
5.069
Arşivlenen Tez
12
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
1338-1340 (1922-1924) Antalya Eytam Sandığına mahsus İdane Defterinin transkripsiyonel değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı, Eytam Sandıklarında tutulan İdane defterlerinden hareketle sandıkların işletim sistemi hakkında bilgi vermektir. Osmanlı Devleti Eytam Nezaretini, 1851 yılında yetimlere miras yolu ile kalan malların muhafazası ve değerlendirilmesi için kurmuştur. Bu nezaret bir yıl sonra (1852) müdüriyet seviyesine dönüştürülmüştür. Taşrada teşkilatlanması 1880'lerden itibaren yoğun bir şekilde yaygınlaştırılmaya başlanmış olup, 1910 yılına kadar devam etmiştir. Değişen şartlara uygun olarak tarihi süreç içerisinde sık sık Eytam İdaresinde nizamname değişiklikleri yapılmıştır. Sosyal Devlet anlayışı ile kurulan Eytam Sandıkları, din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapmadan ihtiyaç sahibi tüm bireylerin haklarını korumak için kanunun ve nizamnameler düzenlemiştir. Devlet bu kişilerin mal varlıklarını sandıklarda işletilerek onlara gelir sağlamıştır. Eytam Sandıklarından başta esnaf olmak üzere borç almak isteyenlere, belli bir karşılık alınarak para verilmiş böylece ekonomiye de katkı sağlanmıştır. İncelediğimiz 1922-24 tarihli Antalya Eytam Sandığına Mahsus Teminatlı İdane Defteri, toplam yüz sayfadan oluşmaktadır. Bir kişi sandıktan nasıl borç alabilir? Borç alırken, kefil nasıl gösterilir? İpotek olarak ne tür mal ve eşyalar gösterilmektedir? Bu tür sorulara idane defterinde cevap bulunabilmektedir. Çalışmamız beş ana başlıktan oluşmaktadır. Giriş kısmında, yetimlerin Türk ve İslam hukukundaki yeri ile ilgili tarihsel süreç ele alınmıştır. Birinci bölümde yetim ile ilgili hukuki terminoloji üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Eytam Nezareti'nin (Müdüriyeti) kuruluşu ve teşkilatlanması hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde Sandıkların idaresi ve Antalya Eytam İdaresinin kuruluşu üzerinde durulmuş, Dördüncü bölümde, Antalya Eytam Sandığının 1922-1924 yılları arasında tutmuş olduğu defterin transkripsiyonu verilmiştir. Beşinci ve son bölümde ise Defterin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır.
Beylikler ve Osmanlı döneminde Çorum ve çevresi (XII-XVI. yy)
Beylikler döneminden Osmanlıya uzanan süreçte Çorum şehrinin tarihini ele almak özellikle beylikler dönemindeki kaynakların sınırlı oluşundan dolayı oldukça zordur. Bununla birlikte kentin Orta Çağ tarihine yönelik sınırlı sayıda araştırmanın yapılmış olması da bu zorluğu arttırmıştır. Yine de kronikler, seyahatnameler, menkıbeler, nümizmatik eserler ve son olarak Osmanlı Arşiv vesikaları incelenerek bu alandaki eksiklikler giderilmeye çalışılmıştır. Danişmendliler ile birlikte Türk hâkimiyetine giren şehir sırasıyla Selçuklular, İlhanlılar, Eretna Beyliği, Kadı Burhaneddin Beyliği ve Osmanlıların egemenliği altına girmiştir. Burada ilk olarak beylikler dönemi incelendikten sonra Osmanlı hâkimiyetinin şehirde kurulması ele alınmaktadır. Beylikler döneminde özellikle siyasi tarihini açıkladığımız Çorum şehrinin, Osmanlı döneminde tutulan arşiv vesikaları sayesinde sosyal, kültürel, idari ve ekonomik yönlerine de değinme imkanı olmuştur. Sonuç olarak bu çalışma Türk hâkimiyetiyle birlikte başlayan dönemden, Osmanlı Devleti'nin ilk hâkimiyet dönemlerine kadar geçen yaklaşık dört asırlık süreci incelemektedir.
Kürtçü Aydın doktor Şükrü Mehmet (Sekban) ve "Kürtler Türklerden ne istiyor?" adlı kitabının transkripsiyon ve değerlendirmesi
Bu çalışmanın amacı, II. Meşrutiyet Döneminde ortaya çıkan serbestlik ortamında gelişen Kürtçülük hareketlerinin her aşamasında görev alan Dr. Şükrü Mehmet SEKBAN'ın Meşrutiyetten Cumhuriyete fikir ikilemlerini yazmış olduğu Kürtler Türklerden Ne İstiyor? Adlı kitapçığı çerçevesinde ortaya konulmuştur. "Kürtler Türklerden Ne İstiyor?" Mehmet Şükrü SEKBAN tarafından yazılan bu mektup kendisi gibi Diyarbakırlı olan 4 dönem vekillik, 3 dönemde Bayındırlık Bakanlığı yapmış Feyzi PİRİNÇÇİOĞLU'na yazılmıştır. 1923 yılında kaleme alınan mektup, aslında kitapçık mahiyetindedir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında Milliyetçilik kavramı ve bu bağlamda ortaya çıkan Kürtçülüğün tarihsel gelişimi hakkında kısaca bilgi verilmiştir. II. Meşrutiyet ve sonrasında kurulan Kürt Cemiyetlerinin hemen hepsinde Dr. Şükrü Mehmet yer almıştır. Bu cemiyetler II. Meşrutiyet Döneminde tam anlamı ile Osmanlıdan ayrılma politikasını izlememiştir. I. Dünya savaşına gelindiğinde ise Kürtçülük farklı bir boyut kazanmıştır. I. Dünya Savaşı ile birlikte parçalanan Osmanlı devleti toprakları içerisinde yeni bir bağımsız Kürdistan fikri Doğu Anadolu'da yayılmaya başlamıştır. Bu bağlamda Kürdistan Teali Cemiyeti kurulmuş ve etkin faaliyetlerde bulunmuştur. Dr. Şükrü Mehmet, Kürdistan Teali Cemiyetinin kurucuları arasında yer almıştır. Milli Mücadele sonrasında yurt dışına çıkmıştır. Yurt dışı dönemlerinde affedilmek için Diyarbakır Milletvekili Lütfü Beye ve Feyzi Beye birtakım mektuplar göndermiştir. Bu mektuplara cevap bulamayınca muhteviyatıını genişleterek kitapçık haline dönüştürmüştür. Çalışmamızın I. Bölümünde II. Meşrutiyetten itibaren Kürt Cemiyetlerinin kurucuları arasında yer alan Şükrü Mehmet Sekban hakkında bilgi verilmiştir. 1923 yılında dönemin Nafia vekili Feyzi PİRİNÇÇİOĞLU hakkında da bilgi verildikten sonra II. Bölüme geçilmiştir. II. Bölümde Şükrü Mehmet'in Feyzi Beye yazdığı "Kürtler Türklerden ne istiyor" adlı kitapçığın transkripsiyonu yer almaktadır. III. Bölümde ise kitapçığın değerlendirmesi yapılmıştır. Bu çalışma ile Kürtçülüğün öncülerinden olan Mehmet Şükrü Sekban'ın yazdığı mektuba göre SEKBAN'ın bu dönemdeki düşünceleri ortaya konulmuştur. Faaliyetleri ile düşünceleri arasındaki bağın paralel ilerlemediği gözler önüne serilmiştir. Çalışmamızda öncelikle kaynak taraması yapılmıştır. Devlet Arşivleri, Milli Kütüphane Arşivi, TBMM Arşivi ve Ankara Üniversitesi Arşivi vd. yararlanılmıştır. Bu arşivlerde elde edilen verilerin yanında konumuzla alakalı diğer telif/tetkik eserler incelenmiştir. Ortaya konulan bulgular değerlendirilerek, analiz sonucu çalışmamızda yer almıştır.
Makedonya, Tarihçe-i Devr-i İnkılab'a (1908) göre Balkan Milliyetçiliği ve Osmanlı siyasi hayatı
Çalışmada ilk olarak, İslami Araştırmalar Enstitüsü'nden elde ettiğimiz eserin transkripsiyonunu yaparak başladık. Bu sürece ek olarak Atatürk Kitaplığı ve Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nden Mehmed Selahaddin, İbrahim Temo, Tahsin Uzer, Salih Münir Paşa gibi yazarların, birinci el kaynak olarak nitelendirilen eserlerini elde ettik. Böylelikle, Osmanlı Devleti'nin zor zamanlarını görmüş ve eserlerinde de bu dönem hakkında tecrübe ve fikirlerini aktaran yazarların da düşüncelerini de öğrenmiş olduk. Araştırmamızın birinci kısmına geldiğimizde; Osmanlı Devleti'nin XIX. ve XX. Yüzyıllardaki siyasi, iktisadi ve toplumsal durumuna değinmekteyiz. Bu bölüm XIX. Yüzyıl yönetici kesiminin, XV. Yüzyıldaki gibi ideal devlet düzeninde olmadığının bilincinde oldukları bir dönemdir. Osmanlı ricalinin bu bilinçle birlikte, Devlet-i Ebed-i Müdded düşüncesiyle, XIX. Yüzyıl süresince birçok değişimden geçtiğini de belirtmek zorundayız. Bu değişimleri özellikle daha iyi kavrayabilmek ve yorumlayabilmek adına Tarık Zafer Tunaya, M. Şükrü Hanioğlu, Gül Tokay, Fikret Adanır, Barbara Jelavich, Eric Zan Jurcher, gibi araştırmacıların çalışmalarından da faydalandık. İkinci bölümde ise Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, devletin yürüttüğü politikalarda oldukça etkin rolde olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin doğuşu ve kökensel bağlantıları hakkında bilgiler sunduk. Bu bağlamda cemiyetin oluşum sürecine; başta İngiltere'nin, Osmanlı içişlerine müdahale etmesi ile Balkanlarda yaşanan bağımsızlık süreçleri de etkili olmuştur. Bu çerçevede ikinci bölüm ağırlıklı olarak; Osmanlı yönetimine karşı bir muhalif çizgi olarak kurulan cemiyetin daha sonraları Osmanlı Devleti'nin siyasi hayatına ne tür etkileri olduğuna da değindik. Bu bölümde de İttihad ve Terakki Cemiyeti'ni araştırmalarında yoğun bir şekilde bahseden Sina Akşin, Feroz Ahmad, Mehmet Hacısalihoğlu gibi araştırmacıların da eserlerini inceledik. Üçüncü bölümümüz ise Balkanlarda yaşanılan süreci birincil ağızdan anlatan Selanikli Şemseddin'in bizatihi yazdığı eserinde, Balkanlardaki Osmanlı Devleti politikaları ve dış devletlerin Balkanlardaki planlarının değerlendirilmesini yaptık.
Başhoca İshak Efendi'nin Usûlü's-Siyâğa adlı eserine göre madenler ve top döküm aşamaları
Başhoca İshak Efendi'nin Usûlü's-Siyâğa adlı eseri top dökümüne dair bilgiler vermektedir. Eserin tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 1831-1833 tarihleri arasında basıldığı tahmin edilmektedir. Ateşli silahların yapımında kullanılan metaller, top döküm aşamaları ve madenler eserde ele alınmıştır. Özelde Kimya Tarihine genelde ise Bilim Tarihine katkıda bulunma düşüncesinden hareketle İshak Efendi'nin Usûlü's-Siyâğa adlı eserinde yer alan iki makalesi incelenmiştir. Bu doğrultuda top dökümüne dair bilgiler verilmiştir. Kitapta topun yapımında kullanılan metaller anlatılmış ve top döküm aşamaları bilimsel araştırma yöntem ve teknikleri kullanılarak incelenmiştir. İshak Efendi doğu ve batı dillerini bildiğinden Divân-ı Hümâyûn'da tercümanlık yapmıştır. Ayrıca İshak Efendi modern bilimi Osmanlı'ya tanıtan kişi olmuştur. Mühendishâne baş hocalığı yapmıştır. Bu okullarda kimya ve metalurjiye ilişkin bazı bilgiler vermiştir. Top dökümünü anlatan Usûlü's-Siyâğa adlı eserin yayınlanmış olması bunu göstermektedir. Bu eser okullarda ders kitabı olarak okutulmuştur. Fransızca'dan adaptasyon yolu ile Türkçeye çevirdiği eserinin en önemli özelliği ise Osmanlı'da topçuluk ile ilgili yazılmış ilk eser olmasıdır. İshak Efendi eserde kendisinin lüzumsuz gördüğü kısımları çıkarttığını mukaddimesinde belirtmiştir. Usûlü's-Siyâğa'da ilk olarak topun yapımında kullanılacak olan demir, çelik, tunç, bakır ve kalay gibi madenler İshak Efendi tarafından detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Demir konusunu dövme demir ve dökme demir olarak detaylandırmıştır. Toprak kalıbı ve kum kalıbı yapımına da eserinde yer vermiştir. Devamında ise top dökümünün yapım aşamaları verilmiştir. İshak Efendi eserinde top yapımını anlatırken çoğu şeyi tecrübe yolu ile yaptığını belirtmiştir.
Sasanilerin yıkılışına kadar zerdüştlüğün Türkistan'a etkileri (Kültürel boyutta)
Bu çalışmada en eski tek tanrılı din olan Zerdüştlüğün, Türkistan halkları ile olan ilişkisi değerlendirilmektedir. MÖ 7. Yüzyıldan itibaren başlayan bu süreç Sasanilerin yıkılışına kadar devam etmektedir. İlk olarak Aryaların bölgeye gelişi ve Zerdüştlüğün ortaya çıkışı tezde ele alınmıştır. Zerdüşt ile ilgili tartışmalı konular açıklandıktan sonra, tebliğ edilen dinin, kısıtlı olmasına karşın asli kaynaklarından yararlanarak, inanç sisteminin temeli ve bu temeldeki değişimler tespit edilmiştir. Meydana gelen değişimlerle birlikte, İran toplumunun geçmişten gelen en belirgin uygulamaları tespit edilmiş ve bu uygulamaların Zerdüştlüğe nasıl entegre edildiği araştırılmıştır. Elde edilen bulgular ışığında, Zerdüştlüğün en önemli motiflerinin ateş, defin merasimi, nevruz ve hüma-horoz kuşu olduğu ve bu motiflerin sadece İran'da değil farklı halklarda da yaşatıldığı tespit edilmiştir. İran coğrafyasına yakın olan Türkistan'da benzer motiflerin kullanıldığı görülmektedir. Ancak yapılan çalışmalarda bu motiflerin Zerdüştlükten, Türkistan'a geçtiği yönünde bir genel kabul olsa da araştırma sonucunda bahsedilen motiflerin önemli bir kısmının Türkistan'ın kendi öz inançları ile ilişkili olduğu ya da tamamıyla Zerdüştlükten alınmadığı tespit edilmiştir.
