
112
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Olay yeri incelemelerinde adli arkeoloji uygulamaları
Adli bir olayda suç ve suçlunun tespitinde olay yeri incelemesi oldukça önemlidir. Olay yeri incelemelerinde suçun aydınlatılması için arkeolojik tekniklerden de faydalanılmaktadır. Olay yerinin adli arkeolojik uygulamalarla incelenmesi ve delil niteliğinde sayılabilecek bulguların adli arkeoloji teknikleri ile toplanması suçun aydınlatılmasında önemli rol oynamaktadır. Arkeologların ölü gömme konusundaki etnoarkeolojik bilgileri, olay yerinde bulunan iskeletlerin doğru bir şekilde çıkarılması ve toplanmasına katkı sağlamaktadır. Bu çalışmada, olay yerine arkeologların perspektifinden bakılmış olay yeri incelemeleri ile arkeolojik kazı yöntemleri arasındaki paralellikler açıklanmıştır. Kültür ve tabiat varlığı kaçakçılığı suçlarında olay yerinin incelenmesi ele alınmış, 2019 ve 2020 yıllarındaki kültür ve tabiat varlığı kaçakçılığı suçlarının verilerini gösteren grafikler oluşturulmuştur. Bu grafikler ile ülkemizde tahrip olan kültür varlıklarımızın sayısıyla ilgili fikir vermek amaçlanmıştır. Ayrıca bu tür olaylara müdahaleler sırasında oluşturulan olay yeri krokileri ve bilirkişi raporlarına yer verilmiştir.
Şiddetin medyatikleştirilmesinin suç işlenme şekilleri üzerine etkisi
Her çocuk masum doğar, toplum hayatı boyunca yaşadığı ruhsal incinmeler kişiliğin gelişmesinde önemli rol oynar. Tarih boyunca insanın gelişimini etkilemek özellikle paternalist toplumların en temel özelliği olmuştur. Medyanın etkileme gücü beklentilerin üzerinde bir seyir izlemiş ve en önemli toplumsal otoritelerden biri haline gelmesine neden olmuştur. Medya güçtür ve gücü arkasına alan, toplumsal etkileşim konusunda önemli bir adım atmış olur. Medyanın güç kazanması ve gücünü muhafaza etmesinin tek yolu ise tiraj ya da reyting olarak adlandırılan izleyici/dinleyici/okuyucu/ziyaretçi sayısıdır. Etkili medya olmanın özünde hitap edilen kitlenin büyüklüğü yatmaktadır. Temel amacı kitle (güç) kazanmak olan medya, kitleleri etkilemek için haber veriş/sunuş biçimlerini günün toplumsal beklentilerine göre geliştirmek zorundadır. Tam da bu noktada her zaman toplumun her kesiminin dikkatini üzerine çekmeyi başaran şiddet haberleri devreye girmektedir. Şiddeti sunma konusunda sınır tanımayan kitle iletişim araçları, özendirme misyonu da üstlenmiş olduğunu görmeli ve sınırlamalara tabi tutulmalıdır. Bu çalışmada toplumun tüm kesimlerinin ve özellikle de çocukların, medyayla etkileşimleri incelenmekte, medya-suç ilişkisinin gerçekte var olup olmadığı, suçu teşvikte ve suç işleme şekillerinin öğrenilip geliştirilmesinde etkisi irdelenmektedir.
Suç önleme ve analizi perspektifinde açık kaynak istihbaratı farkındalığının bireylerin sosyal medya kullanımları üzerine etkisi: Çorum ili örneği
Devletlerin varlık sebeplerinden birisi de toplumun güven ve asayişini sağlamaktır. Suç oranının sıfır olduğu bir yer söz konusu olmamakla beraber, bu oranının minimum düzeyde olduğu yerler de olabilmektedir. Suçun işlendiği yerlerde suçun faillerinin yakalanması ne kadar önemli ise de suçun meydana gelmeden önlenmesi ya da güvenlik tedbirlerinin aldırılması da bir o kadar önemlidir. Dünya ve ülkemiz genelinde 'Kitle İletişim Araçları', hem bilgi edinmenin kaynağını hem de toplumsal kontrolün devamlılığını sağlamaktadır. Bu çift yönlü iletişimde insanlar basılı ve görsel medya aracılığıyla bilgi sahibi olmaktadırlar. Bu kitle iletişim araçlarının kullanımı ile birlikte insanlar farkında olarak ya da olmayarak özel hayatları ile ilgili bilgilerini paylaşmaktadırlar. Açık kaynak dediğimiz bu istihbarat çeşidinin en önemli veri kaynaklarından biri de sosyal medyadır. Bireyler bu takip edilmenin varlığında bile sosyal medyayı kullanmaya devam etmektedirler. Kişiler, sosyal medya paylaşım siteleri (Facebook, Twitter, Instagram vb.) üzerinden zaman zaman suç unsuru sayılabilecek paylaşımlar yapmaktadır. Suçun oluştuğu her yerde 'Adli Bilimler'in varlığından söz edilmektedir. Çünkü adli bilimler suç ve faillerinin bulunması ile doğrudan ilgilenmektedir. Anahtar Kelimeler: Suç, Adli Bilimler, Açık Kaynak, İstihbarat, Sosyal Medya
Hayvan hakları çerçevesinde hayvanların istismarı: Çorum ili örneği
İnsanlar, başta ekonomik sebeplerle hayvanları evcilleştirmeye çalışmış, sonrasında ise bilimsel araştırma ve iş gücünden faydalanma gibi sebeplerle onlarla yaşamaya başlamıştır. Böylece hayvanların haklarına saygı gösterilmesi ve doğanın bir unsuru olarak kabul edilmesi düşüncesi, uluslararası metinlerde ve iç hukukumuzda bazı düzenlemeleri zorunlu hale getirmiştir. İnsanlar haklarını kanunlar ile korurlarken ekosistemin bir parçası olan canlıları korumak da onlara karşı işlenen suçları yaptırım altına almak ile mümkündür. Çalışmamızda 2008-2020 yılları arasında Çorum İl Orman Genel Müdürlüğü'nden alınan veriler kullanılmıştır. Bu veriler ışığında 51 canlı ihmale ve istismara maruz kalmıştır. Yıllara göre ve ilgili kanun maddelerine ait işlenen suçlar çizelge halinde sunulmuştur. Yıllık ortalama 2 vaka kaydedilirken 2019 yılında 11 vakanın bildirilmesi duyarlı bireylerin arttığının kanıtıdır. Çalışmamızın insanların hayvanlar üzerinde üstünlük kurmaması gerekliliği bilincinin oluşturulmasına ve akademik anlamda hayvan haklarının iyileştirilmesine katkı sağlamasını amaçlamaktayız.
Adli bilimlerde parmak izi görselleştirme çalışmalarında silika nanopartiküllerin kullanımı: Sistematik bir inceleme
Teknolojik gelişmeler her geçen gün hız kazanmaktır. Her alanda kendini gösteren teknolojik ilerlemeler kolaylıklar sunmaktadır. Sağlık alanından, mühendisliğe, üretim alanından, Adli Bilimler'e kadar geniş bir yelpazede teknolojik gelişmelerin etkileri mevcuttur. Yaşanan gelişmeler Adli Bilimler açısından değerlendirildiğinde olayların çözümünü kolaylaştıran, zamandan tasarruf sağlayan gelişmeler görülmektedir. Adli vakaların çözümlenmesinde en temel unsur, olay, mağdur ve fail arasındaki üçgenin sağlanmasıdır. Olay yeri incelemesinden elde edilen çeşitli bulgular olayın yeniden inşasına olanak vermektedir. Olay yeri incelemesinde suçlunun profilleşmesine imkân veren en önemli delil, parmak izidir. Parmak izi kişiye özgü karakteristiği nedeniyle delil olarak değerlendirilmektedir. Parmak izleri gözle görülmezler ve bu nedenle olay yerinden elde edildikten sonra görselleştirilmesi gerekmektedir. Görselleştirme amacıyla birçok yöntem kullanılmaktadır. En sık kullanılan yöntemler; tozlama, Ninhidrin, DFO, Süper Glue vb. yöntemlerdir. Son zamanlarda bu yöntemlere ek olarak başka kimyasal, fiziksel ve optik yöntemler ortaya çıkarılmıştır. Teknolojik gelişmelerin Adli Bilimler alanını da etkilemesinden ötürü parmak izi çalışmalarına da yeni boyutlar getirilmiştir. Özellikle parmak izi görselleştirme çalışmalarında nanoparçacıkların kullanımı ivme kazanmıştır. Nanoparçacık kullanımında, silika nanoparçacıkların çalışmalarda kullanımı mevcuttur. Bu tez çalışmasında, son 5 yıl temel alınarak araştırılan parmak izi görselleştirme çalışmalarında silika nanoparçacık kullanımını içeren 19 yayın incelenmiştir. Silika nanoparçacıkların; net görselleştirme sağlaması, çeşitli yüzey türlerinde görselleştirmeye imkân sağlamasından dolayı araştırmacılar tarafından bu yöntem görselleştirme çalışmalarında tercih edilmiştir. Tez çalışmasında incelenen yayınlarda, en çok hangi silika nanopartikülün tercih edildiği, silika molekülleri için tercih edilen en sık sentez yönteminin hangisi olduğu, hangi dalga boylarında uyarıldığı, kullanılan yüzeylerin çeşitliliği, görüntüleme amacı ile uygulanan optik teknikler sistematik olarak incelenmiştir.
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin ve hukuki boyutunun adli bilimler açısından değerlendirilmesi
İşyerinde şiddet her geçen gün dünya çapında yaygın ve endişe verici bir olgu halini almaktadır. Sağlık kurumları şiddetin yaşandığı yerlerin en başında gelmektedir. Sağlık çalışanları sözel ve fiziksel şiddetten psikososyal ve cinsel şiddete kadar farklı çeşitlerde şiddete maruz kalmaktadır. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin oluşmasında hasta ve hasta yakınlarından, sağlık çalışanlarından, mevcut yasalardan, sağlık sistemi ve sağlık yöneticilerinden kaynaklı etkenler bulunmaktadır. Ülkemizde bu önemli sorunun önlenmesine yönelik yeni stratejilerin geliştirilebilmesi için öncelikle problemin gerçek boyutunun ve özelliklerinin saptanması gerekmektedir. Oysa ülkemizde bu büyük problemin çözümü tam anlamıyla bilinmemektedir. Literatürdeki araştırmalarda ise genellikle sorunun hasta veya sağlık çalışanı gibi tek boyutuna odaklanılmıştır. Bu çalışmada sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin azaltılması ve/veya ortadan kaldırılabilmesi için hastaların ve sağlık çalışanlarının görüşleri doğrultusunda sağlık yöneticilerine ve mevcut yasalara yeni çözüm önerileri sunmak amaçlanmaktadır. Bu çalışmada hasta, sağlık çalışanı ve yasalar birlikte değerlendirilerek çözüm önerileri çok boyutlu olarak sunulmaktadır. Sağlık çalışanları ve hastaların konu hakkındaki düşünceleri anket yöntemiyle elde edilmiş ve veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.
Enerji içeceklerinin muhteviyat açısından değerlendirilmeleri
TGK Enerji İçecekleri Tebliği'nde enerji içecekleri ''kafein içeren, taurin, glukoronolakton, inositol, karbohidrat, aminoasitler, vitaminler, mineraller ve diğer gıda ve bileşenlerini içerebilen, aromalandırılmış alkolsüz içeceği" şeklinde tanımlanmaktadır. Enerji içeceğinin bileşiminde kafein miktarı 150 mg/L'den, inositol 100 mg/L'den, glukoronolakton 20 mg/L'den, taurin 800 mg/L'den fazla olamaz. Sağlıklı genç erişkinlerde kafein, taurin ve glukoronolakton içeren içeceğin tüketimi arteriyel kan basıncını ve platelet agregasyonunu artırdığı ve endotel fonksiyonu azalttığı bildirilmiştir. Enerji içeceklerinde sağlıklı yetişkinler için günlük olarak 400 mg'dan fazla kafein tüketilmesi ve 500 ml'den fazla enerji içeceği tüketilmesi, ayrıca enerji içeceğinin alkol ile birlikte veya beraber tüketilmesi risklidir tavsiye edilmez. Enerji içecekleri çocuklar, 18 yaş altı kişiler, yaşlılar, diyabetikler, yüksek tansiyonu olanlar, gebe ve emzikli kadınlar, metabolik hastalığı olanlar, böbrek yetmezliği olanlar ile kafeine hassas kişiler için risklidir tavsiye edilmez. Enerji içeceklerinin kullanımı son yıllarda Dünya'da ve ülkemizde hızla artmaktadır. Genellikle enerji içecekleri gençler, sporcular ve aktif olarak yaşayan insanlar tarafından kullanılmaktadır. Enerji içecekleri aynı zamanda keyif verici olarak veya mental, fiziksel ve bilişsel performansı artırmak içinde tercih edilmektedir. Enerji içeceği tüketimi çoğunlukla sinirlilik, anksiyete, gastrointestinal rahatsızlık ve taşikardi ile kendini gösteren kafein intoksikasyon sendromu ile bağdaştırılmıştır. Çalışmamızın amacı piyasada kullanılmakta olan birçok enerji içeceğinin GC-MS (Gaz Kromatografisi- Kütle Analizi) cihazı ile kalitatif analizi yapılarak içeriğinin hangi bileşenlerden oluştuğunun ve bileşenlerin etkinliklerinin incelenmesidir. Ayrıca belirlenen maddelerin ve miktarlarının insan sağlığı üzerindeki etkilerinin incelenerek pazardaki mevcut enerji içeceklerinin değerlendirilmesidir.
