Hacettepe University
Institute

Institute of Graduate Studies in Social Sciences

Hacettepe University

388

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
DoctorateOpen AccessTR

II. Abdülhamid Döneminde Osmanlı İstihbarat Ağı (1876-1909)

Osmanlı İmparatorluğu'nun istihbarat toplama faaliyetleri ve bu faaliyetlerin karar alma sürecine etkisi Osmanlı tarihinin en az anlaşılmış konularından biridir. Bilhassa, Osmanlıların Avrupa hakkındaki sözde bilgisizliği, Avrupa siyasetini yeterince takip edip kavrayamamış oldukları ve dış politika tercihlerinin hatalı olduğu yönündeki önyargılı ve kesin genellemeler, istihbarat çalışmalarıyla ilgili literatürün zayıflığından nemalanmaktadır. Oysa Osmanlı İmparatorluğu kuruluşuyla birlikte mevcut durumu, çevresindeki tehditleri ve düşmanları hakkında bilgi sahibi olmak amacıyla istihbarat faaliyetlerine özel önem vermiştir. Bu konuda Osmanlıların, imparatorluğun diğer bazı uygulamalarında olduğu gibi Ortaçağ İslam devletlerinin ve onların halefi olan Selçukluların örneğini takip ettikleri söylenebilir. Osmanlı idarecileri gerek ülkede dirliğin ve düzenin korunmasında, gerekse hasım/rakip devletlerin istihbarat çalışmalarına karşı konulmasında istihbarat faaliyetlerini ve mekanizmalarını her zaman aktif tutmak istemişlerdir. Dünyadaki diğer örneklerinde görüldüğü gibi haber toplama yöntemleri ve bilginin işlenişi, bunun için mekanizmaların kurulması belirli bir süreç ve tecrübe gerektirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nda XX. yüzyıl başlarına kadar günümüz standartlarında bir istihbarat yapılanması mevcut olmamakla birlikte, istihbarat faaliyetlerine özel önem verildiği ve bu faaliyetlerden aktif olarak yararlanıldığı gözlemlenmektedir. Bu çalışmada II. Abdülhamid dönemi Osmanlı istihbarat ağının yapısı ve işlerliği ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Nihai hedefimiz, değişen iç ve dış konjonktürün etkisiyle imparatorluğun çok kritik bir safhaya girdiği II. Abdülhamid döneminde, dönemin yönetici elitinin ve bilhassa II. Abdülhamid'in büyük önem verdiği istihbarat ağının, gerek iç politikada "Yıldız Sarayı" özelinde devletin otoritesinin korunmasında, gerekse dış politikada imparatorluğun politikalarına yön vermede temel araçlardan biri olarak nasıl kullanıldığını, bu ağın yapısal ve işlevsel yönünü ön planda tutarak ortaya koymaktır. Ayrıca bu çalışmada Osmanlıların istihbarat sağlamak amacıyla kullandıkları kanal ve stratejiler II. Abdülhamid dönemi özelinde irdelenmiş, sadece Osmanlı merkezî istihbaratı değil, vilayetlerdeki ve sınırlar ötesindeki istihbarat ağı da incelenmiştir.

Abdülhamid IICasuslukOsmanlı Devleti+2
Emre Gör
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Aristoteles ve Kant etiğinde erdem kavramı