I. Dünya Savaşı'nda Kûtü'l Amâre Savaşları ve İngiliz Ordu komutanı Sir Percy Lake'in raporu ile Türk komutanların hatıralarının analizi
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda sınırları içinde ve dışında olmak üzere birçok cephede savaşmak durumunda kalmıştır. Genel olarak katıldığı cephelerde mağlubiyet yaşayan Osmanlı'nın Çanakkale Cephesi'nde deniz ve kara savaşlarında kazandığı başarıdan sonra en önemli zaferi Irak Cephesi'nde 29 Nisan 1916 tarihinde Kûtü'l Amâre'de muhasara altında tuttuğu İngiliz ordusunu teslim almasıdır. Kûtü'l Amâre Savaşları'nda İngiliz Ordusuna komutanlık yapmış olan General Sir Percy Lake'in Kûtü'l Amâre'nin teslim olması sonrasında yazmış olduğu ve Times Gazetesi'nde yayınlanmasının ardından Osmanlı Devleti tarafından Osmanlıca tercümesi yapılarak neşredilen raporun içerisinde yer alan bilgilerin aynı savaşlarda görev yapmış olan Türk komuta kademesinden subayların hatıratlarıyla karşılaştırılarak değerlendirmesi yapılacaktır. General Percy Lake'in yazmış olduğu rapor ve vermiş olduğu bilgilerin Türk subayların hatıratlarında verdikleri bilgilerle karşılaştırılması sonucunda Kûtü'l Amâre Savaşları, dönem içerisinde meydana gelen gelişmeler ve muharebelerde yaşanan asker kayıpları ve diğer zayiatlar daha iyi anlaşılabilecektir.
Büyük Selçuklu Devleti'nde dini hareketler ve Selçukluların din politikası
Yenikent'ten ayrılarak Cend'e gelen Selçuklular bu bölgede İslam ile tanıştı. Burada İslam'ı kabul etmenin stratejik önemini kavradılar ve bu dini kabul ettiler. Bölge ve çevresi itikatta ekseri Maturidi veya Eşari, fıkıhta ise Hanefi, Şafi, Hanbeli veya Maliki gibi Ehl-i Sünnet fırkalarına mensuptu. Selçuklular da Sünni İslam'ı benimsediler ve özellikle Hanefiliğe bağlı kaldılar. İslam'ı kabul etmeleri bölgede siyasi etkinliklerini ve güçlerini arttırdı. Selçukluların büyük bir güç olarak ortaya çıktığı bu yüzyıllar, İslam dünyasının en buhranlı devrine denk gelmekte idi. İslam, kendi içinde Şii ve Sünniliği temsil eden iki farklı kola ayrılmış, bunlarda kendi imamlarını seçerek halifelik adı altında kurumsallaşmıştı. Selçuklular, müstakil bir devlet olarak ortaya çıktıklarında ilk işleri Abbasi Devleti'ni tahakkümü altına alan Şii güçlerine karşı tepki göstermek oldu. Bu tepki aynı zamanda dini politikalarının da bir belirleyicisi idi. Onların dini politikası, vezir Kündüri'nin uyguladığı Mute'zile mihneti hariç, hâkim oldukları bölgelerde inanç ve mezhep çeşitliliği karşısında birliğin sağlanabilmesi için denge siyaseti yürütmekti. Fakat Selçuklular her ne kadar bu politikayı yürütmeye çabalamışsalar da her mezhebin bir başka mezhebe tepki olarak ortaya çıktığı göz önüne alınırsa sık sık kendini gösteren dini hareketlerin arasında kalmış idiler. Özellikle Şafii ve Hanbeli gibi Sünni mezhepler Mu'tezile'ye tepki almışlar, Mu'tezile'de onlarla mücadeleye girmekten geri durmamıştı. Bir gerilim de Hanbeliler ve Eşariler arasında yaşanmıştı. Malikiler ise bu tarz konularda daha geri planda durmayı tercih etmişlerdi. Hanefilerin de Nizamülmülk ile güçlenen Şafiilere karşı rekabete girdikleri görülür. Bu tartışmalar Selçuklular için önemli bir sorun iken ayrıca daha büyük problemler Şiilerle yaşanıyordu. Selçukluların silahlı mücadelesini gerektirecek kadar büyüyen İsmaili hareket de baş göstermişti. Bu çalışmada bahsi geçen olaylar çerçevesinde Selçukluların mezheplere karşı yaklaşımı, alınan tedbirler ve bu durumlar karşısında ne kadar rasyonel kalabildiklerine dair inceleme yapılmıştır. Bu inceleme yapılırken mezheplerin doğuşu ve öğretileri hakkında da bilgiler aktarılmış, Selçukluların ortaya çıkışından öncesine değin, İslam'daki ilk ihtilaflaşmalar da dahil edilerek olaylar örgüsü bütünüyle ele alınmıştır.
Hilal-i Ahmer (Kızılay) Cemiyeti'nin doğal afetlerdeki faaliyetleri (1911-1922)
Hilal-i Ahmer Cemiyeti, II. Meşrutiyet'in ilanı ile yeniden yapılanması ardından Trablusgarp, Balkan ve 1. Dünya Savaşlarında İşgal ve Milli Mücadele dönemlerinde bölgede kurduğu sahra hastaneleri, dispanserler ile cephe gerisinde yaralıların tedavi edilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca bu dönemlerde Hilâl-i Ahmer Cemiyeti deprem, sel ve salgın hastalıklar gibi acil durumlarda gönüllü sağlık hizmetlerini etkin bir şekilde yürütmüştür. Bu çalışma, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin savaş dışındaki sivillere yönelik 1911-1922 yılları arasında doğal afetlerdeki faaliyetlerini incelemekte olup özellikle İmdad-ı Sıhhiye ve Heyet-i İmdadiye'nin rolünü ele almaktadır. Literatürdeki boşluk, bu dönemdeki savaşlar ve Hilal-i Ahmer'in sivil topluma sağladığı yardımların yeterince vurgulanmamış olmasıdır. Çalışmada Kızılay Arşivi, Kızılay Yayınları, yıllık faaliyet raporları, dönemin gazeteleri, Kızılay Mecmuaları ve ansiklopediler gibi çeşitli kaynaklar kullanmaktadır. Bu kaynaklar, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin doğal afetlerle mücadeledeki faaliyetlerini ve sivil topluma yönelik yardımlarını açığa çıkarmak amacıyla dikkatle incelenmiştir. Çalışmanın odak noktası, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin doğal afetlerle karşılaşan bölgelerde nasıl bir rol oynadığıdır. İmdad-ı Sıhhiye ve Heyet-i İmdadiye gibi heyetlerin kuruluşu ve faaliyetleri, savaş dönemi olan 1911-1922 yılları boyunca ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Bu çalışmanın sonucunda, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin doğal afetlerdeki faaliyetlerinin sivil topluma nasıl hizmet ettiği ve acil durumlarda nasıl bir destek sağladığı daha iyi anlaşılmış olacaktır.
XIX.yüzyıl sonunda umumi coğrafya eserlerinde Balkanlar
XX. yüzyıl başlarına doğru askeri, idari ve eğitim gibi çeşitli maksatlarla birçok umumi coğrafya eseri yayımlanmıştır. Bunların bir kısmı okullarda ders kitabı olarak okutulurken bir kısmı da Osmanlı sınırlarını çizmek, padişahın otoritesini vurgulamak maksadıyla kullanılmıştır. Burada 1872-1873 (H. 1289)'dan 1907-1908 (H. 1325)' e kadar dönemde basılmış olan Enderunî Hafız Abdullatif Efendi'nin Zübdetû'l- Coğrafya, Mehmet Kamil' in Arusetü'd-dünya Nam Coğrafya-yı Umum-i Devlet-i Aliyye maa Hıdıvviyet-i Celile-i Mısriye, Halepli Kudsizade ve Muhammed Akıl'in Muhtasar Coğrafya-yı Osmani, Kolağası Ali Cevad ve Yüzbaşı Remzî' nin Hulâsa-i Coğrafya-yı Osmani, Osmanzade Hüseyin Vassaf'ın Hulasa-i Umumi Coğrafya, Hasan Sırrı'nın Muhtasar Osmanlı Coğrafyası, Hüseyin Hüsnü'nün Taksimat-ı Düveli ve Müstemerat-i Milel-i Havi Coğrafya-yı Osmani, İbnül cevad'ın Coğrafya-yı Umrani, Abdurrahman Şeref'in Coğrafya-yı Umumi ve Mehmet Eşref'in Mükemmel ve Mufassal Atlas adlı eserler teze dahil edilmiştir. Bu eserlerden haraketle Avrupa-i Osmani(Balkanlar) olarak adlandırılan coğrafya ele alınmaktadır. Mevcut eserlerden haraketle Selanik, Kosova, İşkodra, Yanya, Manastır, Bosna Hersek, Bulgaristan ve Rumeli-i Şarki vilayetleri incelenmiş ve bu vilayetlerin tarihi, Osmanlı yönetimine geçişi, vilayetlerdeki nüfus, ekonomik yapı, coğrafi özellikleri, sanayii, madenleri ve idari taksimatı gibi konular açıklanmaya çalışılmıştır.
1946-1950 gazeteci milletvekillerinin Demokrat Partiye yaklaşımları
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren, demokrasinin gereklerinden olan çok partili hayatın başladığı 1946 yılı Türk siyasi hayatında önemli bir yer teşkil etmektedir. Cumhuriyet ile birlikte devlet ve toplum nezdinde birtakım değişmeler meydana gelmiştir. Bunlardan bir tanesi de matbuat ya da basındır. Basının aktif olarak iktidarlar tarafından kullanımı 19.yüzyıl itibariyle daha açığa çıkmış ve iktidarlar kendi meşruluklarını daha da artırmak için matbubatı ve basını kullanmışlardır. Zaman zaman onları içlerine alarak daha meşru görünmeye çalışmışlardır. Basın, Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne bir bakiye olarak kalmıştır. Bu devamlılık Millî Mücadele'den sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde de kendini göstermiş ve basında daha özgür ve demokratik ortam oluşturulmaya çalışılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nde milletvekillerinin mesleklerine baktığımızda gazeteci kökenli milletvekilleri her dönem mecliste var olduğu görülmektedir. Bu çalışmada, araştırmamızın konusu 1946-1950 yılları arasında TBMM'de görev almış, Gazeteci Milletvekillerinin Demokrat Partiye yaklaşımları olmuştur. Gazetelerin bile parti sözcülüğüne soyunduğu 1946-1950 döneminde gazetelerde yazan milletvekilleri ortaya koydukları tavırlar, muhalefet partisine olan ilgisi yahut eleştirisi önemli bir nokta teşkil etmektedir. Gazeteci milletvekillerinin meclisteki faaliyetleri ve neşriyattaki yazıları bağlamında incelediğimiz bu dönemde, Demokrat Partiye bakış açıları incelenmeye çalışılmıştır.
Osmanlı ordusunda muharip, manevi ve lojistik destek unsuru olarak sûfîler (19. asır)
Osmanlı Devleti'nde sûfîler, sosyal hayatın birçok alanında önemli bir yere sahip olmuştur. Osmanlı Devleti'nin kuruluş ve gelişim evresinde devletin karşısına çıkan fütuhat, göçerlerin iskânı gibi hayati konularda -adına Abdalan-ı Rum da denilen- Türkmen, ata, baba, şeyh ve dervişleri önemli misyonlar üstlenmişlerdir. Bilhassa bu çalışmanın konusu olan askeri mecrada şeyhler, hem dervişlerin hem de üzerlerinde büyük tesire sahip oldukları Türkmen aşiretlerinin fetih hareketlerine katılmalarında etkin rol oynamışlardır. Bizzat orduda muharip güç olarak yer aldıkları anlaşılan bu dönemin sûfîlerinin çoğu birer gazi derviş tipolojisine sahiptir. Osmanlı Devleti'nin giderek kurumsallaşmasıyla, Kapıkulu Ocağı ve Tımar sisteminin olgunlaşmasıyla birlikte sûfîlerin ordudaki bu muharip rolü giderek manevi ve lojistik bir mahiyete bürünmüştür. Nitekim anlaşıldığına göre ilk olarak bir Bayramî şeyhi olan Akşemseddin İstanbul'un fethine manevi destek sağlamak üzere ordu şeyhi olarak katılmıştır. Osmanlı modernleşme sürecine -yani 19. yüzyıla- gelindiğinde, yapılan merkeziyetçi reformlardan tarikatlar ve dervişler de fazlasıyla etkilenmiştir. Devletin ilk zamanlarından itibaren Yeniçeri ocağı ile ilişkilendirilen Bektaşîlik yasaklandığı gibi tarikatlara yönelik de bir hayli düzenleme yapılmıştır. Bu dönemde sûfîler, bir taraftan bizzat seferlere katılarak diğer taraftan da tekke ve zaviyelerinde kendilerinden istenilen sure, dua ve zikirleri okuyarak ordunun muzafferiyeti için niyazda bulunmuşlardır. Bu manevi desteğin yanı sıra yeni kurulan ve askerliği vatani göreve dönüştüren sisteme halkın teveccühünü artırmak için de çaba ve gayret göstermişlerdir. Bu dönemde şeyhler, doğrudan seferlere derviş gruplarıyla birlikte katılmak suretiyle, devletin ilk zamanlarındaki gibi muharip güce dönüştükleri gibi yer yer tekke ve zaviyelerini birer sığınağa, hastaneye vb. dönüştürerek orduya maddi ve ayni yardımlarda bulunarak lojistik destek de sağlamışlardır. Bu çalışma sûfîlerin; gaza ve cihat faaliyetlerine bakışı, katkısı, ordu üzerindeki farklı niteliklere haiz olduğu anlaşılan maddi ve manevi etkilerini araştırmak ve ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, hem konusu bakımından hem de dönemin kaynaklarına ve arşiv vesikalarına dayanması bakımından özgün bir karakter taşımaktadır.