Adli bilimler açısından çocukların cinsel istismara uğrama nedenleri ve önleyici tedbirler
Çocuklara uygulanan ihmal ve istismar günümüzde de devam eden önemli bir sosyal sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir yetişkinin cinsel istek ve arzularını karşılamak amacıyla çocuğu ikna ederek ya da zorla çocuğu kullanmış olması cinsel istismardır. Çocukluk travmalarına sebep olan ihmal ve istismar adli tıp ile ilişkili olup adli bilimler açısından ele alınarak yakından incelenmesi gereken önemli bir olgudur. Adli bilimlerin bu konudaki görüntü analizleri, kimliklendirme, kulak, yüz, parmak izi vb. gibi birçok çalışması ile çocuk istismarı konusunu ele alan dosyalardaki çözümlemeler de artmıştır. İstismar günümüzde de sık rastlanan ancak çoğunlukla gizli tutulan bir olaydır. Ülkemizde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, istismara uğramış ya da ihmal edilmiş çocukları korumaya yönelik kapsamlı çalışmalar yapmaktadır. Yapılan bu çalışmalarda kurum içerisinde gerekli önlemler alınarak çocuğun güvenliği sağlanmaktadır. Koruma ve bakım altına alınan istismara uğramış çocuğun can güvenliği tehlikesi var ise kaldığı kuruluş gizli tutulmaktadır. Kurumda kalan çocuğun ebeveynleri ile iletişimleri belirli gün ve saatler aralığında personel refakatinde sağlanmaktadır. Ensest vakalarında ise çocuk, istismarcı ile bir araya getirilmeyerek psikolojik travmalardan uzak tutulmaya çalışılmaktadır. Eğer çocuk, ebeveyni ile güvende ise aile yanında bazı tedbir kararları ile desteklenmektedir. Yapılan bu uygulamalar çocukları korumaya yönelik çalışmalardır. Son yıllarda Türkiye'de çocuk istismarı sayısı artmakta olup çalışmalar yetersiz kalmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı adli bilimler açısından çocuk istismarının önemini, türlerini, risk faktörlerini ve hukuksal zeminini bir bütün olarak değerlendirmektir. Öte yandan tez çalışmasının bir diğer amacı; istismara maruz kalmış çocuklara ne gibi koruyucu ve önleyici tedbir çalışmalarının uygulandığının, ulusal ve literatür taramalarında nelere değinildiğinin, eksik kalan yönlerinin neler olduğunun araştırılmasıdır. Araştırılan kaynakların çoğu istismarın tek boyutunun ele alındığını, istismarın öncesi ya da sonrasına değinildiğini ortaya koymaktadır. Bu tez çalışması ile istismar öncesi faktörler, istismar anı, zanlı tanımlama ve istismar sonrası yapılan çocuk yararı çalışmalar bir bütün olarak, adli bilimlerle ilişkilendirilerek ele alınmaktadır. Çalışmamızın da istismar vakalarının aydınlatılmasında ve istismarın önlenmesinde büyük öneme sahip olacağını düşünmekteyiz.
Farklı kategorilerdeki okullarda yaşanan şiddet olaylarına idareci ve öğretmenlerin yaklaşımı
Doğumdan ölüme kadar giden gelişim süreci çeşitli basamaklar altında incelenmektedir. Bebeklik döneminden başlayan gelişim süreci hem fizyolojik etmenlerden hem çocuğun biyolojik gelişiminden hem de çevresel etmenlerden etkilenmektedir. Bireyin bebeklik ve erken çocukluk dönemleri aile fertleri ile geçerken çocukluk döneminin büyük kısmı ise okul ortamında geçmektedir. Okul ortamında yaşanan iletişim, alınan eğitim, davranışsal deneyimler ve algısal değişimler çocuğun geleceğini etkileyen önemli faktörlerdir. Eğitmenlerin ve okul personelinin çocukların gelişiminin her aşamasını yakından takip etmesi büyük önem arz etmektedir. Bu dönemlerin bilinmesi çocukların psiko-sosyal ve fizyolojik gelişim kusurlarını erken tanımayı ve düzeltme yönünde erken adımlar atmayı kolaylaştırır. Çocukların gelişim süreçlerinde kendi akranları, küçükleri ve büyükleri arasında yaşanabilecek şiddet erişkinlik dönemlerindeki davranışlarını yönlendirebilir. Eğitimcilerin şiddeti algılama, şiddet ortamının oluşmasını önleme, şiddette karşı önlem alma ve çocukların doğru davranış edinmelerini sağlama gibi çeşitli sorumlulukları vardır. Bu tez çalışmasının amacı okul ikliminde yaşanan şiddetin engellenmesi konusunda öğretmen ve idarecilerin algılarını ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla Çorum ilindeki öğretmenlere kişisel tanıtım formu ve iki farklı ölçek uygulanarak çalıştıkları farklı düzeylerdeki okullardaki şiddet algı düzeylerini ve okul içi şiddete karşı alınan önlemlere ilişkin algı düzeylerini belirlemeyi amaçladık.
Çorum ilinde farklı kan gruplarına tabi tutulan orman toprağındaki aktinomiset çeşitliliği
Aktinobakteriler muazzam çeşitliliğe sahip, toprakta yaygın olarak bulunan, ekonomik değeri yüksek miselli gram pozitif bakterilerdir. Çok çeşitli habitatlarda izole edilen aktinobakteriler şimdiye kadar tanımlanmış 47 farklı familyaya ve 711 türe sahiptir. Son yıllarda giderek artan adli çalışmalar, ilgili mikrobiyal profillerin kanıt olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Bu çalışmada iki hafta süre ile kana maruz kalmış orman toprağından örnekler alınıp aktinobakteriler izole edilmiş, genomik DNA izolasyonu ardından 16S rRNA PCR amplifikasyonu ve dizi analizi yapılmıştır. Adli bilimlerde ve olay yeri incelemelerinde adli mikrobiyoloji alanını geliştirmek için yapılan bu filogenetik çalışmanın olayı yorumlamada önemli bir referans olabileceği düşünülmektedir.
Risk altında bulunan çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesinde eğitimin rolü: Çorum ili örneği
Ülkelerin geleceğinin teminatları ve yarınların umudu çocukların suça sürüklenmesi toplumların en başta gelen sorunları arasında yer almaktadır. Bu nedenle çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesi ve suçun mağduru olan çocukların tekrar topluma kazandırılması büyük bir önem taşımaktadır. Ülkemizde bulunan bazı çocukların kişisel ve çevresel faktörlere bağlı olarak dezavantajlı olması onların daha dikkatli korunmasını, eğitilmesini; risk faktörlerinin tespitini ve önleyici tedbirlerin oluşturulmasını önemli kılmaktadır. Çocukların doğal güçsüzlükleri yanında risk altında bulunması eğitim ortamlarından daha da uzaklaşmasına neden olmakta ve çocuğun suça sürüklenmesi ile sonuçlanabilmektedir. Okul çağında bulunan çocukların eğitime erişimininde, bireysel ve çevresel faktörlere bağlı barındıkları risk faktörlerinin tespit etmek, erken müdahele ve çocuğa yönelik strateji alanlarının oluşturulması önemlidir. Eğitimin yetkin ve en etkili aktörleri olan öğretmenlerin, çocuklarla yakın etkileşim ve iletişim içinde olması; onların durumunun tespit edilmesi, müdahale edilmesi ve önlem alınması açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada risk altında bulunan çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesinde eğitimin rolüne ilişkin öğretmenlerin görüşlerinin araştırılmasını amaçlanmaktadır. Risk altında bulunan çocukların suça sürüklenmelerinin önlenmesinde eğitimin ve eğitimcinin rolünü ortaya koyarak eğitimci görüşlerine bağlı çözüm önerileri geliştirmek temel amaçları oluşturmaktadır. Öğretmenlerin konu hakkındaki görüşlerileri anket yöntemiyle elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.
Narkotik niteliği taşıyan kenevir bitkisinin coğrafi özellikleri ve Çorum'daki türlerinin araştırılması
Adli Bilimlerde narkotik madde denilince ilk akla gelenler eroin, kokain ve esrardır. Esrarın hammaddesi THC miktarının yüksek olduğu kenevir bitkisinin çiçekleri ve en uç yapraklarıdır. Kenevirin esrar ile birlikte anılması kenevir teriminin geçtiği her yerde olumsuz bir tavırla karşılaşmamızın tek sebebidir. Ancak son yıllarda meydana gelen teknolojik gelişmelerle tohumlarda yapılan melezlemeler sonucu artık pek çok kenevir esrar hammaddesi olmaya uygun değildir. Yaptığımız araştırmalar, HÜBTUAM GC-MS sonuçları ve Fen Edebiyat fakültesi laboratuarından elde ettiğimiz FT-IR sonuçlarından da yola çıkarak ülkemizde ekilen kenevir tohumlarının esrar hammaddesi olarak kullanıma uygun olmadığını ortaya koyduk. Geçmişten günümüze kenevir bitkisini değerlendirdiğimizde; tekstil, ilaç, otomotiv, kozmetik, biyoyakıt, biyopolimer ve biyobozunur ürünler, erozyon örtüsü, yapı malzemesi, toprağın temizlenmesi gıda sanayi gibi birçok alanda kullanıldığını görüyoruz. Mısırdaki mumya örtülerinden, Türklerde çuval, sicim vb. yapımına, günümüzde ise biyoyakıttan, insan sağlığına ve doğaya zarar vermeyen kıyafet, temizlik ürünleri ve yiyeceklere varana kadar pek çok alanda kullanılmaktadır. Kenevir adeta yaşamın bitkiye dönüşmüş halidir. Her iklimde yetişebilir, kendisi büyürken çevresini de hem temizler hem de ekonomik anlamda büyütür. Tarım ilacına fazla gereksinim duymaz. Hızlı büyür, büyürken çevresindeki oksijen miktarını arttırır. Günümüzde 50.000 çeşit endüstri ürününde ve 250'den fazla ilacın yapımında doğrudan ya da dolaylı olarak kullanılabilmektedir. Ülkemizde kısa bir süre yanlış bilgilendirmelerle bu üründen uzak kalmış olsak da artık hem ülkemiz hem bölgemiz hem de şehrimiz için kenevir ile yeniden tanışmanın ve kaynaşmanın zamanı geldi. Yapılan bilimsel çalışmalar ışığında kenevir artık korkulan değil, korunan bitki olacaktır. Anahtar Kavramlar: Kenevir, THC, Esrar, CBD, Narkotik, Endüstri Bilim Kodu:20101
Kadına yönelik dijital şiddet ve sosyal medyanın kadına yönelik şiddet üzerindeki etkisi: Çorum ilinde bir alan araştırması
Şiddet kavramı insanlığın var olduğu andan itibaren çeşitli şekillerde evrilerek günümüze gelmiştir. Kadınlar sözel, fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddeten dijital şiddete kadar farklı şiddet türlerine maruz kalmaktadırlar. Teknoloji çağının sosyal medya ve internet üzerinden kadınlara yönelik yapılan şiddetin nitelik ve niceliğini daha kolay kılınabilir bir hale getirdiği görülmektedir. Ülkemizde kadına yönelik şiddet ve kadına yönelik dijital şiddet sorunun önlenmesine dair stratejilerin geliştirilebilmesi için ilk olarak teknoloji ile ortaya çıkan problemin gerçek boyutlarının, etmenlerinin ve özelliklerinin araştırılması gerekmektedir. Ülkemizde kadına yönelik şiddet veya kadına yönelik dijital şiddetin çözümü tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada kadına yönelik dijital şiddetin ve sosyal medyanın kadına yönelik şiddet üzerindeki etkisinin azaltılabilmesi veya ortadan kaldırılabilmesi için şiddet mağduru ya da şiddete maruz kalabilme ihtimali olan kadınlar için şiddeti önleyici çözüm yollarının bulunması veya mevcut yasal düzenlemelerin eleştirel olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda Çorum ilinde kadına yönelik dijital şiddetin ve sosyal medyanın kadına yönelik şiddet üzerindeki etkisini ölçmek için anket yöntemi kullanılmış ve elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.
Sosyal medya bağımlılığı ile saldırganlık arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu araştırma sosyal medya bağımlılığı ve saldırganlık arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Yazılı ve görsel basının günümüzde kısıtlı bir çerçeveye hitap etmesi ve teknolojik gelişmelerle hız mefhumunun rekabetin temel ögesi haline gelmesi ve belkide bunların hepsinin ötesinde zaman ve mekan mefhumundan azade yaşamın odak notası olmasını sağlayan en temel buluş ya da içinde bulunduğumuz çağın en mühim olayı internet olarak kabul edilmektedir. Sosyal medya iletişim çağının yaygın bir şekilde kullandığı bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireylerin özgürce görüşlerini dillendirdikleri ve kendilerini rahatça ifade ettikleri bu yeni sanal dünya ayrıca şahsi, kurumsal ve kamusal olmak üzere birçok farklı hedeflerde kullanılmaktadır. Dönüşüm sürecinde yeni bir kişilerarası siber sanal dünya ilişkisi yaratmıştır, geçmişte kurulan sosyal ilişkiler ve günümüze kadar yüz yüze yürütülen ilişkiler artık yerini yeni kurulan sanal ilişkilere bırakmıştır. Bu yeni dijital dünya aynı zamanda bireylerin günlük hayatta pek sergilemediği kaba ve hiçbir sorumluluk almadığı agrasif davranışları rahatça sergilemelerine olanak sağlamaktadır. Sosyal medya bağımlılığı ve saldırganlık arasındaki doğru korelasyon, dünya genelinde ve ülkemizde yaygın bir şekilde kendini gösterebilmektedir. Ruhsal erozyon diyebileceğimiz ve genellikle sosyal medya bağımlılığı ile ortaya çıkan, depresyon, asosyalik, duygusal boşluk vb durumlar, saldırganlığı tetikler özellikteki durumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Araştırmada 296 bireye anket uygulaması yapılmıştır. Yapılan anket uygulamasında, sosyal medya bağımlılığı ve saldırganlık arasındaki ispatlanabilir bir ilişki olduğu görülmüştür. Çalışmaya alınan katılımcılar sosyal medya bağımlılığına göre sınıflandırıldığında, sosyal medya bağımlılığı olanların % 50' inin erkek, % 50' sinin ise kadın olduğu saptanmıştır. Sosyal medya bağımlılığına göre cinsiyet açısından anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur. Cinsiyete göre sosyal medya kullanım süresi incelendiğinde, paylaşım sayısı ve saldırganlık puanında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmüştür. Buna göre kullanım süresi kadınlarda erkeklere göre daha fazla, paylaşım sayısı ve saldırganlık ise erkeklerde kadınlara göre daha fazladır. Bununla birlikte sosyal medya bağımlılık puanında anlamlı bir farklılık meydana gelmemiştir. Diğer bir ifadeyle kadınları ve erkekler aynı bağımlılık yapısına sahiptir.