Bu çalışmada, Aristoteles ve Kant'ın etik anlayışları bağlamında, insanın hayatını iyi ve doğru yaşamasında önemli bir yere sahip olduğu için felsefede ve özellikle felsefenin bir disiplini olan etik alanında geniş bir yer tutan erdem kavramı ele alınmaktadır. Dolayısıyla insan ve eylemlerinin araştırıldığı etik alanında evrensel (genel – geçer) bilgiler ortaya koymaya çalışan Aristoteles ile Kant'ın erdem görüşleri karşılaştırılarak aralarındaki farklar ve benzerlikler gösterilmektedir. Böylece tüm çalışma boyunca, bu iki büyük düşünürün genel olarak etik anlayışları ışığında erdem görüşlerine ayrıntılı bir biçimde yer verilerek erdem kavramının yeri ve önemi belirlenmeye çalışılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmanın birinci bölümünde, Aristoteles etiğinin temel belirleyicileri olan iyi, mutluluk ve erdem kavramları açıklanarak Aristoteles'in erdem ve erdemler hakkındaki görüşleri ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Kant etiğinde, erdem kavramının nasıl tanımlandığını ve konumlandırıldığını göstermek için öncelikle erdem ve "ahlak yasası" arasındaki ilişki ortaya konulmaya ve daha sonra erdemin, (en üstün/yüksek) iyi ve mutluluk kavramlarıyla bağlantısı gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu perspektife paralel olarak üçüncü bölümde, Kant'ın "erdem öğretisi sistemi" açıklanarak erdem ödevlerinin bu sistemdeki yeri ve insan yaşamındaki önemi gösterilmektedir. Çalışmanın dördüncü bölümünde, Aristoteles ve Kant'ın erdem anlayışları karşılaştırılarak ortaya çıkan benzerlikler ve farklılıklar ele alınmakta ve Kant'ın, Aristoteles'in "orta olma" ilkesine yönelik eleştirisi eleştirel bir yaklaşımla değerlendirilmektedir. Sonuç olarak, her ne kadar Kant etiğine genel olarak bakıldığında erdem kavramının ön planda olmadığı görülse de erdemin, Aristoteles etiğinde olduğu gibi, Kant etiğinde de vazgeçilmez bir öneme sahip olduğunu söylemek yerinde olsa gerek.

AristotelesErdemEtik+2
Rahime Çetin
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

1980 sonrası Türk tiyatrosunda parodi

Bu çalışmada, parodiye dair kuramsal bir çerçeve oluşturmak ve 1980 sonrası Türk tiyatrosunda parodinin kullanım biçimlerini ve nedenlerini belirlemek amaçlanmıştır. Yirminci yüzyılın özellikle metne ve okura odaklanan teorik düzlemi ile birlikte parodi üzerine yapılan çalışmalar, biçimsel, tematik ve işlevsel anlamda çeşitlilik göstermektedir. Çalışma, bu farklı bakış açılarını göstermek adına parodiyi kuramsal başlıklar altında tanımlar ve sınıflandırır. Parodinin alt metninin neler olabileceğine ve dönüştürülen hedef metne karşı belirlenen tutuma göre farklı parodi türleri belirler. Her dönemin, farklı edebi, kültürel, sosyal ve ideolojik özelliklerinin olması, parodi tanımlamalarına ilişkin farklılığın sebebi olarak görülür. Parodiye ait sınıflandırmalar ne kadar çeşitlilik gösterirse göstersin bu tekniğin metinlerarası çalışmaları güçlendirdiği ve bu çalışmalara farklı bakış açıları getirdiği savunulur. Çalışma özellikle yazınsal türlerin ve söylemlerin çok katmanlı bir düzlemde sorgulama alanı bulduğu postmodern dönemi kapsamaktadır. Bu doğrultuda seksen sonrası Türk tiyatrosundan metinler seçilir. Özellikle bu dönemde oluşturulan parodi metinlerin, bir metne ya da türe hizmet etmesinin ötesinde, dönemlere ait farklılık gösteren baskın söylemleri dile getirmeyi amaçladığı görülür.

1980 sonrasıParodiTiyatro+1
Emine Aslan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet bağlamında şehit eşlerinin yaşam deneyimleri

