Hakkari University
Anabilim Dalı

İnşaat Mühendisliği Anabilim Dalı

Hakkari University

4.688

Arşivlenen Tez

18

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Killi zeminler üzerinde atık lastik ve gazbetonun etkilerinin değerlendirilmesi

Nüfusumuzun ve tüketim artması nedeni ile doğal kaynaklarımız her geçen gün azalmaktadır. Bu durum son yıllarda geri dönüşümü ehemmiyet verilen konulardan birisi haline getirmiştir. Dünyada atık olarak değerlendirilen maddelerin büyük bir kısmı geri kazanılabilen malzemelerdir. İnşaat endüstrisinde kullanılan geri dönüşüm malzemesi miktarı çok azdır. Bu malzemelerin yeniden kullanılarak geri dönüşüme kazandırılması hem ekonomiye faydalıdır hem de çevreye olan zararlı etkileri en aza indirmektedir. Zeminlerin katkı maddeleri ile iyileştirilmesi bazı durumlarda diğer zemin iyileştirme yöntemlerine göre daha ekonomiktir. Son zamanlarda endüstriyel atık maddelerin bu amaç için kullanımı ön plana çıkmıştır. Bu tez çalışmasında, kil zeminin mühendislik özelliklerinin iyileştirilmesinde atık lastikler ve gaz beton atıklarının katkı malzemesi olarak kullanıldığında nasıl sonuçlar verdiği araştırılmıştır. Bu tez çalışmasında yöntem olarak, killi zemine değişik oranlarda toz lastik atık ve öğütülmüş gaz beton katılarak, serbest basınç deneyleri ve CBR deneyleri uygulanmıştır. Bu tez çalışmasının sonucunda, toz atık lastik katkısının ve öğütülmüş gazbeton katkısının killi zeminlerde kullanılması ile killi zeminlerin mukavemet özelliklerinde artış sağladığı belirlenmiştir.

Harun Devlet
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnşaat ve yıkıntı atıklarının plent-miks temel tabakasında kullanılabilirliğinin deneysel olarak araştırılması

Son yıllarda nüfus artışına ve ekonomik gelişmeye paralel olarak inşaat sektöründe büyüme gerçekleşmiştir. Bu büyüme sonucunda doğal agregaya olan talepte ciddi artış yaşanmıştır. Doğal agregaya olan bu talebin sonucunda birçok etki ortaya çıkmıştır. Bu etkilerin azaltılması için doğal agregaya alternatif bir malzeme arayışına başlanmıştır. Bu malzemelerin başında inşaat ve yıkım faaliyetleri sonucunda oluşan inşaat ve yıkıntı atıkları yer almaktadır. Dünya üzerinde çok çeşitli inşaat ve yıkıntı atıkları oluşmaktadır ancak bu atıklar genel olarak beton, tuğla, çelik vb. malzemelerden meydana gelmektedir. Oluşan bu atıklar çok miktarda üretildiği için depolanması ciddi çevresel ve ekonomik problemlere neden olmaktadır. Bu nedenle inşaat ve yıkıntı atıklarının geri dönüşümü ve yeniden kullanımı hem çevresel hem de doğal kaynakların tüketiminin azaltılması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma kapsamında depolama alanında inşaat ve yıkıntı atığı olarak depolanan atık parke taşı (APT) ve atık tuğlanın (AT), doğal agrega (DA) yerine karayolu temel tabakasında kullanılabilirliği incelenmiştir. Çalışmada temel tabakası olarak Karayolu Teknik Şartnamesi 2013'de (KTŞ 2013) belirtilen plent-miks temel Tip-1'e göre malzemelerin granülometri eğrisi belirlenmiş ve temel tasarımı bu gradasyon limitleri içerisinde kalınacak şekilde yapılmıştır. Tasarımı yapılan plent-miks temel tabakasında doğal agregaya alternatif olarak kullanılacak olan APT ve AT malzemeleri ve bu malzemelerin belirli oranlarda DA ile karıştırılması sonucunda elde edilen karışım numuneleri üzerinde fiziksel özelliklerinin belirlenebilmesi için geleneksel laboratuvar deneyleri ve mekanik özelliklerinin belirlenmesi için modifiye Proktor, Kaliforniya taşıma gücü oranı (CBR) ve esneklik modülü deneyleri gerçekleştirilmiştir. Deney sonuçları şartname limitleri ile karşılaştırılarak malzemelerin karayolu plent-miks temel tabakası için uygun olup olmadığı araştırılmıştır. Deney sonuçları incelendiğinde AT malzemesinin plent-miks temel tabakası için KTŞ 2013'e göre tek başına yetersiz kaldığı belirlenmiştir. APT malzemesinin ise KTŞ 2013'e göre su emme değeri dışında diğer özellikleri bakımından yeterli olduğu ve karayolu plent-miks temel tabakası için doğal agregaya alternatif bir malzeme olabileceği belirlenmiştir.

Burak Kılıç
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alkalilerle aktive edilmiş harçların fiziksel ve mekanik özelliklerinin çoklu optimizasyonu

Günümüzde yoğun enerji tüketimi ve olumsuz çevresel etkilerinden dolayı mümkün olduğunca az çimento tüketimi amacıyla farklı malzemelerin kullanımı önem kazanmıştır. Bu amaçla alkalilerle aktive edilmiş materyallerin (AAM) kullanımı oldukça yaygınlaşmaktadır. Çalışmada; alkalilerle aktive edilmiş yüksek fırın cürufu ve uçucu külün Portland çimentosuyla melezleştirilmesi ile üretilen harçların fiziksel ve mekanik özellikleri incelenmiştir. Çalışmada; uçucu kül (UK), yüksek fırın cürufu (YFC), Portland çimentosu (PÇ), sodyum hidroksit (NaOH), sodyum metasilikat (Na2SiO3), standart kum, distile su ve kimyasal katkı maddesi kullanılmıştır. Çalışma; ön deneme çalışması ve deneysel çalışma olmak üzere 2 aşamadan oluşmaktadır. Ön deneme çalışmasında, etki değişkenlerinin (ağırlıkça aktivatör oranı, A; ağırlıkça toplam alkali solüsyon/bağlayıcı oranı, B; NaOH molarite değeri, C; ağırlıkça Na2SiO3 solüsyon suyu/Na2SiO3 solüsyon oranı, D) ana, etkileşim ve ikinci derece terimlerinin tepki değişkenleri (ultrasonik atımlı dalga hızı, UPV; eğilmede çekme dayanımı, ff; basınç dayanımı, fc) üzerindeki etki düzeyleri belirlenerek seçilen değişim aralıklarında optimum fiziksel ve mekanik özellikleri sağlayan deneme noktası tespit edilmiştir (A: 1,88; B: 0,4; C: 11,5; D: 60; UPV: 4,18; ff: 6,6; fc: 45,3). Ön deneme çalışması kapsamında belirlenen optimum deneme noktasındaki etki değişkenlerine ait değerler kullanılarak deneysel çalışma gerçekleştirilmiştir. Deneysel çalışmada; etki değişkenlerinin (A-PÇ, B-(YFC+UK), C-Gün) ana, etkileşim ve ikinci derece terimlerinin tepki değişkenleri (ultrasonik atımlı dalga hızı, UPV; eğilmede çekme dayanımı, ff; basınç dayanımı, fc; birim hacim ağırlık, BHA; ağırlıkça su emme oranı, ASE; boşluk oranı, BO) üzerindeki etki düzeyleri belirlenerek seçilen değişim aralıklarında optimum fiziksel ve mekanik özellikleri sağlayan deneme noktası tespit edilmiştir. Optimizasyon; mekanik, fiziksel ve hem mekanik hem de fiziksel tepki değişkenleri için ayrı ayrı gerçekleştirilmiştir. Elde edilen arzuedilirlik değerleri sırasıyla 1; 0,97 ve 0,67'dir.

Yunus Emre Avşar
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gömülü esnek borular üzerine etkiyen gerilmelerin sıkışabilir malzeme kullanılarak azaltılması

Gömülü borular ve menfezler gibi yapıların tasarımında zemin – yapı etkileşiminin anlaşılması gereklidir. Gömülü borulara etkiyen yükler zemin kemerlenmesi dolayısıyla etkiyen yükten farklı olarak ölçülmektedir. Esnek borularda borunun düşeyde yaptığı esnemeden dolayı boru üzerindeki zemin prizmasının yaptığı oturma, borunun yanlarında yer alan zemin prizmasının yaptığı oturmadan fazladır. Bundan dolayı gelişen pozitif zemin kemerlenmesi ile boru üzerine gelecek yükün bir kısmı yan zemin prizmalarına aktarılarak boru üzerine etkiyen yük azalmaktadır. Rijit borularda ise negatif zemin kemerlenmesi ile boru üzerine etkiyen yüklerde artış meydana gelmektedir. Rijit borulara etkiyen yükleri azaltmak için yapay hendek yöntemi geliştirilmiştir. Bu yöntemle boru üzerine sıkışabilir malzeme yerleştirilerek yapay olarak pozitif kemerlenme sağlanmış olur. Yapay hendek yönteminin esnek borularda uygulanması ile var olan kemerlenme etkisinin artması sağlanır. Bu tez çalışmasında kalın dolgu yükleri altında yer alan geniş çaplı HDPE ve PVC boruların davranışlarını incelemek amaçlı projelendirilen Derin Gömü Projesi kapsamında gerçekleştirilen arazi deneyleri Plaxis 2D programında modellenmiştir. Oluşturulan bu modellerde borular üzerine sıkışabilir malzeme olarak EPS geofoam malzeme kullanılmıştır. EPS malzemenin kalınlık, genişlik ve yoğunluk parametreleri değiştirilerek bunların boru davranışları üzerindeki etkileri incelenmiştir. EPS geofoam malzeme ile birlikte daha kalın dolgu yüklerinin kullanımı, geri dolgu malzemesi olarak kil malzemenin kullanılması ve küçük çaplı boruların kullanımı incelenen diğer durumlardır. Ayrıca EPS malzemenin boru üstünde kullanılmasının dışında boru etrafında da kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen analizler sonucunda borulara etkiyen gerilme değerleri ve borularda meydana gelen şekil değiştirme oranları belirlenmiştir. 30 m'lik dolgu yükü altında boru üstünde EPS kullanımı ile boru davranışını en fazla iyileşmenin sağlandığı durumda boru tacına etki eden gerilmelerde %60 oranında, boru yan duvarına etki eden gerilmelerde %70 oranında iyileşme sağlanmıştır.

Sercan Bozkurt
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elektromanyetik kalkanlama özellikli nano malzeme katkılı yapı malzemelerinin üretimi

Ülkemizde yapı sektöründe temel malzeme olan betonun endüstriyel üretimi son zamanlarda hızlı bir gelişim ve yaygınlaşma sürecine girmiştir. Beton; agrega, çimento, su ve gerektiğinde bazı katkı maddelerinin karıştırılmasıyla elde edilen bir yapı malzemesidir. Teknolojideki gelişmeler, bilim insanlarına malzemeleri en küçük boyutlarda inceleme, irdeleme ve üretme imkânı vermiştir. Yakın geçmişteki teknolojik gelişmelerin sunduğu makro ve mikro inceleme teknikleri sayesinde daha mümkün olmuştur. Dolayısıyla, nano bilimdeki gelişmeler yapı malzemesi alanında önemli etkiler yaratmıştır. Bunlardan biri de nano malzemelerin beton teknolojisi üzerindeki etkileridir. Nano teknolojiden faydalanılarak üretilen bazı nano malzemeler de beton teknolojisinin gelişmesindeki etkin rol oynamıştır. Nano teknoloji, çok amaçlı akıllı malzemelerin üretilmesi için bize yardımcı olmaktadır. Bu çalışmada yapılarda kullandığımız malzemelerin, çok amaçlı özelliklere sahip yeni tip malzemeleri geliştirmek hedeflenmiştir. Nano malzemenin katkı oranlarını belirlemek ve harç üzerine etkisinin araştırılması önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmanın sonucunda karbon nano tüp katkı oranı yüzdesi arttıkça elektromanyetik kalkanlamanın oluştuğu elektromanyetik kirliliğin ise kısmen engellendiği sonucuna varılmıştır.

AgregaBetonElektromanyetik kirlilik+2
Özer Durmaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Altyapı yapım işlerinde kazısız teknolojilerin avantajları ve boru itme yönteminin incelenmesi

Altyapı sistemleri, kentsel sistemin temel öğelerindendir. Elektrik, su, doğalgaz ve internet gibi temel ihtiyaçların kesintisiz sağlanabilmesi, kullanım sonucu açığa çıkan atık suların güvenli bir şekilde uzaklaştırılabilmesi için altyapı sistemlerinin gelişen kent hayatına cevap verebilecek nitelikte ve sürdürülebilir olması gerekmektedir. Kırsal alanlardan kentlere doğru olan göçler sonucu artan kent nüfusu, altyapı sistemlerinin önemini arttırmaktadır. Yeni hatlarının yapımı, var olan hatların bakım ve onarımı özellikle yoğun nüfuslu kentlerde önem kazanan bir konu haline gelmektedir. Söz konusu işlemler açık kazı yöntemiyle yapılabileceği gibi, sosyal ve ekonomik maliyetlerin yüksek olmasından dolayı kazısız yöntemler son yıllarda tercih edilmektedir. Özellikle hızla gelişen teknolojiler ile birlikte kazısız yöntemler, geleneksel açık kazı yöntemlerine göre teknik, ekonomik ve sosyal açılardan daha uygulanabilir olmaktadır. Bu çalışmanın ilk kısmında geleneksel açık kazılı yöntemler ve kazısız teknoloji yöntemlerinden genel olarak bahsedilmiş, ikinci bölümünde ise kazısız teknoloji yöntemlerinden biri olan boru itme (sürme) yöntemi avantajlarıyla açıklanmaya çalışılmıştır.

Alt yapı hizmetleriAtık suKazı yöntemleri+3
Haluk Halisdemir
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lüleburgaz (Kırklareli) kent yerleşim yeri zeminlerinin sıvılaşma potansiyeli ve taşıma gücüne etkisi

Bu çalışmanın inceleme alanı Kırklareli İli Lüleburgaz İlçesi'dir. Lüleburgaz ilçesi sınırlarında bulunan 125 adet sondaj loglarından, 32 adet sondaj logu verisi kullanılmıştır. Geopro programı ile analiz yapılıp zemin taşıma gücü, sıvılaşma potansiyeli ve taşıma gücü değerleri elde edilmiş ve tablo haline getirilerek sonuçlar üst üste getirilip birbirleri ile ilişkisi ele alınmıştır. Elde edilen analizler ve tasarlanan bir yapı sonrasında aynı inşaat Lüleburgaz ilçe sınırlarında hangi farklı sonuçları verecek ve sıvılaşan zeminlerde taşıma gücü ve oturma miktarları nasıl değişiyor tarafımızca değerlendirilmiştir. Lüleburgaz zeminlerinden alınan 32 adet sondaj verisinden taşıma gücü değerleri 0-75 (t/m2) aralığında 11 adet, 75-150 (t/m2) aralığında 5 adet, 225-300 (t/m2) arasında 13 adet ve 300 (t/m2) üzerinde 3 adet taşıma gücü değeri elde edilmiştir. Sıvılaşma potansiyeli 32 adet sondaj kuyusundan 5 tanesinde sıvılaşma potansiyeli olduğu saptanmıştır. Oturma miktarı sonuçları 0-2,5 (cm) aralığında 19 adet, 2,5-5 (cm) aralığında 10 adet, 5-7,5 (cm) aralığında ise 3 adet olarak sonuç elde edilmiştir. Elde ettiğimiz taşıma gücü, sıvılaşma potansiyeli ve oturma miktarı sonuçlarını tablo haline getirerek ve harita şeklinde gösterilerek daha anlaşılır şekilde sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Lüleburgaz, Geopro, Geoteknik, Taşıma gücü, Sıvılaşma potansiyeli, Oturma miktarı.