Adli bilimler açısından ergenlik dönemindeki çocukların suça sürüklenme nedenleri ve önleyici tedbirler
Günümüzde ergenlik dönemindeki çocukların suça sürüklenmesinin nedenleri çok yönlü ve karmaşık bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bulunduğu dönem itibariyle bu karmaşık durum içerisinde çocuğun suça sürüklenmesini engellemek için problemin kaynağına inmek ve bunun nedenlerini tespit etmek önem kazanmaktadır. Son yıllarda Dünya'da ve Türkiye'de ergenlik dönemi çocuk suçluluğunun artışı konunun önemini gözler önüne sermekte ve önleyici tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır. Ergenlik dönemindeki çocuklarını suça iten faktörleri değerlendirerek nedenlerini analiz etmek, önleyici tedbirler almak ve bu problemle ilgili daha kolay ve ekonomik çözümler ortaya çıkaracağı düşünülmektedir. Çocuk suçluluğu, toplumların geleceği için endişe verici sonuçlara neden olmaktadır. Ergenlik dönemi çocuk suçluluğunun önlenmesine yönelik alınan tedbirler ve hukuki düzenlemeler kimi zaman yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle suçun meydana gelmeden önlenmesi ya da önleyici tedbirlerinin oluşturulmasında ebeveyn görüşlerinin alınması konuyu önemli kılmaktadır. Suça sürüklenme nedenlerinden hareketle suçun önlenmesine yönelik alternatif çözüm önerileri ve önleyici tedbirler çocukların suça sürüklenme oranlarının düşürülmesine olumlu etki yapacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada ergenlik dönemindeki çocukların suça sürüklenme nedenleri ve suçun önlenmesine yönelik tedbirlere ilişkin ebeveynlerin görüşleri doğrultusunda alternatif çözüm önerileri geliştirmek amaçlanmaktadır. Ergenlik dönemindeki çocukların ebeveynlerinin konu hakkındaki düşünceleri anket yöntemiyle elde edilmiş ve veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir.
Palatal rugalarda yaş ve cinsiyet tayini; Çorum ili örneği
Amaç:Parmak izi gibi benzersiz ve bireysel olan palatalrugaeların Çorum ili popülâsyonunda yaş tahmini ve cinsiyet tayininde kullanılabilirliğini, palatalrugae sayılarının yaşa bağlı olarak azalabileceğine yönelik hipotezin incelenmesini, rugae şekillerinden, yerleşimlerinden ve sayılarından kimlik tespitine yönelik çıkarımlar yapılıp-yapılamayacağını saptamayı amaçlamaktadır. Materyal ve Metot:Çorum Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi'ne muayene ve tedavi için başvuran hastalardan 18-84 yaşları arasında kron-köprü protezi için başvurmuş bireylerden aljinat ölçü maddesiyle alınan, sert alçı dökülerek hazırlanan ve üzerinde hasta bireylerin cinsiyet ve yaşının yazılı olduğu 200(110 kadın ve 90 erkek) maxillar çene modelleri kullanılmıştır.Maxillar çene alçı modelleri üzerinden 1.416 palatalrugae 0,01 mm hassasiyete sahip dijital kumpas ile ölçülmüştür.Palatalruga ölçümlerinin değerlendirilmesinde ruganın yönü, uzunluğu, tipi, birleşmesi ve sayısını Thomas ve Kotze sınıflama sistemi ve şekil/yönü ise Kapali sınıflama sistemi kullanılmıştır. Bulgular:Bu çalışma Çorum ili popülâsyonunda kadınların rugae sayısının, erkeklerin rugae sayısı ile oldukça yakın seyrettiğini ve çok küçük bir farkla kadınların rugae sayısının fazla seyrettiğini ortaya koymuştur. Kadınlarda ve erkeklerde palatalrugae sayısı ile yaş arasında istatistiksel açıdan anlamlı negatif yönlü orta düzeyde bir ilişki saptanmıştır(p>0,05). Palatalrugae tiplerinin en yaygını kadınlarda kanatlı(34,87), erkeklerde doğrusal(%32,34) olarak bulunmuştur. Palatalrugae uzunluklarının cinsiyete göre dağılımında her iki cinsiyette en fazla rastlanan ölçüm tipinin "birincil(>10 mm)" tip olduğu gözlenmiştir. Sonuç:Palatalrugae boyut, şekil, yön ve sayı bakımından farklı etnik köken ve aynı popülâsyondaki farklı grupların büyük örneklemini içeren çalışmalar yapılmalıdır. Farklı palatalrugaeşekilleride var ise onlarda sınıflandırılmalıdır. Bunun yanında yaş ile azalan palatalrugae sayısı büyük örneklemlerde değerlendirilmelidir. Palatalrugaeların özellikleri yaş, cinsiyet, yeniden yüzlendirme çalışmalarında ve etnik köken çalışmalarında adli tanımlama prosedürlerinde ek bir araç olarak kullanılabilir.
Havalı silahların suçta kullanımı, kriminal açıdan özellikleri ve muhtemel sonuçlar
Suç olgusu gün geçtikte farklı boyutlarda, dönemlerde ve şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Suç olayı değerlendirilirken bir bütün içerisinde değerlendirilmektedir. Suçun mahalli, zamanı, işleniş şekli ve kullanılan suç aletleri, olayların aydınlatılması açısından adli önem taşımaktadır. Özellikle silahlar ile işlenen suçlar, silahın türüne ve verdiği zarara göre farklılık göstermektedir. Ateşli silahlar içerisinde havalı silahlar da yer almaktadır. Tarihsel açıdan bakıldığında savaş, avcılık veya nişan gibi çeşitli alanlarda kullanılan havalı silahlar, genellikle günümüzde zararsız bir oyuncak veya eğlence aracı olarak düşünülmekte ve hatta silah olarak kabul edilmemektedir. Fakat havalı silahların verdiği zararlar göz ardı edilemeyecek boyutlardadır. Öyle ki yapılan çalışmalarda, insan ve hayvanlarda önemli yaralanmalara hatta yaralanma sonucu ölümlere neden olduğu görülmektedir. Bu çalışmada; havalı silahların özellikle günümüzde mala zarar verme ve yaralama gibi suçlarda gelecekte ise toplumda infial yaratacak olaylarında kullanımının sonuçlarına dikkat çekmek, suçta kullanımı sonrasındaki inceleme aşamalarını ve günlük yaşantımızda kullandığımız malzemeler üzerinde meydana getirdiği tahribatı gerek görsel gerekse sayısal veriler ışığında ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu bağlamda günlük yaşantımızda kullandığımız, atıl ancak sağlam durumdaki çeşitli malzemelere, gerekli önlemler alınarak tek kişi tarafından ayakta, 3 farklı havalı silah (silahlara ait 2 farklı mühimmat) ile 4 farklı mesafeden (5, 10, 15 ve 25 m) atışlar yapılmıştır. Bahse konu atışlar, gerekli güvenlik önlemleri/izinler alınarak, hiçbir canlıya zarar verilmeden, çevre temizliğine önem verilerek gerçekleştirilmiştir. Atışlar, şerit ölçek kullanılarak ölçeklendirilmiş ve malzemelere yapılan atışların sonuçları Canon EOS 600D 18-55MM DC III DSLR marka fotoğraf makinesi vasıtasıyla elde edilen fotoğraflar üzerinden Adobe Photoshop CS6 programı kullanılarak metrik olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; havalı silahların bu tür malzemeler üzerinden çeşitli boyutlarda hasar bırakabilmektedir. Namlu ağzı çıkış hızları, çoğu 9 mm x 19 cal. tabancalara yakın olduğu görülen bu silahların canlı veya cansız nesnelere vereceği hasarlarda önemli ölçülerde olacaktır. Bu silahlar tarafından kalın metal malzemelere verilen hasar ve yapısal değişiklikler, diğer plastik, cam gibi malzemelere nazaran daha az olduğu değişik görülmüştür. Kullanılan 3 farklı tür havalı silahtan en fazla tahribat oluşturan, mesafe kat eden ve en güçlü silahları, yarı otomatik hazır tüplü (PCP) havalı tüfek, tek yaylı pistonlu havalı tüfek ve CO 2 tüplü tabanca olarak sıralayabiliriz. Bu tür silahların suçta kullanımı sonucunda yapılacak olay yeri ve kriminal incelemeler ile ilgili bilgilere de yer verilmiştir. Havalı silahların üretim, satış, taşıma/bulundurma, kullanım ve ruhsatlandırma gibi aşamaları kayda değer yasal zemine bağlanmalıdır. Elde edilen sonuçlar, gelecekte bu tür silahların suçlarda etkin olarak ve toplumda infial yaratacak olay/eylemlerde kullanılabileceği, canlı ve cansız varlıklara önemli maddi, yaralanma ve can kaybı şeklinde zararlar vereceği kanaatindeyiz.
Adli bilimler açısindan intiharin nedenleri ve önleyici tedbirler
Ölüm sebepleri içerisinde ilk on sırada yer alan intihar, toplumların en başta gelen sorunları arasında yer almaktadır. Bu nedenle intihar nedenlerinin tespit edilerek intiharın önlenmesi ve intihar girişiminde bulunan kişilerin tekrar topluma kazandırılması büyük bir önem taşımaktadır. Ülkemizde bulunan bazı bireylerin kişisel ve çevresel faktörlere bağlı olarak intihar risk grubunda olması onların daha dikkatli korunmasını, eğitilmesini, risk faktörlerinin tespitini ve önleyici tedbirlerin oluşturulmasını önemli kılmaktadır. Gerçekleşen adli bir olayın intihar mı yoksa cinayet mi olduğunun ayrımının yapılmasında adli bilimlerden yararlanılmaktadır. İntiharın nedenlerinin tespit edilmesi, intihar olayının nasıl gerçekleştiğinin anlaşılması, kullanılan yöntem ve araçların tespit edilmesi adli bilimler ışığı altında gerçekleşmektedir. İntihar; biyolojik, psikolojik, sosyolojik, ekonomik, siyasi, kültürel, bireysel, ailesel ve toplumsal nedenlerden kaynaklanmaktadır. İntiharın nelerden kaynaklandığının tespitinin yapılarak risk faktörlerinin tespit edilmesi ve risk faktörleri doğrultusunda önleyici tedbirlerin uygulanması önem teşkil etmektedir. Bu çalışmada risk faktörlerinin tespiti ve intihara sürüklenmenin önlenmesinde önleyici tedbirlerin uygulanması bağlamında neler yapılması gerektiğinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Risk altında bulunan bireylerin intihara sürüklenmelerinin önlenmesinde adli bilimlerin rolünü ortaya koyarak uzman görüşlerine bağlı çözüm önerileri geliştirmek temel amaçları oluşturmaktadır.
Hemşirelerin adli hemşirelik görevlerini yerine getirme düzeylerinin ölçülmesi: Yeni bir ölçek geliştirme çalışması
Bu çalışmada Çorum ve Yozgat illerindeki üniversite hastanelerinden seçilen hemşireler üzerinden, hemşirelerin adli hemşirelik görevlerini yerine getirme düzeyini ölçen yeni bir ölçek geliştirilmesi amaçlanmıştır. Pilot uygulama 107 hemşire üzerinden yapılmış olup, çalışma örneklemi 503 hemşireden oluşmaktadır. Analizler sonucunda, 23 soru ve 5 alt boyuttan oluşan Hemşirelerin Adli Hemşirelik Görevleri Ölçeği (HAHGÖ) elde edilmiştir. Elde edilen 5 alt boyutun her biri adli hemşirelik literatürü doğrultusunda isimlendirilmişlerdir. Verilerin analizinde SPSS ve FACTOR programları kullanılmıştır. İçerik geçerliği 130 madden oluşan madde havuzundan başlanarak uzman görüşleri ve tekrar tekrar yapılan faktör analizleri sonuçlarına göre sağlanmaya çalışılmıştır. Yapı geçerliğini ortaya koymak için ise, Polikorik korelasyon ve eğrisel döndürmeye dayalı açıklayıcı faktör analizi yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda KMO ölçüsü ve Barlett testi sonuçlarına göre verinin faktör analizine iyi düzeyde uyumlu olduğu saptanmıştır. Elde edilen faktör yüklerinin 0,333 ile 0,900 arasında değiştiği saptanmış olup, ölçeğin yapı geçerliğinin iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Güvenirlik analizleri için ise maddeler arası korelasyon ortalaması, ORION güvenirlik tahminleri ve Cronbach Alfa katsayıları hesaplanmıştır. Böylece, maddeler arası korelasyon ortalamalarının 0,300 ile 0,545 arasında değerler aldığı, ORION güvenirlik tahminleri ve Cronbach Alfa katsayılarının ise 0,797 ile 0,936 arasında değiştiği saptanmış olup, HAHGÖ ve HAHGÖ'nün alt boyutlarının yüksek veya çok yüksek derecede güvenilir ölçekler olduğu belirlenmiştir. Böylece, geliştirilen HAHGÖ'nin hemşirelerin adli hemşirelik görevlerini yerine getirme düzeylerini ölçmede geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenerek, tanımlayıcı istatistikler ile çalışma örneklemindeki hemşirelerin alt boyutlardaki görevlerini hangi düzeylerde yerine getirdikleri karşılaştırmalı olarak tartışılmıştır.
Türkiye'de 2020 öncesi trafik kazalarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Trafik kazaları her yıl 1 milyondan fazla insan hayatını kaybetmesine ve 20-50 milyon kişinin yaralanmasına veya sakat kalmasına neden olmaktadır. Trafik kazası yaralanmaları küresel olarak önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmada meydana gelen trafik kazalarının sayısal analizi kullanılarak trafik kazasına karışan kişi ve araç sayıları ile hangi bölgelerimizde ve hangi zaman aralığında yoğunluk yaşandığının tespit edilmesi ve trafik kazalarının nedenlerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: TÜİK web sitesinin trafik kazası ve araç istatistiki verileri kullanılmıştır. TÜİK veri tabanından, 2016-2020 yılları arasındaki trafik kazaları analiz edildikten sonra tasnif edilmiştir. Veriler temel istatistik yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada 2016-2020 yılları arası baz alınarak değerlendirildiğinde, ölümlü ve yaralanmalı kaza sayılarında 2019 ve 2020 yıllarında bir düşüş yaşandığı, motosiklet ile kazaya karışan sürücülerin büyük bir kısmının kaza sonrasında yaşamını kaybettiği, traktör kazalarında yüksek oranla kaza yerinde ölüm oluştuğu, ölümlü kazalarda erkeklerin %55,91' inin sürücü olarak, kadınların %65,08' inin yolcu olarak hayatını kaybettiği, trafik kazası neticesinde Türkiye'nin doğu bölümünde batı illerine göre daha düşük yaralanma ve ölüm oranının yaşandığı, ölüm oranının en yüksek olduğu yaş grubunun 65 yaş ve üzeri, yaralanma oranının en yüksek olduğu yaş grubunun ise 15 – 24 yaş grubu olduğu, ölüm ve yaralanma oranlarının yaz aylarında ve hafta sonlarında pik yaptığı gözlemlenmiştir. Sonuç: Trafik tedbirlerinin hafta sonu ve yaz aylarında arttırılması, kara yollarının iyileştirilmesi ile veriler dâhilinde daha etkili tedbirler alınması sonucunda trafik kazalarının azalacağı kanaatindeyiz.
