eğitiminin bu hastalar için güvenli, uygulanabilir ve tolere edilebilir olduğu gösterildi. Kassal yorgunluk/yorulabilirlik ve kas kuvveti üzerinde ise bazı değişkenlerde istatistiksel anlamlı (p>0,05) ve olumlu etkiler gözlemlenirken bazı değişkenlerde ise anlamlı bir fark gözlenmedi (p<0,05). Sonuç olarak; PNF eğitiminin, MG hastalarının en zorlu semptomları olan algılanan yorgunluk ve kassal yorulabilirlik üzerine etkisi kapsamlı bir şekilde ve objektif ölçümlerle gösterilmiştir. Ayrıca; kas kuvveti ve fonksiyonel parametreler üzerine de olumlu etkileri belirlenmiştir. Bu çalışmanın MG hastalarında egzersizle ilgili oluşturulacak kılavuzlar ve ileri çalışmalar için yol gösterici olacağını düşünmekteyiz.

Rıdvan Muhammed Adın
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Nöromusküler hastalığı olan çocukların egzersize uyum ve motivasyonu ile bakım verenin psikososyal durumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma nöromusküler hastalık (NMH)'a sahip olan çocukların egzersize uyum ve motivasyonu ile bakım verenlerinin psikososyal durumu arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla planlandı. Bu amaçla 8-18 yaş aralığındaki 54 NMH tanısı almış çocuk ve çocukların bakım verenleri dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgileri ve hastalığa ait ayrıntılı bilgileri kaydedildi. Çocukların motivasyon düzeyi Pediatrik Motivasyon Ölçeği (PMÖ), fiziksel aktivite düzeyi Çocuklar İçin Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-C), fiziksel aktivitelerine etki eden faktörler ve fiziksel aktiviteye ilgileri Çocukların Fiziksel Aktivite İlişkileri Anketi (CPAC); bakım verenlerin anksiyete, depresyon, stres düzeyi Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği (DASS-21), bakım yükü Zarit Bakıcı Yük Ölçeği, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili (NHP) ve aile etkilenim düzeyi PedsQL™ Aile Etki Modülü (PedsQL™: FIM) ile değerlendirildi. Değerlendirme sonuçlarının istatistiksel analizinde SPSS (ver. 23) programı kullanıldı. Katılımcı çocukların yaş ortalamaları 10,93±2,64 olarak bulundu. PMÖ ile DASS-21, Zarit Bakıcı Yük Ölçeği, NHP ve PedsQL™: FIM arasında farklı yön ve kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0,05). CPAC ile DASS 21 Zarit Bakıcı Yük Ölçeği, NHP ve PedsQL™: FIM arasında farklı yön ve kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). PAQ-C ile Zarit Bakıcı Yük Ölçeği ve PedsQL™: FIM arasında negatif yönde ve farklı kuvvetlerde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edildi (p<0,05). Çalışma sonuçları, NMH'li çocukların egzersize uyum ve motivasyonunda bakım verenin psikososyal durumunun (anksiyete, depresyon, stres düzeyinin, bakım yükünün, yaşam kalitesinin ve aile etkilenim düzeyinin) önemli bir etken olabileceğini göstermektedir.

Bakım verenlerEgzersizFiziksel aktivite+2
Seher Şenyürek
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İnmeli bireylerde fonksiyonel hedef varlığının kas aktivasyonu ve hareket yörüngeleri üzerine olan etkilerinin incelenmesi

Bu araştırma inmeli bireylerde omuz elevasyonuna eklenen fonksiyonel hedef varlığının kas aktivasyonları ve hareket yörüngeleri üzerine etkisini incelemek amacıyla planlandı. Araştırmaya yaş ortalaması 55,22±6,47 olan 18 inmeli birey ve yaş ortalaması 50,92±11,00 olan 14 sağlıklı birey dâhil edildi. Bireylerin üst ekstremite kas tonusu Modifiye Ashwort Ölçeği, bilişsel durumları Standardize Mini Mental Test, üst ekstremite fonksiyonel durumları ise Fugl Meyer Üst Ekstremite Değerlendirmesi ile değerlendirdi. Değerlendirmelerden sonra hazırlanmış düzenek karşısında bireylerin önce 60° sonra 90° kol elevasyonu yaparak ellerini karşıdaki düzenek seviyesine getirmeleri istendi. Aynı zamanda bireylerin 60° omuz elevasyonu yaparken üst trapez (UT), ön deltoid (AD), biseps braki (BB) ve triseps braki (TB) kaslarından eş zamanlı elektromiyografi ölçümü alındı. Ardından karşılarında bulunan raf sistemine su şişesi yerleştirilerek bireylerden suyu içmek için kollarını kaldırıp şişeye uzanmaları istendi ve ölçüm tekrarlandı. Aynı prosedür 90° omuz elevasyonu için de tekrarlandı. Ölçümler alınırken eş zamanlı olarak kinematik analiz yapılarak, hareket yörüngeleri takip edilip, omuzun açısal hızı analiz edildi. Araştırma sonucunda inmeli bireylerin yaptıkları özellikle 90° omuz elevasyonuna fonksiyon yüklendiği koşulda, fonksiyon olmadığı duruma göre UT, AD ve BB kasların aktivasyon başlangıç sürelerinin daha erkene kaydığı bulundu (p<0,05). İnmeli bireylerin sağlıklı bireylere kıyasla 60° ve 90° omuz elevasyonlarında UT, AD ve BB kas aktivasyon seviyelerinin daha yüksek; 60° omuz elevasyonunda fonksiyon yokken TB, 90° elevasyonda ise fonksiyon yokken UT, BB, fonksiyon varken ise TB kaslarının kasılma sürelerinin ise daha geç olduğu bulundu (p<0,05). Araştırmamızın sonuçları inmeli bireylerde fonksiyon yüklendiği koşulda kasların normale yaklaşacak şekilde daha erken kasılmaya başladıklarını ve bazı kaslarda aynı aktivitede daha az efor harcayarak aktiviteyi tamamladıklarını göstermiştir. Harekete fonksiyon yüklenmesinin kasların daha normal zamanlama ve açısal hız ile harekete katıldığını göstermiş, dolayısıyla fonksiyon temelli egzersiz yaklaşımlarının tercih edilmesinin hastanın kazanımlarının daha fazla olmasını sağlayacağını desteklemiştir.

Özlem Navruz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastalarında yutma performansı ile baş boyun artrokinematik özelliklerinin ilişkisi

Bu çalışma Parkinson hastalığı (PH)'na sahip bireylerde yutma performansı ile baş boyun artrokinematik özelliklerinin ilişkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya PH tanılı 38 birey dahil edildi. Hastaların mental durumlarının değerlendirilmesi Standardize Mini Mental Test ile, PH evresinin belirlenmesi Hoehn ve Yahr Ölçeği ile belirlendi. PH'nin şiddetinin değerlendirilmesinde Hareket Bozuklukları Derneği Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeği (HBD- BPHDÖ) kullanıldı. Artrokinematik değerlendirmeler için; postür analizi, baş-boyun eklem hareket açıklığı değerlendirmesi, baş-boyun kas kuvveti değerlendirilmesi, kraniyo-vertebral açı (KVA) ve kraniyo-servikal açı (KSA) ölçümleri yapıldı. Yutma performansı; videofloroskopik yutma çalışması (VFYÇ) görüntüleri üzerinden yapılan kinematik analiz, Penetrasyon-Aspirasyon Skalası (PAS), Bolus Rezidü Skalası (BRS), Türkçe Yeme Değerlendirme Aracı (T-EAT-10), Yutma Yeteneği ve Fonksiyonunun Değerlendirilmesi (SAFE), Salya Kontrol Problemi Şiddet ve Sıklık Skalası, Fonksiyonel Oral Alım Skalası (FOAS) ile değerlendirildi. Yutma yaşam kalitesinin değerlendirilmesi Yutma Yaşam Kalitesi Anketi (T-SWAL-QOL) ile yapıldı. Yorgunluğun değerlendirilmesi Vizüel Analog Skala (VAS) ile yapıldı. Hastalar PAS skorlarına göre yutma bozukluğu olanlar (Grup 1) (PAS ≥ 2) ve yutma bozukluğu olmayanlar (Grup 2) (PAS < 2) olarak iki gruba ayrıldı. Çalışma sonucunda gruplar arasında hyolaringeal yer değiştirmede, KVA ve KSA'da fark olmadığı bulundu (p>0,05). KVA ile KSA ile hyolaringeal yer değiştirme miktarları arasında ilişki olmadığı görüldü (p>0,05). Baş boyun artrokinematik özelliklerinden KVA, KSA ile yutma performansı arasında ilişki olmadığı görüldü (p>0,05). Gruplar arasında vücut dengesinde, kifoz varlığında, fleksiyon, sol lateral fleksiyon yönlerinde EHA'da, fleksiyon, sağ ve sol lateral fleksiyon kas kuvvetlerinde anlamlı fark olduğu bulundu (p<0,05). Sonuç olarak çalışmamızda yutma bozukluğunun Parkinson hastalarında erken evrelerde görülebileceği ancak artrokinematik değişiklikler erken dönemde belirgin olmadığı için yutma performansına etki etmediği ortaya konulmuştur. Yutma bozukluğu olan PH grubunda sol lateral fleksiyonda kısıtlılık ve fleksiyonda kas kuvvetinde azalmanın yutmaya etki ettiği düşünülmektedir.

Samiye Alkoy
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ambulatuar multipl skleroz hastalarında santral vestibüler disfonksiyonun fiziksel fonksiyonellik ve kognitif fonksiyon üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma tam ambulatuar Multipl Skleroz (MS) hastalarında santral vestibüler disfonksiyonun fiziksel fonksiyonellik ve kognitif fonksiyon üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmaya 18-55 yaş aralığında, Genişletilmiş Özür Durum Ölçeği (EDSS) skoru 0-4 olan, son 3 ay içerisinde atak geçirmemiş olan, periferik vestibüler etkilenimi olmayan 52 birey dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen bireyler Videonistagmografi test bataryası kullanılarak santral vestibüler etkilenimi olanlar (Grup-1, n:25) ve vestibüler etkilenimi olmayanlar (Grup-2, n:27) olarak iki gruba ayrıldı. Vestibüler sistemin subjektif değerlendirilmesi için Vertigo Semptom Skalası (VSS) ve Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BEE) kullanıldı. Ardından tüm bireylerin fiziksel fonksiyonellik ve kognitif fonksiyon değerlendirmeleri yapıldı. Fiziksel fonksiyonellik değerlendirilmesi için Glittre Günlük Yaşam Aktiviteleri (GYA) Testi, Godin Boş Zaman Fiziksel Aktivite Ölçeği (GFAÖ) ve Multipl Skleroz Yaşam Kalitesi Ölçeği (MSYK-54)'nin fiziksel skoru kullanıldı. Kognitif fonksiyonların değerlendirilmesinde MS için Kısa Uluslararası Bilişsel Değerlendirme Bataryası (BICAMS), İz Sürme Testi (İST), Kelime Listesi Oluşturma Testi (KLOT) ve MSYK-54'nin bilişsel skoru kullanıldı. Fiziksel fonksiyonellik karşılaştırmalarına bakıldığında Grup-1'in Glittre GYA testini tamamlama süresi Grup-2'ye kıyasla yüksek bulundu (p=0.01). GFAÖ karşılaştırmasında gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). MSYK-54 fiziksel kısmı için gruplar arasında belirgin fark vardı (p<0.05). Kognitif fonksiyonların karşılaştırılmasına bakıldığında BICAMS test bataryasının Sembol Sayı Modalitesi Testi (SDMT) için Grup-1'in ortalaması Grup-2'den düşük bulundu (p<0.05). BICAMS bataryasındaki diğer testler açısından gruplar benzerdir (p>0.05). Grupların İST tamamlama süresi karşılaştırmasına bakıldığında İST(B-A) açısından gruplar arasında anlamlı fark bulundu (p=0.017). Grupların İST-(A+B) skorları benzer bulundu (p>0.05). Grupların KLOT testi ve KLOT perseverasyon skorları benzer bulundu (p>0.05). MSYK-54'ün bilişsel kısmı için Grup-1'in ortalaması Grup-2'ye göre düşük bulundu (p=0.012). Çalışmamız sonucunda santral vestibüler etkilenimin MS'li bireylerde hem fiziksel fonksiyonelliği hem de kognitif fonksiyonun bilgi işleme hızı, işler bellek, dikkat ve yürütücü işlevler alt alanlarını etkilediği gösterildi. Vestibüler disfonksiyonun tam ambulatuar hastalarda bile fonksiyonelliğe olumsuz etkileri olabileceğinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Özge Özdemir
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl skleroz hastalarında yürüme mesafesi için prediktif modelin oluşturulması

Çalışmamız Multipl Skleroz (MS) hastalarında yürüme mesafesinin tahmininde kullanılacak prediktif matematiksel bir model oluşturmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmamıza 18 yaş üzerinde (38,31±11,61 yıl), Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği skoru (Expanded Disability Status Scale-EDSS) 1-5,5 arasında olan 50 kadın 22 erkek toplam 72 MS'li birey katılmıştır. Çalışmaya dahil edilen hastalara ilk önce yorulmaksızın hiç dinlenmeden ne kadar mesafe yürüyebildikleri sorulmuş ve subjektif yürüme mesafeleri kaydedilmiştir. Daha sonra hastalar yorulana kadar yürütülmüş ve maksimum yürüme mesafeleri belirlenmiştir. Yürüyüş mesafesinin kaydından sonra bir hafta içerisinde yürüyüş için 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT) ve 25 Adım Yürüme Testi (25AYT), alt ekstremite ve gövde kaslarına yönelik kas kuvvet ve kas endurans testleri, denge değerlendirmesi için Toplum Denge Mobilite Ölçeği (TD&MÖ) ve Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, genel yorgunluk düzeyi için Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ), 6DYT öncesi ve sonrası yorgunluk için Modifiye Borg Skalası kullanılmıştır. Ayrıca 6DYT ve 25AYT kullanılarak yürüme ve ambulasyon indeksleri belirlenmiştir. Çalışmamızda maksimum yürüme mesafesi, gövde kasları ve alt ekstremite kaslarının kuvvet ve enduransları, TD&MÖ ve YŞÖ arasındaki ilişkiyi incelemek için Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Analiz sonucunda maksimum yürüme mesafesi ile diz ekstansiyon enduransı (r=0,743; p=0,001), TD&MÖ (r=0,730; p=0,001), ayak dorsi fleksiyon enduransı (r=0,716; p=0,001), diz fleksiyon enduransı (r=0,790; p=0,001) arasında güçlü düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aynı zamanda maksimum yürüme mesafesi ile YŞÖ arasında orta düzeyde negatif (r=-0,644; p<0,001) ve anlamlı bir sonuç bulunmuştur. Elde ettiğimiz veriler ile yaptığımız çoklu regresyon analizi sonucunda yürüyüş mesafesini %74,1 oranında tahmin eden bir model oluşturulmuştur. Bu modelde TD&MÖ, YŞÖ, diz ekstansiyon enduransı ve ayak plantar fleksör kas kuvveti yer almıştır. Elde ettiğimiz matematiksel model ile hastaların gerçek yürüme mesafelerinin birkaç klinik testle tahmin edilebildiği gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Multipl Skleroz, Yürüyüş, Endurans, Denge, Kas Kuvveti, Yorgunluk