JeoteknikKırklareli-LüleburgazSıvılaşma+1
Adem Ağdaş
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çelik lif katkılı betonlarda lif dağılımını etkileyen değişkenlerin etki düzeylerinin belirlenmesi

Günlük ihtiyaçların değişimi ve sürdürülebilir üretim istenilen beton özelliklerini etkilemektedir. Beton endüstrisi bu amaçla kendini sürekli geliştirmektedir. Lifli beton son yıllarda inşaat sektöründe yoğun olarak kullanılan beton türüdür. Bu nedenle lifli beton özelliklerinin tahmin edilebilirliği oldukça önem kazanmaktadır. Bu çalışmada lifli betonlarda lif dağılımını etkileyen etki değişkenlerinin lif dağılımı üzerindeki etki düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Çalışma kapsamında lif hacim oranı (%1, %2 ve %3), karıştırma süresi (5 dk., 8.5 dk. ve 12 dk.) ve lif uzunluğu (35 mm, 50 mm ve 60 mm) etki değişkeni, lif dağılımı ise tepki değişkeni olarak seçilmiştir. Lif dağılımının belirlenmesi için 15 deneme noktasında toplam 45 adet 150150600 mm boyutlarında kare prizma kiriş numuneleri üretilmiştir (beton sınıfı C30/37 seçilmiştir). Her bir numune üç ara kesite bölünmüştür. Kesitlerdeki lif dağılımları, göz ve dijital görüntü işleme yöntemi ile belirlenen lif adedinin numunedeki toplam lif adedine bölünmesiyle hesaplanmıştır. Seçilen etki değişkenlerinin lif dağılımı üzerindeki etki düzeyleri ANOVA ile belirlenmiştir. Ayrıca lif dağılımı ile ultrasonik atımlı dalga hızı ve eğilme dayanımı arasındaki etkileşim incelenmiştir. Bunlara ek olarak kalıplara beton döküm yönünün (mala yüzeyi alt bölgesi) kesitteki lif dağılımına etkisi de belirlenmiştir. En yüksek mala yüzeyi alt bölgesi lif dağılımı üçüncü ara kesitte %61.12,birinci ara kesitte ise 55.92'dir. Bu nedenle çalışma kapsamında üretilen beton için genel olarak beton döküm yönünün kesitteki lif dağılımının homojenliğini etkilemediği söylenebilir. Lif dağılımları üzerinde sadece lif uzunluğu değişkeni anlamlı etkiye (p –değeri < 0.0001) sahiptir. Birinci ve üçüncü kesit yüzeyi lif dağılımı için elde edilen modellerin R2 değerleri sırasıyla 0.9055 ve 0.9604 olarak elde edilmiştir. R2'lerin yüksek olması modellerin tahmin doğruluğunun yüksek olduğunu göstermektedir. Göz ile sayım sonucu elde edilen lif dağılım oranları ile dijital görüntü işleme yöntemi ile belirlenen lif dağılım oranlarının farkı maksimum 0.58'dir. Anahtar Kelimeler: Lifli Beton, Lif Dağılımı, Dijital Görüntü İşleme, Ultrasonik Atımlı Dalga Hızı, Eğilme Dayanımı

Dalga hızıEğilme dayanımıLif takviyeli beton+1
Betül Atasever
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Katı atık sahalarında duraylılığın incelenmesi

Günümüzde çevre problemlerinin en önemlilerinden biri atıkların depolanmasıdır. Yanlış depolama yöntemi yüzünden yeraltı sularının kalitesinde büyük tehlikeler oluşmuştur. Vahşi depolama sahalarında halk sağlığı ve çevre kirliliğiyle ilgili problemler çoğunlukla daha yaygındır. Bu açık çöplükler birçok dezavantaja ve ciddi sağlık problemlerine de sebep olmaktadır. Bu sebeple daha önce depolama sahalarında oluşmuş yüzeysel kopmalara neden olan vakalar incelenmiştir. Bu depolama sahaları; Hekimbaşı depolama sahası (Türkiye), Dona Juana depolama sahası (Kolombiya), Gnojna Grora depolama sahası (Polonya), Hiriya depolama sahası (İsrail), Payatas depolama sahası (Filipinler) ve Xerolakka depolama sahası (Yunanistan). Bu çalışmada, kayma mukavemetini tahmin edebilmek için geri analiz yöntemi tercih edilmiştir. Analizler Plaxis 2D ve Plaxis 3D, Slide programlarında gerçekleştirilmiştir. Analiz verileri değerlendirilip düzenli depolama sahalarının nasıl olması gerektiği konusunda önerilerde bulunulmuştur. Depolama sahalarındaki şev göçmelerinin sebebi mühendislik kontrollerinin olmaması ve tasarım eksikliğidir. Özellikle günlük örtü serimi yapılmayan, sıkıştırmanın olmadığı, yanıcı ve zehirli gazların kontrol altında tutulmadığı sahalarda duraysızlıklar yaşanmıştır.

AtıklarDepolamaDolgu alanlar+6
Gökçe Buse Karaca
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üçgensel ve ardı sıra konumlanmış çok katlı binalarda rüzgâr etkilerinin dijital rüzgâr tüneli yaklaşımı kullanılarak irdelenmesi

Birçok ülkenin kendine ait rüzgâr standartları vardır. Bu standartlar yapı tasarımında etkin bir rol oynamaktadır. Standartlarla ilgili birçok teorik araştırmalar, deneyler yapılmıştır ve yapılarda kullanılmak üzere standart hale getirilmiştir. Ancak çoklu binaların bir arada bulunması durumunda, birbiriyle etkileşim halinde olması nedeniyle oluşabilecek rüzgâr yükleri ile ilgili hesaplar standartlarda hala yeterli olarak bulunmamaktadır. Bu çalışmada birbirine yakın olarak konumlandırılmış çok katlı binalarda konumlandırma şeklinin rüzgâr yükleri ve bina tasarımı üzerindeki etkisi araştırılmaktadır. Çalışmada iki farklı konumlandırma şekli olarak, üçgensel ve ardı sıra dizilmiş binalar incelenmektedir. Bu kapsamda ilk olarak, ele alınan bir çelik bina üç farklı yükseklik (44 m, 72 m ve 100 m) için tekil olarak boyutlandırılmıştır. Tekil binanın rüzgâr yüklerinin hesabında TS 498, EN 1991-1-4 ve dijital rüzgâr tüneli kullanılmak suretiyle üç farklı tasarım yapılmıştır. Dijital rüzgâr tüneli hesaplamaları için RWIND programı kullanılmıştır. Ardından aynı bina üçgensel ve ardı sıra konumlandırılmış çoklu binaların arka bölümünde yer alanı olarak yeniden tasarlanmıştır. Bu çoklu tasarımda, binalar arasındaki etkileşimi görebilmek için, rüzgâr yükleri dijital rüzgâr tüneli hesaplaması ile belirlenmiştir. Bu aşamada ayrıca gerek üçgensel konumlandırma gerekse ardı sıra konumlandırma durumları için rüzgâr etkilerini maksimize edecek en elverişsiz bina ara mesafeleri de araştırılmıştır. Çoklu olarak konumlandırma neticesinde hesaplanan rüzgâr yükleri ve bina yapısal tasarım sonuçları tekil olarak boyutlandırılmış bina sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma sonucunda ise hem üçgensel hem de ardı sıra konumlanmış binalarda, arkada bulunan binada tekil binaya oranla rüzgâr yüklerinde ve bina tasarım sonuçlarında dikkate alınması gereken artışlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dijital rüzgâr tüneli, TS 498, EN 1991-1-4, Çok katlı bina, Rüzgâr yükü

Rüzgar tüneliRüzgar yüküÇok katlı binalar
Osman Acar
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çimentolu kompozitlerde nano katkıların kullanılabilirliği

Son yıllardaki teknolojik gelişmeler, malzemeleri en küçük boyutlarda inceleme imkânı tanımış ve yapı malzemesi alanında önemli etkiler yaratmıştır. Nano teknoloji sayesinde nano özellikli bağlayıcı malzemeler, çimento esaslı malzemelerin işlenebilirlik, dayanım ve dayanıklılık gibi birçok özelliğini geliştirerek farklı amaçlarda kullanılmasına olanak sağlamıştır. Bu çalışma kapsamında üretilen harç numunelerine tungsten karbür eklenerek harçların başta dayanım ve dayanıklılık özelliklerinin geliştirilmesi ve yapı malzemesi alanının gelişimine katkı sağlaması hedeflenmiştir. Çalışmada harçlara çimento ağırlığınca yüzde olarak 0.25, 0.5, 0.75 ve 1 oranlarında tungsten karbür eklenerek numuneler üretilmiştir. Üretilen harç numunelerine ultrases geçiş hızı, eğilme dayanımı, basınç dayanımı, su emme, elektromanyetik kalkanlama deneyleri ve SEM analizi yapılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda tungsten karbür oranı arttıkça eğilme dayanımı değerleri artmıştır. Tungsten karbür ilavesi aynı zamanda ultrases geçiş hızını arttırmıştır.

BetonNanomateryallerTungsten karbür+1
Muhammet Enes Irmak
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çimento esaslı kompozitlerde piezoelektrik malzemelerin kullanımı

Piezoelektrik malzemelerin, birçok farklı alanda kullanımının artmasıyla beraber daha kapsamlı bir şekilde araştırılıp incelenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Piezoelektrik malzemelere olan bu eğilim, dikkatleri inşaat mühendisliği alanına çevirmiştir. Piezoelektrik malzemelerin daha etkin kullanımını sağlamak için çimento esaslı piezoelektrik malzemelerin geliştirilmesi teşvik edilmektedir. Bu çalışma kapsamında üretilen harç numunelerine baryum titanat eklenerek harçların başta dayanım ve dayanıklılık özelliklerinin geliştirilmesi ve yapı malzemesi alanının gelişimine katkı sağlaması hedeflenmiştir. Ayrıca bu çalışmanın sonucunda yenilenebilir enerji konusunda önemli bir yere sahip olan piezoelektrik malzemelerin özelliklerinin iyileştirilmesi ve maliyetlerinin azaltılması ile gelecek nesilde başta yapı malzemeleri olmak üzere birçok alanın hızla gelişmesi ve enerji ihtiyacı sorunlarına bir çözüm önerisi olarak sunulacaktır. Yapılan çalışma hem inşaat sektöründe yeni bir malzemenin kullanılması, çevre ve teknoloji kullanımı açılarından son derece önemli bir konuda ürün geliştirilmesi hem de ürünün kullanımı konularında faydalı olacaktır. Çalışmada harçlara çimento ağırlığınca yüzde olarak 0.25, 0.5, 0.75 ve 1 oranlarında baryum titanat eklenerek numuneler üretilmiştir. Üretilen harç numunelerine ultrases geçiş hızı, eğilme dayanımı, basınç dayanımı, su emme, elektriksel direnç, elektromanyetik kalkanlama deneyleri ve SEM analizi yapılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda eğilme dayanımı ve ultrases geçiş hızı değerlerinin % 0.25 katkılı BT2 numunesine kadar arttığı ve sonrasında azaldığı görülmüştür. Baryum titanat kullanım oranlarının artması ile elektriksel özdirenç değerlerinde artış olduğu ve dolayısıyla iletkenliğini düşürdüğü sonucuna varılmıştır.

Baryum titanatHarçKompozitler+3
Betül Balcan
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sodyum karbonat ile aktive edilmiş cüruf esaslı sistemlere dolomit etkisinin araştırılması

Betonun en önemli bileşenlerinden Portland çimentosunun (OPC) açığa çıkardığı yüksek miktardaki CO2 emisyonu nedeniyle, günümüz çalışmaları alternatif bağlayıcı malzemelerin araştırılmasına odaklanmıştır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte betonun ana bağlayıcısı olan çimento yerine çevre dostu yeni malzemelerin önerilmesi önem kazanmıştır. Son zamanlarda alkalilerle aktive edilmiş malzemeler (AAM) bu amaca ulaşmak için birçok araştırmacının odak noktası olmuştur. Geri dönüştürülemeyen ve doğada depolanması uzun vadede zararlı olan atık malzemelerin katkı malzemesi olarak tekrar kullanılması mümkündür. Bir başka seçenek ise cüruf, uçucu kül (UK) gibi malzemelerin ana bağlayıcı olarak kullanılması ve alkaliler ile aktive edilmesidir. Bu doğrultuda en geçerlilik kazanan uygulamalar uçucu küllerin ve yüksek fırın cürufunun (YFC) alkalilerle aktivasyonudur. Bu tez çalışmasıyla tek bileşenli, alkali solüsyonu hazırlamadan bağlayıcı ve aktivatörün kuru karıştırılması ve sonra su ilave edilmesi şeklinde hazırlanan, sodyum karbonatla (NC) aktive edilmiş kalsine dolomit (CD) ve yüksek fırın cürufu esaslı sistemlerin üretilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca alkali ile aktive edilmiş cüruf/kalsine dolomit sistemlerine nano- silika (NS) ilave edilerek basınç dayanım gelişimleri ve içyapı özellikleri incelenmiştir. Yüksek fırın cürufu %5-20 oranında kalsine dolomit ile ikame edilerek priz süresi, yayılma, basınç dayanımı, rötre ve içyapı analizleri yapılmış olup bu oranlar karşılaştırılarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Alkaliler ile aktive edilmiş malzemeler, Basınç dayanımı, Kalsine dolomit, Nano silika, İçyapı.

Alkali-aktif malzemelerAlkalilerBasınç dayanımı+3
Halil İbrahim Akgül
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnce daneli zeminlerin jet grout tekniği ile zemin iyileştirmesinin yapılabilirliğinin optimizasyonu

Gelişen nüfus ve artan yapılaşma ihtiyacı sebebi ile sağlam, yeterli taşıma kapasitesinde ve uygun mekanik özelliklerde zemin bulabilmek İnşaat Mühendisliği'nin en önemli unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu sebeple inşaat yapılacak zeminlerin iyileştirmesi gereksinimi ortaya çıkmıştır. İnşaat Mühendisleri oluşan bu gereksinim sonucunda çeşitli zemin iyileştirme metotları geliştirilmişlerdir. Jet grout zemin iyileştirme metodu hem ülkemizde hem de dünyada yaygın olarak kullanılan bir derin zemin iyileştirme metodudur. Bu metot kısaca; jet grout delgi makinesinin tijler yardımı ile zemini delerek, tijlerde bulunan nozuller vasıtası ile zemin içerisine grout harcı enjekte etmesi ve grout harcı ile birleşen zeminin özelliklerinin iyileşmesidir. Bu çalışma kapsamında jet grout imalatı, kullanım alanları, jet grout türleri ve jet grout zemin iyileştirme metoduyla ilgili literatür araştırmalarının yanı sıra uygulanabilirliği, üretim sürecinin maliyet ve adam x saat verileri ortaya konulmuştur. Bu tez çalışmasına ilişkin çalışmalarım 2 aşamadan oluşmaktadır. İlk olarak Afyonkarahisar ilinde yapılan konut projesine ait zemin ıslahı ile imalat öncesi ve sonrası zemin değerlerinin karşılaştırılması ve maliyet analizinin yapılması.İkinci aşamadaise Afyonkarahisar ilinde yapılmış olan jet grout projesinin kazık taşıma kapasitesi sabit bırakılarak, kazık çapı, kazık boyu ve uygulanan jet grout yöntemi değiştirilerekyapılacak olan jet kolon imalatının optimum değerleri hesaplanmıştır.