Tasavvuf Dergisi'nin dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hadiselerine bakışı
Osmanlı Devleti'nde II. Meşrutiyet'ten sonra ortaya çıkan özgürlük ve serbestlik ortamında diğer alanlarda olduğu gibi sûfî çevrelerde de bir yenilik olarak cemiyet kurma ve mecmualar neşretme faaliyetleri başlamıştır. Sûfî çevreler bu yeni faaliyet sahasıyla hem kendi iç problemlerine çözüm üretmek, toplum nezdinde popülaritesini yitirmeye başlayan tasavvuf ve tarîkat anlayışını yeniden ihyâ etmek hem de kendilerine yöneltilen ithamlara cevap vermek istemişlerdir. Tasavvuf Dergisi de bu dönemde varlık gösteren bir neşriyat olarak dikkat çekmektedir. Tasavvuf Dergisi Mart 1911-Aralık 1911 tarihleri arasında Şeyh Safvet Efendi'nin imtiyaz sahipliğinde neşredilmiş ve ancak 35 sayı yayınlanabilmiştir. Dergi, II. Abdülhamid'e karşıtlığı, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne sempatisi ve Meşrutiyet'i müdafaa eden yönüyle dikkat çekmiştir. Bunlarla beraber ilmiye sınıfı ile medreseler, sûfîler ile tekke ve zâviyelerin ilgili dönemde mevcut durumları üzerine değerlendirmeleri olan Tasavvuf Dergisi, zamanın siyasi, askeri, sosyal, kültürel durum ve olaylarına duyarsız kalmamıştır. Ancak genel anlamda tasavvufî muhtevalı makaleler ve sıklıkla edebi eserlerden kesitler barındıran bir mecmuadır. Düzenli bir yazar kadrosu olmayan Tasavvuf Dergisinde, Şeyh Safvet Efendi haricinde, Haydarîzâde İbrahim Efendi, Muhammed Esad Erbilî, Mehmed Emin Buhârî, Şeyh Remzi-i Rifâî, Muhammed Şâkir gibi pek çok zatların yazıları yer almıştır. Bununla beraber geçmiş alim ve mutasavvıfların hayatları, sözleri neşredilmiş ve eserlerinin bazı bölümlerine makaleler halinde yer verilmiştir. Bu tez, Tasavvuf Dergisi'nin dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hadiselerine bakış açısını araştırmak ve ortaya koymak amacıyla yapılmış özgün bir çalışmadır.
Hitit inanç dünyasında rüyalar
Rüyalar Eski Yakın Doğu medeniyetlerinde tanrısal iletişimin, kehanetin, bireysel ve toplumsal yönlendirmenin hayati bir aracı olarak kabul edilmiştir. Bu tez çalışması, "Hitit İnanç Dünyasında Rüyalar" başlığı altında, Anadolu'nun kadim ve güçlü uygarlıklarından biri olan Hititlerin, rüyalara atfettiği rolü ve bu olgunun inanç sistemlerindeki çok boyutlu yansımalarını, çivi yazılı tabletler temelinde, filolojik ve karşılaştırmalı bir yöntemle incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, rüyaların modern tıbbi ve psikolojik açılımlarına değinerek, öğrenme süreçlerindeki olası rolleri ve çeşitli psikopatolojik durumlarla bağlantısını irdeleyerek çağdaş bir zemin hazırlamaktadır. Bu temel üzerine, rüya olgusunun Eski Yakın Doğu'nun diğer önemli kültürlerindeki yansımaları incelenir. Mezopotamya'da ve Mısır'da rüyaların toplumsal ve politik kararları etkileyen bir iletişim aracı olarak kullanımı, rüya yorumcularının ve çeşitli rüya tanrılarının önemi vurgulanır. Rüya olgusunun teolojik temelleri ve kültürel yansımaları değerlendirilerek, tezin ana konusu olan Hitit rüya dünyasına geçiş yapılır. Hititlerin dini dünyasında rüyaların nasıl algılandığı, deneyimlendiği ve işlev gördüğü, çalışmanın odağını oluşturmaktadır. Rüyaların bireyin kendi zihninin bir ürünü olmaktan ziyade, dışsal bir kaynaktan gelen ilahi mesajlar veya vizyonlar olarak görülmesi ve uyku ile rüya arasındaki kavramsal bağ ele alınır. Hitit toplumunda rüyalar, tanrılarla insanlar arasında hayati bir iletişim kanalı olarak işlev görmüş; bu bağlamda, tanrısal iradenin açıkça beyan edildiği doğrudan mesaj ileten rüyalar, sembolik bir dil aracılığıyla iletilen ve uzman yorumu gerektiren sembolik anlamlar içeren rüyalar ve geleceğe dair iyi veya kötü haberler taşıyan kehanet veya alamet rüyaları gibi farklı rüya türleri metin örnekleriyle analiz edilir. Özellikle kraliyet ailesinin gördüğü rüyaların, devletin kaderi, siyasi meşruiyet ve dini politikalar açısından taşıdığı özel önem, çivi yazılı kaynakları üzerinden detaylıca ortaya konulmaktadır. Bu çalışma, Hitit rüya olgusunun Anadolu'daki kökenleri ve gelişimi üzerine mevcut anlayışlara yeni bir bakış açısı getirmeyi de hedeflemektedir. Hitit inancına rüya ve rüya yorumlama pratiklerinin, özellikle Eski Krallık döneminde belirgin olmamakla birlikte, Orta Krallık ve bilhassa İmparatorluk Dönemi'nde çevre kültürlerle (Mezopotamya, ve Mısır) girilen yoğun siyasi, askeri ve kültürel ilişkiler neticesinde geliştiği ve şekillendiği düşünülmektedir. Bu etkileşimler, Hititlerin devraldığı yerli Anadolu (Hatti) inanç temelleri üzerine yeni unsurların eklemlenmesiyle senkretik ve dinamik bir rüya yorumlama geleneğinin oluşmasına katkıda bulunmuştur. Bu tez, Hititlerin rüyalar aracılığıyla tanrısal iradeyi nasıl anladıklarını, geleceği nasıl şekillendirmeye çalıştıklarını, bireysel ve toplumsal kaygılarıyla nasıl başa çıktıklarını ve inanç sistemlerinin, kült pratiklerinin ve siyasi ideolojilerinin rüyalarla nasıl derin bir etkileşim içinde olduğunu kapsamlı bir şekilde analiz ederek, Hititoloji ve Eski Yakın Doğu dinleri, kültürü ve düşünce tarihi araştırmalarına katkı sunmayı hedeflemektedir.
Çorum Gazetesine göre; II. Dünya Savaşı yıllarında, Çorum'da sosyo-ekonomik hayat (1939-1945)
Bu çalışmada, II. Dünya Savaşı'nın Türkiye üzerindeki etkilerinin yerel basına nasıl yansımış olduğu araştırılmıştır. Türkiye bu savaşa doğrudan katılmamış olmasına rağmen, ekonomik sıkıntılar gibi birçok etkiyi dolaylı olsa da yaşamıştır. Bu etkilerin nasıl hissedildiğini görmek için yerel basın olarak Çorum Gazetesi incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada, gazete sayıları içerik analizi yöntemiyle incelenmiş; haberler, köşe yazıları, ilanlar ve duyurular üzerinden dönemin toplumsal ruh hâli, devletin yönlendirme stratejileri ve halkın tepkileri ortaya konmaya çalışılmıştır. Gazetede yer alan içeriklerin savaşın iç politika, ekonomi, toplumsal dayanışma ve dini-milli değerler üzerindeki etkilerini yansıttığı görülmüştür. Aynı zamanda basının, devletin resmi politikalarını halka aktarma ve halkı yönlendirme aracı olarak da işlev yaptığı görülmektedir. Çalışmada, araştırma yöntemiyle belgesel tarama ile Çorum'daki yerel gazeteciliğin, dönemin tarihsel gelişmesine nasıl baktığı araştırılmaya çalışılmıştır.
Cumhuriyet'in eğitim politikasında mesleki ve teknik eğitim alanındaki gelişmeler (1923-1950)
Bu çalışma, Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanından 1950 yılına kadar geçen süreçte izlenen eğitim politikaları ile mesleki ve teknik eğitimin tarihsel gelişimini incelemektedir. Bu süreçte eğitim politikaları Atatürk'ün görüşleri doğrultusunda şekillenmiştir. Cumhuriyet hükümetleri, ulusal, laik ve pozitivist bir yaklaşımla eğitim sistemini yeniden yapılandırmaya yönelik adımlar atmış ve eğitimin toplumun tüm kesimlerine ulaşmasını hedeflemiştir. Eğitim politikalarının temel amacı, bireylerin bilgi ve beceri kazanmasını sağlamakla birlikte ekonomik kalkınmayı destekleyecek üretici ve nitelikli bireylerin yetiştirilmesi olmuştur. Bu kapsamda mesleki ve teknik eğitim, Atatürk'ün doğrudan desteklediği ve öncelik verdiği alanlardan biri olarak öne çıkmıştır. Osmanlıda özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren açılan sanayi mektepleri ve sanat okulları mesleki eğitime yönelik olarak Cumhuriyet'e miras kalan önemli kurumlar olmuştur. Ancak, bu eğitim kurumları genellikle yerel yönetimler tarafından yönlendirilmiş ve merkezi bir eğitim politikası geliştirilmemiştir. 1933 yılında kurulan Mesleki ve Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü, mesleki eğitim alanının kurumsallaşmasında dönüm noktası olmuştur. 1934 ve 1936 yılları arasında hazırlanan "Mesleki Tedrisatın İnkişaf Planı" ile sanayi ve tarıma dayalı yeni okul türleri açılmış, öğretim programları güncellenmiş ve teknik altyapı geliştirilmiştir. 1940'lı yıllarda ise özellikle kırsal nüfusu üretken bireyler hâline getirmeyi amaçlayan Köy Enstitüleri modeli uygulamaya konulmuştur. Bu çalışmada, nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Bu doğrultuda, döneme ait eğitim politikaları, yasal düzenlemeler, uygulamalar, toplantı tutanakları, istatistiksel veriler ve uzman görüşlerini içeren alan yazın; Meclis tutanakları, arşiv belgeleri, resmi yayınlar ve dönemin yayın organları ayrıntılı şekilde analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, Cumhuriyet döneminde mesleki ve teknik eğitimin ekonomik kalkınmanın anahtarı olarak görüldüğünü ve bu alanda önemli adımlar atıldığını ortaya koymaktadır. Ancak bu gelişmeleri, mali yetersizlikler ve altyapı eksikliklerinin sınırladığı tespit edilmiştir. Araştırmada, Cumhuriyet'le birlikte biçimlenen eğitim politikaları ile mesleki ve teknik eğitimin gelişim süreçleri ayrıntılı biçimde ortaya konulmakta; bu politikaların günümüz eğitim sistemi üzerindeki etkilerine yönelik çeşitli açılardan değerlendirme yapılmasına ve günümüz mesleki ve teknik eğitim politikalarının tarihsel temellerini anlamaya olanak sunulmaya çalışılmıştır.
Reşat Muhlis Erkmen (1891-1985)
Osmanlı Devleti'nin sona ermesiyle kurulan Türkiye Cumhuriyet'inde birçok alanda yenilikler ve inkılaplar yapılmıştır. Yapılan bu yenilikler ve inkılaplar arasında ziraat alanına da oldukça önem verilmiştir. Bu nedenle 1931 yılında Ziraat Vekâleti, İktisat Vekâletinden ayrılarak tek bir vekâlet konumuna getirilmiştir. 1931 yılında kurulan Ziraat Vekâletinin ilk bakanı Reşat Muhlis Erkmen olmuştur. Cumhuriyet tarihinde Atatürk döneminde bakan olma imkânına sahip olan Muhlis Erkmen, ziraata birçok alanda katkı sağlamış ve modern ziraatın öncüsü olmuştur. Muhlis Erkmen, 1931-1937 yılları ve 1939-1942 yılları arasında Ziraat Bakanı olarak görev yapmıştır. Muhlis Erkmen, Ziraat Bakanlığı görevi dışında öğretmenlik, Ziraat Fen Müşavirliği, Bursa Milletvekilliği, Kütahya Milletvekilliği ve Ziraat Bankası İdare Meclisi Başkanlığı görevinde bulunmuştur. Muhlis Erkmen'in meslek hayatında en aktif olduğu alan ise Ziraat Bakanlığı dönemi olmuştur. Hem bir bakan hem de bir öğretmen olarak ilime ve ziraata son derece önem veren Muhlis Erkmen, zirai eğitimin gelişmesi için Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü'nün kurulmasına da öncülük etmiştir. Cumhuriyet tarihinin ilk Ziraat Bakanı olan Muhlis Erkmen'in hayatını bütün yönleriyle ele almaya çalıştığımız bu çalışmada Muhlis Erkmen'in ziraata ve ilim hayatına kattığı değerlere yer verilmiştir. Dolayısıyla başta Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Milli Kütüphane Süreli Yayınlar Şubesi ve Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Orman Bakanlığı Dijital Tarım İhtisas Kütüphanesinden yararlanılmıştır.
Temettuat defterlerine göre Çorum'da Dedesli aşiretine bağlı köylerin sosyal ve ekonomik yapısı (1844-1845)
Bu çalışmada, 1844–1845 yılları arasında tutulmuş olan Temettuât Defterleri içerisinde yer alan Dedesli Aşireti'ne ait kayıtlar transkribe edilerek değerlendirilmiştir. Çorum sancağı sınırları içerisinde bulunan Dedesli Aşireti'ne bağlı köylerin tarihî, sosyal ve ekonomik özellikleri bu defterler aracılığıyla incelenmiştir. Araştırma kapsamında aşirete bağlı toplam 26 köy tespit edilmiş olup, bunlardan Temettuât Defteri mevcut olan 22 köy çalışmaya dâhil edilmiştir. Bu köyler sırasıyla şunlardır: Akdam, Aksofu, Aşılı Armud (Emrud), Boztepe, Çırfınlı, Dere, Dutpınar, Ferhadi, Karakeçili, Eskiviran, Hacı Ahmed Dere, Hacıbey, Hıdırlı, Kör Memed Kışlası, Kılınçdere, Kertme, Kızılkır, İğdeli, Güvanlı, Kızağılı, Sorsavuş ve Sülüklü. Çalışmanın giriş bölümünde, öncelikle Temettuât Defterlerinin tarihî arka planı ve idari işlevi hakkında genel bilgiler verilmiş; ardından Çorum ilinin kısa tarihçesi ele alınmıştır. Bu bölümün devamında ise, Dedesli Aşireti'ne bağlı köylerin sosyal, demografik ve ekonomik yapısı ayrıntılı olarak incelenmiştir. Aynı zamanda Dedesli aşiretinin Çorum iline nereden geldikleri ve nasıl yerleştikleri konusu hususunda bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise Transkripsiyonu yapılan defterlerden hareketle, Türkmen kökenli bir topluluk olan Dedesli Aşireti'ne mensup köylerin ziraî faaliyetleri, yetiştirilen ürün çeşitleri ve alınan vergi türleri defterlerdeki kayıtlar doğrultusunda tespit edilmiştir. Ayrıca, defterlerde yer alan vergi kayıtları ve çeşitli idarî ifadeler özgün biçimleriyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise, aşirete bağlı köylere ait Temettuât Defterlerinin transkripsiyon metinleri ayrıntılı biçimde tablo şeklinde sunulmuştur.