İsmail Kara
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Parkinson hastalığına sahip bireylerde servikal stabilizasyon egzersizlerinin ve servikal bölgeye vibrasyon uygulamasının motor semptomlar ve duyu profili üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Bu çalışma Parkinson hastalarında servikal stabilizasyon egzersizlerinin ve servikal bölgeye lokal vibrasyon (LV) uygulamasının motor semptomlar ve duyu profili üzerindeki etkilerini ve Parkinson hastalarının duyu profili ile motor semptomlar arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya dahil edilen 30 hasta randomize olarak Vibrasyon Grubu (VG), Stabilizasyon Grubu (SG) ve Kontrol Grubu (KG) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. KG'ye 6 hafta, haftada 1 kez fizyoterapist gözetiminde, diğer günler ev programı olacak şekilde geleneksel fizyoterapi programı uygulandı. VG'ye geleneksel fizyoterapi programına ek olarak 6 hafta, haftada 3 gün LV uygulaması yapıldı. Haftada 1 gün geldiklerinde geleneksel fizyoterapi programı ve LV uygulanırken; diğer 2 gün yalnızca LV uygulandı. SG'ye geleneksel fizyoterapi programına ek olarak 6 hafta, haftada 1 kez fizyoterapist gözetiminde diğer günler ev programı olacak şekilde servikal stabilizasyon egzersizleri (SSE) verildi. Tedavi programları her grup için ortalama 60 dk sürdü. Tüm değerlendirmeler, hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 1 aylık takip sonrasında olmak üzere toplam 3 defa yapıldı. Çalışmada hastalık şiddeti [Hareket Bozuklukları Derneği-Birleşik Parkinson Hastalığı Derecelendirme Ölçeği (HBD-BPHDÖ)], duyu profili (eklem pozisyon hissi hatası, vibrasyon ve steregnozis duyusu), boyun eklem hareket açıklığı (EHA) (CROM3 cihazı), kas kuvvet ve enduransı (kranioservikal fleksiyon testi, solunum kas kuvveti), denge ve postüral kontrol (TecnoBody cihazı ve Fonksiyonel uzanma testi), postür (NewYork Postür Analizi, inklinometre, skolyometre) ve motor donma (yürürken donma ölçeği), fonksiyonel değerlendirmeler [Zamanlı Kalk-Yürü Testi (ZKYT), 2 Dakika Yürüme Testi (2DYT)] yapıldı. Çalışma 28 birey ile tamamlandı. Grupların sosyodemografik özellikleri ve hastalık ile ilgili bilgileri başlangıçta benzerdi (p>0,05). Tedavi sonrasında her üç grupta da hastalık semptomları, eklem pozisyon hissi, aktivasyon skoru, postüral kontrol ve denge, servikal ve torakal postür, donma, yürüme, yaşam kalitesi parametrelerinde anlamlı gelişmeler görüldü (p<0,05). Statik ve dinamik denge testi ve endurans parametreleri açısından grup içi anlamlı iyileşmenin en fazla SG'de meydana geldiği belirlendi. Geleneksel fizyoterapi programına ek olarak uygulanan LV uygulamasının, EHA, vibrasyon duyusu, performans indexi, ekspiratuar basınç parametreleri üzerinde daha etkili olduğu görüldü (p<0,05). Bireylerin hastalık semptomları, duyu profili servikal kas kuvveti, fonksiyonel uzanma testi, postür, donma, yürüme, yaşam kalitesi parametreleri incelendiğinde de gruplar arası fark çıkmadığı, uygulanan tedavi programlarının bu parametreler üzerinde benzer etki oluşturduğu belirlendi (p>0,05). Ayrıca duyu profili ile motor semptomlar arasındaki ilişki incelendiğinde de ekstansiyon yönündeki propriyosepsiyon duyusu ile aktivasyon skoru, performans indexi, 2DYT ve dual tasklı 2DYT arasında; sol üst ekstremite vibrasyon duyusu ile aktivasyon skoru arasında; Sağ üst ekstremite vibrasyon duyusu ile aktivasyon skoru, performans indexi, 2DYT ve dual tasklı 2DYT arasında pozitif yönde korelasyon; HBD-BPHDÖ III, ZKYT'nin süre ve kadans parametresi, dual tasklı ZKYT'nin süre ve kadans parametresi arasında negatif yönde korelasyon olduğu bulundu (p<0,05). Bu çalışma sonuçları bize klinikte PH'li bireylerde her üç tedavi programının da uygulanabilir, güvenilir yöntemler olduğunu gösterdi. Ayrıca motor fonksiyonları geliştirmek için SSE ön plana çıkarken; duyusal gelişim için geleneksel fizyoterapi programına ek olarak verilen LV uygulamasının daha etkin olduğu düşünüldü. Bu iki tedavi yönteminin farklı etkilerini ortaya koyarak literatüre katkı sağlandı.

Emine Nur Demircan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik bel ağrılı hastalarda tüm omurga segmentlerinin kinematiklerinin günlük yaşam aktiviteleri sırasında üç düzlemde değerlendirilmesi ve asemptomatik kontrollerle karşılaştırılması

Bu çalışma kronik bel ağrılı bireylerde oturmadan ayağa kalma, kutu kaldırma, basamak çıkma ve yürüme fonksiyonel aktiviteleri sırasında üç düzlemde tüm omurga segmentlerinin eklem hareket açıklıklarını asemptomatik bireyler ile karşılaştırmak ve lumbal bölge hareketlerinin servikal ve torakal bölge hareketlerinden etkilenip etkilenmeyeceğini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 23 bel ağrılı (34,43±7,01 yıl) ve 23 asemptomatik birey (32,83±9,3 yıl) dahil edildi. Bireylerin demografik verileri kaydedildi. Fonksiyonel aktivitelerinin kinematik analizi için MVN Awinda (XSens Technologies B.V. Enschede, Hollanda) IMU sensörleri kullanıldı. Atlanto-oksipital, C7-T1, T8-T9, T12-L1, L3-L4 ve L5-S1 segmentlerindeki açısal veriler üç boyutlu olarak kaydedildi. Ölçümler, her katılımcı için üç kez tekrar edildi. Çalışmanın sonucunda; sadece basamak çıkma aktivitesinde bel ağrılı bireylerin asemptomatik bireylere göre sagital düzlemde servikal bölge hareket açıklığının azaldığı (p<0,05) görülürken, diğer aktiviteler sırasında omurganın tüm segmentlerindeki hareket açıklığının benzer olduğu görüldü (p>0,05). Minumum ve maksimum hareket açıları incelendiğinde; bel ağrılı bireylerin oturmadan ayağa kalkma, kutu kaldırma ve yürüme aktiviteleri sırasında asemptomatik bireylerden farklı hareket paternleri gösterdikleri görüldü (p<0,05). Ayrıca, bel ağrılı bireylerin lumbal bölge hareketlerinin asemptomatik bireylerde gözlemlenenlerden farklı olarak özellikle servikal bölge hareketleri ile ilişkili olduğu gözlendi (p<0,05). Sonuç olarak; günlük yaşam aktiviteleri sırasında bel ağrılı bireylerin koruyucu (kompansatuar) hareket modelleri geliştirdiklerini söyleyebiliriz. Bu durum bel ağrısının lokal bir problem değil hareket zincirinde bozulma ve adaptasyonlara yol açan daha geniş bir durum olduğunun işareti olabilir. Çalışmamızın sonuçları, bel ağrılı bireylerde hareket açıklığı ölçümünün ötesine geçerek fonksiyonel hareket modellerine odaklanılması gerektiğini vurgulamaktadır.

Bel ağrısıGünlük yaşam aktiviteleriHareket+1
Sümeyye Zehra Güler
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Multiple sklerozlu bireylerde interosepsiyon ile fiziksel aktivite ve duygu durum arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma MS'li bireylerde interosepsiyon ile fiziksel aktivite ve duygu durum arasındaki ilişkiyi incelemek amacı ile yapıldı. Çalışmaya 20-60 yaş aralığında, Genişletilmiş Özür Durum Ölçeği (EDSS) skoru  5,5 olan, son 3 ay içerisinde atak geçirmemiş olan, nörolog tarafından MS tanısı almış 44 birey dahil edildi. Tüm bireylerin fiziksel ve bilişsel değerlendirmeleri yapıldı. Tüm bireylerden öncelikle demografik bilgiler alındı. Fiziksel aktivite subjektif olarak Godin Serbest Zaman Egzersiz Anketi ile, objektif olarak ise SenseWear aktivite monitörü ile 7 gün boyunca ölçüm alınarak değerlendirildi. Algılanan yorgunluk; Düzenlenmiş Yorgunluk Etki Ölçeği ve Yorgunluk Şiddet Ölçeği ile değerlendirilirken, ölçülen yorgunluk 6 Dakika Yürüme Testi ile, interosepsiyon; İnteroseptif Duyu Ölçeği ile, anksiyete; Hamilton Anksiyete Ölçeği, depresyon; Hamilton Depresyon Ölçeği, aleksitimi ise; Toronto Aleksitimi Ölçeği kullanılarak bireyler değerlendirildi. Katılımcıların yaş ortalaması 45,27±8,53, VKİ ortalaması 24,49±4,77, hastalık durasyon ortalaması ise 13,8±6,28 yıldı. İnterosepsiyon ile demografik bilgiler arası ilişkiler incelendiğinde sadece hastalık durasyonu ile pozitif yönlü düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (r=0,298 ve p<0,005). İnterosepsiyon ile objektif ve subjektif ölçülen fiziksel aktivite arasındaki ilişkiler incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,005). İnterosepsiyon ile ölçülen ve algılanan yorgunluk arasındaki ilişkiler incelendiğinde Düzenlenmiş Yorgunluk Etki Ölçeği ile pozitif yönlü iyi (r=0,679 ve p<0,005) düzeyde ve Yorgunluk Şiddet Ölçeği ile pozitif yönlü orta (r=0,412 ve p<0,005) düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu. İnterosepsiyon ile ölçülen yorgunluk, anksiyete, depresyon ve aleksitimi arasındaki ilişkiler incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,005). Çalışmamız sonucunda interosepsiyonun algılanan yorgunluğu etkilediği gösterilmiştir. Yorgunluğa dair elde edilen veriler, interosepsiyonun dolaylı olarak fiziksel aktiviteyi etkileyebileceği ve bu nedenle klinikte hem değerlendirme hem de tedavide interosepsiyonun göz önüne alınması gerektiğini düşündürmektedir.

Firuze Aygün
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Temporomandibular rahatsızlıklarda çiğneme fonksiyonu ile kinezyofobi, çene, baş-boyun propriyosepsiyonu arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı; Temporomandibular Rahatsızlıklar (TMR)'da çiğneme fonksiyonu ile kinezyofobi, çene, baş-boyun propriyosepsiyonu arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmaya diş hekimliği tarafından TMR tanısı konmuş yaş ortalaması 29,23 ± 10,03 yıl olan 34 birey dahil edildi. Katılımcılara ait tanımlayıcı bilgiler sorgulandıktan sonra ağrı ve engellilik durumu Vizüel Analog Skala (VAS), Derecelendirilmiş Kronik Ağrı Skalası (GCPS) ve Kraniyofasiyal Ağrı ve Engellilik Anketi (CF-PDI) ile değerlendirildi. Çiğneme fonksiyonunun değerlendirilmesinde Mandibular Fonksiyon Bozukluğu Anketi (MFIQ-T-N), Katıların Çiğnenmesi ve Yutulması Testi (TOMASS) ve farklı besinleri çiğnerken (bisküvi, marshmellow, sert şeker) yüzeyel Elektromiyografi (yEMG) değerlendirmesi olmak üzere üç farklı yöntem kullanıldı. yEMG değerlendirmesi esnasında masseter ve temporalis anterior kaslarının aktivasyonlarının yanı sıra doğal çiğneme süresi de kaydedildi. Ayrıca TMR'li bireylerin TMR şikâyet tarafı etkilenmiş taraf olarak tanımlandı. Kinezyofobi Temporomandibular Bozukluklarda Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TMD/TSK-T) ve baş postürü, çene, baş-boyun propriyosepsiyonu ise sırasıyla Kraniyoservikal Açı Ölçümü, farklı çapta metal aparatların kullanıldığı AMEDA protokolü ve Servikosefalik Kinestezi Testi (SKT) ile değerlendirildi. Çene propriyosepsiyon değerlendirmesinin sonuçları daha kalın ve daha ince algılama yüzdesi, doğruluk yüzdesi ve sapma miktarı olarak kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin MFIQ-T-N değerlendirmesinin tüm parametreleri ile kinezyofobi arasında orta düzeyde pozitif ilişki bulundu (p<0,05). MFIQ-T-N değerlendirmesinin çiğneme ile ilgili aktiviteler puanı ile çene propriyosepsiyonu daha kalın algılama yüzdesi arasında orta düzeyde negatif ilişki ve aynı puan ile çene propriyosepsiyonu daha ince algılama yüzdesi arasında orta düzeyde pozitif ilişki bulundu (sırasıyla; r=-0,41, p=0,015; r=0,35, p=0,041). TOMASS yutma sayısı ile çene propriyosepsiyonu doğruluk yüzdesi arasında düşük düzeyde negatif ilişki bulundu (r=-0,34, p=0,046). Sert şeker çiğnerken yEMG ile kaydedilen etkilenmemiş taraf masseter kas aktivasyon yüzdesi ile çene propriyosepsiyonu daha kalın algılama yüzdesi arasında düşük düzeyde negatif ilişki bulundu (r=-0,34, p=0,045). Marshmellow çiğnerken yEMG ile kaydedilen doğal çiğneme süresi ile çene propriyosepsiyon doğruluk yüzdesi arasında düşük düzeyde negatif ilişki ve aynı süre ile metal aparatı daha ince algılama yüzdesi arasında düşük düzeyde pozitif ilişki bulundu (sırasıyla; r=-0,38, p=0,025; r=0,38, p=0,024). Sert şeker çiğnerken yEMG ile kaydedilen doğal çiğneme süresi ile çene propriyosepsiyonu sapma miktarı ve metal aparatın daha ince algılanma yüzdesi arasında orta düzeyde pozitif ilişki ve aynı süre ile çene propriyosepsiyonu doğruluk yüzdesi arasında orta düzeyde negatif ilişki bulundu (sırasıyla; r=0,44, p=0,009; r=0,55, p=0,001; r=-0,56, p=0,001). Çalışmaya dahil edilen bireylerin MFIQ-T-N toplam puanı ve fonksiyonel bozukluk derecesi ile sol lateral fleksiyon sapma miktarı arasında düşük düzeyde pozitif ilişki bulundu (sırasıyla; r=0,36, p=0,036; r=0,35, p=0,039). TOMASS ısırık sayısı ile fleksiyon sapma miktarı arasında düşük düzeyde negatif ilişki bulundu (r=-0,36, p=0,034). Bisküvi çiğnerken yEMG ile kaydedilen etkilenmiş taraf temporalis anterior kas aktivasyon yüzdesi ile baş-boyun sol rotasyon sapma miktarı arasında düşük düzeyde negatif ilişki bulundu (r=-0,34, p=0,046). Bisküvi çiğnerken yEMG ile kaydedilen doğal çiğneme süresi ile baş-boyun fleksiyonu sapma miktarı arasında orta düzeyde ve marshmellow çiğnerken kaydedilen doğal çiğneme süresi ile arasında ise düşük düzeyde negatif ilişki bulundu (sırasıyla; r=-0,42, p=0,012; r=-0,35, p=0,038). Sonuç olarak; TMR'li bireylerde kinezyofobi seviyesi ve çene, baş-boyun propriyosepsiyonundaki yetersizlikler arttıkça çiğneme fonksiyon bozukluklarının ve çiğneme fonksiyonunda yaşanan zorlanmanın arttığı belirlendi. TMR'li bireylerde çiğneme fonksiyonunun iyileştirilmesinde kinezyofobi, çene, baş-boyun propriyosepsiyonu değerlendirilmeli ve gerekli tedavi yaklaşımları bireysel rehabilitasyon programlarına dahil edilmelidir.