Furkan Hüseyin Ataş
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alkali ile aktive edilmiş yüksek fırın cüruflu harçlarda aktivatör türünün ve uçucu kül tipinin mekanik özelliklere etkisi

Çimento üretimi sırasında atmosfere salınan karbondioksit (CO2) küresel ısınmaya en çok etkide bulunan unsurlardan biridir. Son dönemde CO2 emisyonlarındaki artış nedeniyle birçok sektörde olduğu gibi inşaat sektöründe de CO2 emisyonlarını en aza indirmek bir hedeftir. Bu nedenle geopolimerlerin kullanımı yaygınlaşmıştır. Bu çalışmada; ağırlıkça %0, %15 ve %30 oranında yüksek fırın cürufu (YFC), C sınıfı ve F sınıfı (UK) uçucu kül ile ikame edilerek geopolimer harçlar hazırlanmıştır. Üretilen geopolimer harçların birinci grubunda aktivatör olarak NaOH(NH), ikinci grubunda ise fiziksel ve mekanik özellikler üzerinde aktivatör etkisinin karşılaştırılıp incelenmesi için Na2SiO3 (NS) ve NaOH (NH) kullanılmıştır. Toplam beş seri harç hazırlanmış ve yayılma, ultrasonik atımlı dalga hızı, eğilmede çekme dayanımı, basınç dayanımı ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) enerji dağılım spektroskopisi (EDS) ile mikroyapı analizi yapılmıştır. NS ilavesinin basınç dayanımını arttırdığı tespit edilmiş olup, YFC100 referans numunesi %113 ile en büyük artışı elde ederken, uçucu kül numunesi UKC30'a kıyasla; UKF30 numunesinin basınç mukavemetini %60 arttığı tespit edilmiştir.

Yüksek fırın cürufları
Tolga Enes Emre
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

End-of-life materials based lightweight geopolymer mortars suitable for additive manufacturing

Traditional Portland cement is extensively employed in the building industry to satisfy the housing and transportation need of the rising human population. However, the production of Portland cement contributes to greenhouse gasses released into the atmosphere, accounting for 5-7% of global CO2 emissions. The development of a sustainable, low-carbon, and eco-friendly binder, namely geopolymer as an alternative to Portland cement is essential to ensure a sustainable built environment. Furthermore, the reuse of end-of-life materials is of vital importance for the construction of a sustainable future and the transition to a circular economy. Approximately 800 million tons of construction waste is generated annually in Europe. The employment of generated end-of-life construction and demolition waste in the production of "green" geopolymer binders is considered to be a viable methodology to minimize multiple environmental impacts sourced from CO2 emissions and ineffective disposal of end-of-life materials. Similarly, insulative construction materials play a crucial role in modern sustainable building design and construction. The main attribute of these construction materials is providing thermal insulation, which is essential for maintaining comfortable indoor temperatures and reducing energy consumption resulting in significant energy savings and reduced environmental impact. 40% of the global energy consumption is attributed to buildings. Lightweight aggregates are broadly used in the development of thermal insulative, low-density, lightweight, and energy-efficient construction materials. Another important point in the construction sector is the automation of the construction processes. 3-dimensional (3D) additive manufacturing technology is an emergent innovative automation system in the construction industry providing faster construction, reduced material waste, low energy use, and cost savings compared to traditional construction methods. The layer-by-layer production technique of 3D additive manufacturing technology enables design freedom for complex structures. With the widespread use of 3D-printing technology in the construction industry, safe and uniquely designed structures can be built without the use of formworks in a more economical, faster, and reliable way. The aim of this thesis is to develop end-of-life materials-based lightweight geopolymer mortars suitable for additive manufacturing. An entirely end-of-life construction demolition waste-based alkali-activated lightweight insulative geopolymer mortars are produced for 3D printing applications in this study. The fresh state open-time rheological properties, fresh and dry densities, mechanical properties at 7, 14, and 28 days, thermal insulation properties, as well as elevated temperature resistance of geopolymer mortars were determined. Finally, 3D-printing performance and the 3D-printing quality of the mortars were visually assessed. As a result, it is believed that developed geopolymer mortars will offer an innovative, viable, sustainable, and green solution to the multiple issues confronted in the construction industry, such as greenhouse gas emissions, management of construction and demolition wastes, high construction costs and thermal energy loss in buildings.

Mehmet Özkan Ekinci
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite yerleşkesinin şekillendirilmesinde karar verme süreci : AHP uygulaması

Bu çalışmada Üniversite Yerleşkesinin Şekillendirilmesinde karar mekanizmalarının belirlenmesine 2 aşamalı olarak AHP yöntemi ile ulaşılmaya çalışılmıştır. 1. Aşamada Bu karar mekanizmalarında Mütevelli Heyet Başkanlığı'ndan, Rektörlük'ten, Genel Sekreterlik'ten ve Öğrenci Temsilciliği'nden kişiler bulunmaktadır. Bu karar mekanizmalarına ait karar vericilerden "Mütevelli Heyet Başkanlığı, Rektörlük, Genel Sekreterlik ve Öğrenci Temsilciliği", alınan kararlardaki etkilerine ait göreceli olarak etkinlik değeri verilmesi istenmiştir. Daha sonra yine karar vericilerden üniversitenin özniteliklerinin göreceli olarak önem sıralaması için değer verilmesi istenmiştir. Öznitelikler olarak Eğitim-Öğretim, Araştırma, Yaşam Alanı ve Destek Hizmetleri başlıkları altında toplanmıştır. Daha sonra bu öznitelikleri Maliyet, Aciliyet ve Süre ölçütlerine göre önemlilik esaslı olarak değerlendirmeleri istenmiştir. Tüm bu toplanan verilen, AHP kullanılarak işlenmiş ve tüm bakış açıları, öznitelikler ve ölçütler için karar verme sürecindeki göreceli ağırlıkları hesaplanmıştır. 2. Aşamada ise üniversiteye ait öznitelikleri ve ölçütleri içeren seçenekler sunulmuştur. Bu aşamada belirtilen ve birbirinden farklı öznitelik ve ölçüt kombinasyonlarından oluşan seçeneklere göreceli olarak önem sıralaması yapılması için değerlendirme yapılması istenmiştir. 1. Aşamada çıkan göreceli değerlendirme sonucu ile 2. Aşamada çıkan göreceli değerlendirme sunucu arasında tutarlılık oranı belirlemeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Analitik Hiyerarşi Prosesi 2. Bakış Açısı 3. Öznitelik 4. Ölçüt 5. Tutarlılık Oranı

İbrahim Doğan
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Proje yönetimi yaklaşımı ile yol yapımında kum oranını artırarak verimliliğin sağlanması

Her yıl ülkenin bütçe ve mali kaynaklarının büyük bir kısmı yol yapımı gibi projelerin gelişimine yönelik yatırımlara sarf edilmektedir. Yol yapımında meydana gelen zaman, maliyet ve kalite, yönetim stratejilerinin önemi, güvenirlilik gibi sayısız sorunların varlığı, gelişmekte olan çağımız bilimine olan ihtiyacı artırmaktadır. İlaveten devlet ve milli projelerdeki mühendislik yönetim sistemi kullanımında doğan hukuki gereklilikler, bu projelerin uzmanlarının ve bilirkişilerinin ihtiyacı olan kapsamlı çözümler, evrensel ve uygulamaların yardımının eksikliğini göstermektedir. Bahsedilenlerin önemi özellikle yönetim ve programlama kurumu gibi devlet kuruluşlarını kanunları düzenleme ve düzenlenmiş uygulamalara başvurmaya itmiştir. Ancak buna rağmen şartları düzeltmek için üretilen çözümler amacıyla yapılan araştırmalar devlet projelerindeki sorunların ölçümü zaman, maliyet ve kalite açısından ülke mühendisliğinde mevcut bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu araştırmada atılacak ilk adımın düzgün ve bütün etkenleri kapsamayı güdecek şekilde atılması gayretini taşımakta ve projenin doğuracağı sonuçların özellikle kanunların düzenlenmesine ve uygulamalara yoğunlaşan bölümlerin bilimsel ve akademik çalışma merkezlerinde yararlanılması umut edilmektedir. Bu projede proje yönetiminin değerini değerlendirme mühendisliğinin kullanımı ile yol yapımı ve çalışma prosedürü alanında yenilikler odak noktaya oturtulmuştur. Projelerin yüksek maliyeti, uygulamalardaki zorluklar ve geniş zaman ihtiyacının (zaman eksikliği) proje yönetiminin değerini değerlendirme mühendisliğinin yol yapımında kullanılmasının önemini vurgulayan faktörler olması sebebiyle aynı zamanda proje yönetim mühendisliğinin yol yapımında neden kullanıldığının önemini de gösteren projelerdeki yüksek maliyet, uygulamalardaki zorluklar ve uzun zaman süreci gibi faktörlerden dolayı yenilikçi bir senaryo en temel yaklaşım olarak çalışma prosedüründe kullanılacaktır. Dağ taşlarını kullanarak alt temelin eldesi ve uygulanması için kum eşdeğerinin artırılması yenilikçi bir çalışma olmuştur ve sonuç olarak teknik usullere dayanarak kalitenin artması, maliyetin ve zamanın azalması, makine ve aletlerde randımanın artmasına yeni bir bakış açısı getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Yol Yapım Projeleri, Proje Yönetiminin Değerini Değerlendirme Mühendisliği, Kum Eşdeğeri

Masoud Reihanifar
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yığma binaların analitik çözümlemesi için bir hesap algoritması

Günümüzde oldukça az oranda inşa ediliyor olmakla birlikte, ülkemizde geçmişte inşa edilmiş olan çok sayıda yığma yapı bulunmaktadır. Yığma yapılarda kullanılan malzemeler yörelere göre çeşitlilik göstermekte olup, en sık karşılaşılan yığma duvar malzemeleri taş, kerpiç, briket veya pişmiş toprak olarak sıralanabilir. Özellikle kırsal kesimlerdeki yapı stokunun büyük bir kısmı yığma yapı tarzında olup, bu binaların büyük bir çoğunluğu deprem bakımından risk altındadır. Bu yapılar deprem gibi yatay yükler altında betonarme ya da çelik yapılara oranla daha az dayanım ve süneklik göstermektedir. 2000 yılında Türkiye'de Orta-Çankırı ile 2003 yılında, İran'ın Bam şehirlerinde deprem büyüklükleri fazla olmamasına karşın can kaybı ve yıkımı fazla olan depremler meydana gelmiştir. Buradaki binalar yığma ve az katlı olmasına karşın yapım tekniğine ve herhangi bir hesaplamalara uyulmadığı için can ve mal kayıpları fazla olmuştur [1] [2]. Yığma yapıların, depremsellik bakımından incelenmesi ve hasar görebilirlik riskleri hakkında öngörüde bulunabilmek için ise, DBYBHY (Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik) hükümlerinin sağlanıp sağlanmadığı hakkında da detaylı bilgilere gereksinim duyulmaktadır. Yığma yapıların deprem etkisi altındaki davranışlarının ve dayanımlarının bilinmesi özellikle kalıcılıklarının sürdürülebilmesi için gereklidir. Anıtsal nitelikte olsun ya da olmasın yığma duvarlı yapıların deprem davranış ve dayanımları kullanıcılarının can güvenliği ve gerekiyorsa güçlendirilmeleri için bilinmelidir. Bu çalışmanın üçüncü ve dördüncü bölümlerinde Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik (DBYBHY, 2007) doğrultusunda, bir yığma yapıda kullanılan farklı malzeme ve farklı döşeme tiplerine göre elektronik tablolar kullanılarak hızlı, kolay ve gerçeğe yakın sonuç veren bir hesap algoritması oluşturulmuştur. Beşinci bölümde, ele alınan iki örnek yığma yapı projesi için çözümler yapılmıştır. Bu çözümler, geliştirilen hesap algoritmanın yanı sıra sonlu elemanlar yöntemi ile hesap yapan Sap2000 programı ve Staticad programları ile de tekrarlanmıştır. Bulunan sonuçlar üç program içinde karşılaştırılmıştır. Altıncı bölümde ise, bulunan sonuçlar topluca sunulmuş ve değerlendirmelerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yığma Yapılar, Sonlu Elemanlar Yöntemi, Duvar Dayanımı

Cevdet Şentürk
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Betonarme binaların performans düzeylerinin farklı yazılımlar kullanılarak incelenmesi

Bilgisayar teknolojisinde her öten gün oluşan yenilikler analiz programları açısından da ilerlemelere sebep oluyor. Tüm bu ilerlemeler yapı mühendisliğinde de büyük gelişmelerin yaranmasında önemli katkılara sahiptir. Bu gelişmeler yanı sıra malzeme bilimine de yenilikler getirmektedir ve bundan dolayıdırki mühendsiler deprem haraketini ve deprem sonrası yapılarda oluşan etkileri daha realize bir şekilde analiz ederek aslına uygun olarak belirlerler. Bu türlü gelişmeler hem de yapının deprem olduğu sürede sistematik davranışlarının daha yakından görülmesine ve farklı performanslar gereğince göçme güvenliklerinin daha realize analiz olunmasına imkan yaratmaktadır. Bu tez çalışmasında önemli olan esas konu alternatif analiz yöntemlerini farklı program yazılımları ile uygulayarak ve aralarındaki farklılıkları gözönüne alarak öncelikle DBYBHY-07'ye göre 1 katlı, düzenli aks sistemi olan, taşıyıcı sistemi kolon ve kirişlerden oluşan yeni bir bina tasarlanıp mevcut bir bina olarak kabul edilmiştir. Binadan DBYBHY-07'de tanımlanmış olan "Kapsamlı Bilgi Düzeyi"-de bilgi toplandığı varsayılmıştır. Yapının ''Doğrusal Elastik Performans Analizi'' (DEPA) yapılmış ve yönetmelikte bildirilmiş olan tanımlar esasında farklı yazılımlarla genel olarak ve bina düzeyinde performans analizi gerçekleştirilmiştir. Bu ve diğer örneklerle performans değerlendirme kriterlerinin analiz programlarına göre uyumluluğu kontrol edilmiştir. İkinci örnek olarak, taşıyıcı sistemi yine de kolon ve kirişlerden oluşan, farklı aks sistemi olan, 3 katlı betonarme yapı ele alınmış olup performans analizleri doğrusal elastik analiz yöntemleri ile yapılarak sonuçlar her üç programla karşılaştırılmıştır. Deprem sonrası kullanım gözönüne alınarak hesap yöntemleri bina önem katsayısı I=1.5 kabul edilmiş şekilde hesaplamalar oluşturulmuştur. Üçüncü örnek olarak ise ikinci örnekte yapmış olduğumuz binanın konut olduğunu varsayarak bina önem katsayısını I=1 şeklinde kabul edip hesaplamalar yapılmıştır. r - etki/kapasite oranları ve performans düzeyleri farklı yazılımlarla karşılaştırılmıştır. Dördüncü örnek olarak ise 5 katlı, taşıyıcı sistemi kolon ve kirişlerden oluşan, düzgün aksa sahip bina tasarlanmıştır. Her üç programda performans analizleri yapıldıktan sonra karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak bu tez çalışmasında temel konu tasarlanmış veya yapılmış olan bir binanın farklı yazılımlı programlarla hesaplanması ve sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Esas hesap usullerinin aynı olmasına rağmen bazı sonuçların farklı ve ya tam aynı olmasına rastlıyoruz. Tezde yapılmış olan örneklerdeki performans analizlerinin karşılaştırılmasında esas maksatlardan biri de aynı sonuçların ve ya farklılıkların gözönüne alınmasıdır. Programların hesap sonuçlarının benzerlik oranlarını görmek için etki/kapasite oranlarının (r) hesaplar yapılmış programlara göre oransal çizelgeleri oluşturulmuştur. Bunun için SAP2000 programından alınmış olan sonuçları 100% oran kabul ederek diğer iki programda karşılaştırma yapılmıştır. Elde etmiş olduğumuz sonuçlara esasen belli olan benzer ve farklı ayrıntılar örneklere göre sırasıyla şekiller ve çizelgeler halinde gözönüne alınmıştır. Yukarıda sözü edilen analizler ideCAD, STA4CAD ve geçerliliği uluslararası kabul görmüş SAP2000 bilgisayar yazılımları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Anahtar kelimeler: Performans analizi, Farklı analiz programları, Betonarme binalar