Hicri 1003-1005/Miladi 1595-1597 tarihli Çorum Şer'iyye Sicilinin değerlendirilmesi
Osmanlı Devleti adalet sistemi içerisinde önemli bir yer tutan şer'iyye sicillerini kadı veya naîb tarafından tutulmaktadır. İslam hukukuna dayalı şer'î mahkemeler aracılığıyla oluşturulan bu belgeler, yalnızca siyasi tarih açısından değil sosyal, iktisadi, askeri, hukuk ve şehircilik tarihi açısından önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Şer'iyye sicilleri salt birer mahkeme kaydı olmanın ötesinde çok disiplinli tarih araştırmalarında birincil el kaynak niteliği taşımaktadır. Tez çalışmasının ana kaynağı olan Hicri 1003-1005/Miladi 1595- 1597 tarihli Çorum Şer'iyye Sicili Çorum şehrinin ve bölgenin en eski tarihli sicil defteri özelliğine sahiptir. Bu bağlamda defter Çorum ve çevresinin idari yapılanması, idari kadrosu, sosyal ve ekonomik yapısı hakkında özgün ve değerli bilgiler sunmaktadır. Araştırma sürecinde öncelikle sicilde yer alan metinlerin transkripsiyonu hazırlanmış ardından elde edilen veriler doğrultusunda Çorum'un sosyal hayatı çerçevesinde ilk olarak idari yapısı ve mahkeme teşkilatı incelenmiştir, ardından aile kurumunun teşekkül süreci detaylı şekilde değerlendirilmiş. Ekonomik faaliyetler bağlamında Mâlikâne-divanî sistem ile tımarlı sistemine dayalı üretim ve istihdam biçimleri şehirdeki meslek gruplarıyla birlikte ele alınmıştır. Celâli İsyanları bağlamında Çorum ve çevresinde etkin olan eşkıya faaliyetleri, tarihsel, ekonomik ve sosyal dinamikler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kavramlar: Çorum, Şer'iyye Sicili, Kadı, Aile, Nafaka, Celâli İsyanları.
Sicill-i Ahvâl kayıtlarına göre Elbistanlı memurlar
Sicill-i Ahvâl kayıtları temel alınarak yürütülen bu inceleme, Osmanlı modernleşmesi bağlamında Elbistan doğumlu memurların kimlik, eğitim, meslekî gelişim ve bürokratik görev özelliklerini analiz etmeyi hedeflemektedir. Söz konusu kayıtlar, 1879–1909 yılları arasında Dâhiliye Nezareti ile Sicill-i Ahvâl Komisyonu tarafından tutulmuş olup, memurların doğum yeri, eğitim düzeyi, görev yaptıkları yerler, aldıkları maaşlar, terfileri, rütbe ve nişanları ile dil bilgilerine ilişkin bilgileri içermektedir. Çalışmada Elbistan doğumlu 35 memur belirlenmiş olup, söz konusu memurların eğitim durumları, diploma/icâzetnâme belgeleri, mezuniyet dereceleri ve eğitim aldıkları kurumlar üzerinden detaylı olarak analiz edilmiştir. Memurların çoğunluğu Elbistan'da sıbyân, rüşdîye ve ibtidâî mekteplerinde temel eğitimlerini almış, bazıları medrese ve özel derslerle yetişmiş, bir kısmı ise Mekteb-i Hukuk-ı Şâhâne veya Dârü'lMuallimîn kurumlarında öğrenim görmüştür. Dil bilgisi açısından Türkçe, Arapça ve Farsça yaygın olarak bilinmekte, Fransızca, Kürtçe, Çerkezce ve Arnavutça bilen memurlar da kayıtlarda yer almaktadır. Elbistan doğumlu memurlar, bürokrasinin farklı alanlarında görev almış olup, mahkeme ve tahrirât işlerinde yoğunlaşma görülmüş, eğitim, maliye, idari ve emniyet alanlarında da hizmet vermişlerdir. Başarı gösteren memurlar Mecidî Nişanı veya çeşitli rütbelerle ödüllendirilmiş, sicil kayıtlarında hizmetleri övgüyle belirtilmiştir. Elde edilen veriler, taşra kökenli memurların Osmanlı bürokrasisine katkılarını, eğitim ve görev dağılımlarının memur sistemine etkilerini ortaya koymakta, Elbistan özelinde sosyo-kültürel yapının devlet hizmetine yansımalarını göstermektedir. Bu çalışma, Sicill-i Ahvâl kayıtlarını temel alarak Osmanlı bürokrasisinin son dönemini anlamaya katkı sunmaktadır.
XI.-XIII. yüzyıllarda Kuzey Kafkasya'da Kuman-Kıpçaklar
Hakimiyetlerinin en parlak dönemlerinde egemen oldukları coğrafyaya Deşt-i Kıpçak ismini vermiş olan Kuman-Kıpçakların, Türk boyları arasında en geniş coğrafyaya yayılan boyların başında geldiği bilinmektedir. Türkistan'dan Macaristan'a, İrtiş Nehri'nden Tuna Nehri'ne, Hindistan'dan Kafkaslar'a kadar uzanan geniş coğrafya içerisinde neredeyse sözü edilen bu coğrafyada kaleme alınmış olan her kaynakta kendilerinden bahsedilen Kuman-Kıpçaklar, tarihsel süreç içerisinde bir devlet kuramamışlardır. Aslında Kuman-Kıpçakların bir devlete sahip olmamaları onların temas ettiği devletlerin içerisinde daha fazla rol oynamalarına vesile olmuştur. Onların Harezmşahlar Devleti, Bizans İmparatorluğu, Delhi Türk Sultanlığı, Macar Krallığı, Gürcistan Krallığı, Derbent Emirliği, Alan Devleti (Alanlar), Memlük Devleti, Altın Orda Devleti gibi farklı bölgelerde hüküm sürmüş olan devletlerde kalıcı izler bıraktığı görülmektedir. Çalışmamız Don Kuman-Kıpçaklarına bağlı bir grup olan Kuzey Kafkasya Kuman-Kıpçaklarının XI. yüzyılın sonlarından XIII. yüzyılın ikinci yarısına kadar kuzeyde Don nehrinin güneyinden, doğuda Derbent'e, batıda Azak Denizi'nden, güneyde ise Büyük Kafkas Dağları'na kadar olan alandaki hakimiyetleri ve bölgede bırakmış oldukları etkiler üzerinden şekillenmiştir. Bu çalışmada, Kuzey Kafkasya Kuman-Kıpçaklarının bölgeye nasıl geldikleri, bölgeye gelmeleri ile sözü edilen bölgede bulunan halklar ile ilişkileri, bu ilişkilerin ne şekilde geliştiği, onların sözü edilen bölgedeki hakimiyet alanları, sınırları ve bölgedeki bakiyeleri gibi önemli konular izah edilmiştir.
Roma döneminde Iberia'nın eyaletleştirilme süreci: Provinciae Hispaniae
Bu çalışmada, MÖ. II. yüzyılın ortalarından MS. I. yüzyılın ortalarına kadar, modern İspanya ve Portekiz topraklarının tamamı ile kısmen güney Fransa'nın bir bölümünü içine alan Iber yarımadası merkezli bir anlatım sunulmuştur. Kartaca-Roma savaşlarından (MÖ. 264-146), literatürde bilinen adıyla II. Pön Savaşı'nın (MÖ. 218-201) İber yarımadasına kaymasıyla birlikte bu bölgeyi etkileyen olaylar zinciri de başlamıştır. I. Pön Savaşı neticesinde (MÖ. 264-241) Roma'ya mağlup olan Kartaca, savaşın getirdiği ekonomik ve mali yükten kurtulabilmek maksadıyla bölgede bulunan maden yataklarını ele geçirmiş ve işletmeye başlamıştır. Antik Çağ'da savaş ekonomisine dayanan bir yapıda olan Roma Cumhuriyeti (Res Publica) bölgede kendisiyle ittifak halinde olan Saguntum kentinin Kartacalılar tarafından ele geçirilmesini gerekçe göstererek yarımadaya ayak basmıştır. Romanın Kartaca ile bölgede sürdürdüğü uzun savaşlar yarımadadaki diğer coğrafi alanlara temas etmeden İber yarımadası merkezli ele alınmaya çalışılmıştır. Kartaca'nın bölgeden çekilmesiyle Roma'nın yerel kabileler ile mücadelesi başlamıştır. Roma tarafından Provincia Hispania Ulterior (Uzak Hispania) ve Provincia Hispania Citerior'a (Yakın Hispania) dönüştürülen bölgede, Kartaca yanlısı yerel kabilelerin Roma'ya karşı direnişleri, Roma'nın bölgedeki siyasi faaliyetleri ve bu kabilelerin yaklaşık iki yüzyıl boyunca Roma ile münasebetleri öncelikli olarak incelenmiştir. Fakat yarımadadaki bütün kabileler Roma aleyhtarı değildir. Saguntum örneğinde olduğu gibi kabilelerin bir kısmı Roma ile dostluk ilişkisi kurmuştur. Bu dostluk ilişkisiyle birlikte kabileler Romalılaşma'ya başlamıştır. Roma hakimiyetindeki bölgelerde Romalılaşmaya karşı birtakım isyanlar meydana gelmiş ve Roma'nın İber yarımadasını bütünüyle kontrol altına alma sürecini oldukça uzatmıştır. Scipio kardeşlerin faaliyetleriyle siyasal manada yatıştırılan bölge, Graccus'un reformlarıyla birlikte ekonomik ve mali olarak kalkındırılmaya çalışılmıştır. Fakat Roma'nın bölgeyi ele geçirdikten sonra uzunca bir süre bir sömürü alanı olarak kullandığı da dikkat çekmektedir. Bahsi geçen olaylar, dönem hakkında bilgiler sunan antik kaynaklar çerçevesinde ele alınmıştır. Roma'da Cumhuriyet döneminin sonlarına doğru yarımada, görev-yetki kapsamından eyalet olarak nitelendirebileceğimiz bir dönüşüm sürecine girmiştir. İlk olarak senatonun yetkisi altına alınan Ulterior ve Citerior eyaletleri, Pompeius ve Caesar merkezli çekişmede nispeten tarafsız kalmaya çalışmıştır. Augustus'un İmparatorluk (Principatus) (MÖ. 27- MS. 284) dönemini başlatmasıyla yeniden inşa faaliyetleri kapsamına alınmıştır. Augustus tarafından Hispania Ulterior bölünerek Hispania Lusitania ve Hispania Baetica adında iki yeni eyalet taksim edilmiştir. Selefleri tarafından devam ettirilen imar faaliyetleri ise bölgenin kalkınmasına ve Romalılaşma'nın hızlanmasına neden olmuştur. İmparator Vespasianus (MS. 69-79) ile birlikte belediye (municipium) izninin verilmesiyle de bölgede kentleşme doruk noktasına ulaşmıştır. Romalılaşan yerel halk kendi aristokrat sınıfını doğurmuş, ekonomik ve ticari anlamda güç kazanmış, bölgeye yakın diğer eyaletlerdeki aristokrat ailelerle evlilik yoluyla da siyasi anlamda gücünü pekiştirmiştir. Nitekim MS.79 yılından sonra Roma siyasi yaşamına doğrudan etkileri olmuştur. Roma tahtına ardı ardına Hispania kökenli imparatorların (Nerva, Traianus, Hadrianus ve Marcus Aurelius [MS. 96-180]) geçmesi bunu doğrular niteliktedir. MÖ. II. yüzyılda Romalıların bölgeye girişiyle Roma ekonomik ve siyasi yaşamında Hispania eyaletlerinin etkileri hissedilmeye başlamıştır. Principatus'un ilk dönemlerindeki yükselişiyle de yaklaşık bir yüzyıl kadar devam etmiştir. MS. III. yüzyılda doğulu imparatorların tahta geçmesiyle siyasi ve ekonomik etkinliğini kaybeden eyaletler, IV. yüzyıldaki Vizigot talanlarıyla da önemini yitirmiştir.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Türk basınına göre Türk-İngiliz ilişkileri (1939-1945)
ÖZET İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA TÜRK BASININA GÖRE TÜRK-İNGİLİZ İLİŞKİLERİ (1939-1945) Hatice KIZILTAŞ Yüksek Lisans Tezi FIRAT ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimleri Enstitüsü TARİH ANA BİLİM DALI Cumhuriyet Tarihi Programı Ağustos, 2025, Sayfa: VII + 136 Türk-İngiliz ilişkileri 1396 yılında Niğbolu savaşında iki devletin karşı karşıya gelmesiyle başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı'na giden süreçte Osmanlı Devleti ile İngiltere arasındaki ilişkiler giderek kötüleşmiş ve sonunda kopma noktasına gelmiştir. 1914 yılında Osmanlı Devleti'nin Almanya'nın yanında savaşa katılmasıyla birlikte, İngiltere ile birçok cephede özellikle Çanakkale, Irak ve Filistin cephelerinde karşı karşıya gelinmiştir. Osmanlı'nın Almanya yanında savaşa girmesi Türk-İngiliz ilişkilerinde derin bir kırılma yaratmıştır. İngiltere'nin Arap ayaklanmalarına verdiği destek ve Osmanlı topraklarına yönelik emperyalist hedefleri, bu dönemin en kritik unsurlarındandır. Bu süreçte halifelik ve saltanatın kaldırılmasına karar verilmiştir. Birinci dünya savaşının sonunda verilen Millî Mücadelede başarılı olan Osmanlı Devleti ile İngiltere ve müttefikleri arasında Lozan Barış Antlaşması yapılmıştır. Yapılan görüşmeler sırasında İngiltere ile Musul sorunu çözüme kavuşturulması sürecinde gerginlikler yaşanmıştır. İki devlet arasında yapılan antlaşma ile Misakı Milliden ilk taviz verilerek Musul'dan vazgeçilmiştir. İkinci Dünya savaşına giden süreçte iki devlet arasında ilişkiler düzelmeye başlamıştır. Türkiye'nin Jeopolitik konumundan yararlanmak isteyen İngiltere ve Fransa Türkiye'yi yanlarına çekmek amacıyla Üçlü İttifak antlaşması imzalanmıştır. Türkiye yapılan antlaşma karşısında Sovyetlerden çekindiği için tarafsız bir politika izleyeceğini duyurmuştur. Bu süreçte basında savaş süreci ve Konferansları yer almıştır. Savaş sürecinde İngiltere'nin de içinde bulunduğu konferanslar yapılmıştır. Bu konferansların amacı Türkiye'yi savaşa dahil etmek ve askeri ve ekonomik açıdan destekte bulunacaklarını duyurmuşlardır Savaş bitiminde Almanya'nın mağlup olmasıyla savaş sona ermiştir. Türkiye savaşa fiili olarak katılmıştır. Savaş bitiminde İngiltere'nin sert tepkisiyle karşı karşıya kalan Türkiye Sovyet tehlikesiyle baş başa kalmıştır bu süreçte ABD Türkiye'ye yardımda bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Basın, İngiltere, Diplomasi
Theseus in ancient Greek mythology
Theseus is one of the most ancient heroes of all of Athens and is the most famous hero in all of them. His achievements have been portrayed in countless works of art and have been narrated or sent to him by numerous authors. Homer refers to this famous founding hero of the city of Athens, Ilias and Odysseia. The ancient tradition has placed his name in Greek mythical kingdoms. Time consecutively occupied fifth place Theseus kingdom from father Aigeus, and before his father Aigeus, Pandion, Cekrops and Erekhtheus reigned. However, the widespread use of his worship is dated to the classical age, ie the second half of the 5th century. Childhood passed in the Troizen. According to Ploutarkhos, "Erekhtheus by his father-in-law" relies on the first inhabitants of Athens. There is no doubt that Atinal is. Theseus, the daughter of Pittheus, is the child of Aetra. According to Ploutarkhos, these are called Theseus because of the signs of his father leaving Aegeus. Heros for the Dolls and Theseus for the Athens. There is also a political side, since the scattered and small towns are united under the same roof (synoikismos). Theseus were justified not only because of the realization of synoikismos, but because they built democracy in the city at the same time. In subsequent periods, the ceremonies on behalf of the celebrity have become famous enough to be arranged. In the praise of the Isocrates Helene, Theseus is seen as the founder of democracy.