Hatice Kübra Gün
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl skleroz hastalarında yorgunluğun motor imgeleme yeteneği üzerine etkisi

Bu çalışma Multipl skleroz (MS) hastalığı bulunan bireylerde yorgunluğun motor imgeleme yeteneği üzerine etkisini incelemek ve motor imgelemenin öğrenme etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS) skoru 0- 4,5 olan, 18-54 yaş arasında olan, 81 MS hastası dahil edildi. Hastalar Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ)'ne göre 4 puan ve üzerinde alanlar yorgun olan (Grup1) ve 4 altında alanlar yorgun olmayan (Grup 2) olarak 2'ye ayrıldı. Motor imgeleme yeteneğinin canlılık bileşenini değerlendirmek için Kinestetik ve Görsel İmgeleme Anketi; zamansal uyum bileşenini değerlendirmek için mental kronometre testleri kullanıldı. Mental kronometre testi olarak üst ekstremite becerisi içeren Kutu Blok Test, alt ekstremite becerisi içeren Zamanlı Kalk Yürü Testi kullanıldı. Grup 1' de öğrenme etkisini incelemek için mental kronometre testleri 30 dakika arayla 3 kez olacak şekilde uygulandı. Mental imgelemenin canlılık bileşeni açısından gruplar karşılaştırıldığında, Kinestetik Görsel İmgeleme Anketinin kinestetik imgeleme skoru Grup 1' de daha düşük bulundu (p=0,011). Zamansal uyum bileşeni için sonuçlar incelendiğinde, Kutu Blok mental kronometre testinde daha fazla etkilenen tarafta ve daha az etkilenen tarafta; Zamanlı Kalk Yürü mental kronometre testinde Grup 1'in daha düşük performans gösterdiği bulundu (sırasıyla; p= 0,007, p= 0,023, p=0,006). Grup 1'de mental kronometre testleri açısından öğrenme etkisine bakıldığında, Kutu Blok mental kronometre testinde sağ tarafta II. ve III. ölçümler arasında fark olmadığı (p=0,451), sol tarafta II. ve III. ölçümler arasında fark olmadığı (p=0,712) ve ikinci testten sonra hastaların testi öğrendiği görüldü. Zamanlı Kalk Yürü mental kronometre değerlendirmesinde ise ölçümler arası anlamlı farklılık bulunamadı (p=0,549). Çalışmamızın sonucunda iki grup arasında motor imgelemenin kinestetik ve zamansal uyum bileşeni açısından fark bulunmasını, kinestetik ve zamansal uyum bileşenin nöral yükünün daha fazla olmasına bağlamaktayız. Öğrenme etkisi sonuçlarına göre, Kutu Blok mental kronometre testinde hem sağ el hem de sol elde ölçümler arası motor imgeleme performansında iyileşme olduğu bu nedenle öğrenme etkisi olduğu görüldü. Zamanlı Kalk Yürü mental kronometre testinde ise her üç ölçümün performansları benzer olduğu için öğrenme etkisi görülmedi.

Multipl sklerozYorgunluk
Gizem Şekercan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bel ağrılı hastalarda solunum tipinin derin spinal stabilizatör kas kalınlıkları üzerine etkisinin incelenmesi

Diyafragma, Transversus Abdominis (TrA) ve pelvik tabanı oluşturan kaslar hem lumbal stabilizasyonda hem de solunum fonksiyonunda görev alan kaslardır. Bu kasların tonik aktivitesi ile stabilite korunurken transversus abdominis ve diyafragma solunumda koordine bir şekilde hareket eder. Bel ağrısıile bu stabilite kaslarının zayıf nöromüsküler kontrolü potansiyel olarak solunumu olumsuz yönde etkileyebilir. Bu çalışmanın amacı bel ağrılı bireylerde solunum paterninin derin stabilizatör kas kalınlıkları üzerine etkisini incelemekti. Çalışmaya 51 bel ağrılı ve 51 sağlıklı birey dahil edildi. Katılımcıların solunum paterni Solunum Hareketinin Manuel Değerlendirilmesi yöntemi ile, TrA ve lumbal multifidus (MF) kas kalınlıkları ultrason ile değerlendirildi. Bel ağrılı bireylerin ağrı seviyeleri Vizüel Analog Skala (VAS) ile, özür seviyeleri Oswestry Özür İndeksi (OÖİ) ile değerlendirildi. Bel ağrılı grubun %62,7'si torasik solunum %37,3'ü diyafragmatik solunum yaparken, sağlıklı grubun %66,7'si diyafragmatik solunum, %33,3'ü torasik solunum yapmaktaydı. Gruplar arasında solunum paterni yönünden anlamlı fark vardı (p=0.003). Bel ağrılı grubun daha çok torasik solunum, sağlıklı grubun ise daha çok diyafragmatik solunum yaptığı görüldü. Torasik solunum yapan bel ağrılı bireylerin TrA ve lumbal MF kas kalınlık değişimleri daha düşüktü (p=0.003, p=0.002 p=0.006 p=0.013) Diyafragmatik solunum yapan bel ağrılı bireylerin ise sağ TrA kalınlık değişimi (%) daha düşüktü (p=0.023).Bel ağrılı gruptaki bireylerin solunum paternleri ile VAS değerleri (cm) arasında anlamlı bir fark bulundu (p=0.015). Torasik solunum yapan bireylerin VAS değerleri daha yüksekti. Bel ağrılı grupta torasik solunum ve diyafragmatik solunum yapanlar arasında OÖİ skorları ve ağrı süreleri açısından anlamlı bir fark bulunamadı (p=0.391, p=0.328). Çalışmanın sonucunda solunum paterninin derin stabilizatör kasların kas kalınlıklarını etkilediği görüldü. Bel ağrılı grupta torasik solunum yapanların diyafragmatik solunum yapanlara göre TrA ve lumbal MF kaslarının kas kalınlıkları azalmaktadır.

AğrıBel ağrısıDiyafram+4
Osman Şenol Yıldız
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İnmeli hastalarda Bobath eğitimine ek olarak uygulanan gövde propriosepsiyon eğitiminin denge, yürüyüş ve gövde pozisyon hissi üzerine olan etkilerinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı inmeli hastalarda gövde odaklı Bobath egzersizlerine ek olarak uygulanan propriosepsiyon eğitiminin, gövde fonksiyonları, gövde pozisyon hissi, denge, yürüme fonksiyonu, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya 27 inmeli birey dâhil edildi. Bireyler randomize olarak iki gruba ayrıldı. Birinci gruptaki bireylere rutin fizyoterapiye ek olarak gövde odaklı Bobath egzersizleri ile birlikte propriosepsiyon eğitimi uygulandı (Grup 1), ikinci gruptaki bireylere ise rutin fizyoterapiye ek olarak gövde odaklı Bobath egzersizleri uygulandı (Grup 2). Propsioseptif eğitim olarak gövdenin posterio-lateral bölgesine TENS ve foam stick uygulamaları yapıldı ve gövde repozisyon egzersizleri kullanıldı. Rutin tedaviye ek olarak uygulanan egzersizler her iki grupta da 8 hafta, haftada 3 gün ve günde 40 dakika süre ile uygulandı. Bireyler tedavi öncesi ve tedavi sonrası olmak üzere iki defa değerlendirildi. Gövde fonksiyonları, Gövde Bozukluk Ölçeği; gövde pozisyon hissi, gövde repozisyon hatası (GRH); denge ve yürüme performansı, Berg Denge Ölçeği, Fonksiyonel Uzanma Testi ve 2 dakika yürüme testi; motor fonksiyonlar ve mobilite, İnme Rehabilitasyonu Hareket Değerlendirme Ölçeği ve Fugl Meyer Değerlendirme Ölçeği; günlük yaşam aktiviteleri, Barthel İndeksi ve yaşam kalitesi İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Çalışmaya katılan hastalardan 1. Grupta yer alan 11 hastanın yaş ortalaması 63.1±13.6 iken 2. Gruptaki 12 hastanın yaş ortalaması 62.3±10.2 yıl idi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası yapılan grup içi analizler sonucunda gövde fonksiyonları, gövde pozisyon hissi, denge ve yürüme performansı, motor fonksiyonlar ve mobilite, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesinde her iki grupta da istatiksel olarak anlamlı gelişmeler olduğu bulundu (p<0,05). Tedavi sonrasında GRH parametresi dışındaki tüm değerlendirilen parametrelerde gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı bulundu (p>0,05). Grup 1'deki katılımcıların tedavi öncesi ve tedavi sonrası GRH değerlerinin farklarının ortalaması Grup 2'ye göre anlamlı derecede daha düşük bulundu (p<0.05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre Bobath egzersizleri gövde fonksiyonlarının yanı sıra gövde pozisyon hissinin geliştirilmesinde de etkilidir. Bunun yanında Bobath egzersizlerine ek olarak uygulanan propriosepsiyon eğitimi gövde pozisyon hissinin daha fazla gelişmesini sağlamıştır. Gövdeye ve/veya farklı vücut bölümlerine uygulanacak, farklı içerikli duyu eğitimlerinin etkinliği araştırmak için yeni çalışmalar planlanması gerektiğini düşünmekteyiz.

DengeHasta eğitimiNöroterapi+6
Osman Karaca
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastalığı olan bireylerde skapular disfonksiyonun algısal postüral düzenlemeler ve yürüme üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma Parkinson hastalığı olan bireylerde skapular disfonksiyonun varlığının algısal postüral düzenlemeler ve yürüme üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya yaş ortalaması 60,80±6,55 olan 10 sağlıklı birey, yaş ortalaması 62,36±8,49 olan 11 skapular disfonksiyonu ve Parkinson hastalığı olan birey ve yaş ortalaması 61,11±7,32 olan 9 skapular disfonksiyonu olmayıp Parkinson hastalığı olan birey katılmıştır. Katılımcıların demografik bilgileri ve hastalık durumları kaydedildikten sonra skapular disfonksiyon değerlendirmeleri, denge değerlendirmeleri (Zamanlı Kalk ve Yürü Testi, Tandem Duruş Testi, Fonksiyonel Uzanma Testi, Dinamik Yürüme İndeksi ile) ve yürüme hızları (10 Metre Yürüme Testi ile) değerlendirilmiştir. Ardından sağ ve sol adım alma sırasında algısal postüral düzenleme (APD) süresi (inersiyal ölçme ünitesi ile), adım alma ve yürüme sırasında skapula çevresindeki kasların aktivasyonları (yüzeyel elektromiyografi ile) değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda çalışmaya katılan Parkinson hastalarının %55'inde skapular disfonksiyon görüldü. Skapular disfonksiyonun, sağ ve sol APD süreleri ile negatif yönlü, yürüme hızı ile pozitif yönlü orta düzeyde ilişkiye sahip olduğu bulundu (sırasıyla r= -0,470, r= -0,588, r= 0,497, p<0,05). Üç grup karşılaştırmasında yürüme dengesi, sağ ve sol APD süreleri bakımından anlamlı fark olduğu bulundu (p<0,05). Sağlıklı grup ile skapular disfonksiyonu ve Parkinson hastalığı olan bireyler grubu karşılaştırıldığında yürüme dengesi, sağ ve sol APD sürelerinin anlamlı olarak farklı olduğu bulundu (p<0,017). Sonuç olarak çalışmamızda skapular disfonksiyonun Parkinson hastalığı olan bireylerde erken evrelerden başlayarak görülebileceği ve kas aktivasyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği düşünülmüştür. Parkinson hastalarında yürüme dengesi, yürüme hızı ve APD süreleri üzerinde de erken dönemlerden itibaren skapular disfonksiyonun bozucu etkileri olabileceği ortaya konulmuştur.

DuruşParkinson hastalığıPostural denge+4
Gamze Polat
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl skleroz hastalarında kognitif yorgunluğun denge üzerine akut etkisinin incelenmesi

Multipl Skleroz (MS) hastalarında kognitif yorgunluğun denge üzerine akut etkisini incelemek amacıyla yapılan bu çalışmaya; Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS) skoru 0-4 olan, kognitif bozukluğu olmayan, 20-50 yaş arasında 50 MS hastası dahil edildi. Hastalar randomize olarak kontrol ve çalışma grubu olacak şekilde ikiye ayrıldı. Çalışma grubuna 30-45 dakika boyunca kognitif yorgunluğa neden olacak kognitif aktiviteler yaptırılırken, kontrol grubu 30 dakika boyunca dinlendirildi. Her iki gruba da klinik denge değerlendirmeleri, statik postürografi değerlendirmeleri ve kognitif yorgunluk değerlendirmesi uygulamalardan hemen önce ve hemen sonra olmak üzere iki kere uygulandı. Kognitif yorgunluk, Görsel Analog Skala (VAS) ile değerlendirildi. Klinik denge değerlendirmeleri için Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ve Tek Bacak Üstünde Durma Testi (TBÜDT) kullanıldı. Statik postürografi değerlendirmeleri için ise Modifiye Duyusal İntegrasyon ve Dengenin Klinik Değerlendirilmesi m(CTSIB), Stabilite Sınırları Testi (LOS), Tandem Yürüme (TW), Düz Yürüme (WA), Ritmik Ağırlık Aktarma (RWS) ve Tek Taraflı Duruş (US) kullanıldı. Çalışma grubuna Sözel Akıcılık Testi, MS için Kısa Uluslararası Bilişsel Değerlendirme(BICAMS) ve Paced İşitsel Seri Toplama Testi (PASAT)'ni içeren kognitif aktiviteler uygulandı. Çalışmanın sonunda iki grup karşılaştırıldığında çalışma grubu VAS'a göre kognitif yorgun bulundu (p<0,001). Statik postürografik denge testlerinden m(CTSIB)'de çalışma grubunun ölçümleri sonucunda sert zemin gözler açık, yumuşak zemin gözler açık ve kompozit skorda postüral salınımın arttığı bulundu (p<0,001, p<0,005, p<0,001). İki grup karşılaştırıldığında ise sert zemin gözler açık, sert zemin gözler kapalı, yumuşak zemin gözler açık ve kompozit skorda farklılık bulundu (p<0,001, p<0,007, p<0,005, p<0,001). LOS'da çalışma grubunun değerlendirmelerinde hareket hızı (MVL) ve son nokta ekskürsiyonda (EPE) artış bulundu (p<0,001, p<0,009). Kontrol grubunun reaksiyon süresi (RT) azalırken, son nokta ekskürsiyonda (EPE) ve maksimum ekskürsiyonda (MXE) artış gözlemlendi (p<0,019, p<0,010, p<0,005). İki grup karşılaştırıldığında ise sadece MXE'de fark gözlendi (p<0,009). TW değerlendirmelerinde hem çalışma grubunda hem de kontrol grubunda sadece hızda artış bulunurken, iki grup karşılaştırıldığında bu artış istatistiksel olarak anlamlı değildi (p<0,002, p<0,001, p>0,60). WA'da çalışma grubunun adım uzunluğunun arttığı bulundu (p<0,005). Gruplar karşılaştırıldığında sadece adım uzunluğu farklı bulundu (p<0,026). RWS'de kontrol grubunda sadece ön/arka doğrultusundaki on-axis hızında artış bulundu (p<0,012). Gruplar karşılaştırıldığında ise anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). US'de ise kontrol grubunun sağ bacak gözler kapalı pozisyonda fark bulunurken, iki grup karşılaştırıldığında anlamlı bir fark bulunmadı (p≤0,05, p>0,05). Klinik denge değerlendirilmesi için kullanılan FUT'un grup içi değerlendirmesinde çalışma grubunun uzanma mesafesinin azaldığı bulunurken, kontrol grubunun uzanma mesafesi değişmedi (p<0,001, p>0,438). Gruplar karşılaştırıldığında ise fark anlamlıydı (p<0,001). TBÜDT'de çalışma grubunda gözler açık sol bacakta, gözler açık sağ bacakta ve gözler kapalı sol bacakta duruş süresinin azalması anlamlı bulundu (p<0,002, p<0,004, p<0,007). Kontrol grubunda, gözler açık sol bacakta, gözler açık sağ bacakta ve gözler kapalı sağ bacakta duruş süresinin artışı istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001, p<0,001, p<0,02). Gruplar karşılaştırıldığında, gözler açık sol bacakta, gözler açık sağ bacakta, gözler kapalı sol bacakta ve gözler kapalı sağ bacakta duruş süreleri farkı anlamlı bulundu (p<0,001, p<0,001, p<0,004, p<0,001). MS hastalarında kognitif yorgunluğun denge üzerine akut etkisinin ilk defa incelendiği bu çalışma bulguları doğrultusunda, kognitif yorgunluğun kognitif bozukluğu olmayan hastalarda dahi görülebileceği ve dengeyi olumsuz etkilediği gösterildi. Anahtar Kelimeler: Multipl skleroz, kognitif yorgunluk, statik denge, dinamik denge

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlevler+3
Kübra Turan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Geriatrik bireylerde yutma ve solunum performansı arasındaki ilişkinin tele-değerlendirme yöntemiyle incelenmesi

Bu çalışmanın amacı geriatrik bireylerde yutma performansı ile solunum performansı arasındaki ilişkinin tele-değerlendirme yöntemiyle incelenmesidir. Çalışmaya geriatri kliniğine başvuran 65 yaş üstü 57 geriatrik birey dahil edildi. Katılımcıların fiziksel performansları yüz yüze olarak 4 Metre Yürüme Testi ile yutma ve solunum değerlendirmeleri tele-değerlendirme yöntemiyle ölçüldü. Yutma değerlendirmesinde Türkçe Yeme Değerlendirme Aracı (T-EAT-10), Fonksiyonel Oral Alım Skalası, Yale Yutma Testi, Tekrarlayan Tükürük Yutma Testi (TTYT) ve Reflü Semptom İndeksi (RSİ) kullanıldı. Solunum değerlendirmesinde Roth Skoru, Çok Boyutlu Dispne Profili (ÇBDP), Maksimum Fonasyon Süresi (MFS) kullanıldı. Katılımcıların yorgunlukları Modifiye Borg Skalası ile yutmaya ilişkin yaşam kaliteleri Türkçe Yutma Yaşam Kalitesi Anketi (T-SWAL-QOL) ile tele-değerlendirme yöntemiyle incelendi. Katılımcılar yutma bozukluğu semptom varlığına göre iki gruba ayrıldı. Tele-değerlendirme ile elde edilen bulgulara göre yutma değerlendirmesinde kullanılan Türkçe Yeme Değerlendirme Aracı, Tekrarlayan Tükürük Yutma Testi ve Reflü Semptom İndeksi ile Roth Skoru sayma sayısı ve sayma süresi ile değerlendirilen solunum performansı (r=-0,717, r=-0,691; r=0,709, r=0,668; r=-0,655, r=-0,818 sırasıyla), Çok Boyutlu Dispne Profili anlık algı ve duygusal tepki alanları ile değerlendirilen dispne algısı (r=0,783, r=0,777; r=-0,688, r=-0,702; r=0,716, r=0,760 sırasıyla), hem kadınlarda hem erkeklerde Maksimum Fonasyon Süresi ile değerlendirilen solunum kontrolü (r=-0,404, r=-0,375; r=0,598, r=0,530; r=-0,372, r=-0,596 sırasıyla) ilişkili bulundu. Yutma bozukluğu semptomu olan grubun solunum performansları olmayan gruba göre farklıydı (p<0,01). Yutma ve solunum performansları fiziksel performansla ilişkili bulunmadı (p>0,05). Yutma ve solunum performansları ile yorgunluk ve yutmaya ilişkin yaşam kalitesi alt parametrelerinin çoğu arasında ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak; geriatrik bireylerde yutma ve solunum performansları birbirleriyle ilişkilidir. Tele-değerlendirme yöntemlerinin geriatrik bireylerde yaşam ve hizmet kalitesini arttırmada önemli bir seçenek olacağı düşünüldü.