Bu çalışma şehit eşlerinin yaşam deneyimlerini ve bu deneyimlerin toplumsal cinsiyet bağlamında nasıl şekillendiğini anlamak amacıyla yapılmıştır. Araştırmada şehit eşlerinin eş kaybı, yalnız kadınlık, şehit eşi olmanın getirdiği ayrıcalık ve baskılar ile haklar ve hizmetlere ilişkin deneyimleri ele alınmıştır. Araştırmanın metodolojisi feminist nitel araştırmadır. Araştırma kapsamında Ankara'da ikamet eden, eşleri askerlik görevi sırasında terörle mücadele operasyonları veya terör eylemleri sonucu şehit olmuş 21 şehit eşi ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerde şehit eşleri ile birlikte oluşturulan veriler MAXQDA 12 Analytics Pro yazılımı yardımıyla tematik olarak analiz edilmiştir. Yapılan analiz Türkiye'nin militarist ataerkil toplumsal cinsiyet rejiminin şehit eşlerini sosyal olarak inşa ettiği şehitlik kavramına dayalı bir sosyal konuma yerleştirdiğini ve bu konumun şehit eşlerinin hem anlam dünyalarını hem de yaşam deneyimlerini şekillendirdiğini göstermiştir. Şehit eşlerinin bu sosyal konumu itibar, özgürlük, güç ve ayrıcalık deneyimlerini içerdiği gibi, aynı zamanda toplumsal normlar, kalıp yargılar, ön yargılardan kaynaklanan ayrımcılık, kısıtlanma ve baskı deneyimlerini de içermektedir. Bu çalışma kapsamında, şehit eşlerinin kaybın ardından normal yaşama dönme yolunda attıkları adımların toplum tarafından engellenmesi durumunu açıklamak için, engellenen yas (Doka, 1999) kavramından hareketle, "Engellenen İyileşme" kavramı geliştirilmiştir. Araştırmanın sonuçları şehit eşlerine yönelik politika ve programların örgütlenmesi ve planlanmasında, mevzuatta, sosyal refah hizmetlerinde ve sosyal hizmet eğitim ve uygulamasında bir değişim gerektiğine işaret etmektedir.

Cinsel kimlikDeneyimŞehit yakınları
Çiğdem Ademhan Tunaç
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'nin siber güvenlik politikalarının kamu politikası analizi çerçevesinde değerlendirilmesi

Siber güvenlik, kritik altyapılar olan iletişim, enerji, su, finans, ulaşım ve gıda üretim gibi sistemlerinin yanında önceki dönemlerde fiziki olan ancak içinde bulunulan dönemde büyük oranda (özellikle yönetim mekanizmaları) siberleşmiş endüstriyel kontrol sistemlerinin güvenliğini de içeren bir alan haline gelmiştir. Özellikle ulusal güvenliklerinin sağlanması ve kritik altyapılarının korunması noktasında ülkeler, geleneksel güvenlik yöntemlerinin yanı sıra gelişen teknolojiler ve bu teknolojiler beraberinde dönüşen kritik altyapılarla birlikte siber güvenlik konusunda da farkındalık kazanmışlardır. Bu noktada siber güvenliği bir kamu politikası konusu olarak ele almak ve ile kamu politikası analizi yaklaşımları çerçevesinde düşünmek gerekmektedir. Bu tezde öncelikle, ele alınan bir örnek olay ve beş ülke incelemesinden çıkarılan sonuçlar yardımıyla kamu politikası ve siber güvenlik arasındaki sıkı ilişki belirlenmiştir. Akabinde, Türkiye'nin siber güvenlik politikalarını tanımlayan toplamda 28 adet resmi belge (kalkınma planları, strateji ve eylem belgeleri, hukuki belgeler ve raporlar) araştırma kapsamına alınmış, bu belgelerin içerikleri NVivo 11 nitel veri analizi programı yardımıyla kodlanmış ve analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuç kısmında, Türkiye'nin siber güvenlik ve kritik altyapı politikalarının kamu politikası analizi yaklaşımları ve karar verme modelleri çerçevesindeki yönelimleri, üretilen politikaların özellikleriyle birlikte ortaya konulmuştur.

Devlet politikalarıGüvenlik politikalarıKarar verme modelleri+1
Volkan Göçoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Kant felsefesinde politik olanın yeri