Üniversite gençlerinin suça ilişkin algıları
Araştırmanın temel amacı üniversite öğrencilerinin suça ilişkin algılarına ulaşmak, konuyu sosyolojik kuramlar ve kavramlar çerçevesinde analiz etmektir. Aynı zamanda çeşitli kavramlar dahilinde toplumun suça dair algıları ile üniversite gençliğinin suça ilişkin algıları arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmamızın ilk aşaması literatür taramasının yapıldığı ve teorik bilgilerin yer aldığı kavramsal çerçeveden oluşmaktadır. Kavramsal çerçeve içerisinde adli bilimler ve adli sosyolojiye dair bilgiler, suç olgusu, suç türleri ve teorileri, kriminoloji, kurumların ve kavramların suçlu davranışını açıklamaya yönelik genel değerlendirilmesi yer almaktadır. Bu değerlendirmeler adli sosyolojik bakış açısı ile ele alınmıştır. Teorik kısımdan sonra araştırmanın metodolojisi açıklanmıştır. Uygulamalı bölümde ise veri toplama aracı olarak yüz yüze anket yöntemi kullanılmış, elde edilen veriler SPSS programında analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Gençlerin suça ilişkin algılarına ulaşmak için hazırlanan anket soruları 20 sorudan oluşmuş ve basılı olarak sunulmuştur. Nicel araştırma modeli ile yapılan çalışmada evrenimiz Hitit Üniversitesi Sağlık Bilimler Fakültesi'nde öğrenim gören öğrenciler olup örneklem grubu olarak 280 kişi belirlenmiştir ve araştırma için yeterli sayıya ulaşılmıştır. Suçun oluşumunda şehrin ve mekânların etkisinin olduğu görüşü katılımcıların geneli tarafından belirtilmiştir. Suç oranlarının eğitim düzeyi arttıkça azalacağını ifade etmişlerdir. Çeşitli faktörler açısından değerlendirtildiğinde öğrencilerin çoğunluğu, ekonomik şartların, işsizliğin ve kimsesizliğin bireyleri suça sürüklemede etkili olduğu belirtmişlerdir. Katılımcılar büyük oranda, alkol ve madde bağımlılığın bireyleri suça sürüklediği görüşündedirler. Bireylerin suça sürüklenmesinde aile, akran ve okul gibi faktörlerin etkili olduğu görüşü de katılımcılar arasında yüksek orandadır. Ayrıca karşılaştırılan kriterlerin genelinde suçla ilgili olan dizi ve filmlerin, izlenilen ve okunan haberlerin günümüzde artan suç davranışlarına etkisinin olduğu görüşü çoğunluktadır. Katılımcılar suç oranlarının azalması için uygulanan cezai yaptırımların caydırıcı olmadığını düşünmektedirler. Sonuç olarak toplum genelinin suç algısına yönelik teorik çalışmadan elde edilen veriler ile üniversite öğrencilerinden alınan görüşler benzer özellikler barındırmaktadır.
Adli vakaların çözümlenmesinde yeni tekniklerin kullanımı: Kızılötesi fotoğrafçılık
Adli bilim, araştırmacıların kanıt toplamak ve yorumlamak için kullandığı yoldur. Fotoğraf, suç sahnelerini göründükleri gibi yakalayarak bu süreci büyük ölçüde geliştirmiştir. Suç mahalli fotoğrafçılığı olarak da adlandırılan adli görüntüleme, ceza adaleti sisteminde uzun bir geçmişe sahiptir ve adli fotoğrafçılıktaki teknolojik gelişmeler, suçları çözmekle suçlanan araştırmacılar için değer katmaya devam etmektedir. Fotoğrafçılık alanında birçok farklı teknikler ortaya çıkmıştır. Bu tekniklerden birisi kızılötesi fotoğrafçılıktır. Kızılötesi (kızılötesi, kızılötesi veya IR) radyasyon, dalga boyu görünür ışıktan daha uzun, ancak terahertz radyasyonu ve mikrodalgalardan daha kısa olan elektromanyetik radyasyondur. Kırmızı, görünen ışığın en uzun dalga boyutuna sahip rengidir. Kızılötesi ışınımın dalga boyu 750 nanometre ile 1 mikrometre arasındadır. Kızılötesi (Infrared) ışınlara hassas filmlere Kızılötesi film, bu filmler ile yapılan fotoğraflara da kızılötesi fotoğraf denir. Fotoğrafçılığında kullanılan sensör ya da film kızılötesi (KÖ) ışınlarına hassastır. Fotoğrafçılıkta kaydedilen ışık dalga boyları ise tahminen 400-700 nm arasında bulunmaktadır. Dalgaboyu 400 nm altında kalan ışık morötesi (ultraviyole), 700 nm üzerinde olanı ise kızılötesi (infraruj) adını almaktadır. Kızılötesi fotoğrafçılık, normalde insan gözüyle neredeyse görülmeyen bulguları ortaya çıkardığı için adli bilimlerde ve adli tıpta kullanımı mevcuttur. Bu tez çalışmasında olayların aydınlatılmasında kızılötesi fotoğrafçılığın kullanımına dair bilgilere yer verilmiştir.
Tios bizans iskeletlerinde adli antropolojide kullanılan kimliklendirme metotlarının kullanılabilirliği
Adli olgularda soruşturmaların ana hedef ve amaçlarından biri, olaya dahil olan birey ya da bireylerin kimliklerinin kısa zamanda ve doğrulukla saptanmasıdır. Adli olgu niteliği kazanmış olan olaylarda yapısal bütünlüğünü kaybetmiş, zamanla birikte çürümüş ve ileri derecede yanarak tanınmaz hale gelmiş iskelet materyaller ile karşılaşılmaktadır. İskelet haline gelerek yumuşak dokusunu kaybetmiş kalıntıların adli kimliklendirilmelerinin yapılması adli antropoloji çalışmalarının titizlik ve özen gerektiren kavramlarından birisidir. Yapılmış olan çalışmaların bilimsel literatürde yer bularak gerçeklik ve güvenilirliğininde kanıtlanmış olması gerekmektedir. Hitit Üniversitesi antropoloji laboratuvarında yapılmış olan tez çalışmamızda, adli antropolojik tekniklerin ortaya çıkış süreci, bilimsel camiada yer bulmuş olan metotların detaylıca açıklanması, hangi durumlara göre ne tür adli antropolojik kimliklendirme metodlarının kullanılması gerektiği ile ilgili değerlendirme ve tartışma yapılmıştır. Bu çalışma Bizans dönemine tarihlendirilmiş olan Zonguldak ilinin Çaycuma ilçesine bağlı bulunan Tios antik kentinden çıkarılmış olan iskeletlerin adli antropolojide kullanılan morfolojik yöntemler ile kimliklendirilmesini amaç edinmektedir. Tios antik kenti popülasyonuna ait 55 adet iskelet materyalde, morfolojik yöntemlere dayalı adli antropolojik kimliklendirme tekniklerinin iskelet materyallere uygulanabilirliği denenmiştir.
7-12 yaş grubu çocukların istismar bilgi düzeyleri Çorum ili örneği
Küresel bir problem olan cinsel istismar Ruth ve Henry Kembe tarafından (1978), "bağımlı ve gelişimsel olarak olgunlaşmamış çocuk ve ergenlerin bilinçli olarak onay vermeyecekleri, bütünüyle algılayamadıkları veya ailevi rollerle ilgili sosyal tabulara ters düşen cinsel aktivitelerde kullanmak" olarak tanımlanmıştır. Yapılan çalışmalarda 7-12 yaş grubu çocukların cinsel istismar bilgi düzeylerini araştıran çalışmaların yetersiz olduğu görülmektedir. Çocuk cinsel istismarını önlemeye yönelik çabaların önündeki en büyük engellerden biri, çocukların bu konudaki bilgi eksikliği olduğu düşünüldüğünde çocukların cinsel istismar konusunda neler bildiğinin belirlenmesi önemlidir. Bu çalışma ile 7-12 yaş grubu çocukların cinsel istismar bilgi düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmış, cinsel istismar hakkında doğru bilinen yanlışların ortaya çıkarılması, bu doğrultuda eğitim programlarına ışık tutması planlanmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı-kesitsel olup Ağustos 2021-Kasım 2022 tarihleri arasında Çorum Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk yataklı servislerinde tedavi altında olan 7-12 yaş grubu 281 çocukla yürütülmüştür. Veriler "çocuk ve aile tanıtıcı soru formu" ve "Çocuklar İçin İstismar Bilgi Ölçeği" (ÇİBÖ) aracılığıyla toplanmıştır. Uygun olmayan dokunma (UOD) ve uygun dokunma (UD) olmak üzere iki alt boyuttan oluşan ölçek, otuz üç maddelidir. ÇİBÖ'den alınabilecek en düşük puan 0, en yüksek puan 33'tür. İstatistiksel analiz SPSS paket programı ile yapılmış, çocuk ve aile tanıtıcı soru formundan elde edilen veriler yüzde (%), ÇİBÖ'den elde edilen veriler ortalama±standart sapma ile raporlanmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, bağımsız ikiden fazla grup için Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Çocukların %76,5'i 10-12 yaş aralığında, %52,5'i kız, %83,5'i çekirdek aile yapısında ve %81,2'si sadece anaokuluna gitmektedir. Çocukların ÇİBÖ-Toplam Puan Ortalamasının 20,51±4,60, UOD-Alt Boyut Puan Ortalamasının 15,26±3,69, UD-Alt Boyut Puan Ortalamasının 5,24±1,92 ile ortalamanın üzerinde olduğu belirlenmiştir. Çocukların yaş, cinsiyet, kardeş sayısı, ailede kaçıncı çocuk olma durumunun, aile yapısı, anaokulu/kreşe gitme durumunun, annelerinin yaş ve eğitim ile babalarının yaş durumlarının cinsel istismar bilgi düzeyini etkilemediği saptanmıştır (p>0,05). Çocukların annelerinin çalışma durumuna göre ölçek UD-Alt Boyut Puan Ortalaması ile babaların eğitim ve çalışma durumuna ve ailenin gelir düzeyine göre UOD-Alt Boyut Puan Ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu (p<0,05) belirlenmiştir. Sonuç olarak çalışmaya katılan çocukların cinsel istismar hakkındaki bilgi düzeyleri genel ortalamanın üzerinde olmasına rağmen, cinsel istismarın hayatın bütün noktalarını etkileyen yıkıcı etkisi göz önüne alındığında, çocukların istismar bigi düzeyleri istenilen düzeyde değildir. Bu yüzden çocukların istismar bilgi düzeylerini yükselten eğitim programlarına ağırlık verilmesi önerilmektedir.
Siber savaşların etkileri ile devletlerin güvenlik stratejileri
Yaşamış olduğunuz çağda bilgisayar ve telekomünikasyon alanında yaşanan değişim teknolojiye olan bağlılığı artırmıştır. Dijital teknolojiler internetin ortaya çıkması ile hızla bir gelişim göstermiştir. İnternet hayatı kolaylaştıran faydalarının yanında birtakım sorunları da beraberinde getirmiş, yeni bir saldırı ortamı oluşturmuştur. İletişimin merkezi olan internetin kötü amaçlı olarak kullanılması da engellenemez hale gelmiştir Bu alanda dünyamızda ulusal ve uluslararası boyutta siber saldırı, siber savaş ve siber güvenlik gibi kavramlar ortaya çıkmıştır. Yapılan saldırılar sonrası ülkelerin güvenlik otoriterileri bu alandan gelen saldırılara ilişkin savunma stratejileri geliştirmeye başlamıştır. Hazırlamış olduğum bu tez çalışmasında ülkeler ve uluslararası örgütler ile ulusal ölçekte siber savaş boyutunda yaşanan saldırılara örnekler verilmiş sonrasında ise ekonomik, siyasi, toplumsal ve medya boyutları incelenerek siber savaşın bu alanlara etkisi araştırılmıştır. Daha sonra ise ülkelerin ayrı ayrı savunma stratejilerine değinilmiştir.
Makine öğrenimi algoritmaları ile kredi kartı işlemlerinde dolandırıcılık tespiti
Bilgisayar ve bilgisayarlı sistemler günümüzde büyük bir öneme sahiptir. Bir de bu sistemlerde Yapay Zekâ'nın başlıklarından birisi olan Makine Öğrenmesi yöntemini kullandığımızda bir bilgisayarın insan olmadan neler yapabileceğini görebilmekteyiz. Bu sistemleri daha vazgeçilmez bir hale getiren internet kavramı vardır. Hayatımızda büyük bir rol oynayan internetin, birde karanlık bir yüzü vardır. İnternet artık günümüzde vazgeçilmez bir konumdadır. Uzaktan her bilgiye erişebilme, her cihazı kontrol edebilme gibi birçok imkân sağlayan internet, her ne kadar işimizi kolaylaştırsa da internete bağlı olan cihazlar risk altında olabilir. Bu yüzden suça meyilli veya suçlu kişiler bu ortama yönelmektedir. İnternet ortamında işlenen suçlara Siber Suçlar denilmektedir. Günümüzde insanlar alışverişlerini yaygın bir şekilde kredi kartları ile internetten yapmaktadırlar. Her ne kadar güvenilir web siteleri de olsa alışveriş yaptığımız bir cihaza bulaştırılmış olan bir Malware, kredi kartı bilgilerini çalma yöntemlerinden birisidir. Bu tez, kredi kartı ile yapılan alışverişlerin, çalınmış veya kopyalanmış bir kredi kartı kullanan dolandırıcılar tarafından mı yapıldığını, Yapay Zekâ ile tespit edilmesi üzerine yapılan bir uygulamayı içermektedir.
Adli bilimler ışığında çocuğun soybağını değiştirme suçu
İnsan toplumsal bir varlıktır ve soyunu devam ettirmek için aile kurumuna ihtiyaç duyar. Ailenin amacı insan neslinin devamı için çocuk yetiştirmektir. Çocuğun soybağı aile ve toplum için çok önemlidir. Soybağı meselesi kanunlarımızda özenle ele alınmıştır. Gerek özel hukukta gerekse ceza kanununda düzenlenmiştir. Çocuğun soybağının ana ve babasıyla düzgün şekilde kurulması onun tüm hayatını etkileyecek olup, çocuk açısından hayati değer taşır. Gelişen teknoloji ile çocuk sahibi olamayan aileler, bazı tekniklerin kullanılmasıyla çocuk sahibi olabilmektedir. Laboratuvar destekli doğumlar, çocukların soybağının nasıl kurulacağı sorununu ortaya çıkarmıştır. Soybağının çeşitli sebeplerle gizlenmesi değiştirilmesi ve yanlış bilgi verilerek hatalı kayıtlar tutturulmaya çalışılması nedeniyle devletin kamu düzenini ilgilendiren bu fiili suç olarak düzenlemesi gerekmiştir. Bu çalışmada soybağının ceza hukuku, tıp hukuku ve özel hukuktaki yansımaları üzerinde durularak, soybağının nasıl belirlendiği ve bunun birey ve toplum açısından önemi ele alınmıştır. Teknolojik gelişmeler ve adli bilimler ışığında soybağı hususu aydınlatılmaya çalışılmış ve çeşitli hukuki çözümler öne sürülmüştür. Farklı ülkelerde uygulanan bebek sandığı uygulaması soybağının kurulması açısından ele alınmıştır. Yargıtay'ın soybağı suçunda uygulanagelen kararlarında işlenen suçun cezalandırılmasının nasıl yaptığı ayrıntılı olarak değerlendirilmiş, bu suçun aydınlatılmasında kullanılabilecek adli bilimsel yöntemlere yer verilmiştir. Soybağının değiştirilmesi suçunu önlemek amacıyla öneriler ileri sürülmüştür.