GeriatriSolunum bozukluklarıTeletıp+2
Çiğdem Güner
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Geriatrik bireylerde yutma performansı ve uyku bozuklukları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Çalışmaya 65 yaş ve üzeri 50 geriatrik birey dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri kaydedildi. Geriatrik bireylerin mental durum değerlendirmesi Mini Mental Durum Muayenesi ile, fiziksel performans değerlendirmesi 4 Metre Yürüme Testi ile yapıldı. Yutma performansı değerlendirmesi; Türkçe-Yeme Değerlendirme Aracı (T-EAT-10), Yale Yutma Protokolü, Fonksiyonel Oral Alım Skalası (FOAS), Reflü Semptom İndeksi (RSİ) ile yapıldı. Uyku bozukluğu değerlendirmesi Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile yapıldı. Yutma yaşam kalitesi değerlendirmesi Türkçe Yutma Yaşam Kalitesi Anketi (T-SWAL-QoL) ile, yorgunluk değerlendirmesi Modifiye Borg Skalası ile yapıldı. Bireyler T-EAT-10'a göre yutma bozukluğu semptomu olanlar (T-EAT-10 ≥ 3) (n=27) ve yutma bozukluğu semptomu olmayanlar (T-EAT-10<3) (n=23) olarak ikiye ayrıldı. Yutma bozukluğu semptomu ve gündüz uykululuğu arasında arasında ilişki olmadığı (p>0,05), uyku kalitesi arasında pozitif yönde zayıf ilişki olduğu görüldü (r=0,284, p=0,046). Reflü semptom şiddeti ile gündüz uykululuğu arasında pozitif yönde zayıf ilişki olduğu (r=0,306, p=0,031), reflü semptom şiddeti ile uyku kalitesi arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki olduğu görüldü (r=0,403, p=0,004). T-EAT-10 ile T-SWAL-QoL alt parametrelerinden Yeme Süresi, Yeme İsteği, Uyku, Yorgunluk, Mental Sağlık, Sosyallik arasında ilişki olmadığı görüldü (p>0,05). T-EAT-10 ile sırasıyla Genel Yakınma ve Yemek Seçimi, alt parametresi arasında negatif yönde zayıf ilişki (r=-0,284, r=-0,321, p=0,046, p=0,023), T-EAT-10 ile sırasıyla Yeme Korkusu ve İletişim alt parametreleri arasında negatif yönde orta düzey ilişki olduğu görüldü (r=-0,430, r=-0,434, p=0,002, p=0,002). Gruplar arasında uyku bozuklukları ve fiziksel performans ile ilgili fark olmadığı görüldü (p>0,05). Sonuç olarak yutma alt parametrelerinden yutma bozukluğu semptomu ile gündüz uykululuğu ce uyku kalitesi arasında ilişki bulunmamaktadır. Yutma alt parametrelerinden reflü semptomu ile gündüz uykululuğu ve uyku kalitesi arasında orta düzeyde ilişki bulunmaktadır. Geriatrik bireylerde uyku ve yutma fonksiyonları arasındaki ilişkinin farklı örneklem gruplarıyla da araştırılması gerektiği önerilmiştir.

DeğerlendirmeGeriatriUyku bozuklukları+3
Rabia Alıcı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Erken dönem multipl skleroz hastalarında yürüyüşü başlatmanın incelenmesi

Amaç: Katılımın en büyük bileşeni olan yürüyüşün, Multipl Skleroz ( MS) hastalarında erken dönemden itibaren etkilendiği ve ambulasyonun ilerleyen evrelerde devamının sağlanması için kapsamlı değerlendirilmesi gerektiği bilinmektedir . Bunun için yürüyüşün kararlığa ulaştığı fazdaki kinetik ve kinematik analizlerin yanı sıra yürüyüşü başlatma fazının da göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Yürüyüşü başlatmanın incelenmesinin, birçok açıdan yürüyüşe dair öngörü oluşturabilmesi ve klinik anlamda belirti vermeyen hastaları ayırt etmede etkili olabilmesi nedeniyle çok boyutlu yürüyüş değerlendirmesinde yer alması gerekmektedir. Yürüyüşü başlatma becerisinin değerlendirilmesinde, antisipatuar fazdaki basınç merkezi değişikliklerinin ve kas aktivasyonlarının incelenmesinin yanısıra, kararlı lokomasyona geçiş için gerekli olan ilk üç adımın zaman mesafe karakteristiklerinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmadaki amacımız; fonksiyonel kaybı olmayan ve minimal fonksiyonel kaybı olan erken dönem MS hastalarının sağlıklılara göre farkını ortaya koymak ve engellilik oluşmadan hastaların yürüyüş açısından prognozuna dair bir görüş oluşturmaktır. Yöntem:Çalışmaya dahil edilen MS hastalar ve sağlıklı gönüllülerden hastaneye başvurularının ardından tabakalı rastgele örnekleme ile örnekleme yapılacak ve her grupta %10 kayıp kabul edilerek 11 gönüllü değerlendirmeye alınacaktır. Değerlendirmeye alınan gönüllülere Mini Mental Test, IPAQ, 10 Metre Yürüyüş Testi ve MS hastalarına EDSS yapılacaktır. Uygun gönüllülerde yürüyüşü başlatmaya ait antisipatuar postüral ayarlamalar için EMG kaydı alınacak, spasyotemporal parametreler için GAİTRite kaydı alınacak ve basınç merkezlerine ait değişikliklerin ölçümü için BERTEC denge değerlendirme sistemi kullanılacak ve veriler kaydedilecektir. Sonuç: Bu çalışmadan elde edilecek erken dönem MS hastalarının yürüyüşü başlatmaya ait parametrelerinin sağlıklıklar ile ve kendi aralarındaki farklara ait sonuçlar literatürde paylaşılacaktır. Tartışma: Çalışma sonucu elde edilen sonuçlar literatürdeki benzer çalışmalarla tartışılarak ortaya konulacaktır.

DuruşFonksiyonel yetkinlikMultipl skleroz+2
Mustafacan Salamci
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üst ekstremite mental kronometre testlerinin incelenmesi

Çalışmada, üst ekstremite mental kronometre testi olarak kullanılan Kutu ve Blok Testi (KBT) ve Dokuz Delikli Çivi Testlerinin (DDÇT) sağlıklı bireylerde güvenilirliği ve geçerliliği incelendi. Ayrıca motor imgeleme parametrelerinin genç yaş (18-34 yaş) ve orta yaş grubunda (35-54 yaş) gösterdiği farklılıklar incelendi. Motor imgelemenin zamansal boyutu Kutu ve Blok Testi , Dokuz Delikli Çivi Testi ve Zamansal Uyum Testiyle, motor imgelemenin canlılık bileşeni Kinestetik ve Görsel İmgeleme Anketi ve Hareketi İmgeleme Anketi-3 ile, motor imgelemenin kontrol edilebilirlik bileşeni Hareketi İmgeleme Yeteneği Testiyle, mental rotasyon bileşeni Recognise Hand mobil uygulamasıyla, görsel uzaysal bellek becerileri Rey Osterrieth Kompleks Figür Testiyle değerlendirildi. Kutu ve Blok Testinin orta derecede test-tekrar test güvenilirlik düzeyine (ICC=0,576), Dokuz Delikli Çivi Testinin iyi derecede test- tekrar test güvenilirlik düzeyine (ICC=0,766) sahip olduğu bulundu. Birleşim geçerliliği analizinde Dokuz Delikli Çivi Testinin; Zamansal Uyum Testiyle pozitif yönde zayıf derecede ilişki ( rho=0,281, p<0,001), Kinestetik ve Görsel İmgeleme Anketiyle negatif yönde zayıf derecede ilişki (rho= -0,189, p=0,018), Hareketi İmgeleme Anketi-3 Kinestetik bileşen ile negatif yönde zayıf derecede ilişki (rho= -0,208, p=0,009), Hareketi İmgeleme Anketi-3 İç Görsel Perspektif ile zayıf derecede ilişki (rho= -0,220, p=0,006), Recognise Hand mobil uygulaması sağ el reaksiyon zamanı arasında negatif yönde zayıf ilişki (rho= -0,189, p=0,018) bulundu. Bilinen gruplar geçerlilik analizi yapılarak Kutu ve Blok Testiyle Dokuz Delikli Çivi Testlerinin genç ve orta yaş gruplarını ayırt etme becerisi ROC analiziyle değerlendirildi. Sonuçta Kutu ve Blok Testinin genç ve orta yaş grupları arasında zayıf derecede ayrım yapabildiği (Area Under the Curve= 0,612, p=0,016), Dokuz Delikli Çivi Testinin ise genç ve orta yaş grupları arasında ayırım yapmada başarısız olduğu (Area Under the Curve=0,539, p=0,397) bulundu. Genç ve orta yaş gruplarında motor imgeleme parametrelerinin değerlendirilmesinde; Kutu ve Blok Testi mental kronometre oranında (p=0,016) ve Kutu ve Blok Testi imgeleme süresinde (p=0,026), Zamansal Uyum Testi mental kronometre oranında (p=0,004), Zamansal Uyum Testi imgeleme süresinde (p=0,013), Kinestetik ve Görsel İmgeleme Anketi toplam skorunda (p=0,003), Kinestetik ve Görsel İmgeleme Anketi görsel alt bileşen skorunda (p=0,001), Hareketi İmgeleme Anketi-3 Dış Görsel Perspektif skorunda (p=0,049), Recognise Hand mobil uygulaması sol el doğru cevap yüzdesinde (p=0,004), Hareketi İmgeleme Yeteneği Testinde (p<0,001), Rey Osterrieth Kompleks Figür Testi Erken Hatırlama Bileşeninde (p<0,001), Rey Osterrieth Kompleks Figür Testi Geç Hatırlama Bileşeninde (p<0,001), Rey Osterrieth Kompleks Figür Testi Geç Hatırlama Bileşeni süresinde anlamlı farklılıklar bulundu (p<0,001). Bu sonuçlar, Dokuz Delikli Çivi Testinin zayıf yapı geçerliliğine işaret etmektedir. Kutu ve Blok Testiyle hiçbir motor imgeleme değerlendirme yöntemi arasında değerli sayılabilecek ilişkiler bulunamadı. Bu durumda Kutu ve Blok Testinin yapı geçerliliğinden bahsedilemeyeceği yorumu yapıldı. Dokuz Delikli Çivi Testinin basit motor görev olması nedeniyle mental kronometre testi olarak kullanımının daha uygun olabileceği düşünüldü. Bu sonuçlar, sağlıklı bireylerde mental kronometre testi olarak Dokuz Delikli Çivi Testinin kullanımının daha tutarlı sonuçlar verebileceğini, genç ve orta yaş gruplarını ayırmada Kutu ve Blok Testinin daha başarılı olabileceğini gösterdi. Motor imgeleme parametrelerinde yaşa bağlı değişimler olabileceği motor görevin karmaşıklık derecesi arttıkça bu değişimlerin daha net gözlenebileceği belirlendi. Gelecekteki çalışmaların, motor imgelemeyi geniş bir perspektifle değerlendiren olabildiğince sade çalışma tasarımlarıyla ve gerekli değerlendirme araçlarıyla genç ve orta yaş grubundaki bireylerde elde ettiğimiz bu bulguları desteklemesi gerekmektedir.

EkstremitelerGüvenilirlik ve geçerlilikKronometre+4
Nail Abidin Yaraşır
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl skleroz hastalarında kognitif yorgunluğun mental imgeleme üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Mental imgeleme, kişinin gerçekte herhangi bir hareket açığa çıkarmaksızın belirlenen hareketi zihinde canlandırıp prova ettiği bir süreçtir. Literatürde sağlıklı bireylerde ve inme, multipl skleroz (MS), Parkinson hastalığı ve Alzheimer hastalığı gibi birçok hastalıkta mental imgelemenin farklı fonksiyonlar üzerine etkileri incelenmiştir. Bu çalışmalar mental imgelemenin birçok faktörden etkilendiğini göstermiştir. Multipl skleroz (MS) demiyelinizan bir hastalık olup demyelizasyonun yerleşiminin çeşitlilik göstermesi sebebiyle denge kayıplarından duyusal bozukluklara, kas güçsüzlüğünden depresyona kadar geniş bir yelpazede bulgular ortaya çıkabilmektedir. Kognitif yorgunluk bu semptomlardan biridir. MS hastaların tamamında kognitif bozukluk saptanmamasına rağmen %50'den fazlasında kognitif yorgunluğun görüldüğü rapor edilmiştir. Literatürde kognitif yorgunluğu olan MS hastaları için mental imgeleme çalışmaları önerilmektedir. Bununla birlikte kognitif yorgunluğun mental imgeleme üzerine etkisini gösteren bir çalışma bulunmamaktadır. MS hastalarında yorgunluk ile motor fonksiyon arasındaki ilişkiyi gösteren birçok yayın bulunmaktadır. Özellikle alt ekstremite kuvveri ile yorgunluk arasındaki ilişkiyi inceleyen çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Kognitif yorgunluk ile ekstremiteler arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmaların ise son derece kısıtlı olduğu görülmektedir. Yozbatıran ve ark. tarafından yapılan ve MS hastalarında üst ekstremite fonksiyonu ile yorgunluk arasındaki korelayonu inceleyen çalışma konuyla ilgili literatürde yer alan tek araştırmadır. Bilgimiz dahilinde kognitif yorgunluğun alt ve üst ekstremite fonksiyonlarını ne kadar etkilediğie dair bir çalışma ise bulunmamaktadır. Literatürdeki bu eksikliklerden yola çıkarak palanladığımız çalışmamızın amacı; MS hastalarında oluşan kognitif yorgunluğun, mental imajinasyonu nasıl etkilediğini incelemek ve üst ve alt ekstremite motor fonksiyonları üzerine etkisini belirlemektir. Yöntem: Çalışmaya EDSS skoru 0 ile 4 arasında olan MS hastaları dahil edilecektir. Dahil olma kriterlerini sağlayan bireyler dosya numarasının tek veya çift olası baz alınarak randomize edilerek çalışma ve kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılacaktır. Her iki gruptaki bireylerin fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Ölçeğiyle, depresyon ve anksiyete düzeyleri Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği ile, konitif yorgunluk seviyeleri görsel analog skalası ile mental imgelemeleri ise kinestetik ve görsel imgeleme anketi, haraket imgeleme anketi, motor imgeleme yeteneği testi, zamana bağlı motor görüntüleri testi, 9 delikli çivi testi, 10 metre yürüme testi, iz sürme testi ile değerlendirilecektir. Bir hafta sonra testler her iki grup için tekrar edilecektir. Ancak çalışma grubundaki bireylere değerlendirme öncesinde kognitif yorgunluğu artırmak amacıyla nöropsikiyatrik testlerin cevaplanmasına dayalı bir protokol uygulanacaktır. Sonuç: Bu çalışmada elde edilecek MS hastalarında kognitif yorgunluğun mental imgeleme üzerindeki etkisine ait sonuçlar literatürde paylaşılacaktır. Tartışma: Çalışma sonucu elde edilen sonuçlar literatürdeki benzer çalışmalarla tartışılarak ortaya konulacaktır.