Son yarım yüzyıldır Kant felsefesi ve politika ilişkisine dair giderek büyüyen bir literatür oluştu. Saf Aklın Eleştirisi'ndeki yarı politik metafizik anlatısından Rechtslehre'ye kadar Kant felsefesi içindeki kimi metafor ve kavramlarla birlikte Kant'ın "politik metinleri" de tartışmaya açıldı. Kant'ın kimi görüşlerinin değer kazanıp kimi görüşlerinin ıskartaya çıkarıldığı bu tartışmalar Kant'ın "aynı zamanda" bir politik felsefesi olduğu fikrini doğursa da, bu politik felsefe Kant felsefesi içindeki ya olumsal ya da ikincil bir öğe olarak görüldü. Dahası Kant felsefesi ve politika ilişkisine dair en temel sorun yanıtlanmadan kaldı: Kant'ın neden bir politik felsefesi vardır? Ya da neden Kant felsefesinde politik öğeler vardır? Bu soruları yanıtlamak için bakılması gereken yer yalnızca Kant'ın politik metinleri değildir. Kant'ın sistematik birlik ısrarı ve bu birliğin aklın ilgilerine dair bir birlik, bir arkitektonik olduğu göz önüne alındığında, Kant felsefesindeki öğelerin rastlantısal ya da olumsal değil zorunlu bir nedeni olmalıdır. Bu nedenle Kant felsefesi içinde politik olanın yerini görebilmek için ilk olarak bu felsefenin bütününe bakmak gerekir. Bu amaçla, ilk olarak Kant felsefesinin esasını oluşturan ve insanın teorik ve pratik ilgi ve iddialarındaki meşruiyetin saf ussal yetiler düzeyinde soruşturulması olan Eleştiriler ele alınmalıdır. Bu çaba çalışmamızın birinci bölümünü oluşturacaktır ve sırasıyla üç eleştirel uğraktan geçerek ve insanın temel ilgilerinin akıldaki dayanakları gösterilerek, insanın asıl belirleniminin teorik değil pratik olduğu saptanacaktır. İkinci bölümde "Kant'ın politik felsefesi" başlığı altında, Aydınlanma, tarih ve insansal ilerleme, cumhuriyet ve ebedi barış gibi Kant felsefesi içinde görünür olan kimi temel politik temalar serimlenmektedir. Üçüncü bölümde ise eleştirinin akıl için talep ettiği sistematik birliğin sağlanmasında politik olanın düşünülmesinin ve gerçekleştirilmesinin yadsınamaz bir rolü olduğu, dolayısıyla Kant felsefesinde politik olanın olumsal olarak değil zorunlu olarak bulunduğu, ayrıca Kant'ın tasarladığı politikanın, eleştirinin ürettiği kavramsal çerçeveyle oldukça örtüştüğü ileri sürülmektedir.

Kant, ImmanuelSiyasetSiyaset felsefesi
Aydın Gelmez
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yapısal sorunlar ve "ikinci sosyoloji: Disipliner temsillerin bir içerik analizi

Örgütlü bilimsel pratik, kendisine has yazın türleri ve stratejileri aracılığıyla var olur ve yeniden üretilir. "Mecmua bilimi", uzman takipçi kitlesine dönük bir literatürün doğrudan bağlantılı olduğu birincil ve araştırmacı bilim pratiğidir. Diğer yandan araştırmacı pratikle dolaylı bir ilişkisi bulunan ve alanın uzmanlarına yönelik olmayan eğitim ya da popülerleştirme amaçlı yazın türleri de vardır ve bunların başında ders kitapları gelmektedir. Disiplinlerin özsunumları olarak ders kitapları bir bilimsel alanın kurumsallaşma ve gelişmişlik düzeyini yansıtırlar. Uzlaşılmış değerlendirme ve kabul kriterleri olan örgütlü disiplinlerin özsunumları bilimsel organizasyonların gücüyle beslenirken bağdaşmaz ve adhokratik yapıdaki sosyolojinin ders kitapları da bireysel dizaynlar ve uzlaşmazlıklar ile örülüdür. Üstelik sosyoloji ders kitaplarındaki bilim ve disiplin temsillerinin araştırmacı pratikten kopukluğu bugün "iki farklı sosyolojiyi" ve disipliner imajın "ikinci sosyoloji" tarafından bastırıldığı koşulları yaratmıştır. Bu araştırmada yükseköğrenime yönelik 1980'den 2015'e yayınlanmış 30 sosyoloji ders kitabı üzerinde Temel İçerik Analizi uygulanmış, dört farklı kategoride sınıflandırılan veriler bibliyometrik teknikler ve çıkarımsal istatistikler vasıtasıyla analiz edilmiştir. Standart etki büyüklüğü ölçümleri ve basit meta-analitik düzeyde bir karşılaştırma, ders kitaplarındaki sorunların belli ulusal sosyoloji profillerine özgü olmadığını ve ikinci sosyolojinin karakteristikleri biçiminde genelleştirilebileceğini ortaya koymuştur. Bu sorunların temel kaynağı olan uzlaşı ve standart eksikliği, bilimden uzak bir sosyoloji imajının oluşmasında ve bilimsel saygınlığın zayıflamasında rol almakta, disiplin içinde bilim-karşıtı ve kültüralist akımların yerleşeceği çatlakları beslemektedir.