Javıd Shırınov
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ulaştırma sisteminin ekonomik ve teknolojik açılardan değerlendirilmesi, yeni eğilimler

Tezin amacı ulaştırma sisteminde geçmişten günümüze kaydedilen gelişmeleri ekonomik, teknik, sosyal ve politik yönleriyle ortaya koymaya çalışarak, farklı disiplinlerle olan ilişkisini açıklamaya çalışmaktır. Bu kapsamda; son on yıllık periyotlar halinde bilişim ve teknolojide kat edilen mesafenin de etkisi ile ulaştırmanın ne tür gelişme eğilimleri göstermekte olduğu günümüz ihtiyaçları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu çerçevede ulaştırmanın kentleşmeyle karşılıklı ve entegre ilişkisi olduğu bilinmekte olup tarihsel süreçten günümüze de ulaştırmanın insanlığın ortak medeniyet seviyesinin itici gücü olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda; bütün bu sözü edilen gelişmeler ve eğilimler karayolu, denizyolu, havayolu ve demiryolu ulaştırma türleri için belirli bir kapsamda değerlendirilmeye çalışılmıştır. Özellikle Avrupa Birliği müktesebatının Beyaz Kitap ve TİNA Raporları başta olmak üzere sürdürülebilir kalkınma ekseninde, sürdürülebilir bir ulaştırmanın argümanı olarak demiryolu yatırımlarının öncelenmesi vurgusunu ortaya koyduğu bilinmektedir. Ülkemizde de Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet' in ilk yıllarında demiryollarına verilen ağırlığın ardından yarım asırdan fazla bir süredir sadece karayolu ulaştırma türüne yatırım yapılmış olması hem yük ve hem de yolcu taşımacılığında, kentiçi ve kentler arası ulaştırmada bu türün %90' ların üzerinde bir türel paya ulaştığı bir vakıadır. Ancak son on yıllık süreçte hem ihtiyaca paralel olarak ve hem de Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde, demiryollarına ciddi anlamda yatırımlar yapılmaya başlanmıştır. Çünkü karayollarının yüksek oranda bir ağırlığa sahip olmuş olması hem genel olarak ulaştırma sisteminin ve hem de bu ulaştırma türünün aleyhine bir durumdur. Sonuç olarak gelinen noktada karayollarının bu ağırlığı nispeten kırılmış olmakla beraber hem niteliksel ve hem de niceliksel olarak halen yapılması gereken birçok çalışma bulunmaktadır. Ülkemizde, demiryolu yatırımlarında ana ekseni son birkaç yıl içerisinde ilk defa girilmiş olunan yüksek hızlı demiryolu sektörü oluşturmaktadır. Bu çerçevede; ulaştırma sistemlerinin ekonomik ve teknolojik bağlamdaki gelişme eğilimleri çerçevesinde ortaya konulan gelecek perspektifinin bir parçası olarak yüksek hızlı demiryolları, gelişim süreci ve yapılmakta olan yatırımlar da detaylı olarak değerlendirilmiştir.

Sürdürülebilir ulaşımŞehiriçi ulaşım
Taha Vardar
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Açık deniz jacket yapılarda ve rayserlerde yeni materyallerinin kullanımının değerlendirilmesi

Deniz yapıları, karadaki yapılara kıyasla daha ağır çevresel şartlara maruz kalmaktadır. Buna bağlı olarak, deniz yapılarının analizi ve tasarımı zorlu olabilmektedir. Açık deniz jacketler, açık deniz petrol ve doğal gaz endüstrisinde ve açık deniz rüzgar endüstrisinde yaygın olarak kullanılan temel altyapılardandır. Ayrıca, rayserler açık deniz faaliyetlerinde jacketlerin önemli bileşenleridir. Açık deniz jacket yapıları ve rayserleri imal etmek için genellikle konvansiyonel çelik kullanılmaktadır. Konvansiyonel çeliğe elverişli bir alternatif bulma konusunda bir değerlendirme yapılması, yapının inşaat prosedürlerini basitleştirmek ve yorulma ömrünü ve buna bağlı olarak hizmet ömrünü arttırma noktasında önemli olabilmektedir. Bu amaçla, jacket yapısı imalatı için yeni bir malzeme olan yüksek özgül mukavemetli çelik kullanılabileceği düşünülmüştür. Ayrıca, termoplastik kompozit borular, çelik rayserlere önemli bir alternatif olarak görülmektedir. ANSYS programı kullanılarak üç ayaklı ve dört ayaklı jacket modelinin zaman tanım alanında dinamik analizi yapılmış ve bu yapılar sırasıyla açık deniz platformu ve açık deniz rüzgar türbini için altyapı olarak kullanılmıştır. Jacketlerin Basra Körfezi bölgesinde olduğu varsayılmıştır. Modellenen jacketlerin konvansiyonel çelik ve yüksek özgül mukavemetli çelik ile yapıldığı farz edilmiştir. Analiz için ender dalga yükü ve gemi çarpışma yükünün etkileri dahil edilmiştir. Ayrıca, konvansiyonel çelik ile yapılan bir doğal gaz çıkarma rayseri, petrol çıkarma rayseri ve yeni termoplastik kompozit materyal ile yapılan termoplastik kompozit boru üzerinde de bu analizler gerçekleştirilmiştir. Rayserlerin Kuzey Denizi'nde bulunan bir jacket tipi açık deniz platformunda yer aldığı varsayılmıştır. Bahsedilen rayserlere ender dalga yükü etki ettirilmiştir. Rayserlerin analizi için iki bilinen dalga teorisi, 1. ve 5. mertebe dalga teorileri, kullanılmıştır. Üç ayaklı ve dört ayaklı jacket yapılar için, eksenel gerilmeler, maksimum deplasmanlar, maksimum tepki kuvvetleri ve maksimum yanal momentleri karşılaştırılarak, yüksek özgül mukavemetli çelik jacketlerin yapısal performansları konvansiyonel çelik jacketlere göre daha iyi olduğu saptanmıştır. Deplasmanların ve tepki kuvvetlerinin karşılaştırılması sonucunda, doğal gaz çıkarma rayseri ve petrol çıkarma rayseri için 5. mertebe dalgasının, 1. mertebe dalgasına kıyasla deniz platformunda daha az reaksiyon kuvvetine sebep olduğu gözlenmiştir. Ek olarak, termoplastik kompozit borularda ender dalgadan oluşan tepki kuvvetlerinin doğal gaz çıkarma ve petrol çıkarma rayserlerinde oluşan tepki kuvvetlerine kıyasen daha düşük olduğu gözlemlenmiştir.

ANSYS
Aıdın Kazemı Dalırı
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fay hattına yakın olan betonarme yapılarının kolon ve kiriş ebatlarının güçlendirme amaciyla incelenmesi

Kuvetli yer titreşimlerinin incelemesi ve açıklaması iki dalda yapı mühendisliği(yapı davranış analiz) ve deprem mühendisliği (yer davranışları analiz) yapılır ve çok önem taşımaktadır. Deprem riskinin belirlenmesi ve depreme dayanıklı yapı yapılmasını keza yapıları büyük deprem karşısında riskleri minimüm indirmek küvetli yer titreşimleri yayılmasını analiz yapmak günümüzde daha da önem kazanmıştır. Fay hattına yakın depremlerin kendilerine has özellikleri bulunup fay hattından uzak sismiklerden farklıdırlar. Faya hattına yakın titreşimler ve depremler yüksek hız ve faydan uzak depremler yüksek sınırlı frekans oranına göre düşük frekans taşırlar. Bu depremlerin kayıtları daha küvetli alanla yüksek periyodik darbeleri bulunup genellikler başlanışta deprem rekoru görünür. Sunumda çerçeve sistemli yapılar güçlendirmek ve uygulanması incelenmiştir. Çerçeve sistemli yapıların güçlendirmesini incelemek için 4, 5, 6, 8 ve 10 katlı modeller kullanılmıştır ve veriler SAP2000 yazılımıyla analiz yapılıp ilgili diyagramları çıkartılmıştır. Sonra nonlineer istatistik analizler fay hattına yakın ve uzak kayıtlarla ve fay hattından uzak sismik analizler sonucu ve güçlendirilmiş ve güçlendirilmemiş yapılar yer değişme ve temel kesitleri dikkate alınarak karşılaştırılmıştır. Anahtar kelime: Betonarme, Deprem, Fay, Güçlendirme

Mehran Kamıarfar
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Edirne ili ve ilçelerindeki zeminlerin standart penetrasyon deneyi kullanılarak sıvılaşma potansiyelinin belirlenmesi

Deprem sonrası meydana gelen hasarların en önemli nedenlerinden biri olan zemin sıvılaşması, kohezyonsuz ve suya doygun kumlu, siltli zeminlerde tekrarlı ve geçici yükler altında meydana gelmektedir. Bu çalışma Edirne ili ve çevresinin sıvılaşma potansiyelinin değerlendirilmesini içermektedir. Kuzey Anadolu Fay Hattı veya Edirne çevresindeki oluşabilecek bir depremde Edirne İlinin de etkilenebileceği düşünülmektedir. Bu sebeple Edirne ilinin sıvılaşma potansiyeli standart penetrasyon deneyi (SPT) ve laboratuvar verileri kullanılarak araştırılmıştır. Edirne ili ve ilçelerinde toplam 77 adet sondaj kuyusu açılmış ve standart penetrasyon deneyi(SPT) yapılmıştır. Sondaj kuyularından örselenmiş ve örselenmemiş zemin numuneleri alınmış, bu numuneler üzerinde zeminin fiziksel ve mekanik özelliklerini belirlemek amacıyla deneyler yapılmıştır. Sıvılaşma potansiyeli analizleri bugüne kadar Seed ve Idriss (1971), 'Youd (2001), Rouch (1998)' Wang(1979), Dorby ve diğ. (1992) gibi araştırmacılarının yöntemleriyle incelenmiştir. Idriss & Boulanger'ın 2008-2010 yılında yapmış olduğu çalışması araştırmalara dahil edilmemiş olması nedeniyle bu tezde bu yayın öncü alınmış ve bu yöntemi kullanan LiqSVs programı analizler için kullanılmıştır. Çalışmanın son aşamasında farklı deprem büyüklük senaryoları düşünülüp artan sismik aktivite ve odak derinliği ile beraber sıvılaşma potansiyelinin nasıl etkileneceği tartışılmıştır.

SPTZemin sıvılaşması
Emrah Çaltılı
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zemin taşıma gücünün belirlenmesi için bir yaklaşım

Bu çalışmada sığ temellerde taşıma gücünün saptanmasında yaygın kullanımı olan Terzaghi zemin taşıma gücü bağıntısının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, sığ temellerin taşıma gücünün belirlenmesinde kullanılan çeşitli taşıma gücü bağıntıları ve değişkenleri için geniş örneklemeler yapılarak, Terzaghi zemin taşıma gücü bağıntısına dayanan yeni bir bağıntı türetilmiştir. Yedi bölümden oluşan tez çalışmasının birinci bölümünde literatür özeti sunularak, tezin amacı ve hipotezi açıklanmıştır. İkinci bölümde analitik zemin taşıma gücünün saptanmasında kullanılan zemin dayanım parametreleri belirlenerek, üçüncü bölümde literatürde yaygın kullanılan çeşitli taşıma gücü bağıntıları tanıtılmış ve dördüncü bölümde ise analitik zemin taşıma gücünü etkileyecek faktörler açıklanmıştır. Tezin beşinci bölümünde kalıp olarak Terzaghi tarafından önerilen bağıntı muhafaza edilmiş ancak sentetik olarak karakteristikleri belirlenen zemin örnekleri gözönünde bulundurularak Terzaghi kalıbında yer alan katsayılar doğrusal olmayan regresyon analiz yöntemiyle değerlendirilmiş ve bu değerlendirme sonucunda Terzaghinin bağıntısını temel teşkil eden yeni katsayılara sahip bir bağıntı önerilmiştir. Altıncı bölümde önerilen bağıntının diğer analitik taşıma gücü bağıntıları ve deneysel taşıma gücü değerleri ile karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Son bölümde ise bu çalışma kapsamında ulaşılan sonuçlar vurgulanmıştır.

Kazık taşıma gücü
Beste Koçak Dinç
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yüksek hızlı demiryolları, gelişim süreci ve diğer ulaştırma modlarıyla rekabetçiliği

Yüksek hızlı demiryolları; konvansiyonel demiryollarının altyapı, hizmet parametreleri ve kapasite gibi kriterlerinin 40 yılı aşkın bir süredir geliştirilmesiyle elde edilen yeni bir demiryolu sınıfı olarak düşünülebilir. Kırk yıldan fazla bir süre önce ilk olarak Japonya'da kullanılmaya başlayan yüksek hızlı demiryolu hattı zamanla Shinkansen koridorunu ortaya çıkarmış olup günümüzde halen dünyanın en gelişmiş yüksek hızlı demiryolu hattını teşkil etmektedir. Japonya'yı takiben Almanya ve Fransa'da yüksek hızlı demiryolu yatırımları gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Uzun yıllar sektörde bu üç ülkenin önceliğini takiben Avrupa Birliği'nin Beyaz Kitap başta olmak üzere aldığı ulaştırma kararları ve Çin'in ekonomik gelişiminin ulaştırmalarına yansımalarına paralel, yüksek hızlı demiryolu dünya geneline daha fazla yayılmaya başlamıştır. Bu çerçevede, Çin ve İspanya, yüksek hızlı demiryollarının lider ülkeleri arasına 15-20 yıl gibi bir sürede girmişlerdir. Günümüzde sektörün lider ülkeleri olarak Japonya, Fransa, İspanya ve Çin anılabilir. Ülkemizde de son on yılda yüksek hızlı demiryollarına hızlı bir giriş söz konusu olup kayda değer yatırımlar yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. İlk olarak Ankara-Eskişehir Yüksek Hızlı Demiryolu hattı tamamlanmışken, ardından Ankara-Konya Yüksek Hızlı Demiryolu Hattı işletime alınmış, takibinde de Konya-Eskişehir Yüksek Hızlı Demiryolu Hat bağlantısı açılmıştır. Son olarak da Eskişehir-İstanbul etabı tamamlanarak Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Demiryolu Hattı işletimi sağlanmıştır. İstanbul-Edirne Yüksek Hızlı Demiryolu Hattının inşasına bu yıl başlanacak olup kısa sürede tamamlanması öngörülmekteyken Ankara-Yozgat-Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars Yüksek Hızlı Demiryolu hattının ise inşası hızlı devam etmektedir. İnşası devam eden bir diğer önemli hat ise Ankara-Afyon-İzmir Yüksek Hızlı Demiryolu Hattıdır. Bunun yanı sıra planlanan ve inşa edilen birçok hat söz konusudur. Havayolu sektöründe de ülkemizde son on yılda çok ciddi büyümeler kaydedilmiş olup çok sayıda şehirde havaalanları inşa edilmektedir. Bu noktada, özellikle ülkemiz için yüksek hızlı demiryolları ve havayolları arasındaki rekabetçilik ve entegrasyon unsurlarının tespiti önemli bir noktadır. Tezin amacı, sektörün gelişim sürecini ortaya koymak, yapılan tanımlamaları ele almak, kapasite ve hizmet parametreleri yönünden incelemek ve diğer modlarla karşılaştırmalar yapmaktır. Anahtar Kelimeler: Hız, Kapasite, Modlar Arası Entegrasyon, Yolcu Taşımacılığı, Yüksek Hızlı Demiryolları

HızKapasiteYolcu taşımacılığı+1
Ersin Arslan
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yüksek hızlı demiryollarının ülkemiz ve bölge için ekonomik açıdan incelenmesi

Yüksek hızlı demiryolları 40 yılı aşkın bir geçmişe sahiptir. Demiryolları 1980'lerin sonuna kadar özellikle doğu Avrupa ve Asya'nın çeşitli yerlerinde revaçta olmaya devam etmiştir. Günümüz itibari ile dünya genelinde Afrika, Asya ve Amerika kıtasında gelişimini sürdüren bir yüksek hızlı demiryolundan bahsedebiliriz. Bu noktada, yüksek hızlı demiryolları başta olmak üzere demiryollarında ki en önemli unsurlardan birisi planlamadır. Planlama, demiryollarının ekonomi üzerindeki etkisinin yönünde de belirleyici olmaktadır. Bu bağlamda ulaştırma yatırımlarının doğru planlanması ile ülkemiz ve ülkemizin merkezinde olduğu bölge, ekonomide entegre bir gelişim ortaya koyma imkanına kavuşabilecektir.