BilişBiliş bozukluklarıMultipl skleroz+3
Fardad Farzınmoghaddam
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik inmeli bireylerde denge değerlendirmeleri için kullanılan yöntemlerin yüz yüze, senkron ve asenkron kullanımının karşılaştırılması

Çalışma, kronik inmeli bireylerde Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ve Tinetti Denge Testinin (TDT), senkron ve asenkron olarak uygulanmasının güvenirliği ve geçerliğini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 30-77 yaş aralığında 12 kadın ve 24 erkek olmak üzere 36 kronik inmeli birey dahil edildi. Tüm bireyler yüz yüze, senkron tele-değerlendirme ve asenkron tele-değerlendirme olmak üzere 3 farklı yöntemle değerlendirildi. Yüz yüze değerlendirme 1. değerlendirici tarafından klinik ortamda gerçekleştirildi. Yüz yüze değerlendirmede bireylerin sosyodemografik bilgileri, inme hastalığı ile ilgili bilgileri, denge, fonksiyonel ve klinik durumlarına ait değerlendirmeler yapıldı. Asenkron ve senkron tele-değerlendirmeler, 1. ve 2. değerlendirici tarafından gerçekleştirildi. Asenkron ve senkron tele-değerlendirmelerde bireyler sadece BDÖ ve TDT ile değerlendirildi. Güvenirlik iç tutarlılık, değerlendirici içi ve değerlendiriciler arası güvenirlik ile araştırıldı. Değerlendirici güvenirliği için 18 bireyin hem senkron video kayıtları hem de asenkron video kayıtları 10 gün sonra 2 değerlendirici tarafından değerlendirildi. Geçerlilik ise birleşim geçerliği ve eşzaman geçerliği ile incelendi. Birleşim geçerliğinin incelenmesinde Motor Değerlendirme Ölçeği (MDÖ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ), Brunnstrom alt ve üst ekstremite iyileşme evreleri kullanıldı. Eşzaman geçerliği ise BDÖ, TDT, mediolateral salınım (MLS), anteroposterior salınım (APS) ve salınım hızı ile ilişki incelenerek araştırıldı. Çalışmamız sonucunda; her iki tele-değerlendirme yöntemi için BDÖ ve TDT'nin iç tutarlılığının (Cronbach a=0,930 ile 0,970 arası), değerlendirici içi güvenirliğinin (ICC=0, 970 ile 0,990 arası) ve değerlendiriciler arası güvenirliğinin (ICC=0, 970 ile 0,990 arası) mükemmel derecede olduğu tespit edildi. Yapı geçerlik analizinde ise her iki tele-değerlendirme yöntemi için de BDÖ' nün iki faktörlü bir yapısının olduğu görüldü. TDT'nin ise tek faktörlü yapıya sahip olduğu belirlendi. BDÖ ve TDT'nin senkron ve asenkron tele-değerlendirilmesinin birleşim geçerliği incelendiğinde; MDÖ puanı, alt ekstremite Brunnstrom seviyeleri ile mükemmel düzeyde pozitif yönde, üst ekstremite Brunnstrom düzeyi ile ise BDÖ'nün mükemmel, TDT'nin iyi düzeyde korelasyonları olduğu saptandı (p<0,05). HADÖ puanıyla ise önemsiz düzeyde negatif korelasyon saptandı. Her iki tele-değerlendirme yönteminin eşzaman geçerliği için yapılan analizlerde; BDÖ ve TDT'nin, yüz yüze yapılan BDÖ ve TDT ile pozitif yönde mükemmel düzeyde, MLS, APS ve salınım hızı ile ise negatif yönde orta düzeyde ilişkili bulundu. Çalışmamız sonucunda; BDÖ ve TDT'nin senkron ve asenkron tele-değerlendirme yöntemlerinde geçerli ve güvenilir olduğu tespit edildi.

DengeGüvenilirlik ve geçerlilikPostural denge+3
Birol Önal
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Özofagus atrezili çocuk sahibi ebeveynlerin postür, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; Özofagus Atrezili (ÖA) çocuk sahibi ebeveynleri postür, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi açısından değerlendirmek ve tipik gelişim gösteren çocuğa sahip ebeveynler ile karşılaştırmaktır. Çalışmamıza çalışma grubu olarak 2-6 yaş arası 20 ÖA'lı çocuk ve ebeveynleri; kontrol grubu olarak 2-6 yaş arası 20 sağlıklı çocuk ve ebeveynleri dahil edildi. Çocuklara uygulanan değerlendirmeler kapsamında demografik bilgilerin kaydedilmesi, yutma bozukluğu semptom şiddetinin belirlenmesi (Yeme Değerlendirme Aracı'nın pediatrik versiyonu, PEDI-EAT-10), motor gelişim seviyesinin değerlendirilmesi (Nörosensori Motor Değerlendirme Anketi, NSMDA) ve fonksiyonel beceri ve performanslarının belirlenmesi (Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri, PEDI) yer almaktadır. Ebeveynlerin demografik bilgilerinin kaydedilmesi sonrası postür değerlendirmesi için New York Postür Değerlendirme Skalası (NY-PRT), fiziksel aktivite seviyesinin belirlenmesi için Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form (IPAQ-SF), çocuğun yutma ve beslenme fonksiyonu ile ilişkili yaşam kalitesinin değerlendirilmesi için Beslenme-Yutma Etki Anketi (T-FS-IS) ve genel yaşam kalitesi değerlendirilmesi için Kısa Form-36 (SF-36) kullanıldı. Ayrıca çalışma kapsamında ebeveynlerde ağrı değerlendirmesi için McGill Ağrı Ölçeği (MPQ), yorgunluk şiddeti değerlendirmesi için Yorgunluk Şiddet Ölçeği (FSS), uyku kalitesi değerlendirmesi için Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), depresyon şiddeti değerlendirmesi için Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve bakım verme yükü değerlendirmesi için Bakım Verme Yükü Ölçeği (BVYÖ) kullanıldı. Çalışma ve kontrol grubundaki çocuklar yaş, cinsiyet, vücut ağırlığı ve kardeş sayısı açısından benzerdi (p>0,05). Çalışmaya dahil edilen ÖA'lı çocukların %70 (n=14)'i C tip, %4 (n=4)'ü A Tip ve %2 (n=2)'si B tip ÖA tipine sahipti. PEDI-EAT-10 puanları (p<0,01), motor gelişim seviyesi (p<0,01) ve fonksiyonel beceri ve performans puanları (p<0,05) bakımından kontrol grubunun lehine olacak şekilde fark vardı. Çalışma ve kontrol grubu ebeveynleri yaş, boy, vücut ağırlığı, VKİ, medeni durum, eğitim seviyesi, meslek ve ekonomik durumu açısından değerleri benzerdi (p>0.05). İki gruptaki ebeveynler arasında postür açısından anlamlı fark olmakla birlikte (p=0,01), çalışma grubundaki ebeveynlerin postür etkilenimi daha yüksekti. İki gruptaki ebeveynler arasında fiziksel aktivite puanı (p=0,07) ve fiziksel aktivite seviyesi (p=0,08) açısından anlamlı fark yoktu. İstatistiksel olarak anlamlı fark olmamasına rağmen çalışma grubunun %70 (n=14)'i inaktif olarak belirlenirken, kontrol grubunda bu oran %35 (n=7)'ti. İki grup arasında T-FS-IS puanları açısından fark olmakla birlikte (p<0,05), çalışma grubunun yutma ve beslenme fonksiyonu ile ilişkili yaşam kalitesi daha düşüktü. İki grup arasında ağrı, yorgunluk şiddeti, uyku kalitesi, depresyon şiddeti, bakım verme yükü ve SF-36 puanları açısından anlamlı fark yoktu (p>0,05). Sonuç olarak; ÖA'lı çocuğa sahip ebeveynlerin postürlerinin tipik gelişim gösteren çocuğa sahip ebeveynlere göre etkileniminin fazla olduğu görüldü. Bu nedenle ÖA'lı çocuk sahibi ebeveynlerin postürün olumsuz etkilenimine bağlı olarak kas iskelet sistemi problemleri yaşamaya açık hale geldiği düşünüldü. Her iki grubun fiziksel aktivite ve genel yaşam kalitesi açısından benzer olduğu fakat ÖA'lı çocuk sahibi ebeveynlerin inaktif yaşam tarzına daha yatkın olduğu belirlendi. ÖA'lı çocuk sahibi ebeveynlerin yutma ve beslenme fonksiyonu ile ilişkili yaşam kalitelerinin olumsuz yönde etkilendiği görüldü. Bu nedenle ÖA'li çocuklarda görüldüğü gibi kronik dönem bakım sağlanması gerektiği durumlarda ebeveynlerin postür, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi açısından ele alınması gerektiği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Özofagus Atrezisi, Ebeveyn, Postür, Fiziksel Aktivite, Yaşam Kalitesi

Ana-babaDuruşFiziksel aktivite+2
Yağmur Elmalı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Duchenne musküler distrofi'li çocuklarda ikili görev performansının incelenmesi

Bu çalışma Duchenne Musküler Distrofi'li (DMD) çocukların ikili görev performansının tipik gelişim gösteren yaşıtlarına göre etkilenimini belirlemek, farklı fonksiyonel seviyedeki çocukların ikili görev performanslarını karşılaştırmak ve DMD'li çocuklarda ikili görev performansını etkileyebilecek parametreler ile ikili görev performansı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 6 yaşından büyük ve 10 metrelik mesafeyi bağımsız yürüyebilen 45 DMD'li çocuk ve 49 tipik gelişim gösteren yaşıtı dahil edildi. Çocukların demografik bilgileri kaydedildikten sonra tüm çocukların motor-motor ve bilişsel-motor ikili görev performansları ve bilişsel seviyeleri değerlendirildi. Ek olarak DMD'li çocukların; fonksiyonel seviye, kassal performans, ambulasyon, denge, düşme korkusu ve frekansı, yürüyüş, bağımsızlık, aktivite ve katılım ve yaşam kalitesi değerlendirme sonuçları kaydedildi. Çalışmamızda DMD'li çocukların ikili görev performanslarının tipik gelişim gösteren yaşıtlarına göre düşük olduğu bulundu (p<0,05). Farklı fonksiyonel seviyedeki DMD'li çocukların ikili görev performansları arasında fark olduğu belirlendi (p<0,05). DMD'li çocukların ikili görev performansları ile motor fonksiyonlar, düşme, bağımsızlık durumları ve yaşam kalitesi-ebeveyn raporu arasında ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışmamız, DMD'li çocuklarda ikili görev performansının yaşıtlarından farklı olduğunu ve fonksiyonel kayıplardaki artış ile daha da olumsuz etkilendiğini gösterdi. Bu sonuçlar DMD'de rehabilitasyon programlarında ikili görev performansına yönelik eğitimlere yer verilmesinin motor fonksiyonların, bağımsızlığın ve katılımın korunması/artırılması için gerekliliğini ortaya koydu.

Görev performansıKas distrofileriNörolojik rehabilitasyon+2
Büşra Kayabınar
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bakım verenlerin bilgi, tutum ve davranışlarının epilepsili çocuğun fiziksel aktivite seviyesi üzerine etkisi

Bu çalışma bakım verenlerin bilgi, tutum ve davranışlarının epilepsili çocuğun fiziksel aktivite seviyesi üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 5-18 yaş arası değişen epilepsi tanısı almış 55 çocuk ve bakım verenleri dahil edildi. Çocukların ve ailelerin demografik bilgileri kaydedildikten sonra çocukların epilepsi şiddetleri "Epilepsi Şiddetinin Küresel Değerlendirmesi", fiziksel aktivite düzeyleri "Fiziksel Aktivite Anketi", yaşam kaliteleri "PedsQL™ 4.0 Kısa Form 15" ve "PedsQL™ Epilepsi Modülü" ile değerlendirildi. Bakım verenlerin epilepsi ile ilgili bilgileri "Ebeveyne Yönelik Epilepsi Bilgi Ölçeği", epilepsili çocuğa yönelik tutum ve davranışları kapalı uçlu sorulardan oluşan soru grubu ile, epilepsi ile ilgili korkuları "Ebeveynlerde Epilepsi ile İlgili Korkular Anketi", depresyon düzeyi "Beck Depresyon Ölçeği", anksiyete seviyesi "Beck Anksiyete Ölçeği", epilepsi ile ilgili kaygıları "Nöbetlere Yönelik Ebeveyn Kaygıları Ölçeği" ile değerlendirildi. Çalışma sonucunda bakım verenlerin bilgi, tutum ve davranışları ile epilepsili çocuğun fiziksel aktivite seviyesi ve yaşam kalitesi arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Ayrıca bakım verenlerin korku, depresyon, anksiyete ve kaygı düzeyi ile epilepsili çocuğun fiziksel aktivite seviyesi arasında da anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Ancak bakım verenlerin nöbetlere yönelik kaygı ve depresyon düzeyleri ile çocuklar için yaşam kalitesi epilepsi modülü arasında zayıf kuvvette istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğu bulundu (p<0,05). Her ne kadar ebeveynlerin bilgi düzeyi, tutum ve davranışları ile epilepsili çocukların fiziksel aktivite seviyesi arasında ilişki bulunmamış olsa da ilgili literatür ışığında ailelerin bilgi düzeyinin artırılmasının, çocuğun fiziksel aktivite katılımı için önemli olduğu gösterilmektedir. Epilepsili çocuğun rehabilitasyonu sürecinde bakım verenlerin kaygı ve depresyon düzeyini iyileştirmeye yönelik değerlendirme ve müdahalelerin de çocuğun yaşam kalitesini iyileştirmede bir etken olabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: epilepsi, bakım veren, fiziksel aktivite, yaşam kalitesi

Bakım verenlerBilgi düzeyiDavranış+4
Özden Harmancı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl skleroz hastalarında vertikalite algısının incelenmesi ve mental rotasyon yeteneği ile ilişkisinin araştırılması

Multipl Skleroz (MS) hastalarında vertikalite algısının incelenmesi ve mental rotasyon yeteneği ile ilişkisinin araştırılmasının amaçlandığı bu çalışmaya, 18-54 yaş arası, nörolog tarafından kesin MS tanısı almış 57 MS'li hasta, yaş ve cinsiyet bakımından benzer 40 sağlıklı birey katıldı. Vertikalite algısı, subjektif vizüel vertikale (SVV) bakılarak kova testi ile değerlendirildi. Bu değerlendirmede mutlak değer SVV saat yönü, SVV saat yönünün tersi ve yön ayırt etmeksizin SVV ortalaması derece cinsinden belirlendi. Mental rotasyon yeteneği ise Recognise Hand App™, Recognise Foot App™, Recognise Neck App™ ve Motor İmgeleme Yeteneği Testi ile değerlendirildi. El, ayak ve boyna ait Recognise mobil uygulamalarının değişkenleri; reaksiyon süreleri (sn) ve doğru yanıt yüzdeleri (%) ile belirtilirken Motor İmgeleme Yeteneği Testi'nin skoru puan cinsinden belirtildi. Tüm katılımcıların kognitif düzeyleri; bilgi işlem hızı, sözel bellek ve görsel-uzaysal bellek için ayrı değerlendirme parametrelerinden oluşan MS için Kısa Uluslararası Bilişsel Değerlendirme Bataryası (BICAMS) ile değerlendirilirken baş, boyun ve üst torakal bölgeye ait postür değerlendirmesi ölçümleri; Kinovea yazılımı ile hesaplandı. MS hastalarında %26,3'ü anormal SVV saat yönü ortalaması, %66,7'si anormal SVV saat yönü tersinin ortalaması, %49,1'i ise yön ayırt etmeksizin anormal SVV ortalamasına sahipti. MS hastalarında SVV saat yönü tersinin ortalaması (p=0,002) ve yön ayırt etmeksizin SVV ortalamasında (p=0,037) sağlıklı bireylere göre daha büyük sapma derecelerine sahipti. MS hastaları sağ el reaksiyon süresi (p=0,042), sağ el doğru yanıt yüzdesi (p<0,001), sağ ayak doğru yanıt yüzdesi (p=0,035) ve Motor İmgeleme Yeteneği Testinde (p<0,001) daha düşük performansa sahipti. MS hastalarında yön ayırt etmeksizin SVV ortalama sapma derecesi ile sağ el doğru yanıt %'si (rho=-0,318 ve p=0,016), sol el doğru yanıt %'si (rho=-0,381 ve p=0,003), sağ ayak doğru yanıt %'si (rho=-0,370 ve p=0,005) ve sol ayak doğru yanıt %'si (rho=-0,350 ve p=0,008) arasında negatif yönde, düşük-orta düzeyde bir ilişki bulundu. Sağlıklı bireylerde ise SVV değişkenleri ile mental rotasyon yeteneği değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0,05). MS hastaları, BICAMS Bataryasının her parametresi ile SVV değişkenleri arasında düşük ve orta derecede değişen bir korelasyona sahipti (p<0,05). Postür değişkenleri ile SVV değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0,05). MS hastalarının sağlıklı bireylere göre SVV ve mental rotasyon yeteneğinde performanslarının düşük olduğu ve her iki parametre arasında bir ilişkinin olduğu sonucuna varıldı. MS hastalarında değerlendirme ve rehabilitasyon protokolleri planlanırken bu iki parametrenin birbiriyle olan ilişkisi dikkate alınmalıdır.