Ders kitaplarıSosyolojiSosyoloji dersi+3
Hicabi Kaynak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sayıştayın Anayasal konumu ve yargı fonksiyonu

Türk yargı sistemi anayasa yargısı, adlî yargı, idarî yargı, uyuşmazlık yargısı, seçim yargısı ve hesap yargısı olmak üzere altı tür yargı koluna ayrılır. Bunlardan sorumluların hesap ve işlemlerinden kamu zararına yol açan hususları kesin hükme bağlamakla görevli bulunan Sayıştayın oluşturduğu yargı koluna hesap yargısı denir. Sayıştay yargılama görevini hesap mahkemesi sıfatıyla yerine getirir. Ancak bunun yanında Sayıştayın denetim fonksiyonu da vardır. Anayasa'ya göre Sayıştay, TBMM adına denetim yapan bir yüksek denetim organı olmakla birlikte sorumluların hesap ve işlemlerini yargılayarak kesin hükme bağlayan bir yargı organıdır. Sayıştayın denetim ve yargılama fonksiyonlarını bir araya toplaması kendine özgü (sui generis) bir kurum olmasına yol açmıştır. Sayıştayın denetim sonucunda yargılama yapması, kendisine özel yargılama usulleri benimsemesine sebep olmuştur. Bu özelliği onu diğer yargı kollarından ve mahkemelerden ayırmaktadır. Bu yüzden Sayıştayın kurulduğu 1862 yılından günümüze dek yargı fonksiyonu ve mahkeme olma niteliği tartışılmıştır. TBMM'de 1961 Anayasası'nın yapım sürecinde başlayan bu tartışmalar zamanla Danıştay ve Sayıştay arasında yetki savaşına dönüşerek Anayasa Mahkemesine taşınmıştır. Anayasa Mahkemesi farklı dönemlerde Sayıştayın anayasal konumu ve kesin hükümlerinin niteliğiyle ilgili çelişkili kararlar vermiştir. Son yıllarda Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Sayıştayı yargı kuruluşu olarak kabul etmeleri bu tartışmalara son noktayı koymuştur. Sayıştayın yüksek denetim organı olmasını konu alan çok sayıda akademik çalışma bulunmakla birlikte yargı organı olması konusunda ulusal düzeyde yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu sebeple çalışmada hem bir yüksek denetim organı hem de yargı organı olan Sayıştayın denetim fonksiyonuna yer verilmeyerek, sadece yargılama fonksiyonu üzerinde gerekli incelemelerde bulunulmuştur.

AnayasaBireysel başvuruSayıştay+2
Burcu Sevinçler
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Planlanmış davranış teorisinin çevrimiçi bilgi arama niyeti ve satın alma tarzının eklenerek genişletilmesi: Çevrimiçi satın alma niyeti üzerine bir uygulama