Suç soruşturmalarında veri madenciliği, yapay zeka, uygulamaları ve geleceği python ve opencv ile gerçek zamanlı yüz tanıma uygulaması
Tarih boyunca, sosyal hayatta, ekonomide, bilimde ve teknolojide yaşanan gelişmeler insanlık hayatını birçok alanda etkilemiş, bu etki insanlığı iyi yönde geliştirdiği gibi aksi yönde de insanlığın gelişimini sağlamış, ilk dönemlerinden bu yana basit ve çeşit olarak az olan suçun günümüze kadar birçok alana yayılmasına ve karmaşık bir hal almasına sebep olmuştur. Bunun yanında insan nüfusunun artması da eklenince suç soruşturmalarında çeşitli ihtiyaçlar ortaya çıkmıştır. Bunların başında suçluların kimliklerinin tespit edilmesi gelmektedir. Genellikle suç soruşturmalarında kimlik tespitinde yavaş olan eski geleneksel yöntemler kullanılmakta ya da veri madenciliği ve yapay zeka uygulamaları olan biyometrik sistemler (parmak izi sistemi, retina tarama vb.) kullanılmaktadır. Bu uygulamalarda da kişinin kendine ihtiyaç duyulduğu görülmekte bu da bizim karşımıza farklı bir problem olarak çıkmaktadır. Suç soruşturmalarında kimlik tespitinde hem hızlı hem de kişinin kendisine ihtiyaç duyulmayan ve aynı zamanda her zaman güncel kişi verileri olan bir sistem şarttır. Bu çalışma da yüz tanıma sistemi ile gerçek zamanlı örnek bir uygulamayla kişinin kendisine ihtiyaç duymadan hızlı bir şekilde kimlik tespiti yapılacağı örnek bir uygulama yapılmıştır. Bu uygulama ile bir fotoğraf, video veya bilgisayara bağlı bir kameradan kişilerin yüzlerini algılayan ve bilgisayarımızdaki veri tabanına kaydeden, sonrasında ise bu görüntü ile veri tabanındaki yüz görüntüleri karşılaştırılarak kişi kimlik tespiti yapılmaktadır. Uygulama da programa 10 adet fotoğraf verisi öğretilerek, her bir fotoğraf için 30 adet yüz verisi alınmış ve toplamda 300 fotoğraf bulunan bir veri kaynağı elde edilmiştir. Program test edildiğinde (12) adet yüz verisinden (1) tanesini yanlış tanıyıp (1) tanesini de tanıması gerekirken tanımamış, %83,33'lük doğru tahmin ve %36 hata payıyla da başarılı sayılabilecek şekilde sonuç vermiştir. Böylece, klasik olarak yapılan kimlik tespit yöntemlerine alternatif olarak çevrimiçi çalışan, kontrolü yapılabilen, otomatik olarak kimlik tespiti yapabilen ve yüz görüntülerinden kimlik oluşturabilen kişi tanıma uygulaması geliştirilmiştir.
Ölüm olgusu ve cinayet olaylarına bilimsel bir bakış
Jandarmanın sorumluluk sahasında meydana gelen cinayet olaylarını aydınlatmak araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Araştırmanın temel amacı doğrultusunda Jandarma Sorumluluk sahasında 2018-2019 ve 2020 yıllarında meydana gelen cinayet olayları araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Jandarma sorumluluk sahasında meydana gelen olaylarda faillerin eğitim durumu okuryazar olmayanlar 26 (%2,1), okuryazar 121 (%9,6), ilkokul öğrenci 2 (%0,2), ilkokul mezunu 606 (%48,0), ortaokul öğrenci 3 (%0,2), ortaokul mezunu 160 (%12,7), lise öğrenci 27 (%2,1), lise mezunu 157 (%12,4), önlisans öğrenci 2 (%0,2), önlisans mezun 12 (%1,0), lisans mezun 9 (%0,7), lisansüstü 3 (%0,2), belirtilmeyen 309 (%25,4) olarak bulunmuştur. Meslek durumları serbest meslek 280 (%22,1), memur 34 (%2,7), ev hanımı 64 (%5,1) işçi 202 (%16,0), çiftçi 357 (%28,2), öğrenci 44 (%3,5), çalışmıyor 9(%0,7), belirtilmeyen 447 (%21,7) olarak saptanmıştır. Medeni durum 892'si (%62,5) hiç evlenmemiş, 366'sı (%25,6) evli, 39'u (%22,7) boşanmış, 134'ü (%9,2) bilinmeyen yani tespit edilememiş olarak saptanmıştır. Cinayet olayının nedenine ilişkin bilgilere bakıldığında 325'i (%22,6) tartışma, 199'u (%13,9) husumet, 134'ü (%9,3) arazi anlaşmazlığı, 137'si (%10,48) çeşitli anlaşmazlıklar olarak bulunmuştur. Cinayet olaylarında faillerin kullandığı suç aletleri incelendiğinde, 376'sı (%26,2) ateşli silahlardan av tüfeğinin kullanıldığı, 318'si (%22,1) kesici delici aletler kullanıldığı, 50'si (%3,5) motorlu taşıtların kullanıldığı ve 689'u (%49,2) ise diğer aletleri olarak saptanmıştır. Cinayet olaylarında faillerin uyuşturucu kullanım durumları incelendiğinde, 531'i (%37,0) uyuşturucu kullanmadığı, 135'i (%9,4) uyuşturucu kullanan, 771'i (%53,7) ise tespit edilemeyen, alkol kullanım durumları ise 679'u (%47,3) alkol kullanmadığı, 92'si (%4,4) alkol kullanan, 666'sı (%48,3) ise tespit edilemeyen olarak saptanmıştır.
Sosyal medya zorbalığının siber boyutu: Hitit Üniversitesi örneği
Bu çalışmanın temel amacı, sosyal medya kullanıcıları arasında siber zorbalık, sosyal ağlardaki zorbalık şekilleri ve siber zorbalık davranışlarını incelemektir. Araştırmada, katılımcılar cinsiyet, yaş, eğitim ve gelir durumu, sosyal medya araçlarını kullanma durumuna göre siber zorbalık ve siber zorbalık davranışları açısından karşılaştırıldı. Analiz sonuçları siber zorbalığın cinsiyete göre farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Sosyal medyada geçirilen süre arttıkça katılımcıların siber zorbalığa daha fazla maruz kaldıkları ve daha fazla siber zorbalık yaptıkları belirlendi. Gerçekleştirilen analizler sonucunda sosyal ağlarda %3,5 zorbalık ile karşılaşıldığı verisine ulaşılmıştır. İnternet erişiminin artmasıyla birlikte çevrimiçi bilgi ve sosyal medyanın günlük yaşantımızın her anına girmesi toplumsal şiddete dayalı şiddetin yeni biçimi olan dijital şiddeti de beraberinde getirmiştir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte birçok suç türü çevrimdışı suç türünün devamı olarak ağ ortamına taşınmıştır. Suç türlerinin aktarımı, failin mağdurla doğrudan internet üzerinden iletişime geçmesini gerektirmekte ve bu da suç türünü içerik, kapsam ve ölçek olarak genişletmektedir. Sosyal medyayı aktif kullanan kadınlar, cinsiyetlerine, cinsiyet kimliklerine ve güvenliklerine doğrudan saldıran tehditler ve yorumlarla karşı karşıya kalmaktadır. Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet, kadınların insan haklarının ihlali ve kadınlara karşı ayrımcalığın bir biçimi olarak görülmektedir. Sadece fiziksel olarak değil, cinsel, psikolojik ve ekonomik olarak da şiddetin çeşitli türleri ele alınmakta ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonuçları bu bağlamda değerlendirilmektedir. Yapılan çalışmada, sosyal medya kullanıcılarının cinsiyet, yaş, eğitim ve gelir düzeyi gibi demografik değişkenler ile siber zorbalık ve siber zorbalık davranışları karşılaştırılmaktadır. Ayrıca siber zorbalık ile sosyal ağ kullanıcı durumu arasındaki bağlantı da araştırılmıştır. Bu çalışma, sosyal ağ kullanıcılarının yaşadığı siber zorbalığın tanımı, değerlendirilmesi, sınıflandırılması ve etkileyen faktörlerini ele almakta ve siber zorbalığın önlenmesine, siber zorbalık eğilimlerinin neden olduğu mağduriyeti en aza indirmeye ve bu ihtiyacı karşılayacak şekilde yapılandırmaya yardımcı olmayı amaçlamaktadır.
İnsan ve doğal kaynaklı afetlerde kimliklendirmede dental görüntüleme tekniklerinden panoramik röntgen kullanımı
Dental biyometri, doğal ve insan kaynaklı felaketlerde ölenlerin kimliklendirilmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Diş kayıtlarının kalıcılığı, geleneksel biyometrik teknikler olan parmak izi ve yüz ile irisin kullanımına göre daha iyi bir seçenek olarak görülmektedir. Pek çok çalışma, insan kimliklendirmesinde diş kayıtlarının kullanılmasının DNA analizine göre daha hızlı, güvenilir ve ucuz olduğunu göstermiştir. Kafatası, pelvisten sonra cinsiyetin saptanmasında yüksek dimorfizm gösteren ve en güvenilir şekilde kullanılan ve güvenilirliği %92 olan bir iskelet parçasıdır. Mandibula, kafatasının en güçlü ve en büyük kemiği olduğu için cinsiyet belirleniminde rolü büyüktür. Ramus bölgesinde ölçülen parametreler şunlardır: Minimum ramus genişliği, maksimum ramus genişliği, izdüşümsel ramus yüksekliği, maksimum ramus yüksekliği, kondil yüksekliği, koronoid yüksekliği, bigonial genişlik, gonial açı. Panoramik radyografiler eğer AM olarak mevcutsa insan kimliklendirilmesinde, dijital olarak çakıştırma, veri tabanında arama ve veri tabanı oluşturmak için kullanılmaktadır. Çalışmada 100 erkek ve 100 kadın panoramik röntgeni üzerinde, üç ayrı araştırmacı tarafından bütün parametreler için yapılan ölçümlerde uyum değerlendirmesi yapılmıştır. Çalışmada sağ ve sol ramus genişliği, sağ ve sol condyl yüksekliği ve bigonial genişlik değerleri ayrı ayrı incelenerek elde edilen cinsiyet durumu için tanı testi olarak kullanıp kullanılamayacağı analiz edilmiştir. Bunun için öncelikle ilgili parametreler kadın ve erkek olarak iki grup için lojistik modeli kurulmuştur. Bir bağımsız değişken ile kurulan modelden elde edilen olasılıklar hesaplanmış ve tanı testi yapılarak bu olasılıklar üzerinden ROC analizi yapılmış olup Youden indeksine göre kesim noktası belirlenmiştir. Kesim noktasına göre duyarlılık ve seçicilik değerleri hesaplanmıştır. Her araştırmacıya ait karşılaştırmalar, uyumlu ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş, adli kimliklendirmede kullanılabilirliği ve cinsiyet tayini yapılabilirliğini de ortaya konmuştur.
Sosyal medya uygulamalarında dijital mahremiyet farkındalığının ölçülmesi
İnternetin ve sosyal medya platformlarının hayatımıza girmesiyle her yaştan bireyin özel alanı olan mahremiyet kavramı yeni bir anlam daha kazanmaktadır. Sürekli gelişen, kendini yenileyen ve verilerle beslenen bir dünyada büyük verinin çılgın boyutlara ulaştığını söylemek mümkündür. Bu verilerin toplanması ve işlenmesi kişilerin mahremiyetlerini tehdit etmektedir. Bu durumun kişilerin mahremiyet algılarını değiştirerek "dijital mahremiyet" kavramını da literatürlerine eklediği görülmektedir. Bu değişim ve gelişim sosyal medya uygulamalarının kullanımıyla bireylerin dijital mahremiyet farkındalıkları ölçülmeye çalışılarak değişimin boyutları ortaya konulmaktadır. Araştırma bulgularına göre yapılan anket çalışmasıyla ve literatür taramasında incelenen çalışmalarla görülmektedir ki bireylerin yıllar içindeki dijital mahremiyet farkındalıkları gelişme göstermiştir. Bireyler her ne kadar dijital mahremiyetlerinin bilincinde hareket etmeye çalışsalar da yapılan paylaşımlar ve yıllar içinde oluşturdukları sanal kimlikleriyle her zaman tehdit altında kalabilirler. Çünkü internet üzerinde paylaşılan depolanan hiçbir veri kaybolmaz ve silinemez. Elde edilen verilerde dikkat çeken diğer bir nokta bekar, eğitim derecesi yüksek ve 18-25 yaş arası grupların dijital mahremiyetlerine diğer gruplardan daha fazla önem verdikleri görülmektedir. Sosyal medya üzerinden iletişime geçtikleri kişi sayılarını ve niteliğini daha sınırlı tuttukları ve gizlilik/güvenlik ayarlarına önem verdikleri görülmektedir. Sonuç olarak yüz yüze ilişkilerin günümüzde yerini sosyal medya ilişkilerine bıraktığı bu dönemde bireylerin "karşı taraf/kişi ben ve hayatımdaki kişilerle ilgili ne kadar bilgiyi bilirse rahatsızlık duymam?" sorusunu kendilerine sorup verdikleri cevaba göre profillerini ve paylaşım türlerini gözden geçirmeleri yerinde olacaktır. İnternet ve sosyal medya üzerinden gelen tanınmayan ve güven duyulmayan kişileri arkadaş listelerinde tutmamak, yabancılardan gelen linklere tıklamamak ve üçüncü şahıslarla ilgili paylaşımlar yapmamak, konum servislerini etkin durumda tutmamak ne kadar zor olsa da bireylerin dijital mahremiyetlerini korumalarına katkı sağlayacaktır.