Yüksek hızlı tren
Onur Şahin
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ülkemizde altyapı projeleri ve proje yönetiminde yenilikçi uygulamalar

Ülkemizde son yıllarda ulaştırma yatırımları ciddi anlamda gündeme gelmeye başlamıştır. Marmaray, Avrasya Tüp Tüneli, İstanbul 3.Havalimanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Ankara-Eskişehir-İstanbul Yüksek Hızlı Demiryolu Hattı, Ankara-Konya Yüksek Hızlı Demiryolu Hattı, Ovit Tüneli ve Osmangazi Köprüsü bunlardan bazılarıdır. Anadolu'nun birçok ilindeki önemli havalimanı projeleriyle birlikte Kanalistanbul gibi devasa projelerden bahsedilmekte olup Türkiye genelinde birçok yüksek hızlı demiryolu projesiyle birlikte İstanbul başta olmak üzere birçok büyükşehirde yürütülmekte olan kent içi raylı sistem projeleri söz konusudur. Sözü edilen yatırımların hepsi altyapı projeleridir. Bilindiği üzere gelişmekte olan ülkelerde altyapı yatırımları ve harcamaları bütçenin önemli bir bölümünü oluştururken politik kararlarda da merkezi bir role sahip olmaktadırlar. Gelişmiş ülkelerin aksine gelişmekte olan ülkelerde hız kesmeden devam eden bir altyapı kurulum sürecinden bahsedilebilir. Altyapı; eğitim, sağlık, hizmet gibi temel sektörlerin ve devletin vatandaşlarına sunduğu temel güvencelerin, halka daha iyi hizmet standartlarında doğrudan ulaştırılmasıyla da ilgili bir husustur. Elektrik, doğalgaz, su, ulaştırma vs kaynakların hepsi birer altyapıya işaret etmekte, temel birer altyapı teşekkülü gerektirmektedir. Ülkemiz; gelişmekte olan bir ülke olarak altyapı kurulumu ve yenileme sürecini hızlı bir şekilde devam ettirmekte, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alabilme hedefleri koymaktadır. Altyapı yatırımları içerisinde her zaman ulaştırmanın hem yatırım miktarı ve hem de harcamalar olarak önemli bir payı bulunmaktadır. Ülkemizde ve İstanbul'da ulaştırma altyapı yatırımlarının aldığı paysa daha da yüksektir. Günümüzde bu yatırımların genel yatırımlar içerisindeki payı %50'lik hedeflere doğru ilerlemektedir. Dolayısıyla yoğun bir altyapı kurulumunun olduğu ve bunda ulaştırmanın ciddi bir payı olduğu Türkiye'de projelerin yönetimi, yönetim anlayışı, kullanılan yenilikçi teknolojiler ve organizasyonel yapılar hayati bir öneme sahip olmaktadır.

İnşaat projeleri
İskender Eyüp Ekiz
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ulaştırma altyapı yatırımlarının finansal açıdan değerlendirilmesi

Ülkelerin sahip olduğu altyapı; gelişmişlik seviyelerini yansıtmaktadır. Altyapı; bir ülkedeki sistemlerin etkin ve verimli çalışması, sektörlerin karlılık oranları, halka sunulan hizmet seviyesi ve genel olarak hayat kalitesini doğrudan etkilemektedir. Dolayısı ile altyapı kurulumunun söz konusu ülkenin ekonomisi ile de doğrudan bir ilişkisi de bulunmaktadır. Altyapı; elektrik, su, doğalgaz, iletişim, ulaştırma gibi temel sektörleri ve bunların bileşenlerini ihtiva etmektedir. Buradan hareketle, ülkenin sahip olduğu altyapı çeşitliliğinin de yine o ülkenin altyapısının gelişmişlik düzeyi ile doğrudan bağlantılı olduğu söylenebilir. Ülkelerin ekonomilerine göre ilk elden, gelişmemiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ve gelişmiş ülkeler olarak tasnifi mümkündür. Bu gelişmişlik seviyeleri sadece ekonomiyi değil aynı zamanda, doğrudan ya da dolaylı yoldan söz konusu ülkenin teknik, sosyal, politik ve kültürel gelişmişliğini de ifade etmektedir. Gelişmiş ülkelerde altyapı yatırımlarının yıllık yatırım bütçesinden aldığı pay sınırlıdır. Zira söz konusu ülkelerde altyapı kurulumu büyük ölçüde tamamlanmıştır, ekonomik ve benzeri fazlarda bulunulan noktayı korumaya yönelik bir durağanlık bulunmaktadır. Gelişmemiş ülkeler ise gelişme ve kurulum dinamiklerini harekete geçirecek olan ekonomik güce ulaşamamaktadırlar. Dolayısı ile altyapı başta olmak üzere, henüz kurulum ve kalkınma sürecine başlayamamışlardır. Gelişmekte olan ülkeler ise sahip oldukları dinamikleri belli ölçüde harekete geçirmiş olduklarından dolayı kalkınma sürecine ve yoğun bir şekilde altyapı kurulum sürecine girmişlerdir. Dolayısı ile gelişmekte olan ülkelerde, altyapı yatırımlarının yıllık bütçeden aldığı pay oldukça büyüktür. Bir ülkedeki temel sektörler; eğitim, sağlık, hizmet, güvenlik olarak değerlendirildiği zaman, ulaştırma sektörünün bütün bu sektörler ile karşılıklı bir ilişki içerisinde olduğu görülmektedir. Diğer taraftan altyapı anlamında da ulaştırmanın yeri ve rolü ortadadır. Bütün bunlardan dolayı temel bir sektör ve altyapı unsuru olarak ulaştırma, gelişmekte olan ülkelerde, altyapı yatırımlarında en büyük paylardan birisini almaktadır. Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye'de de durum benzerdir. Türkiye'nin yıllık yatırım bütçeleri içerisinde altyapı yatırımlarının çok ciddi bir payı vardır. Altyapı yatırımları içerisinde son yıllarda bir numaralı kalem olan ulaştırma, günümüz itibari ile artık neredeyse yarı yarıya bir pay almaktadır. Bu kapsamda ulaştırma yatırımlarının bir ülkenin ekonomik göstergeleri açısından sahip olduğu rol oldukça önemlidir. Bu anlamda da detaylı olarak incelenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

Emine Karaman
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kentsel ulaştırmanın uluslararası örneklerle değerlendirilmesi

Ulaştırma ve kentleşmenin geçmişi insanlık tarihi kadar eskilere uzanmaktadır. Eski dönemlerden beri insanlar yerleşimlerini nehir kıyılarına, yolların kavşak noktalarına, askeri, politik ya da kültürel açıdan stratejik noktalara, ticari güzergahlara kurmuşlardır. Kentin kurulumunda önemli olan söz konusu noktaların hemen hepsi doğrudan ya da dolaylı birer ulaştırma unsurudur. Teknik, ekonomik, sosyal, kültürel, politik ve askeri disiplinlerin birbiri ile olan karşılıklı ve sürekli ilişkisinin merkezinde ulaştırma ve kentleşme birer itici güç olarak yerini almaktadır. Dolayısı ile ulaştırma ve kentleşme politikalarının tayini, kentlerin, yörelerin, ülkelerin ve bölgelerin ekonomik, politik, sosyal, kültürel ve güvenlik geleceklerini doğrudan olumlu ya da olumsuz yönde etkilemektedir. Ülkemizde Cumhuriyet kurulduğundan bugüne hızlı bir kentleşme yaşanmaktadır. Ancak altyapı sorunları, plansızlık, dengeli dağılımın sağlanamaması, entegrasyon eksikliği, koordinasyon eksikliği gibi nedenlerle doğru bir kentleşme süreci yaşanamamıştır. Özellikle kırdan kente, Anadolu'dan batı bölgelere yaşanan göç olgusu her dönem yüksek bir ivme ile devam etmiştir. Gelinen noktada bu durum yapılan çeşitli çalışmalar ile iyileştirilmeye çabalanmaktadır. Ancak mevcut durum kapsamlı ve uzun vadeli çalışmaları zorunlu kılmaktadır. Son dönemde yapılan yerel yönetim reformunun da etkisi ile kentsel nüfus oranı %90'lara ulaşmıştır. Ancak bu oranın kentlilik oranını doğru bir şekilde yansıttığı tartışılır. Söz konusu sorunlar küresel ölçekte de yaşanmaya devam etmektedir. Planlanan iyileştirmelerin gerçekleştirilebilmesi için farklı coğrafyalardan farklı örneklerin karşılaştırmalı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda tek başına Avrupa kentlerinin incelenmesi yeterli olmayacaktır. Çin ve Hindistan gibi, dünyanın yüz ölçümü ve nüfus bakımından önemli bir bölümünü oluşturan iki gelişmekte olan ülkedeki dinamiklerin de detaylı değerlendirilmesi yerinde olacaktır. Bu çerçevede, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa başta olmak üzere ülkemiz kentlerinin karakteri de topoğrafyası da Avrupa kentleri ile birebir örtüşmemektedir. Dolayısı ile ülkemiz kentlerinin farklı açılardan benzerlikler gösterdiği birçok ülke kentlerinin değerlendirilmesinde fayda vardır.

Zeynel Doğru
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ulaşım talep tahmin modellerinde trafik analiz zonu büyüklüklerindeki değişimin yolculuk atama sonuçlarına olan etkisinin modellenmesi

Ulaşım talebindeki artışın her geçen gün daha da büyümesi ile birlikte, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki orta ve büyük ölçekli şehirlerde trafik sıkışıklığı artmaya devam etmektedir. Kentsel ulaşım sorununa yaklaşım, ilk ortaya çıktığı günden bugüne kadar çeşitli evrelerden geçmiştir. Bunun bir sonucu olarak da, dünya genelinde birçok şehirde konfor ve erişebilirlik beklentilerinin yükselmesi, özel araç kullanımını arttırmış ve toplu taşım kullanımının azalmasına neden olmuştur. Taşıt arzının artması ve buna karşılık yolların yetersiz kalması nedeniyle trafik sıkışıklığı ortaya çıkmıştır. Bu sıkışıklığa çözüm bulmak amacıyla yolculuk talep tahmin modelleri ile alternatif senaryolar üretilmektedir. Söz konusu senaryolarda arazi kullanım konfigürasyonları ve ulaşım altyapıları kullanılarak, kullanıcı, yolculuk ve zon karakteristiklerine göre geleceğe yönelik tahminler gerçekleştirilmektedir. Karar verme sürecini iyileştirmek için ulaşım ile ilgilenen kuruluşlar sürekli yeni model altyapıları geliştirmektedir. Bu çalışmada, İstanbul İli için kurulan talep tahmin modelleri yolculuk amaçlarına göre incelenmiştir. İstanbul için uygulanan talep tahmin modeli ve trafik analiz zonlarının yapısı incelenmiş, trafik analiz zonlarının seçim kriterlerine değinilerek bu zonların küçültülerek yolculuk başlangıç ve bitiş noktaları için hassasiyetin arttırılmasının model tahmin kabiliyeti üzerindeki etkileri incelenmiştir. İstanbul İli için uygulanan 540 trafik analiz zonu daha küçük alanlara bölünerek model tutarlılığı üzerindeki etkileri incelenmiştir. İdari sınırlar dikkate alınarak en küçük idari sınır olan mahalle alanları içerisinde benzer arazi kullanım niteliği gösteren alanlar birbirinden ayrılarak 1788 trafik analiz zonu için talep tahmin modeli altyapısı yeniden oluşturulmuştur. Bu altyapının en önemli üç bileşeni; B-S matrisi, karayolu ve toplu taşıma ağları ve trafik analiz zonları nitelik bilgileri 1788 trafik analiz zonu için revize edilmiştir. İstanbul için daha küçük zon yapılanması kurulurken yapılan düzenlemelere değinilmiştir ve bu iyileştirmelerin şebeke ataması algoritmaları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bir örnek olarak Kadıköy Kartal Metro Hattı için genel işletme bilgileri verilerek hat boyunca farklı büyüklüklerdeki trafik analiz zonları için talep tahmin modelinin çıktılarının gerçekleşen gerçek değerlere göre tutarlılığı incelenmiş, ortaya çıkan faydalar analiz edilmiştir. Kadıköy-Kartal Metro Hattı için 540 ve 1788 trafik analiz zonu için yapılan toplu taşıma şebeke atamaları karşılaştırıldığında, her iki modelin de gerçeği temsiliyetinin oldukça iyi olduğu görülmekte birlikte daha küçük zonlar oluşturulması ile model hassasiyetinde önemli ölçüde iyileştirmeler olduğu görülmektedir. Hataların ortalama karekökü (RMSE) yöntemi ile istasyon bazlı bindiler değerlendirilerek karşılaştırma yapılmıştır. 1788 zon için hata oranının %23 oranında azaldığı görülmüştür. Çalışma alanı için uygun zon yarıçapının belirlenmesi için ise nüfus yoğunluğu ve istihdam yoğunluğu bağımsız değişkenler olarak değerlendirilmiş ve üstsel model uygulanmıştır. Zon yarıçap uzunluğunu hesaplarken kullanılabilecek en uygun modelin seçiminde çalışma alanının karakteristik özelliklerine dikkat edilmelidir. 1 km2 alan içindeki nüfus yoğunluğu ve istihdam yoğunluğu kullanılarak hesaplanan zon yarıçapları ile modelde kullanılan ortalama yarıçap uzunluklarının birbirine yakınlaştırılması ile R2 değerinde %26'lık artış sağlamanın mümkün olduğu gözlemlenmiştir.