Çalışmanın amacı, tüketicilerin çevrimiçi bilgi arama niyetleri ile satın alma tarzları değişkenlerininde eklenerek oluşturulan genişletilmiş Planlanmış Davranış Teorisi'nin, tüketicilerin çevrimiçi satın alma niyetlerine etkisinin ölçülmesidir. Bu amaç ışığında çalışmanın araştırma sorusu ve hipotezleri geliştirilmiş, bu doğrultuda önerilen model geliştirilmiştir. Modelde yer alan değişkenlerin ölçülebilmesi amacıyla öncelikle gerekli veri anket yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmanın amaçları ve hipotezlerine uygun olarak, nedensel araştırma yöntemi benimsenmiş ve modelde yer alan değişkenler ile aralarındaki ilişkilerin birincil veriler kullanılarak ölçümü hedeflenmiştir. Toplanan veriler aracılığı ile soru kağıdında yer alan ifadelerin, değişkenleri ölçme gücünün açıklanabilmesi için, verilere Doğrulayıcı Faktör Analizi, ayrıca, satın alma tarzlarının kaç faktör altında toplandığı belirlemek için de bu değişken için elde edilen verilere Keşfedici Faktör Analizi uygulanmıştır. Genel olarak modelin satın alma niyeti için çalışıp çalışmadığını kontrol etmek amacıyla ise Yol Analizi (Yapısal Eşitlik Modeli) kullanılmıştır. Sonuç olarak, çevrimiçi bilgi arama niyeti çevrimiçi satın alma niyetini olumlu ve anlamlı bir şekilde etkilemektedir. Bunun yanı sıra, satın alma tarzlarından fiyat odaklı, kafası karışık ve eğlence odaklı satın alma tarzlarının çevrimiçi bilgi arama niyetini olumlu ve anlamlı bir şekilde etkilediği, bu değişkenlerden sadece fiyat odaklılık ve kafası karışık satın alma tarzlarının doğrudan çevrimiçi satın alma niyetine etkisi tespit edilmiştir. Fiyat odaklı satın alma tarzının çevrimiçi satın alma niyetine etkisi pozitif, kafası karışık satın alma tarzının çevrimiçi satın alma niyetine etkisinin ise negatif ve anlamlı bir etkisi olduğu hesaplanmıştır. Ayrıca, eğlence odaklı satın alma tarzının çevrimiçi satın alma niyetine doğrudan bir etkisi tespit edilmemiştir. Genel olarak önerilen ve yol analizi uygulanarak ölçülen modelin uyum değerleri anlamlı bulunmuş ancak önerilen tüm ilişkiler anlamlı çıkmamıştır. Bu nedenle önerilen modelin gelecekte yapılacak çalışmalarla daha da geliştirilmesi söz konusu olabilir.

Planlı Davranış KuramıSatın alma niyetiSatınalma+2
Vugar Hamıdlı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

İnşaat alanındaki İngilizceden Türkçeye çevrilmiş TSE standartlarının çeviri kalitesinin değerlendirilmesi: Skopos Kuramı ışığı altında komisyonun etkisinin incelenmesi

In the rapidly globalized world, the need for mass production has increased the necessity for standards and their translations. National standardization body of Turkey, Turkish Standards Institution (TSE), went through a radical change in translation policy in the year of 2016, which resulted in the introduction of a new standard developing and translation guide, which is a commission in terms of Skopos theory. The present study aims to evaluate the quality of standards translated from English into Turkish after and before the year of 2016 to determine where there has been an improvement in the translation quality of standards as a result of the innovation. For this purpose, corpus one (C1) consisting of 10 randomly chosen construction standards translated before the year of 2016 and corpus two (C2) consisting of 10 randomly chosen construction standards translated after the year of 2016 were evaluated according to Multidimensional Quality Metrics (MQM) translation quality assessment model (Lommel, Burchardt & Uszkoreit, 2015). Translation errors found in each corpus were classified according to seventeen error types of this model and weighting according to their severities. The results of translation quality analysis of C1 and C2 were compared to find out whether there was any improvement in translation quality of C2 after the introduction of the commission in the year of 2016. The quantitative data analysis revealed that there were 544 instance of translation error observed in C1, while in C2, the number of error decreased to 314. Statistical analysis revealed that the introduction of the commission has significantly improved translation quality. The qualitative analysis revealed that the error patterns differed between the two corpora: in C1 translation errors statistically distributed uniformly over categories while in C2 the majority of the errors were left in the category of Fluency which could be attributed to the peculiarities of the guideline of 2016. As a result, the present study provides a piece of evidence that the presence of commission is likely to enhance the quality of translation and supports the view of Vermeer that a translator should be provided with a properly defined commission before starting the process of translation. Key Words: Translation Quality Assessment, Multidimensional Quality Metrics (MQM), Skopos Theory, Standards, Technical Translation

Skopos TheoryTurkish translationTranslation+2
Betül Koçer
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00