Frontal sinüs boyutlarının ve hacminin yaşa ve cinsiyete göre değerlendirilmesi
Kimliği bilinmeyen bireylerin cinsiyetinin belirlenmesi, adli antropolojide bir bireyin biyolojik profilinin oluşturulmasında önemlidir. Kafatası, cinsiyet tayini için güvenilir iskelet yapılarından biri olarak kabul edilir. Bu çalışmanın amacı bilgisayarlı tomografide (BT) frontal sinüs boyutları ve hacminin cinsiyet ve yaş ile ilişkisini incelemektir. Yaşları 20 ile 78 arasında değişen toplam 119 birey (59 erkek ve 60 kadın) yaşa ve cinsiyete göre 5 alt gruba ayrıldı. BT görüntülerinde frontal sinüsün ön-arka uzunluğu, genişliği ve yüksekliği ölçüldü. Frontal sinüs hacmi Cavalieri Prensibi kullanılarak hesaplandı. Frontal sinüs boyutları ve hacminin cinsiyet ve yaş arasındaki ilişki istatistiksel olarak analiz edildi. Sol frontal sinüs boyutları ve hacmi ile sağ frontal sinüs ise ön-arka uzunluğu ve hacmi seksüel dimorfizm gösterdi (p<0.05). Sol frontal sinüs ölçümleri daha yüksek cinsiyet belirleme kesinliğine sahipti. Sol frontal sinüsün ön-arka uzunluğu %71,4 doğruluk oranı ile en yüksek cinsiyet belirleme kesinliğine sahipti ve bunu hacim (%69,7) ve genişlik (%65,5) parametreleri izledi. Tüm parametreler kadınların %76,7'sini ve erkeklerin %62,7'sini ayırt edebildi. Tüm parametreler birlikte kullanıldığında cinsiyet sınıflandırma doğruluk oranı %69,7'idi. Frontal sinüs hem morfometrik hem de hacimsel olarak seksüel dimorfizm sergiledi. BT görüntülerinde cinsiyetin belirlenmesinde frontal sinüsün ön-arka uzunluk, genişlik ve yükseklik ölçümlerine ek olarak, frontal sinüs hacim ölçümleri de kullanılabilir.
Olay yerinin belgelendirilmesinde adli sanat uygulamaları (Dostoyevskı'nin Suç Ve Ceza romanı örneği)
Adli olayların çözümünde en önemli unsur, olayın meydana geldiği mekândan yola çıkarak elde edilecek ve olayı temsil edecek maddi delillerdir. Dolayısıyla olay yerini inceleme, suç soruşturmalarındaki en önemli aşamadır ve soruşturmanın bütününe yön verecek niteliktedir. Olay yeri inceleme görevlilerinin, alanlarında uzmanlaşmış olmaları ve geliştirilmiş standartlar çerçevesinde görevlerini yerine getirmeleri gerekir. Multidisipliner olan adli bilimler içerisinde bir alt disiplin olarak görülen adli sanat, işlenmiş bir suç ile dolaylı ya da dolaysız yönden bağlantı kuran kişilerin hafızalarından faydalanılabilmesi için çeşitli teknikler ve malzemeler kullanarak, benzerliği tasvir etmeyi hedefleyen, yol gösterici iki veya üç boyutlu medyaların üretilmesi çalışmalarının tümüdür. Adli sanat çalışmaları yapan kişiler ise adli sanatçı olarak ifade edilir. Adli sanatçılar; kimliği belirsiz kişilerin ve suç şüphelilerinin resimlenmesi, şüpheli ve kayıp kişilerin farklı yaşlardaki tahmini görüntülerinin oluşturulması, kafataslarının yeniden yüzlendirilmesi, mahkemeler için grafik ve diyagramlar hazırlama, olay yerinin fotoğraflanması, kroki ve planların çizilmesi gibi adli olayların çözümüne katkı sunan işleri yaparlar. Resimlendirme ve çizimler elle yahut bilgisayar ortamında iki boyutlu ve üç boyutlu olarak yapılabilir. Bu çalışmada, olay yeri tespit ve belgeleme metotları kapsamında bir adli sanatçı tarafından yapılabilecek işlemler ayrıntılı bir biçimde anlatılarak, adli sanat eğitiminde olması gerekenler açıklanmıştır. Romandaki betimlemelerin oldukça açık, detaylı ve görsel olarak doyurucu olması sebebiyle adli sanat uygulamalarının örnekleri için de Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza" romanı seçilmiştir. Adli sanatın iki boyutlu uygulama örneklerine yer verilerek, güzel sanatlar alanındaki uzmanların adli sanat alanına sağlayacağı katkılar örneklerle ifade edilmiştir. Yurt dışındaki üniversitelerin adli sanat alanındaki müfredatları incelenerek, Türkiye'de yapılabilecek araştırma ve çalışmalara yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kavramlar: "Olay Yeri İnceleme Metotları", "Adli Sanat", "Yeniden Canlandırma", "Adli Sanat Eğitimi", "Adli Bilimler" Bilim Kodu: 20101
Suçun mağdur üzerindeki psikolojik etkileri: Viktimoloji çerçevesinde yeniden mağduriyetin tartışılması
Suç, toplum yaşamının son derece önemli ve şekillendirici yönlerinden biridir. Niteliği ne olursa olsun suçun bireylerin ve toplumun geneli üzerinde kalıcı etkiler bıraktığını ifade etmek gerekmektedir. Bu etkileri siyasi, toplumsal, kültürel ve ekonomik alanlarda gözlemlemek mümkündür. Suç bir taraftan bireylerin günlük yaşamlarını, fiziksel, zihinsel ve ruhsal bütünlüklerini, ekonomik refahlarını ve güvende olma duygularını zedeleyen bir tehdit iken, diğer taraftan toplumdaki düzenin bozulmasına, kurumsal yapının aksamasına ve gerekli dayanışmanın aşınmasına neden olan bir olgu olarak öne çıkmaktadır. Suçun bireylerin ve toplumun üzerindeki fiziksel ve psikolojik baskısı; asayişten eğitime, sağlıktan hukuka, siyasi süreçlerden ekonomik faaliyetlere kadar pek çok alanı derinden sarsmaktadır. Bu nedenle suçun önlenmesi ve suçla mücadele, tarihin her döneminde toplumların önündeki en önemli meydan okumalardan biri olmuştur. Bu çalışmada viktimoloji çerçevesinde yeniden mağduriyet üzerine bir analiz çizilmesi planlanmaktadır. Herhangi bir suç fiilinin mağduru olan bireylerin, devam eden süreçte aynı, benzer veya farklı bir mağduriyet daha tecrübe etmeleri yeniden mağduriyet tanımlamasının çerçevesini çizmektedir. Suçun oluşturduğu fiziksel, psikolojik ve ekonomik baskıya maruz kalan bireylerin koşullarının düzelmesine yönelik yeterli iyileştirme yapılmadığında mağduriyet etkisinin devam etmesi riski ortaya çıkarken, yeni bir mağduriyet için savunmasızlık durumu oluşabilmektedir. Bu nedenle mağdurun korunması, mağduriyetin tersine döndürülmesi ve mağdurlara gerekli desteğin verilmesi ceza adalet sisteminin gerekli bir yönünü ifade ederken, devlete de ciddi bir sorumluluk yüklemektedir. Çalışmanın özel konusunu mağdurların suç nedeniyle yaşadığı psikolojik sorunlar ve bu sorunların yeniden mağduriyete yol açma riskinin değerlendirilmesi oluşturmaktadır. Suçun niteliğine ve mağduriyetin derecelerine bağlı olarak oluşan kalıcı şok hali, depresyon, anksiyete, tepkilerde aşırılık ve çaresizlik bunalımı gibi psikolojik sorunlar mağdurların hayatlarını ciddi bir biçimde etkilemektedir. Bu süreçte mağdurların; sosyal ilişkilerini devam ettirmede, günlük alışkanlıklarına yoğunlaşmada, maruz kaldıkları sorunun etkilerini atlatmada ve yeni bir tehdide yönelik yeterli mücadeleyi ortaya koymada başarısızlık yaşamaları oldukça olasıdır. Bu nedenle sağlanacak yeterli ve kaliteli psikolojik destek, mağdurların hem suç fiili öncesi durumlarına dönmelerinde hem de yeniden mağdur olma risklerinin azaltılmasında oldukça gereklidir.
Sağlık çalışanlarının maruz kaldığı mobbingin sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyine etkisi
Bu araştırma sağlık çalışanlarının maruz kaldığı mobbingin sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyine etkisini incelemek amaçlı gerçekleştirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda farklı birimlerde görev yapan 202 sağlık çalışanı araştırmaya dâhil edilmiştir. Araştırma grubunu oluşturan sağlık çalışanlarına veri toplamak amacıyla üç ayrı form yöneltilmiştir. Elektronik ortamdan iletilen bu üç form; Kişisel Bilgi Formu, Mobbing Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeğidir. Bu veri toplama araçları aracılığıyla elde edilen ham veriler SPSS (26 Versiyon) paket programında analiz edilmiştir. Analiz sürecinde parametrik testlerden; t-testi, One Way ANOVA ve pearson korelayon analizinden faydalanılmıştır. Araştırmanın sonucunda; katılımcıların mobbing algıları mesleki görev sürelerine göre farklılaşmazken, cinsiyet, eğitim durumu, görev yapılan birim ve meslek grubuna göre farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Yaş değişkenine bağlı ise sağlık çalışanlarının mobbing algıları ile biyolojik yaşları arasında negatif ilişki tespit edilmiştir. Tükenmişlik düzeyleri incelendiğinde; cinsiyet, eğitim durumu ve görev yapılan birim değişkenleri bağlı farklılık bulunmazken, meslek grubu ve mesleki görev süresi bakımından farklılık olduğu bulunmuştur. Tükenmişlik ve yaş değişkenine bağlı analiz sonucunda negatif ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak, sağlık çalışanlarının algıladıkları mobbing ve tükenmişlik arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Başka bir ifadeyle, mobbing gibi olumsuz davranışlara maruz kalan sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeylerinin de yüksek düzeyde olması beklenebilir.
Olay yerinden DNA örneklerinin elde edilmesinden failin tespit edilmesine kadar geçen süreçteki parametrelerin incelenmesi
Bu çalışmada 391 ayrı adli olaydan elde edilen 1700 farklı bulgunun laboratuvarda DNA incelenmesinin yapılmasının ardından elde edilen verilerin istatistiksel çalışması yapılarak dosya içerisinde yer alan farklı parametrelerin DNA elde edilme başarısına olan etkileri değerlendirilmektedir. Elde edilen bulguların sonuçlarına göre kan lekesi ve sigara izmaritlerinin delil olarak kullanılmasının DNA elde etme başarısını artırdığı ortaya konmaktadır. Bu çalışmanın amacı olay yerinden elde edilen biyolojik bulguların, olay yerinden elde edilmesi ve laboratuvar çalışmaları ile birlikte şüphelinin tespit edilmesine kadarki süreci etkileyen parametreleri ortaya çıkarmaktır. Bu çalışma, adli DNA başarı oranları ile bahse konu parametrelerin etkileri hakkında daha fazla fikir edinmek, ve bu DNA başarı oranlarına dayalı olarak DNA izlerinin analizi için nesnel bir karar modeli oluşturmaya yardımcı olmak için yapılmıştır. Bu nesnel veriler ile olay yeri uzmanlarının delil seçim sürecine destek olacak bilgilerin sunulması ile maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve adli sürecin doğru bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmak hedeflenmektedir.
Erken yaşta evlilikler ve Hitit Üniversitesi öğrencilerinin bakış açısı
Bu tez çalışması ile ülkemizde ve dünyada varlığını hala devam ettiren "erken yaşta evlilikler" algısının toplumumuzca bakış açısına, ülkemizde ve diğer dünya ülkelerinde bulunan hukuk düzenine, suç/suçlu kavramları ile erken yaş evliliklerin ilişkisine Türkiye'de çocuk gelin olmak, adölesanlarda gebelik, anayasamızda erken yaşta evliliğin hükmü ve erken yaş evliliklerinin hem bireysel hem de toplumsal açıdan sorunlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Tezde literatür taraması yapılarak farklı makale ve görüşme örnekleri derlenmiş olup bu derleme sonucunda araştırmayı yapan öğrencilerde bu konuda farkındalık oluşmuştur. Ayrıca "Hitit Üniversitesi" öğrencilerinin de anket sorularına verdikleri yanıtlar ile birlikte katılımcıların düşüncelerine göre nicel bir sonuç elde edilmiştir.
Farklı rakımlarda ses üstü ve altı fişeklerin kademeli ses bastırıcı sistem performansına etkisi
Dünyada her geçen gün ateşli silahla meydana gelen adli olaylarda ciddi artışlar meydana gelmektedir. Bu olayların büyük bölümü ölüm veya yaralanma ile sonuçlanmaktadır. Hatta bazı olaylar da şüphelinin de tespit edilmediği durumlarla da karşılaşılmaktadır. 20 yüzyılın temel değerlerinden bir tanesi de insan yaşama hakkının kutsallığıdır. Artık toplumlarda özellikle ölüm olaylarında failin tespiti ve adalete teslim edilmesinin devletin temel görevleri arasında olduğu kabul edilmekle birlikte; asıl yapılması gerekenin adli olaylar olmadan önce engellenerek insan hayatının korunması gerektiği düşüncesi ön plana çıkmaktadır. Maalesef ateşli silahlarla meydana gelen ölüm ve yaralanma olaylarının önüne geçilemediği gibi her geçen gün de artmaya devam etmektedir. Meydana gelen olayların aydınlatılmasına yönelik olarak farklı fişek türü ve farklı ortamlarda silah atışlarının belirlenmesine yönelik araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmanın amacı kısa namlulu ateşli silahlarda farklı rakımlarda, herhangi bir ses bastırıcı sistem kullanılmadığı durumda ses altı ve ses üstü fişeklerin ses şiddet seviyelerinin karşılaştırılması ve aynı tabanca ile birbirinden farklı kademeli ses bastırıcı sistemin kullanıldığı durumda ses altı ve ses üstü fişekler kullanılarak her bir durumda ses şiddet seviyeleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark olup olmadığı hedeflenmektedir Adli bilimlerde çeşitli olayların aydınlatılmasında ses frekanslarının ve şiddet seviyelerinin incelenmesi ve karşılaştırılması sonucu birçok olayın aydınlatıldığı bilinen bir gerçektir. Buradan yola çıkarak ateşli silahla meydana gelen olaylarda silahtan çıkan sesin ölçülmesi halinde şüphelinin konumu ve tespiti, silahın cinsi gibi bilgilerin tespit edilmesi durumu söz v konusu olabilir. Bu çalışmanın sonuçları suçun önlenmesine ateşli silahla meydana gelen adli olayların azaltılmasına önemli katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Çalışmamız sonucunda ses altı fişek ile ses bastırıcı sistem olmadan ve ses üstü fişek ile 4 boğumlu ses bastırıcı sistem kullanarak yapılan atışlarda 0 ve 290 rakım arasında ses şiddet seviyesi ortalaması bakımından anlamlı fark görülmemiştir. Ses üstü fişek ile ses bastırıcı sistem olmadan yapılan atışlarda 290 rakımda yapılan atışlardan elde edilen ses şiddet seviyesi ortalaması 0 rakımda yapılandan anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur. Ses altı fişek ile 4 ve 6 boğumlu ses bastırıcı sistem kullanarak ve ses üstü fişek ile ile 6 boğumlu ses bastırıcı sistem kullanarak yapılan atışlarda 0 rakımda elde edilen ses şiddet seviyesi ortalaması 290 rakımda elde edilenden anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur. Yaptığımız çalışma sonucunda ses altı ve ses üstü fişeklerin ortalama ses şiddet seviyelerinin alçak ve yüksek rakımda, ses bastırıcı sistem kullanılmayan ve kullanılan durumlarda tam tersi şekilde artma veya azalma davranışı gösterdiği bulunmuştur.