Yunus Emre Ayözen
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köy yolları ulaşım ağlarında drenaj sistemleri ve hidrolik tasarım esasları

Günümüzde gelişmekte olan ülkemizde gelişmişliğin tüm ülkeye homojen olarak yansıması için en küçük yerleşim birimlerimiz olan köylerimize ulaşımın her zaman ve her hava koşulunda sağlanabilmesi gerekir. Bu da köy yollarımızda gereksinim duyulan tüm drenaj sistemlerinin de tasarlanarak uygulanmasıyla sağlanır. Bu çalışma ile , köy yolları ağında bulunan yolların yeraltı ve yüzeysel drenaj sistemleri incelenmiş olup bu sistemlerin hidrolik tasarım kriterleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmanın başlangıcında köy yollarının tanımı yapılarak zeminde suyun bulunma şekilleri ve yeraltı suları incelenmiştir. İkinci bölümde drenaj konusu, yeraltı suyu drenajı ve yüzeysel drenaj alt başlıklarında detaylı bir şekilde incelenmiştir. Üçüncü bölümde de küçük sanat yapıları konusu ele alınmıştır. Bu bölümde menfezlerin çeşitleri ve hidrolik tasarım ilkeleri detaylı olarak incelenmiştir. Ayrıca, brit ,sel geçidi ve nehir geçişleri incelenmiştir. Son bölümde de , yapılan bu çalışmanın sonucunda varılan sonuçlar açıklanmıştır.

Mehmet Emin Bulut
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Belirgin düşey yükler altındaki betonarme kirişlerin çevrimsel yükler etkisinde davranışlarının incelenmesi

Bu çalışmada; belirgin düşey yükler altındaki betonarme kirişlerin çevrimsel yükler etkisindeki davranışlarının deneysel olarak incelenmesi amaçlanmıştır. İncelemede; sismik yüklerin uygulanmasında yapısal elemana elastik ötesi davranışa izin verecek şekilde çevrimsel yüklemeler yapılması yöntemi kullanılmıştır. 4 adet deney numunesinin üretildiği çalışmada, deney numunelerine belirgin düşey yük etkisinin ihmal edildiği ve ihmal edilmediği iki ayrı yükleme geçmişi uygulanmıştır. Böylece; kiriş numunelerinin göçme hasar durumlarını karşılaştırmalı olarak incelemek, plastik dönme kapasitesinin göçme hasar durumu üzerindeki etkilerini deneysel olarak belirlemek hedeflenmiştir. Bunun yanı sıra deneysel çalışma sonunda elde edilen sonuçlar hali hazırda yürürlükte olan bir takım yönetmelikler [1,2,3,4] ile karşılaştırmalı olarak irdelenmiştir. Beş bölümden oluşan tez çalışmasının birinci bölümünde literatür özeti sunularak, tezin amacı ve hipotezi açıklanmıştır. İkinci bölümde deney numuneleri, deney düzeni ve kullanılan yükleme geçmişleri tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde deneysel sonuçlar sunularak numunelerin hasar durumları, yük-yer değiştirme ilişkileri, momet-maksimum ortalama birim şekil değiştirme ilişkileri ve hesaplanan eşdeğer plastik mafsal boyu değerleri değerlendirilmiştir. Dördüncü bölüm, deneysel bulguların irdelenmesine ayrılmış olup, bu bölümde incelenen yönetmeliklere göre deney numunelerinin analitik göçme hasar durumları belirlenerek deneysel sonuçlar ile karşılaştırılmıştır. Beşinci ve son bölümde ise bu deneysel çalışma kapsamında ulaşılan sonuçlar vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kesit hasar sınırları, dönme kapasitesi, birim şekil değiştirme sınırları, deneysel yük-yer değiştirme ilişkileri, plastik mafsal boyu

Eksen dönmesiPlastik mafsal
Pınar Yıldırım
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekrarlı yükler altında kalıcı dayanma yapısının tasarım kriterleri ve kompozit çelik yapıya etkisi: Kentin merkezindeki Marmara Forum otoparkı

Yapılan bu tez çalışmasında 3 katlı çelik bir otoparkın kalıcı yükler altında tasarımı gerçekleştirilmiştir.Yapının günümüz yönetmeliklerine uygun olarak boyutlandırılması üzerinde çalışılmıştır. Gerekli destek yapısının geoteknik mühendisliği değerlendirilmelerinin yapılması, kazı sırasında karşılaşılacak birimlerin dayanım ve deformasyon özelliklerine uygun kazı ve destek sistemlerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda gerekli iksa sisteminin yapılarak, birim deplasman değerleri sınır koşullarında kalacak şekilde tasarım gerçekleşmiştir. İksa sistemi PLAKXİS programı yardımıyla yapılmış. İlgili saha üzerinde temel zeminin ve kazı esnasında karşılaşılacak olan zemin birimlerinin mekanik ve dinamik parametrelerini belirleme amaçlı zemin etüd raporu hazırlanmış ve tasarım parametreleri bu rapora bağlı kalınarak belirlenmiştir. Bu bilgiler ışığında yük değerleri ETABS yapısal analiz programında tanımlanmıştır. Hesap modelleri oluşturulmuştur. Bu yapıda en çok dikkat edilmesi gereken husus zeminin yapı davranışına etkisi, dinamik ve statik yükler altında yapı davranışının sınır değerler altında kalıp kalmadığının tayin edilmesidir. Bu nedenle bütün olumsuz koşullara göre çözüm yapılmış olup uygulama projesi bunlara göre hazırlanmıştır. Üç farklı modelde de yapıya etki edecek yükler TS-498'e uygun olarak yüklenmiştir. Temel ve dış betonarme perdelerin tasarımında, TS-500 kullanılmıştır. Deprem yüklemesi içi 2007 yıldında hazırlanan ''Deprem Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik'' kullanılmıştır.''Çelik Yapılar, Emniyet Gerilmesi Esasına Göre Hesap ve Proje Esasları'' IMO-02 olarak geçen yönetmelik doğrultusunda çelik konstrüksiyon tasarlanmışır. IMO-01.R-01-2005'de geçen kriterlere uygun olacak şekilde tasarlanmış. Proje paftalarına detaylı şekilde kaynak detayları işlenmiştir. Yapıda kullanılacak olan çelik profillerin tasarımında S235 ve S275 çelik sınıfındaki malzemelerden yararlanılmıştır. IPE ve boru profiler S235 çelik sınıfı düşünülerek tasarlanmıştır. Yapma profiler, kutu profiler, UNP profiler ve plaklar S275 çelik sınıfındandır. Donatı çeliği TS 708 'e uygun olarak yapılacaktır. Çelik profiller ise TS-EN 10025-2 yönetmeliğine göre tasarlanmıştır. Bu tez kapsamında yapı zemin etkileşimi birlikte incelenmiştir. Zemin parametreleri açıklanmıştır. Statik ve dinamik etkilere bakılmıştır. Zemin karşısında yapı davranışıincelenmiş, yapılması gerekenler detaylı bir şekilde açıklanmıştır.

Süleyman Cem Divrik
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mevcut bir betonarme okul binasının betonarme perdelerle güçlendirme alternatiflerinin karşılaştırılması

Mevcut yapıların değerlendirilmesi ve güçlendirilmesi, uzun süredir inşaat mühendisliğinin en önemli alanlarından birini oluşturmuştur. Bu sebeple, mevcut yapıların güçlendirilmesi için farklı güçlendirme alternatifleri geliştirilmiştir. Bu çalışmada Edirne ilinde bulunan bir okul binası projesi ele alınmış ve söz konusu binada mevcut durumdaki performans seviyesi ve güçlendirme sonrası performans seviyeleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu amaçla Türk Deprem Yönetmeliği'ne göre minimum performans hedeflerini sağlamayan mevcut binada artımsal dinamik analizi yöntemi kullanılarak çözümlemeler yapılmıştır. Daha sonra söz konusu binaya, iki ayrı alternatifli güçlendirme amacıyla Türk Deprem Yönetmeliği'ne (2007) uygun olacak şekilde betonarme perde duvarları ekleyerek ve aynı analiz yöntemini kullanarak çözümlemeler yapılmıştır. Bu analizlerin ardından, mevcut ve güçlendirilmiş durumlar için yapının kırılganlık eğrileri, taban kesme kuvveti-maksimum kat ötelemesi eğrileri ve maksimum kat ötelemesi-kat yüksekliği eğrileri oluşturulmuştur. Bu çalışma sonucunda Türk Deprem Yönetmeliği'ne göre mevcut ve güçlendirilmiş durumdaki yapısal performans ile ilgili sonuçlar özetlenmiştir.

Sismik güçlendirme
Mohammad Faheem Afzalı
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Köy yollarında asfalt ve beton kaplama karşılaştırması; Batman-Sason-Derince grup köy yolu örneği

Bu çalışmada Köy yollarında Beton kaplama ve Asfalt kaplamalı yolların; yapımı, kullanılan malzemeler, avantaj – dezavantajları ve bakım - onarım teknikleri irdelenmiştir. Çalışmanın başlangıcında Köy yolları ağının genel tanımı yapılmış, ikinci bölümde asfalt ve beton kaplama detaylı bir şekilde incelenmiş, üçüncü bölümü de Asfalt ve beton kaplama'nın avantaj ve dezavantajları kıyaslanmış olup, son bölümde Batman –Sason-Derince Grup Köy yolundaki asfalt kaplama ve Beton Kaplamanın zamanla uygulamada meydana gelen sonuçları irdelenmiştir. Asfalt Kaplamanın yapımında kullanılan ana madde bitüm olup, petrol türevli bir maddedir. Petrol konusunda dışa bağımlı olmamız bir dezavantaj olarak görülebilir. Ancak bitüm rafineride işlenen petrolün son türevidir ve asfalt betonu üretimi dışında kullanılma alanı çok azdır. Beton Kaplama yolun yapımında kullandığımız çimento, ülkemizde bol miktarda üretilmektedir. Ancak çimentoya, yol yapımından ziyade inşaat sektörünün diğer alanlarında daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Beton kaplama ve asfalt kaplamanın birbirine karşı avantaj ve dezavantajları vardır. Bu noktada yolun yapılacağı bölgenin karakteristik özellikleri (zeminin sağlamlığı, iklim, trafik, topoğrafya, vs…) avantajlar ve dezavantajların değerlendirilmesi açısından belirleyici olmaktadır. Anahtar Kelimeler: .Köyyolu, . Asfalt kaplama yol, . Beton kaplama yol.

Beton kaplamaKara yolu ulaşımıRolled asfalt
Ferhat Cansağ
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akıllı ev sistemlerinde güncel teknolojilerin incelenmesi

Bu tez, temel teknik ve mühendislik altyapısı olan okuyuculara yöneliktir. Akıllı Evlerin farklı özelliklerinin sunulmasında çok önemli olan programlama, ağ iletişimi ve güvenlik kavramları hakkında temel bilgilere sahip olmak yararlı olacaktır. Ayrıca, okuyucuların günümüzde evlerde kullanılan çeşitli ev teknolojilerine aşina oldukları varsayılmaktadır. Ev otomasyonu, bir binadaki belirli elektrik ve elektronik sistemlere bir dereceye kadar bilgisayarlı veya otomatik kontrolün uygulanmasını içerir. Çeşitli cihazları izlemek ve kontrol etmek için bir donanım sistemi kurulmuştur. Sistem, cihazları yapılandırmasına göre kontrol edecektir. Örneğin, akşamları belirli bir saatte ışıkları otomatik olarak açabilir veya bir donanım sensörü kullanarak ortam ışığını ölçebilir ve karanlık büyüdüğünde ışıkları açabilir. Örneğin, evden çıkmadan önce iklimlendirme ofisinden açılabilir. Bu proje, kullanıcının Bluetooth özellikli bir cep telefonu gibi bir kablosuz cihazla kontrol etmesini sağlayan basit bir ev otomasyon sistemini göstermektedir. Sistem, kullanıcının her bir ışığı ve fanı ayrı ayrı kontrol etmesini sağlar. Ana ışıkları otomatik olarak kapatabilir ve belirli bir zamanda bir gece lambasını yakabilir. Sinyal gücünü ölçerek, kullanıcının bir odaya girip otomatik olarak ışığı ve fanı açtığını algılayabilir ve kullanıcı odadan çıktığında otomatik olarak kapatabilir. Ev otomasyon sistemi son yıllarda büyük bir popülerlik kazanmıştır ve yaşamın konforunu ve kalitesini arttırmaktadır. Bu yazıda mevcut ve yeni ortaya çıkan ev otomasyon sistemlerinin genel bir tartışması ele alınmıştır. Günümüzde çoğu ev otomasyon sistemi bir akıllı telefon ve mikrodenetleyiciden oluşmaktadır. Akıllı telefon uygulaması, ev aletlerini farklı iletişim teknikleri kullanarak kontrol etmek ve izlemek için kullanılır. Bu çalışmada, ZigBee, Wi-Fi, Bluetooth, EnOcean ve GSM gibi farklı kablosuz iletişim tekniklerinin çalışma prensipleri üzerinde çalışılmış ve bunların özellikleri birbirleriyle karşılaştırılmıştır, böylece kullanıcılar ev otomasyonu için kendi teknoloji tercihlerini seçebilirler. Ayrıca bu araştırma çalışmasında farklı ev otomasyon sistemlerinin araştırması tartışılmış ve avantajları ve dezavantajları da vurgulanmıştır. İnternet erişimi olan herhangi bir akıllı telefon ile alarm sistemini aktif/pasif etme ve durum bilgisi alınmasını sağlayan sistem mevcut olacaktır. Duman sensörleri aracılığıyla yangın uyarı sistemi desteği ile güvenli bir ev ortamı olmuş olacak buna dayalı zehirlenme ve patlama olaylarının önüne geçilecektir. Su basma sensörleriyle su taşkını tespit ve önleme sistemi ile hem kendi evlerimiz hem alt komşuların zarar görmesi engellenmiş olacaktır. Karbon monoksit sensörleriyle gaz sızıntısını algılama ve önleme Panik buton desteği ile acil çağrı başlatma sayesinde erken müdahale can kurtaracaktır. Herhangi bir sızıntı durumunda otomatik olarak su veya gaz akışını kesme otomasyonu sayesinde otomatik önlem alınmış olacaktır.

Akıllı evBina otomasyonu
Zafer Yüksel
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni imara açılacak ve yol çalışması yapılacak bölgenin planlama ve yeni hizmetler için haritalandırılması

Bu tez, İstanbul Aydın Üniversitesi'nde İnşaat Mühendisliği bölümünde oluşturulan Yüksek Lisans tezidir. Aşağıdaki konular tezin bir kısmında işlenmiştir. Devlet yolu planlama sürecinde en iyisini elde etmek için neler yapılabilir, Sonuç önceden tahmin edilmelidir. Mevcut bir karayolunu iyileştirmek gerekir. Genel trafik ihtiyaçlarını karşılamak, ortadan kaldırmak veya trafiğin neden olduğu olumsuz etkileri veya arazi kullanımındaki değişiklikler planlamanın ana başlıklarıdır. Politikalar ve Prosedürlerin bu bölümü, kullanılan minimum gereksinimleri ve süreçleri açıklar. Ülke Ekibi'nin bir kalkınma sonucu sunması için düzenli planlarının sonuçlarını halka sunar. Ülke Programları, Bölgesel Programlar ve Küresel Programda özetlenir. Bu belgeler Stratejik Planında belirlenen vizyon, yön ve stratejilerini işlevsel hale getirmektir. Programlar yıllık çalışma planlarına sahip projelerle uygulanmaktadır. Planlama yeterince basit görünüyor: ideal topluluğu tasarlanacaktır ve düzenlemeleri sağlanıp destek tasarım hedefleri belirlenecektir. Gerçeklik çok daha karmaşıktır. Bugün, şehir, topluluk ve bölgesel planlama, sürekli değişim ile uğraşmak demektir. Bir vizyonu tercüme etmek için teknik uzmanlık, politik bilgi ve mali anlayış yarın ve bugün için stratejik bir eylem planına uymak gerekir. Gerçekten binlerce yerel yönetim kuruluşu ve planlama ajansı özellikle, CBS araçlarını ESRI'den bir araya getirme aracı olarak benimsemişlerdir. Sınırlı finansman ve personel ile ilgilenirken talepler doğrultusunda ilerlenmektedir. Maliyetler, potansiyel fon verenler sadece bir projenin finansmanının programlarına uyup uymadığını değil, aynı zamanda ülkedeki iklim ve kalkınma yardımlarının sağlanmasına yönelik bir eylemin faydaları ile ilgilidir. Potansiyel fon verenlerin yatırım tekliflerini değerlendirmesine veya taramasına yardımcı olmak için, bu tez, nasıl tanımlanacağını açıklar. Hem önerilen faaliyetlerin hem de ülke içi kapasite ihtiyaçlarının maliyetleri ve faydaları göz önünde bulumdurulur. Bir ülke veya sektörde veya daha büyük ölçekli bir potansiyele sahip tek bir teknolojiye odaklanabilir. Ortak eylemlerin uygulandığı teknolojiler portföyü (örneğin, bir otobüs-hızlı geçiş sistemi ile birlikte) bisiklet şeritleri ve yaya patikaları). Sektörler içinde öncelikli teknolojiler portföyüne dayalı ve belirlenen engeller, birden çok ortak noktanın var olup olmadığına karar verebilir.