AlgıDikeyMental rotasyon+2
Merve Ünal
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik inme hastalarında diz hiperekstansiyonuna neden olan faktörler ve hiperekstansiyonun kontrolü için rijit bantlama uygulamasının etkisinin kinematik analiz yoluyla araştırılması

Bu çalışma, inme hastalarında yürüyüşün duruş fazında dizde hiperekstansiyona neden olan faktörleri belirlemek ve rijit bantlama uygulamasının hiperekstansiyona akut etkisi incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya 40-70 yaş arasındaki 30 inme hastası dahil edildi. Hastaların alt ekstremite kas kuvveti manuel kas testiyle, kas tonusu Modifiye Ashworth Skalası'yla, denge değerlendirmesi tek ayak duruş testiyle değerlendirildi. Yürüyüşün klinik değerlendirmesi 10 metre yürüme testi, kinematik analizi ise hareket analiz sistemi kullanılarak yapıldı. Çalışmanın ikinci gününde hastaların dizine hiperekstansiyon bantlama tekniği kullanılarak rijit bantlama uygulandı ve yürüyüş analizi tekrar edildi. Çalışmamızda maksimum diz hiperekstansiyon derecesi ile gastroknemius spastisitesi arasında orta düzeyde, kalça adduktör spastisitesi arasında zayıf düzeyde ilişki saptandı. Bununla birlikte diz hiperekstansiyon derecesi ile diz fleksör kas kuvveti arasında orta düzeyde, ayak bileği dorsifleksör kas kuvveti arasında zayıf düzeyde ilişki bulundu (p<0,05). Ayrıca diz hiperekstansiyonun artması ile pelvik retraksiyon açısının artmasının zayıf düzeyde ilişkili olduğu görüldü (p<0,05). Dize uygulanan rijit bantlamanın diz hiperekstansiyonunu ve pelvik retraksiyonu anlamlı şekilde azalttığı bulundu (p<0,05). Sonuçlarımız alt ekstremite spastisite ve kas kuvvetlerinin diz hiperekstansiyonuna neden olan faktörlerden olduğunu, rijit bantlama uygulamasının diz hiperekstansiyonun kontrolünde etkili olduğunu gösterdi. Sonuçlarımız inme sonrası görülen diz hiperekstansiyonunun multifaktorial bir bozukluk olduğunu, rijit bantlama uygulamasının dize mekanik olarak fleksiyon momenti vermesi ve proprioseptif girdi sağlaması nedeniyle diz hiperekstansiyonunun ve artmış pelvik retraksiyonun azalmasına katkı sağladığını düşünüldü. Anahtar Kelimeler: İnme, yürüyüş analizi, rijit bantlama, kinematik analiz, diz hiperekstansiyonu

DizHiperekstansiyonKinematik+6
Süleyman Korkusuz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Beslenme korkusu anketi – ebeveyn raporu'nun geliştirilmesi ve ebeveynlerin besleme korkusu şiddeti ile ilişkili olan faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı; nörolojik bozukluğu olan çocuğa sahip ebeveynlerin çocuklarını besleme ile ilgili korkularını ölçen Beslenme Korkusu Anketi-Ebeveyn Raporu (BKA-ER) isimli anketi geliştirmek, anketin kapsam, ölçüt ve ayırt edici geçerliliği, iç tutarlılık ile test-tekrar test güvenilirliğini saptamak ve ebeveynlerin çocuğunu besleme korkusu şiddeti ile ilişkili olan faktörleri belirlemektir. Çalışmamızda nörolojik bozukluğa sahip yaş ortalaması 84,06±28,07 ay olan çocuk ve ebeveynleri (n=90) çalışma grubunu, yaş ortalaması 92,20±30,06 ay olan tipik gelişim gösteren çocuk ve ebeveynleri kontrol grubunu (n=60) oluşturdu. BKA-ER madde havuzunun oluşturulmasında; literatür, klinik deneyim ve ebeveyn bildirimleri kullanıldı. Kapsam geçerliliği uzman görüşleri doğrultusunda 'Kapsam Geçerlilik İndeksi' ile hesaplandı. İç tutarlılık için Cronbach's α katsayısı kullanılırken, test-tekrar test güvenilirliği için çalışma grubunda yer alan ebeveynlerin 1 hafta ara ile yanıtladığı BKA-ER puanları arasındaki ilişki incelendi. Ölçüt geçerliliği için BKA-ER puanları ile Nordik Orofasiyal Tarama Testi, Yutma Bozukluğu Anketi (Dysphagia Disorder Survey, DDS), disfaji limiti ile Beslenme/Yutma Etki Anketi (Turkish version of Feeding/Swallowing Impact Survey, T-FS-IS) skorları arasındaki ilişkiye; ayırt edici geçerlilik için gruplar arası puan dağılımlarına bakıldı. Besleme korkusu şiddeti ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi için 'Stepwise multiple lineer regresyon modeli' kullanıldı. BKA-ER 'Kapsam Geçerlilik İndeksi' 0,92 olarak belirlendi. Cronbach's α değeri test için 0,966, tekrar test için 0,969 olmak üzere yüksek bulundu. BKA-ER puanları ile çocukların yutma performansları arasında düşük-orta düzeyde (r=0,362-0,55, p<0,001), T-FS-IS puanları arasında orta-yüksek düzeyde (r=0,501-0,807, p<0,001) anlamlı ilişki tespit edildi. Gruplar arasında BKA-ER puanları açısından anlamlı fark bulundu (p=0,001). Elde edilen regresyon modeli sonucunda; BKA-ER puanları ile çocuğun yaşı, ek gıdaya geçiş ayı, kilo kaybı durumu, DDS skoru, T-FS-IS'nin endişe ve beslenme bozukluğu puanları ile ebeveyn anksiyete düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Çalışma sonucunda; ebeveynlerin çocuklarını besleme ile ilgili korkuları değerlendiren, geçerli ve güvenilir BKA-ER isimli değerlendirme aracı geliştirildi. Besleme korkusu şiddetinin daha küçük yaşta çocuğa sahip olanlarda, ek gıdaya geçiş geciktikçe, kilo kaybı, yutma bozukluğu şiddeti, ebeveyn endişe ve anksiyete düzeyi arttıkça arttığı belirlendi. Bu çalışma ile ebeveynlerin değerlendirme aşamasına daha fazla dahil edilebilmeleri için kullanılabilecek bir anket sağlanmış oldu. Ayrıca besleme korkusu ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi ile rehabilitasyon sürecinde üzerinde durulması gereken parametreler ortaya çıkarıldı.

Ana-babaBeslenmeBeslenme bozuklukları+6
Rabia Yeşilkuş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Duchenne musküler distrofi'de vücut farkındalığının postür ve denge ile ilişkisi

Bu çalışma Duchenne Musküler Distrofi'de (DMD) vücut farkındalığını sağlıklı yaşıtları ile karşılaştırmak ve DMD'de vücut farkındalığının postür , denge, performans, yürüme, ambulasyon ve gövde kontrolü ile ilişkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya 6-16 yaş aralığında, Brooke fonksiyonel seviyeleri 1-4 devrelerinde olan 42 DMD'li ve 40 sağlıklı çocuk dahil edildi. Çalışmamızda DMD'li çocukların vücut farkındalıklarının değerlendirilmesinde Vücut Farkındalığı Oranı Anketi ve fotoğraflama yöntemi kullanıldı. DMD'li çocukların postürleri New York Postür Skalası (NYPS), dengeleri Pediatrik Denge Skalası (PDS) ve fonksiyonel uzanma testi, performansları 6 Dakika Yürüme Testi, Yürümeleri DMD'de Yürüyüş Değerlendirme Ölçeği, ambulasyonları Northstar Ambulasyon Skalası, gövde kontolleri Gövde Kontrol Ölçüm Skalası ile değerlendirildi. Sağlıklı çocukların vücut farkındalığını değerlendirmek için ise Vücut Farkındalığı Oranı Anketi ve fotoğraflama yöntemi kullanıldı. DMD ve sağlıklı çocuklar arasında Vücut Farkındalığı Oranı Anketinin Ruh Hali alt parametresinde fark olduğu belirlendi (DMD'li çocuklar 27.00 sağlıklı çocuklar 19.00 puan), (p<0.001). Fotoğraflama yöntemine göre DMD'li ve sağlıklı çocukların vücut farkındalıkları arasında fark olmadığı belirlendi (p>0,05). DMD'li çocuklarda vücut farkındalığı oranı anketinin his/duygu alt parametresi ile PDS arasında anlamlı ilişki saptandı (r=0,41, p=0,006). Çalışmamızda DMD'li çocukların vücut farkındalığının ruh hallerinden sağlıklı yaşıtlarına göre daha fazla etkilendiği, DMD'li çocukların vücut farkındalıklarının sağlıklı yaşıtlarına benzer olduğu ve doğru vücut postürlerinin nasıl olması gerektiğinin farkında oldukları belirlendi. DMD'li çocukların vücut farkındalıklarının dengeleriyle ilişkili olduğu belirlendi. Çalışmamızın sonuçları erken dönemdeki DMD'li çocuklarda vücut farkındalığı etkilenmemiş olsa da ilerleyen dönemlerde oluşabilecek ikincil komplikasyonların önlenmesinde vücut farkındalığı değerlendirmelerinin önemli olacağını düşündürdü. Anahtar Kelimeler: Duchenne Musküler Distrofi, Denge, Postür, Vücut Farkındalığı

Bedensel farkındalıkDengeFarkındalık+3
Kübra Atay
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Hipofiz adenomlu bireylerde aerobik eğitim ile birlikte yapılan kuvvetlendirme eğitimi ve yoganin biyokimyasal faktörler, fiziksel performans ve yaşam kalitesine etkilerinin incelenmesi

Hipofiz adenomu yetişkin primer beyin tümörleri arasında %15 ile en sık üçüncü görülen tümördür. Semptomları hipofiz bezinin hormon düzenleme fonksiyonu dolayısıyla geniş bir spektrum dahilindedir. Farklı popülasyonlarda farklı egzersiz tiplerinin etkinlikleri ile ilgili çalışmalar mevcut olsa da, hipofiz adenomlu bireylerde egzersiz uygulaması içeren çalışmaların eksikliği gözlenmektedir. Bu eksiklikten yola çıkarak, bu çalışmada hipofiz adenomlu bireylerde aerobik eğitim ile birlikte uygulanan kuvvetlendirme eğitimi ve yoganın, biyokimyasal faktörler, fiziksel performans ve yaşam kalitesi üzerine olan etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Randomize çapraz geçişli olarak planlanan bu çalışmaya 10 Hipofiz adenomlu hasta dahil edildi. Hastalar randomize olarak, aerobik egzersizler ile birlikte kuvvetlendirme egzersizlerinin uygulandığı 1. grup (ortalama yaş 5213.50 yıl), yoganın uygulandığı 2. grup (ortalama yaş 41.8014.05 yıl) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Her bir grupta 6 haftalık egzersiz uygulamasının ardından 2 hafta ara verildi. Aranın ardından 2. gruba aerobik egzersizler ile kombine kuvvetlendirme egzersizleri, 1. gruba ise yoga uygulandı. Her iki egzersiz programının başında ve sonunda değerlendirmeler uygulandı. Biyokimyasal faktörler (IL6, IL1beta ve TNFalfa) Human ELISA kitleri ile, fiziksel performans Süreli Kalk Yürü Testi (SKYT) ile, yaşam kalitesi Beyin Kanserinin Fonksiyonel Değerlendirmesi (BKFTD) ile, uyku Pittsburg Uyku Kalitesi Indeksi (PUKI) ile, yorgunluk Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ile, seksüel fonksiyon Kadın Cinsel Fonksiyon Indeksi ve Uluslararası Cinsel İşlev Indeksi-5 (KCFI, IIEF-5) ile, anksiyete ve depresyon Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HAD) ile, kognitif düzey Montreal Kognitif Değerlendirme Ölçeği (MOCA) ile değerlendirildi. Çalışma sonunda, her iki egzersiz yaklaşımının da IL6, IL1beta ve TNFalfa düzeylerini değiştirmediği görüldü(p>0.05). Aerobik egzersizler ile kombine uygulanan kuvvetlendirme egzersiz eğitimi grubunda SKYT, HAD-anksiyete ve MOCA sonuçlarında gelişme görülürken (p<0.05); yoga eğitiminin uygulandığı grupta BKFTD ve MOCA sonuçlarında gelişme görüldü (p<0.05). Hipofiz adenomlu hastalarda aerobik egzersizler ile kombine kuvvetlendirme eğitimi ve yoganın biyokimyasal faktörler üzerine etkisinin olmadığı, fiziksel performans, yaşam kalitesi ve ilişkili semptomları azaltmada etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. Cerrahi ve medikal tedavi sonrası bir çok komorbidite ile yaşamaya mecbur kalan ve egzersiz açısından hedef kitle olarak görülmeyen bu popülasyonun fizyoterapist eşliğinde yapılan egzersizlerden bir çok fayda sağlayabileceği düşünülmektedir.

AdenomlarAerobikBiyokimyasal analiz+5
Esra Dülger
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Chalder yorgunluk ölçeği ve yorgunluğu çok boyutlu değerlendirme ölçeğinin inme hastalarında geçerlilik ve güvenilirliği

Çalışmanın amacı inme hastalarında yorgunluğu iki boyutuyla birlikte ele alıp fiziksel ve mental olarak inceleyen Chalder Yorgunluk Ölçeği (CYÖ) ve Yorgunluğu Çok Boyutlu Değerlendirme Ölçeği' nin (YÇBDÖ) inme hastalarında psikometrik özelliklerini incelemek ve bu hasta grubunda yorgunluğu etkileyen faktörleri araştırmaktı. Çalışmamıza ilk kez inme geçirmiş 18-80 yaş arası 80 inmeli birey dahil edildi. Her iki ölçeğin de test-tekrar test güvenirliği, iç tutarlılığı ve Cronbach alfa değerleri incelendi. Test-tekrar test uygulaması iki ölçek için de bir hafta arayla uygulandı. Geçerlilik için ölçeklerin Fugl Meyer Testi (FMT), Beck Depresyon Envanteri (BDE), İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (İÖYKÖ), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA), Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi (BGYAİ) ve İnme Etki Ölçeği (İEÖ) ile ilişkileri incelendi. CYÖ' nün ve YÇBDÖ' nün mükemmel seviyede test-tekrar test güvenirliğine sahip oldukları bulundu. Ölçeklerin iç tutarlılığı incelendiğinde ise CYÖ' nün kabul edilebilir, YÇBDÖ' nün ise şüpheli seviyede iç tutarlılığa sahip olduğu görüldü. Ölçeklerin birleşim geçerliliği YŞÖ ile incelendiğinde CYÖ' nün mükemmel, YÇBDÖ' nün ise iyi seviyede eş zamanlı geçerliliği olduğu bulunmuştur. Ölçeklerin birleşim geçerliliği kapsamında FMT, BDE, İÖYKÖ ve PUKİ, UFAA, BGYAİ ve İEÖ alt bölümleriyle ilişkisi incelendiğinde ölçeklerle önemsiz ile mükemmel arasında değişen derecelerde ilişkileri olduğu, her iki ölçeğin de birleşim geçerliliğinin olduğu belirlendi. Sonuç olarak CYÖ ve YÇBDÖ' nün inme hastalarında yorgunluğu çok boyutlu değerlendirmede kullanılabilecek güvenli ve geçerli ölçüm araçları olduğu tespit edildi. Ayrıca inme hastalarında yorgunluk ile yaş, cinsiyet ve iyileşme evresi arasında ilişki olduğu gözlenmiştir.