1904–1905 Rus-Japon Savaşı ve Musavver 1904–1905 Rus-Japon Seferi Eseri (1.Cild) transkripsiyonu
Japonya, XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra kısa bir süre içerisinde teknolojik, askeri ve iktisadi gelişimini tamamlayarak Uzak Doğu'da bölgesel bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Rusya, Balkanlar ve Boğazlar üzerinde İngiltere ve Fransa tarafından engellenince yönünü Uzak Doğu'ya çevirerek yeni sömürgeler elde etmek istemiştir. İşte bu siyasi çıkar çatışmaları Japonya ve Rusya'yı karşı karşıya getirmiştir. Rusya'nın Mançurya'da Trans–Sibirya demir yolu hattı inşa etmek istemesi ve Kore hakimiyeti yüzünden 1904–1905 Rus–Japon Savaşı çıkmıştır. Japonya, askeri, siyasi ve sosyal yönden çok iyi organize olmuş, ayrıca İngiltere'nin de desteğini almıştır. Rusya ise ordusunun ve merkezi yönetiminin iyi organize olamaması, kamuoyu desteğinden yoksun olması yüzünden iyi organize olamamıştır. Savaş, Amerika Birleşik Devletlerinin araya girmesiyle 5 Eylül 1905'te Portsmouth Antlaşmasıyla resmi olarak sona ermiştir. Japonya, savaş sonucunda önemli bir zafer kazanarak emperyal kuvvet olarak ortaya çıkmıştır. Japonyaların savaşı kazanması, dünya kamuoyunda büyük bir yankı uyandırmıştır. Japonların galibiyeti Osmanlı Devleti, Asya ve Müslüman ülkeler tarafından sevinçle karşılanmıştır. Osmanlı Devleti'nde Japonya'nın savaşı kazanmasıyla kamuoyunda oluşan olumlu havanın etkisiyle Erkan-ı Harbiye Binbaşısı Ali Fuad ve Yüzbaşı Osman Senai tarafından savaşın bütün yönlerini anlatan muazzam bir eser olan beş ciltlik Musavver 1904–1905 Rus-Japon Seferi adlı eser yayımlanmıştır. Yaptığımız çalışmada 1904-1905 Rus-Japon Savaşı öncesi, Japonya ve Rusya'nın durumu, savaş öncesi gelişmeler, savaşın nedenleri, seyri ile sonuçları incelendi. Ayrıca beş ciltlik Musavver 1904-1905 Rus-Japon Seferi adlı eserin 1. cildinin transkripti yapıldı ve müelliflerin hayatlarıyla ilgili kısa bilgiler verildi. Anahtar Kelimeler: 1904-1905 Rus-Japon Savaşı, Rusya, Japonya, Port Arthur, Portsmouth Antlaşması, Ali Fuad ERDEN, Osman Senai ERDEMGİL
Yerel basına göre Afyonkarahisar (1946-1960)
Bu araştırmanın amacı Afyonkarahisar yerel basını taranmak suretiyle Afyonkarahisar'ın siyasal, iktisadi, sosyal, kültürel yapısı hakkında bilgi elde etmektir. Araştırmada kullanılan materyal 1946-1960 yılları arasında çıkan Afyonkarahisar'ın yerel gazeteleri ve dergisidir. Yapılan basın taraması sonucunda elde edilen veriler ışığı altında şehrin siyasal, iktisadi, sosyal, kültürel yapısı değerlendirilmeye çalışılmıştır. 1946-1960 yılları arasında ülke siyasetinin Afyonkarahisar'a yansımaları üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi'nden sonra Demokrat Parti'nin ülke yönetiminin Afyonkarahisar üzerindeki etkileri yansıtılmaya çalışılmıştır. Yerel Basına Göre Afyonkarahisar tezinde şehrin yapısındaki değişiklik ve değişen yapının basına yansımaları üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Afyonkarahisar Basını, Afyonkarahisar, Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi ra doldurulacaktır.
Osmanlı toplumunda Ramazan kültürü
Bilinen en eski zamanlardan beri toplumların hayatında din önemli bir yere sahiptir. Toplumların kültürünün oluşmasında din en önemli faktörlerden biridir. Türk kültürü için de bu durum geçerlidir. Gündelik hayatımızda farkında olarak ya da olmayarak yaptığımız pek çok uygulama, davranış ve inançlar üzerinde dini unsurların tesiri mevcuttur. Türklerin kültürel değerlerinde, İslam dininde görülen ibadetlerden oruç ve orucun yaşandığı ay olan Ramazan ayıönemli bir yere sahiptir. Türk milleti asırlarca Ramazan ayına büyük bir önem vermiş ve bu ayı en güzel şekilde yaşamıştır. Bu da toplumda zamanla Ramazana has bir kültür oluşmasına sebep olmuştur. Türk milleti Ramazan ayını diğer Müslüman ülkelerden farklı yaşamış ve kendine has bir hayat tarzı haline getirmiştir. Türkler oruç kavramını Arapçadaki 'savm' Farsçadaki 'rûze' kelimesinden 'rûze-orûze-orûz-oruç' şekline getirerek Türkçeleştirmişlerdir. Ramazan ayını daha da estetik bir görünüm kazandıran Türkler; bu aya özgü eğlenceler, temizlik anlayışı, fakiri gözetme ve günahlardan çekinmegibi olgularıbir araya getirerek bir " Ramazan Kültürü" oluşturmuşlardır. Bu özel ay, en zengin ve en güzel biçimde, Osmanlı payitahtı olan İstanbul'da yaşanmıştır. Gerek yabancı seyyahlar, gerekse yerli yazarlar eserlerinde bu zengin kültürü işlemişlerdir.
Milli Mücadelede ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Denizli sağlık hizmetleri (1919-1938)
Tarihi süreç içerisinde pek çok uygarlığa ev sahipliği yapan Denizli, Osmanlı Devleti teşkilat yapısı içerisinde Aydın Vilayeti'ne bağlı bir sancak durumunda varlığını sürdürürken, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte il statüsünü kazanmıştır. Yaşanan bu sürecin çeşitli yönleri ve kent tarihine olan etkisi yerel ve ulusal araştırmacılar tarafından birçok kez irdelenmiştir. Pek çok değerli tarihçi tarafından Denizli'nin sosyal, ekonomik, dini, askeri ve kültürel tarihi hakkında belirli dönemleri de içine alan birçok çalışma yapılmasına karşın, "Denizli Sağlık Tarihi/Hizmetleri" özelinde monografik bir çalışma bu güne kadar yapılmamıştır. Bu eksikliği bir ölçüde gidermek amacıyla, "Millî Mücadelede ve Cumhuriyetin İlk Yıllarında Denizli Sağlık Hizmetleri (1919-1938)" konusu tez çalışması olarak seçilmiştir. 1919-1938 dönemini kapsayan çalışmamızda; Denizli'de gerçekleştirilen sağlık hizmetleri, yaşanan bulaşıcı ve salgın vakaları, görev yapan tabip ve diğer sağlık personelleri, hastalıklarla mücadele yöntemleri, Denizli ve kazalarında hizmet veren sağlık kurum ve kuruluşları, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin bölgedeki faaliyetleri ile sağlık hizmetlerine doğrudan ya da dolaylı yönden etki eden faktörler arşiv belgelerinden de yararlanılarak incelenmiştir. Giriş ile birlikte dört bölüm olan çalışmamızda konunun tarihsel gelişimi, Cumhuriyet yönetiminin Osmanlı'dan devraldığı sağlık kuruluşları ile bulaşıcı hastalıklar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Denizli, Sağlık Hizmetleri, Denizli Memleket Hastanesi, Salgın Hastalıklar, Cumhuriyet Dönemi.
Milli mücadelede Simav ve çevresi
Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Simav, Ege Bölgesi'nin diğer bölgelerle kesişme noktasındadır. 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir'in işgal edilmesiyle başlayan Yunan işgali ve mezalimi Batı Anadolu Bölgesi'nin birçok yerine yayılmış, bu yaşananlara tepki olarak da birçok yerde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmaya başlamıştır. Bu yerlerden birisi de Simav olmuştur. Simav'da 1 Kasım 1919 tarihinde Simav Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş ve faaliyetlerine başlamıştır. Birçok yerde olduğu gibi Simav'da da Kuva-yı Milliye karşıtları ortaya çıkmış ve onlarda faaliyetlerine başlamış, Çerkez Ethem'in Simav'a gelmesinden sonra onun çalışmaları neticesinde bu karşı hareket susturulmuştur. Yunan işgaline uğrayan yerlerden birisi olan Simav farklı tarihlerde Yunan askerleri tarafından, 1 Eylül 1920, 22 Ağustos 1921 ve 12 Ekim 1921 tarihlerinde olmak üzere üç kez işgal edilmiştir. Halk işgale karşı çıkmıştır. Bu mücadelede bazıları canlarını verirken, yine birçok Simavlı da sürgüne gönderilmiştir. Büyük Millet Meclisi'nin Yunan ordusuna karşı vermiş olduğu mücadelenin son safhasını oluşturan Büyük Taarruz ile Simav da 5 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır. Aynı şekilde Büyük Taarruz ile Simav çevresindeki yerleşim yerleri olan, Emet, Gediz ve Uşak'ta da Yunan işgali son bulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kuva-yı Milliye, Yunan, Mehmet Arif Efendi, Simav, Çerkez Ethem, İbrahim Ethem, Rasih Efendi, Mehmet Nuri Efendi, Yusuf Cemil Bey.
19. yy. ortalarında Ankara Kalecik kazasının Sofular,Saray,Çarık,Düşkünler ve Taşra mahallerinin sosyo-ekonomik durumu (Temettuat ve Nüfus Defterine göre)
1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı ile Osmanlı Devleti'nde mali açıdan çok önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmeler vergi sisteminde değişikliğe sebebiyet vermiştir. İltizam sistemi kaldırılmış ve halktan alınan çeşitli vergiler yerine, tek bir vergi sistemine gidilmiştir. Bu vergi yani Temettuat Vergisi ile herkes kendi gelirine göre vergi vermeye başlamıştır. Temettuat Vergileri, temettuat defterlerine kayıt edilmiştir. Vergi toplamak amaçlı tutulan temettuat defterlerinin içerisinde hane reislerinin mal varlıkları (arazisi, bağ, bahçe, bostanları, emlakı, hayvanları ve ürünleri) hakkında bilgiler bulunmaktadır. Buradaki temel amaç ekonomik gücü tespit edebilmektir. Maliye Nezareti'nde dahil olan temettuat defterleri günümüzde Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunmaktadır. Osman arşivinde "Maliye Nezareti Varidat Muhabesi Temettuat Defteri" olarak adlandırılmaktadır. Yüksek Lisans tez çalışmamızda bu defterlerden, Ankara'nın Kalecik Kazasına bağlı Sofular, Saray, Düşkünler, Çarık ve Taşra Mahalleleri'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesinin yanı sıra, nüfus defterlerinin de incelemesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ankara, Çarık, Düşkünler, Kalecik Kazası, Nüfus Defteri, Saray, Sofular, Sosyal ve Ekonomik Yapı, Taşra, Temettuat.
Kütahya basınında Türkiye'nin NATO'ya giriş süreci(1948-1952)
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra emperyalist bir politika izleyen komünist Sovyetler Birliği, Türkiye'yi tehdit etmeye başlamıştır. Aynı zamanda Avrupa'yı da tehdit eden bu süper güç karşısında Batılı ülkeler ortak savunma amacıyla ittifak arayışlarına girmiş, ABD'nin de destek ve çabaları sonucu, Kuzey Atlantik Paktı (NATO) oluşturulmuştur. İki kutuplu bir dünyanın oluşmaya başladığı bu dönemde NATO İttifakı, komünist Sovyet yayılmacılığını dengeleyebilecek yegane oluşum olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, iktisadi ve askeri bakımdan zor günler geçirmekte olan Türkiye, NATO ittifakına dahil olmayı en önemli dış politika hedeflerinden biri haline getirmiştir. Nihayet Kore Savaşı ile birlikte Batılı ülkelerin güvenlik çıkarlarının ortaya çıkardığı uluslararası konjonktürde resmen NATO'ya üye olan Türkiye, Sovyet tehdidi karşısında kendini garanti altına almayı başarmıştır. Bu çalışmada; Türkiye'nin NATO'ya giriş süreci Kütahya basını açısından ele alınmıştır. Kütahya basınının bu konuyu nasıl yorumladığı, Kütahya halkının olaylardan nasıl haberdar edildiği, özellikle Kore Savaşı özelinde bu konunun yerel halka nasıl aktarıldığı işlenmiştir. Bu dönemde, Kütahya halkının çoğunluğunun radyo ve yerel gazetelerden başka iletişim imkanının olmadığı düşünüldüğünde, yerel olarak konunun Kütahya basını tarafından halka nasıl sunulduğu önem kazanmaktadır. Yeni bir demokrasi olan Türkiye'nin bu konudaki politikalarının, Kütahya halkı özelinde, Anadolu'daki illerde yerel halka nasıl aktarıldığı ve uluslararası bir konunun yerel basına nasıl intisap ettiği gözler önüne serilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kütahya Basını, Nato, Türkiye, Sovyet Tehdidi, Komünist Yayılmacılık, Kore Savaşı.