Ali Gür
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni yapılarda enerji ve su tasarruflu sistemlerin kullanılmasına yönelik çalışmalar

Sürdürülebilirlik, insanı sosyalleştiren toplumumuzun ekonomik ve çevresel yönleri ile çok yönlü bir kavramdır. Gelecek nesillerin yaşamlarını etkilememek adına günümüz kaynaklarından kendi ihtiyaçlarımızı karşılamamız gerekmektedir. Sürdürülebilir kalkınmanın meydana geldiği başlıca ticari işletmelerden biri; sürdürülebilir binanın ortaya çıkmasına neden olan inşaat sektöründeki yeşil binalar dır. Enerji ve su kullanımının daha verimli ve daha kontrollü olması ile inşaat safhasındaki savurgan uygulamaları frenlemek ve daha sağlıklı olmasını sağlamak hedeflenmektedir. Bu sistemlerle yapılacak yeni yapıların ilk yapım maliyetleri yüksek olabilir ancak getirisi çabuk olacaktır. Su ve enerji tasarrufu ile verimlilik artışı olacaktır. Binalarda yapılacak tasarruflar ile yapının kullanım hayatı boyunca sahiplerine faydalı olması hedeflenmektedir. Sürdürülebilir yapı ya da yeşil yapıların ortaya çıkması ile bina endüstrisinde kullanılan fazla enerjiyi frenlemek adına neler oluşacağı dair bir farkındalık yaratacağı düşünülmektedir. Bu sayede israf en aza inecek ve sağlıklı ortamlar oluşacaktır. Tez kapsamında inşaa edilecek olan yeni yapılarda enerji ve su tasarruflu sistemler irdelenmiştir. Yeşil binalar yaparken kullanılan yöntemler ile yeni nesil yapılarda kullanılan teknolojiler ve teknoloji kolaylıkları gösterilmiştir. Su ve enerji tasarrunda yeni yapıların tasarımı, bu yapıların yapısı ve faydalanılacak sistemler gösterilmiştir. Enerji tasarrufu, iyileştirme yöntemlerini uygulayarak veya yeni teknolojiler kullanarak üretimi ve kaliteyi düşürmeden enerjiyi daha etkin bir şekilde kullanmak demektir. Enerji verimliliğinin artırılması ek yeni enerji kaynaklarının devreye sokulması için yapılacak yatırımlardan daha ekonomiktir. Günümüzde elektrik enerjisinin kullanımının ve enerji talebinin artması ile önümüzdeki yıllarda Türkiye 'de bir enerji açığının olabileceği sinyallerinin verilmesi enerji tasarrufunu zorunlu hale getirmiştir. Enerjinin etkin kullanımının ülke ekonomisine sağlayacağı olumlu katkılar büyük boyutlara ulaşabilmektedir ancak bunun için her birey ayrı olarak üzerine düşeni yapmalıdır. Enerji tasarrufu yöntemleri anlatılarak bu bilincin insanlarımıza aşılanması hedeflenmektedir. Yeni yapılarda aydınlatmadaki enerji tasarrufu aydınlatmanın kalitesini düşürmeden ve iyi bir aydınlatmanın şartları yerine getirilerek yapılmalıdır. İyi bir aydınlatma, daha verimli aydınlatma elemanları ile sağlanacağı için aynı aydınlatma seviyesinin daha az enerji tüketimi ile sağlanması mümkündür. Verimli bir aydınlatma ile hem daha az elektrik enerjisi tüketimi olacak hem de göz sağlığı korunacaktır. Bu çalışmada; enerji tasarrufu ve enerji verimliliğinin önemi üzerinde durularak aydınlatmada yapılacak enerji tasarrufunun sağlayacağı katkılar belirtilmiştir. Doğru ve verimli bir aydınlatma için yapılması gerekenler ve aydınlatmada enerji tasarrufu yapılırken dikkat edilmesi gereken noktalar belirlenmiştir. Yeni yapılarda farklı su ve enerji koruma stratejilerinin araştırılması yapılmıştır. Toplu alan nüfus sayımından ortalama alarak konut ev sistemlerinde su ve enerji tasarrufları olacaktır. Tez, farklı sistemler arasındaki mali sonuçları çapraz olarak inceleyecek ve yeni yapı inşaatlarında su ve enerji tasarrufu yöntemlerini araştıracaktır.

İbrahim Can
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kentsel yerleşmelerde yapılaşmanın havadan kontrol ile değerlendirilmesi

Ülkemizde ve dünyada kentsel alanlarda son zamanlarda nüfus artışı beraberinde çevresel kirlilik ve çarpık kentleşmeyi beraberinde getirmiştir. İnşaat sektöründe sürdürülebilir kalkınma prensiplerinin uygulanması söz konusu olduğunda ve buna pratik çözümler gerektiğinde, odak tek binalardan (mikro ölçekli) çıkıp tümüyle daha büyük ölçekli şekilde mahalleler, semtler ve şehirler (makro ölçekli) olarak değişmeye başlamaktadır. Büyük düşünmeyi gerektiren durumlarda sürdürülebilirlik sorununun sadece binalardan daha fazlasıyla yapılması gerektiğinin görüşünden sıyrılıp binaların planlı bir şekilde analiz edilip daha sonra yapıların konumlandırılması fikri öne çıkmaya başlamaktadır. Binalar, açık alanlar ve ulaşım ağları arasında sayısız karmaşık ilişkiler gün geçtikçe daha kompleks bir hale gelmektedir. UN-HABITAT III [1]'in en son ilerleme raporuna göre mevcut kentleşme modeli sürdürülemez niteliktedir. Daha kapsamlı ve insan merkezli sürdürülebilir küresel kalkınmayı sağlamak için yeni koşul ve nitelikler tanımlanması gerekmektedir. Kentsel yerleşkeler sosyal ve ekonomik büyümenin odak noktaları olduğu için kentlerin hava kirliliği, yoksulluk, çarpık kentleşme, sera gazı vb. durumlar için yapılaşma analiz ve değerlendirilmesinin daha büyük ölçekli ve daha sağlıklı yapılması gereksinimi doğmaktadır. Kentsel sektörde enerji-çevre bağlantıları, düzenleyici ve kirlilik kontrolü için ekonomik araçlar, kentsel arazi kullanımının çevresel boyutları ve kentsel çevre planlama ve yönetim süreci, her biri arka plan sağlamak için tasarlanmıştır. Gelişmekte olan dünyadaki şehirler için çevresel yönetim stratejisi için kentsel veri toplama gereksinimi göze çarpmaktadır. Çevresel yönetim seçenekleri önemli ölçüde iyileşmektedir. Son yıllarda elektromanyetik spektrum gözlemleri için sensörler daha küçük, daha ucuz, daha fazla ve daha kapsamlı ölçüm aletleri ortaya çıkmıştır. Havadan ölçüm yapmak için platformlar da aynı ölçüde genişlemiştir. Alçak irtifa insansız hava araçlarının (mikro-dronlar), dronlar ve İHA(insansız hava aracı) aracılığı ile kentlerin çevresel izlemede kullanılacak uygulamalarını ve kentsel alanların yönetimi ve potansiyel riskler bir yerden sık tekrarlanan veya sürekli ölçümler gerekmektedir. Şehirler hava, su ve toprak kirliliğine yol açmaktadır. Kentsel yayılma ormanlar, su kaynakları ve kentsel alanları çevreleyen alanlar üzerinde baskı oluşturmuştur. Türkiye'de kentsel yerleşmelerin mekânsal yaşam kalitesinin artırılmasına, ekonomik ve toplumsal yapının güçlenmesine, mekânsal planlama sisteminin yeniden yapılandırılmasına olan ihtiyaç giderek artmaktadır. Kentsel gelişme; kentlerin gerek sosyo-ekonomik kalkınmadaki başat rolü, gerekse mekânsal organizasyonda ve yerleşmeler arası ilişkilerde üstlendikleri işlevleri dikkate alındığında, bölgesel gelişme bağlamında temel bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır.

İbrahim Çağrı Mert
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Düzenli bir betonarme binada düşey deprem bileşeninin yapısal davranışa etkisi

Bu tez çalışmasında depremin düşey bileşeninin yapısal davranışa etkisinin incelenmesi amacıyla analitik bir çalışma yapılmıştır. Tezin ilk bölümüne giriş bölümü olarak başlanmıştır. Bu bölümde genel olarak çalışmanın kapsamı ve literatür araştırması kısaca anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise yapısal modelin tasarlanması üzerinde çalışılmıştır. Tez çalışmasında kullanılacak yapısal model, beş katlı, düzenli ve simetrik olacak şekilde betonarme okul binası olarak DBYBHY-2007'ye göre tasarlanmıştır. Ayrıca, yapısal modelde kullanılan malzeme hakkında da bilgi verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise analizde kullanılacak hesap yöntemi ve deprem kayıtları hakkında bilgiler verilmiştir. Tez çalışmasının amacı depremin düşey bileşeninin etkilerini, yatay bileşen etkileriyle kıyaslayarak yapısal parametreleri ne ölçüde değiştirdiğini görmektir. Tez çalışmasında, düşey deprem etkisi şiddetli olan yedi deprem kaydı kullanılmıştır. Tez çalışmasında kullanılan program Seismostruct yazılımı olup, üç boyutlu olarak modellenen beş katlı betonarme binayı depremin yatay bileşenleri (x+y) etkilemiştir. Daha sonra yatay bileşenlere ek olarak düşey bileşenler de eklenmiş olup, analizler tekrarlanmıştır (x+y+z). Analizlerin zaman tanım alanında doğrusal olmayan yöntem ile yürütülmüştür. Dördüncü bölümde hazırlanmış model çözümlemesi yapılmıştır. Yatay ve yatay+düşey deprem etkilerinin yapısal davranışa etkilerini belirleyebilmek için referans kolonlar ve kirişler seçilmiştir. Seçilmiş kolonlar ve kirişlerin eksenel kuvvet, kesme kuvvetleri, katlararası ötelemeleri ve toplam deplasman değerler sonuçları incelenmiştir. Dördüncü bölümde herbir deprem kaydı için bulunan sonuçlar garfik ve çizelgeler halinde sunulmuştur. Beşinci ve son bölümde ise sonuçlar kısaca özetlenmiştir. Analiz sonrasında elde edilmiş veriler ışığında, depremin düşey bileşeninin özellikle kolonlardaki eksenel kuvvetlerin artışına ciddi bir miktarda etki ettiği gözlemlenmiştir. Kolon kesme kuvvetlerinde depremin düşey bileşeninin eklenmesiyle önemli miktarda artışlar gözlenmese de yaklaşık yüzde on beş oranında artış kaydedilmiştir. Kat ötelemelerinde ve toplam yapısal deplasmanda ise belirgin değişiklikler kayıt edilmemiştir. Anahtar kelimeler: Deprem, Depremin düşey bileşeni, Normal kuvvet, Kesme kuvvet, Kat ötelemesi.

Deprem davranışıEksenel kuvvetKayma dayanımı
Serık Jakayev
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deprem etkisindeki yapıların sismik taban izolasyonu ve çoklu ayarlı kütle sönümleyici sistemleri ile karma korunması

Afganistan aktif deprem bölgelerinde bulanan ülkelerinden birisi olarak standart-dışı ve inşa edilmeden önce, statik açısından asla analiz/tasarlanmamış ve depremin esasatlarına bile uyuşmayan büyük bir sayıda betonarme binalara sahiptir. Son zamanlarda orta ve çok-katlı binaların sayıları çoğaldıkça açıkladığımız tehlike de artış durumunda ki bu inşaat mühendislerin ve uzmanların her zamanki ciddi endişelerin en başında yer almaktadır. Bu çalışmada günümüzün depreme dayanıklı/titreşim kontrol sistemlerinin tasarımların en etkili/modern yöntemleri dikkate alınarak farklı sismik taban izolasyon sistemleri ve en üst katta ve katların seviyelerinde tek/çoklu ayarlı kütle sönümleyicileri ile donatılmış 5, 10 ve 15-katlı binaların farklı davranışları incelenmiştir. Şimdiye kadar Afganistan'da tek bir 'taban izolasyonlu bina' yapılmamış ve umarım insanların hayatlarını ve mallarını kurtarmak için bu tip dayanıklı binaların inşa etmesi için bu çalışma bir başlangıç olur. Bu çalışmada, gerçek deprem yer hareketleri altında tek ayarlı kütle sönümleyici (STMD), çoklu ayarlı kütle sönümleyicileri (MTMD'ler) ve dağıtılmış çoklu ayarlı kütle sönümleyicileri (d-MTMD'ler) ile donatılmış taban izolasyonlu (BI) yapılarının sismik tepkileri incelenmiştir. Sayısal çalışma, STMD, MTMD'ler ve d-MTMD'ler ile donatılmış 5, 10 ve 15 katlı taban izolasyonlu binaların analitik modelleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Binalar, her kat seviyesinde yatay tek serbestlik derecesine sahip kesme tipi yapı olarak modellenmiştir ve binalar, tabakalı kauçuk mesnetler (LRB), kurşun çekirdekli kauçuk mesnetler (N-Z), sürtünmeli sarkaç sistemi (FPS) ve esnek sürtünmeli taban izolatörü (R-FBI) izolasyon sistemleri ile izole edilmektedir. Taban izolasyonlu bir binanın her bir kat seviyesinde bir TMD kurmak, en üst kat ivmeleri ve mesnet yer değiştirmeleri açısından yapısal tepkiyi azaltır. Parametrik çalışmalar, kat sayısının 5, 10 ve 15-katlara ve izolatör zaman periyodu 2 ile 2,5 ve 3sn arasında değiştirilerek gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, tüm STMD durumları için kütle oranı %2, 3, 5 ve %10 olarak kabul edilmiştir. Buna ek olarak, MTMD'ler en üst katın yanı sıra taban üzerine yerleştirilmiş ve izole edilmiş binanın yüksekliği boyunca da dağıtılmıştır. Parametrik çalışmalar için iki set MTMD ((i) eşit rijitliğe ve eşit sönümleme oranına sahip MTMD'ler) ve (ii) eşit kütleye ve eşit sönümleme oranına sahip MTMD'ler) düşünülmektedir. TMD'nin etkililiğinin, eşit kütle oranına sahip bir hibrit sistemdeki izolatörlerin esnekliğindeki (zaman periyodu) artışla azaldığı bulunmuştur. Ayrıca, TMD'nin en üst katta veya başka bir kat seviyesinde yerleştirilmesi, az katlı binalar için TMD'nin etkililiğini biraz etkilemektedir, üstelik TMD'nin yerleştirilmesinin öneminin, katların sayısı arttıkça daha yüksek olacağı da bulunmuştur. Ek olarak, MTMD'lerin ve d-MTMD'lerin yerleştirilmesinin, STMD'ye kıyasla en üst kat ivme azaltılmasında önemli ölçüde faydalı olduğu gözlenmiştir. Ayrıca, taban izolasyonlu binalarda STMD, MTMD'lerin ve d-MTMD'lerin yerleştirilmesinden mesnet yer değiştirmesinde neredeyse eşit bir azalma elde edilebilir. d-MTMD'ler, büyük kütlelerin farklı kat seviyelerinde bölünmesi ve dağıtılması nedeniyle STMD ve MTMD'lere kıyasla daha yararlıdır. Anahtar Kelimeler: Sismik Taban-İzolatörü, Sönümleme, Ayarlı Kütle Sönümleyici, Sürtünme, Depreme Dayanıklı Binalar, Betonarme Binalar