Güvenilirlik ve geçerlilikYorgunlukİnme
Fatih Güler
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İnterosepsiyon duyu ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması ve genç yetişkin bireylerde psikometrik özelliklerinin incelenmesi

Çalışmamızın amacı İnterosepsiyon Duyu Ölçeği'nin (İDÖ) Türkçe versiyonunun oluşturulması, güvenilirliğinin ve geçerliliğinin incelenmesi ve genç erişkinlerde interosepsiyonun duygu durumu, vücut farkındalığı ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya yaşları 20-40 (25.995.78) arasında değişen 349 (253 kadın, 96 erkek) kişiye dahil edildi. İDÖ'nün Türkçe versiyonu oluşturulduktan sonra test-tekrar test güvenirliği, iç tutarlılığı ve yapı geçerliği incelenmiştir. Yapılan analizlerde İDÖ'nün 3 alt boyuttan oluştuğu, iç tutarlılığının (Cronbach Alfa=0,920) mükemmel derece olduğu, test tekrar güvenilirliğin (ICC=0,77) iyi derecede olduğu belirlendi. Ölçeğin yapı geçerliliği hipotez testleri ile araştırılmış ve İDÖ ile Vücut Farkındalığı Anketi, Toronto Aleksitimi Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri arasında orta seviyede korelasyon (sırasıyla r-0,462; r=0,482; r=0,428, p<0,05), Anksiyete Duyarlılık İndeksi-3 arasında ise düşük-orta seviyede korelasyon (r=0,394 p<0,05) bulundu. Yapılan analizlerde cinsiyetin, ilişki durumunun, alkol ve sigara kullanımının interosepsiyonu etkilediği bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca interosepsiyon ve yaşam kalitesi arasında pozitif, orta seviyede korelasyon olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak İDÖ'nün interosepsiyonu değerlendirmede güvenilir ve geçerli bir anket olduğu, sağlıklı bireylerde cinsiyetin, ilişki durumunun, alkol ve sigara kullanımının interosepsiyonu etkilediği ve interosepsiyon ile yaşam kalitesi arasında korelasyon olduğu gösterilmiştir. Türkçe literatüre interosepsiyonu kapsamlı değerlendirebilecek bir ölçek kazandırılmıştır.

DuygudurumFizik tedaviGenç yetişkinler+7
Engin Çağlar
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Erken dönem Multipl Skleroz hastalarında alt ekstremite reaksiyon zamanının araştırılması ve yürüyüş üzerine etkisinin belirlenmesi

Erken dönem Multipl Skleroz (MS) hastalarında alt ekstremite reaksiyon zamanını ve yürüyüş üzerine etkisini araştırmak amacıyla planlanan bu çalışmaya; Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (EDSS) puanı 0-3 olan, 20-50 yaş arasında 28 kesin MS tanılı birey katıldı. MS'li bireyler kendi arasında EDSS puanına göre 0-1,5 arasında olanlar Grup I, EDSS 2-3 arasında olanlar Grup II olacak şekilde iki gruba ayrıldı. Bu bireylere yaş ve cinsiyet bakımından benzer özellikte; 20 sağlıklı kontrol Grup III olarak çalışmaya dâhil edildi. Reaksiyon zamanı, programlanabilir bir mikro-denetleyici kullanılarak oluşturduğumuz düzenekte, yüzeyel elektromiyografi (EMG) kayıtları ile değerlendirildi. Reaksiyon zamanı ile ilgili incelediğimiz veriler; ortalama reaksiyon zamanı, reaksiyon zamanı değişkenliği, öğrenme etkisi, minimum ve maksimum reaksiyon zamanı, minimum-maksimum reaksiyon zamanı farkı ve hatalı yanıt sayısıdır. Yürüyüşün klinik değerlendirmelerinde, 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT) ve Süreli Kalk Yürü Testi (SKYT) kullanıldı. Yürüyüşün zaman-mesafe karakteristiklerini ve yürüyüşü başlatmayı değerlendirmek için GAITRite bilgisayarlı yürüyüş analiz sistemi kullanıldı. Yürüyüşü başlatma için incelenen yürüyüş parametreleri; ilk adım uzunluğu, ikinci adım uzunluğu, adım genişliği, ilk adım süresi, ikinci adım süresi ve ilk çift destektir. Gruplar arası karşılaştırmalarda; reaksiyon zamanı, yürüyüş (6DYT, SKYT, spatio-temporal parametreler) sonuçları açısından üç grup arasında fark bulunmazken (p>0,016), yürüyüşü başlatma sırasındaki spatiotemporal parametrelerin değişkenliğinden ilk çift destek değişkenliğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p<0,016). Farkın nerden kaynaklandığı incelendiğinde, hem Grup I ve Grup II arasında hem de Grup II ve Grup III arasında Grup II'den kaynaklanan fark olduğu görüldü (p<0,05). İlişki analizlerine bakıldığında, Grup I'de reaksiyon zamanı değişkenliği (RZD) ile yürüyüşün zaman karakteristiklerinden sağ sallanma fazı ve sağ duruş fazı arasında orta düzey bir ilişki (rho = 0,59 rho = -0,59 sırasıyla) bulunurken, Grup II'de ise RZD ile yürüyüşün mesafe karakteristiklerinden sol adım genişliği ve sağ adım genişliği arasında ilişki (rho=0,62 rho=0,56 sırasıyla) bulundu. Yürüyüşü başlatma parametrelerinde ise Grup II'de ilk çift destek değişkenliği ile RZD arasında ilişki bulundu (rho=0,52). Reaksiyon zamanının fonksiyonel etkilenimi olmayan ve minimal fonksiyonel etkilenimi olan MS hastalarında ve sağlıklılarda benzer bulunması, erken dönemde başlayan reaksiyon zamanındaki artışların ancak daha yüksek özürlülük düzeylerinde anlamlılığa ulaşacağını düşündürmektedir. Fonksiyonel kaybı olmayan MS hastalarında bile yürüyüşün zamansal parametreleri ile ilişkili bulunması; reaksiyon zamanını geliştirecek uygulamaların yürüyüş üzerine olumlu etkileri olabileceğini desteklemektedir. Daha uzamış ve daha değişken reaksiyon zamanı; yürüyüşte spatiotemporal bozukluklar ve yürüyüşü başlatmadaki artmış değişkenliğin altında yatan nörofizyolojik mekanizmalardan biri olabilir.

Multipl sklerozReaksiyon zamanıYürüyüş+1
Mukaddes Betül Reyhan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Glittre Günlük Yaşam Aktiviteleri Testi'nin Multipl Skleroz Hastalarında Güvenirlik ve Geçerlik Çalışması

Bu çalışma Multipl Sklerozlu (MS) bireylerde Glittre Günlük Yaşam Aktiviteleri (GYA) Testi'nin güvenirlik ve geçerliğinin araştırılması amacıyla planlandı. Çalışmaya Relapsing Remiting MS (RRMS) tipinde, Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği'nden (EDDS) 4 ve 4'ün altında puan alan 25 MS hastası ve 26 sağlıklı katılımcı olmak üzere toplam 51 olgu dahil edildi. Glittre GYA Testi'nin kriter geçerliği için 6 dakika yürüme testi (6DYT) ile korelasyonuna bakıldı. Glittre GYA Testi'ni tamamlama süresi ile 6DYT'de katedilen mesafe arasında negatif yönde ve çok iyi derecede anlamlı korelasyon saptandı (r=-0,710, p<0,001). Bilinen grup geçerliği için hasta ve kontrol grupları karşılaştırıldı. İki grup arasında fark saptandı (p=0,001). Glittre GYA Testi'nin güvenirliğinin belirlenmesinde test-tekrar test yöntemi kullanıldı. Sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) ile gözlemci içi güvenirlik değerlendirildi. 3-6 gün ara ile gerçekleştirilen Glittre GYA Testi sonuçlarının korelasyonu (r=0,918, p<0,001) ve ICC katsayısı (r=0,941, p<0,001) oldukça yüksekti. Çalışma grubunda Glittre GYA Testi ile nörolojik bozukluk seviyesinin değerlendirilmesi amacıyla kullanılan Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği (r=0,836, p<0,001), günlük yaşam aktivitelerinin değerlendirilmesi amacıyla kullanılan Nottingham Genişletilmiş Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi (r=-0,841 p<0,001) ve dengenin değerlendirilmesi amacıyla kullanılan Mini Denge Değerlendirme Sistemler Testi (r=-0,792, p<0,001) arasında mükemmel derecede, alt ekstremite kas kuvvetinin değerlendirilmesi amacıyla kullanılan 5 kere oturup kalkma testi arasında çok iyi derecede (r=0,720, p<0,001), yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amacıyla kullanılan Multipl Skleroz Yaşam Kalitesi 54 ölçeğinin fiziksel sağlık alt başlığı arasında orta derecede korelasyon saptandı (r=-0,591, p=0,002). Glittre GYA Testi ile Multipl Skleroz Yaşam Kalitesi 54 ölçeğinin mental sağlık alt başlığı (r=-0,353, p=0,083) ve Yorgunluk Şiddet Ölçeği arasında korelasyon saptanmadı (r=0,348, p=0,096). Çalışmamızın sonunda Glittre GYA Testi'nin RRMS tipinde ve EDSS'de 4 ve 4'ün altında puan alan MS hastalarında fonksiyonel egzersiz kapasitesinin değerlendirilmesinde, güvenilir ve geçerli bir ölçüm aracı olduğu ve günlük yaşam aktivitelerindeki performansı yansıtabildiği sonucuna varıldı.

EgzersizGünlük yaşam aktiviteleriGüvenilirlik ve geçerlilik+2
Gözde Kaya
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Nörojenik disfajili hastalarda baş ve boyun propriyosepsiyonu ile disfaji şiddeti arasındaki ilişkinin incelenmesi.

Bu çalışmanın amacı, nörojenik disfajili hastalarda baş ve boyun propriyosepsiyonun disfaji şiddeti ile ilişkisini incelemektir. Çalışmaya 26 nörolojik tanılı hasta dahil edildi. Hastaların disfaji şiddeti Modifiye Baryum Yutma Çalışması sonucuna göre puanlanan Penetrasyon Aspirasyon Skalası (PAS)'na göre belirlendi. Hastalar PAS'a göre disfajisi olan (n=15) ve olmayan (n= 11) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastaların boyun normal eklem hareketi (NEH) ve kas kuvveti ölçümü yapıldı. Servikal bölge propriyosepsiyon ölçümü hastaların kafasına yerleştirilen laser işaretleyici ile yapıldı ve orta hedeften sapma miktarı santimetre cinsinden not edildi. Baş ve boyun farkındalığını belirlemek için Fremantle boyun farkındalık anketi kullanıldı. Gruplar arasında cinsiyet, yaş, boy, kilo, tanı, boyun NEH açıklığı ve kas kuvveti açısından fark yoktu (p>0,05). Disfaji şiddeti ile boyun fleksiyon, ekstansiyon ve sol rotasyon propriyosepsiyon ölçüm sonuçları arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki bulundu (sırasıyla, r=0,48, p=0,01; r=0,58, p=0,002; r=0,42, p=0,02). Gruplar arasında boyun fleksiyon, ekstansiyon ve sol rotasyon propriyosepsiyon ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0,05). Disfaji şiddeti ile boyun farkındalığı arasında ilişki tespit edilmedi (p=0,72). Gruplar boyun farkındalığı açısından benzer bulundu (p=0,65). Sonuç olarak; nörojenik disfajili hastalarda baş ve boyun propriyosepsiyon etkileniminin olduğu ve disfaji yönetiminde baş ve boyun propriyosepsiyonun göz önünde bulundurulması gerektiği düşünüldü.

AnketlerBoyunFarkındalık+5
Mahmut Sevim
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Servikal disk hernili bireylerde kassal enduransın ağrı, boyun farkındalığı ve kinezyofobi ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışma servikal disk hernili bireylerde servikal, gövde, üst ekstremite ve skapular bölge kassal enduransının ağrı, boyun farkındalığı ve kinezyofobi ile ilişkisini araştırmak amacıyla planlandı. Bu amaçla çalışmaya 18-65 yaş arasında, istirahat boyun ağrısı Görsel Analog Skalası'na (GAS) göre 2 ve üzeri olan, servikal disk hernisi tanısı almış 36 birey dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri kaydedilerek, kas iskelet sistemi değerlendirmeleri yapıldı. Bireylerin servikal, skapular bölge, üst ekstremite ve gövdede bulunan 9 kas/kas grubuna yönelik endurans testleri uygulandı. Ağrı şiddeti dinlenme, gece ve aktivite sırasında GAS ve Boyun Özür Anketi (BÖA), boyun farkındalığı Fremantle Boyun Farkındalık Anketi (FreBFA) ve Servikal Eklem Pozisyon Hissi Hata Testi (SEPHHT), vücut farkındalığı Vücut Farkındalık Anketi (VFA), hareket korkusu ise Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ile değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin yaş ortalaması 41,58±11,25 olarak bulundu. Bireylerin dinlenme ve aktivite GAS değerleri ve BÖA skorları ile servikal bölge, skapular bölge, üst ekstremite ve gövdede değerlendirilen belirli kasların enduransı arasında negatif yönde, zayıf-orta kuvvette istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). Boyun farkındalığı değerlendirmelerinden SEPHHT ve FreBFA skorları ile servikal fleksör, gövde fleksör ve ekstansör, skapular bölge ve üst ekstremite kaslarının enduransı arasında negatif yönde, zayıf-orta kuvvette ilişkiler tespit edildi (p<0,05). Çalışma kapsamında değerlendirilen kasların enduransı ile TKÖ ve VFA skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olmadığı belirlendi (p>0,05). Çalışma sonuçları; servikal disk hernili bireylerde boyun ağrısı ve boyun özür düzeyinin artması, boyun farkındalığının azalması gibi sorunlarla baş edilmesinde servikal bölge kaslarının yanı sıra üst ekstremite, skapular bölge ve gövde kaslarının enduransının da önemli rol oynadığını göstermektedir.

AğrıFarkındalıkHareket korkusu+5
Tuğba Dere
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Nörojenik disfajili hastalarda disfaji şiddeti ile derin servikal fleksör kas kuvveti ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma; nörojenik disfajili hastalarda disfaji şiddeti ile derin servikal fleksör (DSF) kas kuvveti ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya yaş ortalaması 53,05±10,27 yıl olan nörolojik hastalık tanısına sahip 21 hasta dahil edildi. Demografik bilgileri alınan hastalar yutma fonksiyonu, postür, DSF kas kuvvet ve enduransı ve fonksiyonel bağımsızlık açısından değerlendirildi. Disfaji şiddeti için Modifiye Baryum Yutma Çalışması sonucuna göre puanlanan Penetrasyon Aspirasyon Skalası sonuçları kullanıldı. Postür değerlendirmesinde New York Postür Skalası ve baş anterior tilt ölçümü, DSF kas kuvveti değerlendirmesinde kranio servikal fleksiyon testi, DSF endurans değerlendirmesinde kranio servikal endurans testi, fonksiyonel bağımsızlık düzeyi değerlendirmesinde zamanlı kalk ve yürü testi (TUG) ve fonksiyonel bağımsızlık ölçeği (FIM) kullanıldı. Disfaji şiddeti ile New York Postür Skalası ve baş anterior tilti arasında ilişki bulunmadı (p>0,05). Disfaji şiddeti ile DSF aktivasyon puanı ve performans indeksi arasında orta düzeyde ilişki olduğu belirlendi (r=-0,57, p=0,01; r=-0,54, p=0,01; sırasıyla). Disfaji şiddeti ile DSF enduransı arasında ilişki bulunmadı (p= 0,30). Disfaji şiddeti ile TUG ve FIM bilişsel puanları arasında ilişki bulunmazken (p>0,05), FIM toplam ve motor puanları arasında orta düzeyde ilişki bulundu (r=-0,61, p=0,00; r=-0,57, p=0,01; sırasıyla). Sonuç olarak; nörojenik disfajili hastalarda disfaji şiddeti ile DSF kas kuvveti ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri arasında ilişki olduğu saptandı. Çalışmadan elde edilen bulgular doğrultusunda nörojenik disfajisi olan hastalarda DSF kas kuvveti ve fonksiyonel bağımsızlığın göz önüne bulundurulması gereken faktörler olduğu, nörojenik disfaji değerlendirme ve tedavisinde bütüncül bir yaklaşım izlenmesi gerektiği sonuçlarına varıldı.