Çorum Sancağı'nın İskilip Kazasına bağlı Bayat Nahiyesi'nin idari statüsü ve 19. yüzyıl ortalarındaki sosyo-ekonomik yapısı
Osmanlı Devleti Tanzimatla birlikte yeni bir değişim ve Batılılaşma sürecine girmiştir. Yapılacak olan bu değişim ve yeniliklerin birisini de yeni vergi düzeni oluşturmaktadır. Uygulanacak olan bu vergide, herkesin kazancı esas alınmıştır. Ayrıca halkın emlak, arazi ve hayvan gelirlerinin sayılması da uygun görülmüştür. Bu sayım sonucu oluşturulan temettuat defterleri, günümüzde ait oldukları bölgenin sosyal ve ekonomik yapısı hakkında ayrıntılı ve önemli bilgiler vermektedir. Biz de bu doğrultuda 1844-1845 yıllarında Ankara Eyaleti Çorum Sancağı sınırları dâhilinde bulunan İskilip Kazasına bağlı Bayat Nahiyesi'nin toplumsal ve iktisadi yapısını araştırdık. Çalışmamızda ana kaynak olarak, Bayat temettuat defterlerinden faydalandık. Fakat sadece vergi hakkında bilgi veren bu kayıtlarda, kurumlar ve idari yapı gibi bilgiler bulunmamaktadır. Bu konudaki eksik olan bilgileri diğer arşiv kaynakları ve bölgeyle alâkalı çalışmalarla tamamlamaya çalıştık. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümüne ilk olarak Bayat adının anlamını açıklayarak başladık. Bayat adı hakkında bilgi verdikten sonra İskilip-Bayat çevresinin ilkçağlardan günümüze kadar olan tarihi hakkında bilgi vererek, Tanzimat sonrası idari ve mali reformlardan da bahsettik. Daha sonra Osmanlı Devleti'nin vergi düzeni ve tahrirlerin yapılışı konularına değindik. Bu tahrirler kapsamında yer alan temettuat tahrirleri ile bu kayıtların tutulduğu temettuat defterleri hakkında da genel hatlarıyla bilgi verdik. Çalışmamızın ikinci bölümünde ilk olarak nahiyenin Osmanlı dönemindeki idari statüsü hakkında bilgi verdik. Ayrıca temettuat kayıtlarına göre nahiyenin 19. yüzyıl ortalarındaki sosyal yapısına ve meslek gruplarına değinerek, nüfus defterlerine göre nahiyenin nüfusu ve köyleri hakkında da bilgi vermeye çalıştık. Üçüncü bölümde Bayat'ın tarım ve hayvancılığa dayanan ekonomik faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi vererek, özellikle tarım yapılan toprak miktarlarını ve ziraatı yapılan ürünleri türlerine göre tablo ve grafikler yardımıyla daha anlaşılır hale getirmeye çalıştık. Hemen ardından hayvanları türlerine ve hasılat gelirlerine göre ayrıntılı bir şekilde incelemeye çalıştık. Dördüncü bölümde ise 19. yüzyıl ortalarında Bayat Nahiyesi'nin ekonomik yapısına değinerek, gelir getiren kaynaklar ile nahiyede ek gelir olarak kazanç elde edilen ticaret faaliyetlerine değindik. Ayrıca bu bölümde nahiyeden alınan vergiler ile vergilerin çeşitleri ve bu vergilerin dağılımı üzerinde durduk. Bu çalışma ile Çorum Sancağı'nın İskilip kazasına bağlı Bayat Nahiyesi'nin, Cumhuriyet öncesi tarihini aydınlatmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Bayat, Hane, Hayvancılık, Nüfus, Öşür, Tarım, Temettuat, Vergi
XIX. yy. ortalarında Hüdavendigar Eyaleti Domaniç Kazasına bağlı Burhanlar, Fıranlar, Göçebe, Güney, Karamanlar, Kozcağız, Kozluca, Omerler ve Yörgüç köylerinin sosyo-ekonomik yapısı (Temettuat Defterlerine göre)
Osmanlı Devleti'nin ıslahat ve yenilik hareketleri tarihi içerisinde Tanzimat dönüm noktası olmuştur. Ekonomik alandaki düzenlemeler ile maliyeyi merkezileştirme, vergilerin halkın kazancına göre aracısız olarak toplanması, vergi çeşitliliğinin azaltılması hedeflenmiştir. Mükelleflerin yeni vergilerini tespit için halkın kazançlarının, mal ve hayvanlarının sayımı yapılarak temettuat defterleri hazırlanmıştır. H. 1260/61 yıllarında hazırlanan bu defterler yerleşim yerlerinin demografik, sosyal ve ekonomik durumlarının tespit edilmesinde en değerli kaynak olmuştur. Bu çalışma Hüdavendigar Eyaleti Domaniç kazasına bağlı Burhanlar, Fıranlar, Göçebe, Güney, Karamanlar, Kozcağız, Kozluca, Ömerler ve Yörgüç köylerinin 1844-1845 tarihli temettuat defterlerinin incelenmesiyle ortaya çıkmıştır. Defterlerin transkripsiyonu yapılarak elde edilen veriler tablo ve grafikler eşliğinde değerlendirilmiştir. XIX. yüzyıl ortalarında Domaniç kazasına bağlı 9 köyün ekonomik yapısı tamamen tarıma ve hayvancılığa dayanmaktadır. Halkın yıllık gelirlerinin % 83'ünü tarım gelirleri oluşturmaktadır. Tarım faaliyetleri daha çok halkın ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik geçimlik tarım şeklinde yapılmaktadır. Mevcut arazinin % 52.4'ü ekili olup % 95 oranında tahıl ekimi yapılmaktadır. Tarımın yanında kereste ve kürek ticareti ile hizmetkârlık, çobanlık ve orakçılık gibi tarım işçiliğinden de gelir elde edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Domaniç, Tarım, Hayvancılık, Temettuat, Vergi, Meslek, Ekonomi,
Milli Mücadele komutanlarının anılarında Musul sorunu
Bu araştırmada 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra Musul'un işgal edilmesi ile başlayan ve 5 Haziran 1926'da imzalanan Ankara Antlaşması ile biten süreç ve bu süreçte Milli Mücadeleye katılmış olan komutanların görüşleri incelenmeye çalışılmıştır. Musul 11. Yüzyıldan itibaren Türk egemenliğine girmiştir. 1514 Çaldıran Seferi ile Osmanlı hâkimiyetine giren Musul, Osmanlı Devleti'nin Musul, Kerkük ve Süleymaniye sancaklarından oluşan bir vilayettir. Mondros Ateşkes Anlaşmasının ilan edilmiş olmasına rağmen, 1918'de İngilizler tarafından haksız yere işgal edilmiştir. Lozan'da İngilizler Musul'u Irak sınırları içerisine dahil ettirmeye çalışmışlar, Türkiye ise Musul'un Misak-ı Milli sınırları içerisinde olduğunu belirterek bunu reddetmiştir. Mondros Ateşkes Anlaşması imzalandıktan sonra Musul'un haksız yere işgale uğraması Milli Mücadele Komutanlarını da etkilemiş, komutanlar bu konu hakkındaki düşüncelerini her fırsatta dile getirmiş, kendilerine göre sorunun sebebini ve çözüm yollarını tartışmışlardır. Ancak TBMM ile İngiltere anlaşamadıkları için Lozan Antlaşması'nın imzalanması tehlikeye girmiştir. Lozan'da antlaşmanın imzalanabilmesi için Musul sorununun Lozan Görüşmeleri dışında, ikili görüşmelerle çözümlenmesine karar verilmiştir. İkili görüşmelerden de sonuç alınamayınca, sorunun çözümü Milletler Cemiyetine havale edilmiştir. Türkiye, ne yazık ki, üyesi dahi olmadığı Milletler Cemiyeti'nin aldığı karar doğrultusunda Musul'dan vazgeçmek zorunda kalmıştır. Diğer taraftan 5 Haziran 1926 tarihinde Türkiye, Irak ve İngiltere arasında imzalanan Ankara Anlaşması ile Irak petrolleri gelirlerinin %10'unun 25 yıl süre ile Türkiye'ye ödenmesi garanti altına alınmışsa da, Türkiye 1958 sonrasında bu hakkından faydalanamamıştır. Anahtar Kelimeler: Musul Sorunu, Milli Mücadele Komutanları, Lozan Konferansı,Haliç Konferansı, Ankara Anlaşması.
H.1111 (1699-1700) tarihli Ahkâm Defteri'nin (mad 9885) Latin harflerine çevrilmesi ve değerlendirilmesi (S. 182-363)
Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren teşkilâtlanmaya başlamış, klasik dönemde kurumlarını oturtmuş ve yüzyıllar boyunca çok geniş bir coğrafyada askerî ve siyasî alandaki varlığı ile hüküm sürdüğü kadar kurumsallığı ile de var olmuştur. Osmanlı Devleti'nin Mâliye Teşkilâtı da bu bilinçle ve erken dönem olarak nitelendirilebilecek I. Murad zamanında kurulmuştur. Başlangıçta doğal olarak basit hâlde olan bu kurum zamanla ihtiyaçlara binâen geliştirilmiştir. Mâliye Teşkilatı'nın yüzyıllar boyunca birçok alt kurumu olmuş, kimileri zamanla atıl duruma gelmiş, kimileri de Mâliye Nezâreti'nin kuruluşuna kadar devam etmiş ve ardından da bu nezâretin bir parçası hâline gelmişlerdir. Tüm bu alt kurumlarda devletin her türlü parasal işlerinin kaydedildiği defterlerden birçoğu bir kültürel ve tarihî miras olarak bugünlere kadar gelebilmiştir. Bu defterler bugün Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde farklı kategorilerde tasniflendirilmiştir. Bu araştırmanın konusu olan Mâliyeden Müdevver Defterler, Osmanlı Devleti'nin Mâliye Teşkîlatının ürünü olup 26.000 defterden oluşmaktadır. Çalışma konusu olarak seçilen MAD 9885 numaralı defterin üzerinde çalıştığımız kısmı 183 ve 363 sayfa aralığını kapsamaktadır ve 1699-1700 yılları arasında tutulmuştur. Belirtilen sayfalar dâhilinde defterin incelenen kısmı 90 varaktır ve içerisinde iptal edilmemiş hükümler hariç 407 adet hüküm bulunmaktadır.
1925-1928 yılları arası Türkiye Cumhuriyeti Salnameleri (Kütahya)
Çalışmanın temel amacı, Harf İnkılabından önce, Osmanlıca olarak basılmış olan Salnamelerden yararlanarak Cumhuriyetin ilk yıllarında Kütahya'nın sosyal, ekonomik ve demografik yapısını değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda, 1925-1928 yılları arasında yayımlanmış olan üç adet devlet salnamesinin ve bir adet Türkiye Salnamesinin Kütahya bölümleri, birebir transkribe edilmiştir. Daha sonra bu metinlerdeki verilerden yola çıkılarak Kütahya hakkında değerlendirme yapılmıştır. Salnamelerden yararlanarak, yapılan bu değerlendirmelerde Kütahya'nın tarihi, sınırları, idari taksimatı, nüfus ve nüfus olayları, ticari faaliyetleri, hayvancılık, ormancılık, madencilik, sanayi, tarımsal faaliyetler hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca, o dönemde Kütahya ve ilçelerinde faaliyetlerini sürdüren esnafların isimleri ve uğraştıkları ticari alanlar da tespit edilmiştir. Bunlardan başka Kütahya ve kazalarındaki şirketler, kaplıcalar; Kütahya'yı çevre il ve ilçelere bağlayan yollar; bankalar ve vilayet dahilinde çıkan gazeteler hakkında bilgilere ulaşılmıştır. Salnamelerden elde edilen bir diğer bilgi de Kütahya'da görev yapan devlet görevlilerinin isimleridir. Bu görevlilerden yola çıkılarak Kütahya'daki devlet kuruluşları hakkında da bilgi sahibi olmak mümkün olmuştur. Elde edilen bilgiler değerlendirildiğinde, salnamelerin yerel tarihler için ana kaynak niteliğinde olduğu teyit edilmiştir. Bu doğrultuda salnameler için yerel tarih araştırmacılarının vazgeçilmez kaynaklarından birer arşiv değerinde olduğu kesin olarak söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Kütahya, Salname, Cumhuriyet, Sosyal ve Ekonomik, Demografik, Gediz, Uşak, Simav, Emet, Tavşanlı
1261( 1845 m.) tarihli ve 09656 numaralı Temettuat Defterine göre Mersin sancağı Anamur kazasına bağlı Teniste, Kara Ağa, Kara Kilise, Tenzile, Kara Çukur, Bodurum, Sarı Adana, Ucarı, Melleç, Kızıl Alili, Nasrettin ve Kalın Viran köylerinin sosyal ve ekonomik yapısı
Tanzimat Fermanı Osmanlı Devleti için önemli bir dönüm noktası olmuştur. Adı geçen fermanla halktan alınan tüm vergiler kaldırılmıştır. Yerine herkesin kendi ödeme gücüne göre belirlenen temettuat vergisi adı verilen tek bir vergi getirilmiştir. Bu vergi de Maliye Nezaretindeki Varidat Kalemi tarafından tutulan temettuat defterlerine kaydedilmiştir.Çalışmamızda 1261 ( 1845 M.) yılına ait 09656 numaralı temettuat defterine göre Mersin Sancağı Anamur Kazasına bağlı Teniste, Kara Ağa, Kara Kilise, Tenzile, Kara Çukur, Bodurum, Sarı Adana, Ucarı, Melleç, Kızıl Alili, Nasrettin ve Kalın Viran köylerinin sosyal ve ekonomik yapısının incelemesi yapıldı. Çalışmamızda temel kaynak olarak 09656 numaralı temettuat defteri kullanıldı. Yukarıda adı geçen on iki köyün nüfusu, tarım arazileri, lakapları, sülaleleri, hayvan varlığı ve ödenen vergileri miktarları ile birlikte gösterildi. Anahtar Kelimeler: Tanzimat Fermanı, Osmanlı Devleti, Temettuat, Maliye Nezareti, Vergi.