Siber suçlarla ilgili 2000-2023 yılları arasındaki çalışmaların bibliyometrik analizi
Her geçen gün büyüyen, gelişen internet tabanlı teknolojilerin ve bilgisayar ağlarının kullanımının artması beraberinde birtakım sorunları meydana getirmiştir. Bilgisayar üzerinden işlenen ve siber suç olarak adlandırılan yeni bir suç türü ortaya çıkmıştır. Siber suçlarla ilgili çeşitli araştırma ve çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmada 2000-2023 yılları arasında Web of Science'ta indekslenen "Siber Suçlar", "İnternet Suçları" ve "Bilgisayar Suçları" anahtar kelimeleri üzerine yapılan çalışmaların bibliyometrik analizini sunulmaktadır. Bu çalışma, siber suçlar üzerine yapılan araştırma ve çalışmaları inceleyerek alanın bilimsel haritasını ortaya çıkarmayı, verileri anlamlandırmayı ve gelecekte bu konuda yapılacak çalışmalara kaynaklık etmeyi amaçlamaktadır. Bibliyometrik analiz için Bibliometrix ve Microsoft Excel programları kullanılmıştır. Çalışmada kullanılmak üzere 5590 farklı yazar toplam 2566 çalışma tespit edilmiştir. Jaishankar, K. 21 makalesi ile en üretken yazardı. University College Dublin 56 makaleyle en çok yayın yapan üniversiteydi. IEEE Access 151 makaleyle en çok yayın yapan dergiydi. En çok atıf alan çalışma Farwell, JP ve Rohozinski, R yazarlarına ait Stuxnet ve Siber Savaşların Geleceği adlı makaledir. Analiz ile siber suçlarla ilgili dünya çapında en etkili ülkeler, en üretken yazarlar, en çok yayın yapan dergiler, kuruluşlar, ülkeler ve anahtar kelimeler açısından bibliyometrik analiz ve sonuçlara yer verilmiştir. Siber suçlarla ilgili yapılan çalışmalarda ülkeler ve yazarlar arasındaki ilişki ve iş birlikleri görsellerle sunulmuştur.
Pazardaki noodle (hızlı makarna) ürünlerinde sodyum polifosfat içerik analizlerinin yapılması ve toplum sağlığı açısından değerlendirilmesi
Küresel açıdan dünyanın dört bir yanına yayılmış bulunun hazır gıdalar arasında noodle (hazır makarna-erişte) aktif bir alana sahiptir. Nüfusa bağlı hızlı kentleşme oranı her geçen gün artmaktadır. Nüfus artışıyla doğru orantıda fazla çalışma saatleri ortaya çıkmaktadır. İnsanların ekonomik olarak hayatlarını idame ettirebilmeleri için yoğun çalışma koşullarına bağlı zaman sıkıntısı gibi olası birçok sebepten kaynaklı hazır gıda tüketimi artış göstermektedir. Hazır gıda ürünlerinden noodle çeşitlerine yoğun bir biçimde gıda endüstrisi alanında arz-talep ilişkisi artmaktadır. Pazardaki hazır noodle türevleri yüksek kalorili besin değerleri açısından yeterli talep görmektedir. Noodle içerik çeşitleri birçok farklı alternatifi tüketiciye sunmaktadır. Ekonomik açıdan uygun olması sebebiyle hızlı ve fazla tüketimin önünü açmaktadır. Tez çalışmasında nicel yöntemlerden İyon Kromatografisi (IC) ve Görünür Bölge Spektrofotometresi (UV-Vis) ile polifosfat miktar tayinleri yapılmıştır. Nitel kaynaklardan mevcut yayınlanmış tez, makale, kanun maddeleri ve yönetmeliklerden yararlanılarak çalışma desteklenmiş ve tarafımızdan bulunan miktar içerikleri ile kıyaslanması yapılmıştır. Tez çalışması ile noodle olarak adlandırılan ürünlerin, pazardaki benzer özelliklere sahip ürünlerle karşılaştırılmasının yapılmasını mümkün hale getirmektedir. Ürün içerik analizleri içerisinde farklı formülasyonda hazırlanan ham maddelerin oransal olarak sodyum polifosfat ve diğer katkı maddelerinin oranlarının incelenmesi, halk sağlığı açısıdan etkilerinin araştırılması hususunda ciddi önem arz etmektedir.
Uyuşturucu madde ticareti ve kullanımı suçundan hüküm giyenlerin bazı değişkenlere bağlı olarak profillerinin değerlendirilmesi
Uyuşturucu ve uyarıcı maddeler geçmişten günümüze hızlı artan oranla insan sağlığını tehdit eder hale gelmiştir. Uyuşturucu maddenin Dünya Sağlık Örgütü'nde yer alan tanımlanmasında "kişi üzerinde bırakmış olduğu etki esas alınarak, önüne geçilmez gereksinim veya arzu yahut kullandığı miktarı arttırma eğilimi, ruhsal ve fiziksel etki yaratan maddeler" şeklinde yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü Uzmanlar Komitesi bağımlılık türlerinde 10 başlık altında gruplama yapmıştır. Bunlar; "alkol, kafein, esrar, halüsinojenler, inhalandlar, opiyatlar, sedatifhipnotikler, stimulanlar, nikotin ve diğer yeni üretilenler" şeklinde gruplara ayrılmıştır. Bu çalışmada uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin suç tanımı içinde yer aldıkları şekilde hem kullanım hem de ticaret konusunda ayrı yasal düzenlemeleri ve bu suçlardan hüküm giyenlerin eğitim durumu bakımından benzerlikleri olup olmadığı, yaş, cinsiyet ve bazı profil özellikleri araştırılmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından hazırlanan veriler kaynak verilerimizdir. Çorum ili yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri çevresinde yargılanmış ve hüküm giymiş mahkumlar konu alınarak araştırmamızın konusunu oluşturmaktadır. Uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin kullanımı veya ticareti suçunun kıyas edilmesi ve bu suçlardan hüküm giyen sanıkların hangi suçtan ceza aldıkları, suça konu madde türleri, bağımlılık süreleri, eğitim durumları, meslek, yaş, cinsiyet ve medeni durumları araştırılarak Adli Bilimler açısından değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen profil özelliklerine göre ortaya konulan veriler; suç tanımlamasının yapılmasında ve uyuşturucu maddeleri hangi amaçla failin uhdesinde bulundurduğuna ilişkin ihtilafların çözümüne katkı sağlayacağı, sanığın makul sürede yargılanarak adil yargılanma hakkının korunması ile mahkemelerin maddi gerçeği araştırma ilkesini uygulamasına pozitif katkı sağlayabilmek adına yararlı bulgular ortaya çıkardığı kanaatindeyiz. Anahtar Kavramlar: Adli Bilimler, Bağımlılık, Uyuşturucu Madde Kullanma Suçu, Uyuşturucu Madde İmal ve Ticareti Suçu.
Bağımlılık yapıcı ilaç ve madde kullanımı ile risk faktörlerinin araştırılması: Hitit Üniversitesi örneği
Bağımlılık yapıcı ilaç ve madde kullanımı tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de birey ve toplum için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Yasal ve yasal olmayan madde kullanımının bağımlılık yaratmasının yanısıra reçeteli ilaçların, doktor kontrolü dışında akılcı olmayan ve kötüye kullanımı da bağımlılık geliştirebilmektedir. Bağımlılıklarda biyolojik, psikolojik ve sosyal birçok faktörün etkili olduğu biyopsikososyal model günümüzde kabul gören kapsamlı bir bağımlılık yaklaşımıdır. Bu yaklaşımdan yola çıkıldığında cinsiyet, çocukluk travması, ailevi sorunlar, ekonomik sorunlar, yaşanılan çevre, olumsuz arkadaş ortamının varlığı, adli süreçlerin varlığı gibi biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörler bağımlılıklarla ilişkili risk faktörü veya bağımlılıkların sonucu olan riskli durumlar olarak karşımıza çıkabilmektedir. Ergenlik ve gençlik dönemi bağımlılıkların oluşmasında kritik bir dönemdir, diğer problemlerde olduğu gibi bağımlılıklarda da çözüme ulaşmanın en kestirme yolu problemin kaynağını bulmaktır. Problemin kaynağını bulurken de bağımlılık yapıcı ilaç ve madde kullanımına sürükleyen risk faktörleri veya kullanımı sonucunda doğan riskler hakkında bilgi sahibi olmamız, bağımlılıkların oluşmadan önlenmesi ya da bağımlılıklarla çalışma konusunda yardımcı olacaktır. Literatürde yapılan çalışmalarda genellikle bağımlılık yapıcı ilaç veya bağımlılık yapıcı madde olarak ayrı ayrı çalışıldığı, risk faktörlerinin ise genellikle tek veya daha az boyut üzerinden araştırıldığı, ayrıca bağımlılık bağlantılı adli süreçlerle ilgili yapılan çalışmaların da kısıtlı olduğu görülmektedir. Multidisipliner bir anlayışla biyopsikososyal birçok boyutun geniş bir yelpazede araştırıldığı çalışmamızın bu anlamda literatüre katkı sunacağı düşünülmektedir. Çalışmamız Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu, Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu ve Sağlık Bilimleri Meslek Yüksekokulu'nda öğrenimine devam eden 18 yaş üstü 548 gönüllü öğrencinin katılımıyla tamamlanmıştır. Google Formlarda hazırlanan "Bağımlılık Yapıcı ilaç ve Madde Kullanımı ile Risk Faktörleri" anketi ile katılımcılara ulaşılarak çevrimiçi anket uygulamasıyla veriler toplanmıştır. Elde edilen verilerin tanımlayıcı ve ilişkisel istatistikleri SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiş, analizlerde p<0,05 değeri istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmada cinsiyet, devam edilen yüksekokul, çocuklukta yaşanan travmatik yaşantı, ailevi sorunlar, ekonomik sorunlar, intihar girişimi, olumsuz arkadaş grubuna sahip olma, adli bir olaya karışma ve adli bir olayın mağduru olma durumları ile yapılan analiz çalışmasında istatistiksel olarak anlamlı bulgulara ulaşılmıştır (p<0,05).
Öğretmenlerin sanal zorbalıkla başa çıkma stratejilerinin ve genel sağlık durumlarının belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı öğretmenlerin sanal zorbalıkla başa çıkma stratejilerinin ve genel sağlık durumlarının incelenmesidir. Tanımlayıcı özellikteki bu çalışma Aralık 2023- Şubat 2024 tarihleri arasında Alaca İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı merkez ilkokul ve ortaokul öğretmenleri ile gerçekleştirilmiştir (n=199). Araştırma tarihlerinde öğretmenler okullarında ziyaret edilerek yüz yüze görüşme yöntemi ile anket formu uygulanmıştır. Anket formunun içeriğinde öğretmenlerin sosyo-demografik özellikleriyle (yaş, cinsiyet, yaşadığı yer, mesleki kıdem, medeni hal, sigara ve alkol kullanma durumu, algılanan sağlık durumu, kronik hastalık varlığı) birlikte "Öğretmenlerin Sanal Zorbalıkla Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği" ve "Genel Sağlık Anketi" yer almıştır. Araştırma Helsinki Prensiplerine uygun olarak gerçekleştirilmiş Hitit Üniversitesi Girişimsel Olmayan Etik Araştırmalar Kurulu'nda etik onam alınmıştır (2023/19). Araştırmanın verileri SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Analizlerde tanımlayıcı değişkenler için yüzdelik, ortanca kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin analizinde Ki-kare testi, değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesinde Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Değerlendirmelerde p<0.05 istatistiksel açıdan anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların %61,8'i kadındır, %58,8'i 31-40 yaş aralığındadır ve %73,9'u evlidir. Katılımcıların %31,2'sinde genel sağlık durumu risklidir. Katılımcıların %50,3'ünün bilme alanında ve %50,8'inin uygulama alanında algılarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Kadınların %43,9'u, erkeklerin %10,5'i ölçekten beş ve üzerinde puan almış olup cinsiyete göre GSA-28 ölçeğinden alınan puanlar arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Medeni duruma göre ölçekten alınan puanlar incelendiğinde bekarların %46,2'sinin, evlilerin %23,9'unun ölçekten 5 ve üzerinde puan aldıkları saptanmıştır (p<0.05). Ölçekten beş ve üzerinde puan alanların oranı kıdem süresi 10 yıl ve daha az olanlarda %41,3 iken 11-20 yıl olanlarda %22, 21 yıl ve üzerinde olanlarda %24 bulunmuştur (p<0.05). Araştırma grubunda kronik hastalığı olanların %51,4'ü, olmayanların %26,8'i ölçekten beş ve üzerinde puan almıştır (p<0.05). Sigara içmeyenlerin %54,1'i, sigara içenlerin %39,4'ü uygulama alanından 85 altında puan almıştır (p<0.05). Sanal zorbalıkla başa çıkma stratejileri ölçeğinin bilme alanında algısı yüksek olanların %13'ü, algısı düşük olanların %49,5'i GSA-28 ölçeğinden beş ve daha fazla puan almışlardır. Uygulama alanında algısı yüksek olanların %19,8', algısı düşük olanların %32,9'u GSA-28 ölçeğinden beş ve daha fazla puan almışlardır. Katılımcıların genel sağlık durumlarına göre ÖSZBÇSÖ bilme ve uygulama alanından aldıkları puanların dağılımı istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.001).Bilme alanı ve uygulama alanından elde edilen arasındaki ilişkinin pozitif yönde anlamlı olduğu belirlenmiştir (r:0.888; p:<0.001).Sonuç olarak öğretmenlerin genel sağlık durumlarının tespit edilmesi amacıyla taramaların yapılması ve bu taramalar sonucunda sanal zorbalığa farkındalık oluşturmada eğitim programlarının artırılması önerilebilir.