Boyun kaslarıDuruşFonksiyonel yetkinlik+3
Sena Nur Begen
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastalarında alt ve üst ekstremite becerilerinin çift görev ile değişiminin incelenmesi

Bu çalışma farklı evrelerdeki Parkinson hastalarının çift görev sırasındaki alt ve üst ekstremite becerilerini tek görev sırasındaki alt ve üst ekstremite becerileriyle karşılaştırmak ve farklı evrelerdeki Parkinson hastalarında alt ve üst ekstremite becerilerine çift görev etkisini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA)'dan 21 ve üzeri puan alan, 62-68 yaş aralığında Modifiye Hoehn& Yahr Evreleme Ölçeğine (MH&Y) göre evre 1-2 (hafif evre) de yer alan 15, 64-72 yaş aralığında MH&Y göre evre 2,5-3 (orta evre) de yer alan 15 Parkinson hastası ve aynı yaş aralığında 15 sağlıklı birey dahil edildi. Hastaların demografik bilgileri kaydedildi ve değerlendirmeler hastalar "on" döneminde iken yapıldı. Çalışmada yürüme hızı 10 Metre Yürüme Testi (10MYT), fonksiyonel mobilite yeteneği Süreli Kalk Yürü Testi (SKYT) ile, el becerisi Purdue Pegboard Test (PPT) ile değerlendirildi. Bu değerlendirmeler tek görev ve çift görev sırasında yapıldı. Yaşam kalitesi Parkinson hastaları için Parkinson Hastalığı Anketi-8 (PHA-8), sağlıklı kontrol grupta ise Nottingham Sağlık Profili (NSP) kullanılarak değerlendirildi. Çalışmada Parkinson hastalarında çift görevin alt ve üst ekstremite becerilerine olumsuz etkisi olduğu, bu etkinin üst ekstremitede alt ekstremiteye göre daha erken başladığı ve daha fazla olduğu belirlendi (p<0.05). Ayrıca Parkinson hastalarının yaşam kalitelerinin erken evreden itibaren etkilendiği ve çift görev ile ilişkili olduğu bulundu (10MYT; rho=0.492, p=0.006), SKYT; rho=0.672, p<0.001, PPT; rho=-0.682, p<0.01). Parkinson'da erken evrede başlayan üst ekstremite becerilerindeki çift görev etkilenimi, tedavi programlarında üst ekstremiteye yönelik çalışmaların erken başlatılması gerekliliğini ortaya koymuş ve tedavinin başarısını ve hastaların yaşam kalitesini arttıracağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Parkinson, çift görev, denge, yürüme, el becerisi, yaşam kalitesi

Alt ekstremiteDengeEl+7
Elvan Özcan Gülşen
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Chiari malformasyonu tip 1'li hastalarda farklı egzersiz programlarının etkilerinin incelenmesi

Bu çalışma Chiari Malformasyonu Tip 1'li (CM Tip 1) hastalarda Semptomlara Yönelik Egzersiz (SYE) ve Servikal Spinal Stabilizasyon Egzersiz (SSSE) programlarının ağrı, propriyosepsiyon, denge, koordinasyon, yutma fonksiyonları, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesine etkilerini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya CM Tip 1 tanısı almış ve cerrahi endikasyonu bulunmayan 16 hasta dahil edildi. Hastalar CM Tip 1'de "küçük posteriyor fossa" ve "atlantoaksiyal instabilite" teorilerinin temellerine göre "SYE Grubu" (n=8) ve "SSSE Grubu" (n=8) olmak üzere iki farklı egzersiz grubuna ayrıldı. Her iki egzersiz grubundaki hastalara, haftada 3 gün ve toplam 6 hafta SYE veya SSSE programları uygulandı. Tüm değerlendirmeler, hastalar egzersiz programlarına başlamadan hemen önce ve 6 haftalık egzersiz programı sonrasında olmak üzere toplam 2 defa yapıldı. Çalışma sonuçlarında, her iki egzersiz grubundaki CM Tip 1'li hastaların ağrıları azalırken, propriyosepsiyon duyuları, dengeleri ve yaşam kalitelerinin arttığı belirlendi (p<0,05). CM Tip 1'li hastaların koordinasyonları yalnızca SYE grubunda gelişirken (p<0,05), SSSE grubunda değişiklik görülmedi (p>0,05). Diğer yandan, CM Tip 1'li hastaların postürleri yalnızca SSSE grubunda düzeldi (p<0,05). CM Tip 1'li hastaların, yutma fonksiyonları ve günlük yaşam aktivitelerinde ise her iki egzersiz programıyla da değişiklik olmadı (p>0,05). Bu bulgular, cerrahi endikasyonları olmayan CM Tip 1'li hastalara özgü egzersiz programlarının, rutin kontrollerine ve medikal tedavilerine yardımcı bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceğini gösterdi. Sonuç olarak; çalışmamızda cerrahi endikasyonu olmayan rutin kontrollerle takip edilen CM Tip 1 hastalarının, medikal tedavilerine ek olarak uyguladığımız, farklı teoriler temelinde oluşturulan her iki egzersiz programından da fayda gördüğü ve hastaların bulgularına göre egzersiz programına ilaveler yapılabilmesinin yaralı olabileceği düşünüldü. Bununla birlikte bu faydaların uzun dönemdeki etkilerinin belirlenebilmesi için egzersiz programı sonrası takip çalışmalarına ihtiyaç olduğu sonucuna varıldı.

Arnold-Chiari malformasyonuAğrıEgzersiz+4
Ceyhun Türkmen
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Donma fenomeni olan ve olmayan Parkinson hastalarında vücut imajının denge ve yürüyüş üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma donma fenomeni olan ve olmayan Parkinson hastalarında vücut imajı algısının denge ve yürüyüş üzerine etkisini incelemek üzere yapıldı. Bu amaçla çalışmaya Modifiye Hoehn&Yahr evreleme ölçeğine göre evre 2,5-3 arasında olan 17 donması olan (Grup I), 15 donması olmayan Parkinson hastası (Grup II) ve Parkinson hasta gruplarına yaş ve cinsiyet bakımından benzer 15 sağlıklı birey (Grup III) dahil edildi. Vücut imajı algısı, Subjektif Vizüel Vertikal (SVV), Subjektif Postüral Vertikal (SPV), Subjektif Haptik Vertikal (SHV) testleri, Vücut Farkındalığı Anketi (VFA) ve proprioseptif duyunun (boyun, gövde, diz, ayak bileği propriosepsiyonu) incelenmesi ile değerlendirildi. Dengenin değerlendirilmesi için, tandem duruş testi (TDT), Zamanlı Kalk Yürü Test (ZKYT), Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ve Bilgisayarlı Dinamik Postürografi (BDP) kullanıldı. Yürüyüş ise 10 MYürüme Testi (10MYT) ve GaitRite ile değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda, grup I ve grup II'nin tüm vücut imajı değişkenlerinin grup III'ten farklı olduğu görüldü. Grup I ve grup II'nin VFA, SPV, SPV Sol 300 ve SHV değerlerinin birbirlerinden farklı olduğu belirlendi (p<0,017). Hasta gruplarının tüm denge değişkenleri bakımından grup III'ten farklı olduğu, grup I ve grup II'nin ise yalnızca FUT değeri açısından değişiklik gösterdiği bulundu (p<0,017). Yürüyüş değişkenleri incelendiğinde mesafe karakteristikleri ve sağ adım süresi dışındaki zaman karakteristikleri bakımından grup I ve II'nin grup III'ten farklı olduğu belirlendi (p<0,05). Grup I ve grup II karşılaştırıldığında ise mesafe karakteristikleri bakımından gruplar arasında fark olmadığı, zaman karakteristikleri bakımından ise sadece sağ yürüyüş döngü süresi bakımından fark olduğu görüldü. Benzer olarak yürüyüşü değerlendirmek için kullanılan 10MYT sonuçları incelendiğinde sağlıklı kontrollerle hasta grupları arasında fark olduğu, hasta gruplarının kendi aralarında yapılan karşılaştırılmalarında ise fark olmadığı görüldü (p<0,017). Denge ve vücut imajı parametreleri arasındaki ilişki incelendiğinde grup I'de). ZKYT ile VFA ve diz propriosepsiyonu arasında; TDT ile gövde propriosepsiyonu ve SVV arasında; birleşik denge puanı ile SPV sağ 30 ve gövde propriosepsiyonu arasında; FUT ile SHV sol 45ve gövde propriosepsiyonu arasında ilişki olduğu belirlendi. Grup II'de ise TDT ile gövde propriosepsiyonu; birleşik denge puanı ile SPV sağ 30; FUT ile SHV 45 arasında; ZYKT ile SPV arasında ilişki olduğu bulunmuştur. Yürüyüşün zaman karakteristikleri ve vücut imajı algısı arasındaki ilişki incelendiğinde grup II'de herhangi bir ilişki bulunmazken, grup I'de ayak-bileği propriosepsiyonunun adım süresi hariç yürüyüşün tüm zamansal parametreleri ile ilişkisi saptanmıştır. Ayrıca SPV 00'in yürüyüş döngüsü ve kadans ile, VFA'nın sağ ve sol sallanma, duruş fazları ve yürüyüş hızı ile ilişkisi bulunmuştur (p<0,05). Yürüyüşün mesafe karakteristikleri incelendiğinde ise grup I'de VFA'nın tüm mesafe parametreleri ile, diz propriosepsiyonunun sağ ve sol adım uzunluğu ve çift adım uzunluğu ile ilişkili olduğu belirlenmiştir (p<0.005). Grup II'de ise yalnızca diz propriosepsiyonu ile sağ-sol çift adım uzunluğu arasında ilişki saptanmıştır (p<0,05). Parkinson hastalarının gruplara ayrılmadan yapılan korelasyon analizine göre VFA ile FUT; SVV ile ZKYT, somatosensorial ve tercih puanları hariç diğer denge değişkenlerinin; SPV'nin TDT, ZKYT, birleşik denge puanı ve vestibüler duyu puanı ile; SHV'nin tercih puanı ile; boyun ve gövde propriosepsiyonunun ise TDT, FUT, ve birleşik denge puanı ile ilişkili olduğu bulunmuştur (p<0,05). Yürüyüşün mesafe karakteristikleri bakımından fark olmadığı bulunmuşken zamansal karakteristiklerinden adım süresi ve yürüyüş döngü süresinin SVV ve SPV ile körele olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak grup I ve grup II'de SVV sapma değerlerinin benzer bulunup, SHV ve SPV sapma değerlerinin farklı bulunması, donma fenomeninin vestibüler ve vizüel duyunun entegrasyonundaki bozukluktan ziyade vestibüler ve proprioseptif duyunun entegrasyonunundaki bozukluktan kaynaklandığını düşündürmektedir. Buna rağmen grup I ve grup II arasında proprioseptif duyu değerlendirmelerinin benzer olması, donmanın izole olarak proprioseptif duyu bozukluğundan değil vestibüler duyu ile entegrasyonundaki bozukluktan kaynaklandığını desteklemektedir. Aynı zamanda gövde propriosepsiyonu ve SVV'nin donma fenomeni olan grupta denge üzerine ayırıcı bir etki oluşturduğu görülürken, ayak-bileği propriosepsiyonu, SPV ve VFA'nın yürüyüşün hızı ile ilgili parametrelerde, diz propriosepsiyonunun ve VFA'nın ise mesafe ile ilgili parametrelerde etkili olduğu dikkat çekmektedir. Çalışmamız, donma fenomeni olan hastalarda proprioseptif ve vestibüler ağırlıklı çoklu duyusal entegrasyon ve vücut imajı algısı ile ilgili eğitimlerin denge ve yürüyüş üzerinde yararlı sonuçlar açığa çıkaracağını desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Parkinson Hastalığı, Donma Fenomeni, Vücut imajı, Vertikalite, Denge, Yürüyüş

Beden imajıDengeParkinson hastalığı+3
Ayşegül Usta
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Akut inme hastalarında fonksiyonel seviye ve motor imgeleme yeteneği arasındaki ilişkinin incelenmesi

Çalışmanın amacı Kinestetik ve Görsel İmgeleme Anketi'nin (KGİA), akut inme hastalarında geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması ve fonksiyonel seviye ile motor imgeleme yeteneği arasındaki ilişkinin incelenmesiydi. Çalışma iki aşamada gerçekleştirildi. İlk aşamada KGİA'nın güvenirliği ve karşılaştırıcı ölçümler (mental kronometri (MK), Barthel İndeksi (Bİ), İz Sürme Testi (İST), gövde vertikalliği, Motor Değerlendirme Ölçeği (MDÖ)) ile birleşim geçerliği araştırıldı. İkinci aşamada ise bireylerin fonksiyonel seviyeleri ve imgeleme yetenekleri arasındaki ilişki incelendi. Çalışmaya 50-75 yaş aralığındaki (ortalama±standart sapma=62,34±8,74) 50 akut inme hastası dahil edildi. KGİA'nın akut inme hastalarında test-tekrar test güvenirliği, iç tutarlılığı ve yapı geçerliği araştırıldı. Test oturumu her bir birey için inme sonrası 3. günde, tekrar test oturumu ise inme sonrası 7. günde 31 bireyde gerçekleştirildi. Anketin görsel alt bölümünü için iyi, kinestetik alt bölümü için orta ve geneli için ise iyi seviyede test-tekrar test güvenirliğe sahip olduğu bulundu (sırasıyla sınıf içi korelasyon katsayısı değerleri: 0,88; 0,62; 0,84). Anketin görsel alt bölümünün, kinestetik alt bölümünün ve genelinin mükemmel seviyede iç tutarlılığa sahip olduğu bulundu (sırasıyla Cronbach alfa değerleri: 0,961; 0,905; 0,953). Birleşim geçerliği incelendiğinde anketin genelinin MK oranı ile düşük orta seviyede (rho=-0,3, p=0,008), Bİ ile düşük-orta seviyede (rho=0,37, p=0,008) ve İST ile düşük-orta seviyede (rho=-0,30, p=0,03), MDÖ ile düşük-orta seviyede (rho=0,31, p=0,04) ilişkili olduğu gösterildi. Gövde vertikalliğinin ise anketin sadece görsel alt bölümüyle ilişkili olduğu bulundu (rho=0,30, p=0,03). İkinci aşama olan fonksiyonel seviye ve motor imgeleme yeteneği arasındaki ilişki incelendiğinde MDÖ ve imgelemenin canlılık boyutunu değerlendiren KGİA arasında düşük-orta seviyede ilişki bulundu (rho=0,31, p=0,04). MDÖ ve imgelemenin zamansal boyutunu değerlendiren MK oranı arasında (rho=0,02, p=0,88) ise ilişki bulunamadı. Sonuç olarak KGİA, akut inme hastalarında motor imgeleme yeteneğini değerlendirmek için güvenilir ve geçerli bir ölçüm aracıdır. Akut inme hastalarında fonksiyonel seviye ve motor imgelemenin canlılığı arasında ilişki varken zamansal boyutu arasında ilişki bulunamamıştır. Çalışmalarda motor imgeleme farklı boyutlarıyla değerlendirilmelidir.

Zihinsel imgelemeİmgelemeİnme
Ece Candur
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00