XIX. yüzyıl ortalarında Ankara Eyaletinin Çankırı Sancağı Kargı Kazasına bağlı Mihre Hatun, Orta ve İmam Bey mahallelerinin sosyo ekonomik yapısı (Temettuat ve Nüfus defterlerine göre)
Osmanlı Devleti 1839 yılında Tanzimat Fermanını ilan ederek ülke içerisinde köklü reformlar yoluna gitmiştir. Reformlar içerisinde ekonomik açıdan vergi usulünde değişim yaşanmıştır. Vergi konusunda yaşanan bu değişim ile halkın gelirine göre vergilendirilmesi amaçlanmış, vergi hususundaki adaletsizlikler giderilmeye çalışılmıştır. Osmanlı Devletindeki, yeni vergi "Temettü Vergisi" diye adlandırılmıştır. Mükelleflerin tüm mal, mülk ve hayvanlardan sağlandığı kazançlar ise Temettüat defterlerine kayıt edilmiştir. Temettüat Defterleri Başbakanlık Osmanlı Arşivi bünyesinde yer almaktadır. İktisadi amaçla tutulan defterler sayesinde, o dönemin sosyo ekonomik yapısı hakkında bilgiler bulmak mümkündür. Defterlerde mükelleflerin isimleri, lakapları, unvanları, arazileri, hayvanları, vermiş oldukları vergiler detaylı şekilde kayıt edilmiştir. Yapmış olduğumuz Yüksek Lisans Tez çalışmamızda, Ankara Eyaletinin, Çankırı Sancağının Kargı kazasına bağlı Mihre Hatun, Orta ve İmam Bey Mahallesinin transkripsiyonu ile değerlendirilmesinin yanında nüfus defterlerinin incelenmesine de yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Temettüat, Ankara, Çankırı, Kargı Kazası, Mihre Hatun, Orta, İmam Bey, Sosyal ve Ekonomik Yapı.
Tıp tarihinde müzik ile tedavi ve XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar delilerin mekanı Süleymaniye
Müziğin tedavi aracı olarak kullanılmasıyla, tıp tarihinde yeni tedavi alanları doğmuştur. Çalışmada, müzikle tedavinin tarihsel süreci incelenerek; müzikle tedavi yöntemlerinin uygulanış biçimleri, çalgı aletleriyle beraber ele alınmıştır. Geçmişten günümüze gelişerek gelen bu tedavi aracının doğuşu, dârüşşifâlar üzerinden anlatılmıştır. Öyle ki Türklerden başlayıp Osmanlı'ya taşınan bu miras en iyi şekilde uygulanmaya çalışılmıştır. Ayrıca sosyal devlet anlayışına sahip olan Osmanlı dârüşşifâları, kimsesiz akıl hastalarına yurt olmuş, üstelik bu hizmeti karşılığında hastalarından ücret talep etmemiştir. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde kavram ve terminoloji üzerinde durulmuş olup "bîmarhâne" adının anlamını açıklayarak başladık. Bîmarhâne adı hakkında detaylı bilgiler verildikten sonra, bîmarhâne ile ilişkilendirdiğimiz tanımlar üzerinde durduk. Çalışmamızın ikinci bölümünde, müziğin insan ruhuna olumlu ve olumsuz tesirlerini araştırarak bunların neler olduğunu anlatmaya çalıştık. Ayrıca yaptığı çalışmalar ile tıp tarihine adını yazdıran hekimleri de çalışmamızda unutmayarak onların çalışmaları hakkında da bilgiler vermeye çalıştık. Üçüncü bölümünde ise Türklerde, İslam Medeniyeti'nde ve Avrupa'da müzik ile tedavi çalışmalarının olup olmadığını araştırdık. Bu araştırmalarımızı örneklerle renklendirmeye çalıştık. Daha sonra çalışmamızı musiki ile tedavi yapan dârüşşifâlar üzerinde yoğunlaştırdık. Son bölümde ise çalışmamızı Süleymaniye üzerinde yoğunlaştırdık. Süleymaniye'nin kuruluşunu, mimari yapısını, delilerini, işleyiş ve yönetimini kısaca Osmanlı Devleti'nin Yükselme Dönemi'nde göz bebeği olan Süleymaniye Bîmarhânesi'nin kimlere ev sahipliği yaptığı? Kimlerin derdine derman olduğu? Gibi sorularımıza arşiv belgeleri ışığında cevap bulmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Bîmarhâne, Müzik, Akıl hastaları, Süleymaniye.
Bursa basınında Kıbrıs Barış Harekatı
1974 Kıbrıs Barış Harekatı Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhuriyet Döneminde sınırları dışında gerçekleştirdiği en büyük ve sonuçları bakımından en etkili savaştır. Kıbrıs Adası stratejik önemi dolayısıyla tarih boyunca pek çok devlet tarafından işgal edilmişti. 1571 yılında Ada'nın Osmanlı Devleti tarafından fethi ada halkını ekonomik, kültürel ve dini yönden son derece olumlu etkilemişti. 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması ile Kıbrıs Adası'nın yönetimi İngiltere'ye bırakılmış. Bu antlaşma Kıbrıs Türkleri için yaşanacak olumsuzlukların adeta bir başlangıç noktası olmuştu. Kıbrıs'ta kendini "Rum" olarak tanımlayan halk İngilizlerden de cesaret alarak Türklere karşı her geçen gün baskılarını arttırmışlardı. Rumların amacı "enosis" yani Kıbrıs'ı Yunanistan'a katmaktı. Rumların amacı önce İngilizleri, ardından da Türkleri adadan kovmaktı. 1960 yılına gelindiğinde Adanın tamamını kapsayan Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Cumhurbaşkanı Makarios yardımcısı ise Dr. Fazıl Küçük'tü. Barış içinde yaşamayı düşünen Türkler hayal kırıklığına uğradılar. Çünkü Makarios "Akritas Planı" ile Türklerin tamamını imha etmek için harekete geçti. Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs'taki Türklere uygulanan şiddet ve baskı eylemlerini sonlandırmak için garantörlük yetkisini kullanarak Birleşmiş Milletler'de sorunu çözmeye çalıştıysa da herhangi bir sonuç alınamadı. Nihayet 15 Temmuz 1974 tarihinde "enosis", gerçekleştirmek için Yunanistan Kıbrıs'ta darbe yaparak Rum lider Makarios'u devirdi. Yerine Nikos Sampson'u getirdi. Türkiye bu oldubittiyi kabul etmedi. 1960 Garanti Antlaşması'ndan doğan haklarını kullanarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekatı'nı düzenledi. Böylece hem Kıbrıs'taki Türklerin can ve mal güvenliği sağlanmış oldu, hem de iki toplumlu bir yapı oluşmuş oldu. Anahtar kelimeler: Türkiye, Kıbrıs, Bursa Basını, Kıbrıs Barış Harekatı
Kütahya milletvekilleri ve Millet Meclisi'ndeki faaliyetleri (1961-1980)
Bu çalışmada 1961-1980 yılları arası Parlamentoda yasama faaliyetinde bulunan Kütahya Milletvekillerinin Millet Meclisi çatısı altındaki çalışmaları incelenmiştir. Çalışma kapsamında Kütahya'nın kısa tarihçesi, Parlamenter Sistemin ortaya çıkışı, Türk Parlamenter Sistemi ve Meşrutiyetten itibaren uygulanan seçim sistemleri ele alınmıştır. I. Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşundan 1980 yılına kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne seçilen Kütahya Milletvekillerinin özgeçmişleri aktarılmıştır. İki darbe arası 1961-1980 dönemi siyasi partilerin oy oranları, Kütahya'dan seçilen milletvekilleri ile bu milletvekillerinin demografik özellikleri, katıldıkları seçimler ve yasama faaliyetleri ortaya konulmuştur. 1961-1980 yılları arası beş dönem boyunca Meclise seçilen milletvekillerinin Meclis'teki yasama çalışmaları kronolojik olarak ve konu başlıkları şeklinde ele alınmıştır. Her dönem kendi içerisinde bütçe, sosyal-güvenlik, tarım, imar, belediyeler, madencilik ve Kütahya'nın meseleleri vb. sınıflandırılarak değerlendirilmiştir. Böylece Kütahya milletvekillerinin ülke ve seçim bölgelerine olan katkıları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kütahya Milletvekilleri, Siyasi Faaliyetler, Yasama Organı Üyeleri, TBMM'de Kütahya Milletvekilleri, Millet Meclisi
XVI. yüzyıl zaviye vakıflarına göre Kütahya
Osmanlı şehirleri; sosyal, iktisadi, kültürel ve demografik açıdan çok sayıda araştırmaya konu olmuştur. Araştırma sonuçları, şehirlerin oluşumunda ve ihtiyaçlarının karşılanmasında etkili olan müesseselerin başında vakıfların geldiğini ortaya koymuştur. Kütahya; başkent olarak Germiyanoğulları Beyliğine, Anadolu Beylerbeyliği Eyaleti Merkezi olarak da (1451-1833) Osmanlı Devleti'ne hizmet etmiş kadim ve köklü bir şehirdir. Kökleri tarihin derinliklerine uzanan zengin bir geçmişiyle günümüze kadar tarihini ve kültürünü taşıyan bu şehrin yapılanmasında da vakıfların önemli rolü vardır. Zaviye vakıflarının şehrin tarihî ve kültürel dokusuna, sosyal ve ekonomik yapısına, dinî ve tasavvufî hayatına nasıl yön verdiğini ortaya koymamız Osmanlı şehircilik tarihi açısından da oldukça önemlidir. Çalışmamızda, vakıfların işlevleri ortaya konurken konu sınırlandırılmış sadece XVI. yüzyılda mevcut zaviye vakıfları üzerinde durulmuştur. Vakıf hizmetlerinin şehre; toplumsal, ekonomik, demografik ve kültürel etkilerinin çerçevesi çizilmeye çalışılmıştır. Kütahya vakıf örnekleriyle bir Anadolu şehrindeki zaviye vakıflarının, sosyal ve iktisadi hayata neler kazandırabildiği göstermiş; böylece bir Osmanlı şehrinin oluşumuna zaviye vakıflarının etkilerine ışık tutulmaya çalışılmıştır.
Osmanlı müelliflerinin kaleminden Ayasofya'nın inşaşı
Dünya tarihinin önemli miraslarından biri Ayasofya'dır. Bu önemli miras, tarihin değişik dönemlerinde ilgi odağı olmuş, tarih ve daha pek çok ilim dallarında araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Bu çalışmada Ayasofya hakkında Fatih dönemiyle birlikte meydana getirilen Osmanlı Türkçesi eserlerden bazıları incelenerek ilim camiasının tartışmasına sunulmuştur. Kendine has özeliklere sahip olan Ayasofya'nın yapımına ilk defa 360'lı yıllarda başlanmış, 415'te ikinci defa inşa edilmiş, Justinianus devrinde ise üçüncü ve son yapımına ulaşmıştır. Ayasofya her dönemin gözbebeği olmuş, siyasi iradenin değişmesiyle niteliği de değişmiştir. Kilise olarak meydana getirilen Ayasofya, Latin istilasında yağmalanmaktan kurtulamamıştır. Osmanlı imparatorluğu hâkimiyetinde camiye dönüştürülmüş gördüğü onarım ve güçlendirme çalışmalarıyla günümüze ulaşmış günümüzde müze olarak canlılığını devam ettirmektedir. Yüksek lisans tezi olarak yaptığım bu çalışma Fatih dönemi yazmalarından Şemseddin Karamanî'nin "Haze Tarih-i Beyanı Bina-yı Ayasofya-i Kebir" eseri çerçevesine oluşturulmuş, Fatih dönemi ve sonrası Ayasofya Tarihi ile ilgili diğer Osmanlıca eserlerle birlikte değerlendilmiştir. Bu çerçevede eserlerden elde edilen bilgi ve bulgulardan yola çıkarak Ayasofya inşasının aşamaları safhalarıyla incelemiş ve bilim dünyasının tarttışmasına sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ayasofya, İgnatios, Agnadyus, Ustuyanoş, (Justiniaus) Mimar, Karamanî, Abdulkayyum, Ayasofya Tarihi
Kütahya'nın Gireği nahiyesine bağlı Ballıbaba, Kureyşler, Göynükören, Karadiğin ve Pınarbaşı köylerinin sosyo-ekonomik durumu (Temettuat Defterine göre)
İkinci Mahmud döneminde yapılan köklü reformlardan sonra Tanzimat'ın ilanı ile birlikte vergiler konusunda da düzenlemeler yapıldı. Tanzimat dönemine kadar gerek Gayrimüslimlerden gerek Müslümanlardan çeşitli isimler altında farklı vergiler tahsil ediliyordu. 1839 yılında Gülhane Hatt-ı Hümayunu'nun ilan edilmesiyle beraber tebaanın hukuki, sosyal ve ekonomik açıdan eşitliği kabul edilmiş ve vergilerde düzenleme yapılarak tek bir vergi alınması ilkesi benimsenmiştir. Verginin tahsili için önce tebaanın gelirlerinin bilinmesi gerekliydi. Bu maksatla 1844-1845 yıllarında "temettü" sayımları (halkın mal ve hayvanlarının sayımı, gelir ve giderlerinin tespiti) yapıldı. Bu sayımlara dayanarak köy veya mahallelerde yaşayan insanların gelirleri ve verecekleri vergi miktarları da belirlendi. Bu çalışma Kütahya'nın Gireği Nahiyesine bağlı Ballıbaba, Kureyşler, Göynükören, Karadiğin ve Pınarbaşı köylerinin temettuat defterlerinin değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Defterlerin çevirisi yapılmış ve ortaya çıkan veriler tablo ve grafiklerle değerlendirilmiştir. 19. yüzyıl ortalarında Kütahya'nın Gireği Nahiyesine bağlı beş köyün genel olarak tarım ve hayvancılıkla uğraştığı görülmektedir. Zirai faaliyetler ve hayvancılık ticari faaliyetten öte halkın gündelik ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir.