Kullanıcıların mobil uygulama güvenlik farkındalıklarının makine öğrenmesi teknikleriyle incelenmesi
Cep telefonlarının her yerde bulunabilme, anında bağlantı kolaylığı, uygulama çeşitliliği, kişiselleştirme, esneklik, dağıtım ve konuma dayalı hizmetler gibi zenginleştirilmiş işlevsellik ve etkileşim özellikleri, onları dünyanın birinci iletişim aracı haline getirmiştir. Çoğu insan için cep telefonları artık vazgeçilmez bir unsur haline gelmiştir. Bu cihazlara yüklenen uygulamalarla kullanıcılar internet dünyasında etkileşimde bulunmaktadırlar. Mobil uygulama mağazaları, kullanıcılara çeşitli kategorilerde binlerce uygulamayı keşfetme ve indirme imkânı sunmaktadır. Her gün milyonlarca insan, ihtiyaçlarına veya ilgi alanlarına uygun uygulamaları bulmak için bu mağazalardan faydalanmaktadır. Kullanıcılar bu mağazalardan uygulama indirerek, iletişim kurma, eğlenme, bilgi edinme, alışveriş yapma, finansal işlemler yapma, seyahat planlama ve daha pek çok işlemi gerçekleştirme imkânına sahip olmaktadırlar. Bu çalışmada Harvard Üniversitesi'ne ait olan Dataverse platformunun bir araştırma anketin veri seti kullanılmıştır. Anket, 15'ten fazla ülkede 10.208 kişiyle yapılmıştır. Veri setinde ankete katılanların demografik özellikleri, eğitim bilgileri ve mobil uygulama kullanım davranışları gibi bilgiler bulunmaktadır. Bu çalışmanın temel hedefi mobil cihaz kullanıcılarının profillerini ve uygulama kullanım amaçlarını ve ihtiyaçlarını analiz ederek kullanıcıların bir uygulamayı tercih etme, kullanma ve bırakma kararlarına etki eden faktörleri makine öğrenmesi teknikleriyle belirlemektir. Araştırmada, veri seti üzerinde Logistik Regresyon (LR) , Random Forest (RF), Support vector machine (SVM), K-Nearest Neighbors(KNN) makine öğrenme algoritmaları ile yapılan analizde uygulamanın bulunması, seçilmesi ve bırakılması aşamaları test edilmiştir. Test etme aşamalarında Doğruluk (Accuracy), Hassasiyet (Precision), Duyarlılık (Recall), F1-Score (F-Measure) değerlerine bakılmıştır. Araştırmanın " Kullanıcı demografik özellikleri uygulamayı bulma davranışını etkilemektedir." Şeklinde kurulan 1. Hipotezin doğrulanmasında SVM makine öğrenmesi algoritması doğruluk oranı doğruluk oranı 0,930 F1 Score değeri ise 0,950 ile en başarılı algoritma olmuştur. Araştırmanın "Kullanıcının demografik özellikleri uygulamayı seçme davranışını etkilemektedir" şeklinde kurulan 2. Hipotezinin doğrulanmasında SVM makine öğrenmesi algoritması doğruluk oranı 0,920 ve F1 Score değeri ise 0,950 ile en başarılı algoritma olmuştur. Araştırmanın " Kullanıcı demografik özellikleri uygulamayı bırakma davranışını etkilemektedir." 3. Hipotezinde SVM makine öğrenmesi algoritmasına göre doğruluk oranı 0,940 F1-Score değeri ise 0,970 olarak en başarılı algoritma olmuştur. Elde edilen analiz sonuçlarına göre mobil uygulama kullanıcıları demografik özelliklerinin uygulamayı bulma, seçme ve bırakma davranışları üzerinde etkili olduğu makine öğrenme yöntemleri ile doğru tahmin edilebileceği görülmüştür. Araştırmanın " Mobil uygulama kullanıcılarının uygulamayı bulma ve seçme davranışları arasında anlamlı bir ilişki vardır." 4. Hipotezini test etmek için Pearson Korelasyon modeli kullanılmıştır. Bu model sonuçlarına göre Ortalama Pearson Korelasyon Katsayısı: 0.215 çıkmıştır. Araştırmanın "Mobil uygulama kullanıcılarının uygulamayı seçme ve bırakma davranışları arasında anlamlı bir ilişki vardır." 5. Hipotezini test etmek için Pearson Korelasyon modeli kullanılmıştır. Bu model sonuçlarına göre Ortalama Pearson Korelasyon Katsayısı: 0.230 çıkmıştır. Elde edilen bu değerlere göre kullanıcının mobil uygulamayı bulma, seçme ve bırakma davranışları arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu görülmüştür. Bu araştırma, kullanıcıların mobil uygulama güvenliği ve gizlilik konusundaki bilinç düzeyini artırmak ve bilinçli seçimler yapmasına yardımcı olacağı düşünülmektedir. Aynı zamanda mobil uygulama geliştiricilerine, kullanıcıların gereksinimlerini daha iyi anlama ve uygulama deneyimini iyileştirme konusunda değerli veriler sunmaktadır.
Çorum ilinde yaşayan kadın ve erkek bireylerin dudak izi farklılıklarının belirlenmesi ve değerlendirilmesi
Bu araştırma, Çorum İli'nde yaşamını sürdüren kadın ve erkek bireylerin dudak izlerinin sınıflandırılması ve cinsiyet farklılıklarının incelemesini amaçlamıştır. Araştırma tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında dudak izi alabilmek için renkli, mat nitelikli ve kalıcı olmayan dudak boyası (lipstick) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; erkeklerde ve kadınlarda en fazla görülen dudak tip TIPI(A) olduğu tespit edilmiştir. Diğer yandan ikinci en yüksek her iki grupta TIPII(C) olduğu ortaya çıkmıştır. Bir diğer sonuç olarak TIPIV(E) dudak tipinin en düşük düzeyde çıktığı tespit edilmiştir. Cinsiyete göre incelemede; dudak tiplerinde istatistiki olarak anlamlı farklılık çıkmamıştır. Bu durumda TipI(A), TipI'(B), TipIII(D) ve TipIV(E) dudak tiplerinde kadınların dudak tipi erkeklerin dudak tipinden daha büyük olmasına rağmen istatistiki olarak herhangi bir farklılık bulunmaktadır. Ayrıca TipII(C) ve TipV(F) dudak tiplerinde erkeklerin dudak tipi kadınların dudak tipinden daha büyük olmasına rağmen istatistiki olarak herhangi bir farklılık bulunmamaktadır. Yaşa göre incelemede sadece TipI(A) parametresinin yaş değişkenine göre farklılık çıkmıştır. Buna göre 20 yaş ve altı ve 21- 30 yaş arası grupların TipI(A) dudak izi formları 61 yaş ve üstü katılımcılardan daha yüksek çıkmıştır. Ayrıca 51-60 yaş arası grupların TipI(A) dudak izi formları 41-50 yaş arası ve 61 yaş ve üstü gruplarından daha yüksek çıkmıştır.
Çorum'da basına yansıyan ölümlü intihar haberlerinin TÜİK verileri ile karşılaştırılarak değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: İntihar kişinin kendi isteğiyle yaşamına son vermesi olarak tanımlanmaktadır. Dünyada her yıl yaklaşık 700 binden fazla insan intihar ederek yaşamını kaybetmektedir. 2019 yılında dünya çapında 15-29 yaş arası gençler arasında önde gelen dördüncü ölüm nedenidir. Ölümlü intiharlar toplumu etkileyen ve adli sürece yansıyan araştırılması gereken olaylardır. Çalışmamız Çorum basınına yansıyan ölümlü intihar haberlerinin sosyo-demografik özellikleri (yaş, cinsiyet vb.) ve olaya ilişkin veriler (yöntem, mekân, intihara neden olan durum vb.) yıllara göre değerlendirilip TÜİK verileri ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem: Çalışmamız 1 Ocak 2013 ve 31 Aralık 2022 tarihleri arasında Çorum'da basına yansıyan ölümlü intihar haberleri incelenerek analiz edildikten sonra tasnif edilmiştir. TÜİK verileri ile karşılaştırılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, istatistiksel analizler SPSS (Versiyon 22.0, SPSS Inc., Chicago, IL, USA, Lisans: Hitit Üniversitesi) paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çorum ilinde basına yansıyan ölümlü intihar haberlerinin %81,9 (n:68) erkek, %15,7 (n:13) kadın, %2,4 (n:2) cinsiyeti bilinmemektedir. %43,4 (n:36)'ü 20-40 yaş aralığındadır. En sık başvurulan yöntem %47 (n:39) ile ateşli silah, ikinci sıklıkta %44,6 (n:37) asarak yaşamına son vermiştir. Erkeklerde en sık %50 (n:34)'si ateşli silah kullanarak, ikinci sıklıkta %41,2 (n:28)'si asarak gerçekleştirmiştir. Kadınlarda %53,8 (n:7)'i asarak, ikinci sıklıkta %38,5 (n:5)'i ateşli silah kullanarak olmuştur. 2013-2022 yılları arası ölümlü intihar istatistik ortalaması; TÜİK Çorum Erkek:Kadın oranı 3,96 iken bu oran Çorum basınında 5,23 idi. Basındaki haberler en sık %72,3 (n:60) Merkez ilçede görülmüştür. Ölümlü intihar olayı en sık %44,6 (n:37) ile evde gerçekleşmiş, ikinci sıklıkta %16,9 (n:14) ile köy evinde gerçekleşmiştir. Ölümlü intihar haberlerinin en çok basına yansıdığı gün Cuma %25,3 (n:21) günüdür. En fazla ölümlü intihar haberi cinsiyet fark etmeksizin %14,5 (n:12) Mayıs ayında, erkekler arasında %14,7 (n:10) Aralık ayı, kadınlarda %23,1 (n:3) Eylül ayında görülmüştür. Çalışmamızda ölümlü intihar olayının en çok gerçekleştiği mevsim %32,5 (n:27) İlkbahardır. Sonuç: Yapmış olduğumuz çalışma sonucunda elde ettiğimiz verilerden adli bilimler dalında literatür açısından çalışma yapacak kişilere önemli katkılar sağlayacağı öngörülmektedir.
Üniversite öğrencilerinin bakış açısıyla Çorum şehrinin kentsel güvenlik imajının belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, Hitit Üniversitesi öğrencilerinin kentsel güvenlik algısını araştırmaktır. Araştırmada, katılımcıların demografik özellikleri ile yaşadıkları kentin kimliği algısı, kentsel nitelik algısı ve kentsel güvenlik algısı arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışmada kullanılan ölçekler arasında "Kent Kimliği Ölçeği", "Kentsel Nitelik Algısı Ölçeği" ve "Kentsel Güvenlik Ölçeği" yer almıştır. Veri toplama sürecinde, öğrencilere yöneltilen sorularla demografik bilgileri ve algılarıyla ilgili bilgiler elde edilmiş ve bu bilgiler SPSS paket program kullanılarak istatistiksel analiz aracıyla değerlendirilmiştir. Bulgulara göre, katılımcıların yaş ortalaması 22,39 ± 3,51 arasında değişmekte olup, yaş ile kent kimliği ölçeği arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bu ilişki, öğrencilerin yaşları arttıkça kent kimliğini daha merkezi biçimde taşıdıklarını göstermektedir. Ayrıca, öğrencilerin bulundukları fakülte ile yaşadıkları kenti daha olumlu biçimde algıladıklarını gösteren kentsel nitelik algısı ölçeği arasında da anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ancak, öğrencilerin cinsiyeti ile kent güvenliği algısı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Çalışmanın sonuçları, öğrencilerin demografik özellikleri ile algıları arasındaki ilişkileri vurgulayarak, kentsel güvenlik politikalarının ve uygulamalarının daha etkili bir şekilde tasarlanmasına katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda, çalışma kentsel alanlarda güvenlik algısının anlaşılmasına ve geliştirilmesine yönelik önemli bir bilgi kaynağı sunmaktadır.
Çorum il merkezinde yaralanmalı trafik kazalarında rehabilitasyon gereksiniminin incelenmesi
Yaralanmalı trafik kazaları sonrasında nörolojik rehabilitasyon gereksinimi ortaya çıkan yaralanmalarda kişiler yalnızca görünür basit fiziksel zarar görmemekte, sinir sistemini de etkileyen sonuçlar karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle tedavi nörolojik (omurilik sistemi) ve ortopedik (iskelet sistemi) düzeyde sürdürülmelidir. Bu bağlamda T.C. Sağlık Bakanlığı Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesine yansıyan trafik kazalarıyla ilgili olarak 2018-2022 yılları arasını kapsayacak şekilde kişilerin nörolojik ve ortopedik rehabilitasyon gereksinimlerinin, cinsiyet, yaş, zaman faktörleri bakımından incelenmesi araştırma konumuzu oluşturmaktadır. Araştırmamız sonucunda; kadınların yüzdelik olarak erkeklerden daha fazla fizik tedavi ve rehabilitasyon gereksinimi olduğu, fizik tedavi ve rehabilitasyon almak zorunda kalan kişilerin düşük seans sürelerinde iyileştiği, 36-65 yaş aralığındaki kişilerin daha fazla rehabilitasyon desteğine ihtiyaç duyduğu, kazaların daha yoğun olarak yaz mevsiminde ve ağustos ayında günün 4. altı saatlik zaman diliminde meydana geldiği, yaralanma bölgelerine bakıldığında ise genel olarak sağ tarafın ve cinsiyetten bağımsız olarak da üst ekstremitelerin yaralandığı görülmüştür.
Gümrük kanunu ve kaçakçılıkla mücadele kanununun bazı maddelerinin suç ve cezada kanunilik ilkesi, hak arama özgürlüğü, masumiyet karinesi ve mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi
Türkiye'de gümrük ve kaçakçılık mevzuatında bazı uygulamalar, özellikle mevzuattan kaynaklı olarak ceza adalet sisteminin temel ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. Kanunlardaki bazı belirsizlik ve çelişkili düzenlemeler, uygulamada daha çok uygulayıcının inisiyatifine bırakılmaktadır. Bu durum aynı durumda olanlara farklı idari işlemlere ve çelişkili sonuçlara yol açmaktadır. Öyle ki, bu farklılık sadece kişilerin maddi kaybına değil, aynı zamanda ceza yaptırımı uygulanmasına ve gelecekteki iş yaşamına etki etmek kadar kişiler açısından çok sayıda olumsuz sonuca yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı, gümrük ve kaçakçılık mevzuatını ceza adalet sisteminin temel ilkeleri çerçevesinde analiz ederek, sorunlu mevzuat hükümlerini ortaya koymak, bu hükümlerin uygulamada hangi hukuki ilkelere aykırı olduğunu belirlemektir. Çalışmada sadece durum tespiti yapılmayacak, aynı zamanda gümrük ve kaçakçılık mevzuatının iyileştirilmesi ve uygulamada hakkaniyetin sağlanmasına yönelik bazı öneriler getirilecektir.