Betonarme binalarDepreme dayanıklı binalarSürtünme
Mohammad Harrıs Waheb
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni ve mevcut binaların yeşil binalara dönüşümünde kullanılan yöntemler ve verimliliğin incelenmesi

Kapsayıcı, sağlıklı, işlevsel ve üretken şehirler inşa etmek belki de bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük zorluktur ve bu zorluğu çözmek kolay değildir. Hayatımızın önemli bir parçası olan yapılar, dünyanın kentsel alanlarının tam kalbinde yer alır. Topluluğumuzun sosyal dokusunu güçlendirmenin ve sağlıklı kamusal alanlar oluşturarak ve sürdürerek ekonomik gelişmenin başarılı bir şekilde ilerlemesinin yolları bu tezde incelenmiştir. Bu tezde yeşil bina açıklanacak ve bunlar için temel akademisyenler, araştırma kurumları ve yapım çalışmaları denetlemek ve yeşil binaları değerlendirmek isteyen profesyonellerle çalışmanın önemine değinilecektir. Yeşil binaların kriterleri ve mevcut binalara özgü kriterleri daha geniş incelenerek çevre ve insan yaşam kalitesine faydaları incelenecektir. Ayrıca bu tez içerisinde Planlama, Tasarım ve İnşaatlarda yeşil binalar için stratejiler geliştirildi. Başlangıçta politik ve ekonomik tanımlar karakterize eden kriterleri belirlemek için araştırmalar yapılmıştır. Yeşil binaların tanımları tartışılır ve tanımlanır. Bu tezde, yaygın olarak kullanılan bazı terimlere ve şu anda kullanımda olan yeşil bina değerlendirme ve sertifikasyon sistemlerinin çeşitliliğine vurgu yapılmakta ve bunları seçerken göz önüne alınması gereken bazı konular ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çevreci Yeşil Binalar, Mevcut Binaları Yeşil Binaya Çevirme, Yeşil Binalarda Verimlilik, Yeşil Binalarda Kullanılan Yöntemler

Eray Karadağ
İstanbul Aydın University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Olası İstanbul depremi bağlamında riskli yapı kavramına ilişkin toplumsal bilincin incelenmesi

İnsanoğlunun dünya üzerinde var olmasından itibaren yaşam mücadelesi ve hayatta kalma çabasından ötürü barınma yerleriyle beraber ihtiyaç duyduğu yapılar ortaya çıkmıştır. Bu yapıların günümüze kadar gelmesiyle birlikte bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla riskli yapıların kullanımının bilinçsizliği, deprem ile birleşince can ve mal kayıplarına sebebiyet vermesine neden olmuştur bu sebebiyetleri en aza indirgemek halkı bu konuda yeteri kadar bilinçli hale getirme çabalarının eğitim ile desteklenmesi gerekmektedir. Bu tez çalışmasında İstanbul'da ikamet eden 429 kişi ile anket çalışması yapılmıştır. Olası İstanbul Depremi Bağlamında Riskli Yapı Kavramına İlişkin Toplumsal Bilincin İncelenmesi ve bu sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda yapılan anket çalışmasında verileri elde etmek için SPSS 22 analiz programı kullanılmıştır. Bu programda önce anket verilerimizin güvenilirlik düzeyleri kontrol edilmiş sonrasında ise P değerlerinde bağımsız iki grup arasında anlamlı bir farklılığın olup olmadığını belirlemek için t-Testi ve ikiden çok bağımsız değişken arasındaki anlamlı farlılığı belirlemek için yapılan ANOVA testinden yararlanılmıştır ve katılımcıların ortaya çıkan yetersiz bilinç durumlarına nasıl önlem alınacağına dair öneriler sunulmuştur. Yapılan bu alan araştırmasında anketlerin analiz edilmesi sonucu katılımcıların genel itibari ile bilincinin yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Yunus Orhan
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de kentsel dönüşüm projelerinde yaşanan sorunların farklı paydaşlarca değerlendirilmesi

Günümüz kentlerinde popülasyonun yoğunlaşmasıyla beraber hızlı bir yapılaşma olduğu görülmektedir. Yapı stokunun arttığı kentlerde yapılar çeşitli nedenlere bağlı olarak yıpranmakta ve niteliklerini kaybetmektedir. Bu yapıların güçlendirilmesi, revize edilmesi ve yıkımı gibi sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bu konunun deprem ile birleşince can ve mal kayıplarının meydana geldiği görülmektedir. Olası bir deprem anında oluşacak hasarların oluşmaması için farklı paydaşlar olan yüklenici, kamu ve kat maliklerinin ortak bir noktada birleştiği ve anlaşmaları için bir mevzuatın oluşturulduğu kentsel dönüşüme ihtiyaç duyulmuştur. Türkiye'de kentsel dönüşüm projelerinde yaşanan sorunların farklı paydaşlarca değerlendirilerek sonuçlar tartışılmıştır. Bu amaca ulaşmak için İstanbul'da ikamet eden 550 kişi ile anket çalışması yapılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler SPSS 22 programı ile analiz edilmiştir. Çalışmaya genel olarak bakıldığında paydaşların birbirleri ile tam olarak uyuşamadığı, ortak kararlar veremediği ve bu sebeple kentsel dönüşüm projelerinin verimli bir şekilde yürütülemediği söylenebilir.

Abdullah Akgün
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alkalilerle aktive edilmiş çimentosuz cüruflu betonların mekanik ve geçirimlilik özellikleri ve üretim optimizasyonu

Bu çalışmada, sodyum konsantrasyonu, silikat modülü, kür sıcaklığı ve kür süresi bağımsız değişkenlerine bağlı olarak üretilen alkalilerle aktive edilmiş cüruflu betonların (AAECB) mekanik (basınç, yarmada çekme dayanımı, aşınma miktarı, çekip çıkarma yükü, ultrasonik dalga hızı) ve geçirimlilik (basınçlı su geçirimliliği, kılcal su emme, su emme oranı, gaz ve hızlı klor geçirimliliği, ısı iletkenlik) özellikleri incelenmiştir. Deneysel tasarım, deney tasarımı yöntemlerinden olan Tepki Yüzeyi Yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Belirtilen bağımsız değişkenlerle 0.52 alkali çözelti-cüruf oranı, 400 kg/m3 cüruf dozajı ve 202 cm çökme değeri elde edilebilecek 21 farklı karışım tasarlanmıştır. Bağımsız değişkenlere bağlı olarak elde edilen bağımlı değişkenler (mekanik ve geçirimlilik özellikleri) istatistiksel olarak analiz edilerek, bağımlı değişkenlerle bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilecek regresyon modelleri elde edilmiştir. Elde edilen regresyon modelleri kullanılarak belirlenen objektif fonksiyonlar (mekanik özellikleri maksimum, geçirimlilik özelliklerini minimum) belirlenen kısıtlar altında çoklu objektifli olarak optimize edilmiş ve optimum bağımsız değişken parametreleri belirlenmiştir. Optimum bağımsız değişken değerleri ile laboratuvar ortamında yeniden üretimler gerçekleştirerek teorik olarak elde edilen optimum sonuçların laboratuvar şartlarında ne kadar uygulanabilir olduğu belirlenmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda, AAECB mekanik ve geçirimlilik özellikleri üzerinde en etkin bağımsız değişkenin sodyum konsantrasyonu olduğu, gerçekleştirilen çalışmanın kısıtları altında, en optimum üretim koşullarının, sodyum konsantrasyonu %5.92, silikat modülü 1.82, kür sıcaklığı 48.3°C ve kür süresinin de 8.28 saat olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Alkali Aktivasyonu, Öğütülmüş Granüle Yüksek Fırın Cürufu, Tepki Yüzeyi Yöntemi, Çoklu Objektifli Optimizasyon

Müzeyyen Balçıkanlı
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yığma tipi yapıların deprem etkisi altında aletsel veri ve hesaplamalara göre değerlendirilmesi

Türkiye'de yapıların çoğunluğunu yığma yapılar oluşturmaktadır. Yığma yapılar ağır olmaları, deprem gibi dinamik ve yatay yüklere dayanımlarının az olması nedeniyle, genellikle depreme dayanıklı yapılar olarak tanımlanmamaktadır. Ekonomik koşullardan dolayı, Türkiye'de yığma yapı inşaatı devam edeceğinden, bu yapıların elden geldiğince depreme dayanıklı inşa edilmesi, depreme karşı performanslarının bilinmesi ve deprem dayanımlarının arttırılması gerekmektedir. Yığma yapılarda çoğunlukla tüm duvarlar taşıyıcı olduğu için duvarlardaki her türlü hasar doğrudan taşıyıcı sistemi etkilemektedir. Betonarme yapılardaki gibi taşıyıcı ve taşıyıcı olmayan bölüm hasar ayrımı yapılamamaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, Antakya'daki yığma yapı stokunun sınıflarından biri olan Kesme Taş ve Harman Tuğlası yığma tipi binaların hasar potansiyelinin belirlenmesi çalışmalarının, daha önce oluşturulmuş olan veri tabanları ile karşılaştırmalı bir şekilde ve aletsel verilere dayalı doğrusal olmayan analizlere bağlı olarak gerçekleştirilmesidir. Doğrusal olmayan analiz çalışmalarında gerçekçi malzeme özellikleri belirlenmesi için önce malzemeler üzerinde deneysel çalışmalar yapılmıştır. Bu proje çalışmasında İskenderun Teknik Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümünde deneysel metotlarla elde edilen bina dinamik titreşim parametreleri ile nümerik modellemelerin kalibrasyonu yapılmış ve daha sonra binaların performans seviyesi ve hasar görebilirliği belirlenmiştir.

Eski yapılar
Sakine Sinem Yücel
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zeminin C60B2 bitüm emülsiyonu ile stabilizasyonunun esnek üstyapı maliyetine etkileri

Esnek kaplamalı yollarda, zeminin bitüm emülsiyonu C60B2 ile stabilize edilerek CBR değerinin artırılması ve artan CBR değeri ile tasarlanmış olan kesite ait tabaka kalınlıklarının stabilize yapılmadan tasarlanmış olanla karşılaştırılması ve sonucunda sağlanabilecek ekonomik avantajlar araştırılmıştır. Çalışma kapsamında kullanılan malzemeler farklı gradasyonlara sahip agregalar ve farklı yüzdelerde C60B2 bitüm emülsiyonları olup, söz konusu numuneler üzerinde çeşitli deneyler yapılmıştır. Yapılan bu deneyler neticesinde teknik şartname limitlerini sağladığı belirlenen numuneler, birbirleriyle karıştırılarak bitüm emülsiyonu-zemin stabilizasyonu oluşturulmuştur. Oluşturulan stabilizasyon numuneleri, laboratuvar ortamında taşıma gücü deneyine tabi tutularak zeminin CBR değişimleri gözlemlenmiştir. CBR değerinin arttığı gözlemlenen zeminde ve stabilize edilmemiş zeminde, AASHTO yöntemi kullanılarak farklı trafik yükleri altında hesaplanan kesit kalınlıkları mukayese edilmiştir. Her iki zemin durumuna göre belirlenen kesitlerle tasarlanan yol projelerinin 2016 yılı birim fiyatları dikkate alınarak yaklaşık maliyetleri hesaplanmış ve stabilize edilen zemine sahip olanın ekonomik olarak avantaj sağlandığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: AASHTO 86, zemin stabilizasyonu, C60B2, maliyet.

Ertan Koç
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hatay Amik Ovası Kumlu bölgesindeki yer altı suyu seviyesinin yapay sinir ağları yöntemi ile tahmini

Stratejik bir kaynak niteliğinde olan yeraltı suyundan ülkemizde içme-kullanma, tarımsal sulama ve sanayi maksatlı önemli miktarda çekim yapılmaktadır. Nüfus artışı ile birlikte toplam su tüketimi sürekli artmaktadır. Su ihtiyacının karşılanabilmesi amacıyla yeraltı sularından yapılan aşırı çekimler neticesinde yeraltı su seviyesinde önemli düşmeler meydana gelmektedir. Etkin ve sürdürülebilir yeraltı suyu yönetiminin planlanabilmesi için yeraltı su seviyesinin tahmin edilmesi önem arz etmektedir. Bu çalışmada Hatay Amik Ovası Kumlu bölgesinde bulunan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) rasat kuyusuna ait 2000 ile 2015 yılları arasındaki yeraltı su seviyesi aylık ölçüm değerleri ile bölgenin aylık toplam yağış ve ortalama sıcaklık değerleri kullanılarak yeraltı suyu seviyesi tahmini yapılmıştır. Bu verilerle Çoklu Lineer Regrasyon (MLR), Otoregresif Model (AR) ve Yapay Sinir Ağları (YSA) modelleri oluşturularak yeraltı su seviyesi tahmininin performans değerlendirmesi yapılmıştır. Bölgenin yeraltı su seviyesi tahmininde YSA modelinin MLR ve AR modelinden daha iyi sonuç verdiği görülmüştür.

Eyüp İspir
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

T-kesitli temellerin sonlu elemanlar yöntemiyle sayısal analizi

BU TEZ ÇALIŞMASINDA, KUM ZEMİNE OTURAN T-KESİTLİ YÜZEYSEL TEMELLERİN TAŞIMA GÜCÜ SAYISAL OLARAK İNCELENMİŞTİR. SAYISAL ANALİZLERDE SONLU ELEMANLAR YÖNTEMİNE DAYANAN İKİ BOYUTLU PLAXİS 2D SAYISAL ANALİZ PROGRAMI KULLANILMIŞTIR. KUM ZEMİNİN DAVRANIŞININ MODELLENMESİNDE MOHR-COULOMB ZEMİN MODELİ KULLANILMIŞTIR. SAYISAL ANALİZLERİN DOĞRULUĞUNU BELİRLEYEBİLMEK İÇİN LABORATUVAR ORTAMINDA YAPILAN DENEYLER MODELLENMİŞTİR. UYUMLULUĞUN BELİRLENMESİNİN ARDINDAN PARAMETRİK ÇALIŞMALARA GEÇİLMİŞTİR. SAYISAL ANALİZLERDE FARKLI EKSANTRİSİTE VE FARKLI KOŞULLAR ALTINDA YÜKLEMELER YAPILARAK TAŞIMA GÜCÜ VE OTURMA DEĞERLERİ KARŞILAŞTIRILMIŞTIR. YAPILAN ÇALIŞMALARDA DENEY VE ANALİZ SONUÇLARINDA BİRBİRİNE YAKIN DEĞERLER ELDE EDİLMİŞTİR. EKSANTRİK YÜKLEMEDE TAŞIMA KAPASİTESİ DÜŞERKEN OTURMA DEĞERİNİN ARTTIĞI GÖZLENMİŞTİR.

Orhan Kahraman
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00