E. K. Meyendorf ve eserinin Buhara Hanlığı açısından değerlendirilmesi
Türkistan bölgesi yüzyıllar boyunca jeopolitik ve jeostratejik konumu yüzünden birçok güçlü devletin ilgisini çekmiştir. Bu devletlerden biri olan Rusya uyguladığı genişleme siyaseti ile Türkistan bölgesine doğru sınırlarını sürekli genişletmiş ve bölgeye komşu olmuştur. Bunun sonucunda Buhara Hanlığı ile diplomatik ve siyasi ilişkiler kurmuştur. Rusya, Türkistan bölgesine hâkim olan Türk devletlerini daha iyi tanımak ve bölgenin ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda araştırılması için pek çok kişiyi görevlendirmiştir. Bunlar genelde tüccar veya diplomatik heyetlere dâhil olan kişilerdir. Bu kişiler çeşitli notlar tutarak Türkistan bölgesi ve Buhara Devleti hakkında önemli bilgileri kaydetmeyi başarmışlardır. Egor Kazimiroviç Meyendorf, Türkistan bölgesini ziyaret eden Rus diplomatik heyetlerinin birinin üyesidir. Buhara Hanlığı'nda ve Türkistan bölgesinde gördüklerini bir kitap halinde Fransa'da yayımlamıştır. Çalışmamızın ana konusu Egor Kazimiroviç Meyendorf'u tanımak ve bölge hakkında yazdığı kitabın Buhara Hanlığı açısından değerlendirilmesini yapmaktır.
Nüfus ve Temettüat defterlerine göre Beşkonak nahiyesi ve Işıklar karyesinin sosyo-ekonomik durumu (1844-1845)
Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan yıkılışına kadar en önemli gelir kaynağını vergiler oluşturmaktaydı. Daha önce tür ve miktar bakımından çeşitlilik gösteren vergiler 1839 Tanzimat'ın ilanından sonra birçok alanda(ekonomik, sosyal, tarımsal) olduğu gibi vergi alanında da yeni düzenleme yapılmış, vergi sistemindeki eski karışıklık giderilmiş ve daha sade bir hal almıştır. Vergi miktarı ve türünü belirlemek amaçlı temettü sayımları yapılmıştır. Vergiler kişinin yıllık kazancına göre hesaplanıp kayıt altına alınmıştır. Kayıtların tutulduğu defterlere de Temettüat Defterleri denilmiştir. Yüksek lisans tezi olarak yaptığım bu çalışma Teke Sancağının Serik kazasına bağlı Beşkonak Nahiyesi ve Işıklar karyesi Temettüat Defterleri transkribe edilerek temel kaynak olarak kullanılmıştır. Defterlerden elde edilen bilgi ve bulgulardan yola çıkarak bölgenin ve dönemin demografik, sosyal, ekonomik hayatı üzerine bir nebze de olsa ışık tutmaya çalışılmıştır. Beşkonak Nahiyesine ait defter ML.VRD.TMT.d koduyla 10537 numaralı defterdir. Bu defterin ebadı 18,7x88'dir. Defterin kaydedildiği tarih H.1260-1261/M.1844-1845'tir. Yazılı sayfa adedi 79, boş sayfa adedi 13 olup toplam 92 sayfadan müteşekkildir. Beşkonak nahiyesi karyeleri Karye-i Nefs-i Bucak, Karye-i Karadut, Karye-i Karabük, Karye-i Serik Der Karabük, Karye-i Tazı, Karye-i Bozyaka, Karye-i Bolasan, Karye-i Karataş olup toplamda 8 karyeden oluşmuştur. Işıklar karyesine ait defter ise ML.VRD.TMT.d kodlu 10538 numaralı defterdir. Ebadı 18x51 olup, toplam numaralı sayfa adedi 60'tır. Bu defter de H.1260-1261/M.1844-1845 yılları arasında tutulmuş resmi kayıtlardır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Tanzimat, Temettüat, Vergi.
İsmet İnönü Dönemi Kütahya milletvekilleri ve faaliyetleri (1939-1950)
Bu yüksek lisans tezi çalışmasında İsmet İnönü Dönemi'nde (1939-1950) Kütahya'dan seçilen milletvekillerinin hayatları ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Kütahya'daki faaliyetleri incelendi. Türkiye Büyük Millet Meclisi VI. VII. ve VIII. yasama dönemlerini kapsayan bu çalışmamda Kütahya milletvekillerinin çalışmaları dönemler halinde incelenmiştir. VI. ve VII. Dönem milletvekilleri 2. Dünya Savaşı'nın getirmiş olduğu sorunlar ile uğraştılar. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası değişen siyasi atmosfer ile birlikte VIII. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ikinci parti olarak Demokrat Parti de katılmıştır. Bu dönemde Kütahya'da ise Cumhuriyet Halk Partisi 3 milletvekili çıkarmış iken Demokrat Parti 7 milletvekili çıkararak birinci parti olmuştur. Demokrat Parti'nin kurucularından Adnan Menderes de Kütahya'dan seçilen milletvekillerindendir. Kütahya milletvekillerinin büyük bir kısmı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde ve Kütahya'da yoğun bir faaliyet göstermişlerdir. Tüm bu yönleriyle ele alındığı zaman Kütahya Milletvekilleri Türkiye'nin geleceğinde etkili bir biçimde görev almışlardır. Anahtar Kelimeler: Kütahya, Milletvekilleri Faaliyetleri, İsmet İnönü, Adnan Menderes, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Antalya Hapishanesi
Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Antalya Hapishanesi, başlığını taşıyan tezde, Osmanlı Devleti'nde 19. Yüzyılın ikinci yarısından sonra meydana gelen hapishane reformu sürecinin Antalya hapishanesine etkileri saptanmıştır. Hapishaneler ile alakalı kaleme alınmış, Gültekin Yıldız'ın Mapusane ve Emine Gürsoy Naskali ile Hilal Oytun Altun'un editörlüğündeki makaleler derlemesi olan Hapishane Kitabı adlı eserlerini ana kaynak olarak kabul edebiliriz. Konuyla alakalı pek çok makale de yazılmıştır. Bunlar arasında Ali Rıza Gönüllü'nün, Osmanlı Devleti'nin Son Dönemlerinde Isparta Hapishanesi (1867-1920) ve Nurgül Bozkurt'un, 20. Yüzyıl Başlarında Kütahya Hapishanesinin Genel Durumu isimli çalışmaları yer alır. Bunun yanında kaleme alınan tezler de mevcuttur. Ufuk Adak'ın, 19. Yüzyılın Sonları 20. Yüzyılın Başlarında Aydın Vilayeti'ndeki Hapishaneler ve Nazmiye Akbey'in 19. Yüzyılın Sonları 20.Yüzyılın Başlarında Sinop Hapishanesi adlı çalışmaları da oldukça önemlidir. Bizim de Antalya hapishanesini ele aldığımız çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, suçun kaynağına inerek ilk hangi duygularla ne zaman baş gösterdiğini ve nasıl geliştiğinin yanında, suç, ceza ve hapishane kavramlarını İslam Tarihi'nden başlayıp, Osmanlı Devleti'ne kadar getirerek tanımlarının yanı sıra, bu kavramların gelişimleri hakkında da bilgiler verilmiştir. Bunun yanında Avrupa'daki hapishanelerden ve oluşturulan çeşitli hapishane modellerinden bahsedilmiştir. Daha sonra suç, ceza ve hapishane kavramları tamamen Osmanlı Devleti açısından incelenmiştir. Hadd, ta'zir ve kısas suçlarının neler olduğu, bu suçu işleyen kişilere ne gibi cezaların uygulandığı, İslam Tarihi'nden de faydalanarak ifade edilmeye çalışılmıştır. Çünkü Osmanlı Devleti'nin uyguladığı yasaların tamamının tabanında, İslam Hukuku yer aldığından dolayı, aralarındaki bağ yadsınamazdır. Daha sonra zindandan hapishaneye geçiş sürecinin yaşandığı, Tanzimat Dönemi'ndeki ceza anlayışının ne gibi değişiklere uğradığını 1840,1851 ve 1858 tarihlerinde çıkarılan Ceza Kanunnameleri üzerinden değerlendirilmiştir. Ardından Osmanlı Devleti'nde hapishaneler adına gerçekleştirilen ıslahatlara yer vermiştir. İkinci bölümde, ilk olarak hapishanenin bulunduğu yer olan Antalya şehri hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Daha sonra hapishanenin yeri ve yeniden inşası sürecinden erişebildiğimiz arşiv kaynaklarındaki bilgiler kadarıyla bahsedilmiştir. Hapishanenin geçirdiği tamir süreci, genişletilmesi, ek oda inşaatları ve bunun yanında gasilhane, abdesthane gibi mahkumlar için yapılan inşa faaliyetlerine de yer verilmiştir. Hemen ardından, tayinat konusundan ve yaşanılan sorunlardan detaylıca bahsedilmiştir. Son olarak da hapishane yönetiminde kimlerin olduğu, görevleri maaşları ve tayinleri mevzusu değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, ulaşabildiğimiz arşiv belgeleri ışığında, Antalya hapishanesindeki mahkumlar tüm yönleriyle ele alınmaya çalışılmıştır.
XX.YY. Başlarında Erzurum Hapishanesi
ÖZET XX. YÜZYIL BAŞLARINDA ERZURUM HAPİSHANESİ GÜNDOĞDU, Sevda Yüksek Lisans Tezi, Tarih Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Dr. Öğr. Üyesi Kevser DEĞİRMENCİ Kasım, 2019, 123 sayfa Osmanlı Devleti'nde XIX. Yüzyılın ikinci yarısı ve sonraki yıllarda "Hapishane Islahı" süreci yaşanmıştır. Çalışmamızda diğer Osmanlı vilayet hapishanelerinde olduğu gibi Erzurum vilayet hapishanesinin de ıslah edilmesine yönelik çalışmalar yapılmıştır. Hapishaneler ile ilgili kaleme alınmış, Gültekin Yıldız'ın Mapusane ve Emine Gürsoy Naskali ile Hilal Oytun Altun'un editörlüğündeki makaleler derlemesi olan Hapishane Kitabı adlı eserlerini ana kaynak olarak kabul etmemiz mümkündür. Ayrıca konuyla alakalı pek çok makale de yazılmıştır. Bunlar arasında Ali Rıza Gönüllü'nün, Osmanlı Devleti'nin Son Dönemlerinde Isparta Hapishanesi (1867-1920) ve Kevser Değirmenci'nin XX. YY. Başlarında Nevşehir Hapishanesinin Durumu isimli çalışmalar yer almaktadır. Bunun yanında kaleme alınan tezler de mevcuttur. Ufuk Adak'ın, 19. Yüzyılın Sonları 20. Yüzyılın Başlarında Aydın Vilayeti'ndeki Hapishaneler ve Nazmiye Akbey'in 19. Yüzyılın Sonları 20.Yüzyılın Başlarında Sinop Hapishanesi adlı çalışmaları da oldukça önemlidir. Bizim de XX. Yüzyıl Başlarında Erzurum Hapishanesi adlı çalışmamız iki bölüm olarak ihtiva etmektedir. XX. Yüzyıl Başlarında Erzurum Hapishanesi adlı tezin birinci bölümünde; Osmanlı hukukunda suç, ceza ve hapis bağlamında konulara değinilmiştir. Osmanlı Devleti'nde Şer'i ve Örfi olarak düzenlenen hukuk kuralları kapsamında düzenlenen kanunlar anlatılarak hadd, kısas ve tazir suçları tasniflendirilmiştir. Tasniflendirilen bu suçlarda; zindan, kalebentlik, pranga, kürek çekme ve tomruk gibi hapis türlerinde bu cezaların ifa edildiği anlatılmıştır. Bedene yönelik verilen bu cezalara Tanzimat Fermanıyla birlikte yapılan değişiklikler de belirtilmiştir. Fermanın ilan edilmesi ve ardından çıkarılan kanunlarla (1840, 1851, 1858 Tarihli Ceza Kanunnameleri) Osmanlı vatandaşlarının can, mal ve namus güvenliği devlet tarafından güvence altına alınarak yaşanan bu değişimler anlatılmaya çalışılmıştır. Batılı Devletlerin Osmanlı Devleti'ne müdahale amacıyla hapishaneler konusunu gündemde tutması Devletin 1856 yılında bir ferman ilan etmesine sebebiyet vermiştir. Islahat Fermanı olarak adlandırılan bu ferman ile Osmanlı Devletinde bir dönüşüm yaşandığı açıklanmıştır. Osmanlı vilayet hapishanelerinin düzenlenmesi sürecine geçildiği bu dönemde 1859'da Muhakemet Nizamnamesi yayınlanmış ve bunu 1880 tarihli Hapishaneler Nizamnamesin izlemiştir. 1908 yılında ise Jön Türker'in yönetime geçmesiyle hapishane kurumlarında yapılan düzenlemelere dikkat çekilmiş ve bu dönemde çıkarılan kanunlar ele alınmıştır. Tezin ikinci bölümünde ise Erzurum Vilayet Hapishanesi arşiv belgelerine dayanarak hapishane tüm yönüyle anlatılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Suç, Ceza, Hapis, Ferman, Kanunname, Erzurum, Erzurum Hapishane
İstanbul İstiklal Mahkemesi
Farklı farklı yer ve zamanlarda kurulan İstiklal Mahkemeleri 1920-1927 yılları arasında faaliyet göstererek Türkiye Cumhuriyeti tarihinde büyük öneme sahip olmuştur. İstiklal Mahkemeleri bulunduğu dönemin şartlarına ve kurulduğu bölgenin özelliklerine göre farklılıklar göstermiştir. Fakat genel hatlarıyla mahkemeleri gruplandırmak gerekirse bu mahkemeleri Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet sonrası İstiklal Mahkemeleri olarak ayırabiliriz. Cumhuriyet öncesinde yani Millî Mücadele döneminde faaliyet gösteren mahkemeler var olma mücadelesi niyetiyle kurulduğu için ihtilal mahkemeleri olarak adlandırılırken, Cumhuriyet sonrası İstiklal Mahkemeleri ise Cumhuriyet rejiminin devamını sağlamak ve inkılapların gerçekleşmesine yardımcı olmak maksatlı kuruldukları için inkılap mahkemeleri olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmada Cumhuriyet Dönemi İstiklal Mahkemeleri'nden olan İstanbul İstiklal Mahkemesi ele alınmıştır. Bu kapsamda mahkemenin kuruluşu öncesi siyasi durum, mahkeme üyeleri, mahkemenin faaliyetleri ve baktığı davalar ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bununla beraber bu çalışmada mahkemenin kuruluş amacı olan halifelik sorunu irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: İstiklal Mahkemeleri, İstanbul İstiklal Mahkemesi, Halifelik